CMK Madde 289



  • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    CMK Madde 289

    (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:

    a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

    b) Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması.

    c) Geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu hâlde hâkimin hükme katılması veya bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hâkimin hükme katılması.

    d) Mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi.

    e) Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması.

    f) Duruşmalı olarak verilen hükümde açıklık kuralının ihlâl edilmesi.

    g) Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi.

    h) Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.

    i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.




  • CMK Madde 289 Gerekçesi

    Madde, kesin temyiz veya kesin bozma nedenleri de denilen hukuka kesin aykırılık hâllerini göstermektedir. Bu hâller varsa aykırılığın hükme etki ettiği kabul edilecektir. Temyiz merciinin artık bunların bozmayı gerektirip gerektirmediğini araştırma ve takdir yetkisi olmayacaktır.

    Bu hâller:

    1. Mahkemenin kanunun belirttiğinden çok veya eksik veya yetkili olmayan hâkimin katılmasıyla oluşması; böylece kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması,

    2. 23 ve 24 üncü maddelerde açıklanan hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması,

    3. 25 inci ve izleyen maddelerde belirtilen geçerli şüphe nedeniyle hakkında ret istemi ileri sürülmüş ve kabul edilmiş olan veya bu konudaki istem kanuna aykırı olarak reddedilmiş hâkimin hükme katılması,

    4. Mahkemenin, davaya bakmak kendi görevini aştığı veya dışında kaldığı (örneğin; davaya özel görevli mahkemenin veya adlî yargı dışında bir yargı yerinin bakması gerektiği) hâlde kendisini görevli kabul etmesi veya süresinde yapılmış yetkisizlik iddiasını yasaya aykırı olarak ret ve kendini yetkili saymış bulunması,

    5. Sulh ceza mahkemeleri hariç Cumhuriyet savcısı, 194 üncü maddede belirtilen zabıt kâtibi, kanunun kabul ettiği durumlarda zorunlu avukat ile yasanın olanak sağlamadığı hâllerde sanığın yokluğunda duruşma yapılması,

    6. Duruşmanın kapalı yapılabileceği ve hükmün de kapalı duruşmada açıklanabileceği belirtilen hâller ve uyulması gereken kurallar dışında, gerek yargılamada gerek hükümde açıklık kuralına aykırı davranılması,

    7. Hükmün 242 nci maddede türlerine göre ve ayrıntılı olarak açıklanan biçimde gerekçeyi içermemesi,

    8. Savunma hakkının hükmü etkileyecek nitelikte ve derecede sınırlandırılmış olmasıdır.



  • CMK 289 (Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/3072 Karar : 2018/5874
    Tarih : 18.05.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ KONUSUNDAKİ BAŞVURU

    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 20.09.2017 tarih, 2017/65 sayılı Kararı ile
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 16.03.2017 tarih, 2017/413 Esas, 2017/398 Karar sayılı ilamı ile
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 03.03.2017 tarih, 2017/218 Esas, 2017/242 Karar sayılı ilamı arasında
    "karşılıksız çek düzenleme suçunda şikayet hakkının kime ait olduğu" konusundaki uyuşmazlığın,
    5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun`un, " Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35. maddesi gereğince giderilmesini istemiştir.

    B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR

    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 2017/413 esas 2017/398 karar sayılı kararı ile
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 2017/218 esas 2017/242 karar sayılı kararı.

    C-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRELERİ KARARLARININ ÖZETLERİ

    1.Karşılıksız çek düzenleme suçunda şikayet hakkının; çeki tahsil amacıyla bankaya ibraz eden hamil ile "karşılıksızdır " işlemi yapıldıktan sonra çeki elinde bulunduran ve aynı zamanda "karşılıksızdır" işlemi yapılmadan önceki dönemde geçerli ve meşru ciranta olan kişiye ait olduğu yönündeki karar,
    Gaziantep 2. İcra Ceza Mahkemesi, 16.01.2017 tarih ve 2017/52 esas ve 2017/81 sayılı kararı ile
    "... sadece çeki bankaya ibraz eden meşru hamilin şikayet hakkının bulunduğu, meşru hamilin cirantalar aleyhine takip yapıp yapmayacağı belli olmadığından cirantaların ibraz anında suçtan zarar görmediği, ibrazdan sonra alacağın temliki niteliğinde olan ciro ile çekin 3. kişiye devri mümkün ise de, şahsa sıkı sıkıya bağlı şikayet hakkının 3. kişiye devrine yasal imkan bulunmadığı anlaşıldığından, ibrazdan sonra alacağın temliki niteliğindeki ciroyla çeki teslim alan müştekinin şikayet hakkının bulunmadığı, şikayet hakkının kovuşturma şartı olması ve sonradan kovuşturma şartının gerçekleşmesine de hukuki imkan bulunmadığı..." gerekçesi ile duruşma açılmaksızın davanın düşmesine hükmetmiştir.

    İlk derece mahkemesince kurulan hükme karşı müşteki vekilinin istinaf başvurusu üzerine,
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesi; 16.03.2017 tarih ve 2017/413 esas ve 2017/398 karar sayılı kararı ile düşme hükmüne yönelik yapmış olduğu incelemede,
    "...5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1. maddesinin üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikayeti üzerine her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur hükmünü içermektedir. Maddenin lafzından da anlaşılacağı üzere şikayet hakkı, çeki elinde bulunduran hamile aittir. Karşılıksız işlemine tabi tutulan çekle ilgili olarak ciranta (hamil), şikayet hakkını karşılıksızdır işleminin yapıldığı tarihten itibaren kanunda belirtilen süreler içinde kullanması gerekir. Açıklanan bilgiler ışığında; yargılama sürecinde toplanan bilgi ve belgeler, gerekçe ve tüm dosya içeriğine göre yapılan incelemede; çekin hamili olan müşteki vekilinin, icra mahkemesine çekle ilgili olarak karşılıksızdır` işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında şikayette bulunduğu görülmekle, mahkeme tarafından gerekli araştırma ve incelemeler yapılarak karar verilmesi gerekirken, müştekinin şikayet hakkı olmadığı şeklinde bir gerekçe ile düşme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından, hükmün CMK 289/1-g, 230/1-b, 280/1-b maddeleri gereğince BOZULMASINA..." şeklinde karar vermiştir.

    2.Karşılıksız çek düzenleme suçunda şikayet hakkının; suçun işlendiği anda yani "karşılıksızdır" işlemi yapıldığı sırada mağdur konumunda bulunan ve çeki ödeme için bankaya ibraz eden hamile ait olduğu yönündeki karar,
    Gaziantep 2. İcra Ceza Mahkemesi, 11.01.2017 gün ve 2016/1033 Esas ve 2017/66 sayılı Kararı ile
    "... çeki muhatap bankaya ibraz eden hamilin müracaat borçlularına gidip gitmeyeceği belli olmadığından müracaat borçlularının ibraz anında suçtan zarar gören konumunda bulunmadığı, şikayet hakkının çeki ibraz eden hamile ait olduğu, çekten kaynaklanan alacak hakkının 3. kişiye alacağın temliki yoluyla devri mümkün ise de, kişiye sıkı sıkıya bağlı olan şikayet hakkının 3. kişiye devrine yasal imkan bulunmadığı...." gerekçesi ile sanığın beraatine hükmetmiştir.

    İlk derece mahkemesince kurulan hükme karşı müşteki vekilinin istinaf başvurusu üzerine,
    Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi; 03.03.2017 tarih ve 2017/218 esas ve 2017/242 karar sayılı kararı ile beraat hükmüne yönelik yapmış olduğu incelemede
    "... "Şikayet Hakkı Yokluğu" nedeniyle 2004 sayılı İİK madde 349, 5271 sayılı CMK madde 223/8 uyarınca düşme karan verilmesi yerine "beraat" kararı verilmesi kanuna aykırı, fakat CMK madde 280/1-a-son uyarınca yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bir karar olduğundan; hükmün 1. fıkrasının "sanık Yalçın Çelik'e atılı 5941 sy madde 5/1'e muhalefet suçundan açılan davanın, müştekinin şikayet hakkı bulunmaması nedeniyle, İİK madde 349, 5271 sayılı CMK madde 223/8 uyarınca DÜŞMESİNE` olarak düzeltilmesine, ve Müşteki Vekili istinaf talebinin, CMK madde 280/1-a-son uyarınca HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ESASTAN REDDİNE..." kesin olarak karar vermiştir.

    D-) KARAR UYUŞMAZLIĞI HAKKINDA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIGI`NIN GÖRÜŞ VE TALEBİ

    5941 sayılı Çek Kanunun 5/1. maddesine göre şikayet hakkının kime ait olduğuna ilişkin, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. ve 12. Ceza Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesine konu talepte,

    "...Yukarıda değinilen kanunun 5/1 maddesinden anlaşıldığı üzere, yasa yapıcı "hamilin şikayeti üzerine" demekle yetinmiş ve bankaya ibraz edenin şikayeti üzerine demeyi tercih etmemiştir.

    Buna göre yasa yapıcının iradesini kısıtlamaya çalışmanın yasal dayanağı yoktur ve bu açıklamayla karşılıksız çeki arkasını yazdırdıktan sonra, önceki cirantalara iade eden kişinin ve bu suretle alan önceki cirantaların da aynı süre içerisinde şikayet hakkının var olduğunu kabul etmek yasa yapıcının iradesine uygunluk gösterecektir.

    Bu açıklamayla, cirantaların şikayet hakkı olmadığını kabul eden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin değinilen kararının usul ve yasalara aykırı olduğu..." gerekçesi ile sonuç olarak,
    696 sayılı KHK m. 92/2. maddesi ile değişik 5235 sayılı kanunun 35/1 madde ve fıkrası uyarınca Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin 2017/218 esas 2017/242 karar sayılı kararının usul ve yasalara aykırı olduğunun tespiti ile uyuşmazlığın giderilmesi" talep edilmiştir.

    E-) KARAR UYUŞMAZLIĞI ÎLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER

    1.5235 SAYILI ADLÎ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN İLGİLİ HÜKÜMLERİ

    5235 sayılı Kanun'un 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik, "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/3. maddesi,
    "Re`sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanununa göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydanbu konuda bir karar verilmesini istemek" kuralını getirmiştir.

    5235 sayılı Kanun`un 20/11/2017 tarihli ve 696 sayılı KHK’nin 92. maddesi ile değişik "Başkanlar Kurulunun Yetkileri" başlıklı 35/4. maddesi,
    " Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.(Değişik fıkra: 20/11/2017 - KHK-696/92 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/87 md.) (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı uyuşmazlık bulunduğuna kanaat getirmesi durumunda ilgili ceza dairesinden bir karar verilmesini talep eder. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir." şeklinde düzenlenmiştir.

    1. 5941 SAYILI ÇEK KANUNU`NUN İLGİLİ HÜKÜMLERİ

    "İbraz, ödeme, çekin karşılıksız olduğunun tespiti ve gecikme cezası" başlıklı 3. maddesi;
    (1) Karşılığı bulunan çek, hesabın bulunduğu muhatap bankanın herhangi bir şubesine ibraz edildiğinde hamilin varsa vergi kimlik numarası saptandıktan sonra ödenir. Ancak çek, hesabın bulunduğu şubeden başka bir şubeye ibraz edildiğinde, o şubece karşılığı sorulmak suretiyle ödenir.
    (2) “Karşılıksızdır” işlemi, muhatap bankanın hamile kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın dışında, çek bedelinin karşılanamayan kısmıyla sınırlı olarak yapılır.
    (3) Muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için;
    a)Karşılığının hiç bulunmaması hâlinde,
    1)Çek bedeli bin Türk Lirası veya üzerinde ise bin Türk Lirası,
    2)Çek bedeli bin Türk Lirasının altında ise çek bedelini,
    b)Karşılığının kısmen bulunması hâlinde,
    1)Çek bedeli bin Türk Lirası veya altında ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığı bin Türk Lirasına tamamlayacak bir miktarı,
    2)Çek bedeli bin Türk Lirasının üzerinde ise, çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmî karşılığa ilave olarak bin Türk Lirasını, ’
    ödemekle yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdî kredi sözleşmesi hükmündedir. Bu fıkradaki miktar, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan fiyat endekslerindeki yıllık değişmeler göz önünde tutularak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmî Gazete’de yayımlanır.
    (4) Hamilin talepte bulunması hâlinde, karşılıksızdır işlemi; çekin arka yüzüne tahsil için bankaya ibraz edildiği tarih, hesap durumu, bankanın yükümlülüğü çerçevesinde ödediği miktar ve ibraz eden gerçek kişinin adı ve soyadı yazılmak, bu kişinin tüzel kişi adına bedeli tahsil etmesi hâlinde bu husus belirtilmek ve bu kişi ile birlikte banka yetkilisi tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Banka tarafından ödenen miktar düşüldükten sonra karşılıksız kalan tutar açıkça belirtilir. Hamilin imzalamaktan kaçınması hâlinde, karşılıksızdır işlemi yapılmaz.
    (5) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil, kısmî ödemenin hamil tarafından kabul edilmemesi hâlinde, ikinci fıkra hükmüne göre karşılıksızdır işlemi yapılır; ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, üzerine imzası alınarak hamiline geri verilir; ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır. Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de bu fıkra hükmüne göre işlem yapılır.
    (6) Muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutar dahil kısmî ödeme hâlinde, çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilir. Çek hamili, bu fotokopiyle müracaat borçlularına veya kambiyo senetleri hakkındaki takip usullerine başvurabileceği gibi, icra mahkemesine şikâyette bulunurken dilekçesine bu fotokopiyi ekleyebilir ve bunu icra daireleri ile mahkemelerde ispat aracı olarak kullanabilir.
    Mahkeme veya icra dairesinin istemi hâlinde çekin aslı bu mercilere gönderilir.
    (7) Banka;
    a) Çekin karşılığının hesapta bulunmasına rağmen hamiline ödenmesinin geciktirilmesi,
    b) Kanunen ödemekle yükümlü olduğu miktarın hamile ödenmesinin geciktirilmesi,
    hâllerinde, çek hamiline, her geçen gün için binde üç gecikme cezası öder. Bu
    hâllerde 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanmaz.
    (8) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin karşılığının Türk Ticaret Kanununun 707 nci maddesi uyarınca kısmen veya tamamen ödenmemiş olması hâlinde, bu çekle ilgili olarak hukukî takip yapılamaz. İleri düzenleme tarihli çekle ilgili olarak hukukî takip yapılabilmesi için, çekin üzerindeki düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksızdır işlemine tabi tutulması şarttır.
    (9) (Ek: 31/1/2012-6273/2 md.) Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren beş yıl içinde ibraz edilmemesi hâlinde, muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erer.
    (10) (Ek: 15/7/2016-6728/62 md.) Lehine karekodlu çek düzenlenen lehdar, teslim aldığı çeki Türk Ticaret Kanununun 780 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen sisteme kaydeder. Karekodlu çekin sisteme kaydedildiği tarihten sonra çek düzenleyen tüzel kişinin temsilcilerinde meydana gelen değişiklikler, çek hesabı sahibi tüzel kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

    "Ceza sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı " başlıklı 5. maddesi;
    " (1) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında, hamilin şikâyeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, hükmedilecek adli para cezası; çek bedelinin karşılıksız kalan miktarı,... az olamaz. Mahkeme ayrıca, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına; bu yasağın bulunması hâlinde, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının devamına hükmeder. Yargılama sırasında da resen mahkeme tarafından koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi, bu tüzel kişi adına çek keşide edenler ve karşılıksız çekin bir sermaye şirketi adına düzenlenmesi durumunda ayrıca yönetim organı ile ticaret siciline tescil edilen şirket yetkilileri hakkında uygulanır. Koruma tedbiri olarak verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına karşı yapılan itirazlar bakımından 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 353 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü uygulanır. Bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu davalar çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikâyetçinin yerleşim yeri mahkemesinde görülür.

    (1) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. Birinci fıkra uyarınca hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilenler, yasaklılıkları süresince sermaye şirketlerinin yönetim organlarında görev alamazlar. Ancak, hakkında yasaklama kararı verilenlerin mevcut organ üyelikleri görev sürelerinin sonuna kadar devam eder.
    (2) Çek hesabı sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî ve cezai sorumluluk çek hesabı sahibine aittir.
    (3) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.)
    (4) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı ile ilgili olarak, herhangi bir adres değişikliği bildiriminde bulunulmadığı sürece ilgilinin çek hesabı açtırırken bildirdiği adrese 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35 inci maddesine göre derhal tebligat çıkarılır. Adresin bankaya yanlış bildirilmesi veya fiilen terkedilmiş olması hâlinde de, tebligat yapılmış sayılır.
    (5) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı karan verilmiş olan kişi, elindeki bütün çek yapraklarını ait olduğu bankalara iade etmekle yükümlüdür. Bu kişi adına yeni bir çek hesabı açılamaz.
    (6) Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmiş olan kişi, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on gün içinde, düzenlemiş bulunduğu ve henüz karşılığı tahsil edilmemiş olan çekleri, düzenleme tarihlerini, miktarlarını ve varsa lehtarlarım da göstermek suretiyle, muhatap bankaya liste hâlinde vermekle yükümlüdür.
    (7) (Değişik. 15/7/2016-6728/63 md.) Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına ilişkin bilgiler, güvenli elektronik imza ile imzalandıktan sonra, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla MERSİS ile Risk Merkezine elektronik ortamda bildirilir. Hakkında çek hesabı açma yasağı kararı verilen kişiler, Risk Merkezi tarafından bankalara bildirilir. Bu bildirimler ile bankalara yapılacak duyurulara ilişkin esas ve usuller,
    Adalet Bakanlığının uygun görüşü alınarak Risk Merkezi tarafından belirlenir.

    (1) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md,; Yeniden düzenleme: 15/7/2016-6728/63 md.) Karşılıksız kalan bir çekle ilgili olarak yapılan yargılama neticesinde mahkeme tarafından beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın düşmesi veya davanın reddine karar verilmesi hâlinde, aynı kararda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına karar verilir. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının kaldırılmasına ilişkin kararların kesinleşmesi üzerine, bu kararlar, MERSİS ile Risk Merkezine sekizinci fıkradaki usullere göre bildirilir ve ilan olunur.

    (2) (Değişik: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkrada tanımlanan suç nedeniyle, ön ödeme, uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümler uygulanmaz.

    (3) (Mülga: 31/1/2012-6273/3 md.; Ek: 15/7/2016-6728/63 md.) Birinci fıkra uyarınca verilen adli para cezalarının ödenmemesi durumunda, bu ceza, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kamuya yararlı bir işte çalıştırma kararı verilmeksizin doğrudan hapis cezasına çevrilir.

    F-) GEREKÇE

    5941 sayılı Çek Kanunu 5. maddesinde düzenlenen "karşılıksız çek düzenleme" suçunun tamamlanması için, çekin ibraz edildiği banka tarafından 5941 sayılı Çek Kanunu 3. maddesinde yazılı "karşılıksızdır" işleminin yapılması gerekmektedir. Suçun faili, Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen zorunlu unsurları ihtiva eden ve yasal ibraz süresi içerisinde bankaya sunulduğunda karşılıksız olduğu anlaşılan çeki düzenleyen kişilerdir. Ayrıca bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayet şartına tabidir. Anılan suç nedeniyle şikayet hakkına sahip olan kişi, 5941 sayılı Kanun`un 5/1. maddesinde yazılı olduğu üzere "hamil" dir.

    Türk Dil Kurumu sözlüğünde hamil; "elinde bulunduran, üzerinde taşıyan" olarak tanımlanmıştır. Kıymetli evrak hukukunda ise hamil; "kambiyo senedini hukuka uygun olarak elinde bulunduran", yetkili hamil; " kambiyo senedi bedelini talep etme hakkı olan şahıs", ciro; " kambiyo senedinden doğan hakların tahsil veya temlik amacıyla başkasına devri işlemi", ciranta; "kambiyo senedini ciro eden kişi" , lehtar; "kambiyo senedi metni üzerinde ilk hak sahibi olan kişi" olarak tanımlanmaktadır.

    6728 sayılı Kanun ile değişik 5941 sayılı Çek Kanunu`nun 5/1. maddesi uyannca, bu suçtan dolayı açılan davalar icra mahkemesinde görülür ve yargılama sırasında İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

    Doktrinde; çekin muhatap bankaya ibraz edilmesi üzerine, karşılığının bulunmadığı tespit edildikten sonra üçüncü bir kişiye devredilmesinin teknik anlamda "alacağın temliki" hükmü doğuracağı, bu nedenle alacak hakkının çeki devralana geçmesine rağmen çekin karşılıksız çıkması nedeniyle doğan şikayet hakkının devredilemeyeceği gerekçesi ile 5941 sayılı Kanun`daki "hamil" ibaresinin cirantaları kapsamadığı ve suçun mağdurunun yalnızca çeki ibraz eden hamil olduğu, karşılıksızdır işlemi yapıldıktan sonra çeki elinde bulunduran kişinin daha önceki cirantalardan biri veya ciro silsilesi içerisinde yer almayan başka bir üçüncü kişi olması arasında ceza hukuku yönünden bir fark bulunmadığı, bu durumun sadece takip hukuku açısından bir farklılık oluşturabileceği yönünde görüş bulunduğu gibi,

    Şikayet hakkının çeki elinde bulunduran hamile ait olduğu, bu itibarla hamil tanımının; bankadan "karşılıksızdır" işlemi yapılmasını talep eden kişi ile çeki elinde bulunduran ve ciro silsilesi içerisinde yer alan önceki cirantaları da kapsadığı yönünde görüş de mevcuttur.

    Kambiyo senetlerinden doğan her türlü dava, talep ve şikayet hakkı senede bitişik olup, senetten bağımsız olarak kullanılamaz. Kural olarak çeki elinde bulunduran yetkili hamil, çekten doğan her türlü alacak hakkına sahip olduğu gibi karşılıksız çek keşide eden kişileri şikayet hakkına da sahiptir. Çeki elinde bulundurmayan cirantaların şikayet hakkı bulunmamaktadır. Çünkü bu kişiler, çeke bağlı olan talep haklarını devrettikleri gibi şikayet haklarını da devretmiş sayılırlar (TTK m. 789). Bu kişiler hamil olmadıkları için bankadan ödeme talebinde bulunamazlar ve yeniden hamil sıfatını kazanmadan şikayet hakkım da elde edemezler.

    5941 sayılı Kanun`daki "hamilin şikayeti" kavramı lafzi yorum doğrultusunda ele alınacak olursa kanun koyucu, başkaca bir şart aramaksızın şikayet hakkını doğrudan hamile vermiştir. Suçun düzenlenme amacı; çek bedelinin ödenmesini sağlamaktır. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda; "karşılıksızdır" işlemini yaptıran kişinin, çek bedelini banka yerine kendisinden önce ciro silsilesinde yer alan cirantalardan herhangi birinden tahsil etmesi halinde, "şikayet" yönünden hukuki bir yararı kalmamaktadır. İşlenmiş bir suç hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma şartının, bu suç yönünden mağduriyeti ve şikayet yönünden hukuki yararı kalmayan bir kişiye ait olması suçun düzenlenme amacına uygun düşmemektedir.
    Uyuşmazlığa konu her iki Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında da sanıklar tarafından keşide edilen çeklerin süresi içerisinde bankaya ibrazlarını müteakip, "karşılıksızdır" işlemine tabi tutuldukları noktasında bir farklılık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, soruşturma ve kovuşturma şartı olan şikayet hakkının kime ait olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır.

    G-) SONUÇ

    Karşılıksız çek düzenleme suçunda şikayet hakkının; çeki tahsil amacıyla bankaya ibraz eden hamil ile "karşılıksızdır " işlemi yapıldıktan sonra çeki elinde bulunduran ve aynı zamanda "karşılıksızdır" işlemi yapılmadan önceki dönemde geçerli ve meşru ciranta olan kişiye ait olacağına, oybirliğiyle karar verilmiştir.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/769 Karar : 2018/6438
    Tarih : 17.05.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

    Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eyleminin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, bu ilkelere uyulmadan sanık hakkında 26/09/2013 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara atıfta bulunmakla yetinilerek gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 17/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/6037 Karar : 2018/5528
    Tarih : 3.05.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1-Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelemesinde;

    14.04.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 31.03.2011 tarih ve 6217 sayılı Yasa'nın 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a eklenen geçici 2. maddesi gereğince doğrudan hükmolunan 3.000 TL dahil adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükmünün temyizi mümkün olmadığından, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz isteğinin 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi gereğince istem gibi REDDİNE,

    2-Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

    Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289.maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, suça sürüklenen çocuğun eyleminin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, bu ilkelere uyulmadan gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 03/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2017/1027 Karar : 2018/183
    Tarih : 24.04.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Sanıklar ... ve ...'ın 5237 sayılı TCK`nun 149/1-f-g, 35, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.07.2005 gün ve 338-153 sayılı hükümlerin, sanık ... ve müdafii ile katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.02.2008 gün ve 3812-1356 sayı ile;

    "...Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1)-Sanıkların, katılanı tartaklayarak müdüriyet odasının yanındaki küçük bir odaya soktukları, burada sanık ...’un katılana sahibi olduğu düğün salonlarının isimlerini saydırarak, sanık ...’ya protokol başlıklı belge yazdırıp katılana zorla imzalattıkları, daha sonra katılanın başında bir kişiyi bırakarak bir müddet alıkoyup özgürlüğünü kısıtladıkları, sonra gitmesine müsaade ettikleri, kapıdan çıkıp giderken, sanık ...’un arkasından bir dakika dur dediği ve beyaz bir kağıdı katılana göstererek, biz öylede böyle de almasını biliriz diyerek yırttığı, belgenin elde edilemediğinin anlaşılması ve kabul edilmesi karşısında; sanıkların eylemlerinin 765 sayılı TCY’nın 499. madesinin 1. fıkrasının 1. cümlesiyle, 5237 sayılı Yasanın 149/1-c, d, f, g, 35/2; 109/2-3/b, maddelerine uyan suçları oluşturduğu, 5237 sayılı TCY’nın 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı gözetilerek; sanıkların eylemlerine uyan 5237 sayılı TCY ile 765 sayılı TCY`nın ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulamalar yapılıp, cezalar belirlenip, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan Yasanın belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,

    2)-Kabule göre de;

    a)- Yağma suçunun, 5237 sayılı TCY`nın 149. maddesinin 1. fıkrasının (c)- (d)- (f) ve (g) bentlerine aykırı biçimde, birden fazla kişiyle, işyerinde, var olan veya var sayılan suç örgütünün oluşturduğu korkutucu güçten yararlanarak ve suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla işlendiği halde, uygulama sırasında (c) ve (d) bentlerinin gösterilmemesi ve aynı Yasanın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşmak gerektiğinin düşünülmemesi,

    b)-5237 sayılı TCK.nun 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yoksunluğun koşullu salıverme tarihine kadar süreceğinin gözetilmemesi suretiyle aynı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Bozmaya uyan yerel mahkemece 27.10.2011 gün ve 121-256 sayı ile; sanıklar ... ve ...,'ın nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 149/1-c-d-f-g, 35/2, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK`nun 109/2, 109/3-b, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin hükümlerin, sanıkların müdafileri, sanık ... ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.09.2014 gün ve 11875-16508 sayı ile sanık ... hakkındaki hükümlerin onanmasına, sanık ... hakkındaki hükümlerin ise yargılama giderleri yönünden düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.06.2017 gün ve 36798 sayı ile;

    "...İtiraza konu olayda Başsavcılığımız ile Yüksek 6. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık, sanıklar ... ve ... yönünden hükmün tefhim edildiği celsede zorunlu müdafiinin hazır bulundurulmaması sebebiyle usuli kaideye muhalefet bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

    İtiraza ve yargılamaya konu somut olay incelendiğinde; Ankara merkezli olarak çıkar amaçlı suç örgütüne yönelik olarak yürütülen operasyon sonucunda sanıkların da aralarında bulunduğu çok sayıda sanık hakkında kamu davası açılmış bir kısım sanıklar ve suçlar yönünden dosya öncesinde onanarak kesinleşmiştir. İtirazımıza konu somut olayda ise, sanıkların itiraz kapsamı dışındaki sanık ... ile birlikte ve onun talimatıyla hareket ederek müdahil Hüseyin Yılmaz'dan önce 75.000 Lira istedikleri, müdahilin veremeyeceğini söylemesi üzerine bu kez de işletmecisi olduğu düğün salonlarını bir süreliğine kendilerine devretmesini talep ettikleri, olay gününde de bu konu hakkında görüşmek için iş yerine gelen müdahili cebir ve tehdit ile iş yeri içerisindeki ayrı bir odaya sokarak daha sonra yırtılan bir protokol başlıklı düğün salonlarının devrine dair belge imzalattıkları ve hürriyetini tahdit ettikleri mahkece kabul edilerek sanıkların mahkûmiyeti cihetine gidilmiştir. Sanıkların hazır bulunmadığı ve mahkûmiyete dair hükmün tefhim edildiği son celsede itiraz kapsamı dışındaki sanık ...'un müdafii hazır bulunmuş ancak sanıklar ... ve ...'ın ne kendileri ne de vekaletnameli bir vekil veya zorunlu müdafiileri hazır bulunmamıştır. Sanıkların üzerine atılı yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Yasanın 149. maddesinde, suça kanunen öngörülen ceza miktarının alt sınırı 5 yıldan fazla olup 5271 sayılı CMK'nun 150/2-3. maddesine göre sanıklara istemi aranmaksızın müdafii atanması zorunludur. Atanması gereken bu zorunlu müdafiinin de yine 5271 sayılı CMK'nun 188/1. maddesindeki Duruşmada hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanunun zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır amir hükmü karşısında hükmün tefhim edildiği celsede bir müdafiinin huzurda bulunması gerekmektedir. Ancak, sanıklar ... ve ...`ın zorunlu müdafiileri hazır edilmeden mahkûmiyete dair hüküm tefhim edilmiştir. Hürriyeti tahdit suçu yönünden müdafii zorunlu değil ise de, suç tarihi itibarıyla eylem sadece yağma suçu olarak nitelenip kamu davası açılmış olduğundan daha sonra lehe yasanın yürürlüğe girmesi ve iki suç olarak uygulama yapılması sebebiyle sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin bozulması gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.

    CMK`nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince, 13.09.2017 gün ve 2393-3039 sayı ile;

    "...Sanıkların eylemlerinin 765 sayılı TCK'nın 499. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi ile, 5237 sayılı TCK`nın 149/1-c-d-f-g, 35/2, 109/2-3-b maddelerine uyduğu, savunman bulunma zorunluluğunun yağma suçunda söz konusu olduğu anlaşıldığından, Dairemizin 29.09.2014 tarih, 2012/11875 esas ve 2014/16508 karar sayılı, sanık ... hakkında yağma (I numaralı), sanık ... hakkında yağma (II numaralı) suçlarından verilen onama ve düzelterek onama şeklindeki kararların bu kısımları kaldırılıp, sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kalma suçları bakımından ise hükmün muhafaza edilmesi yönünde inanca varılmıştır.

    Hal böyle olunca;

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`nın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık ... hakkında verilen onama ve sanık ... hakkında verilen düzelterek onama ilamlarına ilişkin vaki itiraz talebinin reddine,

    2- Yağma suçuna yönelik itiraz talebinin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;

    Sanıklar ... ve ...'a yüklenen yağma suçu için kanun maddesinde öngörülen cezanın alt sınırına göre, 5271 sayılı CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu savunman bulundurulmadan hüküm kurulması suretiyle anılan Kanun`un 188/1. ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve savunmanı, sanık ... savunmanı ile katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak bozulmasına, hükmün diğer kısımlarının aynen korunmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddedilen kısımlarının Yargıtay Ceza Genel Kurulu`na gönderilmesine" karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.

    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda 765 sayılı TCK'nun 499. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ile 5237 sayılı TCK'nun 149/1-c-d-f-g, 35/2 ve aynı Kanunun 109/2-3-b maddelerinin karşılaştırılması sonucu, lehe olduğu kabul edilen 5237 TCK'nun 149/1-c-d-f-g, 35/2 ve 109/2-3-b maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilen sanıklar ... ve ... hakkında, yağma suçundan müdafileri hazır bulundurulmaksızın hüküm kurulmasının Özel Dairece CMK`nun 150/3 ve 188/1. maddelerine aykırı olduğu kabul edilerek bozulmasına karar verilmiş olup, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından müdafileri hazır bulundurulmaksızın sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesinin aynı kanunun 150/3 ve 188/1. maddelerine aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Sanıklar ... ve ... hakkında katılan ...'a karşı yağma suçunu işledikleri iddiasıyla 765 sayılı TCK`nun 496 ve 522. maddeleri ile 4422 sayılı Kanunun 1/6. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açıldığı,

    İddianame, yerel mahkeme ve Yargıtay 6. Ceza Dairesince olayın, kendisinden para istenmesi üzerine görüşmek amacıyla inceleme dışı sanık ...`un iş yerine giden katılanın, burada bulunan sanıklar tarafından darp edilip, bir odaya sokularak protokol başlıklı bir belgenin kendisine zorla imzalattırılması şeklinde kabul edildiği,

    Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanıkların lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK`nun 149/1-f-g, 35, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği,

    Hükümlerin sanık ... ve müdafii ile katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince,

    “1- Sanıkların, eylemlerinin 765 sayılı TCK'nun 499. madesinin 1. fıkrasının 1. cümlesiyle, 5237 sayılı Yasanın 149/1-c, d, f, g, 35/2; 109/2-3/b, maddelerine uyan suçları oluşturduğu, 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı TCK`nun ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulamalar yapılıp, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan Kanunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması,

    2- Kabule göre de;

    a)Yağma suçundaki uygulama sırasında (c) ve (d) bentlerinin gösterilmemesi ve temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşmak gerektiğinin düşünülmemesi...” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verildiği,

    Bozmaya uyan yerel mahkemece sanıklar Ali Osman ve Ayhan'ın müdafilerinin hazır bulunmadığı 27.10.2011 tarihli oturumda yargılamaya devam edilerek duruşmaya katılan inceleme dışı sanık ... müdafiinin dinlenilmesi ile yetinilip, sanıklar Ali Osman ve Ayhan müdafilerinin yokluğunda, sanıkların lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK`nun 149/1-c-d-f-g, 35, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl, aynı Kanunun 109/2, 109/3-b, 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmolunduğu,

    Hükümlerin sanıkların müdafileri, sanık ... ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince sanık ... hakkındaki hükümlerin onanmasına, sanık ... hakkındaki hükümlerin ise düzeltilerek onanmasına karar verildiği,

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanıkların zorunlu müdafiileri hazır edilmeden yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin tefhim edilmesinin CMK`nun 150/3 ve 188/1. maddelerine aykırılık oluşturduğu belirtilerek itiraz kanun yoluna başvurduğu,

    CMK`nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan 6. Ceza Dairesince, itirazın kısmen kabulüne karar vererek yağma suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin “5271 sayılı CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca zorunlu savunman bulundurulmadan hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verildiği,

    Anlaşılmaktadır.

    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun 150. maddesinin 3. fıkrasında, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafisinin bulunmaması halinde talebi aranmaksızın kendisine müdafi atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19.12.2006 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK’nun 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için öngörülen zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sınırı 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.

    5271 sayılı CMK`nun “Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrası;

    “(1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir”,

    “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrası;

    “Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin karar duruşması da dahil tüm duruşmalarda hazır bulunması şart koşulmuştur. 29.10.2016 gün ve 29872 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesi uyarınca bu fıkrada yapılan ve 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 5. maddesi ile aynen kabul edilen değişiklik sonucu bu fıkraya "Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir" cümlesi eklenmiştir.

    1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin 5. fıkrası ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nun hukuka kesin aykırılık hallerini düzenleyen 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hali bulunduğu kabul edilmiştir.

    Diğer taraftan oldukça geniş bir kavram olan "savunma hakkı" şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla bütün toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, yargı mercileri huzurunda kendisini savunma, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, aleyhine olan işleme katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Temel haklar ve ödevler" bölümünde yer alan 36. maddesinde savunma hakkı; "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiş olup, "temel hak" niteliğine uygun olarak savunma hakkı verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi, yargı mercilerince her aşamada nazara alınması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması da mümkün değildir. Nitekim 5320 sayılı Kanunun 8. maddesinin birinci fıkrası uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 308. maddesinin 8. fıkrasına göre savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.

    Öte yandan; uyuşmazlık konusunu ilgilendiren ve lehe kanunun belirlenmesinde dikkate alınan 765 sayılı TCK'nun 499. maddesinin birinci fıkrasının 1. cümlesinde düzenlenen yağma suçu “onbeş seneden yirmi seneye kadar ağır hapis”, bu maddenin karşılığını oluşturan 5237 sayılı TCK`nun 149. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen yağma suçu “on yıldan onbeş yıla kadar hapis”, 109. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ise “iki yıldan yedi yıla kadar hapis” cezası olarak hüküm altına alınmıştır.

    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

    Sanıkların 25.10.2003 tarihinde gerçekleştirdikleri iddia edilen eylemin 765 sayılı TCK'da karşılığı olan 499. maddesinin 1. fıkrasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirdiği, söz konusu bu maddenin 5237 sayılı TCK'da karşılığını oluşturan 149. maddesinin birinci fıkrasında alt sınırın beş yıldan fazla hapis, aynı Kanunun 109. maddesinin 2. fıkrasında maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda ise alt sınırın iki yıl hapis cezası olarak öngörüldüğü, 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK hükümlerinin karşılaştırılması sonucunda, 765 sayılı TCK'nun lehe olduğu kabul edildiği takdirde sanıklar hakkında yalnızca yağma suçundan, 5237 sayılı TCK'nun lehe olduğunun kabulü hâlinde ise hem yağma hem de kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından hüküm kurulacağı, lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK'nun 149. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen nitelikli yağma suçu bakımından CMK'nun 150. maddesinin 3. fıkrası ve 188. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hükmün tefhim edildiği oturumda zorunlu müdafiinin hazır bulunması şartı aranmış olup aynı Kanunun 109. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından bu şart aranmamış ise de; davanın zorunlu müdafiinin gerekli olduğu yağma suçundan açılıp buna ilişkin sevk maddesinin gösterildiği ve lehe olan kanuna ilişkin hükümler tefhim edilene kadar da sanıkların bu sevk maddesi uyarınca yargılandığı, zorunlu müdafii belirlenirken sanığın yargılandığı suçun esas alınması gerektiği, aleyhe olduğu kabul edilen 765 sayılı Kanunun uygulanması durumunda sanıkların savunma hakkı gözetilerek zorunlu müdafiinin gerekli olduğu sonucuna varılır iken, ceza miktarı bakımından lehe olduğu kabul edilip uygulanan 5237 sayılı TCK`nun 149. maddesinin birinci fıkrası bakımından zorunlu müdafiinin şart olduğu ancak aynı Kanunun 109. maddesinin 2. fıkrası yönünden ise bu şartın aranmadığının kabul edilmesinin, maddi hukuk bakımından lehe uygulama yapılırken, usul hukuku yönünden sanıkların savunma haklarının kısıtlanmasına sebebiyet vereceği anlaşıldığından; hükmün tefhim edildiği oturumda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından da zorunlu müdafinin hazır bulunmasının gerekli olduğu kabul edilmelidir.

    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,

    2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.09.2014 gün ve 11875-16508 sayılı sanık ... hakkındaki onama, sanık ... hakkındaki düzeltilerek onama kararlarının KALDIRILMASINA,

    3- Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.10.2011 gün ve 121-256 sayılı sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin CMK`nun 150/3 ve 188/1. maddelerine aykırı olarak görevlendirilen zorunlu müdafii hazır olmaksızın duruşma yapılarak hükmün tefhim edilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

    4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ... ve ... hakkındaki Özel Daire onama ve düzeltilerek onama kararlarının kaldırılıp yerel mahkeme hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi nedeniyle cezalarının İNFAZLARININ DURDURULMASINA ve TAHLİYELERİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu olmadıkları takdirde derhal salıverilmeleri için YAZI YAZILMASINA,

    5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.04.2018 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3730 Karar : 2018/1202
    Tarih : 21.02.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Çocuk sanık ...`ın 06.10.2017 tarihli dilekçesinde cezasının onaylanmasını`` talep ettiği ve sanık savunmanınca temyiz isteminde bulunulmadığının anlaşılması karşısında, sanık ... hakkında verilen istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar, usulüne uygun açılmış bir temyiz davası bulunmadığından; inceleme dışı bırakılmıştır.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/311 Esas ve 2017/105 Karar sayılı ilamı ile yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne karşı, sanık ... ve savunmanı ile sanık ... savunmanının CMK`nın 272 ve müteakip maddeleri uyarınca İstinaf kanun yoluna başvurmaları üzerine;

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen 12.07.2017 gün, 2017/954 Esas, 2017/1083 Karar sayılı "esastan red" kararına karşı, sanık ... ve savunmanı tarafından usulüne uygun olarak açılan temyiz davası üzerine,

    temyiz dilekçelerinde hukuka aykırı olduğu ileri sürülen hususlar ile re’sen incelenmesi gereken konular CMK`nın 288 ve 289. maddeleri kapsamında incelenip görüşüldü;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    Sanık ...`ın adli sicilinde bulunan ve tekerrüre esas alındığı anlaşılan Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/961 Esas 2015/801 Karar sayılı ilamının mahkemesinin ve ceza miktarının yanlış gösterilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
    5271 sayılı CMK.nun 303. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, yağma suçundan kurulan mahkumiyet kararının hüküm fıkrasının tekerrüre ilişkin kısmından Küçükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2013 kesinleşme tarihli 2012/961 esas 2013/58 karar sayılı ilamı ile 2 yıl hapis cezası, çıkartılarak, yerine Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2013 kesinleşme tarihli 2012/961 Esas ve 2013/58 Karar sayılı ilamı ile verilen 3 ay 10 gün hapis cezası,`` ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3515 Karar : 2018/475
    Tarih : 15.02.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;

    1)Adil Yargılanma Hakkı, Anayasanın 36/1. maddesinde: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6/1. maddesinde de: “Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir..." denilerek teminat altına alınmıştır. Anılan hakkın muhtevası, savunma ve müdafii yardımından faydalanma hakkı yönünden Sözleşmenin 6/3-c maddesinde belirlenmiştir. Buna göre; bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir.

    AİHS’nin 6/3-(c) bendi gereğince, bir suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında, kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafii yardımından yararlanma ve bir müdafii tayin etme imkanından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse re’sen atanacak bir müdafii yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanma imkânını sağlayan müdafii yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir (AİHM Pakelli/Federal Almanya, B.No: 8398/78, 25/4/1983).

    Ancak AİHM, AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinin, bu hakkın teminatlarından kişilerin kendi iradeleriyle vazgeçmelerini engelleyecek şekilde yorumlanamayacağı düşüncesindedir (Aksin ve diğerleri/Türkiye, B. No: 4447/05, 01.10.2013).

    Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan müdafii yardımından yararlanmadan vazgeçmenin geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi, önemli hiçbir kamu menfaatine ters düşmemesi ve vazgeçmenin sonuçlarının makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir (Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02, 27/11/2008, Talat Tunç/Türkiye, B. No: 32432/96, 27/3/2007, Aksin ve diğerleri/Türkiye, Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/2319 8/4/2015).

    Ne var ki; AİHM, bazı durumlarda kişinin talebi olmasa da, resen ücretsiz olarak avukat tayin edilmesi gerektiğini belirtmektedir. Kişinin imkanının olmaması yanında, ayrıca suçlama nedeniyle alabileceği özgürlükten mahrum bırakılmayı gerektiren bir ceza ve davanın karmaşıklığı, avukat yardımının sağlanmasını gerektiren bir hukuki menfaati ortaya çıkarmaktadır (Talat Tunç/Türkiye).

    Bu cümleden olarak, kanun koyucu bir suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli ya da sanığın, müdafii yardımından faydalanmak hakkından açıkça vazgeçmesi halinde dahi adaletin selameti bakımından re'sen bir müdafiinin atanması gerektiğini, 5271 sayılı CMK'da tahdidi olarak düzenlemiştir. Ayrıntıları Dairemizce de benimsenen Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararında açıklandığı üzere; "1412 sayılı CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafiilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafiilik sistemini getirmişken; 5271 sayılı CMK zorunlu müdafiilik sistemini, önemli ölçüde genişletmiştir. 5271 sayılı CMK'na göre; müdafii bulunmayan şüpheli veya sanığın, çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz olması (150/2. md.), soruşturma veya kovuşturma konusu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi (150/3. md.), resmi bir kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınmasına karar verilecek olması (74/2. md.), tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedilmesi (101/3. md.), davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması (204/1. md.) ve kaçak sanık hakkında duruşma yapılması (247/4. md.) hallerinde, şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa hatta açıkça müdafii istemediğini beyan etse bile müdafii görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır."

    Şu hale göre; 5271 sayılı CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan "silahların eşitliği" ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

    2)Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Dairemizin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağının kabul edildiği dikkate alınarak, somut dosyada sanığın bylock kullanıcısı olup olmadığının atılı suçun sübutu açısından belirleyici nitelikte olması karşısında; istinaf aşamasından sonra dosya içerisine konulduğu anlaşılan sanığın bylock kullanıcısı olduğunu bildiren ayrıntılı bylock tespit ve değerlendirme raporu ile istinaf kararından sonra dosyaya girdiği anlaşılan başka dosya şüphelileri ..., ... ve ... isimli şahısların beyanları henüz dosyaya gelmeden, kovuşturma aşamasından sonra istinaf aşamasında dosyaya gönderilen ..., ..., ... ve ... isimli şahısların beyanlarının CMK'nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunmadan ve diyecekleri sorulmadan, sanığın ByLock kullanıcısı olduğuna dair Emniyet Genel Müdürlüğü Kom Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen yetersiz belgeye dayanılarak ve eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

    Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, bu sebeplerden dolayı hükmün CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Üye ...’ın 1 nolu bozma nedeni yönünden karşı oyu ve oyçokluğuyla, 2 nolu bozma nedeni ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, atılı suç için kanun maddelerinde ön görülen ceza miktarı gözetilerek tutukluluk halinin devamına oybirliğiyle, 15.02.2018 tarihinde karar verildi.

    KARŞI OY:

    Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan TCK'nın 314/2, 62, 53, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sayın çoğunluğun 1 nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

    Sanık hakkında mahkumiyet hükmü Anayasanın 36/1, AİHS 6/1-3-c, CMK 101/3 maddesi ve Dairemizin 14.11.2017 tarih 2017/1824-2017/5384 sayılı kararına vurgu yapılarak '5271 sayılı CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibarıyla çekişmeli yargılamanın gereği olan silahların eşitliği ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii görevlendirmeden yargılamaya devamla karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesi ile bozulmuştur.

    Öncelikle sanık, müdafii olmadan yargılama yapılarak hüküm kurulmasını temyiz nedeni olarak ileri sürmemiştir. Temyiz konusu yapılmayan bu hususun temyizen incelenip incelenemeyeceği dolayısı ile bozma konusu yapılıp yapılamayacağı CMK'nın 288 maddesi kapsamında ön sorun olarak çözülmesi gereklidir.

    Zira temyize konu hüküm istinaf kanun yolundan geçerek temyiz edilmiş hükümlerden olup CMK'nın 288 maddesi 'Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.' Amir hükmüne göre usul hukukunu ilgilendiren bir sorun karşımıza çıkmaktadır .

    CMK'nın 288. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde gösterilen bir temyiz nedeni ile hükmün bozulması halinde 302/3 kapsamında diğer hukuka aykırılık hallerinin ilamda gösterilebileceği nazara alındığında, temyiz dilekçesinde gösterilmeyen bir hususta CMK'nın 289. maddesinde yazılı hususlar dışında bir incelemesi yapılmadan diğer temyiz nedenlerinin incelenmesi sırasında saptanan hukuka aykırılıkların ilamda gösterilebileceği kabul etmek gerekecektir.

    Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesi sonrasında temyiz incelemesinin kapsam ve koşulları hususunda hakkında daha önce yerleşik uygulama ve içtihatları bulunmayan Yargıtay içtihatlarının oluşumuna ışık tutabilecek Alman Yargıtay'ının yerleşik içtihatlarından faydalanılması imkan dahilindedir.

    Kısaca ve özetle; temyiz nedeni, temyiz dilekçesinde ne kadar somut yazılması gerekir ki CMK'nın 288 maddesi kapsamında temyiz nedeni var kabul edilerek temyizen incelenebilsin? Bu sorunun cevabını Alman yargıtayı uygulamalarında bulmak mümkündür.

    Anılan mahkeme içtihatlarına göre temyiz nedenlerinin usul hukuku yönünden son derece somut olarak gösterilmesi beklenirken, maddi hukuka ilişkin temyiz nedenlerinin soyut ve genel ibarelerle gösterilmesinin yeterli kabul edildiği anlaşılmaktadır.

    Somut olayda sanığın müdafii bulunmadan hakkında hüküm kurulmasına yönelik bir temyiz nedeni yoktur. Temyiz nedeni bulunmadığı için hüküm bu yönü itibariyle temyizen incelenemez. Bu nedenle de sayın çoğunluğun bozma kararı yerinde değildir.

    Velev ki, temyizen incelenebileceğini kabul etsek bile;

    Sayın Çoğunluk bozma nedenine CMK'nın soruşturmaya ilişkin 101/3, Anayasa 36/1, AİHS 6. maddelerini esas almakla birlikte, bozma gerekçesinde yine Dairemizin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı belirtilerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 tarih ve 2016/17-939-2016/465 sayılı kararını da vurgulamıştır.

    Öncelikle sanığa isnat edilen suçun kovuşturma aşamasında müdafii bulundurma zorunluluğunu düzenleyen CMK'nın 150/3 maddesi kapsamında olup olmadığı; tutuklamaya sevkte müdafii bulundurma zorunluluğuna temas eden CMK'nın 101/3 maddesinin, Anayasa 36 ve AİHS 6 maddeleri kapsamında değerlendirmesinin yapılması ve bu hususların hangi kanun yolu ile denetleneceğinin tartışılmasında zorunluluk bulunmaktadır.

    CMK'ya göre ceza soruşturma ve kovuşturmasında kural olarak her sanık müdafii yardımından yararlanabilir, istemi halinde kendisine Barodan müdafii atanması zorunludur. CMK'nın 147 maddesine göre savunması öncesinde sanığa bu hakkı hatırlatılmış, sanık müdafii istemeden savunmasını yapacağını beyan etmiştir. Bu hak hatırlatılmadan savunmasının alınması bizatihi bozma nedenidir. Somut olayda bu durum söz konusu değildir.

    Yine mevzuatımızda duruşmada müdafii bulundurulmasını emredici düzenleme olarak CMK'nın 150/3 maddesi müdafii bulundurulmasını sanığın iradesine bırakmayan bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. CMK'nın 150/3 maddesi alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda istem aranmaksızın müdafii görevlendirileceğini hüküm altına almıştır.

    Sanığa atılı suç, TCK'nın 314/2 maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçudur. Beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. 5560 sayılı Kanunun 21 maddesi ile CMK'nın 150. maddesinde yapılan değişiklikten sonra silahlı örgüt üyesi olmak suçundan yapılan yargılamada sanık istemi dışında müdafii bulunmasının zorunlu olmadığı gerek Yargıtay 9. Ceza Dairesi gerekse Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından kabul edilmiştir.

    Hemen ifade etmek gerekir ki silahlı terör örgütü üyeliği suçunun zorunlu müdafiilik kapsamında suçlardan olduğu yönünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine konu Yargıtay Ceza Genel Kurulunda tartışılmış ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.12.2016 gün ve 2016/17-939-2016/465 sayılı kararı ile silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun CMK'nın 150/3 maddesi kapsamında zorunlu müdafii bulundurmayı gerektiren suçlardan olmadığına karar verilmiştir.

    Suça sürüklenen çocuklar dışında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle sanıklar hakkında 3723 sayılı Kanunun 5 maddesi ile her halde 1/2 oranında artırım yapılmasına rağmen, bu suça ilişkin Yargıtay içtihatları bu yönde şekillenmiş olup uygulama aynen devam etmektedir.

    Zaten sayın çoğunluğun bozma nedeni CMK'nın 150/3 maddesine dayanmamaktadır.

    Mevzuatımızda müdafii tayininin sanık yada şüphelinin iradesine bırakılmayıp zorunlu görüldüğü haller CMK'nın 150/2 maddesinde şüpheli veya sanığın çocuk, kendini savunamayacak derecede malul veya sağır dilsiz olması; CMK'nın 74/2 maddesinde resmi kurumda kusur yeteneğinin araştırılması için gözlem altına alınma kararı; CMK'nın 101/3 maddesinde tutuklama talebiyle mahkemeye sevk; CMK'nın 204/1 davranışları nedeniyle hazır bulundurulmasının duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşılan sanığın yokluğunda duruşma yapılması ve CMK'nın 247/4 maddesinde yazılı kaçak sanık hakkında duruşma yapılmasında isteme bakılmaksızın müdafii görevlendirilme zorunluluğu bulunduğu anlaşılmaktadır.

    Somut olayda CMK'nın 150/2, 74/2, 204/1, 247/4 maddeleri söz konusu değildir.

    O halde sayın çoğunluğun bozmaya esas aldığı anlaşılan CMK'nın 101/3 maddesinin irdelenmesi gerekecektir.

    CMK'nın 101. maddesinin başlığı 'Tutuklama Kararı'dır. Tutuklamanın safahatını düzenler. Müdafii zorunluluğunu düzenleyen CMK'nın 101/3. maddesi 'tutuklama istenildiğinde Şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafii yardımından yararlanır' hükmünü amirdir. Yani gerek soruşturmada gerekse kovuşturmada tutuklama kararı istenildiğinde mutlaka şüpheli veya sanığa müdafii tayin zorunluluğuna işaret etmektedir. İsteme bakılmaz. Somut olayda sanığın ilk tutuklanması aşamasında kendisine müdafii atanmıştır.

    Madde de tutukluluğun devamı kararlarına ilişkin düzenleme getirildiği halde tutukluluğun devamı kararlarında müdafii zorunluluğuna işaret edilmemiştir. Bu konu doktirinde de tartışılmaktadır. Ancak ağırlıklı görüş tutukluluğun devamı kararlarında müdafi bulunmasının ihtiyari olduğu yönündedir. Nitekim 'Belki tutukluluğu devam eden sanığın yanında veya katılmasa bile avukatın bulunması gerektiği ileri sürülebilir ki bizce bu görüşte en azından CMK m. 101 açısından isabet bulunmamaktadır. Tutuklama tedbirinde avukat bulundurma zorunluluğu, ilk aşama, yani ilk tutuklama tedbirinin değerlendirilmesi için öngörülmüştür. (Prof. Dr Ersan Şen Zorunlu Müdafilik ve Yargılama Sürati)' denilmiştir.

    İlk tutuklama kararında olduğu gibi tutukluluğun devamı kararlarında müdafii zorunluluğu kişi hürriyetine ilişkin olması nedeniyle farazi olarak kabul edilse bile, ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları hangi kanun yolu ile denetlenecektir. Bunun temyiz aşamasında denetimi mümkün müdür? İrdelenmesi gereken asıl husus bu olmakla birlikte tutuklu yargılamada sanığın kendi iradesi ile müdafi bulunmadan yapılan yargılamanın AİHS 6. maddesi kapsamında adil ve dürüst yargılama hakkının ihlali sayılabilir mi sorusununda cevaplanması gerekecektir.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesi adil yargılama hakkı başlıklı olup yargılamaların tabi hakim ilkesine göre kanunla kurulmuş bağımsız, tarafsız mahkemelerde, makul sürede ve açık olarak yapılması, masumiyet ilkesi, savunma hakkının kısıtlanmaması ve tercüman yardımını düzenlemektedir. Somut olayda sanık kendi iradesi ile müdafii istemediğini beyan etmiş ve kovuşturmada sanık istemediği için müdafii olmadan görülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere CMK'nın 150/3 maddesine göre müdafii bulundurma zorunluluğu da yoktur. Bunun doğrudan AİHS 6. maddesine aykırılık teşkil ettiği iddia edilemez. 'Sözleşme ile garanti altına alınan hakkın kullanılmasından vazgeçilmesi bunun açıkça söylenmesi ile mümkün olabilir. (Zana/Türkiye)' Sanık ilk derece mahkemesinde hakları hatırlatıldığında müdafii istemediğini beyan etmiştir. İsteme bağlı müdafiiliğin söz konusu olduğu bir suçtan yapılan yargılamada sanığın müdafii istenmemesi nedeniyle yargılamanın müdafi atanmadan yapılması gerek Dairemiz gerekse Yargıtay içtihatlarında Anayasanın 36/1 ve AİHS 6. maddelerine aykırılık teşkil ettiği hususunda somut bir karara rastlanmamıştır. Yani isteme bağlı müdafiliğin uygulandığı durumlarda talep edilmemesi nedeniyle müdafii atanmadan yargılama yapılması gerek Anayasa 36/1 ve gerekse AİHS 6. maddesinin ihlali niteliğinde değildir.

    Öte yandan CMK'nın 101/3 maddesinde yazılı ilk tutuklamada müdafii bulundurulması gerektiğine kuşku yoktur. Somut olayda ilk tutuklamada sanığa müdafii atanmıştır. Ancak biz sanığın ilk tutuklamada müdafii olmadan tutuklandığını tutukluluğunun devamı kararlarınında yargılamanın müdafii istenmemesi nedeniyle müdafi olmadan verildiğini düşünelim. Bu halde hangi kanun yolu ile tutuklama ve tutukluluğun devamı kararının denetleneceğini belirlememiz ve kanun yoluna ilişkin normu uygulama zorunluluğumuz ortaya çıkacaktır.

    Hiç kuşku yok ki ilk tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları CMK'nın 101/5 maddesine göre itiraz kanun yoluna tabidir. Gerek tutuklama gerekse tutukluluğun devamı kararı itiraz kanun yolu ile denetlenecek ve itiraz üzerine kesin olarak karar verilecektir. İtiraz kanun yoluna tabi olup kesin olarak verilen bir karar temyiz kanun yolu incelenmesi mümkün değildir. Ancak itiraz üzerine kesin olarak verilen karar kanun yararına temyize konu olabilir. Somut olayda kanun yararına temyiz de söz konusu değildir.

    Usul hukukuna ilişkin uygulama yargılamada esasa etki etmişse bunun somut olarak tespiti halinde temyizen incelenip bozma konusu yapılabileceğini ifade etmemiz gerekirse de, somut olayda kendi istemi ile müdafii olmadan yapılan yargılamanın savunmasını ne suretle etkileyip delillere ulaşmada somut olarak hangi güçlüklerle karşılaştığı hangi delillere ulaşamadığının gerek sanık tarafından ortaya konması gerektiği gibi temyiz incelemesinde bu hususların somut olarak tespit edilmesi gerekir ki böyle bir değerlendirme de mevcut değildir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle olayda AİHS 6. maddesi ve Anayasanın 36/1 maddesine ilişkin bir ihlal olmadığı gibi, zorunlu müdafiiliğin gerekmediği, kovuşturmada sanığın kendi talebi ile müdafii istemediği, sanığın ilk tutuklanma kararında müdafiinin bulunduğu, CMK'nın 101/3 maddesinin ilk tutuklamaya ilişkin olduğu, velev ki tutukluluğun devamı kararlarında da sanık lehine genişletici yorumla müdafii bulunması zorunluluğu kabul edilse bile, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların itiraz kanun yoluna tabi olup, itirazlar üzerine kesin olarak karar verildiği, tutukluluğa ilişkin temyiz incelemesi yapılamayacağı müdafii olmadan yapılan yargılamanın savunma hakkı ve delillere erişimde ne gibi güçlüklere neden olduğunun somut olarak ortaya konmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun 1 nolu bozma nedenine katılmıyorum.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3227 Karar : 2018/1066
    Tarih : 13.02.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    3.07.2015 gün 2015/29850 sayılı iddianameyi kabulle yürütülen yargılama sonunda Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından,
    sanık ... hakkında, silahla yağma suçundan mahkumiyetine dair verilen kararına karşı,
    sanık ... ve savunmanınca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine;

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi’nce 19.04.2017 gün ve 2017/849 – 2017/853 sayılı kararı ile,
    sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş;

    Kararın, sanık ve savunmanı ile katılan vekilinin yüzüne tefhim edildikten sonra sanık savunmanı tarafından 18.05.2017 tarihinde; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından 09.05.2017 tarihinde temyiz edilmiş;

    sanık savunmanı dilekçesinde özetle,
    “...sanığın mahkumiyeti için yeterli, somut ve her türlü şüpheden uzak delilin bulunmadığını; ispat külfetinin sanığa yükletildiğini; soruşturma aşamasında gerçekleştirilen teşhis işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğini...” belirtip, mahkumiyet hükmünün bozulmasını;

    Cumhuriyet Savcısı da
    “ sanığın, aynı olay nedeniyle telefon hırsızlığından yargılanıp beraat ettiğini savunduğu halde bu dosyanın araştırılmadığı; sanık savunmaları dikkate alındığında, dosya kapsamına göre eyleminin TCK'nın 165/1 madde kapsamında değerlendirebileceği;
    katılanın kolluk ifadesinde şüphelinin 22 - 23 yaşlarında olduğunu belirtmesine karşın, sanığın suç tarihinde 18 yaşında olduğunun anlaşıldığı; katılanın tarifi ile çizilen robot resim ile sanığın dosyada bulunan fotoğraflarının benzemediği;
    olay anına ait kamera görüntülerinin, uzman kurumlara gönderilip iyileştirme yaptırılmaması;
    sanığın duruşmaya getirilip, katılana gösterilerek fiziki gerçek teşhis işleminin usulüne göre yaptırılmadan, SEGBİS ve fotoğraf teşhisiyle yetinilmesi; sanığa ait olduğu anlaşılan ..... no'lu telefon hattının suç tarihinde olay mahalinde veya çevresinde sinyal verilip vermediğinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu`ndan (BTK) araştırılmaması, suretiyle eksik soruşturma yapılması ve savunma hakkının kısıtlanması suretiyle hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu” belirtilerek kararın bozulmasını talep ile;

    Sanık ... savunmanı ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın usulüne uygun olarak temyiz davalarını açtıkları ve
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.10.2017 gün ve 2017/36223 sayılı, (“Sanık ...'nın 30/11/2016 tarihli oturumda, aynı olay nedeniyle telefon hırsızlığından yargılandığını ve yargılama sonucunda beraat ettiğini, savunduğunun anlaşılması karşısında; mükerrer hüküm kurulmaması için sanığın savunmasında geçen davaya ilişkin dosyanın araştırılması, varsa bu dosyanın ve kararının getirtilmesi, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin düşünülmemesi ”) şeklinde (Bozma)] esas hakkında görüş içeren tebliğname ekinde gönderilen istinaf başvurusunun kabulüne dair
    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve bu karara karşı açılan temyiz davası CMK'nın 288-289. maddeleri kapsamında re`sen incelendi;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    Sanık ...’nın, 30.11.2016 günlü oturumda, aynı olay nedeniyle mahkemede dava açılıp, yargılandığını ve beraat ettiğini ileri sürmesi karşısında; mükerrer yargılamanın önüne geçmek için öncelikle sanık hakkında aynı konuda açılmış herhangi bir kamu davası olup olmadığı, duraksamalara yer vermeyecek şekilde re`sen araştırıp, saptanması halinde, olanaklı ise, her iki dava dosyasının birleştirilmesi, olanaklı değilse dosyanın bir örneğinin denetime olanak verecek şekilde dosya içerisinde bulundurularak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği düşünülmeden hukuki aykırılıklara yer verilmesi;

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 2017/849 Esas ve 2017/853 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine dair usul ve yasaya aykırı bulunan kararının, 5271 sayılı CMK`nın 302/2. madde ve fıkrası gereğince, tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 13/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/249 Karar : 2018/1017
    Tarih : 12.02.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eyleminin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken, sanık hakkında 25/12/2013 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararda yer alan ve yukarıda anlatılan ilkelere uyulmadan oluşturulan gerekçenin tekrarlanılmasıyla yetinilerek gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 12/02/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3669 Karar : 2018/507
    Tarih : 31.01.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02.02.2017 gün, 2016/440 E. ve 2017/28 sayılı kararı ile nitelikli yağma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne karşı, sanık ... ve savunmanının, CMK 272. ve müteakip maddeleri uyarınca İstinaf kanun yoluna başvurması üzerine; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'nce dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen 13.04.2017 gün, 2017/620 E. ve 2017/626 K. sayılı "İstinaf başvurusunun esastan reddine'' dair kararına karşı, sanık ... savunmanı tarafından ''... kararın bozulmasına karar verilmesi'' şeklinde dilekçe ile açılan temyiz davası CMK'nın 288. ve 289. maddelerince öngörülen hukuka aykırılıklar yönünden ele alınıp görüşüldü;

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; sanık ... hakkında kurulan hükmün usul ve mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf isteminin esastan reddine dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığından, sanık ... savunmanının temyiz itirazlarının CMK'nın 302/1. maddesi gereğince reddiyle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'nin 2017/620 E. ve 2017/626 K. sayılı esastan red hükmünün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 31/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/17060 Karar : 2018/255
    Tarih : 15.01.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Bozma üzerine yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1- 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suç işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suç konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. 5237 sayılı TCK'nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3/1. maddesi uyarınca suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu itibarla, kanunda öngörülen alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirlemek hakimin takdir ve değerlendirme yetkisi içindedir. Ancak Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca hükümde bu takdirin denetime olanak sağlayacak biçimde, sözü edilen ilke ve hükümlere uygun, dosya içeriği ile uyumlu yasal ve yeterli gerekçesinin gösterilmesi zorunludur. Yasa metinlerdeki ifadelerin tekrarı bu metinlerdeki genel nitelikli ölçütler somut olaya ve failine özgülenmediği müddetçe yeterli bir gerekçe değildir. Yine failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınamaz; ancak takdiri indirim yapılıp yapılmamasında göz önünde bulundurulabilir.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın özel belgede sahtecilik yaptığının iddia ve kabul edildiği olayda; somut olarak gerekçeleri açıklanmadan "suçun işleniş şekli, meydana gelen sonuç ve kastın yoğunluğu" şeklinde bir kısım yasal ibarelerin tekrarı ile yetinilip alt sınır orantısız şekilde aşılarak sanığın temel hapis cezasının 2 yıl 4 ay olarak belirlenmesi,

    2- Kabule göre; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/8194 Karar : 2018/179
    Tarih : 11.01.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1- 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi uyarınca hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suç işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suç konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. 5237 sayılı TCK'nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3/1. maddesi uyarınca suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu itibarla; kanunda öngörülen alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirlemek hakimin takdir ve değerlendirme yetkisi içindedir, ancak Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca hükümde bu takdirin denetime olanak sağlayacak biçimde, dosya içeriği ile uyumlu yasal ve yeterli gerekçesinin gösterilmesi zorunludur. Yasa metinlerdeki ifadelerin tekrarı, bu metinlerdeki genel nitelikli ölçütler somut olaya ve failine özgülenmediği müddetçe yeterli bir gerekçe değildir. Öte yandan, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınamaz; ancak takdiri indirim yapılıp yapılmamasında göz önünde bulundurulabilir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her iki suçla ilgili olarak bir kısım yasal ibarelerin tekrarı ile yetinilerek, ayrıca zincirleme suça konu olacak belge sayısı esas alınıp alt sınır olan 18 ay hapis cezası aşılarak temel cezaların 2 yıl 6 ay olarak belirlenmesi,

    2-Aynı takvim yılı içinde birden fazla sahte fatura kullanma eyleminin zincirleme suç oluşturduğu ve sanık hakkında TCK'nın 43. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

    3- 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 11.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/7839 Karar: 2018/266
    Tarih: 15.01.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Suça sürüklenen çocuğun, çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine dair Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 08.12.2016 gün ve 2016/257 Esas, 2016/442 Karar sayılı hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyetine dair hükme ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak atılı suçla ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi.

    Bölge Adliye Mahkemesince kurulan hükümlerin süresinde suça sürüklenen çocuk müdafiince temyiz edilmesinden sonra suça sürüklenen çocuğun inceleme safhasında dosyaya ibraz ettiği 29.11.2017 tarihli dilekçesi ve onsekiz yaşını doldurduktan sonra düzenlenen 08.12.2017 günlü tutanağa geçirilen imzalı beyanı ile vaki temyiz isteminden vazgeçtiği anlaşıldığından ve Bölge Adliye Mahkemesince kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak müsnet suçla ilgili usulüne uygun açılmış kamu davası bulunmadığı gerekçesiyle bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen kararın da CMK'nın 223. maddesi kapsamında temyizi kabil hükümlerden olmamasından dolayı temyizi mümkün bulunmadığından, incelemenin ilk derece mahkemesince çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karara ilişkin katılan Bakanlık vekilinin temyiziyle sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    5271 sayılı CMK'nın 288, 294.maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp aynı Kanunun 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesinde vaki istinaf başvurusunun esastan reddine dair kurulan hükme yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/7964 Karar: 2018/249
    Tarih: 15.01.2018

    • CMK 289. Madde

    • Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri

    Sanığın temyiz isteminin incelenmesinde;

    Bölge Adliye Mahkemesince yokluğunda verilip sanık müdafiine 24.03.2017 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilen hükmü sanığın CMK'nın 291/1. maddesinde düzenlenip tebliğden itibaren işlemeye başlayan yedi günlük kanuni süresinden sonra ibraz ettiği 06.06.2017 havale tarihli dilekçeyle temyiz ettiği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,

    Katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;

    5271 sayılı CMK'nın 288, 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp aynı Kanunun 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile katılan bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesinde vaki istinaf başvurusunun esastan reddine dair kurulan hükme yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükmün ONANMASINA, 15.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.