CMK Madde 271



  • Karar

    CMK Madde 271

    (1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.

    (2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.

    (3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.

    (4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.




  • CMK Madde 271 Gerekçesi

    Madde, birinci fıkrasında kural olarak itiraz hakkında belgeler üzerinde inceleme yapılarak ve duruşmasız karar verilmesini kabul etmiştir.
    İnceleme mercii itirazı yerinde bulursa hukuka aykırı olarak değerlendirdiği kararı kaldırır ve itiraz konusu hakkında da karar verir. İtiraz, yerinde görülmezse ret olunur.

    Karar, inceleme, araştırma ve değerlendirme için gerekli makul süre gözetilerek, olanak bulunan en kısa zamanda verilmelidir.

    İtiraz üzerine verilecek kararlar tutuklamaya ilişkin olanlar dışında kesindir. Tutuklamaya ilişkin kararlara karşı ise acele itiraz yoluna gidilebilir.



  • CMK 271 (Karar) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2014/7632 Karar : 2018/1326
    Tarih : 6.02.2018

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    I- Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında tehdit suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı itiraz yolu açık olup, katılan ... Kılıç vekilinin itirazı üzerine, Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25.06.2013 gün ve 2013/703 Değişik İş sayılı kararı ile “itirazın reddine” karar verildiği ve itiraz üzerine verilen kararın 5271 sayılı CMK’nın 271/4. maddesi gereğince kesin olduğu anlaşıldığından; dosyanın bu yönden incelenmeksizin, yerine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE,

    II- Sanıklar ..., ...,..., ... ve ... hakkında katılan ... Kılıç’a karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan beraat; sanık ... hakkında tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1- Oluşa ve tüm dosya içeriğine göre; “...” şirketinde kasiyer olarak çalışan katılan ... Kılıç’ı kasada mal çıkış ve iadelerinde usulsüzlük yapmak suretiyle şirketi zarara uğrattığını saptayan sanıkların marketin üst katında bulunan mutfak bölümünde katılanı rızası dışında bir süre tutarak dolaşım özgürlüğünü sınırladıkları olayda, sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyetleri yerine yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,

    2- Sanık ... hakkında; yasal koşulları bulunmadığı halde, 5237 sayılı TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanması suretiyle noksan ceza tayini,

    3- Kabule göre de;

    28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesindeki “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak,hükümde infaz yetkisini de kısıtlayacak şekilde sanık hakkında hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanı ile katılan ... Kılıç vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 06.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/10413 Karar : 2017/5914
    Tarih : 19.06.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı ... hakkında, İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 01/05/2014 tarihli ve 382 sayılı kararı ile uygulanan 189,00 Türk Lirası idari para cezasına karşı yapılan başvurunun usul yönünden reddine dair İzmir 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 09/12/2015 tarihli ve 2015/2886 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulüne ve söz konusu kararın kaldırılmasına ilişkin İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 04/01/2016 tarihli ve 2015/3614 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 13/04/2016 gün ve 1646 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekinde bulunan dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/05/2016 gün ve KYB-2016-161460 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

    Anılan ihbarnamede;

    Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01/02/2012 tarihli ve 2011/12723 esas, 2012/4129 sayılı ilamında, “5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesine aykırılıktan dolayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca muteriz hakkında verilen idari para cezasına itiraz üzerine, Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesince süresinde olmadığından bahisle itirazın reddine karar verildiği, anılan kararın 5326 sayılı Kanunu'nun 28/8. maddesi gereğince esasa yönelik verilmiş son karar olmadığı, bu nedenle aynı maddenin 10. fıkrasına göre kesin sayılamayacağından...” şeklinde belirtildiği üzere, somut olayımızda idari para cezasına yapılan itirazın mahkemesince süre yönünden reddine karar verilmesi nedeniyle, anılan kararın 5326 sayılı Kanun'un 28/8. maddesi gereğince esasa yönelik verilmiş son karar olmadığı cihetle,

    Dosya kapsamına göre, İzmir 2. Sulh Ceza Hakimliğince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilmiş olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271/2. maddesi hükmü gereğince, itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla;

    Gereği görüşülüp düşünüldü;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 04/01/2016 tarihli ve 2015/3614 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 19/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/12387 Karar : 2017/2520
    Tarih : 6.06.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Mahalli mahkemece verilen ek karar temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

    Fatsa Sulh Ceza Mahkemesinin 28/09/2009 tarih ve 2009/325-840 Esas ve Karar sayılı ilamı ile kamu görevini usulsüz üstlenme suçundan sanığın mahkumiyetine ve cezanın ertelenmesine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle yapılan ihbar üzerine Fatsa Sulh Ceza Mahkemesinin 16/04/2015 tarihli ek kararıyla erteli cezanın aynen infazına karar verildiği, sanığın itirazı üzerine Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 11/05/2015 tarih ve 2015/366 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddedildiği, sanığın bu kez 24/08/2015 tarihli dilekçe ile Fatsa Sulh Ceza Mahkemesinin 28/09/2009 tarih ve 2009/325-840 E. K. sayılı ilamının temyizen incelenerek bozulmasını talep ettiği, Fatsa Sulh Ceza Mahkemesinin 20/10/2015 tarihli ek kararı ile Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 11/05/2015 tarih ve 2015/366 Değişik İş sayılı kararının CMK'nın 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte bulunduğundan temyiz isteminin reddine karar verildiği, keza sanığın temyiz talebinde bulunduğu 28/09/2009 tarih ve 2009/325-840 Esas ve Karar sayılı ilamın 1412 sayılı CMUK'nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra temyiz edildiği anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine dair 20/10/2015 gün ve 2009/325-840 E. K. sayılı Ek Kararı usul ve kanuna uygun olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle kararın ONANMASINA, 06/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/954 Karar : 2017/1941
    Tarih : 29.05.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    1- 5275 sayılı Kanunun 47/2-3-4-5. madde ve bentlerinde yer alan "(2) Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhal ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır. (3) Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hakiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir. (4) Savunma alınmadan disiplin cezası verilemez. Haklarında disiplin soruşturması yapılanlara, yüklenen eylemin niteliği ve sonuçları ile üç gün içinde savunmalarını vermeleri, aksi halde bu haklarından vazgeçmiş sayılacakları yazılı olarak bildirilir. Savunma yazılı olarak sunulabileceği gibi sözlü olarak da yapılabilir. Sözlü savunma tutanakla saptanır. Türkçe bilmeyenlerle, sağır ve dilsizlerin savunmaları tercüman aracılığıyla alınır. (5) Disiplin cezaları disiplin kurulunca evrak üzerinden görüşülerek en geç üç gün içinde karara bağlanır. Disiplin kurulu, yasada yazılı disiplin cezası uygulanmasına veya disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verebilir. Disiplin kurulu kararları gerekçeli olarak yazılır ve kararda şikayet mercii ve süresi açıkça gösterilir." şeklindeki hükümler ile somut dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, hükümlünün ...Açık Ceza İnfaz Kurumundan 18/09/2016 tarihinde firar etmesini müteakip, 18/10/2016 tarihinde yakalanmasını takiben 22/11/2016 tarihinde hükümlünün yakalandığının... Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce... Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğüne bildirilmesi üzerine, aynı gün disiplin soruşturmasına başlanıp hükümlünün savunması alınarak 25/11/2016 tarihinde 15 gün hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 5275 sayılı Kanunun 47/4. maddesi gereğince hükümlünün savunması alınmadan hakkında disiplin cezası verilemeyeceğinden,... Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünce hükümlünün yakalandığının öğrenildiği 22/11/2016 tarihinden itibaren en geç 7 gün içerisinde soruşturmanın tamamlandığının anlaşılması karşısında merciince yapılan itirazın bu yönden reddi yazılı şekilde karar verilmesinde,

    2- 4675 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca öngörülen kanun yolunun şikayet yolu olduğu gibi anılan Kanunun 6/3. maddesi gereğince infaz hakimliğinin şikayeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar vereceği hüküm altına alınıp yine anılan Kanunun 6/5. maddesi gereğince infaz hakimliği kararlarına karşı tebliğden itibaren bir hafta içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna gidilebileceği öngörüldüğünden, infaz hakimliğince sadece şikayetin reddine karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, şikayetin reddi ile kararın onaylanmasına karar verilmesi belirtilen yasal düzenlemelere aykırı olduğundan merciince bu yönden itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde,

    3- Kabul ve uygulamaya göre de, 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun atıfta bulunduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7/2. maddesi uyarınca uygulanması lazım gelen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271/2. maddesinde yer alan "(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir." şeklindeki hükme aykırı olarak anılan disiplin cezasının iptaline de karar verilmesi gerekirken itirazın kabulü ile infaz hakimliğinin itiraz konusu kararının kaldırılması ile yetinilmesinde,

    isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 14/02/2017 gün ve 94660652-105-38-53-2017-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Dosya kapsamına göre, hükümlünün... Açık Ceza İnfaz Kurumunda cezasını infaz ettiği sırada 18.09.2016 firar ettiği ve firar fiili ile ilgili olarak aynı gün infaz koruma memurları tarafından tutanak tutulup, hakkında firar fişi düzenlendiği, 18.10.2016 tarihinde yakalanan hükümlünün cezasının infazı amacıyla ...Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna alındığı, hükümlü hakkında 22.11.2016 tarihinde muhakkik görevlendirmesi ile soruşturma işlemlerine başlanıldığı, savunmasını yazılı ya da sözlü olarak üç gün içerisinde yapmasının istendiği, hükümlünün 24.11.2016 tarihinde yazılı olarak savunmasını yaptığı ve Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından 25.11.2016 tarihinde hükümlünün 15 gün hücre cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlünün şikayeti üzerine Kayseri İnfaz Hakimliğinin 07.12.2016 tarihli ve 2016/3608 esas, 2016/3643 karar sayılı kararı ile şikayetin reddine karar verildiği, bu karara itiraz üzerine de Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.12.2016 tarihli ve 2016/1812 değişik iş sayılı kararı ile hükümlünün itirazının kabulüne ve Kayseri İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına karar verildiği;

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun "Disiplin Soruşturması" başlıklı 47. maddesinin 2. fıkrasının "Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhal ve en geç iki gün içinde kurumun en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır", aynı maddenin 3. fıkrasında, "Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir" yine aynı maddenin 5. fıkrasında da "Disiplin cezaları disiplin kurulunca evrak üzerinden görüşülerek en geç üç gün içinde karara bağlanır" düzenlemelerinin yer aldığı; hükümlü hakkında 5275 sayılı Kanunun 47/2. maddesi uyarınca firar eyleminin öğrenildiği tarih olan 18.09.2016 tarihinden itibaren en geç 2 gün içerisinde kurum en üst amiri tarafından atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanması, yakalandığı tarihte hemen savunması alınarak disiplin soruşturmasının tamamlanması gerekirken, yakalandığı tarihten 1 ay 4 gün sonra 22.11.2016 tarihinde muhakkik görevlendirilmesi suretiyle soruşturmaya başlanılması nedeniyle verilen disiplin cezasının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, hükümlünün yaptığı itirazın kabulü ile Kayseri İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına karar verilmesinin yerinde olduğu ancak 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun atıfta bulunduğu ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7/2. maddesi uyarınca uygulanması lazım gelen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271/2. maddesinde yer alan "(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir." şeklindeki hükme aykırı olarak anılan disiplin cezasının iptaline de karar verilmesi gerekirken itirazın kabulü ile infaz hakimliğinin itiraz konusu kararının kaldırılması ile yetinilmesine karar verilmesi yerinde görülmediğinden;

    Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki (3) nolu bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.12.2016 tarihli ve 2016/1812 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, yukarıda açıklanan nedenlerle tebliğnamedeki (1) nolu kanun yararına bozma isteminin reddine, red kararının içeriğine göre bu aşamada (2) nolu kanun yararına bozma istemi konusunda karar verilmesine yer olmadığına, bozma nedenine göre diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 17. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/197 Karar : 2017/6206
    Tarih : 23.05.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Karşılıksız yararlanma suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 163/3, 168/5 ve 62/1. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Tekirdağ 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 07/10/2016 tarih, 2015/461 Esas ve 2016/449 Karar sayılı kararına katılan vekili tarafından yapılan itirazın kabulü ile 5271 sayılı Kanun’un CMK'nın 271/2. madde ve fıkrasındaki itirazı yerinde gören merciin aynı zamanda itiraz konusu hakkında karar vereceğine dair hükmü nazara alınarak, hüküm kısmının 2 ve 3. bölümlerinin düzeltilmesine ilişkin Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/11/2016 tarih ve 2016/880 Değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 23/12/2016 tarih ve 94660652-105-59-14190-2016-Kyb sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 05/01/2017 tarih ve 2016/401789 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderilmekle incelendi:

    MEZKUR İHBARNAMEDE:

    Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne karar verilmesini müteakip, hüküm kısmının 2. bölümünde yazan "Sanık tarafından suç nedeniyle oluşan zarar yargılama aşamasında tamamen giderilmiş olduğundan TCK'nın 168/5. maddesi uyarınca sanığın cezasının 2/3 oranında indirilerek sanığın 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına" ibaresinin "Sanık tarafından suç nedeniyle oluşan zarar yargılama aşamasında tamamen giderilmiş olduğundan TCK'nın 168/5. maddesi uyarınca sanığın cezasının 1/3 oranında indirilerek sanığın 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına," ve 3. bölümünde yazan "Sanığın tevilli beyanları, duruşmadaki olumlu hal ve tavırları takdiri hafifletici sebep kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nın 62/1. maddesi uyarınca cezası takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına" ibaresinin "Sanığın tevilli beyanları, duruşmadaki olumlu hal ve tavırları takdiri hafifletici sebep kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nın 62/1. maddesi uyarınca cezası takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına," şeklinde düzeltilmesine karar verilmiş ise de; 6352 sayılı Kanun'un 84. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesine eklenen 5. fıkrasında yer alan "(5) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz." şeklindeki düzenleme karşısında, kovuşturma aşamasında zararı ödeyen sanık hakkında anılan Kanun'un 168/5. maddesi gereğince 2/3 oranına kadar (bu oran dahil) indirim yapılabileceği nazara alınmadan 1/3 oranında indirim yapılmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi,

    İsabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

    DOSYA İNCELENEREK GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın tebliğnamedeki düşüncesi yerinde görüldüğünden Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.11.2016 tarihli ve 2016/880 değişik iş sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 15.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/8025 Karar : 2017/1751
    Tarih : 15.03.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Sanık ... hakkında verilen temyiz isteminin reddi kararının incelenmesinde;

    Sanık hakkında Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12.02.2014 tarih, 2014/29 esas, 2014/34 karar sayılı kararı ile verilen, CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına süresinde itiraz ettiği ve itirazın Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19/02/2014 tarih, 2014/180 Değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, sanığın 08/10/2014 tarihli dilekçesi ile red kararını temyiz ettiği, Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08/10/2014 tarihli ek kararı ile bu talebin de reddine karar verdiği, bu defa sanık tarafından 15/10/2014 tarihli dilekçe ile ek kararın temyiz edildiği anlaşılmakla;

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, CMK'nın 231/12 maddesine göre itiraz kanun yoluna tabi olup, itiraz üzerine merci tarafından verilen karar da CMK'nın 271. maddesinin 4. fıkrası gereğince kesin nitelikte olması nedeniyle, Mahkemenin verdiği temyiz isteğinin reddine ilişkin ek karar kanuna uygun olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, 08/10/2014 tarihli ret kararının ONANMASINA, 15.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/14672 Karar : 2017/6660
    Tarih : 27.02.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Dolandırıcılık suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157/1, 43, 168/2, 62/1 ve 52. maddeleri uyarınca 6 ay 7 gün hapis ve 40,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/10/2014 tarihli ve 2014/227 esas, 2014/398 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/01/2015 tarihli ve 2015/3 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 23/12/2016 gün ve 94660652-105-34-14762-2016 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası ... Cumhuriyet Başsavcılığının 05/01/2017 gün ve 2016/402514 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

    Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

    Benzer bir olaya ilişkin ... 4. Ceza Dairesinin 07/10/2016 tarihli ve 2016/5539 esas, 2016/13189 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 324/1. madde ve fıkrasında yer alan "(1) Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir." şeklindeki hüküm ile yine anılan Kanun'un 325/1-2. madde ve fıkralarında yer alan "(1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir. (2) (Değişik fıkra: 06/12/2006 - 5560 S.K.27.md) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de birinci fıkra hükmü uygulanır." şeklindeki hükümler birlikte değerlendirildiğinde, katılanın kendisini vekil ile temsil ettirdiği ve sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında, katılan lehine sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, anılan karara yönelik itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

    ... Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2009/4-13-12 ile 11.03.2014 gün ve 2014/102-128 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesinde yer alan "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder” şeklindeki düzenleme gereğince, henüz varlık kazanmamış olan hükmün esasının denetlenmesinin aynı kanunun 231 ve 271. maddelerindeki düzenlemelere aykırı olacağı, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların ancak hükmün varlık kazanması halinde olağan ve olağanüstü yasa yolları ile denetime konu olabileceği, bu itibarla; açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra ancak temyiz ya da koşulları varsa kanun yararına bozma incelemesine konu olabilmesi, bu aşamadan sonra ancak hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkların denetlenebilecek olması karşısında, itiraz merci tarafından verilen kararda isabetsizlik bulunmadığından, Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 15.01.2015 tarih ve 2015/3 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan kanun yararına bozma isteminin 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince REDDİNE, 27.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/116 Karar : 2017/267
    Tarih : 13.02.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Sanık ...`in 12-15 yaş aralığında kabul edilmesi ve hüküm verilinceye kadar da 18 yaşını ikmal etmemiş olmasına karşın duruşmaların bir kısmının ve son duruşmanın açık yapılması; işlemin telafisinin mümkün olmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamıştır.

    Sanık ... hakkında mağdurlar ... ve ...`a yönelik yağma; mağdur ... a yönelik hırsızlık suçlarından kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara karşı itiraz yolu açık olup, o yer Cumhuriyet savcısının bu konudaki istemi üzerine, ... 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31.03.2015 gün ve 2015/209 Değişik İş sayılı kararı ile “itirazın reddine” karar verildiği ve itiraz üzerine verilen kararların 5271 sayılı CMK’nın 271/4.maddesi gereğince kesin olduğu anlaşıldığından; adı geçen sanıkla ilgili dosyanın incelenmeden yerine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na İADESİNE,

    Sanık ... hakkında mağdur ...`a yönelik yağma suçundan verilen hükme yönelik incelemede;

    Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    Sanık müdafii tarafından; nüfus kaydına göre 03.09.1996 doğumlu olup olay tarihinde 17 yaşını ikmal etmiş olan sanığın olay tarihinde gerçekte 14 ya da 15 yaşında olduğunun, nüfusta daha büyük göründüğünün ileri sürülmesi karşısında CMK 218/2. maddesine göre mahkemenin ilgili Kanun hükümlerine göre sanığın yaşı ile ilgili sorunu kesin olarak çözmesi ve bu konuda bir karar vermesi gerekirken; Adli Tıp Kurumu ... Şube Müdürlüğünün 03.07.2014 tarihli raporuna dayanılarak sanığın suç tarihinde 15 yaşını doldurmuş olduğunun kesin olarak belirlenmediği ve bu durumun sanık lehine kabulü gerektiği gerekçesi ile eksik soruşturma ile cezada TCK`nın 31/2. maddesine göre indirim yapılması;

    Kabule göre de;

    Sanığın 12-15 yaş aralığında kabul edilip cezasında TCK`nın 31/2. maddesine göre indirim yapılmasına ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 35. ve Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20/2. maddesine göre 12-15 yaş aralığındaki çocukların işledikleri suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından sosyal inceleme raporu aldırılmasının zorunlu olmasına karşın; rapor aldırılmadan ve bunun gerekçesi açıklanmadan karar verilmesi;

    Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 13.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/4319 Karar : 2017/655
    Tarih : 24.01.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

    Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma suçundan dolayı, 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesinin 2. fıkrası gereğince verilen “tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” ilişkin kararlar, sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile eklenen son cümleye göre, durma kararı niteliğinde olup itiraz kanun yoluna tabi olması nedeniyle, itirazla ilgili gerekli kararın yetkili ve görevli itiraz merciince verilmesi gerektiği, ancak itiraz üzerine Ereğli 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 11.10.2013 tarihli kararı ile verilen itirazın reddine dair karar CMK'nın 271/4. maddesine göre kesin nitelikte olup temyiz yasa yoluna tabi olmadığından taleple ilgili itiraz merciince değerlendirme yapılıp karar verilmek üzere dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 24/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2014/14295 Karar : 2017/812
    Tarih : 23.01.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Özel belgede sahtecilik suçundan; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

    Sanık hakkında özel belgede sahtecillik suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar ile dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1-Sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen karara yönelik, sanığın temyiz başvurusunun incelenmesinde;

    Sanık hakkında kurulan "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına" dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2012 gün ve 2012/518 değişik iş sayılı kararı 5271 sayılı CMK’nın 271/4 maddesi uyarınca kesin nitelikte olup, bu karara yönelik temyiz talebi bulunmadığından dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

    2-Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik, sanığın temyiz başvurusunun incelenmesinde;

    Sanığın daha önce abisi ile aynı cezaevinde kalması nedeniyle tanıştığı mağdurun hayvancılık yaptığını öğrenmesi üzerine mağdurdan 30 adet koyun alarak karşılığında suça konu keşide yeri yazılı bulunmayan, ekspertiz raporuna göre tanzimle ilgili el yazıları sanığın eli ürüne olan ve iğfal kabiliyetine haiz olan tamamen sahte olarak düzenlenmiş çeki mağdura vererek haksız menfaat elde etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda;

    Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-f maddesinde düzenlenen "Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık" suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde aynı kanunun 157/1 maddesi gereğince basit doladırıcılık suçundan hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 23/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/5236 Karar : 2017/883
    Tarih : 6.01.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2014 tarihli ve 2014/1098 değişik iş sayılı Kararına yönelik yapılan incelemede;

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 44. maddesinin 3. fıkrasının ı bendinde, “Firar etmek veya tünel kazmak.” eyleminin hücreye koyma cezasını gerektirdiğinin belirtildiği, hükümlünün firar ettiğinin anlaşılması karşısında, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,

    İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2014 tarihli ve 2014/1370 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;

    İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2014 tarihli ve 2014/1098 değişik iş sayılı karara karşı İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından itiraz edilmesi üzerine, anılan kararın kesin olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 22.01.2015 gün ve 94660652-105-34-11646-2014-2041/5352 sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunmuştur.

    I-OLAY:

    1-Hükümlü ... Maltepe 1 nolu L Tipi Kapalı Ceza infaz Kurumunda 4 yıllık hapis cezasını çekmekte iken 08.07.2013 tarihinde firara teşebbüs ettiği gerekçesiyle İstanbul Anadolu 27. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/584 esas sayılı dosyasında bu suçtan yargılanmasına başlanmıştır.

    2-Hükümlünün bu eylemi nedeniyle yapılan idari soruşturma neticesinde Maltepe 2 nolu L tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurumu Başkanlığının 17.07.2013 tarih ve 2013/350 sayılı kararı ile 5 gün hücreye koyma cezası verilmiştir.

    3-Hükümlü Ümraniye E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilip cezasını burada infaz ederken 17.03.2014 tarihinde cezaevinden firar etmiştir. Bu suç nedeniyle İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/292 esas sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.

    4-Firar suçu nedeniyle yapılan idari soruşturma neticesinde Ümraniye E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurumu Başkanlığının 15.04.2014 tarih ve 2014/494 sayılı kararıyla 20 gün hücreye koyma cezası verilmiştir.

    Hükümlünün 20 gün hücreye koyma cezasını yapmış olduğu itiraz, İstanbul Anadolu 2. İnfaz Hakimliğinin 08.05.2014 tarih 2014/1231 - 1300 sayılı kararıyla yerinde görülmemiştir. Bu karara karşı itiraz yoluna başvurması üzerine İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2014 tarih 2014/1093 - 1098 değişik iş sayılı kararıyla hükümlünün İstanbul Anadolu 27. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/584 sayılı kararıyla beraat ettiği gerekçesiyle itirazı kabul edilerek disiplin cezası kesin olarak kaldırılmıştır.

    5-Ümraniye E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü 10.06.2014 tarihli yazısıyla; hükümlünün İstanbul Anadolu 27. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/584 esas sayılı dosyasından beraat ettiği, hükümlünün disiplin cezasına esas suça ilişkin yargılandığı dosyanın İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/292 esas sayılı dosyası olduğu, önceki kararda maddi hata yapıldığı gerekçesiyle itiraz yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2014 tarih 2014/1370 değişik iş sayılı kararla; 27.05.2014 tarih ve 2014/1098 değişik iş sayılı önceki kararın kaldırılmasına, hükümlünün Anadolu 2. İnfaz Hakimliğinin 08.05.2014 tarih ve 2014/1231 - 1300 sayılı karara itirazın reddine karar verilmiştir.

    6-Hükümlü İstanbul Anadolu 27. Sulh Ceza Mahkemesinin 04.12.2013 tarih 2013/1492 sayılı kararıyla firar suçundan beraat etmiştir.

    II-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

    Hükümlü hakkında firar suçundan 5275 sayılı 44/3-ı maddesine aykırı hareket etmekten verilen 20 gün hücreye koyma cezasının isabetli olup olmadığı ile itiraz merciince kesin olarak verilen kararların olağan kanun yolu ile düzeltilip düzeltilemeyeceğine ilişkindir.

    III-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

    Hükümlülerin disiplin cezası gerektiren davranışları 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri İnfazı Hakkındaki Kanunun 37 ve müteakip maddelerinde gösterilmiştir.
    Cezaevinden firar etmek veya tünel kazmak eylemi aynı Kanunun 44/3-ı maddesi gereğince 11 günden 20 güne kadar hücreye koyma cezasını gerektirmektedir.

    Hükümlünün Ümraniye E tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan 17.03.2014 tarihinde firar ettiği anlaşılmaktadır. Bu eylem nedeniyle hükümlü hakkında uygulanan idari yaptırımda yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

    Bu nedenle İstanbul Anadolu 2. İnfaz Hakimliğinin 08.05.2014 tarih 2014/1231 - 1300 sayılı kararına yapılan itirazda; sanık hakkında bu suçtan beraat kararı verilmediği halde, İstanbul Anadolu 27. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/1492 karar sayılı dosyasında beraat kararını hükme esas alarak itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

    İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2014 tarih ve 2014/1370 değişik iş sayılı kararı incelendiğinde; CMK’nın 271/4 maddesinde yer alan “merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir.” hükmüne aykırılık teşkil etmektedir.

    Mahkeme önceki kararında takdir hatası yaptığını farketmesi halinde bu hata ancak olağanüstü kanun yoluyla düzeltilebilecektir. Hüküm ve kararların sonradan değiştirilmesine yasal olanak bulunmadığından; her iki kararın açıklanan nedenlerle kanun yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    IV-SONUÇ VE KARAR:

    Yukarıda açıklanan nedenlerle;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.02.2015 tarih 2015/39610 sayılı kanun yararına bozma talebinin KABULÜNE,

    a)İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2014 tarih ve 2014/1098 değişik iş sayılı kararı ile,

    b)İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2014 tarih ve 2014/1370 sayılı kararının,

    CMK’nın 309. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA,

    İnfaz dosyasının kararı ile birlikte mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/18646 Karar : 2017/24047
    Tarih : 3.11.2017

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Cinsel taciz ve şantaj suçlarından sanık ...’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105/1-1. fıkra, 107/1-1.fıkra, 62/1 ve 52/2 . maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk lirası adli para, 80,00 Türk lirası adli para ve 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/11/2016 tarihli ve 2016/256 esas, 2016/478 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 03/07/2017 gün ve 94660652-105-07-2381-2017-KYB sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/07/2017 gün ve 2017/43316 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:

    Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

    Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın cezalandırılmasını gerektirir her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olduğu ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de,

    Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 15/03/2016 tarihli ve 2016/12474 soruşturma, 2016/6226 esas ve 2016/5423 sayılı iddianamesi ile sanık ve müştekinin komşu olduğu, müştekinin eşinden ayrılma aşamasında olduğu ve eşya almak istediği, şüphelinin de müştekiye bu hususta yardımcı olarak kredi kartını kullanmasına müsaade ettiği, müştekinin bunun karşılığında şüpheliye alışveriş tutarı kadar senet verdiği, müştekinin bir süre sonra alışveriş tutarını geri ödediği, olay tarihinde şüphelinin müştekinin evine geldiği, müştekinin borcun ödenmesi nedeni ile senetleri geri istemesi üzerine, şüphelinin müştekiye karşı “ben sana neden iyilik yapayım, bu iyiliğin karşılığını almak istiyorum, seninle olmak istiyorum, seninle yatmak istiyorum, ben sana bir yıldır aşığım, bana karşılık vermezsen bu senetleri mahkemeye vereceğim, bunu senden misli ile geri alacağım” şeklinde sözler söylemek sureti ile 5237 sayılı Kanun’un 105 ve 107. maddelerinde tanımlanan cinsel taciz ve şantaj suçlarını işlediği belirtilerek mezkur maddeler uyarınca cezalandırılması talebi ile kamu davası açıldığı, müştekinin aşamalarıdaki tutarlı beyanları, tanıklar Aycan Demirel ve Nesrin Kaya’nın müştekinin beyanlarını destekler nitelikteki yeminli ve görgüye dayalı anlatımları karşısında, sanığın üzerine atılı suçları işlediği yönündeki mahkemenin kabulünde ve sanığın sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayılı kararının bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    1-Olay

    Cinsel taciz ve şantaj suçlarından sanık ...’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105/1-1. fıkra, 107/1-1.fıkra, 62/1 ve 52/2 . maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk lirası adli para, 80,00 Türk lirası adli para ve 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair

    Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/11/2016 tarihli ve 2016/256 esas, 2016/478 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayılı kararının, "Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesince, sanığın cezalandırılmasını gerektirir her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olduğu ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 15/03/2016 tarihli ve 2016/12474 soruşturma, 2016/6226 esas ve 2016/5423 sayılı iddianamesi ile sanık ve müştekinin komşu olduğu, müştekinin eşinden ayrılma aşamasında olduğu ve eşya almak istediği, şüphelinin de müştekiye bu hususta yardımcı olarak kredi kartını kullanmasına müsaade ettiği, müştekinin bunun karşılığında şüpheliye alışveriş tutarı kadar senet verdiği, müştekinin bir süre sonra alışveriş tutarını geri ödediği, olay tarihinde şüphelinin müştekinin evine geldiği, müştekinin borcun ödenmesi nedeni ile senetleri geri istemesi üzerine, şüphelinin müştekiye karşı “ben sana neden iyilik yapayım, bu iyiliğin karşılığını almak istiyorum, seninle olmak istiyorum, seninle yatmak istiyorum, ben sana bir yıldır aşığım, bana karşılık vermezsen bu senetleri mahkemeye vereceğim, bunu senden misli ile geri alacağım” şeklinde sözler söylemek sureti ile 5237 sayılı Kanun’un 105 ve 107. maddelerinde tanımlanan cinsel taciz ve şantaj suçlarını işlediği belirtilerek mezkur maddeler uyarınca cezalandırılması talebi ile kamu davası açıldığı, müştekinin aşamalarıdaki tutarlı beyanları, tanıklar ... ve ...’nın müştekinin beyanlarını destekler nitelikteki yeminli ve görgüye dayalı anlatımları karşısında, sanığın üzerine atılı suçları işlediği yönündeki mahkemenin kabulünde ve sanığın sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği" gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.

    II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

    Cinsel taciz ve şantaj suçlarından sanık ...’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 105/1-1. fıkra, 107/1-1.fıkra, 62/1 ve 52/2 . maddeleri uyarınca 1.500,00 Türk lirası adli para, 80,00 Türk lirası adli para ve 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/11/2016 tarihli ve 2016/256 esas, 2016/478 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılmasına ilişkin mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayılı kararında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    III- Hukuksal Değerlendirme:

    5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnad edilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir.

    CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir.

    Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nun 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup "İtiraz olunabilecek kararlar" başlıklı 267. maddesinde; "Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir" şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür.

    CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itiraz incelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir.

    CMK’nın itirazla ilgili yukarıda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 sayılı kararında; “İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK'nun 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir.

    CMK.nın 217/2. maddesi gereğince sanığa yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispatının mümkün olduğu ceza yargılamasında, bir delilin reddedilmesi için CMK.nın 206/2. maddesinde sayılan durumların dışında delilin, akla, mantığa, bilimsel verilere, fizik kurallarına, herkesce bilinen somut duruma, hayatın olağan akışı içinde gündelik yaşamdan edinilen karine niteliğindeki bilgilere aykırı olması ya da tanığın yalan söylediğinin ortaya çıkması gibi reddi için haklı, makul ve kabul edilebilir hukuki gerekçelerin gösterilmesi zorunludur.

    Tanıklık yapan farklı kişilerin, geçmişte yaşadıkları aynı olaya ilişkin anlatımlarının bire bir aynı olması beklenemez. Ayrı ayrı ve sonraki tanıklar yanında bulunmaksızın dinlenen tanıkların anlatımları arasında yargılama açısından önemli olan konularda, uzlaştırılması mümkün olmayan çok büyük farklılıklar ya da çelişkiler olması halinde, yüzleştirilmeleri yoluyla çelişki giderilmeye çalışılır. Tanığın, duruşmada sözlü olarak aktaracağı bilgilerde, araya zamanın girmesi nedeniyle unutma, hatırlayamama, daha önceden alınan ifadelerini aynen aktaramama gibi durumlarla karşılaşılması mümkün olduğundan CMK’nın 212/2. maddesi, tanığın önceki beyanlarının, duruşmada ifadesinin alınmasından sonra okunmasını, bu şekilde farklılıkların giderilmesini amaçlamaktadır. Tanığın, aşama anlatımları arasında, araya zamanın girmesi ve dilin işlevsel niteliği nedeniyle ihmal edilebilir farklılıklar bulunması doğaldır.

    Tanıkların, davanın taraflarından biri ile akrabalık bağının, işçi-işveren ilişkisinin ya da benzer bir yakınlığın olması, anlatımlarının reddedilmesinin tek haklı ve yasal gerekçesi olamaz.

    İncelenen dosyada;

    ... vekili tarafından katılan hakkında, yedi adet 360 TL'lik, bir adet 3300 TL'lik senede ilişkin olarak toplam faiziyle birlikte 5910.07 TL için icra takibine başlandığı, 05.02.2016 tarihinde ödeme emri düzenlendiği, ödeme emrinin katılana 15.02.2016 tarihinde bizzat tebliğ edildiği,

    Katılan ...'ın sanık hakkında 22.02.2016 tarihinde, ödediği senetleri vermediğinden ve hakkında icra takibi yaptığından bahisle şikayetçi olduğu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/12407 soruşturma sayılı dosyası üzerinden bedelsiz senedi kullanma suçundan dolayı sanık hakkında 01.04.2016 tarihinde delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,

    02.04.2016 tarihinde ... vekilinin, katılan Ayşe Pekacar hakkında iftira suçundan şikayetçi olduğu, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/27069 soruşturma sayılı dosyası üzerinden 02.04.2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve itirazı reddine karar verilmesi suretiyle 31.05.2016 tarihinde kesinleştiği,

    Katılan Ayşe Pekacar'ın sanık hakkında, 22.02.2016 tarihinde şantaj ve cinsel taciz suçlarından şikayette bulunduğu, bu şikayetin Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/12474 soruşturma sırasına kaydedildiği ve sanık hakkında, katılanın komşusu olduğu ve katılanın eşinden ayrılma aşamasında olduğu ve eşya almak istediği, sanığın da bu hususta kendisine yardımcı olabileceğini, kredi kartını kullanabileceğini ve daha sonra kendisine ödeme yapabileceğini söylediği ve katılanın da kabul ettiği ve sanığın kredi kartı ile eşya aldığı ve sanığa senet verdiği, katılanın senetleri ödediği, sanığın olay tarindekatlanın evine geldiği, bu esnada katılanın kendisinden senetleri istediğinde sanığın katılana "ben sana neden iyilik yapayım, bu iyiliğin karşılığını almak istiyorum, seninle olmak istiyorum, seninle yatmak istiyorum, ben sana bir yıldır aşığım, bana karşılık vermezsen bu senetleri mahkemeye vereceğim, bunu senden misli ile geri alacağım" şeklinde sözler sarf ettiğinden bahisle TCK'nun 105/1-1. fıkra, 53/1, 107, 53/1 uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı,

    Açılan bu dava neticesinde; sanığın cinsel taciz ve şantaj suçlarından cezalandırılmasına, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu karara sanık müdafiinin itirazı üzerine mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayılı kararıyla; "dosya kapsamına göre; tanıklardan birinin katılanın kızı, diğerinin arkadaşı olmasına, tanıkların olayın olduğunu iddia ettikleri anda balkonda olduklarını beyan etmiş olmalarına, bedelsiz senedi kullanma suçu nedeniyle sanık hakkında takipsizlik kararı verilmiş olmasına, katılan hakkında da iftira suçundan takipsizlik kararı verilmiş olmasına ve katılanın sanığa olan borcunu ödediğine ilişkin verdiği miktarların çelişkili olmasına göre; sanığın tanıklarının bulunduğu iddia edilen ortamda onların duyacağı şekilde bağırarak iddia edilen sözleri söylemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gözetilerek; sanığın yüklenen suçları işlediği hususunda aralarında husumet bulunan ve borcu ödemek istemeyen katılanın soyut iddiası ve katılanın akrabası olan tanıkların hayatın olağan akışına uygun olmayan beyanları dışında, sanığın cezalandırılmasını gerektirir her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilememiş olması, sanığın CMK 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerekirken sanığın mahkumiyetine ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu" biçimindeki gerekçeyle itirazın kabulüne Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/11/2016 tarih, 2016/256 Esas, 2016/478 Karar sayılı, sanık ... hakkında cinsel taciz, şantaj suçlarından verilen hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kaldırılmasına kesin olarak karar verildiği,

    Anlaşılmıştır.

    Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;

    Katılanın aşamalardaki tutarlı beyanları, tanıklar ... ve ....’nın katılanın beyanlarını destekler nitelikteki ve yeminli, kendi içerisinde ve birbiriyle uyumlu görgüye dayalı anlatımları karşısında, sanığın üzerine atılı suçları işlediği yönündeki mahkemenin kabulünde ve sanığın sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, Antalya 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/11/2016 tarihli ve 2016/256 esas, 2016/478 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddi yerine, kabulüne ilişkin mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.

    IV-Sonuç ve Karar:

    Yukarıda açıklanan nedenlerle,

    Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden mercii Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2017 tarihli ve 2017/111 değişik iş sayı ile verilip kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre, sonraki işlemlerin, CMK'nın 309/4-a maddesi gereğince mahallinde merci mahkemesince yerine getirilmesine, 03/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/1021 Karar : 2016/4288
    Tarih : 26.12.2016

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

    Sanık hakkında "kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçundan verilen "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına" ilişkin kararın CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası gereğince itiraz kanun yoluna tabi olup, itiraz üzerine merci Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen "itirazın reddine" dair 08.01.2016 tarih ve 2016/18 değişik iş sayılı karar da CMK`nın 271. maddesinin 4. fıkrası gereğince kesin nitelikte olduğundan, yasaya uygun olarak verilen 14/01/2016 tarihli ret kararının ONANMASINA, 26.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/16492 Karar : 2015/9223
    Tarih : 24.12.2015

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Nafaka hükümlerine uymamak suçundan sanık Ş.. B..’nın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu`nun 344. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Akhisar İcra Ceza Mahkemesinin 23/10/2014 tarihli ve 2014/273 esas, 2014/368 karar sayılı kararına vaki itirazın kabulü ile dosyanın yeniden değerlendirilmek üzere mahkemesine gönderilmesine ilişkin Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli ve 2014/402 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 20/08/2015 gün ve 54287 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07/09/2015 gün ve KYB. 2015-300543 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

    Anılan ihbarnamede;

    1-Dosya kapsamına göre, Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilmiş olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271/2. maddesi hükmü gereğince, itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulmasında,

    2-İtiraz merciince, sanığın nafaka yükümlülüğüne ilişkin Akhisar Aile Mahkemesinin 03/12/2013 tarihli ve 2013/35-233 sayılı kararının Yargıtay tarafından nafaka yönünden bozulması gerekçesiyle itiraz kabul edilmiş ise de; 22/08/2014 tarihli şikâyet dilekçesinde tedbir nafakasının ödenmeyen taksitleri konu edildiği, Yargıtay ilamında ise yoksulluk nafakasına ilişkin hükmün bozulduğu cihetle, itirazın reddi yerine kabulü yönünde karar tesisinde, isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/11/2014 tarihli ve 2014/402 değişik iş sayılı kararının CMK`nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 24/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/20349 Karar : 2015/7843
    Tarih : 9.12.2015

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Dolandırıcılık suçundan şüpheli Ş.. T.. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Y.. Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 29/01/2015 tarihli ve 2014/10857 soruşturma, 2015/481 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik talebe ilişkin karar verilmesine yer olmadığına dair mercii Yalova Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/03/2015 tarihli ve 2015/896 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 23/07/2015 gün ve 15343/49670 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/09/2015 gün ve 2015/278639 sayılı yazısıyla dairemize gönderilmekle okundu.

    Kanun yararına bozma isteminde;

    Dosya kapsamına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar başlığı altındaki 172. maddesinde yer alan (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. (2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz” hükmü ile aynı karar başlığı altındaki 271/2. maddesine göre, itiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verilmesi gerektiğinin belirtildiği, bu nedenle süre yönünden itirazın yerinde görülmemesi hâlinde süre yönünden red kararı verilmesi gerektiği hâlde yazılı şekilde karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK`nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

    GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü :

    Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı`nın 29/01/2015 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının şikayetçiye 13/02/2015 tarihinde tebliğ edildiği ve şikayetçi tarafından süresi içerisinde itiraz edilmeyerek kesinleştiği, bu kez şikayetçinin 18/03/2015 havale tarihli dilekçesinde süresi içerisinde itiraz edememesi üzerine kesinleşen 29/01/2015 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kanun yararına bozulmasını talep ettiği ancak söz konusu dilekçe Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itiraz olarak değerlendirilerek gönderilen Yalova Sulh Ceza Hakimliği tarafından şikayetçinin dilekçe içeriğindeki talebi gözetilip karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmış ise de;

    Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolunun kapalı olması nedeniyle, şikayetçinin dilekçesinin kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itiraz olarak kabul edilip Sulh Ceza Mahkemesi tarafından olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Yalova Sulh Ceza Hakimliği'nin 25/03/2015 tarihli ve 2015/896 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na TEVDİİNE, oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY:

    Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara karşı (KYOK) itiraz edildiğinde, Sulh Ceza Hakimliğince (SCH) CMK`nın 173. maddesi uyarınca itirazın kabulü veya reddine dair bir karar verilmelidir.

    İtirazın kabulü kararının doğal sonucu olarak Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye vereceğinden ve uyuşmazlık itiraz hakkına tek başına sahip olan suçtan zarar görenin isteği doğrultusunda çözülmüş olacağından bu karara karşı, itiraz koşullarına ilişkin sebepler dışında KYB yoluna gidilemeyecektir.

    İtirazın reddi kararı ise; uyuşmazlığı KYOK'nın isabetli olduğu yönünde çözen veya itiraz koşullarının bulunmadığını tespit eden kesin nitelikte bir karardır ve bu karar CMK`nın 309/1 maddesi uyarınca her durumda KYB yoluna getirilebilir.

    Dolayısıyla, KYB yoluna başvurulabilmesi ve bu yolla inceleme yapılabilmesi için SCH`ce uyuşmazlığı belirtilen şekillerde çözen ve "karar niteliği" taşıyan bir karar verilmiş olmalıdır.

    Somut olayda; M.. T..'ın 18.03.2015 havale tarihli dilekçesinin mahiyeti itibariyle itiraz dilekçesi olduğuna dair Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Adalet Bakanlığı'nın ve Daire çoğunluğunun kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Dosya kapsamına göre, KYOK'a karşı yapılan itiraz, Mehmet Taşkıran`ın itiraza hakkı olup olmadığı ve itirazın süresinde olup olmadığı hususları öncelikle ele alınıp itirazın reddi veya kabulü kararı ile sonuçlandırılmamış, karar verilmesine yer olmadığı kararı verilerek iade edilmiştir. Bu işlemin, bir müzekkere ile yapılabilecek iadeden farkı yoktur ve iadenin bir karar formunda yazılmış olması ona karar niteliği kazandırmayacaktır.

    Bu nedenlerle ortada KYB yolu ile incelenebilecek bir karar olmadığından ve bu yolla incelemenin koşulları gerçekleşmediğinden talebin reddi yerine, karar niteliği taşımayan bir işlemin bozulması anlamındaki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmek mümkün olamamıştır.
    Y23CD 9.12.2015 E.2015/20349 - K.2015/7843



  • YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2013/16800 Karar : 2013/23313
    Tarih : 10.10.2013

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 89/1, 89/3-a ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanunun 53/6. maddesi gereğince sanığın ehliyetinin 6 ay süre ile geri alınmasına, sanığa verilen hapis cezasının 5237 sayılı Kanunun 51. maddesine göre ertelenmesine, 2 yıl denetim süresine tâbi tutulmasına dair Balıkesir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/04/2010 tarihli ve 2007/589 esas, 2010/256 sayılı kararının infazı sırasında, hükümlünün Çanakkale Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün denetim planına yönelik itirazının reddine ilişkin Çanakkale İnfaz Hâkimliğinin 22/02/2013 tarihli ve 2013/439-438 sayılı kararına yönelik hükümlü tarafından yapılan itirazın kabulüne, anılan kararın kaldırılmasına dair Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 13/03/2013 tarihli ve 2013/191 değişik iş sayılı kararını kapsayan infaz dosyası incelendi:

    Dosya kapsamına göre;

    1-5237 sayılı TCK.nın 53. maddesinin 6. fıkrası gereğince uygulanan güvenlik tedbirinin infazına ilişkin uyuşmazlıkların 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu 4.maddesinde gösterilen infaz hâkimliğinin görevleri arasında yer almadığı, bu hususun 5275 ayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98 ve 101. Maddeleri kapsamında hükmü veren mahkemenin görevinde bulunduğu gözetilerek itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesinde,

    2-5237 sayılı TCK.nın 53. maddesinin 6. fıkrasının "Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar" şeklindeki son cümlesi gereğince, hükmün kesinleşmesiyle sürücü belgesinin Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğünce yöntemine uygun olarak teslim alınması, denetim süresi boyunca sürücü belgesinin Şube Müdürlüğünde kalması, denetim süresinin yükümlülüklere uygun ve iyi halli olarak geçirilmesi sonucu hapis cezasının infaz edilmiş sayıldığı tarihten itibaren infaza esas ilamda yazılı olan sürücü belgesinin geri alınmasına ilişkin sürenin başlatılması ve bu sürenin sonunda infazının tamamlanmış sayılması gerektiği gözetilmeden itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde,

    3-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271/2. maddesi hükmünce itirazı yerinde gören merciin, aynı zamanda itirazın konusu hakkında da karar vermesinde yasal zorunluluk bulunduğunun gözetilmemesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05/06/2013 gün ve 94660652-105-17-4828-2013/9234/35679 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.06.2013 gün ve 2013/218080 sayılı tebliğnamesi ile daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    KARAR VE SONUÇ : Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği yerinde görüldüğünden, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 13/03/2013 tarihli ve 2013/191 değişik iş sayılı kararının CMKnın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2011/2462 Karar : 2011/5826
    Tarih : 23.11.2011

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Taksirle öldürme suçundan sanık hakkında Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kurulan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması hükmünün, Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kaldırılarak hükmün açıklanmasına ilişkin karar sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2008/1140 Değişik iş sayılı ve 30/10/2008 tarihli itiraz incelemesine ilişkin kararı, Mersin 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.09.2008 tarihli ve 2008/783 sayılı hükmün açıklanmasına ilişkin olduğundan temyizi olanaklı kabul edilerek ve hüküm fıkrasında temyizin süresi, mercii ve yöntemi belirtilmemiş olup, Anayasanın 40/2 ve 5271 sayılı CMK`nın 34/2, 232/6. maddeleri açık hükmü nazara alınarak; bu hususlar anılan Kanunun 40. maddesi gereğince eski hale getirme nedeni sayılacağından; sanık müdafinin temyizinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan inceleme sonucunda;

    5271 sayılı CMK’nın 231 inci maddesinin 12 nci fıkrasında, “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.” hükmüne yer verilmiş, ancak maddede itiraz yöntemi, inceleme usulü ve itiraz merciince verilebilecek kararlara ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle konu öncelikle 5271 sayılı CMK’nın itiraz kanun yoluna ilişkin 267 ila 271. maddeleri kapsamında değerlendirilerek sonuca bağlanmalıdır.

    Kanunun 267 nci maddesi uyarınca itiraz ancak hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde mahkeme kararları açısından mümkün olduğundan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hükümle ilgili olarak itiraz merciince bir değerlendirme yapılması veya henüz hukuki varlık kazanmamış bulunan bu hükmün incelenmesi mümkün değildir. İtiraz merciince, hükmün açıklanması kararına ilişkin yapılan incelemede, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı isabetsiz görüldüğünde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının geri bırakılması kararı kaldırılarak, dosya itiraz sonucuna göre işlem yapılmak üzere mahkemesine gönderilmelidir. İtiraz merciince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itiraz kabul edildiği takdirde, Kanun’un 271 inci maddesindeki, itiraz merciince, itirazın kabulü halinde, itiraz konusu hakkında da karar verilmesi zorunluluğu hükmünden hareketle, hükmün açıklanmasına karar verilmesi mümkün değildir. Her ne kadar kanunda konuyu düzenleyen açık bir hüküm bulunmamakta ise de, aksinin kabulü, birçok sorunu ve tartışmayı da birlikte getirecektir. Şöyle ki, maddenin 4. fıkrası uyarınca merciin itiraz üzerine verdiği kararın kesin olması nedeniyle, açıklanan hükmün kesin olup olmayacağı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde, hükmedilen hapis cezasının ertelenememesi ve seçenek yaptırımlara çevrilememesi nedeniyle, itiraz merciince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırıldığında kişiselleştirmeye ilişkin bu müesseselerin değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği değerlendirilebileceğinin kabulü halinde ise, kural olarak dosya üzerinde inceleme yapan itiraz merciince bu konuda karar vermenin mümkün olup olamayacağı gibi birçok sorun çözümsüz kalacaktır.

    Bu nedenlerle, itiraz merciince itirazın kabulüne karar verildiği taktirde, dosyanın hüküm mahkemesine gönderilerek, merciince kanuna aykırı olduğu belirtilen hususların mahkemesince değerlendirilip, duruşma açılarak, taraflar duruşmaya çağrıldıktan sonra, 5271 sayılı CMK’nın 223 vd. maddelerindeki düzenlemelere uygun olarak tesis edilen hükmün açıklanması ve açıklanan bu hükümde, daha önce yasal zorunluluk nedeniyle değerlendirilemeyen ve uygulanamayan erteleme ve seçenek yaptırımlara çevrilmesi hususlarında da karar verilmeli, mercii kararının kararı üzerine yeni bir değerlendirme ve yeni şartların ortaya çıkması halinde bu konular da değerlendirilmelidir.

    Bu itibarla, itiraz merciince, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile sınırlı inceleme yapılarak, itirazın kabulü halinde, yukarıda belirtilen esaslar doğrultusunda hükmün açıklanması için dosyanın mahkemesine gönderilmesi yerine, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına karar verilmesi Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazı yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak hükmün ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2010/9-182 Karar : 2010/209
    Tarih : 26.10.2010

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Sanık İ. Ö.’nin, taksirle yaralama suçundan, 5237 Sayılı T.C.K.nın 89/1, 89/2-b,3-b, 62 ve 52/1. maddeleri uyarınca 3000 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, şartları oluşmadığından 53/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, 5271 Sayılı CYY’nın 231/5 ve devamı maddeleri gereğince, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönüne alınarak hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına ilişkin,

    Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesince itirazı kabil olmak üzere verilen 19.2.2008 gün ve 1059-275 Sayılı

    karara katılan M. G. vekilince itiraz edilmesi üzerine dosya üzerinden inceleme yapan

    Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesince 27.3.2008 G. ve 2008/85 değişik iş sayı ile;

    “… Katılan vekilinin itirazı yerinde görüldüğünden Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 19.2.2008 gün ve 2006/1059 Esas 2008/275 Karar sayılı kararı içeriğindeki hükümün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili bölümlerinin kaldırılmasına ve kararın,

    Hükümlü İ. Ö.’nin taksirle bir kişinin yaralanmasına sebep olmak suçundan davranışına uyan 5237 Sayılı T.C.K.nın 89/1 maddesi uyarınca suçun niteliğine ve işleniş özelliğine göre takdiren doksan gün adli para cezası ile cezalandırılmasına,

    Sanığın taksirli davranışı ile katılanın vücudunda kemik kırılmış olması ve duyu ve organlarından birisinin sürekli olarak işlevini yitirmesi sebebiyle 5237 Sayılı T.C.K.nın 89/2b, 3b maddesi uyarınca cezasında bir kat arttırma yapılarak yüz seksen gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, Takdiri hafifletici sebeplerle 5237 Sayılı T.C.K.nın 62/1 maddesi uyarınca sanığın cezasında kişiliğine ve suçun işleniş özelliğine göre takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak yüzelli gün adli para cezası olmak üzere 5237 Sayılı T.C.K.nın 52/2 maddesi uyarınca günlüğü takdiren 20 YTL’den hesaplanarak sanığın üçbin YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına,

    Koşulları oluşmadığından sanık hakkında 5237 Sayılı T.C.K.nın 53 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,

    Katılan vekili için yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifelerine göre takdiren 250 YTL maktu vekalet ücretinin sanıktan alınıp katılana verilmesine…”, kesin olarak karar verilmiştir.

    İtiraz mercii tarafından açıklanan hükme yönelik olarak sanık müdafii tarafından yapılan temyiz başvurusu

    Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesince 15.7.2008 gün ve 1059-275 sayı ile;
    “… Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararının 5271 Sayılı CYY’nın 231/3 maddesi gereğince kesin olarak verildiği, ayrıca CYY’nın 271/4 maddesi gereğince de itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu…” gerekçesiyle 5271 Sayılı CYY’nın 296 ve 271/4 maddeleri gereğince red edilmiştir.

    Sanık müdafii tarafından temyiz isteminin reddi kararının da temyizi üzerine dosyayı inceleyen

    Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.6.2010 gün ve 1980-7182 sayı ile;
    “… Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz üzerine verilen hükümün temyiz edilebilir olduğu anlaşıldığından temyiz talebinin reddine ilişkin karar kaldırılarak yapılan incelemede;
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yasa yoluna başvurulması halinde, itiraz merciinin suç ve sanığa ilişkin objektif şartların olmaması halinde itirazı kabul ederek hükümün açıklanması için dosyayı asıl mahkemesine göndermesi gerekirken, yazılı şekilde hükmü açıklaması” isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeyen hükümün bozulmasına karar verilmiştir.

    Yargıtay C. Başsavcılığınca 22.7.2010 gün ve 7625 sayı ile;
    “… Sanığın taksirle yaralama suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nun 89/1, 89/2-b, 3-b, 62, 5271 Sayılı C.M.K.nun 231. maddeleri uyarınca 3. 000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 19.2.2008 gün ve 2006/1059-2008/275 Sayılı kararı, 5271 Sayılı Kanunun 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi bulunmaktadır. İtiraz mercii tarafından incelenecek olan karar hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Merciin inceleme konusu, hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için aranan objektif koşulların bulunup bulunmadığı, denetim süresinin yasaya uygun belirlenip belirlenmediği, ( kararda bulunsa idi denetim süresi için öngörülen yükümlülüklerin yasaya aykırı olup olmadığı ) ile sınırlı bulunmaktadır. Açıklanmayan hükme yönelik olarak itiraz merciince bir inceleme yapılamayacağı gibi, bu hususların bu aşamada temyiz yasa yolu ile de incelenmesi mümkün değildir.

    5271 Sayılı Kanunun 231. maddesinde, hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği belirtilmiş ancak itirazın süresi, itiraz mercii, itiraz merciince ne şekilde karar vereceği ( duruşmalı-duruşmasız ), merciin vereceği kararın türü ve niteliği ( kesin olup olmadığı ) hususlarında bir hükme yer verilmemiştir. Bu nedenle, söz konusu hususların Yasanın olağan kanun yollarından olan itiraz yasa yolu için öngördüğü 267 ila 271. maddeleri çerçevesinde ele alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kurallara göre, sulh ceza mahkemesinin verdiği hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemeye yetkili mercii yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesidir ( m.271/3-a ). Kanunda yazılı olan haller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir ( m.271 ). Dolayısıyla, Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik itirazı dosya üzerinde inceleme sonucu bir karara bağlaması yasa hükümlerine uygun bulunmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itiraz üzerine mercii tarafından yapılan inceleme sonucunda, itiraz yerinde görülmez ise itirazın reddine karar verilecektir. İtiraz yerinde görülürse itiraz kabul edilip söz konusu karar saptanan hukuka aykırılık gerekçesiyle kaldırılacak ve konu hakkında yeniden karar verilmesi için dosya mahkemesine gönderilecektir. 5271 Sayılı Kanunun 271/2. maddesinde yazılı ‘itiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir’ hükmünün, ( mercii tarafından itiraz yerinde bulunup, hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırıldıktan sonra mercii tarafından yargılamayı yapan mahkeme yerine geçmek suretiyle işin esasına hükmetme, örneğin mahkumiyet kararı verme şeklinde değerlendirerek ) uygulanması mümkün görünmemektedir.

    Zira, karma bir hukuki yapıya sahip bulunan hükümün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, cezanın bireyselleşmesini sağlayan özgürlüğü bağlayıcı cezanın adli para cezasına veya seçenek tedbirlere çevrilmesi veya hapis cezasının ertelenmesi hususlarından değerlen-dirilmesinden önce uygulanması gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz üzerine merciince yapılan incelemeler sırasında işin esasına hükmedilmesinin kabulü; merciince itirazın yerinde görülerek hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması halinde, mercii tarafından sanık hakkında cezanın bireyselleşmesini sağlayan kurumların tartışılıp değerlendirilmesi ve yeni bir mahkumiyet hükmü kurulmasını gerektirir. Bu durum, öncelikle doğal yargıç ilkesine aykırı olur. Ayrıca, itiraz mercii tarafından genel kural olarak duruşmasız karar verileceği ve ancak gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekilin dinlenebileceğinin öngörülmesi, sanığın, mağdurun, katılanın dinlenmesinin mümkün olmaması sebebiyle yargılamanın yüzyüzelik ve doğrudanlık ilkesine ters düşer. Yine, Yasanın 231. maddenin 10. ve 11. fıkralarında, hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi durumunda denetim süresi sonunda davanın düşmesine, hükümün açıklanması veya yeni bir mahkumiyet hükmünün kurulmasına hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren ( yargılamayı yapan mahkeme ) tarafından verileceğinin öngörülmesi de, itiraz mercii tarafından itirazın kabulü halinde işin esasına hükmedecek türde karar verilmesine engel teşkil etmektedir. Sakınca, hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kurumun yeni bir kurum olmasından ve konunun kurumun özelliği nazara alınarak ayrıntılı bir biçimde Yasanın 231. maddesinde düzenlenmemesinden kaynaklanmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Asliye Ceza Mahkemesi’nin itirazı yerinde bularak hükümün açıklanması kararını kaldırdıktan sonra dosyayı yeni bir karar verilmesi için yargılamayı yapan Sulh Ceza Mahkemesine göndermesi yerine yazılı şekilde karar vermesi hukuka aykırıdır.

    Ancak, 5271 Sayılı Kanunun 271. maddesinin 4. fıkrasında
    " Merciin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir "
    denilmek suretiyle
    Merciin, itiraz üzerine verdiği kararların kesin olduğu genel bir kural olarak kabul edilmiştir.
    Bu kuralın tek istisnası ise ilk defa mercii tarafından tutuklama kararı verilmiş olmasıdır.

    Dolayısıyla, istisna arasında yer almaması sebebiyle hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararına yapılan itiraz üzerine verilen mercii kararları kesin niteliktedir.
    Bu kararlarının türünün ( hüküm olup olmaması ), ne şekilde verildiğinin ( duruşmalı olarak verilip verilmemesi ) hiçbir önemi bulunmamaktadır.
    İtiraz merciince kararın duruşmalı verilmesi veya yasaya aykırı olarak mahkumiyet kararı kurulması, kararı kesin nitelikte olmaktan çıkararak temyizi kabil hale getirmez.
    Mercii kararının kesin nitelikte olması sebebiyle saptanan hukuka aykırılığın giderilmesi ancak 5271 Sayılı Kanunun 309. maddesinde düzenlenen olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna başvurmak suretiyle sağlanabilir.
    Başka bir anlatımla, Özel Dairenin bozma gerekçesi, kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulması için bozma nedeni olabilir.

    Bu itibarla, itiraz merciin kararının kesin nitelikte olup, temyiz edilemeyecek kararlardan bulunması sebebiyle Özel Dairece temyiz isteminin reddine ilişkin kararın onanmasına karar verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

    İtiraz merciinin kararının kesin nitelikte olup, temyize tabi olmayan kararlardan bulunması karşısında; temyiz isteminin reddi kararının hangi mahkeme tarafından verilmesi gerektiği hususu üzerinde ayrıca değerlendirme yapılmasına ihtiyaç duyulmamıştır”

    görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve temyiz isteminin reddine ilişkin Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 5271 Sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükmün, itiraz mercii tarafından aynı Yasanın 271. maddesi uyarınca açıklanması halinde, temyiz yasa yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlenmesine ilişkindir. Dosyanın incelenmesinde;

    Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesince 19.2.2008 gün ve 1059-275 sayı ile; sanık İ. Ö.’nin taksirle yaralama suçundan 5237 Sayılı T.C.K.nın 89/1, 89/2-b,3-b, 62 ve 52/1. maddeleri uyarınca 3000 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, şartları oluşmadığından 53/1. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, CYY’nın 231/5 ve devamı maddeleri gereğince, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış olması, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönüne alınarak hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına itirazı kabil olmak üzere karar verildiği,

    Katılan M. G. vekilinin itiraz başvurusu üzerine dosya üzerinden inceleme yapan Kayseri 2. Asliye Ceza Mahkemesince 27.3.2008 gün ve 2008/85 değişik iş sayılı karar ile; Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 19.2.2008 gün ve 1059-275 Sayılı “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararının kaldırılması suretiyle, mahkumiyet hükmünün açıklanmasına karar verildiği,

    Açıklanan mahkumiyet hükmüne yönelik olarak sanık müdafii tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine,

    Kayseri 2. Sulh Ceza Mahkemesince 15.7.2008 gün ve 1059-275 sayı ile; 5271 Sayılı CYY’nın 271/4. maddesi gereğince itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğundan bahisle temyiz talebinin reddine karar verildiği ve bu red kararının da sanık müdafii tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır.

    Olağan yasa yollarından olan itiraz kurumu 5271 Sayılı CYY’nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup,

    “karar” başlıklı 271. madde de;
    ” ( 1 ) Kanunda yazılı olan haller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.
    ( 2 ) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.
    ( 3 ) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.
    ( 4 ) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”, Hükmüne yer verilmiştir.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 3.2.2009 G. ve 250-13 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere;
    hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı yapılan itiraz üzerine,
    itiraz merciince, 5271 Sayılı CYY’nın 231. maddesinin koşulları ile sınırlı bir inceleme yapılarak, hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararının usul ve yasaya uygun olduğunun belirlenmesi halinde istemin reddine,

    1. maddede belirtilen objektif ve subjektif koşulların oluşmadığının tespiti halinde ise, açıklanması geri bırakılan hükümün açıklanması için dosyanın asıl mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

    Hükmün içeriğinde yer alan hukuka aykırılıklar hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararının objektif koşullarını etkilemediği sürece itiraz merciince denetlenemeyeceği gibi, açıklanması geri bırakılan hükümün açıklanması da olanaklı değildir.

    5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 Sayılı Kanunun 305. maddesi uyarınca, ceza mahkemesince verilen hükümler temyiz yasayoluna tabidir.

    Hükümler ise,
    5271 Sayılı Kanunun 223. maddesinde;
    a-) Beraat,
    b-) Ceza verilmesine yer olmadığı,
    c-) Mahkumiyet,
    d-) Güvenlik tedbirine hükmedilmesi,
    e-) Davanın reddi,
    f-) Davanın düşmesi,
    g-) Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı, Şeklinde belirtilmiş olup,

    1412 Sayılı Kanunun 305. maddesi uyarınca,
    yukarda sayılan hükümlerden birinin verildiği ahvalde, kural olarak bu kararlara karşı temyiz yasayoluna başvurulabilecektir.

    Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Sanık hakkında taksirle yaralama suçundan verilen hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik yapılan itiraz üzerine,

    merciince 5271 Sayılı CYY’nın 231. maddesindeki koşulların bulunup bulunmadığı ile sınırlı bir inceleme yapılarak hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin koşulların gerçekleşmediğinin tespiti halinde, hükümün açıklanması için dosyanın, yargılama yapan asıl mahkemesine gönderilmesi yerine,
    bu mahkeme yerine geçerek mahkumiyet hükmünün açıklanması usul ve yasaya aykırı olup;

    bu nitelikteki bir kararın C. Başsavcılığı itirazında belirtildiği üzere yalnızca mercii kararı olması sebebiyle kesin nitelikte olduğunun kabulü olanaksızdır.
    Zira, 5271 Sayılı CYY’nın 271. maddesi gereğince itiraz merciinin ancak itiraz konusu ile sınırlı olmak üzere verdiği kararlar kesin niteliktedir.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara yönelik yapılan itiraz üzerine, mercii tarafından itirazın kabulüyle hükümün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken bununla yetinilmeyip mahkumiyet hükmünün açıklanmasına karar verilmiş bulunduğundan, merciince verilen hüküm kesin nitelikte olmayıp, 5271 Sayılı CYY’nın 223 ve 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanma zorunluluğu bulunan 1412 Sayılı Kanunun 305. maddesi uyarınca temyiz yasa yoluna tabidir.

    Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olduğundan, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi; Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının kabulü gerektiği yönünde karşı oy kullanmıştır.

    Açıklanan nedenlerle,

    1-) Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının ( REDDİNE ),

    2-)Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2007/7-140 Karar : 2007/158
    Tarih : 26.06.2007

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Sanık Faruk Çakır`ın 23.05.2005 tarihinde ehliyetsiz ve alkollü araç kullanırken yakalandığı iddiasıyla yapılan yargılama sonunda; Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince 03.06.2005 gün ve 481-560 sayı ile; "...Sanık hakkında 2918 sayılı Yasanın 118/7, 48/5. maddesi gereğince kamu davası açıldığı, maddede öngörülen cezanın ise, hafif hapis ve hafif para cezasını öngördüğü, 5349 sayılı Yasanın 7. maddesi ile yürürlük yasasında değişiklik yapıldığı, 7. maddeye göre kanunlarda hafif hapis ve hafif para cezasını içeren hükümlerin idari para cezasına dönüştüğü, idari para cezası hakkında C.Savcılığının yetkili kılındığı, ....." gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, bu karara Samsun Cumhuriyet savcısı tarafından 15.06.2005 tarihinde "5326 sayılı Kabahatler Yasasının 24. maddesi uyarınca; mahkemece yargılamaya devam edilerek işin sonuçlandırması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesinin isabetsiz olduğundan bahisle" itiraz edilmiş, bunun üzerine de, Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesince 20.06.2005 gün ve bila değişik iş sayı ile; "..5326 sayılı Kabahatler Kanunun 24. maddesi ile kovuşturma konusu fiilin kabahat olduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verileceğinin düzenlendiği yine davanın da 01.06.2005 tarihinden önce açıldığı bu durumda mahkemenin davanın esası hakkında 5326 sayılı Kanunun 24. maddesi gereğince bir karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesinde isabet görülmediğinden Samsun C.Başsavcılığının 15.06.2005 tarihli yazıları ile yaptığı itirazın kabulü ile itiraza konu Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 03.06.2005 tarih ve 2005/481 esas 2005/560 karar numaralı görevsizlik kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında karar verilmek üzere dosyanın görevli ve yetkili Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine.." karar verilmiştir.

    Bu kez, dosyayı yeniden ele alan Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince 27.06.2005 gün ve 481-560 sayı ile; "....A) 1- Sanık hakkında 2918 sayılı Yasanın 36/3. maddesine muhalefet suçundan dolayı sanık hakkında hüküm kurulmuş ise de; 01.06.2005 tarihinde 5349 sayılı Türk ceza Kanununun yürürlük ve uygulama Şekli Hakkında Değişik Yapılmasına Dair Yasasının yürürlüğe girdiği, eylemin yeni düzenlemeye göre idari para cezasına dönüştürüldüğü görülmekle, suç tarihi dikkate alınarak sanık hakkında 5349 sayılı Yasanın 3. maddesi (30 günlük hafif hapsin günlüğü 1.00 YTL`den 30 YTL para cezası ve hafif para cezasının karşılığı olan 165.00 YTL para cezası toplamı baz alınarak karşılığı olan) gereğince 195.00 YTL idari para cezası kesilmesine,

    2- Sanık hakkında verilen kararın derhal İdari Para cezasının 21.07.1953 tarihli 6183 sayılı Yasaya göre tahsili için mahallin en büyük mal memurluğuna gönderilmesine,

    3- Ek kararın infaz edilmek üzere C.Savcılığı kanalıyla mahallin en büyük mal müdürlüğüne gönderilmesine, infaz evrakının bu şekilde sonuçlandırılmasına,

    B- 1- Sanık hakkında 2918 sayılı Yasanın 48/5 maddesi gereğince kamu davası açılmış ise de; sanığın 21.06.2003 tarihinde alkollü araç kullanmak suçunu işlediği, 18.01.2005 tarihinde ikinci kez 23.05.2005 tarihinde 3. kez aynı suçu işlediği, 1. eylem ile 3. eylem arasında 1 yıldan fazla zaman geçtiği bu nedenle son eylemin 2. kez sayıldığı, 3. kez işleme fiilinin oluşmadığı, 28.03.2003 tarihli tutanağın 2. kez sayılacağı, 2.kez işlenmesi halinde görevin Trafik Denetleme ve Şube Müdürlüğüne ait olduğu, mahkememizin görevli bulunmadığı görülmekle CMK.nun 4. maddesi gereğince mahkememizin görevsizliğine,

    2- Sanık hakkında 2918 sayılı Yasanın 48/5. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere dosyanın görevli, yetkili Samsun Trafik Denetleme Şube Müdürlüğüne gönderilmesine..." hükmedilmiş, bu kararın (B) kısmı ile ilgili olarak T.C. Samsun Valiliği Emniyet Müdürlüğü'nün yasa yararına bozma yoluna gidilmesi T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 11.11.2005 gün ve 47073 sayılı yazısı ile "Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen kararın sanığa 7201 sayılı Tebligat Kanunu`nun ilgili hükümlerine göre usulünce tebliğ olunmadığı ve kesinleşmemiş bulunduğu" gerekçesi ile reddedilmiştir.

    Bu nedenle; Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince 06.06.2006 gün ve 2005/481 sayılı yazı ile;

    "Mahkememizce görevsizlik kararı itiraz edene usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş olup, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz gereğince görevsizlik kararı kaldırılmış olduğundan CMK.nun 271/2 maddesi gereğince itiraz konusu hakkında da karar verilmesi için..." açıklaması yapılarak dosya Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiş, Samsun 1. Asliye Ceza Mahkemesince de 09.06.2006 gün ve 118 müt. sayı ile; ".....Yapılan inceleme sonunda yazılı emir ile ilgili prosedür gereğine tevessül edilmesi gerektiği anlaşıldığından, dosyanın gereği için Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine..." karar verilmiştir.

    Bu kararın ardından, T.C Adalet Bakanının yasa yararına bozma istemi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 25.07.2006 gün ve 166238 sayı ile;

    "...Mercii Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesince tesis olunan kararı müteakip, Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 27.06.2005 tarihli ve 2005/481-560 sayılı kararın yok hükmünde olduğu düşünülerek yapılan inceleme sonucunda;

    Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilerek kaldırılmasına karar verilmiş olunmasına göre; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 271/2. maddesi hükmü doğrultusunda itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair yazılı şekilde hüküm kurulmasında,

    İsabet görülmemiştir.

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu ....." şeklinde Yargıtay 7. Ceza Dairesi Başkanlığına ihbar olunmuş; Yargıtay 7. Ceza Dairesince de 19.04.2007 gün ve 11074-2909 sayı ile;"Mezkür ihbarnamede; mercii Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesince tesis olunan kararı müteakip, Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 27.06.2005 tarihli ve 2005/481-560 sayılı kararın yok hükmünde olduğu düşünülerek yapılan inceleme sonucunda;

    Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilerek kaldırılmasına karar verilmiş olunmasına göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2. maddesi hükmü doğrultusunda itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine dair yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.6.2005 gün ve değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına..." karar verilmiştir.

    Yargıtay C.Başsavcılığınca 05.06.2007 gün ve 166238 sayı ile;

    "....2918 sayılı Karayolları Trafik Kanuna aykırılık suçundan sanık hakkında dava açılmıştır. Yargılama sırasında, sanığa isnat olunan suç kabahate, eylem nedeniyle öngörülen hafif hapis ve hafif para cezası, idari para cezasına dönüştürülmüştür (5326 sayılı Kanun m.2, 16, 5252 sayılı Kanun m.7). Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir (5326 sayılı Kanun m.24). Bu nedenle, Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesince idari yaptırım kararı yerine görevsizlik kararı verilmesi yasaya aykırıdır.

    Bu itibarla, Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin itirazın kabulüne, görevsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında bir karar vermek üzere dosyanın yetkili ve görevli Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermesi yasaya uygundur. İtiraz istemi ve konusu Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkindir. İtirazın, görev konusuna ilişkin olması nedeniyle merci Asliye Ceza Mahkemesinin davanın esası hakkında bir karar vermesi mümkün değildir. Bu anlamda, olayda 5271 sayılı CMK.nun 271/2. maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır.

    Görevli ve yetkili merciin yasaya uygun olarak verdiği karar üzerine Sulh Ceza Mahkemesince yeni bir hüküm kurulmuştur. Merci kararı üzerine Sulh Ceza Mahkemesinin verdiği 27.6.2005 tarihli ve 2005/481-560 sayılı karar, olağan veya olağanüstü yasa yollarına başvurulması sonucu bozulup, ortadan kaldırılıncaya kadar hukuken geçerli olup, yok sayılamaz. Dolayısıyla, merci kararı üzerine Sulh Ceza Mahkemesince verilen yeni kararın, olağan veya olağanüstü yasa yollarına başvurulması neticesinde bozulup, ortadan kaldırılıncaya kadar mercii kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmesi mümkün değildir.

    Açıklamalar ışığında, dosya içeriğinde yasaya aykırılık taşıdığı ileri sürülen ve hukuken geçerli bulunan Sulh Ceza Mahkemesinin 27.6.2005 gün ve 2005/481-560 sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulması gerekirken, merci kararı aleyhine yasa yararına bozma yoluna gidilmesi isabetli bulunmamaktadır.

    Bu itibarla, kanun yararına bozma isteminin reddi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

    Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.4.2007 tarih ve 2006/11074-2007/2909 sayılı bozma kararının kaldırılmasına ve Adalet Bakanının kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi..." açıklaması ile itiraz yasa yoluna başvurulmuştur.

    Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    A- Yargılama konusu maddi olayın;

    Daha önceden de iki kez alkollü olarak araç kullandığı anlaşılan Faruk Çakır`ın 23.05.2005 tarihinde gece saat 01.45 sıralarında alkollü vaziyette ve ehliyetsiz araç kullanırken yakalanması tarzında gerçekleştiği,

    B- Yargıtay 7. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nca çözülmesi gereken hukuki ihtilafın;

    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yasal düzenlemeler karşısında kabahate dönüşen eylem nedeniyle Sulh Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi, buna itiraz edilmesi, itiraz üzerine Asliye Ceza Mahkemesinin sadece görev yönünden inceleme yaparak Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararını kaldırması ve Sulh Ceza Mahkemesinin esas ile ilgili karar vermiş olması karşısında; itirazı inceleyen Asliye Ceza Mahkemesinin işin esası hakkında da bir karar vermesinin gerekip gerekmediğine ve Sulh Ceza Mahkemesi tarafından esasa ilişkin verilmiş bir karar bulunduğuna göre, bu karar yok sayılarak Asliye Ceza Mahkemesi kararının yasa yararına bozmaya konu edilmesinin isabetli olup olmadığına iliştiği,

    C- Genel Kurulca yapılan değerlendirmede;

    Her ne kadar kabahatli yakalandıkları sırada otomobili kendisinin değil, arkadaşının kullandığını ifade ediyorsa da, aracı Faruk Çakır`ın kullandığı hususunun trafik suç tutanağı ile sabit olduğu,

    Suç tarihi itibarıyla değerlendirme yapıldığında; sanığın eyleminin, 2918 sayılı Yasanın 36/3. maddesindeki ehliyetsiz araç kullanma suçu ile aynı Yasanın 48/5. maddesinde yer alan alkollü araç kullanma suçlarını oluşturduğu konusunda tereddüt bulunmadığı,

    Her iki suçun da hafif hapis ve hafif para cezasını gerektirdiği,

    5349 sayılı Yasanın 3. maddesi ile değiştirilen 5252 sayılı Yürürlük Yasasının 7. maddesi uyarınca; 01.06.2005 tarihi itibarıyla yasalarda yer alan hafif hapis ve hafif para cezalarının "idari para cezasına" dönüştürüldüğü,

    Yine 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5326 sayılı Kabahatler Yasasının 2. maddesine göre, kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılması gerektiği,

    Aynı Yasanın 16/1 maddesinde ise; "Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret" olduğunu gösteren bir hükmün yer aldığı,

    Dolayısıyla, atılı eylem, 01.06.2005 tarihinden önce alkollü araç kullanmak ve ehliyetsiz araç kullanmak suçlarını oluştururken, 01.06.2005 tarihi ve sonrası itibarıyla bu suçların "kabahate" dönüştüğü,

    Kabahatler Yasasının 24. maddesinde; "Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verilir." emredici hükmünün bulunduğu, buna göre; somut olayda Sulh Ceza Mahkemesinin idari yaptırım kararı vermesi gerekirken, yazılı şekilde Cumhuriyet Başsavcılığının görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermesinin isabetli olmadığı,

    Kabahatler Yasası`nın 27/5 ve 29. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, "idari yaptırım kararı verilmesi halinde" Kabahatler Yasasının 29. maddesinde yer alan "itiraz" yasa yoluna gidilebileceği, itirazı inceleme yetkisinin ise yine aynı maddede "Ağır Ceza Mahkemesi" olarak belirlendiği,

    Olayımızda ise; eylemin kabahate dönüştüğünü tespit eden Sulh Ceza Mahkemesince "idari yaptırım kararı" değil, "görevsizlik kararı" verildiği için; bu karara karşı gidilmesi gereken yasa yolunun Kabahatler Yasasına göre değil, 5271 sayılı CYY. na göre belirlenerek, itirazın Asliye Ceza Mahkemesine yapılmasında ve bu mahkemece incelenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı,

    Bunun gibi; "itiraz" göreve ilişkin olduğundan, Asliye Ceza Mahkemesince itiraz mercii sıfatıyla yapılan incelemenin, görev hususu ile sınırlı tutulmasında ve görevsizlik kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında karar verilmesi için dosyanın görevli ve yetkili Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesinde de yasaya aykırı bir hususun görülmediği,

    Asliye Ceza Mahkemesinin bu kararı üzerine, Sulh Ceza Mahkemesince esasa da ilişen yeni karar verildiğine göre; verilen kararda hukuka aykırılık bulunduğunun iddiası halinde, yasa yararına bozma yasa yoluna "Sulh Ceza Mahkemesi kararına karşı" başvurulması gerekirken, bu karar yok sayılarak, "Asliye Ceza Mahkemesi kararına karşı" gidilmesinin kabul edilebilir olmadığı,

    Görüş ve kanaati benimsenmekle;

    Somut olayda; yargılanan eylemin kabahate dönüşmesi nedeniyle idari yaptırım kararına kendisi karar vermesi gereken Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesinin "görevsizlik kararı" vermesi üzerine, Cumhuriyet savcısı tarafından 5271 sayılı Yasa uyarınca itiraz yasa yoluna başvurulmasında ve itiraz mercii olan Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesince itirazın konusunu teşkil eden "görev hususuna" münhasıran bir inceleme yapılarak "Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında karar verilmek üzere dosyanın Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine" karar vermesinde hukuka ve usule aykırılık görülmediğinden, yasaya aykırılık taşıdığı iddia edilen Samsun 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 27.06.32005 gün 481-560 sayılı son kararı yerine, bu karar yok sayılmak suretiyle Samsun 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2005 gün ve bila sayılı kararına karşı yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulmuş olması nedeniyle, bu istemin reddi gerekir. Bu itibarla itiraz kabul edilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul üyelerince ise; Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararına karşı yapılan itirazın Asliye Ceza Mahkemesince incelenmesinde bir isabetlik görülmemiş olmakla birlikte, itiraz merciinin işin esası hakkında da karar vermesi gerektiği görüşüyle, itirazın reddi yönünde karşı oy kullanılmıştır.

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

    2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.04.2007 gün 117074-2909 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

    3- Adalet Bakanı`nın yasa yararına bozma isteminin (REDDİNE),

    4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE),oyçokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2013/11074 Karar: 2013/8061
    Tarih: 16.05.2013

    • CMK 271. Madde

    • Karar

    Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 15/04/2013 gün ve 2013/5880/24325 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/05/2013 gün ve KYB.2013/140291 sayılı ihbarnamesi ile;

    Ödeme şartını ihlal suçundan sanıklar ... haklarında yapılan yargılama sonucunda beraatlerine dair ...5. icra Ceza Mahkemesinin 13/12/2011 tarihli ve 2011/1522 Esas, 2011/1813 sayılı kararına şikayetçi vekilinin yaptığı itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin ...1. İcra Ceza Mahkemesinin 19/03/2012 tarihli ve 2012/178 Değişik İş sayılı kararını müteakip, sanıkların 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmalarına dair ...5. İcra Ceza Mahkemesinin 10/07/2012 tarihli ve 2012/418 Esas, 2012/1183 sayılı kararına karşı sanık ...vekili tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin ...1. İcra Ceza Mahkemesinin 01/10/2012 tarihli ve 2012/511 Değişik İş sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;

    1- Sanık ...'a ilişkin ...5. İcra Ceza Mahkemesinin 10/07/2012 tarihli ve 2012/418 Esas, 2012/1183 sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;

    Borçlu sanıklar hakkında yürütülen ...13. İcra Müdürlüğünün 2010/24758 Esas sayılı takip dosyasında, sanıkların ödeme taahhüdünü içeren 20/01/2011 taahhüt tutanağında; borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcının gösterilmediği gibi, <ödeme tarihlerine göre işleyecek faiz borcu, fazlaya ilişkin haklar bakidir.> şeklindeki metinde göz önüne alındığında, ödeme taahhüdünde belirsizlik bulunduğu, bu nedenlerden dolayı ödenecek toplam borç miktarının bütün fer'ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması karşısında sanıkların taahhüdünün hukuken geçersiz bulunduğu anlaşılmakla, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

    2- Sanık M...'a ilişkin ...1. İcra Ceza Mahkemesinin 01/10/2012 tarihli ve 2012/511 Değişik İş sayılı sayılı kararına yönelik yapılan incelemede;

    Borçlu sanıklar hakkında yürütülen ...13. İcra Müdürlüğünün 2010/24758 esas sayılı takip dosyasında, sanıkların ödeme taahhüdünü içeren 20/01/2011 taahhüt tutanağında; borçlu tarafından ödenmesi gereken tahsil harcının gösterilmediği gibi, <ödeme tarihlerine göre işleyecek faiz borcu, fazlaya ilişkin haklar bakidir.> şeklindeki metinde göz önüne alındığında ödeme taahhüdünde belirsizlik bulunduğu bu nedenlerden dolayı ödenecek toplam borç miktarının bütün fer'ileri ile birlikte hesaplanıp açıkça gösterilmemiş olması nedeniyle sanıkların taahhüdünün hukuken geçersiz bulunduğu anlaşılmakla itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:

    Karar: ...13. İcra Müdürlüğünün 2010/24758 Esas sayılı takip dosyasındaki 20.01.2011 tarihli ödeme taahhüdünde borçlunun ödemesi gereken tahsil harcının açıkça gösterilmediği gibi, ödeme tarihlerine göre işleyecek faiz hesaplanmayıp, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, toplam borç miktarının açıkça gösterilmemesi ve ödeme taahhüdündeki belirsizlik nedeniyle hukuken geçersiz ise de;

    Sonuç: Mercii ...1. İcra Ceza Mahkemesinin 19.03.2012 gün ve 2012/178 Değişik İş sayılı kararı ile; itirazın kabulüne karar verilmiş olup, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2. maddesi uyarınca, itirazı yerinde gören merciin, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da bir karar vermesi gerekir. Bu nedenle daha sonra yapılan işlemler ve verilen kararlar yok hükmünde olduğundan, belirtilen konuda da kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda gereğinin takdir ve ifası için dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.05.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.