CMK Madde 298



  • Temyiz İsteminin Reddi

    CMK Madde 298

    (1) Yargıtay, süresi içinde temyiz başvurusunda bulunulmadığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını ya da temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermediğini saptarsa, temyiz istemini reddeder.




  • CMK Madde 298 Gerekçesi

    Hükmü temyiz edilen mahkemenin 327 nci madde uyarınca temyiz istemini, kabule değer olup olmaması yönünden inceleyip nedenleri varsa temyiz dilekçesinin reddine karar vermesi ve buna karşı başvuru yapılırsa dosyanın Yargıtaya yollanması gerekmekte ise de, uygulamada böyle bir inceleme yapılmadan da Yargıtaya yollandığı ve böylece hükmün işlemez hâle geldiği görülmektedir.

    Madde, bu durumda zaman ve emek kaybına yer vermemek için dosyanın mahkemesine geri gönderilmesi yerine temyiz isteminin kabule değer olup olmadığı hususunun Yargıtayca doğrudan incelenmesine olanak sağlamıştır.

    1.Dosya, hükmü temyiz olunan mahkemece verilen temyiz dilekçesinin reddi kararına karşı başvuru üzerine yollanmışsa Yargıtayca;

    a) Ret kararı doğruysa bu karara karşı yapılan başvurunun reddine karar verilip dosya mahkemesine geri gönderilir,

    b) Ret kararı yanlışsa, bu karar kaldırılıp hüküm esastan incelenir.

    2.Dosya, temyiz istemi mahkemece 327 nci maddeye göre incelenmeden doğrudan yollanmışsa Yargıtayca;

    a) Temyiz isteminin yasal süreden sonra yapıldığı veya hükmün temyiz yeteneğinin bulunmadığı, temyiz edenin buna hakkı olmadığı veya temyiz dilekçe, beyan veya lâyihasının temyiz nedenlerini içermediği saptanırsa temyiz isteminin reddine karar verilir.

    b) Temyiz isteminin reddi nedenleri yoksa temyiz incelemesi yapılır.



  • CMK 298 (Temyiz İsteminin Reddi) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/1919 Karar : 2018/4294
    Tarih : 11.04.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    I- Sanık hakkında konut dokunulmazlığını bozma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

    Hükmolunan cezanın miktar ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık müdafiinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca istem gibi REDDİNE,

    II- Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

    5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin; olay günü müştekiye ait ikametten çalınan cep telefonunun kolluk görevlilerince yapılan araştırma sonucunda bulunup tesadüfen müştekiye ait olduğu tespit edilerek, taşlı yüzüğün de hakkında ayrı soruşturma yürütülen ...’ın pantolon cebinde ele geçirilerek müştekiye iadesinin sağlandığı, sanığın etkin pişmanlık göstermediği, hatta kimliği hakkında yalan beyanda bulunduğu, yargılama sonucunda ceza verildikten sonra müşteki tarafından sanığın yakınlarınca olaydan yaklaşık 2 ay sonra tüm zararının giderildiğine dair verilen dilekçenin öneminin bulunmadığından bahisle sanık hakkında koşulları oluşmadığından hırsızlık suçundan kurulan hükümde TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanmaması, sanık müdafiinin temyiz isteminin sanık hakkında verilen cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak verilmesinin, müştekinin mahkemece dinlenmemesinin, sanığın işlediği sabit olmayan suçtan cezalandırılmasının usul ve yasaya uygun olmadığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerektiğine yönelik olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede;

    Dosya içeriğine göre sanık müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

    Tüm dosya içeriğine göre; müştekiye ait ikametten telefon ve taşlı yüzük çalınması şeklinde gerçekleşen somut olayda; suça konu telefonun, kolluk görevlilerince yakalanan sanık ve hakkında ayrı soruşturma yürütülen yaşı küçük ...’ın yakalandıkları müştekinin ikametinin karşı tarafında bulunan binanın bahçe kapısının demir profiline dayanmış vaziyette bulunduğu, suça konu taşlı yüzüğün ise ...’nın pantolon cebinde ele geçtiği, telefona gelen arama sayesinde müştekiye ulaşıldığı ve çalınan eşyaların kolluk görevlilerince tesliminin sağlandığının anlaşılması karşısında; etkin pişmanlık koşulları oluşmadığı halde, müşteki tarafından hükümden sonra verilen sanığın yakınları tarafından olaydan yaklaşık 2 ay sonra tüm zararının giderildiğine dair 06.11.2017 tarihli dilekçe esas alınarak sanığın cezasından TCK'nın 168/2. maddesi uyarınca indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

    Bozmayı gerektirmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 11/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2018/38 Karar : 2018/113
    Tarih : 20.03.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Özel belgede sahtecilik suçundan sanıklar ... ve ...'nin TCK`nun 207/1, 43/1 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve ertelemeye ilişkin Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2016 gün ve 942-777 sayılı hükümlere yönelik sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince 21.02.2017 gün ve 14-253 sayı ile;

    “...Yapılan yargılama, mağdur ...'nın çelişkili beyanları, sanıkların savunmaları, imza ve yazı incelemelerine dair bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; sanıkların üzerlerine atılı özel belgede sahtecilik suçunu işlediklerine ilişkin mahkumiyetlerine yeterli kanıt bulunmadığı gibi, Dairemizce yapılan duruşmada incelenen suça konu 17.02.2011 tarihli abonelik sözleşmesinde, abone adı olarak belirtildiği halde, sözleşmenin son kısmında abone adının Hakan Pekol olarak gösterilip imzalanmış olması hususu dikkate alındığında, sözleşmeleri kabul ile görevli olanlar tarafından yapılacak basit bir incelemede sahteciliğin ilk bakışta anlaşılacağı, bu durumda söz konusu suçta aranan kandırıcılık öğesinin de mevcut olmaması nedeniyle suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinin 27.09.2016 gün 2015/942 esas, 2016/777 karar sayılı hükmünün kaldırılarak, sanıkların CMK’nın 223/2-a,e maddeleri uyarınca ayrı ayrı beraatlerine" karar verilmiştir.

    Bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.11.2017 gün ve 14828-7937 sayı ile;

    “5271 sayılı CMK'nun 286/2-b maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK`nun 298. maddesi uyarınca reddine" oy çokluğuyla karar verilmiş,

    Daire Üyeleri A. İhsan Öztekin ve B. Savtok;

    “5271 sayılı CMK’nın 286/1. fıkrasında bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin kural olarak temyizinin mümkün olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin 2. fıkrasında bunun istisnaları 10 bend halinde tahdidi olarak sıralanmıştır. Bu bentlerde temyizi mümkün olmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının neler olduğu konusunda gerek doktrinde gerekse uygulamada bir görüş ayrılığı bulunmamakla birlikte, özellikle bölge adliye mahkemelerinin CMK’nun 280/1-e maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar vererek duruşma açmak suretiyle beraat kararı vermesi durumunda bu kararın temyizinin olanaklı olup olmadığı konusunda görüş birliği bulunmamakta ise de; aşağıda izah ettiğimiz nedenlerle CMK’nun 286/2-b maddesi gereğince verilen beraat kararlarının temyizinin mümkün olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak olunmamıştır.

    Şöyle ki; bu konuyu düzenleyen CMK’nun 286/2-b maddesi: İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği şeklindedir. Madde içeriğinden de anlaşılacağı üzere, 5 yıl veya daha az hapis cezası içeren (CMK’nın 286/2-d maddesindeki istisnai hal hariç) bir ilk derece mahkemesinin kararının istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi ceza dairesi duruşma açarak mahkemenin kararındaki cezadan daha hafif bir cezaya hükmedebilecek ve bu karar temyiz edilemeyecektir. Bu sonuç, madde metninden çok açık anlaşılabilmekle birlikte, istinaf incelemesini yapan ceza dairesinin beraat yönünde bir karar tesis etmesi halinde, bu kararın kesin mi yoksa temyizi kabil mi olduğu konusunda madde metninde bir açıklık bulunmamaktadır. CMK’nun 286. maddesinde her ihtimali tek tek sıralayan kanun koyucunun böyle bir konuyu öngörmemiş olmasını düşünmek kanaatimizce mümkün değildir. Bizi bu düşünceye iten neden ise, kanunun sistematiği kadar aynı zamanda CMK’nun 286/2-d maddesindeki düzenlemedir. Kanun koyucu burada ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizinin mümkün olmadığını ifade etmiştir. Dikkat edilecek olursa burada her türlü karardan bahsedilmektedir. Bu halde, ilk derece mahkemesinin yerine geçen bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 5271 sayılı CMK’nın 223/1. maddesindeki beraat kararı da dahil tüm kararları verebilecek ve bu kararlar temyiz edilemeyecektir. Oysa CMK’nun 286/2-b fıkrasında ise kanun koyucu her türlü karardan değil sadece hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları'ndan bahsetmiştir. Eğer kanun koyucu CMK’nun 286/2-b fıkrasındaki her türlü kararın temyizinin önünü kapatacak olsa, anılan maddenin 2-d bendinde olduğu gibi her türlü karar ibaresine yer vermek suretiyle maddeyi düzenlerdi. Oysa burada bilinçli olarak sadece cezayı artırmayan kararlara` gönderme yapmıştır. Kanaatimizce, 5271 sayılı CMK’nun 286/2-b maddesinin mevcut düzenleniş şekliyle, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin ilk derece mahkemelerinden verilen mahkumiyet kararlarını bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıracak şekilde verdikleri beraat kararlarının (CMK’nın 286/2-d fıkrasındaki istisnai düzenleme hariç) temyizinin mümkün olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.12.2017 gün ve 30591 sayı ile;

    “İlk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemelerinin duruşma açarak beraat kararı vermesi durumunda bu kararların temyizinin olanaklı olup olmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.

    İncelenen dosya içeriğine göre;

    Sanıklar ... ve ... hakkında itirazımıza konu özel belgede sahtecilik suçundan Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.09.2016 gün ve 942-777 karar sayılı ilamı ile eylemlerine uyan TCK’nun 207/1, 43/1, 51 maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, hükümlerin süresi içerisinde sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf edildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 21.02.2017 gün ve 14-253 sayı ile yapılan duruşma sonucunda; sanıkların özel belgede sahtecilik suçundan beraatlerine karar verildiği, bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.11.2017 gün ve 14828-7937 sayı ile ..5271 sayılı CMK'nun 286/2-b maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK.nın 298. maddesi uyarınca reddine` karar verildiği anlaşılmıştır.

    Temyiz yasa yolu CMK`nun 286 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

    CMK`nun 286. maddesine göre kural, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyize tabi olmasıdır.

    Temyiz edilemeyecek hükümler ise CMK`nun 286/2. fıkrasında tek tek sayılmıştır.

    Buna göre;

    a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,

    b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,

    c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

    d) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

    e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

    f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

    g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

    h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

    ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,

    Temyiz edilemez.

    20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.

    18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 78 inci maddesiyle bu maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan suç niteliğini değiştirmeyen ibaresi her türlü şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile` ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

    Konumuz açısından; CMK’nun 286/2-b maddesi incelendiğinde, 5 yıl veya daha az hapis cezasını içeren ilk derece mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma açılarak daha hafif bir cezaya indirilmesi durumunda bu hükmün temyiz edilemeyeceği açıktır. Somut olayımızda bölge adliye mahkemesi 1 yıl 3 aylık cezayı 1 yıla indirseydi bunun temyiz edilemeyeceği CMK'nun 286/2-b maddesi uyarınca gayet açıktı. Ancak somut olayımızda olduğu gibi bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma sonunda beraat kararı verilmesi durumunda, artık bu hükmün temyiz edilebileceğini düşünmekteyiz. Zira yasa koyucu temyiz edilemeyecek hükümleri CMK'nun 286/2. maddede tek tek saymıştır. Sayılanlar arasında ilk derece mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet hükümlerinin duruşma açılarak beraatle sonuçlandırılmasına yer verilmemiştir. Öte yandan CMK’nun 286/2-c maddesinde; hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, CMK’nun 286/2-d maddesinde; ilk derece mahkemesinin görevine giren kanunda üst sınırı iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezasına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının, CMK’nun 286/2-e maddesinde; adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının, temyizinin mümkün olmadığını hükme bağlamıştır. Bu fıkralarda yasa koyucu her türlü karardan bahsetmektedir. Buradan hareketle bölge adliye mahkemesi duruşma açtıktan sonra CMK'nun 223/1. maddesinde sayılı beraat kararı dahil tüm kararları verebilecek ve bu kararlar temyiz edilemeyecektir. Yasa koyucu CMK'nun 286/2-b maddesinde her türlü ibaresine yer vermediği için bölge adliye mahkemesi tarafından beraat kararı verilmesi durumunda buna karşı temyiz yasa yolunun açık olduğunu düşünmekteyiz. Yine beraat kararlarıyla ilgili olarak CMK'nun 286/2-g maddesinde; on yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlarının temyiz edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Değişiklikten önce ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları temyiz edilemeyecek iken 18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 78 inci maddesiyle bu maddenin ikinci fıkrasının (f) bendinde yer alan bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile` ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Böylece bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma açılarak verilen beraat kararlarına karşı temyiz yasa yolu açılmıştır.

    Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmesi üzerine duruşma açarak beraatle sonuçlandıran bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yasa yolunun açık olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

    CMK`nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.12.2017 gün, 16906-8992 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanıklar ... ve ... hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan kurulan beraat hükümleri Yargıtay 11. Ceza Dairesince temyiz isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

    Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin beraat hükmü vermesi durumunda, bu hükmün temyizinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    07.10.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazetede ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli bir yargı sistemine geçilmiştir.

    Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararları düzenleyen CMK`nun 280 ile bu kararlara karşı temyiz kanun yolunu düzenleyen aynı Kanunun 286. maddelerinin birlikte değerlendirilerek, kanun koyucunun bu düzenlemelerle neyi amaçladığının ve ceza yargılamasında kıyas ve yorumun hangi hallerde mümkün olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.

    5271 sayılı CMK`nun, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin inceleme tarihinde yürürlükte olan "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi;

    "(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;

    a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (c), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,

    b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

    c) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,

    Karar verir.

    (2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar" şeklinde iken; 05.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunun 15. maddesiyle, birinci fıkranın (a) bendinde yer alan “(c)” ibaresi “(a), (c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

    “b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,

    c) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,"

    "(3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar”

    08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanunun 92. maddesiyle maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “maddede” ibaresi “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” şeklinde değiştirilerek madde son halini almıştır.

    Görüldüğü üzere; 5271 sayılı CMK`nun 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar "istinaf başvurusunun esastan reddine", "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine", "hükmün bozulmasına" ve "davanın yeniden görülmesine" olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Bu kararlardan hangilerinin temyiz edilemeyecekleri, hangilerinin ise temyiz kanun yoluna tabi oldukları aynı Kanunun 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ayrı ayrı sayılmıştır.

    5271 sayılı CMK`nun "Temyiz" başlıklı 286. maddesi;

    “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.

    (2) Ancak;

    a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,

    b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,

    c) Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

    d) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,

    e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,

    f) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

    g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar,

    h) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,

    Temyiz edilemez.” şeklinde düzenlenmiş iken;

    28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 78. maddesiyle ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan "suç niteliğini değiştirmeyen" ibaresi "her türlü" şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan "bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile" ibaresi metinden çıkarılmış, aynı fıkranın (c), (e) ve (g) bentleri ise;

    “c) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”

    “e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları”

    “g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar” şeklinde değiştirilmiştir.

    Bu değişiklikler sonrasında, CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi “Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”, aynı fıkranın (f) bendi ise “On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları” hâlini almıştır.

    05.08.2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunun 20. maddesiyle, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere “c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,” bendi eklenmiş, diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesi sonucunda CMK`nun 286. maddesi;

    “(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.

    (2) Ancak;

    a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,

    b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,

    c) (Ek: 20/7/2017 - 7035/20 md) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

    d) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

    e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,

    f) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

    g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,

    h) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,

    ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,

    Temyiz edilemez.” şeklinde son hâlini almıştır.

    Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nun 272. maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı olağan kanun yolu olarak da CMK'nun 286. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı da CMK`nun 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir.

    Uyuşmazlık konusunu oluşturan, CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz edilemeyeceği belirtilmiştir.

    Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için birinci koşul; ilk derece mahkemesinden verilen bir "mahkûmiyet" hükmünün bulunması ve bu hükmün de "beş yıl veya daha az hapis cezalarına" ilişkin olmasıdır. İkinci koşul ise; bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen, ilk derece mahkemelerince hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bir kararın varlığıdır. Birinci koşul yönünden uygulamada tereddüde yol açacak bir durum görülmemekle beraber, ikinci koşul olan bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen ve "hapis cezalarını artırmayan" kararın niteliğinin belirlenmesi yönünden, kanun koyucunun düzenlemeyi yapmaktaki amacı, kanunun sistematiği, kıyas ve yorumun mümkün olup olmadığının değerlendirmesi gerekmektedir.

    Bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu belirleme yapılırken kıyas ve yorum yoluna başvurulabilecektir. Ceza muhakemesinde kıyas ve her türlü yorum mümkün olmakla birlikte, temel hak ve özgürlükleri daraltan normlar ile istisnai normlarda kıyas yasağı mevcuttur. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde, kıyas veya yorum yoluyla temel hak ve özgürlüklere ilişkin normları daraltıcı, istisnai normları genişletici şekilde hareket etmek mümkün değildir. CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin hem uluslararası sözleşmeler ve Anayasa`nın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü"ne ilişkin temel hak ve özgürlükler kapsamında kalması, hem de istisnai bir norm olma özelliği taşıması karşısında, bir bölge adliye mahkemesi kararının bu bent kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin yorum yapılırken, hak arama özgürlüğünü daraltıcı nitelikte kıyas yapılamayacağı gibi bu düzenlemenin istisnai nitelikte olması nedeniyle kapsamını genişletici şekilde yorum da yapılamayacağı gözetilmelidir.

    Bu noktadan hareketle; CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde geçen “hapis cezalarını artırmayan” ibaresinden anlaşılması gerekenin; "cezayı aynı tutan" ya da "cezayı eksilten" kararlar olduğunun, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilecek olan kararın da yine bir “hapis cezası” olacağının, ancak bu kararın ilk derece mahkemesince verilen hapis cezasını artırmamakla birlikte, aynı miktarda veya daha az bir ceza olması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi ceza dairesi tarafından verilecek "hapis cezasını artırmayan" kararın, yine hapis cezasına ilişkin bir "mahkûmiyet" kararı olması gerekmektedir. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi ceza dairesi arasında “mahkûmiyet” hükmü yönüyle bir uyuşmazlık bulunmaması ve ilk derece mahkemesince verilen beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün bölge adliye mahkemesi ceza dairesince artırılmaması durumunda bu kararın “temyiz edilemez” nitelikte bir karar olmasını amaçlayan kanun koyucunun, bu düzenleme ile usul ekonomisini de gözettiğini söylemek yanlış bir yorum olmayacaktır. Buna karşın, "beraat", "düşme", "ret" ve "ceza verilmesine yer olmadığına" gibi kararlar bu bent kapsamında değerlendirilemeyeceklerdir. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen mahkûmiyet kararı dışındaki "beraat", "düşme", "ret" ve "ceza verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararların "ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan" kararlar kapsamında oldukları, bu nedenle CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kalmaları nedeniyle temyiz edilemeyecekleri kabul edildiği takdirde, temel hak ve özgürlüklerden biri olan "hak arama özgürlüğü"nü daraltıcı, istisnai nitelikteki bir normu ise genişletici şekilde bir yorum yapmış olunur ki, bu durum ceza muhakemesi ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.

    Öte yandan, yapılan bu tespitler üzerine varılan sonucun kanunun sistematiğine uygun olup olmadığının irdelenmesine gelince;

    5271 sayılı CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde “İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”, aynı fıkranın (e) bendinde “Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları” ile karar tarihinden sonra 7035 sayılı Kanunla maddeye eklenen (c) bendinde “Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar”ın temyizinin mümkün olmadığı hükme bağlanmıştır. Kanun koyucu bu bentlerde “her türlü” kararlardan bahsetmekteyken, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, aynı fıkranın (c), (d) ve (e) bentlerinde olduğu gibi “her türlü” ibaresine yer vermemiştir. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin “temyiz edilemeyecek” nitelikteki kararlarını, CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasında ayrı ayrı bentler halinde ve her ihtimali tek tek sıralayarak düzenleyen kanun koyucunun, kanunun sistematiği de gözetildiğinde bu konuyu öngörmediğini, yani “her türlü” ibaresine yer vermeyi unuttuğunu düşünmek mümkün değildir. Bu nedenle CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (c), (d) ve (e) bentlerinin aksine, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “...bölge adliye mahkemesi kararları” ibaresinden önce “her türlü” ibaresine yer vermeyen kanun koyucunun, ilk derece mahkemesince verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları içeren hükümler hakkında, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilebilecek olan mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, “düşme”, "ret" veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararların “hapis cezasını artırmayan” kararlardan olduğunu kabul ettiği söylenemeyecektir.

    Yine, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde "On yıl veya daha az hapis cezasını .... gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları"nın temyiz edilemeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre, ilk derece mahkemesinin üst sınırı itibarıyla on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yaptığı yargılama sonucunda beraat kararı vermesi ve bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bu kararı doğru bularak "istinaf başvurusunun esastan reddine" karar vermesi durumunda bu karar temyiz edilemeyecektir. Fakat ilk derece mahkemesinin, üst sınırı itibarıyla on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren, örneğin TCK`nun 247. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve üst sınırı itibarıyla 12 yıl hapis cezası öngören zimmet suçuna ilişkin olarak beş yıl veya daha az hapis cezasına hükmettiği, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin ise beraat kararı verdiği durumda, beraat kararının temyize tabi olmadığı söylenemeyecektir. Zira, kanunda üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçta ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmü ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğinde bu karara karşı temyiz kanun yolu açıktır. Diğer bir deyişle, aynı suça ilişkin ilk derece mahkemesinin beraat, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin ise istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermesi halinde dahi temyiz yolu açık iken, ilk derece mahkemesinin beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin "mahkûmiyet", bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin ise "beraat" kararı verdiği hallerde, bu kararın temyize tabi olmayacağını söylemek mümkün değildir.

    Üç dereceli yargı sistemi içerisinde, kesin olduğu belirtilenler dışında kalan kararlar bakımından kanun koyucunun en azından bir denetim yolu öngördüğü de gözetildiğinde, ilk derece mahkemelerince verilen "mahkûmiyet" hükmünü değiştiren ve birbirlerinden tamamen ayrı nitelikte olan bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin verebileceği "beraat", "ret", "düşme" ve "ceza verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararlar yönünden bir denetim yolu öngörülmediği düşünülemez. Aksi düşüncenin kabulü, kanunlarımızda yer alan ve ceza miktarları itibarıyla ağır nitelikte olan bir çok suça yönelik olarak, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin vereceği mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret",“düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararlara karşı herhangi bir kanun yolu öngörülmediği anlamına gelecektir.

    İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları hakkında, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret",“düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin vereceği kararların temyize tabi olması kuralının tek istisnasını, "ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyiz edilemeyeceğini düzenleyen CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi oluşturmaktadır. İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren bir suç söz konusu ise bu suç ve suça bağlı olarak verilen cezalara ilişkin "her türlü" bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemeyecektir.

    Bu bağlamda; CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasında “temyiz edilemeyecek” kararları açıkça ve ayrı ayrı sayan kanun koyucunun amacının, bu sayılanlar dışında kalan kararların “temyiz” kanun yoluna tabi olacaklarını, diğer bir anlatımla sınırlayıcı hükümler kapsamında yer almayan karar ve hükümlerin temyize tabi olduklarını düzenlediğini kabul etmek, kanun koyucunun amacına ve kanunun sistematiğine uygun olup, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarına dair kararlara ilişkin suçun, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmaması durumunda, kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin verebileceği mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret", “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararlar, CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilemeyecek ve bu kararlara karşı temyiz kanun yolu açık olacaktır.

    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

    Özel belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilen sanıkların, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda beraatlarına karar verilmesi karşısında; söz konusu beraat kararının CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve diğer bentlerinde sınırlı şekilde sayılan “temyiz edilemez” nitelikteki kararlardan olmaması, sanıklara atılı suçun CMK`nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmaması, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısı olarak hüküm ve kararlara karşı başvurulabilecek bir kanun yolunun açık olmasının kural, kapalı olmasının ise istisna olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, davayı beraatla sonuçlandıran bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararına karşı temyiz kanun yolunun açık olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.

    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz isteğinin reddine dair kararının kaldırılmasına, temyiz incelemesi için dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

    2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20.11.2017 gün ve 14828-7937 sayılı temyiz isteğinin reddi kararının KALDIRILMASINA,

    3- Dosyanın, temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2530 Karar : 2018/2885
    Tarih : 19.03.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    1- Sanık hakkında mağdur ...'a yönelik hırsızlık, konut dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçları ile mağdur ...'e yönelik konut dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçlarından verilen mahkumiyet kararlarına yönelik istinaf başvurusunun İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nce düzeltilerek esastan reddedilmesine karşı yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Hükmolunan cezaların miktar ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık ve müdafiinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,

    2- Sanık hakkında mağdur ...'e yönelik hırsızlık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi'nce düzeltilerek esastan reddedilmesine karşı yapılan temyiz itirazlarına gelince;

    5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğü, eylemlerin doğru nitelendirilmediği, ceza hesaplamalarında hataların yapıldığı ve sanığın temyiz isteminin de atılı suçu işlemediği gözetilmeden mahkumiyetine karar verildiğine yönelik olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede;

    UYAP'tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre suç tarihi olan 02.01.2016'da gece vaktinin saat 18.04'te başlayıp, saat 06.24'te bittiğinin ve mağdur ...'in evinden saat 17.00'de çıkıp ve saat 22.30'da döndüğünde hırsızlığı farkettiğini beyan ettiğinin anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin gerçekleşme zamanının kesin olarak tespit edilememesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi birlikte değerlendirildiğinde eylemin gece işlendiğine dair delillerin neler olduğu kararda gösterilmeden, 5237 sayılı TCK’nın 143. maddesiyle uygulama yapılarak fazla ceza tayini,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 19.03.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3666 Karar : 2018/512
    Tarih : 22.02.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;

    Hükmolunan cezanın süresine göre şartları bulunmadığından sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMK’nın 299/1. maddesi uyarınca REDDİNE,

    I-Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının ve sanığın eşi ...’un temyiz taleplerinin incelenmesinde;

    Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının, CMK'nın 38/A maddesine göre UYAP ortamında yöntemine uygun olarak 25.09.2017 tarihinde gönderilen hükmü 12.10.2017 tarihinde temyiz ettiği,
    sanığın eşi ...’un ise, gerekçeli kararın sanık müdafiine 28.09.2017 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine 19.10.2017 tarihinde temyiz ettiği, böylelikle 15 günlük yasal süresinden sonra hükmü temyiz ettikleri anlaşılmakla, temyiz istemlerinin CMK`nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,

    II-Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin temyiz itirazlarının incelemesinde;

    Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

    1-Sanığın BYLOCK kullanıcısı olduğuna dair delilin suçun sübutu açısından belirleyici olması karşısında,

    Dairemizin 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararı ve
    2017/1800 esas ve 2017/4837 karar sayılı dosyaları ile ByLock iletişim sistemine ilişkin açıklamalar ışığında,
    FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının,
    her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tepiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı gözetilerek;

    atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olan ve sanığın adına kayıtlı ve fiilen kullandığı 0542 ... .. .. GSM numaralı hat ile BYLOCK haberleşme sistemini kullandığını ortaya koyan ayrıntılı tesbit ve değerlendirme tutanağı,
    baz analiz tutanakları ile başka dosya şüphelileri Leyla M... ve Uğur M...’ın teşhis ve beyanlarının hükümden sonra gelmesi nedeniyle,
    5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi gereğince duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorularak değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2-Kabul ve uygulamaya göre de;

    a-Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan verilen 5 yıl 6 ay hapis cezasının 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddesi gereğince 1/2 oranında artırılması sırasında 7 yıl 15 ay hapis cezası verilmesi gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla ceza tayini,

    b-Bylock haberleşme programının sanığın adına kayıtlı ve fiilen kullandığını beyan ettiği 0542 ... .. numaralı hattı ile kullandığının tesbit edildiği dosya içeriğinden anlaşılmakla, gerekçeli kararda başka numaralardan bahsedilerek sanığın bu programı kullandığının kabul edilmesi,

    Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyizi itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükmün CMK`nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, bozma nedeni ve atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve mevcut delil durumu gözetilerek sanık ve sanık müdafiinin tahliye talebinin reddi ile tutukluluk halinin devamına, 22.02.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3754 Karar : 2018/1312
    Tarih : 20.02.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında, nitelikli yağma suçundan verilen cezaların sürelerine göre, sanıklar savunmanlarının duruşmalı olarak temyiz inceleme istemlerinin, 5271 sayılı Yasanın 298 ve 299. maddeleri gereğince REDDİNE,

    Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında,
    Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27/12/2016 gün, 2016/313 Esas ve 2016/420 Karar sayılı ilamı ile, mağdurlar ... ve ...’a yönelik eylemleri nedeniyle, birden fazla kişi tarafından, silahla ve kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle birlikte yağma ve her iki mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine karşı,

    sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... savunmanlarının, CMK`nın 272 ve müteakip maddeleri uyarınca istinaf kanun yoluna başvurması üzerine;
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nce dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen 15.02.2017 gün, 2017/301 Esas ve 2017/318 Karar sayılı karar ile, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş;

    Karar, sanıklar ..., sanık ... savunmanı tarafından 03.03.2017 tarihinde, sanıklar ... ve ... savunmanları tarafından 09.03.2017 tarihinde temyiz edilmiş;

    Sanıklar savunmanları dilekçelerinde özetle, “... mahkumiyet için yeterli, somut ve her türlü şüpheden uzak delilin bulunmadığını, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiğini...” belirtip, mahkumiyet hükümlerinin bozulmasını talep etmişlerdir.

    Sanıklar savunmanlarının usulüne uygun olarak temyiz davalarını açtıkları ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.11.2017 gün ve 2017/22367 sayılı, [“Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kurulan hükmün eleştiri dışında usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf isteminin esastan reddine dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığından, sanıklar savunmanlarının temyiz itirazlarının CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca reddiyle, istinaf mahkemesinin esastan red hükmünün ONANMASI” şeklinde ]
    esas hakkında görüş içeren tebliğname ekinde gönderilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve bu karara karşı açılan temyiz davası CMK'nın 288 - 289. maddeleri kapsamında re`sen incelendi;

    1-Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Sanık hakkında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun, mağdur sayısınca oluştuğu düşünülmeden, TCK`nın 43. maddesi ile uygulama yapılması, karşı temyiz bulunmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; sanık ... hakkında kurulan hükmün usul ve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf isteminin esastan reddine dair verilen kararda, eleştiri dışında, hukuka aykırılık bulunmadığından, sanık savunmanının temyiz itirazlarının CMK`nın 302/1. maddesi gereğince reddiyle, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 15.02.2017 gün, 2017/301 Esas ve 2017/318 Karar sayılı esastan red hükmünün tebliğnameye aykırı olarak ONANMASINA,

    2-Sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    Ceza muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu da usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda olacaktır. Bu nedenle hüküm kesinleşinceye kadar inceleme olanağı bulunan kanıtların ele alınıp değerlendirilmesi, diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşmesi için; olaya ışık tutabilecek nitelikte tüm yasal kanıt ve belgelerin araştırılıp, elde edilen tüm delillerin, akla, mantığa, bilimsel verilere, fiziksel kurallara, herkesçe bilinen somut duruma, gündelik hayatta elde edilen karine niteliğindeki bilgilere uygun olup olmadığı belirlenerek, bu konuda varsa yanılgılar sonlandırılıp, birini diğerine üstün kılan anlatım ve/veya deliller açıklanıp, hukuki sonucun temyiz merciince denetlenebilir bir gerekçe ile yazılması gerekir.

    Öte yandan, yağma olaylarında genelde tanık yoktur, bu nedenle mağdurun beyanı ve teşhisi önemlidir. Birebir olayın muhattabı olan mağdurun beyanı tutarlı ve istikrarlı ise önde ve üstün niteliktedir. Şayet bu konuda duraksama varsa, ortada yenilmesi gereken bir şüphenin olduğunun düşünülmesi gerekir.

    Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak da deliller eşdeğerdedir. Bu nedenle deliller yeterince araştırılmamış veya soruşturma eksik ise bu hususlar giderilmelidir.
    Soruşturma evresinde toplanmamış delilleri mahkemenin toplaması gerekir. Hakimin sanık lehine ve aleyhine olan delilleri araştırıp; tam bir inanışla özgürce değerlendirerek kuşkudan arınmış bir sonuca ulaşması gerekir. Kuşkular yenilmelidir. Yani hükümde varsayıma dayalı kuşkulu kalan hususlar olmamalıdır.
    Maddi gerçeğin olayın bir bütünü veya parçasını temsil eden kanıtlardan ortaya çıkarılması gerekir. Bir takım varsayımlara dayanılarak karar verilmesi ceza muhakemesinin amacına kesinlikle aykırıdır. Kuşku ve çelişki yenilmeden karar verilemez. Bir suç varsa bunun failini belirleyebilmek ancak kanıtların yorumu ile olanaklıdır.
    Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa imkan vermemelidir. Yüksek ihtimal ile deliller yeterli toplanmadan bir ceza verilemez.
    Eylem veya eylemlerin bir suç olup olmadığının belirlenmesi için, önce sözkonusu eylemin işlenip işlenmediğinin belirlenmesi gerekir. Bu da kanıtların yorumu ile cevaplanacaktır. Hakim hangi kanıtı nasıl yorumladığını, yorum ile nasıl bir kanıya ulaştığını, kararının gerekçesinde göstermek zorundadır.

    Hakimi maddi gerçeğe ulaşacak araçlar, delillerdir.

    Deliller: Şahsi açıklamalar, tanık beyanları, sanık ve tanıklardan başka kişilerin açıklamaları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve/veya ses kayıt eden açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak deliller eşdeğerdedir.
    Her olayda lehe ve aleyhe deliler vardır. Deliller; gerçekçi, akılcı, olayı yansıtan ve kanıtlamaya yararlı, hukuka uygun elde edildiklerinde değerlidirler.

    Bu nitelikteki deliller serbestçe değerlendirildikten sonra, vicdani kanı oluşturacaktır. Vicdani kanı oluşturulurken, toplanan kanıtlardan herhangi birine itibar etme zorunluluğu yoktur.

    Sanık ikrarı da bir delildir.

    İkrar; aleyhe hukuksal sonuç doğuran bir olayı doğrulayan sanığın kabullenmesidir.

    İkrar, tek başına kesin kanıt kabul edilemez. Çünkü bir kimsenin çeşitli nedenlerle ikrarda bulunması olanaklıdır.
    Yargıç önünde yapılan ikrarın dahi bağlayıcı olabilmesi için başka yan kanıtlarla doğrulanması gerekir. İkrarını geri alan sanığın önceki soyut ikrarına dayanılarak hiçbir zaman mahkumiyet kararı verilemez.

    İkrar olunan olay yargıç önünde yapılıp, geri alınmayıp yan delillerle desteklendiğinde değerlidir. Başka bir ifade ile kanıtla doğrulanan ikrar değerlidir. Soyut ikrar tek başına yeterli olamaz.

    İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz.

    İlk derece mahkemesinin tek ve asli görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bunun için sanığın lehine ve aleyhine tüm kanıtları dava sonuçlanıncaya kadar toplar, tek tek ve/veya bir bütün halinde değerlendirip birbirini tamamlayan parçaları ele alıp, mantıksal bir yol izleyerek vicdani kanaate (hükme konu) sonuca ulaşır.

    Varsayıma dayalı ve/veya kuşku duyularak hüküm kurulamaz. Geçerliliği tartışılır ve/veya kanıtlanmamış beyanlar varsa, ortada karanlık kalmış bir nokta olduğu söylenebilir. Kanıtlar mutlaka sanığın suç işlediğini kesin olarak kanıtlayan bir noktaya ulaşmalıdır. Ulaşamıyorsa bu durum sanık aleyhine yorumlanmamalıdır. Ceza yargılamasının en büyük ilkesi olan in dubia pro reo`` kuşkudan sanık yararlanır kuralına göre değerlendirme yapılacaktır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelirsek;

    Yakınanlar ... ve ...ın, “ olay günü, saat, 20:00 sularında, .... plaka sayılı araç ile Karagöl mevkiine giderek yol kenarına park ettikten sonra, arka koltuklara geçip sohbet etmeye başladıklarını, yaklaşık beş dakika sonra, aracın arka camının sert bir cisimle vurulup kırılmasıyla irkildiklerini ve o anda yüzleri atkılarla kapalı olan beş erkek şahıs tarafından aracın kapılarının açıldığını, bir kişinin şoför koltuğuna, ikisinin ön yolcu koltuğuna, iki kişinin de yanlarına oturduklarını, yanlarına oturanlardan birinin elinde av tüfeği, diğerinin elinde ise bıçak olduğunu, şoför koltuğundaki şahsın aracı hareket ettirip patika yoldan, civarda bulunan bir tarlaya doğru yaklaşık 200 metre kadar sürdüğünü, elinde bıçak bulunan şahsın mağdur ...'ın karnına bıçağı dayadığı, kurtulmak için çabalayan mağdurun işaret parmağının kesildiğini, aynı şahsın yaşanan mücadelede yüzünün bir kısmının açıldığını ve her ikisinin de onu gördüğünü, kurtulmak için bağırmaları üzerine tüm sanıkların "susun bağırmayın sizi öldürürüz " diyerek tehdit ettiklerini, bir süre sonra astım hastası olan mağdur ...'ın nöbet geçirip nefes alamadığını gören sanıkların, mağdur ...'ın Iphone 6 marka cep telefonu ile Şilan`a ait cüzdanı zorla alarak araçtan inip kaçtıklarını, ... ve kız arkadaşı mağdur ...’ın, Osman’a ait araçla Park Hospital Hastanesine gittiklerini, araç göstergesinde lastik arıza işareti yanması üzerine, baktıklarında arabanın sağ arka lastiğin sanıklarca patlatıldığını anladıklarını...” beyanla, hastanede görevli polis memurlarına müracaat ederek şikayetçi oldukları,

    Sanıklar, ..., ... ve ...’nin, aşamalarda değişmeyen savunmalarında, atılı suçlamayı kabul etmediklerini ve yakınanları tanımadıklarını beyan ettikleri;

    Hakkında kurulan mahkumiyet hükmü, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi’nin, 15.02.2017 gün, 2017/301 Esas ve 2017/318 sayılı kararıyla kesinleşen diğer sanık ...'ın, 19.04.2016 tarihinde kollukça alınan ifadesinde,
    suç konusu eylemi, sanıklar ..., ..., ... ve ... ile birlikte işlediklerini belirtip, mağdurların anlatımlarıyla paralel şekilde ayrıntılı beyanlarda bulunduğu;
    Anılan sanığın,
    19.04.2016 tarihinde Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ve Sulh Ceza Hakimliği’ndeki sorgusu sırasında özetle;
    “panik atak hastası olduğunu ve bu nedenle yalan söylediğini, kolluktaki beyanında, olaydan sonra çevresinden ve basından duydukları şeyleri söylediğini, mağdurları tanımadığını, dolayısıyla da aralarında bir husumetin söz konusu olmadığını”;
    mahkeme huzurundaki savunmasında da,
    “Olayla ilgi ve alakasının olmadığını, diğer sanıkların köylüsü ve arkadaşları olduğunu, Jandarma karakolundaki ifadeyi baskı altında verdiğini, o ifadesini kabul etmediğini, Jandarma tarafından hazırlanan ve söylenen her şeyi imzaladığını, ilkin avukat olmayıp, sonra geldiğini ve avukatı ile herhangi bir görüşmesinin olmadığını, ifadesi için, önce iki komutanın geldiğini, buna rağmen olayı kabul etmediğini, daha sonra dört beş komutan daha gelip, diğer arkadaşlarının suçlamayı kabul ettiklerini söylediklerini, Facebook`taki asılsız bazı kayıtların kendisine gösterilip,suç işlediğiklerini söylediklerini, hatta yakasından tutup, sanık ...’nın bulunduğu yer gösterilmek suretiyle, onun suçlamaları kabul ettiğini belirtmeleri karşısında, imza attığını...” beyan etmek suretiyle önceki ifadesinden döndüğü;

    Adıyaman Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı personeli tarafından düzenlenen 18.02.2016 tarihli “Açık Kaynak Araştırma Ve Tespit Tutanağı” nda; “yapılan istihbari araştırma ve çalışma sonucunda olayı gerçekleştiren şüphelilerden birinin ... isimli şahıs olduğunun öğrenildiği” belirtilerek,
    “elde edilen diğer istihbari bilgilere göre ... ve kimliği meçhul diğer arkadaşlarının, daha önce de bu tür suçlara karıştıkları, insanları zorla taciz ederek fotoğraflarını çektikleri ve şantaj yaptıklar, ayrıca yağmalama da yaptıkları öğrenilmiştir.
    Şahsın daha önce karışmış olduğu benzer olaylarla ilgili komutanlığımıza herhangi bir şikayet ve müracaat yapılmadığı tespit edilmiştir.” denildikten sonra, ...’nın, herkese açık Facebook hesabı sayfasından paylaştığı resimlerinin tespit edilip, aşağıya çıkartıldığı belirtilmiş;

    Aynı tarihte düzenlenen “Fotoğraf Teşhis” tutanaklarında,
    “açık kaynaktan elde edilen fotoğraflar” kendilerine gösterilen her ikisi mağdurun da, olay sırasında yüzü açılan şahsın ... olduğunu beyanla, tereddütsüz şekilde sanığı teşhis ettikleri belirtilmiştir.

    Sanık ...’ın, şüpheli sıfatıyla kolluk tarafından alınan, hakim önünde yapılan sorgu sırasında “baskı altında imzaladığını” ileri sürerek geri aldığı 19.04.2016 günlü ifadesi, bu haliyle kendisi aleyhine ele alınabilirse de, sanıklar ..., ... ve ... yönünden hukuken ancak suç atma niteliğinde kalıp anılan sanıklar yönünden bağlayıcı olamayacaktır.

    Bu nedenle, sanık ...’ın 19.04.2016 günlü ifadesinin, yan delille doğrulanmayan soyut suç atma niteliğinde bulunduğunun kabulü ile, anılan sanıklar aleyhine yorumlanamayacağı;

    Yakınanların, sanık ... dışındaki failleri görmediklerini beyan etmeleri ve dolayısıyla, sanıklar ..., ... ve ...’yi teşhis etmek imkanından yoksun oldukları da dikkate alındığında;

    Sanıklar ..., ... ve ...’nin, yüklenen suçu işlemedikleri yönündeki savunmalarının aksine, mağdurlar ... ve ...’a karşı yağma suçunun gerçek faillerinin sanıklar olduğu yönünde, mahkumiyetlerine esas olabilecek nitelikte, kuşkudan uzak kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak varsayıma dayalı olarak, eksik inceleme sonucu yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ... ve ... savunmanlarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 15.02.2017 gün, 2017/301 Esas ve 2017/318 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair usul ve yasaya aykırı bulunan kararının, 5271 sayılı CMK`nın 302/2. madde ve fıkrası gereğince, tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 20/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2744 Karar : 2018/136
    Tarih : 25.01.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;

    Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;

    1-Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçundan kurulan hükme ilişkin yapılan incelemede;

    Bölge adliye mahkemesinin kararı, verilen cezanın tür ve süresine göre CMK'nın 286/2-b maddesi gereğince temyiz edilemez nitelikte olduğundan sanık müdafiinin bu suç yönünden temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi gereğince REDDİNE,

    2-Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan incelemede ise;

    UYAP kayıtlarının incelenmesinde, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/112 Esas sayılı dosyası ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan dava açıldığı ve yargılamasının halen devam ettiği, sanığa yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu gözetilip, olaylar arasında hukuki veya fiili kesinti bulunup bulunmadığı, aynı olayları da kapsayıp

    kapsamadığının tespiti bakımından anılan kovuşturma dosyası celp edilerek öncelikle olaylar arasında hukuki veya fiili kesinti olup olmadığı tespit edildikten sonra mümkün olması halinde dosyaların birleştirilmesi, kesinleşmiş olmaları durumunda ise onaylı örnekleri dosya arasına alındıktan sonra bir bütün halinde değerlendirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebepten dolayı hükmün CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3607 Karar : 2018/499
    Tarih : 1.02.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/4 Esas ve 2017/141 Karar sayılı ilamı ile nitelikli yağma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine karşı, sanık Abdulmelik Muhammed savumanının, sanık ... ve savunmanının, sanık ... Casem ve savunmanının, sanık ... ve savunmanının, sanık ... ....h ve savunmanının, sanık ... savunmanının CMK 272 ve müteakip maddeleri uyarınca İstinaf kanun yoluna başvurması üzerine; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13.Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen 07.07.2017 gün, 2017/1584 esas ve 2017/1489 karar sayılı "düzeltilerek esastan red" kararına karşı, sanık .... ve savunmanı, sanık ... Casem savunmanı ve sanık ... tarafından usulüne uygun olarak açılan temyiz davası üzerine, temyiz dilekçesinde hukuka aykırı olduğu ileri sürülen hususlar ile re'sen incelenmesi gereken konular CMK'nın 288 ve 289. maddeleri kapsamında incelenip görüşüldü;

    I-Sanık ... hakkında yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;

    Sanık hakkında yağma suçu nedeniyle, yerel mahkemece TCK’nun 149/1.a-c-h, 168/3, 31/3, 62/1.maddeleri uyarınca verilen 4 yıl 5 ay 10 gün hapis

    cezasına karşı yapılan istinaf başvurusu esastan reddedilmekle, hüküm TCK'nın 286/2. maddesi uyarınca kesinleşmiş olup, temyizi olanaklı bulunmadığından, sanık ...’in bu yöndeki isteminin CMK'nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE,

    II- Sanıklar .... ve ... hakkında, yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesine gelince;

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; sanıklar ..... ve ... hakkında kurulan hükümlerin usul ve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf isteminin esastan reddine dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığından, sanık .... ve savunmanının, sanık ... savunmanının temyiz istemlerinin CMK 302/1. maddesi uyarınca esastan reddi ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 2017/1584 Esas ve 2017/1489 Karar sayılı esastan red hükmünün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 01.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/3447 Karar: 2018/8
    Tarih: 15.01.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Sanık ... hakkında mağdur ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik olarak sanık ve müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, anılan karara karşı süresi içerisinde sanık müdafii tarafından temyiz talebinde bulunulmuş ise de 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçu yönünden istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararın 5271 sayılı CMK'nun 286/1-a maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından, kasten öldürmeye teşebbüs suçu yönünden ise sanığın cezaevinden göndermiş olduğu 30.10.2017 tarihli dilekçesi ile hükmün onanmasını talep etmesi ve Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 05.02.2008 gün ve 2008/1-9-15 sayılı kararı uyarınca, cezanın onanması isteği, temyiz isteminden vazgeçme niteliği taşıdığından, sanık müdafiinin temyiz talebinin 5271 sayılı CMK'nun 266/1, 298. maddeleri uyarınca REDDİNE, dosyanın incelenmeksizin mahalline iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15/01/2018 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/7343 Karar: 2018/285
    Tarih: 15.01.2018

    • CMK 298. Madde

    • Temyiz İsteminin Reddi

    Suça sürüklenen çocuk hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

    Hükmedilen cezanın tür ve miktarı gözetildiğinde 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a. maddesi uyarınca ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, suça sürüklenen çocuk müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin anılan hükme ilişkin temyiz istemlerinin aynı Kanunun 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,

    Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

    5271 sayılı CMK'nın 288, 294. maddelerinde5271 sayılı CMK'nın 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp aynı Kanunun 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile suça sürüklenen çocuk müdafii ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesinde vaki istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kurulan hükme yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, suça sürüklenen çocuk müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.