İYUK Madde 1



  • Kapsam ve Nitelik

    İYUK Madde 1

    1.Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tabidir.

    2.Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır.




  • İYUK 1. Madde Emsal Danıştay Kararları


    YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/21943 Karar: 2016/189
    Tarih: 12.01.2016

    • İYUK 1. Madde

    Dava dilekçesinde, davalı Oda'nın 08.01.2014 tarihli genel kurul toplantısında yapılan seçimlerin iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

    KARAR : Davacı vekili, davalı 08.01.2014 tarihli genel kurul toplantısında yapılan seçimlerin iptalini (Oda Genel Kurulu kararının iptalini) istemiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

    Anayasanın 135. maddesineAnayasanın 135. maddesine göre kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarının belli meslek mensuplarının müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileri oldukları vurgulanmıştır.

    2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 21.09.1995 tarih ve E:1995/27 K:1995/47 Sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme: 08.06.2000-4577/5. madde 1. maddesi a-fıkrası "İdari İşlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları"nın, idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini düzenlemiştir.

    SONUÇ : Temyize konu davada, davalı idarenin işleminin iptali istendiğine göre, dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı biçimde karar verilmesi doğru değil ise de, davanın reddi sonucu itibariyle doğru olduğundan, hükmün gerekçe değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 12.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2013/8500 Karar: 2013/14217
    Tarih: 03.10.2013

    • İYUK 1. Madde

    Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    Karar: Borçlu vekili, vekil edeni aleyhine, Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/347 Esas ve 2012/560 Karar sayılı ipotek bedelinin arttırılması alacağına dair ilamına dayalı olarak ilamlı icra takibi başlatıldığını, alacaklının 6352 Sayılı Yasanın 58. maddesi ile Değişik 2577 Sayılı Yasanın 28. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrasına göre, vekil eden idareye yazılı başvuruda bulunarak, alacağının ödenmesini talep edip, 30 günlük kanuni bekleme süresinden sonra ödeme yapılmaması halinde icra takibi başlatması gerekirken, bu yasal zorunluluk yerine getirilmeden başlatılan takibin iptaline karar verilmesini talep etmiş; mahkemece, talep kabul edilerek takibin iptaline karar verilmesi üzerine hüküm, alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Talep, 41. maddesi yollamasıyla 16. maddesine dayalı şikayete ilişkindir.

    6352 Sayılı Yasanın 58. maddesi6352 Sayılı Yasanın 58. maddesi ile değişik 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28/2. maddesinin <... Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur...> hükmünü içermektedir.

    Ancak, 2577 Sayılı Yasanın 1. maddesi uyarınca; Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri'nin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu kanunda gösterilen usullere tabi olup, yasanın 28/2. maddesine ilişkin anılan değişikliğin, adli yargı mahkemeleri tarafından verilen ilamların infazında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Mahkemece bu yöndeki şikayetin reddi gerekirken, anılan gerekçeyle kabulü isabetsizdir.

    Sonuç: Alacaklılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle 366. ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca 388/4. ( m. 297/ç) ve 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 03.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4952 Karar : 2016/10621
    Tarih : 16.06.2016

    • İYUK 1. Madde

    Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire`ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... sayılı alacak ilamı borçlu aleyhine takibe konulmuş olup, borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; müvekkili İdareye 6352 sayılı Yasa'nın 58. maddesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 28/2. maddesindeki değişiklik kapsamında alacağın tahsiline yönelik herhangi bir başvuru yapılmaksızın takip başlatılmasının yasal dayanağı olmadığından bahisle takibin iptalini talep etmiştir. Mahkemece, idareye başvuru yapılmaksızın icra takibi başlatıldığı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile icra emrinin iptaline karar verilmiştir. Hüküm alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.

    6352 sayılı Yasa'nın 58. maddesi ile değişik 2577 sayılı Yasa'nın 28 inci maddesinin (2) fıkrasına göre “...Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur..." Ancak 2577 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca; “Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri'nin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usullere tabi ...” olup, Yasa`nın 28/2. maddesindeki anılan değişikliğin adli yargı mahkemeleri tarafından verilen ilamların infazında uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu husus gözetilerek şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle şikayetin kabulü ile İcra emrinin iptaline hükmolunması isabetsizdir.

    SONUÇ: Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK`nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2009/6366 Karar : 2009/13289
    Tarih : 16.11.2009

    • İYUK 1. Madde

    Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

    Davacı, mülkiyeti il Özel idaresine ait merkez K ... Mahallesi B ... caddesi S... H ... ve Ö... i... işhanı'nda bulunan 10 nolu işyerinin, il Encümeninin 09.04.2008 tarih ve 81 sayılı kararıyla davacıya 130.000,00 YTL' ye satılmasına karar verildiğini, davacının alım için yasal gerekleri yerine getirmediğinden, il Encümeninin 14.05.2008 gün ve 122 sayılı kararı ile geçici teminatın irad kaydına ve ihalelere katılmama yasağı içişleri Bakanlığı'na bildirilmesine ve tüm hakların saklı tutulmasına ve işyerinin tekrar ihaleye çıkarılmasına karar verildiği ve söz konusu yerin 120.000,00 YTL karşılığında dava dışı Abdullah`a satıldığını, davalının eylemi nedeniyle ikinci ihale yapılarak daha düşük fiyat ile satılması nedeniyle idarenin zarara uğradığından bahisle 8.000,00 YTL idare zararının yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, davacı idarenin ihaleden kaynaklanan zararının tahsilini davasını idari yargıda açması gerektiğinden bahisle dava dilekçesinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı, idare kendisine ait taşınmazın il encümen kararı ile davalıya satılmasına karar verilip, davalı tarafından satışa ilişkin işlemlerin yapılmaması nedeniyle ikinci bir ihale açıldığını, taşınmazın daha düşük bedelle dava dışı üçüncü şahsa ihale edildiğinden bahisle iki ihale bedeli arasındaki fark nedeniyle uğradığı zararın tahsili istemi ile eldeki davayı açmış, mahkemece davanın idari yargıda görülmesi gerektiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu`nun "kapsamı ve nitelik" başlıklı 1. ve 2. maddelerinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı belirlenmiş olup, bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, idari yargının görev alanına giren dava türleri arasında idarenin bizzat kendisi tarafından özel ya da tüzel kişilere karşı açacağı davalar bulunmamaktadır. Eldeki dava, satım sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davanın bu niteliği ve davacının idare olması nazara alındığında, idari yargı yeri değil, adli yargı yeri görevlidir. Böyle olunca mahkemece, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma gerektirir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • DANIŞTAY 14. DAİRE
    Esas : 2012/4890 Karar : 2013/1996
    Tarih : 21.03.2013

    • İYUK 1. Madde

    İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793 Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan binada ruhsatsız baz istasyonu yapıldığından bahisle, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 42. maddesi uyarınca 2248,40-TL para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 günlü, 1171 sayılı Karabağlar Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılmıştır.

    İzmir 3. İdare Mahkemesinin tek hakimle verilen 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararıyla; mevcut ruhsatlı yapı üzerine baz istasyonu yapılmasının 3194 sayılı Kanun kapsamında ruhsat gerektirdiği açık olduğundan,ruhsatsız olarak yapıldığı sabit olan yapı nedeniyle para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafından yapılan itiraz başvurusu üzerine; İzmir Bölge İdare Mahkemesince; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu`nun 28. maddesinin 10. fıkrasında yer alan, üçbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu gerekçesiyle itirazın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

    Danıştay Başsavcılığınca; Bölge İdare Mahkemesince verilen itirazın incelenmeksizin reddine ilişkin kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kanun yararına bozulması istenilmektedir.

    2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 1. maddesinin 1. fıkrasında; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünün, bu Kanunda gösterilen usullere tabi olduğu düzenlenmiştir.

    5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde; diğer genel hükümlerinin ise, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 16. maddesinde; kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idarî para cezası ve idarî yaptırımlardan ibaret olduğu; 27. maddesinin 1. Fıkrasında; idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği; aynı maddenin 8. fıkrasında, idarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde; idarî yaptırım kararına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptali talebiyle birlikte idari yargı merciinde görüleceği, yine aynı Kanun'un 28`inci maddesinin 10. fıkrasında ise; üç bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu, hükme bağlanmıştır.

    Öte yandan, Kanun'un 27. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, idari yaptırım kararına konu olan fiil nedeniyle kişi hakkında aynı zamanda idari yargının görev alanına giren başka bir işlem de tesis edilmiş olması halinde, iki işlem birlikte idari yargıda dava konusu edilecektir. Yasa koyucu tarafından aynı fiil nedeniyle kişi hakkında uygulanan iki ayrı işleme karşı açılan davaların farklı yargı düzenlerinde çözümlenmesini engellemek amacıyla anılan hükme yer verilmiştir. Kanun`un 27. maddesinin 8. fıkrasında belirtilen davanın birlikte idari yargı merciinde görüleceği ifadesinin ise, davanın aynı yargı düzeninde görüleceğini ifade etmek için kullanıldığı tartışmasızdır.

    Ayrıca; Anayasa Mahkemesince, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 42. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan cezalara karşı, cezanın tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğine ilişkin düzenlemenin iptali istemiyle açılan davaya yönelik olarak verilen 15.5.1997 günlü, E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararda; bir idari işlemin bir bölümünün idari yargının, diğer bir bölümünün ise adli yargının denetimine bırakılmasında, kamu yararı bulunmadığı, zira bu işlemlerin, kamu gücünün kullanılmasıyla ilgili bir idari işlemin devamı ve idari bir yasağa aykırı davranan kişiye idari bir yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğu, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde de idari yargının yetkili olacağı, idarenin aynı yapı için aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesinin yargılamanın bütünlüğünü bozacağı, idari bir işlemin bölünerek bir bölümünün idari yargının bir bölümünün de adli yargının denetimine bırakılmasında isabet bulunmadığı belirtilmek suretiyle anılan düzenleme iptal edilmiştir.

    Yine Anayasa Mahkemesince, 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 31. maddesiyle değiştirilen 5326 sayılı Kabahatler Kanunu`nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin iptali istemiyle açılan davaya yönelik olarak verilen 5.4.2007 günlü E:2007/35, K:2007/36 sayılı kararda da; Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin, “idari yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hali"nin varlığını aradığı, bu çerçevede, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesi işlemi, imar mevzuatına aykırı bir yapılanmanın tespiti, önlenmesi veya giderilmesine yönelik idari bir işlemin devamı niteliğinde bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin (8) numaralı fıkrası uyarınca idari yaptırım kararının yanı sıra idari yargının görev alanına giren başka bir kararın da verilmiş olduğunun ve buna bağlı olarak söz konusu para cezalarına karşı açılacak davalarda idari yargının görevli olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde açılan davanın, itiraz başvurusunda bulunan Sulh Ceza Mahkemesinin görevine girmediği belirtilerek itiraz başvurusu Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddedilmiştir.

    Dosyanın incelenmesinden; İzmir İli, Karabağlar İlçesi, 2793. Sokak, 42300 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın dördüncü katında ruhsatsız olarak iki adet baz istasyonu yapıldığının 21.06.2010 tarih ve 2342 sayılı yapı tatil tutanağı ile tespiti üzerine, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca davacıya 2,248,40-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 01.07.2010 gün ve 1171 sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda tek hakimle verilen İzmir 3. İdare Mahkemesi'nin 06.05.2011 günlü, E:2010/1384, K:2011/988 sayılı kararına yapılan itirazın İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 günlü, E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu`nun 28. maddesinin 10. fıkrasında yer alan, üç bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu yolundaki hüküm uyarınca, incelenmeksizin reddedildiği anlaşılmaktadır.

    İncelenen uyuşmazlıkta; öngörülen idari para cezasının, 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda da idari para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği, ancak; idari para cezasına konu yapı ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın yapı tatil tutanağı ile belirlenmesi üzerine verildiği anlaşıldığından; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği, idari yargı düzeninde ise, yargılama usulü olarak, İdari Yargılama Usulünün uygulanması, 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının amir hükmünün gereği olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu`nda ise; belli parasal miktarın altındaki uyuşmazlıklar hakkında idare mahkemesince verilen kararların kesin olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

    Öte yandan; Kabahatler Kanunu`nun, idari para cezasına itirazı düzenleyen maddeleri ile bu itiraz sonucunda verilen kararlardan belli tutara ilişkin olanlarının kesin olduğunu hükme bağlayan maddesinin birlikte incelenmesinden; tüm bu maddelerin, "Adli Yargı Düzenine" dahil sulh ceza mahkemelerine yapılacak başvuru ve bu başvuru sonucu Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca yapılacak yargılama ve bu yargılama nihayetinde verilen kararlarla ilgili olduğu görülmektedir.

    Bu durumda; Bölge İdare Mahkemesinin, davacının itiraz başvurusu üzerine, olayda uygulanma imkanı bulunmayan, 5326 sayılı Kabahatlar Kanunu`nun 28. maddesinin 10. fıkrası uyarınca itirazın incelenmeksizin reddine ilişkin kararında hukuki isabet görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 10.10.2011 günlü, E:2011/3318, K:2011/4279 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere (KANUN YARARINA BOZULMASINA), kararın birer örneğinin ilgili Karabağlar Belediye Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete`de yayımlanmasına, oybirliğiyle karar verildi.