CMK Madde 5



  • Görevsizlik Kararı Verilmesi Gereken Hâl ve Sonucu

    CMK Madde 5

    (1) İddianamenin kabulünden sonra; işin, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.

    (2) Adlî yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.




  • CMK Madde 5 Gerekçesi

    Madde, suçun davayı gören mahkemenin görevini aştığının veya dışında kaldığının saptandığı hâllerde, işin derhâl görevli mahkemeye gönderilmesini öngörmektedir. Böylece hem sanığın güvencesi saklı kalmış ve hem de gecikmeyi gidermek olanağı sağlanmış bulunmaktadır.

    Maddenin ikinci fıkrasında bu karara karşı Cumhuriyet savcısının acele itiraz yoluna gidebileceği açıklanmıştır.



  • CMK 5. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/6129 Karar : 2018/328
    Tarih : 25.01.2018

    • CMK 5. Madde

    Hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarından sanık ...’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1-b, 143, 168/1, 116/4, 119/1-c ve 62. maddeleri gereğince 1 yıl 5 ay 23 gün hapis ve 1 yıl 8 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair BİNGÖL 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 31/05/2016 tarihli ve 2015/319 esas, 2016/547 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 20.11.2017 gün ve 12478/2016 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.11.2017 gün ve 2017/66865 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

    Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

    Dosya kapsamına göre,

    1-Kayden 01/06/1994 doğumlu olup, suçun işlendiği 29/05/2010 tarihinde 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan ... hakkındaki davaya, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 26/1. maddesi uyarınca, Çocuk Mahkemesi tarafından bakılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmemesinde veya davaya Çocuk Mahkemesi sıfatıyla bakılmamasında,

    2-Kayden 01/06/1994 doğumlu olup, suç tarihinde 15-18 yaş grubunda olduğu anlaşılan ... hakkında tayin olunan cezadan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31/3. maddesi gereğince indirim yapılmamasında,

    3- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53/4. maddesinde yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan ... hakkında, aynı Kanun’un 53. maddesinde belirtilen hak yoksunluklarına hükmedilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

    1- Suçun işlendiği 29.05.2010 tarihinde 18 yaşından küçük bulunan ... hakkındaki kamu davasına, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 26/1. maddesi uyarınca, Çocuk Mahkemesi tarafından bakılması gerektiğinden 5271 sayılı CMK’nın 3 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın Çocuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi veya davaya Çocuk Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2- Kayden 01.06.1994 doğumlu olup, suçun işlendiği 29.05.2010 tarihinde 18 yaşını doldurmadığı anlaşılan ... hakkında tayin olunan cezadan TCK’nın 31/3. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılmaksızın fazla ceza tayini,

    3- 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 4. fıkrası gereğince fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan ... hakkında aynı maddenin 1. fıkrasında sayılan hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi, nedenleriyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (BİNGÖL) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 31.05.2016 gün ve 2015/319 E., 2016/547 K. sayılı kararın, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (b) bendi uyarınca sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/6963 Karar : 2018/23
    Tarih : 8.01.2018

    • CMK 5. Madde

    Kasten yaralama suçundan suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ... haklarında yapılan yargılama sonunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 05/02/2015 tarihli ve 170 sayılı kararıyla ... 1. ve 2. Çocuk Mahkemelerinin 25/02/2015 tarihinde faaliyete geçirildiği gerekçesiyle 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 26. maddesi ile aynı Kanun'un geçici 1 ve 3.maddeleri uyarınca mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli ve yetkili Çocuk Mahkemesine gönderilmesine dair ... 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/05/2015 tarihli ve 2014/602 esas, 2015/391 sayılı kararını müteakip, ... 1. Çocuk Mahkemesinin 03/09/2015 tarihli ve 2015/838 esas, 2015/586 sayılı kararıyla mahkemenin görevsizliğine karar vermesi üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosyanın gönderildiği ... 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... 16. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ilişkin 06/10/2015 tarihli ve 2015/814 değişik iş sayılı kararın;

    Dosya kapsamına göre, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16/07/2008 tarihli ve 2008/7210-16565 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere;

    T.C. Anayasası’nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.", 142. maddesinde "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3/1. maddesinde "Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.", 4/1. maddesinde "Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6. madde hükmü saklıdır.", 5/1. maddesinde "İddianamenin kabulünden sonra, işin davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.", 5395 Çocuk Koruma Kanunu'nun 26. maddesindeki "(1)Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar. (2) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından işlenen ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarla ilgili davalara bakar. (3) Mahkemeler ve çocuk hâkimi, bu Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla görevlidir. (4) Çocuklar hakkında açılan kamu davaları, Kanunun 17 nci Maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunla kurulan mahkemelerde görülür." yine aynı Kanun'un geçici 1, 2 ve 3. maddelerinde " (1) 2253 sayılı Kanun gereğince kurulan çocuk mahkemelerinde derdest bulunan ve bu Kanun ile kurulan çocuk mahkemesinin görevine giren dava ve işler, bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde çocuk mahkemesine devredilir. (2) Genel ceza mahkemelerinde görülmekte olan ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz yaşını doldurmuş olan sanıklar hakkındaki dava ve işler çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerine devredilmez. (3) Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet başsavcılığı ve görevli mahkemelerce bu Kanun hükümlerine göre yapılır.", 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 307/1. maddesinde "Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.", anılan Kanun'un 308. maddesinde "Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır... 4) Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi....." hükümlerinin yer aldığı;

    Merci ... 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 170 sayılı kararında derdest davaların yeni kurulan çocuk mahkemelerine devri yönünde hüküm bulunmadığı, 09/10/2013 tarihli ve 801 sayılı Yargı Çevresi Değişikliği konulu kararında ise derdest davaların kesinleşinceye kadar halen görüldükleri mahkemeleri tarafından bakılması gerektiğinin belirtildiği gerekçesiyle karar tesis edilmiş ise de; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun anılan kararlarının göreve ilişkin kanun hükümlerini yürürlükten kaldırma niteliği taşımadığı, mahkemelerin görevlerinin kanunla belirlenmesine ilişkin anayasal ve yasal kuralların idari nitelikte bir işlemle değiştirilemeyeceği gözetilmeden ... 1. Çocuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması yerine, yazılı şekilde karar verilmiş olmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 12/12/2017 gün ve 94660652-105-34-8994-2017-Kyb sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

    Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulü ile ... 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06/10/2015 tarihli ve 2015/814 Değişik İş sayılı Kararın CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 08/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2666 Karar : 2017/2704
    Tarih : 20.06.2017

    • CMK 5. Madde

    Hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından suça sürüklenen çocuklar ..., ... ve ... haklarında yapılan yargılama sonunda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 05/02/2015 tarihli ve 170 sayılı kararıyla ... Çocuk Mahkemelerinin 25/02/2015 tarihinde faaliyete geçirildiği gerekçesiyle 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu`nun 26. maddesi uyarınca, mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli ve yetkili Çocuk Mahkemesine gönderilmesine dair ... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/02/2015 tarihli ve 2013/706 esas, 2015/158 sayılı kararını müteakip, ... 2. Çocuk Mahkemesinin 17/05/2015 tarihli ve 2015/294 Esas, 2015/186 Karar sayılı kararıyla mahkemenin görevsizliğine karar vermesi üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosyanın gönderildiği ... 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ilişkin 03/06/2015 tarihli ve 2015/638 Değişik İş sayılı kararın;

    Dosya kapsamına göre, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16/07/2008 tarihli ve 2008/7210-16565 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere;

    T.C. Anayasası’nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.", 142. maddesinde "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3/1. maddesinde "Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.", 4/1. maddesinde "Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6. madde hükmü saklıdır.", 5/1. maddesinde "İddianamenin kabulünden sonra, işin davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir. "5395 Çocuk Koruma Kanunu`nun 26. maddesindeki "(1) Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar.

    (2) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından işlenen ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarla ilgili davalara bakar.

    (3) Mahkemeler ve çocuk hâkimi, bu Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla görevlidir.

    (4) Çocuklar hakkında açılan kamu davaları, Kanunun 17 nci maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunla kurulan mahkemelerde görülür." yine aynı Kanun`un geçici 1, 2 ve 3. maddelerinde "(1) 2253 sayılı Kanun gereğince kurulan çocuk mahkemelerinde derdest bulunan ve bu Kanun ile kurulan çocuk mahkemesinin görevine giren dava ve işler, bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde çocuk mahkemesine devredilir.

    (2) Genel ceza mahkemelerinde görülmekte olan ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz yaşını doldurmuş olan sanıklar hakkındaki dava ve işler çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerine devredilmez.

    (3) Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet başsavcılığı ve görevli mahkemelerce bu Kanun hükümlerine göre yapılır.", 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 307/1. maddesinde "Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.", anılan Kanun`un 308. maddesinde "Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır... 4) Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi....." hükümlerinin yer aldığı;

    Merci ... 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 170 sayılı kararında derdest davaların yeni kurulan çocuk mahkemelerine devri yönünde hüküm bulunmadığı, 09/10/2013 tarihli ve 801 sayılı Yargı Çevresi Değişikliği konulu kararında ise derdest davaların kesinleşinceye kadar halen görüldükleri mahkemeleri tarafından bakılması gerektiğinin belirtildiği gerekçesiyle karar tesis edilmiş ise de; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun anılan kararlarının göreve ilişkin kanun hükümlerini yürürlükten kaldırma niteliği taşımadığı, mahkemelerin görevlerinin kanunla belirlenmesine ilişkin anayasal ve yasal kuralların idari nitelikte bir işlemle değiştirilemeyeceği, somut olayda çocuk mahkemesinin görevli olacağı gözetilmeden ... 2. Çocuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması yerine, yazılı şekilde karar verilmiş olmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 27/04/2017 gün ve 94660652-105-34-4210-2017-Kyb sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C.Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

    Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulü ile ... 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03/06/2015 tarihli ve 2015/638 Değişik İş sayılı Kararın CMK`nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 20/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/18992 Karar : 2017/1257
    Tarih : 7.02.2017

    • CMK 5. Madde

    Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan sanık ...’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 125/4, 62/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1.740 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/05/2016 tarihli ve 2015/846 esas, 2016/457 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13/12/2016 gün ve 394723 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:

    İstem yazısında; “T.C. Anayasası’nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.", 142. maddesinde "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3/1. maddesinde "Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.", 4/1. maddesinde "Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6. madde hükmü saklıdır.", 5/1. maddesinde "İddianamenin kabulünden sonra, işin davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.", 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 27. maddesinin 1. fıkrasında "Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı açılan davalardan, ağır ceza işlerinden olanlar ağır ceza mahkemelerinde, diğerleri asliye ceza mahkemelerinde görülür.", 2. fıkrasında ise "Bir yerde ağır ceza veya asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür.", şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, Çanakkale yargı sınırları içerisinde birden fazla Asliye Ceza Mahkemesi bulunması karşısında, söz konusu kamu davasının görevsizlikle Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

    Hukuksal Değerlendirme:

    Anayasanın 37/1. maddesi uyarınca; "hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz." Anayasanın 142. maddesine göre de "mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulü kanunla düzenlenir." Aynı doğrultudaki 5271 sayılı Yasanın 3/1. maddesi gereği “mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir." Aynca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesi uyarınca; "her şahıs, ... kanuni bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının dinlenmesini isteme hakkına sahiptir."

    Belirtilen yasal düzenlemeler, demokratik ve hukuka bağlı bir devlet düzeninde kişiler için bir güvence olarak öngörülen 'doğal/yasal yargıç' ilkesinin ve “adil yargılanma hakkının” bir gereğidir.

    5187 sayılı Basın Kanunun 27.maddesinde "Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu Kanunda öngörülen diğer suçlardan dolayı açılan davalardan, ağır ceza işlerinden olanlar ağır ceza mahkemelerinde, diğerleri asliye ceza mahkemelerinde görülür.

    Bir yerde ağır ceza veya asliye ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde bu davalar iki numaralı mahkemede görülür." hükmüne yer verilmiştir.

    5187 sayılı Basın Yasasının 27/2. maddesinde, basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu kanunda öngörülen suçlara ilişkin yetkili mahkemenin özel olarak düzenlenerek, bir yerde birden fazla asliye ceza mahkemesinin bulunması durumunda 2 numaralı mahkemenin bu tür suçlarda yetkili olacağına ilişkin özel yetki kuralı getirilmesi ve somut olayında basılmış eserle işlenmesi karşısında, davanın Çanakkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi yerine Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesinde görülmesi hukuka aykırıdır.

    Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

    1- Hakaret suçundan sanık ...’i hakkında, Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/05/2016 tarihli ve 2015/846 esas, 2016/457 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

    2- Bozma kararı doğrultusunda, anılan Kanun maddesinin 4/b fıkrası uyarınca yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın mahkemesine iadesine, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 07.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/11412 Karar : 2017/108
    Tarih : 11.01.2017

    • CMK 5. Madde

    Özel belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında yapılan yargılama sırasında, katılan ...’ya yönelik eylemi nedeniyle yargılandığı Ceyhan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/573 esas, 2012/664 karar sayılı dosyasının birleştirilmesini müteakip, dosyanın yetkili ve görevli bulunan Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Ceyhan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/12/2012 tarihli ve 2011/30 esas, 2012/663 sayılı kararını takiben, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3., 4/1. ve 5/1. maddeleri gereğince mahkemenin görevsizliğine ilişkin, Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesinin 06/03/2013 tarihli ve 2013//88 esas, 2013/125 sayılı kararı sonrasında, oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosyanın gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 17/06/2013 tarihli ve 2013/8941 esas, 2013/6621 karar sayılı ilamı ile Ceyhan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması sonucunda yapılan yargılama neticesinde, sanığın katılan Ahmet Batmaz’a yönelik gerçekleştirmiş olduğu dolandırıcılık suçu nedeniyle mahkumiyetine ve iş bu dosya ile birleştirilmesine karar verilen aynı Mahkemenin 2011/573 esas, 2012/664 karar sayılı dosyanın tefrikine karar verilmesi sonrasında yapılan yargılama sonucunda dosyanın yetkili ve görevli bulunan Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Ceyhan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 13/07/2016 tarihli ve 2016/294 esas, 2016/392 sayılı kararının;

    Dosya kapsamına göre, Ceyhan 3. Asliye Ceza Mahkemesi ile Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 17/06/2013 tarihli ve 2013/8941 esas, 2013/6621 karar sayılı ilamı ile çözümlenmiş olması karşısında Yargıtay kararının kesin nitelikte olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 07/12/2016 gün ve 94660652-105-01-12599-2016-Kyb sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`ndan tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

    Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulü ile Ceyhan 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13/07/2016 tarihli ve 2016/294 esas, 2016/392 sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na TEVDİİNE, 11/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 22. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/21695 Karar : 2015/8789
    Tarih : 11.12.2015

    • CMK 5. Madde

    Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan, suça sürüklenen çocuk D.. İ.. hakkında yapılan yargılama sonunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 05/02/2015 tarihli ve 170 sayılı kararıyla Küçükçekmece 1. ve 2. Çocuk Mahkemelerinin 25/02/2015 tarihinde faaliyete geçirildiği gerekçesiyle 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 26.maddesi ile aynı Kanun`un geçici 1 ve 3.maddeleri uyarınca mahkemenin görevsizliğine, dosyanın görevli ve yetkili Çocuk Mahkemesine gönderilmesine dair, Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2013/552 esas, 2015/69 sayılı kararını müteakip, Küçükçekmece 2. Çocuk Mahkemesinin 16/04/2015 tarihli ve 2015/142-75 sayılı kararıyla mahkemenin görevsizliğine karar vermesi üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosyanın gönderildiği Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ilişkin 21/04/2015 tarihli ve 2015/271 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 19.10.2015 gün ve 2015-E-21105/67408 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19.11.2015 gün ve 2015/354188 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

    Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

    Dosya kapsamına göre, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16/07/2008 tarihli ve 2008/7210-16565 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere;

    T.C. Anayasasının 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.", 142. maddesinde "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.", 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 3/1. maddesinde "Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.", 4/1. maddesinde "Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re'sen karar verebilir. 6. madde hükmü saklıdır.", 5/1. maddesinde "İddianamenin kabulünden sonra, işin davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.", 5395 Çocuk Koruma Kanunu`nun 26.maddesindeki "(1) Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar.

    (2) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından işlenen ve ağır ceza mahkemesinin ` görev alanına giren suçlarla ilgili davalara bakar.

    (3) Mahkemeler ve çocuk hâkimi, bu Kanunda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla görevlidir.

    (4) Çocuklar hakkında açılan kamu davaları, Kanunun 17 nci maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunla kurulan mahkemelerde görülür." yine aynı Kanun`un geçici 1, 2 ve 3.maddelerinde " (1) 2253 sayılı Kanun gereğince kurulan çocuk mahkemelerinde derdest bulunan ve bu Kanun ile kurulan çocuk mahkemesinin görevine giren dava ve işler, bu mahkemeler faaliyete geçtiğinde çocuk mahkemesine devredilir.

    (2) Genel ceza mahkemelerinde görülmekte olan ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz yaşını doldurmuş olan sanıklar hakkındaki dava ve işler çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerine devredilmez.

    (3) Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet Başsavcılığı ve görevli mahkemelerce bu Kanun hükümlerine göre yapılır.", 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 307/1. maddesinde "Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.", anılan Kanun`un 308. maddesinde "Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır... 4) Mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi..." hükümlerinin yer aldığı;

    Merci Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 170 sayılı kararında derdest davaların yeni kurulan çocuk mahkemelerine devri yönünde hüküm bulunmadığı, 09/10/2013 tarihli ve 801 sayılı Yargı Çevresi Değişikliği konulu kararında ise derdest davaların kesinleşinceye kadar halen görüldükleri mahkemeleri tarafından bakılması gerektiğinin belirtildiği gerekçesiyle karar tesis edilmiş ise de; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun anılan kararlarının göreve ilişkin kanun hükümlerini yürürlükten kaldırma niteliği taşımadığı, mahkemelerin görevlerinin kanunla belirlenmesine ilişkin anayasal ve yasal kuralların idari nitelikte bir işlemle değiştirilemeyeceği gözetilmeden Küçükçekmece 2. Çocuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması yerine, yazılı şekilde karar verilmiş olmasında isabet görülmediğinden 5271Sayılı CMK`nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

    5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun geçici 1. maddesinin 3. fıkrasında, çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, genel mahkemelerin kovuşturma görevinin, çocuk mahkemeleri kurulup göreve başlayıncaya kadar süreceği öngörülmüş olup, aynı Yasa'nın geçici 2. maddesinde yer alan derdest davaların devredilemeyeceğine dair hüküm, yasanın yürürlüğe girdiği tarihte onsekiz yaşını doldurmuş olan sanıklar yönünden geçerli olup, inceleme konusu görev uyuşmazlığı ile ilgisi bulunmadığından, Küçükçekmece 2. Çocuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekirken, Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görülmekle, (BAKIRKÖY) 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinden kesin olarak verilen 21.04.2015 gün ve 2015/271 D.İş sayılı kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 309.maddesinin 3.fıkrası uyarınca ( BOZULMASINA ), aynı maddenin 4.fıkra (a) bendi uyarınca sonraki işlemlerin merciince yerine getirilmesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2012/6284 Karar : 2012/6068
    Tarih : 29.05.2012

    • CMK 5. Madde

    Reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan sanık Zekeriye A...ın yapılan yargılaması sonunda;

    atılı suçtan mahkumiyetine dair Nizip Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 12.04.2010 gün ve 2009/154 Esas, 2010/170 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtayca incelenmesi katılan tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğnameyle Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

    Mağdurenin soruşturma ve yargılama aşamasında, sanığın kendisine farklı zamanlarda zorla tecavüz ettiğini beyan etmesi karşısında, eyleminin 5237 sayılı TCK.nın 103/2 nci maddesinde düzenlenen cinsel istismar suçunu oluşturabileceği ve bu suçtan dolayı yargılama yaparak delillerin değerlendirilmesi ve suç vasfının tayini görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu dikkate alınarak 5235 s. Kanunun 12 ve CMK.nın 5 inci maddeleri gereğince görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı, katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2008/13623 Karar : 2009/1611
    Tarih : 12.02.2009

    • CMK 5. Madde

    Cinsel taciz ve kasten yaralama suçlarından sanıklar Özkan T... ve Sebahattin T...’ın yapılan yargılanmaları sonunda; sanık Sebahattin’in cinsel taciz suçundan sanıkların her ikisinin de ikişer kez kasten yaralama suçundan mahkumiyetlerine dair Niğde Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 28.02.2007 gün ve 2006/719 Esas 2007/213 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar ve O Yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi;

    O Yer C. Savcısının temyiz dilekçesinin hakim havalesi taşımadığı gibi imzalı mahkeme kaydını da içermediği anlaşıldığından, isteminin CMUK.nun 317. maddesi gereğince REDDİYLE, incelemenin sanıkların temyizi ile sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    Sanıklar hakkında kasten yaralama suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

    21.7.2004 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5219 sayılı Yasanın 3/B maddesi ile değişik CMUK.nun 305/1-3. maddesi gereğince 2000 YTL’ye kadar olan para cezaları kesin nitelikte bulunup, hükümlerin temyiz kabiliyeti bulunmadığından CMUK.nun 317. maddesi uyarınca sanıkların temyiz istemlerinin REDDİNE,

    Sanık Sebahattin hakkında cinsel taciz suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;

    Sanığın işlediği isnat ve kabul olunan, katılan mağdurenin “kalçasını ellemek” eylemlerinin bedensel temas içermesi nedeniyle TCK.nun 102/1. maddesindeki suçu oluşturabileceği, öngörülen cezanın tür ve miktarı ile 5235 Sayılı Yasanın 11. maddesine göre bu suçla ilgili yargılama yapma görevinin üst dereceli Asliye Ceza Mahkemesine ait olduğu dikkate alınarak CMK.nun 4. ve 5. maddeleri gereğince görevsizlik kararı verilmesi yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hükme varılması,

    Kabule göre de;

    Hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve TCK.nun 7/2. maddesi uyarınca sanık yararına olan 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesinin 1. fıkrası ile değişik CMK.nun 231/5. maddesinde hapis cezası için öngörülen sınırın 2 yıla çıkartılması ve anılan maddenin 2. fıkrası ile de 231/14. maddesindeki soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suç olma koşulunun kaldırılması karşısında, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının karar yerinde tartışılması lüzumu,

    Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK.nun 321 ve 326. maddeleri uyarınca ( OZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2036 Karar : 2017/5404
    Tarih : 28.11.2017

    • CMK 5. Madde

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.08.2017 tarih ve 2017/50312 sayılı yazısı ile,

    Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/06/2017 tarihli ve 2017/97325 soruşturma, 2017/19269 esas, 2017/3294 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. ve 174/1-a maddeleri gereğince iadesine dair Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/06/2017 tarihli ve 2017/66 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/06/2017 tarihli ve 2017/5 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya kapsamına göre ;

    1- Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/06/2017 tarihli ve 2017/66 iddianame değerlendirme sayılı kararında “..tanzim olunan iddianamede, şüphelinin örgütün faaliyeti çerçevesindeki eylemlerini Yargıtay üyesi olduğu dönem ve öncesini kapsayacak şekilde gerçekleştirdiğinin iddia olunduğu, iddianamede şüphelinin görevinden ayrıldıktan sonraki süreçte herhangi bir eyleminden bahsedilmediği” belirtilerek şüphelinin eyleminin kişisel suç olarak değerlendirilmesi halinde yürürlükte bulunan mevzuat gereği yargılamasının Yargıtay’da, görev suçu olarak nitelendirilmesi halinde ise yargılamasının Anayasa Mahkemesinde yapılması gerektiği belirtilerek 5271 sayılı Kanun’un 170/3 ve 174/1-a maddeleri gereğince iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, silahlı terör örgütüne üye olma suçu mütemadi bir suç olup suçun örgütün hiyerarşik yapısına bağlılık devam ettiği sürece devam edeceği, hiyerarşik yapıyla bağlantı sona erdiği takdirde son bulacağı, iddianamede emekliye ayrılması nedeniyle Yargıtay üyeliği sona eren şüphelinin temadinin kesildiği suç tarihi olan 20/07/2016 tarihine kadar örgütten ayrıldığına dair bir tespitin bulunmaması aksine örgüt içerisinde yer aldığının belirtilmesi, bu tarihte şüphelinin yüksek yargı mensubu olmaması nedeniyle hakkında 690 sayılı KHK ile değişik 2797 sayılı Yargıtay Kanunu`nun 46. maddesinin uygulanma olanağının bulunmaması karşısında merciince yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde,

    2- Kabule göre de, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18/10/2006 tarihli ve 2006/5263 esas, 2006/8292 karar sayılı ilamında “...Görev ve yetki konusunda iddianamede açık bir yanlışlık veya çelişki olması halinde iddianamenin iadesinin mümkün olduğu Cumhuriyet Savcılığının hukuki nitelendirmesi ile mahkemenin hukuki nitelendirilmesini farklı olduğu durumlarda ise iddianamenin kabulünden sonra kovuşturma evresinde görevsizlik veya yetkisizlik kararları ile sorunun hallinin mümkün olduğu gözetilmeden Cumhuriyet Savcılığınca iddianamede yapılan nitelendirme kabul edilmeyerek görev hususunun iade sebebi yapılamayacağı....” şeklinde belirtildiği üzere Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesince şüphelinin eylemleri belirlenerek görevden ayrıldıktan sonraki süreçte herhangi bir eyleminden bahsedilmediğinden bahisle esasa ilişkin değerlendirme yapılarak iddianamenin iadesine karar verildiği dikkate alındığında görev hususunun iade sebebi yapılamayacağı gözetilmeden merciince yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde,isabet görülmemiştir.

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 21.08.2017 gün ve 94660652-105-06-7782-2017-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak, Yargıtay 5. Ceza Dairesine sevk edilmiş, anılan Dairenin 25.09.2017 tarihli görevsizlik kararı ile,Yargıtay Daireleri arasındaki iş bölümünü düzenleyen karar uyarınca istemin TCK`nın 314/2 maddesinde düzenlenen suça yönelik olması sebebi ile dosya dairemize gönderilmiştir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/06/2017 tarihli ve 2017/66 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/06/2017 tarihli ve 2017/5 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;
    Şüpheli ... hakkında, silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılması istemi ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Soruşturma Bürosunca 2017/97325 soruşturma, 2017/19269 esas ve 2017/3294 sayı, 08.06.2017 tarihli iddianame tanzim edildiği, suç tarihinin 20.07.2016 olduğu bilgisine yer verildiği,

    İddianame kapsamında özetle; FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarınca 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilmeye çalışılan darbe eyleminden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suç üstü halinin devam ettiği dikkate alınarak 16.07.2016 tarihinde örgüt mensuplarına yönelik olarak resen soruşturmaya başlanıldığı, örgütün kuruluşu, yapısı, genişleme ve kadrolaşma dönemi, toplumda meşruluk kazanması, devlet içindeki yapılanması, istihbarat ağı ve yasadışı yapılanması, haberleşmede kullandığı yöntemler, mali yapısı, diğer terör örgütleri ile arasındaki ilişki, örgüt üyelerine empoze edilen Fetullah Gülen, örgüt jargonunda bazı adlandırmalar, örgütün yönetilmesi, örgüt mensuplarının bir arada tutulması teknikleri, kamu kurumlarındaki paralel yasadışı yapılanma, yargı organlarındaki örgütlenmenin genel anlatımı, örgütün yargı içerisinde oluşturduğu birimler, 2010 yılında oluşan Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu seçim süreci, yargı ayağı yapılanması ve gerçekleştirdiği faaliyetler, yargı teşkilatı mensuplarının bir kısmının üye olduğu yargıçlar ve savcılar birliği, FETÖ/PDY isimli terör örgütü ile bağlantılı bazı soruşturma ve kovuşturma dosyaları ile ilgili genel anlatım başlıkları ile FETÖ/PDY terör örgütü hakkında genel anlatımın yapıldığı, örgütün yargı yapılanmasından bahsedildiği, anılan örgütün silahlı bir terör örgütü olduğunun belirtildiği, şüpheli bazında anlatımın yapıldığı kısım dikkate alındığında ise;

    "FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün yargı içerisindeki yapılanması içerisinde şüpheli ...`ın da yer aldığı, Örgütün hiyerarşik yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer almak suretiyle FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmaktadır.

    Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü mensupları yaptıkları hileli hareketler ve eylemler sonucu 2010 yılında ele geçirdikleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu marifeti ile örgüt mensuplarının yüksek yargıda söz sahibi olması için FETÖ/PDY isimli örgüt mensuplarından kimlerin Yargıtay ve Danıştay`a gönderileceğini belirlemek amacıyla 2011 yılında ...,.... evlerinde toplantılar yaptıkları,

    Bu toplantılara FETÖ/PDY isimli yapılanma içerisinde bulunmayan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri ...,.....çağrılmadığı anlaşılmaktadır.
    Bu toplantılara Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden FETÖ/PDY içerisinde bulunan ...,....,.....'nun katıldığı, bu şahıslar dışında ....nın evinde yapılan toplantıya örgüt mensupları Kurul üyesi olmayan ...,....,.....`nin evinde yapılan toplantıya yukarıda belirtilen FETÖ/PDY içerisinde bulunan Kurul üyeleri ile birlikte Kurul üyesi olmayan FETÖ/PDY mensupları ...,...,....katılmışlardır. Bu toplantılar sonucu FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü mensubu olan yüksek yargıya gönderilecek kişilerin isimleri tespit edilmiştir.

    FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü mensubu oldukları anlaşılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri ile diğer örgüt mensuplarının ...,.... evlerinde yaptıkları toplantılara katılan şüpheliler ile diğer örgüt mensubu şüphelilerin vermiş oldukları ifadeler, yapılan araştırmalar ve tanık beyanlarından gayrı resmi yapılan bu toplantılarda örgüt içerisinde yer alan yargı mensuplarının hangilerinin yüksek mahkemelere gönderildiği tespit edilmiştir.

    Şüpheli ...'ın da FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü üyesi olması dolayısıyla, ...,....nin evinde yapılan toplantılar sonucunda Yargıtay`a gönderilmesine karar verilen isimlerden biri olduğu anlaşılmıştır.

    Şüpheli ... beyanında, Hukuk Fakültesi öğrencisiyken Fetullah Gülen yapılanması içerisinde bulunan eski yargı mensupları ...,.... ile tanıştığını, hâkim adayı olduğu dönemde de tanışma yemeklerinde ...,....,.....ile bir araya geldiğini, 1992 yıllında Siirt hâkimi olarak kur'a çekmesi nedeni ile ...,....ile tanıştığını, burada bu kişilerle Fetullah Gülen yapılanmasının toplantılarına katıldığını, 1994 yılında Rize İkizdere'ye tayini çıkınca eski savcı ....'ın kendisini karşıladığını, burada da ...,....ve kendisinin Fetullah Gülen yapılanması içerisindeki toplantılarda birlikte olduklarını, himmet parasını ...,....... verdiğini, Erciş Ağır Ceza Reisi olduğu dönemde de eski yargı mensubu ...'in kendisini Van`a davet ettiğini, burada yapıya ilişkin toplantıları gerçekleştirmek için .... ile üçünün bir araya geldiğini, 2000 yılında Kozan Ağır Ceza Reisi olarak atamasının yapılmasına müteakiben Paralel Devlet Yapılanması içerisinde oluşturulan grup toplantılarını eski yargı mensupları ...,.... ile yaptığını, himmet parasını ....verdiğini, 2003 yılında Gebze Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandığında Paralel Devlet Yapılanmasına ilişkin toplantıları ..,... ile yaptığını, 2008 yılında Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandığı dönemde de Paralel Devlet Yapılanması içerisinde yapılan toplantıları eski yargı mensupları ...,.... ile birlikte yaptıklarını, Yargıtay üyesi seçildikten sonra yapılanmanın Yargıtay Ceza Daireleri arasındaki yapılanmasında bir süre grup sorumluluğunu yaptığını, grup sorumluluğunu bırakınca ...grup sorumlusu olduğunu, ..... içinde bulunduğu gruba dahil edildiğini belirtmiştir.

    ...`ın yüksek mahkemede görev yaptığı esnada da örgüt adına hareket ettiği görülmektedir.

    Netice itibariyle; FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün yargı içerisindeki yapılanması içerisinde yer alan şüpheli ...`ın örgütün hiyerarşik yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer almak suretiyle üzerine atılı FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu işlediği anlaşılmıştır.
    Örgüte üye olma suçu temadi eden suçlardandır. Şüpheli ... hakkında temadinin ise 20.07.2016 tarihinde sona ermesi ve bu tarihte emekli olması dolayısı ile yüksek yargı mensubu olmaması nedeniyle kamu davası Ankara Ağır Ceza Mahkemesine açılmıştır." denilmiş ve şüphelinin 5237 sayılı yasanın 314/2, 63, 58/9, 53 ve 3713 sayılı yasanın 5/1 maddesi uyarınca yargılamasının yapılarak cezalandırılması istenilmiştir.

    Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/66 İddianame değerlendirme, 2017/97325 soruşturma, 2017/3294 iddianame numaralı 12.06.2017 tarihli kararı ile "tanzim olunan iddianamede, şüphelinin örgütün faaliyeti çerçevesindeki eylemlerini Yargıtay üyesi olduğu dönem ve öncesini kapsayacak şekilde gerçekleştirdiğinin iddia olunduğu, iddianamede şüphelinin görevinden ayrıldıktan sonraki süreçte herhangi bir eyleminden bahsedilmediği, Yargıtay üyelerinin yargılanmaları ile ilgili olarak da 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. Maddesinin 5. Fıkrasının "Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir." düzenlemesini, 17/04/2017 tarih ve 690 Sayılı K.H.K. nın 2. maddesi ile değişik 46. Maddesinin 6. Fıkrasının ise "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." amir hükmünü düzenlediği, bu cümleden olarak, iddia makamınca yapılacak nitelemeye göre şüpheliye atfedilen eylemlerden dolayı Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde ya da Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanması gerektiği kanaatine varılmakla ve iddianamenin görevli ve yetkili mahkemeye ikâme edilmemesi nedenleriyle CMK`nın 170/3 ve 174/1-a maddeleri gereğince, iadesine" karar verildiği,
    İddianeminin iadesine dair karara yasal süreci içerisinde Ankara Cumhuriyet Savcısınca 16.06.2017 tarihinde itirazda bulunulduğu, itirazda özetle;

    1-Şüphelinin hakkında soruşturmaya başlanıldığı 15 Temmuz 2016 tarihinde Yargıtay üyesi olmadığı, emekli olduğu; örgüt üyeliği suçunun temadi eden bir suç olduğu dikkate alındığında 20.07.2016 tarihinde şüpheli için temadinin sona erdiği, suç tarihinin 20.07.2016 tarihi olduğu, iddianamede örgütün yargı yapılanması ile olarak verilen bilgiler dikkate alındığında şüphelinin Yargıtay üyeliğinin sona ermesinin, örgütten ayrıldığı anlamına gelmediği, şüphelinin hâkim ve savcılıktan ayrıldıktan sonra örgütten ayrıldığına ve etkin pişmanlık gösterdiğine dair bir tespitin olmadığı; örgüte üyelik suçunun kişisel bir suç olduğu, görev ile bir ilgisinin olmadığı, şüphelinin bu örgütten ayrıldığına ilişkin kanaat getirildiği taktirde ise şüpheli hakkında etkin pişmanlık hükümleri değerlendirme konusu yapılabilineceğini, ancak somut olayımızda şüphelinin Yargıtay üyeliği bittikten sonra ki dönemde örgüt üyeliğinden ayrıldığına ilişkin bir tespitin söz konusu olmadığını,

    2-İade gerekçesi olarak şüphelinin örgütün faaliyeti çerçevesindeki eylemlerini Yargıtay üyesi olduğu dönem ve öncesini kapsayacak şekilde gerçekleştiğinin iddia olunduğu, iddianamede şüphelinin görevinden ayrıldıktan sonraki süreçte herhangi bir eyleminden bahsedilmediğinin belirtildiği bu gerekçenin Türk Ceza Kanununun 220. maddesinde belirtilen örgüt üyeliği tanımlamasına uymadığı, örgüt kapsamında başka eylemlerinin olduğunun tespit edilmesi halinde bu eylemlerinde soruşturma konusu ve dava konusu yapılmasının mümkün olduğu, iddianamede sadece örgüt üyeliği nitelendirmesi yapılarak sadece bu suçtan dava açıldığı, şüpheliye başka bir suç ithamında bulunulmadığını,

    3-Kabule göre Görev hususunun CMK 174/1-a maddesine göre iddianamenin iadesi sebebi olamayacağı,

    4-Aynı hukuki konumda olan Yargıtay Üyesi ....hakkında da FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen iddianamenin tevzi edilmesine müteakip Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulüne karar verilerek mahkeme esasına kaydedildiği " sebepleri ile CMK'nın 268 maddesi uyarınca itirazda bulunduğu;
    Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/66 iddianame değerlendirme nolu 2017/97325 soruşturma 2017/32948 iddianame numaralı 16.06.2017 tarihli kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16.06.2017 tarihinde yapmış olduğu itirazı "itirazda belirtilen temadi eden suç kavramının suçun tarihi ve işlendiği yer konusunda önem arz ettiğini, temadinin kesilme zamanının özel yargılama yöntemiyle, yetkili ve görevli mahkemeyi değiştirmeyeceği" gerekçesi ile yerinde görmeyecek CMK`nın 268 maddesi uyarınca itiraz ile ilgili karar verilmek üzere Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine oybirliği ile karar verildiği,

    Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/5 değişik iş sayılı 21.06.2017 tarihli değişik iş kararı ile; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben düzenlenen iddianamenin incelenmesinde, şüpheli ...`ın hukuk fakültesindeki öğrencilik yıllarından, Yargıtay Üyesi seçilip, üyelikten emekli olduğu tarihe kadarki dönemde FETÖ/PDY isimli terör örgütünün üyesi olduğu iddia edilmiştir.

    Yargıtay Kanunu`nun 46. Maddesinde "Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkan vekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir. Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.
    Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir. Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder. Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.

    Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas alınır..." hükmü,
    Anayasa`nın 148/6. maddesinde "Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay (...)(1) Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar (...)(1) Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar" hükmü bulunmaktadır.

    CMK'nın 170/3. Maddesinde de "Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede" bulunması gereken hususların belirtildiği, iddianamenin kovuşturmayı yürütmekle görevli ve yetkili mahkemeye verilmemesi halinde bu durumun CMK`nın 174/1-a maddesi gereğince iddianamenin iadesi sebebi olarak öngörüldüğü anlaşılmıştır.

    Yargıtay Kanunu'nun 46-son fıkrası kapsamında şüphelinin son görevinin Yargıtay üyeliği olduğu, yukarıda belirtilen usul hükümleri değerlendirildiğinde Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin şüpheliye isnat edilen suç yönünden kovuşturma yapmaya yetkisi ve görevinin bulunmadığı, Mahkemenin iddianamenin iadesine ilişkin kararında usule aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi`nin iade kararı yerinde görülmüş ve itirazın reddine" denilerek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kesin olarak reddine karar verdiği anlaşılmıştır.

    Şüphelinin 21.07.2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdiği ve atılı suçlamaları kabul etmediği, Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/230 sayılı 22.07.2016 tarihli sorgu kararı ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklandığı, son tutukluluk incelemesinin Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/5009 değişik iş sayılı kararı ile 23.06.2017 tarihinde yapıldığı ve tutukluluk halinin devamına karar verildiği görülmüştür. Şüpheli ayrıca 27.12.2016 tarihli ek sorgulama tutanağından da anlaşılacağı üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığın 2016/103606 soruşturma sayılı dosyası kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile ek ifade vermiştir.

    20.07.2016 tarihli ev arama, yakalama ve el koyma tutanağına göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103606 soruşturma sayılı kararına istinaden şüphelinin 20.07.2016 tarihinde saat 01:25 de ikametinde yakalandığının belirtildiği görülmüştür.

    Şüphelinin soruşturma sürecinde sunduğu dilekçelerde ise; 15.07.2016 tarihinde Yargıtay üyesi iken kendi isteği ile emekli olduğunu, yapı ile ilgili bildiği ne varsa anlattığını ve etkin pişmanlık hükümlerinden de yararlanmak istediğini dilekçelerinde belirttiğini, 17-25 Aralık olaylarından sonra örgüt elemanları ile ilişiğini kestiğini, meslek hayatı boyunca bu yapının talimatı ile karar vermediğini, emekli olmaya emeklilik tarihinden bir yıl önce karar vermesi nedeni ile yargıda birlik dahil hiç bir seçim faaliyetine katılmadığını, yapıya dini duygularını suistimal etmesi nedeni ile kanması sebebiyle bir zamanlar sempati duyduğunu, Yargıtay üyeliği seçimi haricinde yapının desteği ile bir göreve getirilmediğini bunu da bakanlık ile birlikte hareket ettiklerini düşündüğünden kabul ettiğini, suçsuz olduğunu ve tutuksuz yargılanmak istediğini belirttiği görülmüştür.

    KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
    Dairemizce çözülmesi gereken uyuşmazlık,

    1-Silahlı terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında suç tarihi itibari ile şüpheli hakkında 690 sayılı KHK ile değişik 2797 sayılı Kanunun 46. maddesinin uygulama olanağının bulunup bulunmadığı,

    2-Görevli mahkemede dava açılmaması hususunun iddianemenin iadesi sebebi addedilip edilmeyeceği hakkındadır.

    Konu ile ilgili hukuki düzenlemeler şöyledir:
    Anayasa
    Madde 148/6 - Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay (...)(1) Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar (...)(1) Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar" .
    5271 sayılı Yasa
    Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri
    Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adli kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.
    .......
    (8) (Ek:21/2/2014–6526/15 md.) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır.
    2797 sayılı Yargıtay Kanun,
    Madde 14 –(Değişik: 9/2/2011-6110/8 md.)
    (Ek cümle: 18/6/2014-6545/31 md.; Mülga birinci cümle: 2/12/2014-6572/22 md.) (…) Hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dairelerin (…) (2) aralarındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan (…) (1) karar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Büyük Genel Kurulun onayına sunulur. Büyük Genel Kurul, (…)(1) karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az onda birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilir. Bu iş için toplanan Yargıtay Büyük Genel Kuruluna Birinci Başkan, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeler ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili katılabilir. Toplantı yeter sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğu, karar yeter sayısı ise katılanların salt çoğunluğudur. Oylarda eşitlik hâlinde Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır.
    ...
    Ceza dairelerinde:
    ...
    c) Temyiz davasına bakmakla görevli olan daire, Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalar ile olağanüstü kanun yollarına ilişkin davalara bakmakla da görevlidir.
    ...
    f) (Ek: 2/1/2017-KHK-680/3 md.) Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.
    Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri normal çalışma ile karşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş bakımından bir dengesizlik meydana gelmiş ise takvim yılı başında birinci fıkrada belirlenen usule göre bir kısım işler başka daireye verilebilir.
    Bu madde uyarınca alınan kararlar Resmî Gazete`de yayımlanır ve yayımı izleyen ay başından itibaren uygulanır.

    Kişisel ve görevle ilgili suçlar:
    Madde 46 – Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.
    Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.

    Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.
    Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.

    Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. (1)

    (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.; Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.

    Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay Büyük Genel Kuruludur.

    Not.(1) 2/1/2017 tarihli ve 680 sayılı KHK’nin 5`inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kuruluna” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesine” şeklinde değiştirilmiştir.

    Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarihli ve 245 sayılı Kararı
    06.01.2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesince 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Yargıtay Ceza Genel Kuruluna” ibaresi “Yargıtay ilgili ceza dairesine” değiştirilmiş ve aynı maddenin altıncı fıkrası yürürlülükten kaldırılmış,

    29.04.2017 tarihli ve 30052 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 690 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesince 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesinin mülga altıncı fıkrası “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.” şeklinde yeniden düzenlenmiş, 06.01.2017 tarihli ve 29940 mükerrer sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesince 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 14. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen ve “Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir.” şeklinde düzenlenen (f) bendi ile 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesinde yapılan düzenlemeler sonucu görevli Daireyi belirlemek üzere toplanıldı,...Yukarıda sayılan düzenlemeler ışığında kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere DOKUZUNCU CEZA DAİRESİ’nin görevlendirilmesine,...Yayımı tarihinden on gün sonra uygulanmak üzere derhal Resmi Gazetede yayımlanmasına,

    Yargıtay Birinci Başkanlık Kumlunun 03/10/2017 tarihli ve 306 sayılı Kararı
    Yargıtay Kanunu’nun 10. maddesi gereğince toplanan Kurulumuzca: 18.07.2017 tarih, 30127 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 11.07.2017 tarihli ve 245 sayılı kararının gereği düşünüldü bölümündeki; “Yukarıda sayılan düzenlemeler ışığında” ibaresinden sonra gelmek üzere “2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46. maddesi uyarınca diğer Dairelerin görev alanına girmeyen kişisel suçlarla ilgili yapılacak” ibaresinin eklenmesine, 03.10.2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
    2802 sayılı Kanun
    Son soruşturma merciileri :
    Madde 90 – Haklarında son soruşturma açılmasına karar verilenlerden; birinci sınıfa ayrılmış olanlarla ağır ceza mahkemeleri heyetine dahil bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının, son soruşturmaları Yargıtayın görevli ceza dairesinde görülür.
    Birinci fıkra dışındaki hakim ve savcıların son soruşturmaları, yargı çevresi içinde bulundukları ağır ceza mahkemesinde yapılır.
    Kişisel Suçlar
    Kişisel suçlarda soruşturma ve kovuşturma :
    Madde 93 – (Değişik birinci fıkra: 2/1/2017-KHK-680/7 md.) Hâkim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine aittir.
    Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki hakim ve savcıların kişisel suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve ağır ceza mahkemesine aittir.
    Ortak Hükümler
    Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri(1)
    Madde 94 – (Değişik birinci fıkra: 12/2/1989 – KHK-360/5 md.; Aynen Kabul: 24/1/1990 – 3611/5 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur.

    5271 sayılı Yasa;
    Görev -Madde 3 – (1) Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.
    (2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/6 md.) Barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askerî mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirâk halinde işlemesi durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmaları Cumhuriyet savcıları, kovuşturmaları adlî yargı mahkemeleri tarafından yapılır.
    Kamu davasını açma görevi
    Madde 170 – (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.
    (2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.
    (3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;
    a) Şüphelinin kimliği,
    b) Müdafii,
    c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,
    d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,
    e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,
    f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,
    g) Şikâyetin yapıldığı tarih,
    h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,
    i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
    j) Suçun delilleri,
    k)Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
    Gösterilir.
    (4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.
    (5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.
    (6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.
    İddianamenin iadesi
    Madde 174 – (Değişik: 25/5/2005 - 5353/27 md.)
    (1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
    a) 170`inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,
    b) Suçun sübûtuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
    c)Önödemeye veya uzlaşmaya tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
    İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.
    (2) Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.
    (3) En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır.
    (4)Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.
    (5) İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.
    Hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi
    Madde 225 – (1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.
    (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.

    HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
    Yukarıda yer alan yasal düzenlemeler ve yerleşik uygulamalara göre;
    1.Yargıtay üyelerinin kişisel suçları nedeni ile yargılanacakları merciin tespitine ilişkin (1) nolu itiraz yönünden;
    Şüpheli hakkında Yargıtay üyesi olduğu dönemi de kapsayacak biçimde yakalama tarihine kadar silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiası ile 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi`ne hitaben düzenlenen iddianamede, şüphelinin kamu hizmeti görevini ifa ederken görevini kötüye kullanmak sureti ile bir görev suçu işlediği ya da özel kovuşturma kapsamında kalan dönemden yakalanma tarihine kadar devam eden örgütsel faaliyetlerin nelerden ibaret olduğu tespit ve iddiasına yer verilmemişse de, "FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı içerisindeki yapılanması içerisinde yer alan şüphelinin yüksek mahkemede görev yaptığı esnada da örgüt adına hareket ettiği" ileri sürülmektedir.
    Şüphelinin örgüt üyeliği suçundan yakalanmadan kısa süre önce Yargıtay üyeliği görevinden emekli olduğu anlaşılmaktadır.
    Kanun yararına bozmaya konu edilen uyuşmazlık; Yargıtay üyesi olarak görev yapan şüphelinin tabi olduğu özel soruşturma ve kovuşturma usulünün görevinden emeklilik ya da herhangi bir sebeple ayrılmasından sonra da bu teminattan yararlanıp yararlanmayacağı, terör örgütü üyeliği suçunun görev kapsamında kabul edilip edilmeyeceğine ilişkindir.

    Kamu hizmetinin, kesintisiz, etkin, hukuka uygun biçimde aksatılmadan yerine getirilmesi ve kamu otoritesinin saygınlığının zedelenmesinin önüne geçilmesi amacı ile kanun koyucunun bir kısım kamu görevlileri yönünden özel soruşturma ve kovuşturma yöntemleri benimsediği görülmektedir. Bu cümleden olarak; 2797 sayılı Yargıtay Kanunu`nun 46. maddesinde de Yargıtay Birinci Başkanı, Birinci Başkanvekilleri, Daire Başkanları, Üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçları yönünden özel soruşturma ve kovuşturma usulü benimsenmiştir.

    Bir suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet görevinden doğması, memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu oluşturan fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması ve görevin sağladığı imkanlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Bu husus Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarih ve 2004/2-10 Esas, 2004/40 sayılı kararında; “Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder.” şeklinde kabul edilmiştir.
    Türk Ceza Kanununun 314. maddesinde düzenlenen suçların niteliği ve mahiyeti itibariyle, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçlar kapsamında kabul edilmesinin mümkün olmadığı açıktır. O halde bu suçların kişisel suç kapsamında değerlendirilmesinde de zaruret vardır.

    Dairemizce de benimsenen, öğretide ekseriyetle kabul gören yerleşik yargısal kararlara göre, örgütü yönetmek ya da örgüte üye olmak suçları mütemadi (kesintisiz) suçlardandır. Yani fiilin icrası süreklilik arz eder. Bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere başlanmakla suç tamamlanmıştır. Ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Failin kendi isteğiyle ya da irade dışı olarak örgütten ayrılması halinde suç bitmiş olacaktır. Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır.

    Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımından önemli sonuçları mevcuttur. Ceza hukuku bakımından, suça teşebbüs fiilin bitmesine kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadar gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunma hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadinin bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiş tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zaman aşımı, yetkili mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancak suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona erecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Fiili olarak terör örgütünden daha önce ayrılmış olmamak ve faaliyetlere devam ediyor olmak koşuluyla, terör örgütü yöneticisi ya da üyesinin yakalanma tarihi, suç işlenmeye devam edildiğinden (CMK 2/1-j), 5235 sayılı Kanun`un 12/1 maddesi de gözetildiğinde ağır cezalık suçüstü hali olarak kabul edilmelidir.

    "Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü halinde, herhangi bir izin sistemi getirilmediği gibi, suçun türüne veya yapılan göreve ya da sahip olunan ünvana ilişkin herhangi bir ayırım da yapılmadığından hakim ve Cumhuriyet savcılarının soruşturulması genel hükümlere göre yapılacaktır." (Ceza Genel Kurulu 19/02/2013 tarih ve 2011/5.MD-137 esas, 2013/58 sayılı kararı)
    Bulunduğu görev itibariyle özel soruşturma usulüne tabii olan, kişisel suç olması nedeniyle genel hükümlere göre soruşturulan örgüt üyeliği suçunun ağırlıklı kısmının görev yaptığı dönemi kapsayan şüphelinin, emeklilik ya da herhangi bir sebeple kamu görevinin sona ermesi halinde bu teminattan yararlanıp yararlanmayacağı bir başka deyimle kovuşturma aşamasındaki görevli mahkemenin değişip değişmeyeceği konusuna gelince; Kamu görevlilerinin gereksiz soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalmalarını önleyen özel soruşturma ya da kovuşturma usulü ile getirilen teminatın, kamu görevlisinin şahsı ile değil doğrudan bulunduğu pozisyon ve icra edilen kamu görevi ile ilgili olduğu açıktır. 2797 sayılı Kanunun 46/son fıkrasındaki "...bulunulan son görev ve sıfatları esas alınır." şeklindeki düzenlemenin de soruşturma aşamasına ilişkin olduğu gözetilmelidir. Yargıtay üyelerinin görevlerini icra ettikleri sırada görevle ilgili olsun ya da olmasın işlemiş oldukları suçlar yönünden kovuşturma aşamasında özel kovuşturma teminatı altında olduklarının ve suçun görevle bağlantılı olmasa da görev yaptığı dönemi de kapsayacak biçimde işlendiğinin iddia edilmesi halinde teminatın görevden herhangi bir sebepten ayrılması durumunda da devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Doktrinde de aynı görüş benzer bir olayda; "istifa eden, emekli olan ya da başka bir göreve atanan kişi, vali unvanı haiz iken işlediği suç nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturulacak ve muhakemesi Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yapılacaktır" (Abdullah Ayhan Şan, Özel Soruşturma Usulleri, Adalet Bakanlığı yayınları, 2008 baskı sayfa 26) şeklinde kabul edilmiştir.

    Yargıtay Kanununun 46. maddesinde değişiklik yapan 02.01.2017 tarih 680 sayılı ve 17.04.2017 tarih 690 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameler ile yapılan düzenlemeler dikkate alındığında, yasada sayılan kişiler yönünden yerel Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma neticesinde soruşturma evrakının düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebileceği gibi Yargıtay ilgili Ceza Dairesi nezdinde iddianame de düzenleyebilecektir. Görüldüğü üzere kişisel suçlara ilişkin ağır cezalık suçüstü halinde yerel Cumhuriyet Başsavcılıklarının genel hükümlere göre soruşturma yapma yetkileri bulunmakta ise de iddianame düzenleyerek dava açma yetkilerinin olmadığı izahtan varestedir.

    Şu hale göre; iddianamede görev suçu işlendiğine ya da kovuşturma teminatı bulunan dönemden, yakalama tarihine kadar devam eden örgütsel faaliyetlerin neler olduğuna dair bir anlatımın yer almaması ve fakat eylemin maddi unsurunu ve vasfını belirlemek üzere "FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yargı içerisindeki yapılanması içerisinde yer alan şüphelinin yüksek mahkemede görev yaptığı esnada da örgüt adına hareket ettiği"nin iddia edilmesi karşısında, bu döneme ilişkin özel kovuşturma teminatının mevcudiyetini koruduğunun kabulünde zorunluluk bulunması ve örgüt üyeliği suçunun kişisel suç olma vasfı nazara alındığında, Yargıtay ilgili Ceza Dairesinde kovuşturma yapılmasına ilişkin Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesinin hukuki nitelendirmesi ve itirazı reddeden Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında 2797 sayılı Yargıtay Kanunun değişik 46 maddesi gereğince bir isabetsizlik bulunmadığının kabulü gerekecektir.

    2.İddianamenin, görevsiz mahkemeye hitaben düzenlenmesinin iade sebebi olup olmayacağına ilişkin (2) nolu itiraz yönünden;
    Ceza yargılama hukukumuza 5271 sayılı CMK nın 174. maddesi ile getirilen iddianamenin iadesi kurumu esas itibari ile, yargılamanın makul sürede sonuçlanması ve lekelenmeme haklarını da kapsayacak biçimde anayasanın 36 -38. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde öngörülen kurumların teminatı mahiyetindedir.

    Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere;
    Kamu davasının tek veya zorunlu olduğunda birbirini izleyen oturumlarda ve mümkünse bir günde sonuçlandırılmasını gerçekleştirebilmek amacıyla; iddianamenin, hukuken geçerli ve yeterli delillerin toplanmasından ve dava açma koşullarının gerçekleşmesinden sonra, tüm yönleriyle doğru ve eksiksiz olarak mahkemeye verilmesi gerekmektedir.

    Yeterli delil bulunmadan veya toplanmadan âdeta delilsiz davanın açılmış olması ve bunun sonucu olarak mahkemenin soruşturma yapmak zorunluluğunda kalacağının anlaşılması halinde iddianame iade edilecektir...
    Deliller kamu davası açmak için yeterli olsa bile, iddianamede bulunması gerekli diğer ve bir bakıma şekli sayılabilecek hususların yer almaması halinde de iade mümkündür...
    Savcının değerlendirmesine tabi hususlar iade gerekçesi olamaz. Bu nedenle mahkeme, savcının nitelendirmesine katılmadığını belirterek bir hususu iade konusu yapamaz. Ancak iddianamede bulunması gereken hususlarda bir eksiklik veya yanlışlığa dayanarak iade yoluna gidilebilir. Örneğin soruşturulan fiilin önödemelik olup olmadığının takdiri Cumhuriyet savcısına aittir. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı, fiilin önödeme kapsamında olmadığı görüşünde ise, mahkeme bu durumda iddianameyi iade edemez.

    Keza, görev veya yetki konusunda iddianamede açık bir yanlışlık veya çelişki varsa iade mümkündür. Örneğin iddianame asliye ceza mahkemesine verildiği halde, ağır ceza mahkemesinin madde bakımından yetkisine girecek ağırlıkta bir ceza miktarı talep edilmesi; iddianamede gösterilen mahkemenin yargı çevresi dışında suçun işlendiğinin iddianameden anlaşılması gibi. Nitekim 170'inci maddenin üçüncü fıkrası iddianamenin "görevli ve yetkili" mahkemeye hitaben düzenlenmesini öngörmektedir. Şayet iddianamenin görevli veya yetkili mahkemeye hitaben düzenlenmediği iddianameden kolayca anlaşılabiliyorsa, iddianamenin 170`inci maddeye aykırı düzenlendiğinden bahisle mahkeme iadeye karar verebilecektir.
    Yasanın gerekçesi ve yukarıda açıklanan genel ilkeler çerçevesinde somut olaya gelince;

    CMK`nın 170/3 maddesi gereğince iddianame görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenir. Aynı Yasanın 174/1-a maddesi ise 170. maddeye aykırı düzenlenen iddianamelerin iade edileceğini amir hüküm içermektedir. Doktrinde görevli mahkemeye hitaben düzenlenmeyen iddianamenin iade nedeni olduğunu ileri süren görüşler olduğu gibi, yasal düzenlemenin sorunu çözebilmiş olmadığını ancak "iddianameyi alan mahkemenin, kendi görevine girmese bile, önce iddianamenin kabulüne karar vermesi sonra görevli mahkemeye göndermesi (CMK 5/1) ve görevsizlik kararına itiraz edilemesi (CMK 5/2) usul ekonomisine aykırıdır. Davaları uzatan nedendir." (Yenisey/Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku 4.Baskı sayfa 250) eleştirisi yapılmıştır.

    Görev kamu düzeni ile ilgili olup yargılamanın her aşamasında resen nazara alınmalıdır. Görevli mahkemede yargılanmak Anayasa'nın 37/1 maddesinde "hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir mercii önüne çıkarılmaz" denilmek sureti ile anayasal haklar içinde yer aldığı gibi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi`nin 6/1. maddesinde de Adil Yargılama Hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin yenilenmesi mümkün olmayanlarının hükümsüz olduğu (CMK 7/1) kabul edilmek sureti ile kanun koyucunun görev hususuna vermiş olduğu değere işaret edilmiştir.

    Yasal düzenleme ve bu açıklamalar doğrultusunda, görevli ve yetkili mahkeme tartışmaya mahal bırakmaksızın kanunun hükmü ile açıkça belirlenmiş ise bu belirleme dışında görevli olmayan mahkemeye hitaben, dava açma yetkisini haiz mercii by pass eden ve yargılama merciinin de değişmesini sonuçlayacak biçimde düzenlenen iddianamenin iadesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi 15.02.2007 gün 2007/5-11 sayılı kararında, Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamenin, "4483 sayılı Yasanın 12. maddesi hükmüne aykırı olarak düzenlenen iddianamenin CMK 174 maddesi uyarınca iadesine," karar vermek suretiyle aynı doğrultuda uygulama yapmıştır.

    Esasen somut olayda yerel Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, soruşturma yapma yetkisi var ise de iddianame düzenleme yetkisi bulunmadığından soruşturma evrakını fezlekeye bağlayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi gerekmektedir. İddianame ile dava açma görev ve takdir yetkisi yerel başsavcılığa değil Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, yargılama görevi de Yargıtay`ın ilgili dairesine ait olduğundan, eylemin hukuki nitelendirilmesine değil ve fakat görev yönünden açık hukuki yanılgı gerekçesine dayanan yerel mahkemenin ret kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

    Açıklanan nedenler ile itirazların reddine karar verilmiştir.

    SONUÇ:
    Ankara 21 Ağır Ceza Mahkemesinin 21.06.2017 tarihli ve 2017/5 değişik iş sayılı kararı usul ve kanuna uygun olup, kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.