CMK Madde 232



  • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    CMK Madde 232

    (1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.

    (2) Hükmün başında;

    a) Hükmü veren mahkemenin adı,

    b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,

    c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,

    d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı, Yazılır.

    (3) Hükmün gerekçesi ve varsa karşı oy gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.

    (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.

    (5) (Değişik: 24/11/2016-6763/31 md.) Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan hâkim ölür veya herhangi bir sebeple kararı imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur.

    (6) Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.

    (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.




  • CMK Madde 232 Gerekçesi

    Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Bu nedenle hükmün başına Türk Milleti adına verildiği yazılacaktır. Hükmün başlık bölümünde ayrıca mahkeme başkan ve üyeleri veya hâkim, Cumhuriyet savcısı, zabıt kâtibi, katılan, sanık ve avukatların da gösterilmesi zorunludur.

    Hükmün gerekçesi tümüyle duruşma tutanağına geçirilmemişse, açıklanmasından itibaren onbeş gün içinde yazılıp dava dosyasına konulur.
    Maddeye göre, hükmün gerekçesi ile açıklanan ve hükmün esasını oluşturan hüküm fıkrası (kısa karar) uyumlu olmalı, sonradan yazılan gerekçeye göre kısa karar değiştirilmemelidir.

    Açıklanan hüküm fıkrasında, 232 nci maddeye göre kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, ceza miktarının, kanun yollarına başvurma olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin açıkça ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi maddenin altıncı fıkrasının emridir. Maddenin altıncı fıkrasında getirilen bu hükümle, 4709 sayılı Kanunla Anayasanın 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik sonucu, Devletin, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilerine başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğuna ilişkin Anayasa hükmüne uygulama yeteneği kazandırılmıştır.

    Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimlerce imzalanır.
    Hükümlerin nüshâları ve özetleri de mahkeme başkanı veya hâkim ve zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühür konulur.

    Hâkimlerden biri geçerli bir mazereti nedeniyle karar ve hükmü imzalayamayacak durumda ise engelin nedeni mahkeme başkanı tarafından ve aynı nedenle yokluğunda ise hükme katılan hâkimlerden en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılacaktır.



  • CMK 232 (Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2018/89 Karar : 2018/267
    Tarih : 5.06.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yalan tanıklık suçundan sanık ...`nin beraatine ilişkin Felahiye (Kapatılan) Asliye Ceza Mahkemesince verilen 31.03.2011 gün ve 53-14 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.03.2014 gün ve 8434-2652 sayı ile;

    “Tüm dosya kapsamına göre Felahiye Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/96 numaralı soruşturma dosyasında ...`i azmettirerek yalan tanıklık yaptırdığı sübuta eren sanığın unsurları yönünden oluşan yalan tanıklık suçuna azmettirmekten mahkûmiyeti yerine yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Kayseri 6. Asliye Ceza Mahkemesi ise 14.10.2014 gün ve 246-501 sayı ile ilk hükmünde direnmiştir.

    Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.05.2017 gün ve 382869 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle dosya, 6763 sayılı Kanunun 36. maddesiyle değişik CMK`nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmiş, Yargıtay 8. Ceza Dairesince 10.01.2018 gün ve 13850-145 sayı ile; görevsizlik kararı verilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.02.2018 gün ve 12-12 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle direnme kararının yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, ilk hükümdeki gerekçenin tekrarlanması suretiyle direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır.

    Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK’nun 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK’nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.

    Bu açıklamalar ışığında önsoruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

    Yerel mahkemece, sanık hakkındaki ilk hükümde direnilirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan ilk hükümdeki gerekçenin tekrarlanması suretiyle hüküm kurulmuştur.

    Bu itibarla, diğer yönleri incelenmeyen direnme kararına konu hükmün belirtilen nedenle bozulmasına karar verilmelidir.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Kayseri 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.10.2014 gün ve 246-501 sayılı direnme kararına konu hükmünün, usul ve kanuna uygun direnme gerekçesi gösterilmeden karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

    2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/14514 Karar : 2018/7224
    Tarih : 4.06.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

    1- 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ile uzlaştırma hükümleri yeniden düzenlenmiş olup, suça sürüklenen çocuğun eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 165/1. maddesinde düzenlenen suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun uzlaşma kapsamına alındığı nazara alınarak, uzlaştırma işlemi yapılıp sonucuna göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    2- Suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu için 5237 sayılı TCK'nın 165/1. maddesinde “altı aydan üç yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası” yaptırımının, her ikisinin de birlikte öngörüldüğü, yasada hapisle birlikte öngörülen adli para cezasının gün sayısının alt sınırının gösterilmediği hallerde aynı Yasa'nın 52/1. maddesi gereğince alt sınırın beş gün olduğu; somut olayda, hükümde suça sürüklenen çocuk hakkında yüklenen suçtan dolayı hapis cezası yasa maddesinde gösterilen alt sınırdan belirlendiği halde, adli para cezasının, gün sayısının herhangi bir gerekçe gösterilmeden alt sınır olan 5 gün yerine, 30 gün olarak belirlenmesi suretiyle TCK'nın 165/1 ve 52/1. maddelerine açıkça aykırı davranılması sonucu fazla adli para cezasına hükmedilmesi,

    3- Doğrudan hükmedilen adli para cezası ile hapis cezasından çevrilen adli para cezalarının içtima edileceğine ilişkin 5237 sayılı TCK’da hüküm bulunmadığı gözetilmeden suça sürüklenen çocuk hakkında hükmedilen farklı nitelikteki adli para cezalarının toplanması suretiyle karar verilmesi,

    4- Adli para cezasının taksitlendirilmesi sırasında taksitlendirmeye ilişkin uygulama maddesi gösterilmeden hüküm kurularak, 5271 sayılı CMK’ nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 04/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/1605 Karar : 2018/3501
    Tarih : 28.02.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Gereği görüşülüp düşünüldü;

    Sanığın aşamalardaki savunmalarında, olayın çıkış sebebini ve gelişimini çelişkili şekilde anlattığı, abisi olan tanık ...'in de tarafsız olmayıp, anlatımlarının da çelişkili olduğu, olayın tarafsız görgü tanığının bulunmadığı, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.10.2002 tarih ve 2002/4-238 Esas - 367 sayılı Kararı uyarınca, sanık lehine TCK`nin 29. maddesi gereğince asgari seviyede uygulanan indirim oranı yeterli görüldüğünden, tebliğnamedeki 2 numaralı bozma görüşüne iştirak edilmemiştir.

    1)5271 sayılı CMK`nin 232/2-b maddesi gereğince müşteki ...'ın açık kimlik bilgilerine gerekçeli karar başlığında yer verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    2).... Adli Tıp Şube Müdürlüğü`nün raporuna göre, sanığın eylemi nedeniyle müştekinin sol dirseğinden, göğüs altından ve sol kalçasından bıçakla yaralandığı ve meydana gelen pnömotoraks nedeniyle yaşamını tehlikeye sokacak bir duruma neden olduğu, müştekinin olaydan sonra 13.09.2012 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, suç vasfının belirlenebilmesi için, müştekinin ölüm nedeninin araştırılması, somut olayla bağlantısının olup olmadığının belirlenmesi, bu amaçla olaydan sonraki yaşantısının aile bireylerinden sorulması, hangi hastanelerde tedavi gördüğü araştırılarak tedaviye ilişkin tüm belgeleri getirtilerek, dosyanın bir bütün halinde Adli Tıp Kurumu İlgili İhtisas Kuruluna gönderilmesi ve olay ile ölüm arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı yönünde rapor alınması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    3)Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas - 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    4)Sanığa atanan zorunlu müdafii ücretinin, yargılama gideri olarak sanığa yükletilmesine karar verilmesi suretiyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6/3-c maddesine aykırı karar verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ceza miktarı açısından CMUK`un 326/son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 28.02.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/3937 Karar : 2018/1640
    Tarih : 21.02.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hâkimler Kurulunun takdirine göre, suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve Yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1- Sanığın hakkında her bir mağdura karşı farklı tarihli yağma eylemleri için denetime olanak verecek şekilde ayrı ayrı uygulama yapılması yerine toplu uygulama yapılmak suretiyle 5271 sayılı Yasanın 232. maddesine aykırı davranılması,

    2- Sanığın her bir olayda özgülenmiş kastının 2-3 TL gibi cüzi miktarlarla sınırlı olması karşısında; olay bazında 5237 sayılı TCK`nın 150/2. maddesinin uygulanması gerekip gerekmediğinin karar yerinde tartışılması zorunluluğunun gözetilmemesi;

    3- 5237 sayılı TCK`nın 61. maddesine aykırı olarak aynı Kanunun 168/3. Maddesinin, 31. maddesinden önce uygulanması ;

    4- Mahkemece 5271 sayılı Yasa’nın 150. maddesi uyarınca, sanık savunmasını yapmak üzere zorunlu savunman görevlendirilmesi nedeniyle savunmana ödenen avukatlık ücretinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı biçimde, sanığa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi CMK 326/son maddesi uyarınca sanığın ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla BOZULMASINA, 21.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/1823 Karar : 2018/1002
    Tarih : 14.02.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinde; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır.”

    Buna paralel hüküm içeren 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nın 34. maddesinde de “Hakim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil gerekçeli yazılır.” hükümleri yer almaktadır.

    Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması gerekir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar. Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar ise CMK`nın 230. maddesinde düzenlenmiştir.

    Buna göre sırayla;

    a) İddia ve savunma, bunların dayandırıldığı ve mahkemece toplanan kanıtların neler olduğu;

    b) Kanıtların tartışılması, değerlendirilmesi ve reddedilen veya kanıtlama yönünden üstün tutulan ve kabul edilen kanıtlar ve nedenleri,

    c) Tüm bunların ışığında ulaşılan kanı, sanığın suç oluşturduğu kabul edilen eylemi, bunun yasal unsurları ve nitelendirmesi, uygulanacak kanun maddesi:

    d) Cezayı ağırlatan ve hafifleten yasal ve değerlendirmeye bağlı nedenlerle cezayı kaldıran yasal nedenlerin bulunup bulunmadığı, bunlara ilişkin istemlerin kabul veya reddiyle temel cezanın belirlenmesine ilişkin nedenler,

    e) Cezanın ertelenmesine, tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirinin uygulanmasına yönelik veya bu konulardaki istemlerin kabul veya reddine ilişkin dayanaklar gösterilecektir. Açıklanan bu usul kuralları buyurucu nitelikte olup, uyulmaması 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nın 308/7 (5271 sayılı CMK`nın 289/1-e) maddesi uyarınca mutlak bozma nedenlerini oluşturmaktadır.

    Bu açıklamalar ışığında dosya incelendiğinde;

    Somut olayda; Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK’nın 34, 230, 232 ve 289. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtayın bu işlevini yerine getirebilmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eyleminin ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken bu ilkelere uyulmadan, gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ... savunmanının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 14/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3219 Karar : 2018/407
    Tarih : 7.02.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde düzeltme nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,

    2-Silahlı terör örgütüne üye olma suçu mütemadi suçlardan olup temadi yakalanma ile kesileceğinden, “16.09.2014” olması gereken suç tarihinin, gerekçeli karar başlığında "2014" olarak gösterilmesi,

    3-Temel cezanın belirlenmesi sırasında uygulanan kanunun karar yerinde gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,

    4-Silahlı terör örgütlerine uygulama imkanı bulunmayan 3713 sayılı Kanunun 7. maddesi yollamasıyla sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu hususların yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmının bütünüyle çıkarılarak yerine "Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda yürürlükte bulunan TCK'nın 53. maddesinin sanık hakkında uygulanmasına" ibaresinin eklenmesi; gerekçeli karar başlığında "2014" olarak yazılı olan suç tarihinin “16.09.2014” olarak değiştirilmesi; hükmün birinci fıkrasında yazılı olan “3713 sayılı yasa 7. maddesi yollaması ile” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılması ve “314/2” ibaresinden önce “TCK’nın” ibaresinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2381 Karar : 2018/98
    Tarih : 23.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1-Dosya içeriğinde bulunan ve hükmün esasını oluşturan kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm kısmında farklı uygulamalar yapılması suretiyle kararda çelişki oluşturarak 5271 sayılı CMK'nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    2-Yapılan UYAP sorgulamasında, sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/95493 nolu dosyasında soruşturma yapıldığının anlaşılmış olması karşısında, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun mütemadi suçlardan olduğu da gözetilerek, somut olayda temadinin kesilip kesilmediğinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tespiti ve delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesinin sağlanması bakımından, anılan dosyanın ... veya onaylı sureti getirtilip dava açılmış olması halinde mezkur dosyanın iş bu dosya ile birleştirilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden BOZULMASINA, 23.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/5777 Karar : 2018/146
    Tarih : 23.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Sanık ... müdafiinin duruşma talebinin ceza süresi bakımından CMUK’nun 318. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.

    Temyizin kapsamına göre, sanıklar ....ve...'in mağdurlar ...,...... ve ...'e yönelik olası kasıtla yaralama, mağdurlar ...,... ve ..’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs, sanıklar ... ve ....ın mağdurlar ...,...ve ....’ya yönelik olası kasıtla yaralamaya yardım, mağdurlar ...,... ... ve... kasten öldürmeye teşebbüse yardım, sanıklar...ve ...`in 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından kurulan hükümlere hasren yapılan incelemede;

    A-Sanıklar ...ve...’in 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede,

    Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar ...ve...in 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarının sübutları kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin sübuta, sanık ... müdafiinin sübuta, ceza miktarına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 E-2015/85 K sayılı Kararı ile TCK'nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiş, ancak; bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CMUK'nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin "Anayasa Mahkemesinin iptal kararındaki hususlar gözetilerek TCK`nun 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine" şeklinde değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN, hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

    B- Sanıklar ...ve ...’in mağdurlar ...,... ve ...`e yönelik olası kasıtla yaralama,
    mağdurlar ..., ......ve ...’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs,
    sanıklar...ve ..’ın ,mağdurlar ...,.. ve...’ya yönelik olası kasıtla yaralamaya yardım, mağdurlar ...,... ve..’ı kasten öldürmeye teşebbüse yardım suçlarından kurulan hükümlerinin incelenmesinde ise,

    -Gerekçeli kararın Anayasa’nın 141. ve 5271 sayılı CMK’nun 34, 225, 230. ve 232. maddelerinde belirtilen nitelikleri taşıması gerektiği,
    gerekçe bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin açıkça gösterilmesi, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi, ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi ile buna göre her sanığın her eylemi ile ilgili olarak her mağdura karşı ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken,
    sanıklar hakkında mağdurlara yönelik yaralama ve öldürmeye teşebbüs suçlarından, denetime imkan vermeyecek şekilde ayrı ayrı değerlendirme yapılmaksızın ortak hükümler kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, hükmolunan ceza miktarı, temyiz incelemesi dışında tutuklulukta geçen süre ve bozmanın mahiyetine göre sanık ... ve ... müdafilerinin tahliye talebinin REDDİNE, 23/01/2018 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/6534 Karar : 2018/1153
    Tarih : 22.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

    1-Mahkemece sanık ...'un yüzüne karşı verilen 22.01.2010 tarihli ilk kararda yasa yolu başvuru süresinin gerekçeli kararın tefhiminden itibaren başlayacağının belirtilmesi gerekirken “tefhim veya tebliğden itibaren” başlayacağının belirtilmesi suretiyle yanıltıcı ifadenin kullanılması ve bu haliyle tefhimin Anayasa’nın 40/2, CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde öngörülen yöntemlere uygun olarak yapılmayıp, gerekçeli kararın da sanığa tebliğ edilmediği anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin işlemeye başlamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün açıklanmasına karar verilmesi,

    2-Kabule göre de;

    a-Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilirken denetim yükümlülüğü getirilmediği halde, 5271 sayılı CMK’nın 231/11 nci maddesinin 1 nci cümlesi gereğince hükmün açıklanmasıyla yetinilmesi yerine TCK'nın 51. maddesi ile erteleme kararı verilmesi,

    b-02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/14150 Karar : 2018/517
    Tarih : 17.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Gereği görüşülüp düşünüldü:

    Sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-) Sanığın tanık olarak dinlendiği davaya konu olayda tebligat yapan posta dağıtıcısı sıfatıyla yer aldığı ve tebligatı usulüne uygun yapmadığı ve sahte düzenlediğini söylemesi durumunda kendisinin de TCK'da düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanacağı sonucu çıkacağına göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu yöndeki uygulamaları ve 1982 Anayasası'nın "Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." şeklindeki hükmü gözetilerek sanığın bu olayda CMK.nun 48. madde uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı bulunduğu, kendisine bu yönde hatırlatma yapılması gerekirken hatırlatma yapılmadan beyanının alındığının anlaşılması karşısında TCK.nun 273/1...b maddesinin uygulanması gerekip gerekmediği tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kabule ve uygulamaya göre de;

    2-) 25.03.2010 olan suç tarihinin, 2013 olarak yanlış gösterilmesi suretiyle CMK.nun 232/2...c maddesine aykırı davranılması,

    Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3115 Karar : 2018/11
    Tarih : 16.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Yasal şartları oluşmadığından, sanık müdafiinin duruşma isteminin CMUK'nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

    Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-Gerekçeli karar başlığında suç adının “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” yerine "Silahlı terör örgütüne üye olma" olarak yazılması,

    2-Ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilirken uygulanan kanun maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine muhalefet edilmesi,

    Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenlerle BOZULMASINA, bu hususların yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK'nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, gerekçeli karar başlığındaki suç kısmından “silahlı terör örgütüne üye olma” ibaresinin çıkarılarak yerine “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” ibaresinin eklenmesi ve hükmün 1. fıkrasına "ceza verilmesine yer olmadığına" ibaresinden önce gelmek üzere "5271 sayılı CMK'nın 223/4 maddesi gereğince" ibaresi eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 16.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/21524 Karar : 2018/308
    Tarih : 15.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Gereği görüşülüp düşünüldü:

    Sanığın yakalama emri üzerine yakalanmış olması ve bu nedenle kendiliğinden teslim olmadığının anlaşılması karşısında hakkında TCK.nun 293. maddesinin uygulanmasına dair tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

    Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak;

    1- Bursa 2. İnfaz Hakimliği’nin 2013...1438 E. sayılı 09.09.2013 tarihli kapalı cezaevine iade kararının sanığa tebliğine ilişkin tebligat evraklarının getirtilip, tebliğ sırasında 2 gün içinde cezaevine yada Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine dair ihtarat yapılıp yapılmadığı belirlendikten sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

    Kabul ve uygulamaya göre de;

    2- Sanık hakkında TCK.nun 292/1. maddesi uyarınca uygulama yapılırken bu hükme yollama yapan 5275 sayılı Kanunun 105/A...8. maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK.nun 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/17395 Karar : 2018/273
    Tarih : 15.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 05.12.2017 tarih ve 2017/8986 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15.12.2017 tarih ve KYB-2017/70294 sayılı ihbarname ile;

    213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na muhalefet etmek suçundan sanık ...'ın anılan Kanun’un 359/b-1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddeleri gereğince üç kez 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Bakırköy 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/02/2017 tarihli ve 2014/472 esas, 2017/139 sayılı kararının "Sanık hakkında 2012, 2013 ve 2014 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme iddiasıyla açılan kamu davasında sanığın suçlamaları kabul etmemesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi bakımından sahte olduğu iddia edilen faturaları kullanan ilgili firma yetkilileri hakkında sahte fatura kullanmak suçundan karşıt inceleme yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise, karşıt inceleme raporlarının tamamının dosya arasına alınması, firma yetkilileri hakkında açılmış dava olup olmadığının araştırılarak, dava açıldığının tespiti halinde, dava dosyaları celp edilip incelenerek, özetlerinin duruşma tutanağına geçirilip, bu davayı ilgilendiren ve sahteliği belirleyen delillerin onaylı örneklerinin dava dosyasına intikal ettirilmesi, sanığın mal aldığı firmalar olarak tespit edilen ... Ltd. Şti ve İ... isimli mükellefler hakkında vergi tekniği raporu olup olmadığının tespiti ile düzenlenmiş ise temini, yine bu iki mükellef hakkında dava açılmış ise, dava dosyasının getirtilerek incelenip, bu davayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içerisine konulması, faturaları kullanan şirketler ile sanığın yetkilisi olduğu şirkete ait defter ve belgeler ve sanığın mal aldığını beyan ettiği iki mükellefin defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapıtırılarak, faturaların gerçek alım-satım karşılığı olup olmadığının, mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyeleri, teslim-tesellüm belgeleri, ödeme belgeleri ile satıcının kasasına ya da banka hesabına girip girmediğinin tespiti ve şirket yetkililerinden dava konusu faturaları kimden aldıkları sorularak, faturaları düzenleyen sanığın kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespitinden sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme, vergi suçu raporu ve vergi tekniği raporunun tekrarından ibaret yetersiz bilirkişi raporu ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulmak suretiyle CMK'nun 230. maddesine muhalefet edilmesi,

    Kabule göre de; Hüküm başlığında suç tarihinin açık şekilde yazılmayarak CMK'nun 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi, sanığın aynı takvim yılı içerisindeki farklı dönemlerde sahte fatura düzenlediklerinin iddia ve kabul olunması karşısında; koşulları bulunduğu halde hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasında isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,

    Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

    5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini de açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.

    Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.

    Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

    Buna göre bozma nedenleri;

    5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

    Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

    Aynı kanun maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

    Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün hangi hallerde kanun yararına bozulabileceği, kanun yararına bozma kararının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanun yararına bozma, kesinleşen hüküm yönünden hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan gerek usul, gerekse maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlıdır. Dava konusu olayda mahkemece kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen hükümde, eksik incemeye dayalı olarak karar verildiğinden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkün değildir. Zira böyle bir durumda ortada hukuka aykırılık hali bulunmamakta olup, varolan kanıtların mahkumiyete yeterli olup olmamasına ilişkin değerlendirme yanlışlığından kaynaklanan bir uyuşmazlık hali söz konusudur.

    Bu açıklamalar ışığında, incelenen dosya içeriğine göre; hükümlü ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik, istemde belirtilen nedenlerin kanun yararına bozma yolunda ileri sürülemeyeceği anlaşıldığından, Bakırköy 23. Asliye Ceza Mahkemesi‘nin 21.02.2017 tarih ve 2014/472 Esas-2017/139 Karar sayılı ilamına yönelik kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki istem yerinde görülmediğinden REDDİNE, mahalline gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 15.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/678 Karar : 2018/101
    Tarih : 11.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine.

    Ancak;

    ... Belediyesi gelir ve harcama yetkilisi olan sanık ...'ın belediye bütçesine intikal ettirmesi gereken 22.140 TL bedeli belediye hesabına aktarmayarak zimmet suçunu değişik tarihlerde aynı suç işleme kararı kapsamında belediyenin zararına olarak müteselsilen işlediği ve bu suçun işlenmesine sanık ...'in gayri resmi olarak belediyede çalıştırdığı sanık ... tarafından yardım edilerek icrasının kolaylaştırıldığı iddiasıyla yapılan yargılamada; sanık ...'nin tutmuş olduğu oluş ve olaya uygunluk arz eden ajanda içeriği, aşamalardaki parayı sanık ... başkanına peyder pey teslim ettiğine dair beyanları, ihbarı yaparak olayı ortaya çıkaran tanık ...'ın söz konusu malzemelerin parasını sanıkların aralarında paylaştıklarına dair anlatımları, ajandada ismi geçen bir kısım tanıkların ajanda içeriği ile örtüşen beyanları, sanık ...'nin belediyeden emekli olmasına rağmen sanık ... tarafından çalıştırılması ve belediye kepçe operatörü tanık ...ı'nın kum ve çakıl yükleme işlerinde talimatı sanık ...'den aldığını ifade etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; ajandada ...'dan 15/05/2005 tarihinde tahsil edilip hakkındaki beraat hükmü kesinleşen ...'a teslim edildiği belirtilen 3.000 TL, ...'den 30/10/2004 tarihinde tahsil edilip tanık Şeref Özçelik'e teslim ediliği belirtilen 1.500 TL, ...' den 01/11/2004 tarihinde tahsil edilip tanık...'e teslim ediliği belirtilen 1.000 TL, açık kimlik bilgileri belirlenemeyen ...'dan 04/09/2004 tarihinde tahsil ediliği belirtilen 260 TL dışında ..., ..., ..., ..., ... isimli şahıslardan verilen malzemeler karşılığı tahsil olunan ve belediye bütçesine intikal ettirilmesi gereken 14.400 TL'nin belediye kayıtlarına alınmadan belediyenin para ve malları üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan ve belediye başkanı olan sanık ...'a teslim edildiği, O'nun tarafından da paranın zimmete geçirildiği, sanık ...'nin de bu paranın karşılığı olan malzemelerin dağıtılması, paranın tahsili ve sanık ...'e verilmesi gibi eylemlerle yardım ederek suçun icrasını kolaylaştırdığı, fiilin ...'ın yapmış olduğu müracaat ve diğer tanıkların beyanlarının alınması, sanık ... tarafından tutulan ajanda da yazılı bilgilerin incelenmesi neticesinde daire dışı bilgi ve araştırmayla saptandığı, bu nedenle sanık ...'in eyleminin zincirleme nitelikli zimmet, sanık ...'nin ise TCK'nın 40/2. maddesi uyarınca zincirleme nitelikli zimmet suçuna yardım etme niteliğinde olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde suç vasfında yanılgıya düşülerek sanık ... hakkında güveni kötüye kullanma, sanık ... hakkında ise görevi kötüye kullanma suçundan hükümler kurulması,

    Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 03/06/2005 ve öncesi yerine 22/03/2006 olarak gösterilmesi suretiyle CMK'nın 232/2-c maddesine muhalefet edilmesi,

    Kanuna aykırı, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 11/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/11397 Karar : 2018/120
    Tarih : 9.01.2018

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yargı çevresi dışındaki bir cezaevinde başka suçtan hükümlü olan ve savunması tespit edilen sanığın, yerel mahkemece duruşmada hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için duruşmaya getirilmemesine karar verilebileceğinden, hükmün tefhim edildiği duruşmada hazır bulundurulmaması CMK.nun 196. maddesine aykırılık oluşturmadığından tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.

    Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak,

    Tekerrür uygulamasında kazanılmış hakkın 5275 sayılı Yasanın 108/2. maddesi uyarınca sadece koşullu salıverilme süresine eklenecek ceza miktarına ilişkin olup, tekerrüre esas alınan ilamın kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

    Sanık hakkında TCK.nun 297/1. maddesi uyarınca fikri içtima uygulanırken dayanak yasal düzenlemenin aynı maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesi olarak gösterilmesi gerekirken, aynı Yasanın 191. maddesi olarak gösterilmesi suretiyle CMK.nun 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    Yasaya aykırı ise de; yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 2. fıkrasındaki "191/1. maddesi" ibaresinin çıkarılarak yerine "297. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesi" yazılarak ve hükmün tekerrür uygulamasına ilişkin 6. paragrafının tamamen çıkarılarak yerine "sanığın mahkumiyetine ilişkin Kocaeli 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.04.2007 tarih 2007/44 E., 2007/159 K. sayılı ilamı ile verilen 1 yıl 11 ay 10 gün süreli hapis cezasının tekerrüre esas alınmasına, sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 326/son maddesi uyarınca aleyhe değiştirmeme ilkesi gözetilerek 5275 sayılı Kanunun 108/2. maddesi gereğince mükerrir olan sanık hakkında koşullu salıverme süresine eklenecek miktarın Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.03.2008 tarih 2004/2153 E. 2008/76 K. sayılı 17.04.2008 kesinleşme tarihli ilamının esas alınarak belirlenmesine" ibaresi yazılarak sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2017/828 Karar : 2017/551
    Tarih : 19.12.2017

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nun 85/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı CMK'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin, Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.06.2009 gün ve 501-404 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanık müdafii tarafından 6008 sayılı Kanun ile CMK`nun 231/6. maddesine eklenen cümle uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yeniden değerlendirmesinin talep edilmesi üzerine, dosyayı yeniden ele alan Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesince 21.12.2010 gün ve 501-404 sayı ile, sanığın bu defa 5237 sayılı TCK’nun 85/1, 62 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 12.06.2013 gün ve 28656-15966 sayı ile;

    “...Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1- Sanığın ortağı olduğu ... Tekstil ve İplik Sanayi Limited Şirketinde yaklaşık 10 yıldır işçi olarak çalışan ölenin, olay günü, yuvarlak örme makinesinde çalışırken kafasını makinenin kumaş sarma merdanesi ile ayağı arasına sıkıştırması neticesinde vefat etmesi olayı ile ilgili olarak, ... Tekstil ve İplik Sanayi Limited Şirketinin kayıtlı olduğu ticaret sicil memurluğunda, olay tarihinde şirketin yönetiminden kimin sorumlu olduğuna ilişkin evraklar getirtilip sanığın şirkette fiili olarak görev yapıp yapmadığına ilişkin bilgisi olabilecek şirket çalışanlarının beyanı alındıktan sonra, maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sanığın olayda kusurlu olup olmadığının kesin olarak tespiti bakımından, teknik üniversitelerin konu ile ilgili kürsülerinden seçilecek öğretim üyelerinden oluşacak bilirkişi heyetinden alınacak rapor sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,

    2- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.07.2009 tarih ve 62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK'nun 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan failin güttüğü amaç ve saik` gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi;

    3- 5237 sayılı TCK’nun 51/7. maddesi uyarınca denetim süresi içinde sanığın kasıtlı bir suç işlemesi ve kendisine yüklenen yükümlülüklere hâkimin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi halinde ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine, denetim süresi içerisinde işlenecek ikinci suçtan dolayı hüküm veren mahkeme tarafından karar verileceği gözetilmeden, infazı kısıtlar şekilde, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi halinde cezanın tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

    (2) ve (3) nolu bozma nedenlerine uyan Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesi 31.10.2013 gün ve 477-895 sayı ile (1) nolu bozma nedeni yönünden önceki hükümde direnerek sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2014 gün ve 397918 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 747-795 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.05.2017 gün ve 71-3923 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Sanık Ahmet Y... hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup direnme kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, direnme hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, ilk hükümdeki gerekçenin tekrarlanması suretiyle direnme hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.

    Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK’nun 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK’nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.

    Bu açıklamalar ışığında önsoruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;

    Yerel mahkemece, Özel Dairenin bozma kararı ile tamamen ortadan kalkan sanık hakkındaki ilk hükümde direnilirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan hüküm kurulmuştur.

    Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, saptanan bu usulü nedenden dolayı diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına ve bozma nedeni göz önüne alındığında bozmaya uyulan kısımların bu aşamada Özel Dairece incelenmesi gerekmediğinden dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Bakırköy 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.10.2013 gün ve 477-895 sayılı direnme hükmünün, usul ve kanuna uygun direnme gerekçesi gösterilmeden karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

    2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.12.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3368 Karar : 2017/4676
    Tarih : 25.09.2017

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

    Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca,
    hüküm fıkrasında, başvurulacak kanun yolunun, merciinin, süresinin, başvuru şeklinin ve bu sürenin başlangıcının açıkça gösterilmesi gerekmekte olup,
    sanığın yüzüne karşı verilen 29.03.2006 gün, 2005/789 esas ve 2006/146 karar sayılı hapis ve denetimli serbestlik tedbiri kararında başvurulacak kanun yolunun süresinin ne zamandan itibaren başlayacağı, mercii ve şekli belirtilmediği anlaşıldığından;
    29.03.2006 tarihli kararın kesinleşmediği, buna bağlı olarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uyulmadığı gerekçesiyle verilen 09.07.2009 tarihli kararın hukukî değer taşımadığı ve sanığın 02.10.2009 tarihli temyiz isteğinin 29.03.2006 tarihli karara yönelik olduğu kabul edilerek yapılan incelemeye göre;

    Mahkûmiyet kararının verildiği 29.03.2006 tarihinden hükmün incelendiği tarihe kadar 5237 sayılı TCK’nın 66/1 - e maddesinde öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolduğu, zamanaşımını kesen bir nedenin tespit edilemediği anlaşıldığından; hükmün BOZULMASINA;
    5320 sayılı Kanun’un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/12685 Karar : 2017/4747
    Tarih : 27.09.2017

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, aşağıda belirtilenler dışında sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1 - Hükmedilen gün para cezasının, adli para cezasına çevrilmesine karar verilmesi sırasında 5237 sayılı TCK’nın 52/2. maddesinin gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK`nın 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    2 - Sanık hakkında TCK'nın 53. maddesi uygulanırken Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete`de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,

    3 - İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü ve Adli Tıp Kurumu tarafından suç konusu maddelerden alınan tanık numunelerin müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, CMUK’nın 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA; ancak bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun`un 322. maddesi uyarınca giderilmesi mümkün bulunduğundan;

    1 - Hükmün 1.bendinin 2. fıkrasına “hükmolunan adli para cezasına esas 1 günün” ibaresinden sonra gelmek üzere “ 5237 sayılı TCK’nın 52/2. maddesi uyarınca” ibaresinin eklenmesine,

    2 - Sanık hakkında TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümlerin hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine "Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında, 5237 sayılı TCK`nın 53. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına" ibaresinin yazılmasına,

    3 - Hüküm fıkrasının müsadereye ilişkin bölümüne "İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü ve Adli Tıp Kurumu tarafından suç konusu maddelerden alınan tanık numunelerin TCK`nın 54/4 maddesi gereğince müsaderesine" ibaresi yazılmak suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/13622 Karar : 2017/4529
    Tarih : 18.09.2017

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içerisindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine

    ancak;

    1)Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı karar ile 5237 Sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

    2)Sanığa verilen 1458 gün adli para cezasının, günlüğü 20 liradan hesaplanmak suretiyle adli para cezasının belirlenmesi sırasında TCK'nın 52/2. maddesi yerine TCK'nun 52. maddesi yazılması suretiyle CMK`nın 232/6. maddesine aykırılıkta bulunulması,

    Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan CMK`nın 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA; ancak bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;

    1 - TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine "sanıklar hakkında, Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan duruma göre, TCK`nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına" ibaresinin yazılması,

    2 - Hüküm fıkrasının, sanığa verilen 1458 gün adli para cezasının günlüğü 20 liradan hesaplanmak suretiyle adli para cezasının belirlenmesine ilişkin bölümünde “TCK'nun 52. maddesi” ibaresinin çıkarılarak yerine `TCK'nın 52/2. maddesi`` ibaresinin yazılması, suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/1876 Karar : 2017/6081
    Tarih : 7.09.2017

    • CMK 232. Madde

    • Hükmün Gerekçesi ve Hüküm Fıkrasının İçereceği Hususlar

    Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

    1- Takdiri indirim uygulanması sırasında ve adli para cezasının bir gün karşılığının belirlenmesi sırasında uygulama maddesinin ilgili fıkralarının gösterilmemesi suretiyle CMK.nun 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    2- 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Yasanın 5. maddesi ile yapılan değişiklikle,
    5237 sayılı TCK.nun 50/6. madde ve fıkrasında yer alan "yaptırım" ibaresinin "tedbir" olarak değiştirilip,
    5275 sayılı TCK.nun 106. maddesinin 4. ve 9., yine 18.06.2014 tarihli 6545 sayılı Yasanın 81. maddesi ile 3. ve 8. fıkralarındaki değişiklikler gözönüne alındığında, ayrıca 10. fıkrasının da yürürlükten kaldırılması karşısında, infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde adli para cezasının ödenmemesi halinde, ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi,

    3- 24.11.2015 günlü 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi`nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    TCK.nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, mahkum olduğu kısa süreli olmayan hapis cezası ertelenen sanık hakkında anılan maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde yazılı hak yoksunluğunun, sanığın kendi altsoyu dışındaki kişiler üzerindeki velayet, vesayet veya kayyımlık yetkileri açısından cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    4- Suçtan doğrudan zarar görmeyen ve katılma hakkı bulunmayan ...`nin davaya katılan olarak kabul edilip lehine vekalet ücretine hükmolunması,
    Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden ve bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322. maddesi uyarınca,

    1- Hükmün 2. fıkrasından "62." 3. fıkrasından "52." ibaresininin çıkarılarak yerlerine "62/1." ve "52/1." ibaresinin eklenmesi,

    2- Hükümden "Yasal ihtarlara rağmen ödenmeyen adli para cezasının TCK.nun 52/4. maddesi uyarınca hapse çevrileceğinin, 5275 sayılı Yasanın 106/3. maddesi hükmü gözetilerek infazına karar verileceğinin sanığa ihtarına" şeklindeki bendinin çıkartılması,

    3- Hükümden TCK.nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılarak yerine "24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi`nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararındaki iptal edilen hususlar gözetilerek, 5237 sayılı TCK.nun 53/1.2.3. madde ve fıkralarının tatbikine," ifadesinin eklenmesi,

    4- Hüküm fıkrasından ... lehine vekalet ücreti verilmesine ilişkin bendin çıkartılması ve sair kısımların aynen bırakılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.