CMK Madde 303



  • Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

    CMK Madde 303

    (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:

    a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.

    b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.

    c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.

    d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci hâlde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.

    e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.

    f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise.

    g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.

    h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa.




  • CMK Madde 303 Gerekçesi

    Maddeye göre, temyiz olunan hükmün, maddî hukuk kurallarının veya yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanması hâlinde Yargıtayca bozulması kuraldır. Ancak, istisna olarak, hükme esas kabul edilen maddî olaylara hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılması nedeniyle hüküm bozulmuşsa ve yeniden yargılama yapılması gerekmiyorsa, mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu değilse maddede dokuz bent hâlinde ve sınırlı olarak sayılan durumlarda davanın esasına hükmedebilecek veya hükümdeki hukuka aykırılık Yargıtayca düzeltebilecektir.



  • CMK 303 (Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/379 Karar : 2018/4949
    Tarih : 24.04.2018

    • CMK 303. Madde

    • Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

    5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

    Sanığın adli sicil kaydında yer alan ve tekerrüre esas alınan Kahramanmaraş 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 09.04.2015 Tarih 2015/121 Esas 2015/276 Karar sayılı kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğu, bu kararın 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi kapsamında hüküm niteliğinde olmadığı gözetilmeden tekerrüre esas alınarak sanığa verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiş; ancak bu aykırılığın aynı Kanun'un 303. maddesine göre düzeltilmesi mümkün olduğundan, "sanık ...’ye verilen sonuç cezanın sanığın Kahramanmaraş 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/121 esas ve 2015/276 karar sayılı ilamı dikkate alınarak TCK 58 hükümleri kapsamında mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine" ilişkin A-7 nolu bendin hüküm fıkrasından çıkarılmasına karar verilmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2017/149 Karar : 2018/71
    Tarih : 27.02.2018

    • CMK 303. Madde

    • Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

    Sanık Osman Hilmi Damar hakkında 5607 sayılı Yasaya muhalefet suçundan kurulan beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında aynı suçtan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, dava zamanaşımının gerçekleştiği sonucuna ulaşılması hâlinde, elkonulan eşyanın iadesi veya müsaderesi hususunda Ceza Genel Kurulunca bir karar verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

    1- Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;

    İncelenen dosya içeriğinden;

    Sanığın ortağı ve imzaya yetkili müdürü olduğu firmaca İsveç'ten ithal edilen ve 24.09.2008 tarihli serbest dolaşıma giriş beyannamesinde bildirilen eşyanın bulunduğu konteynerde, X-Ray cihazı tarafından yapılan taramada farklı yoğunluklar bulunduğunun tespit

    edilmesi üzerine 26.09.2008 tarihinde yapılan aramada, beyannamede gösterilmeyen bir kısım eşyanın ele geçirildiği iddiasıyla sanık hakkında eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,

    Sanığın sorgusunun istinabe suretiyle 03.03.2009 tarihinde yapıldığı,

    Yerel mahkemece sanığın atılı suçtan beraatine karar verildiği,

    Anlaşılmaktadır.

    5237 sayılı TCK'nun 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.

    Aynı Kanunun 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı halinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Sanığa atılı eşyayı gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın ülkeye sokma suçunun yaptırımı, suç tarihinde ve hâlen yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası, bozma ilamında belirtilen nitelendirmeye göre de; eşyayı gümrük vergilerini ödemeden ülkeye sokma suçunun yaptırımı, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrasında bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası olup, TCK'nun 66/1-e maddesi uyarınca her iki nitelendirmeye göre suçun asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

    Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 26.09.2008 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 03.03.2009 tarihli sorgusu olup, bu tarihten sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, TCK'nun 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık zamanaşımı süresi, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 03.03.2017 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.

    Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.

    2- Dava zamanaşımının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmakla, elkonulan eşyanın iadesi veya müsaderesi hususunda Ceza Genel Kurulunca bir karar verilip verilemeyeceği;

    İncelenen dosya içeriğinden;

    26.09.2008 tarihli sayım, tespit, elkoyma, mühürleme ve teslim tutanağına göre;.... Ambalaj ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti. adına tescilli 24.09.2008 tarihli serbest dolaşıma giriş beyannamesinde, içerisinde 32 kap 14.483 kilogram bristol karton ve 7617 kap oluklu kâğıt veya karton kutu olduğu belirtilen konteynerde, X-Ray cihazı ile yapılan tarama sonucunda, konteynerin çeşitli bölgelerinde farklı yoğunluklar olduğunun tespiti üzerine, beyan edilen yükten farklı bir yük olduğundan şüphelenilerek yapılan sayım neticesinde serbest dolaşıma giriş beyannamesinde bahsi geçen eşya dışındaki 1 adet baskı makinesi merdanesi, 2 adet rulman, 3 adet karton kesim makinesinin temizleme ünitesi aparatı, 54 adet (1090 kg) mürekkep, 54 adet 155 mm 1,63 kg rulo halinde streç film, 151 adet 200 mm 2,10 kg rulo halinde streç film, 83 adet 73 cm boyunda streç film, 8 adet 50 cm boyunda streç film, 18 adet rulo halinde çöp torbası, 1 adet 4,5 kg kapasiteli Elektro Helios marka sanayi tipi çamaşır makinesi ve 3.900 kg paketlemeye hazır yarı mamûl kâğıt tabakanın beyan edilmedikleri ve herhangi bir gümrük işlemine tabi tutulmadıkları, bu eşya ile ilgili bir belgenin de ibraz edilmediği tespit edilerek eşyaya elkonulduğu ve kaçak eşyaya mahsus tespit varakası düzenlendiği,

    İhracatçı İsveç firması tarafından düzenlenen dolaşım belgesi, fatura, çeki listesi ile konşimento ve ithalatçı firmanın ödeme belgelerinin, 24.09.2008 tarihli gümrük beyannamesi muhteviyatı ile uyumlu olduğu, beyanname dışında kalıp elkonulan eşyayı kapsamadığı,

    Kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına göre; suça konu olan eşyanın CİF değerinin 25.810 Lira, vergiler toplamının 5.992,09 Lira, gümrüklenmiş değerinin ise 31.802,09 Lira olduğu,

    Bilirkişi kurulunca düzenlenen raporlarda; elkonulan yaklaşık 5.000 kg ağırlığındaki, 11 kalemden müteşekkil, ticari mahiyet ve miktardaki beyan harici eşyanın tamamının gümrüğe tabi, yabancı menşeili mallardan olup CİF kıymetleri toplamının 25.810 Lira olduğu, 24.09.2008 tarihli beyanname ile beyan edilen ve vergi muafiyeti bulunan emtiaların devamı niteliğinde olmadıkları, çok sayıda ve farklı kalemde emtianın olduğu, bunlardan kâğıt-karton cinsi dışındakilerin vergiye tabi oldukları belirtilerek bu eşyanın sipariş edilmeden gönderici firma tarafından gönderilmesinin ticari teamüllere ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı ve 5607 sayılı Kanun kapsamında kaçak olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde kanaat bildirildiği,

    Anlaşılmaktadır.

    İnceleme dışı sanık Osman Hilmi Damar aşamalarda; ithalatçı firmanın verdiği konşimento, fatura ve dolaşım belgesine göre gümrük beyannamesi hazırlayıp gümrük idaresine sunduklarını, tescilden sonra yapılan muayene sonucunda beyanname muhteviyatı dışında eşyanın ortaya çıktığını, konteynerde beyannamede bildirilenlerin dışında eşya olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.

    Sanık ... soruşturma aşamasında; .... Ambalaj ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve imzaya yetkili müdürü olduğunu, yeni kurulan fabrikaları için İsveç'te bulunan firmadan baskı ve diğer üretim makinelerini satın aldıklarını, üretim için gerekli ham madde gereksinimini de aynı firmadan temin ettiklerini, olay gününe kadar üç konteyner mal getirdiklerini, son olarakda 24.09.2008 tarihli serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatında olan emtiaları sipariş ettiklerini, fakat konteynerden sipariş etmedikleri ve haberleri dışında gelen eşyanın da çıktığını, İsveç firmasının beyan edilen malzemeler dışında daha önce göndermeyi unuttuğu veya daha sonra gönderebileceği malzemeleri de bilgileri dışında konteynere koymuş olabileceğini, olayın İsveç'teki firmanın bu durumu kendilerine bildirmemesinden kaynaklandığını,

    Kovuşturma aşamasında ek olarak; olaydan sonra İsveçli firma ile irtibata geçmeleri sonucunda İsveçli firmanın farklı çıkan eşyayla ilgili olarak kendi gümrüğüne yeni bir beyanname verdiğini, o beyannamesine yükleme hatasına konu olan eşyanın bulunduğu faturanın da eklendiğini, bu belgeler çerçevesinde olayın İsveçli firmanın yükleme hatasından kaynaklandığının sabit olduğunu,

    Savunmuştur.

    Konumuzla ilgisi bakımından müsadereyi düzenleyen hükümlerin incelenmesi gerekmektedir.

    Müsadere, 5237 sayılı TCK'nun "Genel Hükümler" başlıklı birinci kitabının, "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünün "Eşya Müsaderesi" başlıklı 54 ve "Kazanç müsaderesi" başlıklı 55. maddelerinde düzenlenmiş olup, uyuşmazlığın konusunu oluşturan "Eşya Müsaderesi" başlıklı 54. maddesi;

    "(1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir.

    (2) Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması hâlinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.

    (3) Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.

    (4) Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.

    (5) Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.

    (6) Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur" şeklindedir.

    Müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesi sonucunu doğurmakta olup, 5237 sayılı TCK'nda müsadere bir güvenlik tedbiri olarak kabul edilmiştir. Anılan Kanunun 54. maddesinin birinci fıkrasına göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşya, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak şartıyla müsadere edilir. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya ise, suçun icra hareketlerine henüz başlanmamış ise, sadece bu nedenle müsadere edilemeyecek, ancak niteliği itibarıyla kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda eşyanın müsaderesine hükmedilecektir.

    Kural olarak müsadereye hükmedilmesi için kasıtlı bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, bu suçtan dolayı bir kimsenin mutlaka cezaya mahkûm edilmesi gerekmemektedir. Örneğin suçun işlenmesinde kullanılan eşyanın, bunu kullanan fail akıl hastası olması nedeniyle cezalandırılamasa dahi müsaderesine hükmedilebilecektir.

    Üçüncü fıkrada, müsaderede orantılılık kuralı kabul edilmiş olup, buna göre, suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağının ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağının anlaşıldığı durumlarda, eşyanın müsaderesine hükmedilmeyebilecektir.

    Maddenin dördüncü fıkrasına göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın, eylem suç oluşturmasa dahi her hâlde müsaderesine hükmolunacaktır.

    5607 sayılı Kanunun 13. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi "Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır", aynı maddenin ikinci fıkrası ise "Etkin pişmanlık nedeniyle fail hakkında cezaya hükmolunmaması veya kamu davasının düşmesine karar verilmesi, sadece suç konusu eşya ile ilgili olarak müsadere hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez" şeklinde düzenlenmiştir.

    Bu kapsamda, zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verildiği durumlarda, elkonulan eşya ile ilgili olarak müsadere koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi zorunlu olup, elkonulan eşyanın müsaderesi ya da iadesi hususunda karar verilebilmesi için başkaca bir inceleme ve araştırma yapılmasının gerekmediği hâllerde, usul ekonomisi de gözetilerek Ceza Genel Kurulunca hükmün bu yönüyle de incelenebileceği ve müsadere ya da iade hususunda bir karar verilebileceği kabul edilmelidir.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Sanığın ortağı ve imzaya yetkili müdürü olduğu firmaca ithal edilen ve 24.09.2008 tarihli serbest dolaşıma giriş beyannamesinde bildirilen eşyanın bulunduğu konteynerde, beyannamede ya da ekindeki belgelerde gösterilmeyen 11 kalemden oluşan, yaklaşık 5.000 kg ağırlığında, ticari mahiyet ve miktardaki eşyanın tespit edilerek ele geçirildiği anlaşılmakla; bahse konu eşyanın serbest dolaşıma giriş beyannamesi ve eklerinde beyan edilmemesi, herhangi bir gümrük işlemine tabi tutulmaması, beyan edilen emtianın devamı niteliğinde olmaması, ticari nitelikte ve miktarda olması, çok sayıda ve farklı kalemden oluşması, sipariş edilmeden yollanmasının ticari teamüllere uygun düşmemesi, beyan edilen emtianın vergi muafiyeti kapsamında olmasına rağmen beyan edilmeyen eşyanın vergiye tabi emtia olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, beyan edilmemek suretiyle gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulmaya teşebbüs edildiği sabit olan, 5607 sayılı Kanun kapsamında kaçak eşya niteliğindeki suça konu eşyanın müsadere koşullarının oluştuğu, bu hususta karar verilebilmesi için başkaca bir inceleme ve araştırma yapılması gerekmediğinden usul ekonomisi de gözetilerek Ceza Genel Kurulunca müsadere kararı verilebileceği kabul edilmelidir.

    Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, suça konu eşyanın müsaderesi yerine mahrece iadesine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCDD İzmir Liman İşletme Müdürlüğü 3/B Ambarında ambar giriş defterinin 22.09.2008 tarih ve 812752 sırasında kayıtlı, beyan edilmeyen kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK'nun 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmelidir.

    İkinci uyuşmazlık yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;

    "Sanık ... hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonunda yerel mahkemece, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 08.07.2013 tarihli bozma ilamına karşı direnilmesine ve sanığın beraati ile suça konu eşyanın mahrecine iadesine ilişkin hükmün, Ceza Genel Kurulunca, kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine, mahkemece mahrecine iadesine karar verilen eşyanın zoralımına yönelik çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.

    Yüksek Ceza Genel Kurulunda yapılan görüşme sonunda, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine, elkonulan eşyanın zoralımına karar verilmiştir.

    Zoralım 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 'Yaptırımlar' başlıklı üçüncü kısım, 'Güvenlik Tedbirleri' başlıklı ikinci bölümde 'Eşya Müsaderesi' başlığı altında 54. maddede düzenlenmiştir.

    'Kamu Davasının Sona Ermesi ve Hüküm' başlıklı 5271 sayılı CMK.nun 223/1. maddesinde 'Güvenlik Tedbiri' hüküm olarak sayılmıştır.

    Müsaderenin, TCK'nun 54. maddesinde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmesi ve CMK'nun 223/1. maddesinde hüküm olarak belirtilmiş olması karşısında istinaf veya temyiz yasa yoluna tabi olacaktır.

    5271 sayılı CMK'nun 256, 257, 258. maddelerinde müsaderede uygulanacak başvuru, duruşma ve karar ile kanun yolları gösterilmiştir.

    1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesinde Yargıtayca davanın esasına, hükmedilecek haller ve karar düzeltilmesi, 5271 sayılı CMK.nun 303. maddesinde Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller ve hukuka aykırılık hâllerinin düzeltilmesi CMK'nun 308. maddesinde de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi düzenlenmiştir.

    Türk Ceza Kanununun 54. maddesine göre bir güvenlik tedbiri olan ve 5271 sayılı CMK'nun 223/1. maddesi uyarınca hüküm sayılan müsadere istinaf ve temyiz yasal yoluna tabidir.

    5271 sayılı CMK'nun 257. maddesi uyarınca müsadere kararının duruşmalı olarak verilmesi yasal bir zorunluluktur.

    Duruşma yapılması, müsadereye konu eşya üzerinde hak sahibi olan veya kişiyi ilgilendiren bir konuda delillerini ileri sürmesi ve kanun yollarına başvurma imkânına sahip olmasını sağlayacaktır.

    Somut olayda yerel mahkemece ürünlerin iadesine karar verilmiş olup, Ceza Genel Kurulunca doğrudan müsadere kararı verilmiş olması nedeniyle sanığın müsadereye ilişkin Ceza Genel Kurul kararına karşı kullanabileceği bir kanun yolu da kalmamıştır.

    1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nun 303. madde hükümleri göz önüne alındığında, yerel mahkemenin iade kararı kaldırılmadan doğrudan müsadereye karar verilmesi olanaklı değildir. Esasen 1412 sayılı Kanunun 322. ve 5271 sayılı CMK'nun 303. madde hükümleri uyarınca müsadere hususunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bir karar verilmesi mümkün görülmemektedir.

    1412 sayılı CMUK'nun 326. maddesinin 3. fıkrasına göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın mecburi olduğu, 5271 sayılı CMK'nun 307. maddesinin 3. fıkrasına göre de direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemeyeceğine dair hükümleri ile CMK'nun 308. maddesi gereğince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ancak Ceza Dairelerinin kararlarına karşı itiraz edilebileceğine ilişkin hükümler birlikte değerlendirildiğinde, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmeyerek Ceza Genel Kurulunca müsadere konusunda karar verilmesi ilgililerin kanuni yollara başvurma hakkını ortadan kaldırmakta ve hak ihlaline neden olmaktadır.

    Bu itibarla, vergileri ödenmeden ithal edilmeye teşebbüs olunan eşyanın zoralımına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle,

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.12.2013 gün ve 1352-1767 sayılı direnme hükmünün; dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeninden ve suça konu eşyanın müsaderesi yerine mahrece iadesine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

    Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'nun, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan;

    A- Sanık hakkındaki kamu davasının TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

    B- TCDD İzmir Liman İşletme Müdürlüğü 3/B Ambarında ambar giriş defterinin 22.09.2008 tarih ve 812752 sırasında kayıtlı, beyan edilmeyen kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanunun 13/1. maddesi delaletiyle TCK'nun 54/1. maddesi uyarınca MÜSADERESİNE,

    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 27.02.2018 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oybirliğiyle, ikinci uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3730 Karar : 2018/1202
    Tarih : 21.02.2018

    • CMK 303. Madde

    • Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

    Çocuk sanık ...`ın 06.10.2017 tarihli dilekçesinde cezasının onaylanmasını`` talep ettiği ve sanık savunmanınca temyiz isteminde bulunulmadığının anlaşılması karşısında, sanık ... hakkında verilen istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar, usulüne uygun açılmış bir temyiz davası bulunmadığından; inceleme dışı bırakılmıştır.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/311 Esas ve 2017/105 Karar sayılı ilamı ile yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne karşı, sanık ... ve savunmanı ile sanık ... savunmanının CMK`nın 272 ve müteakip maddeleri uyarınca İstinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine;

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen 12.07.2017 gün, 2017/954 Esas, 2017/1083 Karar sayılı "esastan red" kararına karşı, sanık ... ve savunmanı tarafından usulüne uygun olarak açılan temyiz davası üzerine,

    temyiz dilekçelerinde hukuka aykırı olduğu ileri sürülen hususlar ile re’sen incelenmesi gereken konular CMK`nın 288 ve 289. maddeleri kapsamında incelenip görüşüldü;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    Sanık ...`ın adli sicilinde bulunan ve tekerrüre esas alındığı anlaşılan Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/961 Esas 2015/801 Karar sayılı ilamının mahkemesinin ve ceza miktarının yanlış gösterilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
    5271 sayılı CMK.nun 303. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, yağma suçundan kurulan mahkumiyet kararının hüküm fıkrasının tekerrüre ilişkin kısmından Küçükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2013 kesinleşme tarihli 2012/961 esas 2013/58 karar sayılı ilamı ile 2 yıl hapis cezası, çıkartılarak, yerine Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2013 kesinleşme tarihli 2012/961 Esas ve 2013/58 Karar sayılı ilamı ile verilen 3 ay 10 gün hapis cezası,`` ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3985 Karar : 2018/886
    Tarih : 12.02.2018

    • CMK 303. Madde

    • Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

    Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/03/2017 gün, 2016/502 Esas, 2017/78 Karar sayılı ilamı ile
    Sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne karşı, sanık ... savunmanı; sanık ... hakkındaki beraat kararının ise beraat eden sanık lehine vekalet ücreti takdir edilmediği gerekçesiyle bu taleple sınırlı olmak üzere sanık ... savunmanı tarafından CMK 272 ve müteakip maddeleri uyarınca İstinaf kanun yoluna başvurması üzerine;

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucu verilen 13.10.2017 gün, 2017/2643 Esas, 2017/1970 karar sayılı “Düzeltilerek İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine” karşı,
    Sanıklar ... ve ... savunmanları tarafından usulüne uygun olarak açılan temyiz davası üzerine, temyiz dilekçesinde hukuka aykırı olduğu ileri sürülen hususlar ile re'sen incelenmesi gereken konular CMK`nın 288 ve 289. maddeleri kapsamında incelenip görüşüldü;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    Beraat eden ve kendisini vekille temsil ettiren sanık ... yararına Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınmadan avukatlık ücretine hükmedilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... savunmanlarının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 13.10.2017 gün, 2017/2643 Esas, 2017/1970 Karar sayılı hükmünün, açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
    5271 sayılı CMK’nın 303/1-h. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasına "karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.980,00 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak suça sürüklenen çocuğa verilmesine” cümlesinin,
    "karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 3.960,00 TL TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak suça sürüklenen çocuğa verilmesine” şeklinde değiştirilmek suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 12.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2983 Karar : 2018/181
    Tarih : 6.02.2018

    • CMK 303. Madde

    • Yargıtayca Davanın Esasına Hükmedilecek Hâller, Hukuka Aykırılığın Düzeltilmesi

    Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

    Dosya kapsamındaki diğer deliller nazara alındığında gizli tanığın kovuşturma aşamasında dinlenilmemesi sonuca etkili görülmemiş, tanık Eyüp Bilge'nin şüpheli sıfatıyla müdafii eşliğindeki kolluk ifade ve fotoğraf teşhisinde, 2. eylem olarak geçen ve hendek olayları esnasında mevziide birlikte silahlı nöbet tuttukları sanık tarafından gerçekleştirildiğini beyan ettiği 28.09.2015 günü saat 22:04 sıralarında Silvan Polis Merkez Amirliği arka kısmında bulunan cihan caddesi tarafına konuşlu çevre koruma noktasına 310. sokak istikametinden yapılan silahlı saldırı olayına ilişkin Silvan Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/1841 soruşturma sayılı dosyasının getirtilip incelenmesinde, soruşturmanın halen devam ettiğinin ve ölen ya da yaralanan olmadığının anlaşılması karşısında, bahse konu olayda hedef alınan şahıs sayısı belirli ise kişi sayısınca, aksi halde en az bir kişiye yönelik olarak sanık hakkında adam öldürmeye teşebbüs suçundan zamanaşımı süresince dava açılması mümkün görülmüştür.

    Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak;

    1-Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma şekli ile süresi ve mercii, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 108. maddesinde düzenlenmiş olup aynı maddenin 5. fıkrası ile de tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde koşullu salıverilmeye ilişkin hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle denetimli serbestlik süresinin infaz aşamasında 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tayin ve tespiti gerektiği gözetilmeden, infazı kısıtlar biçimde "1 yıl süre ile" denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,

    2-Sanığın talebi olmadığı halde atanan tercüman ücretinin yargılama gideri olarak sanığa yükletilemeyeceğinin gözetilmemesi,

    Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeden CMK'nın 303/1 maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün tekerrür uygulamasına dair kısmından “1 yıl” ibaresinin çıkarılması ve 3 numaralı hüküm fıkrasından “sanıktan tahsili ile hazineye irad kaydına” ifadesinin çıkarılarak yerine “Devlet Hazinesine yüklenmesine” ifadesinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    TEFHİM ŞERHİ:

    06.02.2018 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'nun huzurunda, duruşmada sanık ...'nun savunmasını yapmış bulunan Av. ...'un yokluğunda, 21.02.2018 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.