CMK Madde 236



  • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    CMK Madde 236

    Madde 236 – (1) Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.

    (2) İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır.

    (3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulur. (Mülga cümle:17/10/2019-7188/22 md.) (…)

    (4) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından ifade ve beyanının özel ortamda alınması gerektiği ya da şüpheli veya sanık ile yüz yüze gelmesinde sakınca bulunduğu değerlendirilen çocuk veya mağdurların ifade ve beyanları özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınır.

    (5) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olan çocukların soruşturma evresindeki beyanları, bunlara yönelik hizmet veren merkezlerde Cumhuriyet savcısının nezaretinde uzmanlar aracılığıyla alınır. Mağdur çocuğun beyan ve görüntüleri kayda alınır. Kovuşturma evresinde ise ancak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından mağdur çocuğun beyanının alınması veya başkaca bir işlem yapılmasında zorunluluk bulunması hâlinde bu işlem, mahkeme veya görevlendireceği naip hâkim tarafından bu merkezlerde uzmanlar aracılığıyla yerine getirilir. Mağdur çocuk yargı çevresi ve mülkî sınırlara bakılmaksızın en yakın merkeze götürülmek suretiyle bu fıkrada belirtilen işlemler yerine getirilir.

    (6) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçlardan mağdur olanların soruşturma evresindeki beyanları bakımından da beşinci fıkra hükmü uygulanır. Ancak, beyan ve görüntülerin kayda alınmasında mağdurun rızası aranır.

    (7) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları dava dosyasında saklanır, kimseye verilmez ve gizliliği için gerekli tedbirler alınır.

    (8) (Ek:17/10/2019-7188/22 md.) Beşinci ve altıncı fıkra kapsamında alınan beyan ve görüntü kayıtları, yazılı tutanağa dönüştürülür. Bu tutanak, talepte bulunan şüpheli, sanık, müdafii, mağdur, vekil veya kanuni temsilciye verilir. Beyan ve görüntü kayıtları bu kişilere soruşturma ve kovuşturma makamlarının gözetiminde gizliliği korunmak suretiyle izletilebilir.




  • CMK Madde 236 Gerekçesi

    Suçun mağdur ve şikâyetçisi olayın tarafı durumunda bulundukları için yeminsiz dinlenmeleri kuraldır. Ancak, Cumhuriyet savcısı veya hâkim gerekli görürse yani delil olma değeri itibarıyla yemin verebilir. Yeminli beyan tanık beyanına ilişkin hükümlere tâbidir.

    Maddenin ikinci fıkrasına göre, yemin altında dinlenen mağdur ile şikâyetçiye ödenecek tazminat ve giderler bakımından da 63 üncü maddede belirtilen tanıklara ilişkin hükümler uygulanacaktır.



  • CMK 236 (Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/29334 Karar : 2017/5618
    Tarih : 10.05.2017

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    1-) Yaralama suçuna ilişkin kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca, sanık ...'ün, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

    2-) Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün temyizinde ise;

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    a) Konut dokunulmazlığının ihlali suçunun sanık tarafından ne şekilde işlendiği açıklanmadan ve görgü tanığı bulunmayan olayda, CMK'nın 236/1, 210. maddeleri uyarınca müşteki dinlenip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,

    b) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı konut dokunulmazlığının ihlâli suçunun, CMK'nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşmaya tabi olması karşısında, anılan maddelerde öngörüldüğü biçimde yöntemine uygun olarak uzlaşma önerisinde bulunulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Kanuna aykırı, sanık ...'ün temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10/05/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/9219 Karar : 2017/4973
    Tarih : 19.04.2017

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Gereği görüşülüp düşünüldü;

    1)Sanık hakkında ...'a karşı işlediği eylem nedeniyle yapılan incelemede;

    Mağdur ...'ın 18 yaşını doldurması nedeniyle telafisi mümkün olmadığından tebliğnamenin (2) numaralı bozma görüşüne bu mağdur yönünden iştirak edilmemiştir.

    Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas-2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı hükümler iptal edilmiş ise de, bu husus infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

    Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    2)Sanık hakkında ...'ye karşı işlediği eylem nedeniyle yapılan incelemede;

    Yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine ancak;

    a)Adli tıp kriterleri açısından kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin hafif (1) ila ağır (6) derece şeklinde sınıflandırılması ve 5237 sayılı TCK.'nın 87/3.maddesinde kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisine göre cezanın en fazla (1/2) oranında arttırılması öngörülmüş olması karşısında, mağdurun adli raporunda vücudundaki kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisinin hafif(1) derece olduğunun belirtilmesine rağmen,TCK.'nin 3.maddesine göre orantılılık ilkesine aykırı olarak sanığın cezasının (1/4) oranında arttırım yapılması suretiyle fazla ceza verilmesi,

    b)Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas 2015/85 kararı ile 5237 sayılı TCK.'nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle 5237 sayılı TCK.'nin 53. maddesinde belirtilen hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    c)Katılan ... 18 yaşından küçük olduğu halde 5271 Sayılı CMK'nin 236/3 maddesi gereğince uzman kişi bulundurulmadan beyanının alınması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 6723 sayılı kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 19/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/24605 Karar : 2017/3562
    Tarih : 3.04.2017

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

    1- Atılı suçun mağdurları CMK'nın 235 ve 236. maddeleri uyarınca dinlenerek, bilgi ve görgülerinin tespit edilmesinden sonra sanıkların hukuki durumunun tayini gerekirken, mağdurlar dinlenilmeden veya hukuki dayanağı gösterilip dinlenilmelerine gerek bulunmadığına dair bir karar da verilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi,

    2- Sanık ...'nun UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre, 22/04/2013 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, ölümün doğruluğu kesin biçimde saptanarak, sanık hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 64 ve CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince düşmesine karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi zorunluluğu,

    Bozmayı gerektirmiş ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03/04/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/638 Karar : 2015/44731
    Tarih : 11.11.2015

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Yerel Mahkemece verilen hüküm sanık M.. S.. savunmanı, sanık M.. B.. savunmanı, sanık E.. S.. ve savunmanı, sanık A.. S.. savunmanı, sanık M... U... D... (K...) savunmanı ve sanık İ.. S.. savunmanı tarafından duruşmalı olarak da temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre tayin edilen günde yapılan duruşma sonunda dosya okunarak gereği görüşülüp düşünüldü;

    Sanıklar İ.. S.., M.. B.., A.. S.. ve M... U... D...(K...) hakkında, yakınan A... G...’na yönelik yağma, sanık M.. S.. hakkında, yakınan A... G....’na yönelik yağma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından, hükmolunan cezaların süresine göre sanıklar savunmanlarının duruşmalı inceleme isteminin, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollaması ile 1412 sayılı CMUK`nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

    Soruşturmanın sonuçlarını içeren tutanaklar, belgeler ve sanıklar M.. S.., M.. B.. ve E.. S.. hakkında mağdur A.. A..’e yönelik yağma suçundan duruşmalı inceleme sırasında ileri sürülen savunmalar doğrultusunda yapılan incelemede;

    I- Sanıklar M.. K.., M... U... D... (K...), Ö.. K.. ve M.. K.. hakkında,
    mağdur Ç... Ç...’a ve sanık F.. S.. hakkında, mağdur A.... K....’ya yönelik yağma suçlarından hükmedilen beraat kararlarının incelenmesinde;

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,

    II- Sanık M.. S.. hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve
    sanıklar M.. S.., Y.. A.., A.. K.., M.. K.., M... U... D... (K...), İ.. S.., Ö.. K.., M.. K.. ve M.. B.. hakkında,
    yakınan A...G...’na karşı yağma suçundan hükmedilen mahkumiyet kararları; Sanık M.. S.. savunmanının, sanık hakkında kasten öldürme suçundan verilen beraat kararı nedeniyle lehine vekalet ücretine hükmedilmemesini temyiz konusu yaptığı, beraat kararının gerekçesine yönelik bir temyizin bulunmadığı anlaşılmakla; yapılan incelemede;

    Sanıklar M.. S.., Y.. A.., A.. K.., M.. K.., M... U... D... (K...), İ.. S.., Ö.. K.., M.. K.. ve M.. B.. hakkında,
    yakınan A.... G...’na yönelik yağma eylemleri nedeniyle hüküm kurulurken, koşulları oluşmadığı halde TCK’nın 149/1-a maddesi ile uygulama yapılması, Mahkemenin gerekçesi ve belirlenen temel ceza göz önüne alındığında sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanıklar tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1-) Yağma suçundan hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkumiyetlerine karar verilen sanıklar M.. B.., Y.. A.., A.. K.., M.. K.., M... U... D... (K...), İ.. S.., Ö.. K.., M.. K.. ve M.. S..’in TCK’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde uygulama yapılması,

    2-) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık M.. S.. lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı biçimde uygulama yapılması,

    3-) Mahkemece 5271 sayılı Yasa'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle atanan savunmana ödenen avukatlık ücretinin, yeterli mali gücü bulunmayan sanık Ö.. K..’a yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğunun gözetilmemesi,

    Bozmayı gerektirmiş, M.. B.. savunmanı, sanık M.. S.. savunmanı, sanık M.. K.. savunmanı, sanık Y.. A.. savunmanı, sanık M... U... D... (K...) savunmanı, sanık Ö.. K.. savunmanı, sanık M.. K.. savunmanı, sanık A.. K.. ve savunmanı, sanık İ.. S.. savunmanı ile sanık M.. S.. savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak BOZULMASINA,
    bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığıyla CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak,
    sanıklar hakkında kurulan hüküm fıkralarından, TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümler çıkarılarak yerine,
    “Sanıkların, TCK’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına,” ve

    sanık Ö.. K.. hakkında kurulan hüküm fıkrasından yargılama giderine ilişkin bölüm çıkartılarak yerine,
    “Sebebiyet verdiği 32.- TL yargılama giderinin sanık Ö.. K..’dan tahsili ile Hazine’ye gelir kaydına” cümlesinin yazılması;

    sanık M.. S.. hakkında kurulan hüküm fıkrasına,
    “Sanık M.. S..’in kendisini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 2013 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 2640 TL maktu vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanık M.. S..’e verilmesine” cümlesinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

    III- Sanıklar M.. S.. ile C.. S.. hakkında yağma suçundan hükmedilen beraat kararı;
    sanık A.. S.. hakkında yakınan A.... G...’na karşı ve sanıklar M.. S.., E.. S.., M.. B.. ve B.. K.. hakkında mağdur A.. A..’e yönelik yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

    Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır ve bir sanığa isnat edilen herhangi bir suç nedeniyle mahkumiyet kararı verilebilmesi için atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde kesin olarak kanıtlanması gerekir. Zira ceza adaletinde olasılıklara ve varsayımlara göre karar verilemez. Aksine düşünceler İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi`nin 6. ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddelerinde yazılı adil yargılama ilkelerine aykırıdır.

    Maddi gerçeğe ulaşmaya çalışan ceza adalet sisteminin süjesi olan hakim, mahkumiyet kararı verirken tüm delilleri birlikte irdelemeli ve her türlü şüpheden arındırılmış kesin vicdani kanaate ulaşmalıdır. Gerçekten Hakim geçmişte ne olduğunu ve nasıl olduğunu bilmeye mecburdur. Bugünden maksat da, varlığını duygularımızla öğrendiğimiz şeylerdir.

    Sanığa yüklenen suçun hukuka uygun olarak elde edilmiş, her türlü delille ispatı mümkündür. Son zamanlarda dijital yöntemlerle delil elde edilmesi yolu izlenmektedir. Mantığa, bilimsel verilere, fizik kurallarına, herkesçe bilinen somut duruma, hayatın olağan akışı içinde gündelik yaşamda edinilen karine niteliğindeki bilgilere aykırı olması ya da tanığın gerçeği söylemediğinin ortaya çıkması gibi reddi için haklı makul ve kabul edilebilir hukuki gerekçeler gösterilmesi zorunludur.

    Delillerin bugünün akılcı anlayışına göre, Hakimin kanaati, ispat edilmesi istenen olayların tahlil ve tetkiki ile lehe ve aleyhe bütün şartların tenkit ve değerlendirilmesinin mahsulü olacaktır. İspat edilmesi gereken şüpheli olandır. Delil maddi veriler olduğu gibi delillerden biri de tanıktır. Tanık taraflardan olmayan, fakat olay hakkında görgü ve bilgisi olmuş bir kişinin, o olay hakkında beş duyusu ile edindiği sübut konusunda karar verecek mahkeme ve/veya Hakim huzurundaki sözlü beyandır.

    Tanık; olay hakkında bilgileri bazen doğrudan doğruya öğrenir bu hususta en çok görgü duygusu rol oynadığından çoğu zaman görgü tanığı denilir.

    Bazen de dolaylı yoldan duyduğuna tanıklık yapar bu da dolaylı tanıklıktır.

    Tanığın beyanının değeri de buna bağdaşıktır.

    Ceza Muhakemesinde halen en çok başvurulan delil tanık beyanıdır. Tanık, bazen istemeyerek hataya düşer. Ya iyi hatırlayamadıklarını muhayelesinde yatar veya duyuları hatalıdır. Her iki halde de tanık buna inanıp görmediği ve/veya işlemediklerini var sanarak bunları anlatır.

    Bazen de tanık kasten hakikati söylemez.

    Tanık beyanı ilk bakışta sanıldığının aksine itimada şayan da olmayabilir.

    Tanığın can ve mal güvenliğinin bulunmaması gibi bazı hallerde gizli tanıklık durumu karşımıza çıkar ki bu kurumun koşulları da kanun ile düzenlenmiştir.

    5271 sayılı CMK’nın “Tanığa ilk önce sorulacak hususlar ve tanığın korunması” başlıklı 58. maddesinde;
    “…(2) Tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin saklı tutulması için gerekli önlemler alınır. Kimliği saklı tutulan tanık, tanıklık ettiği olayları hangi sebep ve vesile ile öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlüdür. Kimliğinin saklı tutulması için, tanığa ait kişisel bilgiler, Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından muhafaza edilir.
    (3) Hazır bulunanların huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike başka türlü önlenemeyecekse ya da maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tehlike oluşturacaksa; hâkim, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilir. Tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılır. Soru sorma hakkı saklıdır.
    (4) Tanıklık görevinin yapılmasından sonra, kişinin kimliğinin saklı tutulması veya güvenliğinin sağlanması hususunda alınacak önlemler, ilgili kanunda düzenlenir…” şeklindeki hükümler,
    aynı maddenin son fıkrasındaki;
    “(5) İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkra hükümleri, ancak bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak uygulanabilir” hükmü yer almaktadır.

    27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu`nun, "Haklarında koruma tedbiri kararı alınan tanıkların dinlenmelerinde uygulanacak usuller" kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
    "(1) Bu Kanun hükümlerine göre, haklarında tedbir kararı alınan tanıkların duruşmada dinlenmesi sırasında Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uygulanır.
    (2) Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanmasına mahkemece karar verilmesi hâlinde, dinleme sırasında tanığın görüntü veya sesi değiştirilerek tanınması engellenebilir.
    (3) Tanığın, duruşma salonunda fiziksel görünümünü engelleyecek tarzda mahkemece tayin ve tespit edilecek bir usule göre, dinlenmesine de karar verilebilir.
    (4) Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlar bulunmadan tanığın dinlenmesi hâlinde, tanık tarafından verilen beyanlar, hâkim tarafından Ceza Muhakemesi Kanununun 58 inci maddesinde belirtilen sınırlamalara uymak koşuluyla, duruşmada hazır bulunma hakkına sahip olanlara açıklanır.
    (5) Tanığın üçüncü fıkra hükmüne göre dinlenmesi hâlinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 201 inci maddesinin uygulanmasında, tanığa sorulacak soruların bu Kanun kapsamında tanık hakkında uygulanan tedbirlerle orantılı ve amaca uygun olması gerekir. Bu amaçla, hâkim, sorulan soruların tanığa sorulmamasına karar verebilir veya tanığı dinlerken dolaylı dahi olsa tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soruların sorulmasına izin vermez.
    (6) Bu madde hükümlerinin naip olunan hâkim veya istinabe suretiyle uygulanmasına görevli ve yetkili mahkemece karar verilebilir.
    (7) Bu madde hükmüne göre alınan tanık ifadeleri, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre duruşma sırasında hazır bulunanlar huzurunda verilmiş ifade hükmündedir.
    (8) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine göre, hakkında tedbir uygulanan tanığın beyanı tek başına hükme esas teşkil etmez.
    (9) Haklarında tedbir kararı alınan tanıkların, keşifte dinlenmeleri sırasında da bu madde hükümleri uygulanır.
    (10) Bu madde hükümleri, savunma hakkını kısıtlayacak şekilde uygulanamaz."

    Aynı Kanun`un 4. maddesi şöyledir:
    "(1) Bu Kanun hükümlerine göre haklarında tanık koruma tedbiri uygulanabilecek kişiler şunlardır:
    a) Ceza muhakemesinde tanık olarak dinlenenler ile 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesine göre tanık olarak dinlenen suç mağdurları.
    b) (a) bendi hükümlerine göre dinlenenlerin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu, ikinci derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları ve evlatlık bağı bulunanlar ile yakın ilişki içerisinde olduğu kişiler.
    (2) Tanık koruma tedbirleri, birinci fıkrada sayılanların kendilerinin veya bu Kanunda belirtilen yakınlarının hayatı, beden bütünlüğü veya mal varlığı ağır ve ciddi bir tehlike içinde bulunması ve korunmalarının zorunlu olması halinde uygulanabilir."

    Aynı Kanun`un 6. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
    "Bu madde hükümlerine göre;
    a) Tanık koruma kararının alınmasında; korunan kişi veya yakınlarının karşı karşıya kaldığı tehlikenin ağırlığı ve ciddiliği, soruşturma ve kovuşturma konusu suçun önemi, tanığın yapacağı açıklamalar, alınacak tedbirin yaklaşık maliyeti, tanığın psikolojik durumu ve benzer mahiyetteki diğer özellikler de göz önünde bulundurulur.
    b) Yapılacak istemlerde, mutlaka gerekçe gösterilir ve karara dayanak olabilecek hukukî ve fiilî nedenlere de yer verilir."

    4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanununun 7. Maddesinde de,
    “Tanığın kimliğinin veya meskeninin veya ikametgahının veya işyerinin bilinmesi, kendisi veya başkaları için ciddi bir tehlike ihtimalini ortaya çıkarırsa;
    a)Tanık için her türlü tebligatın yapılacağı ayrı bir adres tespit edilebilir ve tanığın kimliği soruşturmanın her aşamasında gizli tutulabilir.
    b)Tanığın verdiği bilgilerden hareketle diğer delillerin tespitinin mümkün olması halinde, kimliği soruşturmanın hiç bir aşamasında açıklanmaz.
    Tanığın dinlenmek suretiyle kimliğinin açıklanması gerektiğinde, tanık hakkında 12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 20 nci maddesindeki hükümlerin uygulanmasına karar verilebilir.
    Yukarıdaki fıkralarda yer alan hükümler, muhbirler ve bu Kanunun kapsamına giren suçlara ait istihbaratta veya soruşturulmasında görev alan kolluk amir ve memurları hakkında da uygulanır, kimlik bilgileri ile görevine ve özel hayatına ilişkin bilgiler hiçbir şekilde açıklanamaz.
    Kimlik, görev ve özel hayata ilişkin bilgileri açıklayanlara veya açıklanmasına yardımcı olanlara bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.”
    hükmü yer almaktadır.

    Bir ceza davasının konusu, fertlerin hayatlarından alınan belli bir kesitin ceza hukuku ve ceza yargılaması hukuku bakımından değerlendirilmesidir.

    Ayrıca iddianamede belirtilen maddi vakıalar karışımı ile sınırlandırılan insan davranışlarıdır. Ancak kesin hükmün önleme etkisinde fiilin aynılığı unsuruna başvurmak gerekir. Fiilin aynı olduğu durumlarda da davanın kapsamına girilerek bu konuda yargılamanın yapılarak, hüküm vermek gerektiği sonucuna varılmalıdır. Bu fiiller sonradan ayrı bir davanın konusu da olmamalıdır.

    Ceza yargılamasında her uyuşmazlık için ayrı bir yargılama yapılması temel ilkedir. Ancak bağlantılı uyuşmazlıklar bakımından yasaların bu kuraldan ayrıldığı görülmektedir. Bağlantının varlığı halinde yargılamanın birleştirilmesi, bekletici sorun veya nisbi yargılama kavramları ortaya çıkar. Birleştirme için uyuşmazlıklar arasında bağlantı olmalıdır.

    Sanıklar hakkında aynı suçlardan açılmış olan davaların aralarında bağlantı olup, birleştirmenin faydalı olması halinde birleştirilip yargılamanın yapılması asıldır. Birleştirmede fayda ve olanak koşulları yargıca bırakıldığından birleştirmede ihtiyarilikten bahsedilmekte ise de yargılamanın tümü bakımından faydalı olacağı durumda davaların birleştirilmesi yoluna gidilmelidir. Kaldı ki dava konuları aynı veya eylemin başlangıç ve bitiş süreçlerindeki suç örgüsünün tümünün birlikte ortaya çıktığı durumlarda birleştirmenin zaruret olduğu düşünülmelidir.

    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/13-136 Esas – 2014/193 Karar, 2012/3-909 Esas - 2014/121 Karar, 2014/8-145 Esas - 2015/145 Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir.

    5271 sayılı CMK`nın 170/1. maddesi uyarınca;
    ceza davası, kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır.

    Belirtilen kanunun 170. maddesinin 4. fıkrasında da;
    "İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır" düzenlemesine yer verilmiştir.

    CMK’nın 225. maddesi uyarınca da;
    "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir."

    Bu düzenleme gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.

    Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur.

    Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianameye konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide "davasız yargılama olmaz" ve "yargılamanın sınırlılığı" olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Bu konuda bir duraksama var ise davanın açıldığı dönemde yürürlükte bulunan usul kurallarına göre giderilmesi yoluna başvurulması gerekmektedir. Bu husus ikmal olunmadan yargılamaya devam olunmasının hatalı sonuçları da beraberinde getireceği açıktır.

    Kesin hüküm ise, bir hukuki uyuşmazlığı kesin olarak çözen son karardır. Kesin hüküm şekli ya da maddi anlamda olabilir. Ceza Muhakemesi Kanununda, mahkemece verilen son kararının kesin hüküm niteliği taşıması, hakkında hüküm verilmiş olan aynı kişinin aynı fiilden dolayı bir daha yargılanamaması anlamına gelmektedir.

    Kesin nitelikteki hükümler, temyiz edilmekle kesinleşmiş hükümler gibi infaz kabiliyetine sahiptirler. Yine yeni soruşturmayı ve davayı engelleme etkisi nedeniyle, sanığı ileride yapılacak yargılama ve cezalandırmadan korurlar.

    Tüm bu açıklamalar ışığında;

    1-) Oluş ve dosya içeriğine göre;
    Mağdur A.. A..’ün 23.06.2004 günü saat 10:00 sıralarında polis ihbar hattını arayarak, “Sö...... Kardeşler grubuna mensup olan Bülent’in işyerine geldiğini ve şirkete ait olan bilgisayara el koyduğunu” beyan etmesi üzerine soruşturmaya başlanıldığı;

    Mağdurun aynı gün saat 14:00’da organize suçlar şube müdürlüğünde alınan ifadesinde,
    " Sahibi olduğu şirketin yürüyen taşıma bantları imalatı yaptığını, bu şirketi babasının 1989 yılında kurduğunu, 1992 yılında şirketi resmi kanallardan babasından devraldığını, 1998-99 yıllarında maddi sıkıntıların baş göstermeye başladığını,
    tanıdıklarından borç aldığını, H... Ç... isimli tanıdığından da iki yıl içerisinde toplam 200.000 dolar civarında para aldığını, karşılığında dolar üzerinden hamiline senetler verdiğini, peyderpey bunların bir kısmını ödediğini,
    ödeyemediği senetlerden dolayı o tarihlerde İ... Ü.... ilçesi T... caddesi üzerinde faaliyet gösteren iş yerinin haczedildiğini, iyice sıkıntıya düştüğünü, iş yerini Ü...'ye taşıyıp K... B... S... adı altında İ.. D..`ın üzerine yaptığını,
    şirketin maddi durumunu düzeltmek ve borçlarını ödemek amacıyla yıllardır yanında personel olarak çalışan İ.. D.. ile bir çözüm aramaya başladıklarını, bu esnada İbrahim’in aklına hemşerisi olan Avukat H... B...’in geldiğini, yol göstermesi maksadıyla 2002 yılının 10. Ayı içerisinde avukatın yazıhanesine gittiklerini,
    H... B... ‘sıkıntıya girmeye gerek olmadığını, bazı müvekkillerinin bu aralar resmi olarak bir şirket kurarak ticaret hayatına girmek istediklerini, maddi durumlarının iyi olduğunu, birikmiş paralarının bulunduğunu, onlara rica ettiği taktirde beraber iş yapabileceklerini, şahıslardan birinin Doktor S... S... olduğunu’ söylediğini,
    bu teklifi kabul ettiklerini, aradan birkaç hafta geçtikten sonra iş yerine avukat H... B...’in gelip S... S... ve arkadaşlarının biraz sonra geleceğini bildirdiğini, bir süre sonra birkaç arabalık konvoy halinde, eli silahlı adamlardan oluşan siyah takım elbiseli, siyah gözlüklü korumalarla birlikte kendini Doktor S... S... olarak tanıtan kişinin geldiğini, korumaların bir kısmının sokak içerisinde, bir kısmının iş yerinin kapısı önünde, bir kısmının da iş yeri içerisinde beklediklerini,
    S... S...’in yanında isimlerini hatırlayamadığı kardeşlerinin de bulunduğunu, Avukat H... B... ve S... S... ile yapılan görüşmede iş yerinin sıkıntılarının ne olduğunu, nasıl halledilmesi gerektiğini konuştuklarını,
    300.000 - 400.000 dolar paraya ihtiyaç olduğunu anlattıklarını, bu kişilerin de kabul ettiğini,

    2,5-3 saatlik görüşmenin sonunda iş yerinden ayrıldıklarını, ancak iş yerinde takım elbiseli yabancı 3 kişinin oturduğunu fark ettiklerini, kim olduklarını sorduğunda ise bu kişilerin, “S... S...’`in bu iş yerini korumak amacıyla kendilerini bıraktığını” belirttiklerini,

    Avukat Hasan’ı cep telefonundan arayarak bu durumu sorduğunu, onun da ‘Bilgisi olmadığını, S .. kardeşlerle görüşüp o adamları oradan aldıracağını’ söylediğini,
    aynı akşam, bu kişilerin üzerilerinde taşıdıkları silahları yemekhanenin çeşitli yerlerine koyarak saklamaya çalıştıklarını görüp durumdan rahatsızlık duyduğunu,
    şahısları buradan çekmesi amacıyla S... S... ile görüşmeye çalıştığını, ancak görüşmenin mümkün olmadığını, bu üç kişinin tüm ihtiyaçlarının şirket tarafından karşılandığını, yine şirket üzerine kayıtlı olan plaka sayılı bir otomobili sürekli olarak kullandıklarını, hasar verip getirdiklerini, masrafın ise kendisi tarafından karşılandığını,

    bu süre içerisinde başlangıçta taahhüt edilen borç paranın da verilmediğini, bu durumun 5-6 ay kadar devam ettiğini,

    bu sürenin sonunda, S... S...’in kardeşlerinin S... S... ile birlikte işyerine geldiklerini, S...`lerden birinin ‘Kendilerinin vekili olan S... S...’in her şeyden sorumlu olacağını, o ne söylerse yapılacağını’ söyleyip işyerinde bulunan korumaları alarak gittiklerini,

    S... S...’in de o günden sonra işyerine gelip girmeye başladığını, şirket hesapları ve müşteri durumlarını inceleyip kayıtları kontrol ettiğini, hareket tarzı, konuşmaları nedeniyle uzun yıllardır işyerinde çalışan kişilerin ayrılmalarına sebebiyet verdiğini, ilerleyen günlerde bu hareketlerinin tek amacının şirkete el koymak olduğunu anladığını,

    bu amaçla çalışanları tehdit edip sindirerek işten ayrılmalarına sebebiyet verdiğini,

    yine Salim’in H... Ç...’a olan 200.000 dolar borcun yarısından fazlasını sildirip senetleri geri getirdiğini, Hanefi’yi tehdit edip etmediğini bilmediğini,

    Salim'in şirkete verdiği 10 lirayı ertesi gün bunun iki katı olarak aldığını, kayıtların şirkette mevcut olduğunu, engellemeye çalıştığını ancak Salim’in hayatını yaşanmaz ve zul duyar hale getirmekle, ailesine zarar vermekle tehdit ettiğini,
    Salim’in şirkete ait olan plaka sayılı S... marka otomobili de sattığını, kendisinin de aracın satışını S... S...'in istediği bir şahsın üzerine yaptığını, bu satıştan dolayı her hangi bir para almadığını,
    Salim’in 2 ay kadar önce, iş yerinin ciddi bir muhasebeciye ihtiyacı olduğundan bahisle Bülent’i getirerek iş yerine yerleştirdiğini, bu sayede iş yerinin muhasebesini ve kasasını da rızası dışında cebren aldığını,
    yaklaşık bir ay kadar önce Salim’in, "K... I...`a gidiyorum" diyerek ayrıldığını ve o günden beri iş yerine uğramadığını,

    Bülent’in ise devamlı olarak iş yerinde bulunduğunu, yine Salim’in 4 ay kadar önce şirketten bir miktar para istediğini, olmadığını söylediğinde ise öfkelenip küfrettiğini, ayaklarını yerden kesip fırlattığını, strese, baskıya ve yıldırmaya dayanamamanın verdiği bıkkınlıkla, tüm korkularını yenerek polise telefon açtığını” belirttiği;

    25.06.2004 tarihinde organize suçlar şube müdürlüğünde alınan ifadesinde de,
    “Şirket paralarının giriş çıkışlarını gösterir defterleri teslim etmek istediğini, incelendiği taktirde S.... K.... ve onların işyerine bıraktıkları korumalara ne kadar ödeme yaptığının tespit edilebileceğini” söylediği;

    İstanbul 5 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanlığı tarafından, 24.06.2004 gün, 2004/601 ve 2004/602 müteferrik karar numarası ile organize suçlar müdürlüğünün 24.06.2004 tarih ve 2003/Proje No:12 sayılı yazılarında açık kimlik bilgileri yazılı olan kişilerin 4422 sayılı Kanunun 7. ve 24299 sayılı Yönetmeliğin 31 ve 33. maddeleri gereğince kimliklerinin gizli tutulmasına karar verildiği;

    1 Nolu Gizli tanık olarak isimlendirilen kişinin 24/06/2004 tarihli kolluk ifadesinde,
    " K... B... S.... isimli şirkette, Söylemez kardeşlerin yaptıkları hakkında bildiklerini anlatmak amacıyla polise müracaat ettiğini, bu kişilerin yaptıklarına gerek arkadaşlarının anlattıkları, gerekse bizzat şahit olduğu olaylar sebebiyle vakıf olduğunu, Söylemez kardeşleri pek fazla tanımadığını, ancak bu adamların içlerinde yaşayan ve Faysal'a "abi" olarak hitap eden kişinin zaman zaman bu adamların yaptıkları şeyleri anlattığını, bu şahısların Söylemez kardeşler olarak bilindiğini ve mafya olduklarını, her türlü kanunsuz işleri yaptıklarını, yapamayacakları bir şey olmadığını, korumalarıyla dolaştıklarını, silahlı olduklarını, F... S....'de ve yanındaki korumalarında silah gördüğünü, Ü.... ilçesinde faaliyet gösteren K.... isimli iş yerinin sahibinin Ali, ortağının ise İ.. D.. olduğunu, Ali’nin ticari ilişkileri sebebiyle bir takım maddi sıkıntılar içerisine girdiğini, borçlarından dolayı daha önce başka bir bölgede faaliyette olan fabrikalarına haciz geldiğini, bir senedi ödeyemediği için cezaevine girdiğini, çıktıktan sonra maddi durumunu düzelmediği için borç bulma çalışmalarına devam ettiğini, bu esnada Söylemez kardeşlerin avukatı olarak bilinen ve tanınan Avukat H... B... isimli şahsı bulduğunu, bu kişinin İbrahim ve Ali’yi Söylemez kardeşlerden F... S... ile tanıştırdığını, Faysal’ın bu tarihten sonra şirketi ele geçirme planını devreye soktuğunu, adamlarıyla birlikte şirkete gelerek Ali, İbrahim ve çalışanlar üzerinde büyük bir baskı oluşturmaya başladığını, uzun boylu iri kıyım silahlı korumaları ile kalabalık bir halde geldiğini, bir müddet sonra S... S...’i kendilerini temsil ettiğinden bahisle şirkete yerleştirdiklerini, ne Faysal ne de S... S... ile şirketin ticari ilişkisinin olmadığını, ancak onların kendilerinden borç para isteyen kişilerin bu zaafından faydalanarak silahlı adamları ve korumalarıyla iş yerine gelip gitmeye, çalışanları ve müşterileri rahatsız etmeye başladıklarını, bizzat kendisini de ölümle tehdit ettiklerini, iş yerine gelmemesi için devamlı baskı yaptıklarını, bir çok çalışanı bu iş yerinden çıkmaları için tehdit ettiklerini, S... S... ile isimlerini bilmediği kişilerin de gelip giderek huzursuzluk verdiklerini, Faysal’ın işyerine yerleştirdiği S... S...’in, Bülent’i iş yerine getirerek muhasebe işlerine bundan sonra bu şahsın bakacağını söylediğini, şirketle en ufak bir ticari ilişkileri bulunmamasına rağmen tüm muhasebe işlemlerine hakim olmaya başladıklarını, S... S...`in ziyaretine çok sayıda mafya tipli kişilerin geldiğini” söylediği ve aynı gün yaptırılan teşhis işleminde M.. S.., F.... S...., S... S... ve B.. K..’ı teşhis ettiği; 27/03/2013 tarihli oturumda alınan ifadesinde ise, “Bir şey görmediğini, başkalarından duyduklarını anlattığını, emniyet ifadesinde anlattığı hususların doğru olduğunu, ancak birçok şeyi hatırlamadığını” söylediği;

    2 nolu gizli tanık olarak isimlendirilen kişinin, 24/06/2004 tarihinde Emniyet Müdürlüğünde alınan ifadesinde:
    “Mağdura ait şirketin iki sene kadar önce ticari ilişkilerinden dolayı borçlarını ödeyemeyecek duruma geldiğini, hatta bu sebepten dolayı A.. A..’ün kısa bir müddet cezaevine girdiğini, daha sonra çıkınca yine bazı borçlarından dolayı şirkete haciz geldiğini, ilerleyen zaman zarfında şirketin Ü... bölgesine taşınıp isim değiştirerek K... ismini aldığını, şirket ortaklarından İ.. D.. ile A.. A..’ün ödemekte zorlandıkları senetlerin ertelenebilmesi veya başlarına tekrar haciz gibi bir sıkıntı gelmemesi için 2 yıl kadar önce avukat H... B... ile görüştüklerini, bu aşamadan sonra şirkete birden bire nereden çıktığı belli olmayan iki kişinin gelerek korumalık yapmaya başladıklarını, silahlı olan bu kişilerin varlığından gerek çalışanlar, gerekse Ali ve İbrahim’in rahatsızlık duyduğunu, bu kişilerin tüm ihtiyaçlarının şirket tarafından karşılandığını, şirkete ait olan plaka sayılı gri renk S... marka otomobili kullandıklarını, Ali’nin bu otomobili para dahi almadan onların üzerine yaptığını, bu kişilerin ‘İşyerinin kendilerine ait olduğunu, amcalarının burayı alacağını’ söylediklerini, ortakların göndermek için çaba harcadıkları bu korumaların ne amaçla burada bulunduklarının kimse tarafından anlaşılamadığını, buradaki amacın şirket çalışanlarını ve sahiplerini yavaş yavaş huzursuz edip şirketi ele geçirmek olduğunu zaman içerisinde davranışlarından ve beyanlarından anladıklarını, daha sonra şirkete 2003 yılı başlarında S... S...’in gelip gitmeye başladığını, bu iki korumanın bir müddet Salim ile birlikte iş yerinde kaldıklarını, daha sonra ayrıldıklarını, Salim’in ise şirkete gelip gitmeye devam ettiğini ve devamlı olarak ‘Şirkette kendi sözünün geçeceğini, Ali ve İbrahim`den talimat alınmayacağını’ söyleyerek muhasebe kayıtlarını incelediğini, olur olmaz bahanelerle bir takım açıklar bulup çalışanları hırsızlıkla, dolandırıcılıkla suçladığını, türlü hakaretlerle korkutarak sindirmeye ve iş ortamında rahatsızlık yaratmaya başladığını, Salim’in iş yeri sahibi Ali’yi kendi söylediğini yapmadığı için darp etmeye kadar işi vardırdığını, sözü dinlenen ağabeylerinin F.... S... olduğunu, yine doktor olan Sena isimli şahsın ismini de duyduğunu, her ikisinin de iş yerine gelerek büyük rahatsızlık verdiklerini, 2 ay kadar önce Salim’in Bülent’i iş yerine getirerek muhasebeci olarak işe yerleştirdiğini, onun da Salim gibi herkese hakaret ettiğini, herkesi tehdit eden Bülent’in işyerinin 4. işvereni olduğunu söylediğini ve sürekli bıçak taşıdığını” belirtip,
    aynı gün yaptırılan teşhis işleminde M.. S.., F... S..., S... S...., M.. B.. ve B.. K..’ı teşhis ettiği;
    15/07/2009 tarihli duruşmada alınan ifadesinde ise,
    “Anlattıklarının doğru olmadığını, ifadesini baskı altında verdiğini, söylediği sözleri kendisine A.. A..’ün ezberlettiğini, 27/03/2013 tarihli duruşmada alınan ifadesinde de, “Bu ifadeleri baskı altında verdiğini” söylediği;

    Mağdur A.. A.. tarafından T.... S.... ve D... T... A... Ş... adı ile kurulan suça konu şirketin, 04.10.2002 tarihinde isim ve kurucu değişikliği ile yeniden tescil edildiği,
    T... T...S.. G... .....gün ve .............. sayılı nüshasında yayınlanan şirket ana sözleşmesi ve tescil kararına göre şirket adının, “K.... B... M... İ... G...T... T... S... ve T... L... Ş...” olarak belirlendiği,
    kurucularının E.. S.. ve A.. A.. olduğu, şirket merkezinin ise K... S... No:1 Ü.... İ.... olarak tespit edildiği, şirketin bir süre bu şekilde faaliyetine devam ettiği,

    05.05.2003 tarihinde alınan ortaklar kararı ile,
    “Şirket ortaklarından A.. A..’ün, şirkette mevcut 1000 hisseye karşılık 25.000.000.000 TL’lik payının tamamını B... 1. Noterliği’nin .............. tarih .............yevmiye nolu limited şirket hisse devir sözleşmesi ile şirket dışından S... S...’e devrettiği; şirket ortaklarından E.. S..’in de şirkette mevcut 1000 hisse karşılığı 25.000.000.000 TL’lik payının 24.975.000.000 TL’lik kısmını B... 1. Noterliği’nin ..............tarih ............. yevmiye nolu limited şirket hisse devir sözleşmesi ile şirket dışından S.... S...’e devrettiği; yine şirket ortaklarından E.. S..’in şirkette mevcut 1000 hisse karşılığı 25.000.000.000 TL’lik payının 1 hisse karşılığı olan 25.000.000 TL’lik kısmını B.... 1. Noterliği’nin ................tarih ............... yevmiye nolu limited şirket hisse devir sözleşmesi ile şirket dışından İ.. D..’a sattığının .............tarih ve ........ sayılı T... T.... S... G... sureti ile belirlendiği;

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 20.09.2011 günlü iddianamesi ile sanıklar M.. S.. ve M.... F... S...’in liderliği, yönetimi ve azmettirmesi ile sanıklar E.. S.., S... S..., B.. K.. ve M.. B..’ın, mağdur A.. A..’ü yağmalama eylemlerine uyan TCK’nın 149/1-a-c-d-f-g, 53, 54, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açıldığı,

    İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 2004/305 Esas– 2013/217 Karar sayılı ilamı ile yakalama kararı çıkartılmasına rağmen yakalanamayan S... S..., savunmanı hazır bulunmadığı için ifadesine başvurulamayan Ç... G... ve rahatsızlığı sebebiyle ifadesi alınamayan M... F... S.... hakkındaki davaların tefrikine karar verildiğinin anlaşılması karşısında;

    UYAP’tan yapılan sorgulamada haklarında tefrik kararı verilen sanıklara isnat edilen bu suçlarla ilgili yargılamanın, İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2014/301 Esas sayılı dosyası ile devam ettiğinin anlaşılması karşısında;

    2014/301 Esas sayılı dosyanın mümkünse temyize konu dosya ile birleştirilmesi, mümkün değilse dosya içerisinde bu olaylarla ilgili delillerin neler olduğu irdelenip, gereğinde onaylı örneğinin dosyaya konulması; mağdur A.. A..’ün Emniyet Müdürlüğüne teslim ettiğini beyan ettiği şirket defterleri temin edilerek bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılması,
    şirketin T... A... şirketi olarak kurulduğu tarihten K... B... M.... İ.... G... T... T... S.... ve T... L... Ş... ismi ile ticaret sicilinden silindiği tarihe kadar ortaklarının kim olduğu, gelir gider ve borç alacak ilişkilerinin dengesi, şirket ortaklarının bu denge içerisindeki pozisyonları, mağdur ve sanıkların beyanlarında geçen ödemelerin kim tarafından, hangi tarihte, kim/kimlere, ne şekilde yapıldığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve olaya ilişkin tüm deliller toplandıktan ve gizli tanık beyanları da diğer deliller ile birlikte değerlendirildikten sonra, sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,

    2-) Sanıklar M.. S.. ve C.. S.. hakkında yağma suçundan hükmedilen beraat kararları incelendiğinde;
    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 22.10.2004 tarih ve 2004/1163 Esas sayılı iddianamesinde, sanıkların isimlerine yer verilip 765 sayılı TCK’nın 497/1-2. maddelerinin sevk maddesi olarak gösterildiği,
    ancak adı geçen sanıkların kime karşı hangi eylemleri ile yağma suçunu işlediklerine dair bir hususa iddianamede yer verilmediği, sadece sevk maddesinin gösterilmiş olmasının usulüne uygun bir dava açıldığı anlamına gelmeyeceği, bu eksikliğin de yürürlükte bulunan usul kurallarına göre giderilmesi gerektiği düşünülmeden yargılamaya devamla sanıkların hangi mağdura yönelik eylemleri ile ilgili beraat kararı verildiği de denetime olanak verecek biçimde gösterilmeden, kesin hüküm oluşturacak şekilde karar verilmesi,

    Kabule göre de, hüküm kurulmasına yer olmadığına karar vermek gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması,

    3-) Yakınan A... G....’nın aşamalarda alınan ifadelerinde sanık A.. S..’e suç isnat eden bir ifadesinin bulunmadığı ve sanığın yakınan tarafından teşhis edilemediği,
    Sanık Ö.. K..’ın adı geçen sanığı M.... F.... S....`in yanında gördüğünü beyan ettiği, sanığın ise aşamalarda alınan savunmasında suçlamayı kabul etmediğinin anlaşılması karşısında;

    sanık A.. S..’in örgüt adına ve/veya örgüte yarar sağlamak amacıyla diğer sanıkların gerçekleştirdikleri yağma eylemlerine iştirak ettiği ve/veya bundan sorumlu kılınacak ne şekilde bir fiilde bulunduğu, mahkumiyetine esas kesin ve inandırıcı delillerle açıklanıp, denetime olanak verecek biçimde karar yerinde gösterilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    4-) Kabule göre de;

    A) Yağma suçundan hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkumiyetlerine karar verilen sanıklar M.. S.., E.. S.., M.. B.., B.. K.. ve A.. S..’in, TCK’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde uygulama yapılması,

    B) Mahkemece 5271 sayılı Yasa'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle atanan savunmana ödenen avukatlık ücretinin, yeterli mali gücü bulunmayan sanık B.. K..’a yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olduğunun gözetilmemesi,
    Bozmayı gerektirmiş,
    O yer Cumhuriyet Savcısı, sanık B.. K.. savunmanı, sanık A.. S.. savunmanının temyiz dilekçelerinde ve sanık M.. S.. savunmanı Av. D.. A.., Av. Y.. A.. ve Av. B.. Ş.., sanık M.. B.. Savunmanı Av. A.. Ö.. ve sanık E.. S.. ve savunmanı Av. B.. Ş..’in temyiz dilekçelerinde ve duruşmada ileri sürdükleri temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan,
    Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak ( BOZULMASINA ) ilişkin oybirliğiyle alınan karar 11.11.2015 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı katıldığı oturumda, sanıklar ve savunmanlarının yokluklarında açıkça ve yöntemince okunup anlatıldı.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2012/14-1417 Karar : 2014/207
    Tarih : 22.04.2014

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık S.. S..`nın beraatine ilişkin, Giresun Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.02.2006 gün ve 480-23 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 16.01.2012 gün ve 1227-288 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.04.2012 gün ve 94467 sayı ile;

    “Nüfus kaydı dosyada olmamakla birlikte, mahkeme kayıtlarına göre 1995 doğumlu olup, 10 yaşında olan mağdurun olay tarihi olan 27.10.2005 tarihinde saat 21.30 da, 28.10.2005 tarihinde Cumhuriyet savcısında ve mahkemede 27.12.2005 tarihinde alınan ifadelerinde olayı hep aynı şekilde olay günü okuldan çıkıp eve gelirken sanığın kendisinin yanına gelip erkeklik organını öperse kendisine 15 YTL para vereceğini söylediği, kendisinin cevap vermemesine rağmen aynı şeyleri söyleyip fermuarını açmaya çalışınca seni babama söylerim dediği, onun da söylersen söyle diyerek, kendisini kucaklayıp, yakındaki bahçeye götürdüğü, orada pantolonunu indirip kilodunu çıkarmak istediği, bu sırada fırsatını bulup elinden kaçtığı şeklinde anlattığı,

    Mağdurun olayı eve gelince hemen annesine anlatması ile annesinin de babasının eve gelmesini bekleyip olayı ona aktardığı ve mağdurun annesi ve babasının sanığın babasıyla bu konuyu konuşmak için gittiği, ancak onların olayı kabullenmemeleri üzerine de olayın saat 19.00 sularında yetkili makamlara şikâyet ederek intikal ettirildiği, 27.10.2005 günü saat 19.30 da olayla ilgili olarak sanığın yakalandığı, sanığın alınan ifadelerinde suçunu inkâr ettiği sadece mağdurun kendi evlerine gelip, korktuğundan kendisini eve götürmesini istediğini, kendisinin de götürmek istemeyip kapıyı kapattığını, mahkeme aşamasında alınan savunmalarında ise müşteki tarafla babası arasında su meselesinden bir olay olduğunu bundan dolayı kendisine iftira atıldığını savunmuş;

    Mağdurun anne ve babası tüm aşamalarda mağdurun olayı kendilerine aktardığı şekilde anlatmışlar, sanığın savunmasında belirttiği gibi bir yıl kadar önce sanığın babası tarafından kendilerine gelen su gözünün pisletilmesinden dolayı bir münakaşa olduğunu, bundan dolayı kendilerini mağdur etmek amacıyla haklarında polise şikayette bulunduklarını, ancak yapılan soruşturmada kendilerinin bir suçunun olmadığının anlaşıldığını bunun bir husumet yaratmadığını ifade etmişler, mağdurla ilgili alınan 14.11.2005 tarihli Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi rapor içeriğinden de mağdurun ruh sağlığı bozulmamakla birlikte yaşadığı olaylarla ilgili olarak bilinci açık, koopere, oryante, konuşma açık, anlaşılır, amaca yönelik; affekti uyumlu; çağrışımları düzenli ve düşünce içeriği yaşadığı olaylarla ilgili değerledirildiğine ilişkin rapor alınmıştır.

    Mahkeme gerekçesinde mağdurun yukarıda bahsedildiği şekilde özde değişmeyen iddialarına ve mağdurla ilgili alınan psikolojik rapor içeriğine, olayın hemen resmi makamlara şikâyet edilmesine ve sanığın olay günü suçu kabul etmemekle birlikte mağdurun evine geldiğine ilişkin kabulüne nazaran tebliğnamede belirtildiği gibi mağdurun iddialarının tutarlılığı ve samimiyeti açısından ifadesi sırasında CMK nun 236/3.maddesi gereğince bulunması gereken psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulmadan ve mevcut delil durumlarına göre de mağdurun özde tutarlı iddialarına inanmadan yazılı şekilde beraat kararı verilmesi ve Yüksek 14.Ceza Dairesinin de söz konusu bu kararı onamasının usul ve esas açısından yanlış olduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

    CMK`nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 15.10.2012 gün ve 11823-9917 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    29.09.1995 doğumlu mağdur Ali Yaman'ın suç tarihi olan 27.10.2005 itibariyle 11 yaşının içinde ve ilköğretim 4. sınıf öğrencisi olduğu, 1978 doğumlu olan sanık Soner`in ise evli ve çocuksuz olup mahallede İbrahim adıyla bilindiği, sanık ile mağdurun aynı sokakta 101 ve 153 numaralı evlerde ikamet ettikleri,

    Olay günü akşamı 18.00 sıralarında okuldan çıkıp evine giden mağdurun annesine olayı anlatmasından sonra mağdurun anne ve babasının birlikte sanığın babasına durumu açıkladıkları, onun kabullenmemesi nedeniyle de hemen polise haber vermeleri üzerine soruşturmanın başlatıldığı,

    Yakalama tutanağında, “27.05.2005 günü saat 19.00 sıralarında haber merkezinin anonsunda ... çocuğa sarkıntılık olayı meydana geldiğinin söylenmesi üzerine çocuğun evine gidildiği, çocuk ve babasıyla görüşüldüğü, onların göstermesi üzerine İ.S.. isimli şahsın alındığının” belirtildiği,

    Mağdurun ruhsal muayenesinde bir kanaate ulaşamayan psikyatri uzmanı tarafından sevkedildiği Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesinde çocuk-ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanınca yapılan muayeneye istinaden düzenlenen raporda, mağdurun ruh sağlığında herhangi bir bozukluk belirlenmediğinin tespit edildiği,

    Dosyaya ibraz edilen Giresun C. Başsavcılığının 06.05.2004 tarihli takipsizlik kararı örneğine göre, sanığın babası Mehmet Ali'nin, mağdurun babası Mahmut hakkında kendisine "seni bahçeye koymayacağım, bu bahçeyi kurutacağım" şeklinde tehditte bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olması nedeniyle başlatılan soruşturmada 1412 sayılı CMUK`un 344. maddesi uyarınca takipsizlik kararı verildiği,

    Sanığın adli raporlarında darp cebir izinin bulunmadığı belirtildiği gibi, adli sicil kaydında da herhangi bir sabıkasının bulunmadığı,

    Mağdurun suç tarihi olan 27.10.2005 günü saat 21.30`da kollukta annesinin huzurunda; ilköğretim 4. sınıf öğrencisi olduğunu, öğle saatlerinde okula gidip akşam saat 17.45 sıralarında okuldan çıktığını, arkadaşlarıyla birlikte aynı mahallede bulunan evine doğru yürüyerek gittiği sırada İbrahim olarak bildiği S.. S.. isimli şahsı gördüğünü, bu sırada yanında kimsenin olmadığını, şahsın yanına gelerek kendisine "sana para vereceğim benim cinsel organımı öper misin” dediğini, kendisine "seni babama söylerim" diye cevap verdiğini, ancak şahsın kendisini kucağına alarak ağzını eliyle kapatıp bağırmasını engelleyip yürüyerek yakınlarda bulunan bir fındık bahçesine götürdüğünü, kurtulmaya çalıştığı halde başaramadığını, burada kendisini yere bıraktığını, tekrar para vereceğini söyleyerek yine cinsel organını öpmesini istediğini, kendisinin karşı çıktığını, kendisini tekrar kucağına alan sanığın pantolonundan sonra külotunu da çıkartmaya çalıştığı sırada elinden kaçtığını, sanığın kendisinin peşinden koşmasına rağmen yakalayamadığını, oradan uzaklaşıp eve giderek olanları annesine anlattığını beyan ettiği,

    Cumhuriyet savcılığında 28.10.2005 tarihinde, sanığın yolunu keserek kendisini yakın noktada bulunan fındık bahçesine götürdüğünü, orada "cinsel organımı öpersen sana para veririm" dediğini, kendisinin de “fermuarını açma terbiyesiz, seni babama şikayet edeceğim” dediğini, sanık fermuarını açmaya çalışırken kendisinin koşarak kaçtığını söylediği,

    Duruşmada da; huzurda bulunan sanığın yolda yanına gelip "erkeklik organımı öpersen sana 15 lira vereceğim" dediğini, kendisinin ilk başta ses çıkarmadığını, daha sonra aynı şeyi söyleyerek pantolonunun fermuarını açınca ona "seni babama söylerim" dediğini, "söylersen söyle" şeklinde karşılık verdiğini, sonra kendisini kucağına alıp yan tarafta bulunan bahçeye götürdüğünü, o ara sanığın kendi pantolonunu indirip külotunu çıkartmak istediği sırada onun kolunu ısırarak kendisinden kurtulup kaçtığını, sanığı daha önce bir kez gördüğünü, kendisine yönelik daha önce başkaca bir cinsel davranışının olmadığını, kendisinin sanığın evine gelip kapısını çaldığını, sanık kapıyı açtığında ona "beni eve götür" dediğini, onun da kapıyı kapatarak "sen kendin git" şeklinde karşılık verdiğini, kendisinin eve doğru giderken arkadaşı Mert ile karşılaştığını, onunla birlikte evine kadar gittiğini, sanığın kendisine yaptığı hareketleri arkadaşı Mert`e anlatmadığını ifade ettiği,

    Mağdurun annesi İ.. Y..'ın kollukta; evinde iken oğlu A..`nin akşam saat 18.30 sıralarında okuldan geldiğini, içeri girer girmez komşuları olan S.. S.. isimli şahsın kendisine para vereceğini söyleyerek zorla kucağına alıp kendisini yakınlarda bulunan bir fındık bahçesine götürdüğünü, burada kendi pantolonunu çıkarttığını ve cinsel organını kendisine gösterdiğini, kendisinin bir fırsat bularak şahsın elinden kaçarak eve geldiğini söylediği,

    Duruşmada; mağdurun eve geldiğinde kendisine "İbrahim abi erkeklik organımı öpersen sana 15 YTL. vereceğim" dediğini, kendisinin kaçmak istediğini, kucağına alarak yan tarafta bulunan fındık bahçesine götürdüğünü, erkeklik organını öptürmek istediğini, ancak kendisinin onun kolunu ısırarak bir fırsatını bulup kaçarak kurtulduğunu söylediğini, sanığın pantolonunu ve külotunu çıkartması yönünde herhangi bir şey söylemediğini, sanığa İbrahim olarak hitap ettiklerini, eşiyle birlikte sanığın babasının yanına giderken sanığın anne ve babasıyla karşılaştıklarını, sanığın babasının durumu kabullenmediğini, onlara "karakola aldırırız" deyince, "aldır da görelim" dediğini, sanıkla ya da ailesi ile aralarında husumet bulunmadığını, daha önce sanığın babası ile eşi arasında bahçe işleri nedeniyle ufak bir tartışma olduğunu, sanığın babasının eşini şikayet ettiğini, bu olayın kendileri açısından husumete sebep olacak bir olay olmadığını beyan ettiği,

    Sanığın kollukta ve Cumhuriyet savcılığında özetle; isnat edilen suçlamayı kabul etmediğini, mağduru hiç görmediğini ve tanımadığını, ilk defa kollukta görüp adını burada öğrendiğini, bu çocuğun akşam saat 18.00 sıralarında okul kıyafeti ile ikametine gelerek kapıyı çaldığını, açtığında kendisine "evime giderken korkuyorum, beni eve bırakır mısın" dediğini, "evine kendin git" diye cevap verdiğini ve kapıyı kapattığını, çocuğun oradan ayrıldığını, konunun bundan ibaret olduğunu, mağduru herhangi bir şekilde bir yere götürmediğini ve cinsel tacizde bulunmadığını, kendisine neden böyle bir iftirada bulundukları hususunda hiçbir fikrinin olmadığını, çocuğun ailesini tanımadığını ve onlarla arasında herhangi bir husumetin bulunmadığını dile getirdiği,

    Sulh ceza mahkemesince yapılan sorgusu ile tutukluluğa itiraz için farklı tarihlerde verdiği itiraz dilekçelerinde ve duruşmada, mağdurun aynı mahallede oturması ve okula gidip gelirken kendi evinin önünden geçmesi nedeniyle göz aşinalığı olduğunu, kendi babası ile mağdurun babası arasında arazi ihtilafı nedeniyle husumet bulunduğunu, bu nedenle iftira atmış olabileceklerini savunduğu, anlaşılmaktadır.

    Çocuğun basit cinsel istismarı suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 103/1. maddesinde "Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

    b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır." şeklinde düzenlenmiştir.

    Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza yargılamasının en önemli ve evrensel ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

    Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

    Mağdur ve ailesi ile sanık arasında iftira atılmasını gerektirecek nitelikte bir husumetin bulunmaması ve mağdurun ailesine hemen anlatması üzerine olayın yetkili mercilere intikal ettirilmiş olması hususları göz önüne alındığında sanığın yüklenen eylemi gerçekleştirdiği yönünde şüphe doğmakta ise de, mağdurun ve annesinin aşamalardaki beyanları arasında çelişkiler olması, sanığın eylemi gerçekleştirdiğine dair mağdurun çelişkili anlatımları dışında bir delilin bulunmaması, sanığın istikrarlı ve birbiriyle uyumlu olacak şekilde atılı suçu işlemediğini savunması, sanığın mağdurun olay günü akşam saatlerinde evinin kapısını çalarak kendisini evine götürmesini istediği şeklindeki savunmasının mağdur tarafından duruşmada doğrulanması karşısında, sanığın atılı suçu işlediği şüphe boyutunda kaldığından, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince, yerel mahkemece sanığın üzerine atılı suçtan beraatine karar verilmesinde ve bu hükmün Özel Dairece onanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

    Bu itibarla, sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine ilişkin itirazın reddine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Genel Kurul Üyesi; "suçun sabit olduğu ve sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ( REDDİNE ),

    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2014/851 Karar : 2014/1728
    Tarih : 17.02.2014

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Sanık A... hakkında dilencilik suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;
    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;
    Sabıkasız oluşu nazara alındığında bir daha suç işlemeyeceğine dair olumlu kanaat oluştuğundan dolayı cezası ertelenen sanık hakkında CMK.`nın 231/6. maddesindeki koşullar tartışılarak bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ve aynı gerekçenin cezanın ertelenmesinde lehe, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında ise aleyhe değerlendirilerek çelişki oluşturulması,

    Sanık L. hakkında dilencilik suçundan verilen beraat hükmünün temyiz incelemesine gelince;

    Olay tarihli tutanak ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, mağdure C...'ın, A...'la dilencilik yaptığı sırada yakalanması ve sanıklardan L...'in öz kızına bakamadığı için sanık A...'a kızını teslim ettiğini aşamalarda beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, 5271 Sayılı C.M.K.nın 236. maddesi gereğince;
    Olay tarihinde 8 yaşı içinde bulunan mağdurenin duruşmada dinlendikten ve sanık L. hakkında ekonomik ve sosyal durumuna dair zabıta ve muhtarlık araştırması yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre, sanık L.`in hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde beraat hükmü kurulması,

    Kanuna aykırı, katılan shçek vekilinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek C.M.U.K.nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2012/21323 Karar : 2012/28934
    Tarih : 5.12.2012

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvuruların süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteklerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yanıltan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde geçilmemiştir.

    Ancak;

    1-Tanıklara, tanıklık görevinin önemi anlatılıp, uyarılarda bulunulmadan dinlenilmeleri suretiyle, CMK´nın 53. maddesine aykırı davranılması,

    2-18 yaşından küçük oldukları anlaşılan mağdurların, CMK´nın 236/3. maddesi gereğince, mahkemede, psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurularak ve CMK´nın 52/3-a maddesi uyarınca, görüntü ve ses kaydı yapılması suretiyle, ayrıntılı bir şekilde ifadeleri alınıp, idari soruşturma aşamasında dinlenilen tüm öğrencilerin de, tanıklıklarına müracaat edilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeler ile beraat ve ceza vermekten vazgeçilmesine karar verilmesi,

    3-Kabule göre de; mağdur çocukların, öğretmenleri olan sanık M...´in, zaman zaman kendilerine demir cetvelle, tokatla, bazen de tekme ile vurduğunu, kafalarını birbirlerine çarptığını beyan etmeleri ve anlatımlarının da birbirlerini doğrulaması karşısında, bu eylemlerin tedip hakkı sınırlarını aştığı gözetilmeden ve mağdurların anlatımlarına neden itibar edilmediği açıklanıp tartışılmadan, yasal olmayan ve yetersiz gerekçe ile beraat kararı verilmesi,

    Yasaya aykırı, mağdurlar vekili, katılan M... vekili ve katılan T...´un temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, hükmün
    ( BOZULMASINA ), yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanınesas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2011/5-412 Karar : 2012/2
    Tarih : 31.01.2012

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Onbeş yaşından küçük çocuğuna karşı zincirleme şekilde cinsel istismar suçundan sanık İ. G.`ün 5237 Sayılı T.C.K.nın 103/1, 103/3, 103/6, 43, 53/1 ve 63.maddeleri uyarınca 17 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve tutukluluk halinin devamına ilişkin,

    Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.2.2009 gün ve 276-70 Sayılı resen temyize tabi olan hükmün, sanık ve müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen

    Yargıtay 5. Ceza Dairesince 22.11.2010 gün ve 9314-8485 sayı ile;

    "... Suç tarihinde çocuk olduğu anlaşılan mağdur hakkında Adli Tıp Kurumu Kanununun 7 ve 23. maddeleri gereği usulüne uygun teşekkül etmeyen ihtisas kurulunun düzenlediği rapora itibar edilerek T.C.K.nın 103/6. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi...",

    İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi ise 1.3.2011 gün ve 30-64 sayı ile;

    "... Bozma kararında belirtilen Adli Tıp Kanununun 7 nci maddesine göre; Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu; birer kadın hastalıkları ve doğum, radyoloji, üroloji, ruh sağlığı ve hastalıkları, çocuk psikiyatrisi, adli antropoloji, çocuk cerrahisi uzmanlarından oluşur.

    23 üncü maddeye göre Adli Tıp İhtisas Kurulları, başkanın başkanlığında işin niteliğine göre en az dört üye ile toplanır ve oyçokluğuyla karar alır. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu taraf oyçokluğunu sağlamış sayılır. Üyelerden birinin özürlü olması veya yokluğu halinde eksiklik diğer kurullardan alınacak üye ile tamamlanır. Şu kadar ki tetkik edilecek konu ilgili uzman üye hazır bulunmadıkça müzakere edilemez.

    Bozma kararı bu maddeler ışığında değerlendirilecek olunursa; mağdure hakkında rapor düzenleyen 6. İhtisas Kurulunda çocuk psikiyatrisinin yer almadığı, buna karşılık bir olması gereken adli tıp uzmanının heyette iki kişi olarak yer aldığı, başka bir deyişle 23 üncü maddenin düzenlemesine uygun olarak eksikliğin diğer kurullardan alınan adli tıp uzmanıyla doldurulduğu anlaşılmaktadır. Şekli anlamdaki eksiklik heyette çocuk psikiyatrisinin bulunmadığı bir durumda rapor düzenlenmesi konusudur. Mahkememizin kanaatine göre bu durum sonuca etki edecek bir eksiklik değildir. T.C.K.nın 103/6 ncı maddesine göre suç sebebiyle ruh sağlığının bozulması halinde verilecek ceza 15 yıldan az olamayacaktır. T.C.K.da ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusundaki tespitin nasıl yapılacağı, bu konudaki raporun nereden hangi kurumdan alınacağı konusunda bir bağlayıcı düzenlemeye yer verilmemiştir. Esas olan konu mağdurun suç sebebiyle ruh sağlığının bozulması konusudur.

    Yargıtay 5. Ceza Dairesi, suç sebebiyle ruh sağlığının bozulması halinde cezanın miktarının yüksek olması sebebiyle bu konudaki raporun atk Başkanlığından alınması yönünde kararlar vermiş, bu kararlar ışığında ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusundaki kararlar İstanbul atk Başkanlığından aldırılmaya başlanmıştır.

    Mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu konusunda dosyada iki ayrı rapor bulunmaktadır. Bunlardan birisi Dicle Üniversitesi Hastanesinin raporu, diğeri de Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kararında vurgu yaptığı içerisinde çocuk psikiyatrisinin bulunmadığı, buna karşılık başka bir üye ile tamamlanan heyetin verdiği rapordur. Her iki raporda da mağdurun suç sebebiyle ruh sağlığının bozulduğu tespit edilmiştir.

    İşlenen suçun niteliği ve suçu işleyen kişinin sıfatı birlikte düşünüldüğünde mağdurun ruh sağlığının bozulduğu yönündeki raporların hükme dayanak yapılacağı, başka bir işlem yapılmasına gerek bulunmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir. Babası tarafından defalarca benzer cinsel saldırıya maruz kalan mağdurenin ruh sağlığının bozulmadığını / bozulmayacağını kabul etmek mümkün değildir. Babası tarafından defalarca cinsel saldırıya maruz kalan hangi çocuğun ruh sağlığı bozulmaz? Babası tarafından bu tür saldırıya maruz kalan herhangi bir çocuk, olanları hiç bir şey olmamış gibi kabullenebilir mi? Bu sorulardan ilkine her çocuğun ruh sağlığı bozulur şeklinde cevap verilmesi mümkün iken, ( nitekim mağdure ruhi durumuyla ilgili yaşadıklarını göstermesi açısından talimatla mahkemede ifadesi alınırken hal ve hareketleriyle yaşadığı travmayı ortaya koymuştur) 2. soruya ise hiç bir çocuk babası tarafından kendisine yapılan cinsel saldırı sonucunda bir şey olmamış gibi davranamaz şeklinde cevap verileceği kesindir. Heyette çocuk psikiyatrisi yer alsa bile babasının cinsel saldırısına maruz kalan mağdurenin ruh sağlığının bozulmadığı tespiti yapılmasının mümkün olmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir. Başka bir deyişle mağdurenin yaşadıklarından sonra hiç bir hekimin mağdurenin ruh sağlığının bozulmadığına karar vereceği düşüncesinde değiliz. Bir an için çocuk psikiyatrisi mağdurenin ruh sağlığının bozulmadığı düşüncesinde olsa bile heyette yer alan diğer üyelerin daha önce mağdurenin ruh sağlığının bozulduğuna karar vermeleri sebebiyle farklı düşüncede bile olsa bir hekimin görüşünün sonucu değiştirmeyeceği açıktır. Bu sebeplerle mağdurenin yeniden raporunun aldırılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

    Bu sonuca ulaşılırken C.M.K.nın 236. maddesinin de dikkate alındığını belirtmek gerekmektedir.

    C.M.K.nın 236. maddesine göre işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur bu suça dair soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenir. Maddi gerçeğin ortaya çıkartılması açısından zorunluluk arzeden haller saklıdır.

    Mağdure soruşturma aşamasında önce emniyet görevlilerince dinlenmiş, daha sonra raporunun alınması için Diyarbakır Adli Tıp Şube Müdürlüğüne, ardından Dicle Üniversitesi hastanesine gönderilmiştir. Emniyette dinlenen mağdure, gönderildiği her iki kurumda da dinlenmiştir. Hekimlerin mağdureyi dinlemeleri olgusunun da C.M.K.daki dinleme` olarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

    Kovuşturma aşamasına gelindiğinde mağdure talimatla mahkemede bir kez dinlenmiş, daha sonra atk Başkanlığına sevk edilmesi üzerine bir kez de buraca dinlenmiştir. Yani mağdure soruşturma ve kovuşturma aşamasında toplam 5 kez dinlenmiştir.

    Kanun koyucu bırakalım ruh sağlığı bozulmuş çocuğun 5 kez dinlenmesini, psikolojisi bozulan çocuğunu soruşturma veya kovuşturma aşamasında bir kez dinleneceğini öngörmüştür. Dosyada ise mağdure bugüne kadar beş kez dinlenmiştir. Bir kez daha dinlendiği takdirde altıncı kez dinlenmiş olacaktır.

    Aradan geçen 3 yıl içerisinde yaşadığı olayları unutan veya unutmak üzere olan mağdurenin bir kez daha 6-7 kişinin yer aldığı heyetin önüne çıkartılarak dinlenmesi olayları sıcağı sıcağına yeniden yaşaması anlamına gelecektir. Mağdurenin böyle bir ruh hali ile baş başa bırakılmaması gerekir. Kanun koyucunun amacı yaşadığı olumsuz olayları bir an önce unutması için mağdurun soruşturma ve kovuşturma aşamasında bir kez dinlenmesini sağlamaktır. Bu amaca uygun olarak mağdurenin korunması ve geleceği adına bir kez daha dinlenmesi C.M.K.nın 236. maddesindeki düzenlemeye aykırı olacaktır.

    Değerlendirme yapılırken sanık referanslı değerlendirmeler yapılmamalı, mağdurun durumu da gözetilmelidir. Kaldı ki somut olayda sanık referanslı değerlendirme yapılmış, Dicle Üniversitesi tarafından mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu tespit edilmesine rağmen bir kez de atk Başkanlığından rapor aldırılmıştır. Mahkememizin kanaatine göre buraya kadar anlatılan sebeplerle atk Başkanlığı tarafından düzenlenen rapor yeterlidir. Bu rapor mağdurenin içinde bulunduğu ruh halini yansıtan ve ayrıca bu ruh halini tespit eden Dicle Üniversitesi hastanesinin raporu ile de uyumludur. Bu sebeplerle mağdurenin bir kez daha atk Başkanlığına gönderilerek raporunun aldırılması yönünde bir işlem yapılmamıştır...",
    Şeklindeki gerekçeyle önceki hükmünde direnmiştir.

    Resen temyize tabi olan bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istemli, 22.10.2011 gün ve 233013 Sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

    Sanığın öz kızı olan onbeş yaşından küçük mağdura zincirleme şekilde basit cinsel istismarda bulunarak, ruh ve beden sağlığının bozulmasına sebep olduğu kabul edilen olayda,

    Özel Daireyle yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mağdur hakkında 10.11.2008 tarihli raporu düzenleyen Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 2659 Sayılı Kanunun 7/f, 23/B ve 24/1 inci maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak teşekkül edip etmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

    Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuksal sonuca varılabilmesi için, 25.2.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak, yayımından üç ay sonra yürürlüğe giren 4810 Sayılı Yasayla köklü değişikliklere uğramış bulunan 2659 Sayılı Adli Tıp Kurumu Yasasının, ihtisas kurullarının kuruluş şekli ve çalışma düzeni hakkındaki düzenlemelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

    Anılan Kanunun "Adli Tıp İhtisas Kurulları" başlıklı 7 nci maddesi;
    "Adli Tıp Kurumunda altı ihtisas kurulu bulunur. Aşağıdaki ihtisas kurulları, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile;
    …f) Altıncı Adli Tıp İhtisas Kurulu birer;

    • Kadın Hastalıkları ve Doğum,
    • Radyoloji,
    • Üroloji,
    • Ruh Sağlığı ve Hastalıkları,
    • Çocuk Psikiyatrisi,
    • Adli Antropoloji,
    • Çocuk Cerrahisi,
      Uzmanlarından oluşur.
      İhtisas Kurullarında yeteri kadar raportör bulundurulur",

    "Adli Tıp Genel Kurulunun ve İhtisas Kurullarının Çalışması" başlıklı 23. maddesi;
    "…B) Adli Tıp İhtisas Kurullarının Çalışması:
    Adli Tıp İhtisas Kurulları Başkanının başkanlığında işin niteliğine göre en az dört üye ile toplanır ve oyçokluğuyla karar alır. Oyların eşitliği halinde Başkanın bulunduğu taraf oy çokluğunu sağlamış sayılır.
    Üyelerden birinin özürlü olması veya yokluğu halinde eksiklik diğer kurullardan alınacak üye ile tamamlanır. Şu kadar ki tetkik edilecek konu, ilgili uzman üye hazır bulunmadıkça müzakere edilemez.
    C-) Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ve İhtisas Kurulları lüzum görüldüğü hallerde kararını vermeden önce incelediği konuyla ilgili bulunan evrakın onanmış örneklerini mahallinden isteyebileceği gibi aslı üzerinde de inceleme yapması zorunlu olduğunda bunları da isteyebilir.
    Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ve İhtisas Kurulları ilgili kişileri gerektiğinde muayene ve bunları usulüne göre dinleyebilir. Her türlü tetkikatı yapar ve yaptırabilir.
    Adli Tıp Genel Kurulu kararları nihai olmakla beraber mahkemelerin delilleri serbestçe takdir hususundaki yetkilerini kısıtlamaz.
    Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 10 ncu maddesinin hükümleri saklıdır.
    Adli Tıp Genel Kurulu ve adli tıp ihtisas kurullarının çalışma esas ve usulleri yönetmelikte gösterilir",

    "Adli Tıp Kurumunda Bilirkişi Dinlenmesi ve Toplantılara Katılma" başlıklı 24 üncü maddesi ise;
    "I- Adli Tıp Genel Kurulu ve Adli Tıp İhtisas Kurullarıyla Adli Tıp İhtisas Daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunda bulunmayan tıp ve diğer uzmanlık dallarında Adli Tıp Kurumu dışından uzmanların bilirkişi olarak davet edilmesine karar verebilirler. Uzman kişiler oy hakları olmamakla beraber görüşlerini bir raporla Adli Tıp Genel Kurulu, Adli Tıp İhtisas Kurulu veya Adli Tıp İhtisas Dairesi Başkanlığına bildirirler.
    Bilirkişilere yönetmelikteki esaslara göre Adli Tıp Genel Kurulu, Adli Tıp İhtisas Kurulu ve Adli Tıp İhtisas Dairesi Başkanlığınca yaptıkları çalışmaya uygun ücret takdir olunur.
    II- a) Adli Tıp Genel Kurulu, Adli Tıp İhtisas Kurullarıyla Adli Tıp İhtisas Daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak kendi kurul veya dairelerinde bulunmayan, Adli Tıp Kurumundaki diğer kurul veya dairelerde bulunan uzmanların davet edilmesine karar verebilirler. Uzman kişiler, o olayla ilgili toplantıya katılır ve oy kullanırlar…" şeklinde düzenlemeler içermektedir.

    Bu düzenlemelere göre, anılan Kanunun 7 nci maddesinin ( f) bendi uyarınca, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye ile birer kadın hastalıkları ve doğum, radyoloji, üroloji, ruh sağlığı ve hastalıkları, çocuk psikiyatrisi, adli antropoloji ve çocuk cerrahisi uzmanından oluşacağı, aynı Kanunun 23 üncü maddesinin ( B) bendi uyarınca da ihtisas kurulunun başkan ve işin niteliğine göre, bu uzmanlardan en az dört üyenin katılımıyla toplanacağı, ancak incelenecek konunun, ilgili uzman üyenin hazır bulunmaması durumunda görüşülemeyeceği açıktır. Kaldı ki, incelenecek konuda ihtisas kurulunda konuyla ilgili bir uzman bulunmaması, buna karşın diğer ihtisas kurullarında bulunması halinde buradan gelecek uzmanın katılımıyla görüşme yapılabileceği gibi, 24 üncü madde uyarınca dışarıdan ilgili uzman kişinin bilirkişi olarak getirtilip görüşüne başvurulması da olanaklıdır. Bu hükümlerle amaçlanan; ceza yargılaması bakımından somut gerçeğin saptanmasında, hükme esas alınmaya en uygun ve elverişli bilimsel görüşün, bilirkişi raporu olarak ceza mahkemelerine sunulmasıdır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca, ruh sağlığı hastalıkları uzmanı başkanlığında, ikisi adli tıp, kadın hastalıkları ve doğum, üroloji, radyoloji ve çocuk cerrahi uzmanlarından oluşan yedi kişilik kurul tarafından düzenlenen 10.11.2008 gün ve 6025 Sayılı raporda, sonuç olarak mağdurun ruh sağlığının bozulduğu belirtilmektedir.

    Yerel mahkemece, Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun bu raporu hükme esas alınmış olup, belirtilen raporun ruh sağlığı hastalıkları uzmanı başkanlığında, ikisi adli tıp, kadın hastalıkları doğum, üroloji, radyoloji ve çocuk cerrahi uzmanlarından oluşan yedi kişilik bir kurul tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır.
    Ancak, mağdure 5.4.1994 doğumlu ve suç tarihi itibarıyla onbeş yaşından küçük olup, 6. İhtisas Kurulunda muayenesi ve hakkındaki raporun düzenlenmesi sırasında, inceleme konusunun uzmanı olan çocuk psikiyatrisi uzmanının görüşmelere katılmadığı görülmektedir.
    Bu sebeple Adli Tıp Kurumu Yasasının 7/f ve 23/B maddelerine aykırı olarak, konunun uzmanı olan çocuk psikiyatrisi uzmanı bulunmadan düzenlenen raporun, hükme esas alınamayacağında kuşku yoktur.
    O halde, mağdure hakkında, yeniden ve yasaya uygun bir şekilde oluşturulmuş bir kuruldan rapor alınarak, sanığın hukuki durumunun buna göre belirlenmesi gerekmektedir.

    Bu itibarla, yerel mahkemece, yasaya aykırı olarak düzenlenmiş bir raporun hükme esas alınması suretiyle sanık hakkında suç nitelemesi yapılarak mahkumiyet hükmü kurulması isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

    Açıklanan nedenlerle;

    1-) Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi`nin 1.3.2011 gün ve 30-64 Sayılı direnme hükmünün ( BOZULMASINA ),

    2-) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2011/9592 Karar : 2011/1101
    Tarih : 20.09.2011

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

    5271 sayılı CMK.nun 210 ve 236/1 maddesi gereğince olayın tek görgü tanığı konumundaki müştekinin, yargılama aşamasında dinlenmesi ve kanıtların bir bütün halinde değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2009/10014 Karar : 2010/1606
    Tarih : 1.03.2010

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından sanıklar İ.Y. ve M.Y.'nin yapılan yargılanmaları sonunda;
    sanık İ.'nin atılı her iki suçtan, sanık M.'nin ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkümiyetlerine dair, Afyonkarahisar 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 29.07.2008 gün ve 2006/121 E., 2008/180 K. sayılı hükümlerin sanıklar müdafiileri tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi ve sanık İ.Y.'ye çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün tayin edilen cezanın miktarına göre re`sen de temyize tabi bulunması üzerine;

    dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 13.07.2009 günlü tebliğnamesiyle Daireye gönderilmekle 17.02.2010 Çarşamba saat 13.30`a duruşma günü tayin olunarak sanık müdafiine çağrı kağıdı gönderilmişti.
    Belli günde Hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay C.Savcılarından E.B. hazır olduğu halde oturum açıldı.
    Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanık İ.Y. Adına gelen Av. Ö.F.A. huzura alınarak duruşmaya başlandı.

    Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık İ.Y. hakkında duruşmalı, sanık M. Bakımından ise tayin edilen cezanın tür ve miktarına göre müdafiin duruşma isteğinin CMUK.nun 318. maddesi uyarınca reddiyle, duruşmasız inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.

    Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

    Sanık müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün bozulmasını istedi.

    Yargıtay C.Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

    Son sözü sorulan sanık müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşma 03.03.2010 Çarşamba saat 13.30`a bırakılmıştı.

    Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenip gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu:

    Sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen hükmün incelenmesinde;

    03.05.2006 günlü duruşmada mağdurenin dinlenmesi sırasında CMK.nun 236/2. maddesi gereğince psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulmamış ise de; daha sonra mahkeme tarafından bu noksanlık görülerek 29.07.2008 tarihli duruşmada psikolog eşliğinde yeniden beyanı alınmak suretiyle giderildiği, ayrıca toplanan kanıtlara, mağdurenin aşamalardaki anlatımına ve doktor raporlarına göre eylemlerin zora dayandığının sabit olduğu, suçun sübut ve niteliğinin soruşturma sonuçlarına ve yasaya uygun biçimde tayin edilmiş bulunduğu anlaşıldığından, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.

    Delillerle iddia ve savunma duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları ile duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunmalarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    Sanık İ.Y.`nin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Suç tarihinde çocuk olduğu anlaşılan mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu Kanunu`nun 7. ve 23. maddeleri gereği usulüne uygun teşekkül etmeyen İhtisas Kurulunun düzenlediği rapora dayanılarak hüküm kurulması,

    Kabule göre de;

    Yaşı küçük mağdurenin ruh sağlığının bozulmasından dolayı ceza artırımı TCK.nun 103/6. maddesinde öngörüldüğü halde uygulama maddesi olarak 102/6. maddenin gösterilmesi,

    Kanuna aykırı, sanıklar müdafiileri ve çocuğun nitelikli cinsel istismarı bakımından re`sen temyiz itirazları ile sanık İ.Y. müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunmaları yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2007/9390 Karar : 2009/13719
    Tarih : 4.11.2009

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Gereği görüşülüp düşünüldü:

    Soruşturma evresinde sanıktan şikayetçi olduğunu söyleyen çocuk yaştaki müşteki mağdur M.A.`ın yöntemine uygun duruşmaya çağrılıp, CMK. nun 234/2. madde ve fıkrası uyarınca bir vekil görevlendirilip, aynı Yasanın 236. maddesinin 3.fıkrasına göre, psikolojik, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında bir uzman nezdinde ifadesi alınıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gereğine uyulmaması,

    Bozmayı gerektirmiştir. Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmesizin hükmün bu sebepten dolayı istem gibi ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/7873 Karar: 2018/101
    Tarih: 09.01.2018

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Ceza Mahkemesinden verilen 30.11.2016 gün ve 2016/384 Esas, 2016/371 Karar sayılı hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak müsnet suçtan mahkumiyetine

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün sanık müdafileri tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, belirlenen tarihte sanık müdafilerinin yerinde görülen talebine istinaden duruşmalı yapılan incelemede evrak tetkik edildi.

    Katılan Bakanlık vekili tarafından dosyaya sunulan 04.05.2017 havale tarihli dilekçenin temyize cevap dilekçesi niteliğinde olduğu kabul edilerek incelemenin sanık müdafilerinin temyizlerine istinaden yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    Mahkemece olayın tek tanığı konumunda bulunan mağdurenin madde gerçeğin ortaya çıkartılması açısından, 5271 sayılı CMK'nın 210/1, 236/2. maddeleri gereğince duruşmada dinlenerek, yaşı konusunda hata iddiasında bulunulduğu da dikkate alınıp buna ilişkin gözlemde bulunulması ve sanıktan ele geçirilen materyallerin incelenmesi sonuçlandıktan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Uygulamaya göre de;

    Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezası verildiği halde hakkında TCK'nın 53. maddesinin uygulanmaması,

    Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz itirazları ile müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 02.03.2017 gün ve 2016/448 Esas, 2017/459 Karar sayılı istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine dair hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, 09.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2013/31900 Karar: 2016/25
    Tarih: 11.01.2016

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    KARAR : 1- )6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara karşı yalnızca itiraz yolu açık ve dolayısıyla yapılan başvurunun bu doğrultuda değerlendirilmesinin gerekli bulunduğu,

    Anlaşıldığından, sanık G. Ö. müdafiinin tebliğnameye uygun olarak, temyiz davası isteği hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,

    2- )Tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    a- )Sanığın atılı suçu kabul etmemesi, olayın tanığının bulunmaması ve CMK'nın 236/1, 211/1-c. maddelerindeki düzenlemeler karşısında, katılanların beyanı alınmadan veya hukuki dayanağı gösterilip dinlenilmelerine gerek bulunmadığına dair bir karar da verilmeden, soruşturma evresinde verdikleri ifadeleri de duruşmada okunmayarak eksik inceleme sonucu hüküm kurulması, kanuna aykırı,

    b- )Kabule göre de; Anayasa Mahkemesi'nin hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı ile TCK'nın 53.maddesinin ( 1 ) numaralı fıkrasının ( b ) bendine yönelik olarak vermiş olduğu iptal kararlarının uygulanması zorunluluğu,

    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve sanık G. Ö. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2012/11999 Karar: 2014/10018
    Tarih: 16.09.2014

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekte dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Olayın tek görgü tanığı konumundaki mağdurun maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından 5271 sayılı CMK'nın 210/1, 236/2. maddeleri gereğince, tanık sıfatıyla beyanının alınmasının zorunlu olduğu gözetilerek usulüne uygun araştırma ile adreslerinin temini ile beyanının tespitinden sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken mağdurun dinlenmesinden vazgeçilip soruşturma beyanının okunmasıyla yetinilmesine karar verilerek eksik araştırma ile hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı, katılan mağdur vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.09.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2013/27484 Karar: 2014/15926
    Tarih: 16.04.2014

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;

    Gereği görüşülüp düşünüldü;

    O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin, sanık hakkında katılan N. Ş.'i taksirle yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik olduğu anlaşılarak yapılan incelemede;

    Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1)Katılan Z. B.'ın 14/06/2011 günlü celsede kimlik tespiti yapılmadan dinlenmesi suretiyle 5271 sayılı CMK'nin 236/1, 58/1. maddelerine muhalefet edilmesi,

    2)5237 sayılı TCK'nin 53/1 maddesindeki hak yoksunluklarının kasıtlı suçlardan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanmasının mümkün bulunmasına ve sanık hakkında tekerrüre esas alınan ilamın kasıtlı suça ilişkin bulunmasına göre, 5237 sayılı TCK'nin 58/4. maddesi gereğince kasıtlı suçlar ile taksirli suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağı gözetilmeden; sanığın katılan N. Ş.'e karşı taksirle yaralama suçundan dolayı hakkında, hak yoksunluklarına, cezasının mükerrilere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve tekerrür nedeniyle seçenek cezalardan hapis cezasının tercih edilmesine karar verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi bozulmasına, 16.04.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2010/607 Karar: 2011/42168
    Tarih: 21.12.2011

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

    5271 sayılı CMK'nın 52. maddesinin 3. fıkra 3. fıkra (a) bendi uyarınca, mağdur çocukların tanıklığında, görüntü veya seslerin kayda alınması, aynı Yasa'nın 236. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrası uyarınca tanık olarak dinlenmeleri sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması gerekli ise de, katılanlara ait ev telefonunun birden fazla kez aranarak hakaret edildiği iddiası üzerine, ev telefonunun iki kez birer ay süreyle tespite alınmasına rağmen arayan numaranın tespit edilememesi, ev telefonundan aradığı sabit olmayan ve fakat katılan Canan'ın kullandığı Duygu'ya ait cep telefonunu üç kez aradığı belirlenen sanık hakkında, telefonun sahibi de olmayan Canan'ın, sanığı tanımaması nedeniyle ve ev telefonunu da aradığı soyut iddiası ile kamu davası açılması, sanığın, katılanları tanımadığını, cep telefonunu da, kızı için endişelenmesi nedeniyle aradığını belirtmesi karşısında, atılı hakaret ve kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından cezalandırılmasına yeterli kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığından, 52/3-a ve 236/3. maddelerine aykırı davranılması sonuca etkili görülmeyip, her dinlenmede psikolojileri daha da bozulacak olan mağdur çocukların, CMK'nın 236. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca zorunluluk arzeden haller dışında, soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebileceği de dikkate alınarak tebliğnamenin bozma düşüncesine katılınmamıştır.

    Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün (ONANMASINA), 21.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2011/1625 Karar: 2012/2596
    Tarih: 05.03.2012

    • CMK 236. Madde

    • Mağdur İle Şikâyetçinin Dinlenmesi

    Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüs etmekten sanıklar Erkan ve Murat'ın yapılan yargılamaları sonunda; atılı suçtan mahkumiyetlerine dair (Zonguldak Birinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 17.01.2007 gün ve 2006/189 Esas, 2007/1 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar müdafileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

    İnceleme tarihi itibarıyla mağdure 18 yaşını ikmal ettiğinden beyanının alınması sırasında CMK'nın 236/3. maddesi uyarınca uzman bir kişinin bulundurulmamasının telafisi mümkün olmadığından, tek hekim tarafından düzenlenen K... E... Devlet Hastanesi'nin 19.07.2006 tarihli raporunda mağdurede akut stres bozukluğu saptandığı belirtildiği halde, mağdurenin olay nedeniyle ruh sağlığının bozulup bozulmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor aldırılmadan hüküm kurulması ise aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    TCK'nın 35. maddesine göre sanıklar hakkında teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için işlemeyi kastettikleri nitelikli cinsel istismar suçunu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da ellerinde olmayan nedenlerle tamamlayamamalarının gerektiği, dosya kapsamına ve olay yerinin özelliklerine göre mağdurenin vücuduna organ veya sair cisim sokmayı engelleyen mağdurenin aşılabilir mukavemeti dışında harici bir engel bulunmadığından sanıkların suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçtiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu durumda sabit ve tamam olan eylemlerinin TCK'nın 36. maddesi karşısında 5237 sayılı TCK'nın 103/1. maddesine uyan çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturacağı gözetilmeden, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüsten cezalandırılmalarına karar verilmesi,

    Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, ceza miktarı yönüyle kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek CMUlvnın 321, 326. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 05.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.