CMK Madde 193



  • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    CMK Madde 193

    (1) Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.

    (2) (Ek: 25/5/2005 - 5353/28 md.) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.




  • CMK Madde 193 Gerekçesi

    Madde, kovuşturma evresinin sözlülüğü ve tartışmalılığı ilkesini vurgulamaktadır. Sanık hazır bulunmadan duruşma yapılacak olursa bu ilkeler uygulanmış olamaz. Ancak hukuk düzeni çok ayrık hâllerde ve değişik nedenlerle sanık bulunmadan duruşma yapılacak hâlleri göstermiş bulunuyor.

    Temel esas sanığın huzuru ile duruşma yapılması olduğundan, sanık gelmemesinin geçerli nedenlerini ispat edemezse ihzarına karar verilebilecektir. Alman Kanunu, sanığın duruşmada bulunmasını güvence altına almak üzere hakkında kamu davası açılan her kişinin tutuklanacağını hüküm altına almıştır.

    Üçüncü fıkra, birinci fıkrada yer alan kanunun ayrık tuttuğu hâller bakımından belirli bir hâli düzenlemektedir: Yargılandığı suçtan dolayı verilmiş tutuklama kararından sonra firar eden sanık, duruşmada sorguya çekilmiş ve artık duruşmada hazır bulunması mahkemece gerekli görülmemiş ise, dava yokluğunda görülüp bitirilebilecektir. Ancak bunun için sanığın mutlaka bir avukatının bulunması, avukatı yoksa bir avukat atanmasına karar verilmesi ve avukatın baro tarafından seçilmesi; adı geçenlerin özellikle duruşmada bulunmaları şarttır.



  • CMK 193 (Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/12839 Karar : 2018/7931
    Tarih : 15.10.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yargılama sırasında Bursa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçtan tutuklu olarak bulunan ve duruşmadan bağışık tutulma talebi bulunmayan sanığın, 5271 sayılı CMK`nin 193. maddesinin 1. fıkrası ile 196. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, son oturumda SEGBİS yoluyla duruşmada hazır bulundurulması sağlanıp, yüzüne karşı hüküm verilmesi gerektiği gözetilmeden, yokluğunda yargılamaya devam edilip karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

    Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.10.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/2521 Karar : 2018/6454
    Tarih : 17.05.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1- Suça sürüklenen çocuk ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

    Suç tarihinde 12-15 yaş grubunda bulunan suça sürüklenen çocuğun hırsızlık, kamu malına zarar verme ve iş yeri dokunulmazlığını bozma suçlarından eylemine uyan TCK'nın 142/1-a, 116/2, 119/1-c, 152/1-a ve 31/2 maddeleri uyarınca belirlenecek cezanın miktar ve nev’i itibariyle tabi olduğu aynı Kanun’un 66/1-e, 66/2. maddelerinde öngörülen 4 yıllık zamanaşımının, karar tarihinden inceleme tarihine kadar gerçekleşmiş olması,

    Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan, 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuk hakkında açılan kamu davalarının, 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE,

    2- Suça sürüklenen çocuk ... hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

    Suça sürüklenen çocuğun duruşmada hazır bulunması ve sorgusunun yapılmış olması gerekliliği, "yargılamanın yüze karşı olması, savunma hakkının kısıtlanmaması ve cezanın bireyselleştirilmesi" ilkelerinin bir sonucu olup, CMK'nın 193/2 ve 195/1. maddelerinde belirtilen ayrık hükümler dışında, delillerin takdir ve tayininin gerektiği durumlarda suça sürüklenen çocuğun sorgusu yapılmadan hüküm kurulmasının olanaklı bulunmaması karşısında; CMK'nın 193. maddesi hükmüne aykırı olarak aynı Kanun'un 147 ve 191. maddeleri uyarınca suça sürüklenen çocuğun sorgusu yapılmadan mahkûmiyet kararı verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

    Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 17/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/4484 Karar : 2018/5428
    Tarih : 14.05.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Hükümler: 1-Sanık ... için: TCK’nın TCK’nın 89/4, 62, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet

    2-Sanık M...çin:TCK’nın 89/4, 22/3, 62, 53/6 maddeleri gereğince mahkumiyet

    Taksirle yaralama suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hüküm, sanıklar tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1-Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz isteminin incelenmesinde;

    Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın sabıkası olmamasına rağmen lehine olan hükümlerin uygulanmadığına ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    Sanık ...’in sevk ve idaresindeki araçla gece vakti, meskun mahal dışında seyir halindeyken kavşaklarda geçiş üstünlüğü kuralına riayet etmeyerek sola dönmek için kavşağa kontrolsüz girmesi sonucu karşı yönden alkollü bir şekilde seyreden sanık ...’ın kullandığı araç ile çarpıştığı, çarpışma sonrası sanık ...’in kullandığı araçta bulunan Güldeste ve Bahattin ile sanık ...’ın aracında bulunan ... ve ...’nın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, vücutlarında kemik kırığı oluşacak şekilde; sanık ...’in aracındaki diğer kişiler Güldeste, Bahattin, Gülengül ve Tuğçe ile diğer araç sürücüsü sanık ...’in BTM ile giderilebilir şekilde yaralandıkları, sanık ...’in aracında bulunan Güldeste, Bahattin, Gülengül ve Tuğçe ile diğer araçta bulunan Ferdi’nin sanıktan şikayetçi olmadıkları, sanık ...’ın ise soruşturma aşamasında şikayetçi olmayıp, kovuşturmada şikayetçi olduğunu belirttiği, şikayetten vazgeçmeden vazgeçme olamayacağı, katılan sanık ...’in yaralanması ile ilgili şikayetinin devam ettiğini beyan etmesi karşısında, bilinçli taksir koşullarının bulunmadığı anlaşılan olayda sanığın sadece ...’ın yaralanmasından sorumlu tutulup, 5237 sayılı TCK`nın 89/1. maddesi gereğince cezalandırılması yerine, suçun niteliğinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK`un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,

    2-Sanık ... hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz isteminin incelenmesinde;

    Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın verilen cezanın mağduriyetine yol açacağına ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    a-Duruşmadan vareste tutulmasını istemeyen ve duruşmadan vareste tutulmasına karar verilmeyen sanığın, kararın verildiği duruşmanın yapıldığı 17.01.2017 tarihinde başka bir suçtan mahkemenin yargı çevresindeki Erciş Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunması nedeniyle duruşmalarda hazır edilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın yokluğunda yargılamaya devamla mahkumiyetine karar verilerek CMK`nın 193/1 ve 196/5. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

    b-Sanığa ek savunma hakkı tanınmadan TCK'nın 22/3. maddesinin uygulanması suretiyle CMK`nın 226. maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,

    Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK`un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 14/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2017/595 Karar : 2018/185
    Tarih : 24.04.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık ...`ın beraatine ilişkin İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.03.2013 gün ve 274-54 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 23. Ceza Dairesince 27.10.2015 gün ve 12607-5746 sayı ile;

    "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.11.2002 tarih ve 272-402 esas-karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, 1412 sayılı CMUK'nun 223/son maddesi ile aynı mahiyette hüküm içeren ve 5271 sayılı CMK`nun 193/2. maddesine göre; mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnasının, dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması hâlinde verilen beraat kararı ile sınırlı olduğu, buna göre; suça sürüklenen çocuğun sorgusu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak ve delil takdirine girmek suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden, sorgusu yapılmayan suça sürüklenen çocuk hakkında yazılı şekilde beraat kararı verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Yerel mahkeme ise 31.12.2015 gün ve 475-538 sayı ile önceki hükümde direnmiştir.

    Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.02.2016 gün ve 49906 sayılı "onama" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 gün ve 267-1586 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, 30.12.2016 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 gün ve 398 sayılı kararı ile Yargıtay 23. Ceza Dairesinin kapatılması nedeniyle aynı karar uyarınca bu Daireye ait işlerin devredildiği Yargıtay 15. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucu 12.04.2017 gün ve 3822-9143 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın sorgusu yapılmadan beraat kararı verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılamada, sanık ve müdafii adına Yargıtay bozma ilamı ile duruşma gün ve saatini bildirir davetiyenin tebliğe çıkarıldığı, sanığa çıkarılan tebligatın iade edilmesi üzerine başkaca herhangi bir araştırma ve tebligat yapılmadan yokluğunda yargılamaya devam edilerek sanıktan aleyhe karşı diyecekleri sorulmadan, müdafiinin dinlenilmesi ile yetinilip önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

    1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK`nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.

    Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK`nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.

    Bu itibarla, yerel mahkemece verilen direnme kararına konu hükmün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;

    "5271 sayılı CMK`nın 193/2. maddesi hükmünün nasıl yorumlanması ve uygulanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.

    5353 sayılı Kanunla değişik mezkûr fıkra hükmüne göre, Sanık hakkında toplanan delillere göre, mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.`

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 1412 sayılı CMUK (m.223/son) döneminde oluşturduğu içtihatlarında ortaya koyduğu, 23 ve 15. Ceza Dairelerinin uyuşmazlık konusu bozma kararlarında ifadesini bulan birinci görüşe göre; CMK'nın 193. maddesinin 2. fıkrası ancak; eylemin ilk bakışta suç oluşturmayacağı`nın anlaşılması hâli ile sınırlı olarak uygulanabilir.

    Doktrin (Örneğin; Prof. Dr. C. Şahin, Adalet Dergisinin Ocak-2013 tarihli, 45. sayısında yayımlanan makalesinde, benzer bir olay nedeniyle, birinci görüşe uygun olarak verilen 03.07.2012 tarihli, 2012/11-526 ve 260 esas ve karar sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararını eleştirmiş ve aşağıda izah edilen ikinci görüşü benimsediğini ifade etmiştir.) tarafından da büyük bir çoğunlukla kabul edilen diğer görüşe göre ise; CMK'nın 193. maddesinin 2. fıkrasında mevcut olmayan koşulların ihdâs edilmesi suretiyle, maddenin uygulama alanı daraltılamaz. İ.H.A.S. 6 ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. ve 38. maddelerinde vurgulanan Adil Yargılanma Hakkı ile Masumiyet Karinesi` ve Lekelenmeme Hakkı gibi ceza muhakemesine egemen olan ilkeler ışığında, anılan maddenin dar yorumlanması ve uygulanması doğru değildir. Eğer mahkemece, sanık hakkında toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa sanığın sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.

    Aşağıda açıklayacağımız gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.

    Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK’nın yazılı bir gerekçesi yoktur. Mezkûr madde metninde ise; fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılmasıya dadelil takdiri gerektirmeyen durumlar` ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesinin uygulama koşulu olarak kabul etmek mümkün değildir.

    Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı ve kolluk amiri (Örneğin; CMK m. 119 hükmü uyarınca aramada ...), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (CMK'nın 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir) bile, delil takdiri yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine girişemiyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı CMK`nın 193/2. maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.

    Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o takdirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.

    Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz savunma alınmadan beraat kararı verilebilir.

    CMK'nın 193/2. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir kararın verilebilecek olması CMK`nın 193/2. maddesinin uygulanabilmesinin yegâne koşuludur.

    Nitekim Yargıtay CGK bu düşüncelerden hareketle, 20.10.2009 günlü, esas ve karar sayılı içtihadında, 5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddesi hükmünü `eylemin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması hâli ile sınırlamanın kanun koyucunun amacına uygun düşmediği tespitini yaparak bu içtihadı yumuşatmıştır.

    Somut olayda, her ne kadar suç tarihinde 18 yaşından küçük ve Bayram S. ile evli olan suça sürüklenen çocuk (SSÇ) N.S.’nin, Haydarpaşa Numune Hastanesi Acil Kadın Doğum Servisine muayene için geldiğinde kayınpederinin sosyal güvencesinden yararlanan eşinin kardeşi ve 14 yaşında olan Serap S.’nin kimliğini ibraz ettiği, hamile olduğu ve başkasının kimliğini kullandığının anlaşılması üzerine, durumun hastane polisine bildirildiği, bu suretle SGK Başkanlığını dolandırdığından bahisle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia edilmiş ise de;

    5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 3, 4, 60 ve 63. maddeleri uyarınca, 18 yaşından küçükler ve hamileler (anneler) zorunlu olarak sosyal güvence kapsamında sayılmakta, her türlü sağlık ve tedavi hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmektedir.

    SSÇ’nin kovuşturma evresinde ifadesi alınamamıştır. Ancak; iddia ve toplanan delillere göre, işlenemez suç değil, elverişsiz teşebbüs söz konusudur.

    “...Eğer kişinin gerçekleştirdiği fiil, kanuni tarifte yer alan neticeyi gerçekleştirme açısından elverişsiz ise; bu davranış ceza hukuku yönünden önem taşımamaktadır.

    Ancak, belirtelim ki; icra edilen fiilin neticenin meydana gelmesi açısından elverişsiz olmasıyla, suçun konusunun yokluğu durumunu birbirine karıştırmamak gerekir.

    Suçun konusu açısından, elverişsizlikten değil, yokluktan söz edilebilir. İşlenmek istenen suç açısından konu mevcut değilse ortada işlenemez suç vardır. Meselâ, failin öldürmek kastıyla ateş ettiği kişi, daha önce başka bir sebeple ölmüştür. Fail, başkasına ait olduğu düşüncesiyle, gerçekte kendisine ait olan bir malı çalmıştır. Fail, çocuğunu düşürtmek amacıyla bir kadının meselâ bel nahiyesine, karın boşluğuna çeşitli şekillerde fiziki güç tatbik etmiştir. Fakat, kadın gerçekte hamile değildir. (Prof. İ.Özgenç- Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12. Bası, Shf. 476)

    Buna mukabil, bir insanın büyü (sihir) yoluyla öldürülmek istenmesi hâlinde, işlenemez suçtan değil, elverişsiz teşebbüsten söz edilir. (Örnek, age. Shf. 476 dipnot-863’ten alınmıştır.)`

    Elverişsiz teşebbüs ya da işlenemez suçun varlığı hâlinde, kişi suç işleme iradesini açığa vurduğuna göre, tehlikeli kişiliği ortaya çıkmış bu kişi hakkında arz ettiği tehlikeliliğine oranla bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerektiği savunulabilirse de, bizim sistemimizde, böyle bir normatif düzenleme bulunmadığından suçun kanunilik unsuru gerçekleşmemiştir, verilen beraat kararı doğrudur.

    SSÇ N.S.’nin savunmasının alınması da bu gerçeği değiştirmeyecektir.

    Somut olayda, usul ve yasaya uygun olan 15.03.2013 günlü beraat hükmü onanmalıydı.

    Esasen, takipsizlik kararı vermek yerine, hukuka aykırı bir şekilde düzenlenen iddianamenin iade edilmesi gerekirdi.

    Yargıtayımızın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, aleyhe olan bozma kararı üzerine sanığın (sanıkların) bozma sonrası diyeceklerinin sorulması gerektiği bizce de bilinen bir husustur.

    Fakat, her kuralın bazı istisnaları olabilir, bazen olması da gerekir. Aleyhe olan bozma kararı hukuka açıkça aykırı ise, işbu bozmaya karşı sanığa diyeceklerini sormaya gerek olmadan direnme kararı verilebileceğini düşünmekteyiz. Örneğin; aldatıcılık yeteneği bulunmadığı açıkça anlaşılan bir belgede sahtecilik suçundan savunma alınmadan verilen beraat kararının CMK`nın 193/2. maddesinin dar yorumlanması suretiyle bozulması hukuka açıkça aykırı olduğundan, bu sebeple verilen bozma kararından sonra sanığa diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilebileceğini kabul etmek gerekir.

    Aynı şekilde somut olayımızda SSÇ’ye bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulması da, ortada elverişsiz teşebbüs olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Üstelik uzayan yargılama dolayısıyla SSÇ’nin makul sürede adil yargılanma ve lekelenmeme haklarının ihlâlinin boyutları daha da ağırlaştıracaktır.

    Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin beraate ilişkin direnme hükmünün onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım" açıklamalarıyla karşı oy kullanmıştır.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 31.12.2015 gün ve 475-538 sayılı direnme kararına konu hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

    2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.04.2018 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/2414 Karar : 2018/4874
    Tarih : 24.04.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

    Dosya içeriğinden sanığa yüklenen eylemin ilk bakışta suç oluşturmadığının anlaşılması halinde beraat kararı verilebilecekken, 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek, sanığın savunması alınmadan kanıtlar takdir edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 193. maddesine aykırı davranılması,

    Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 24/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/5846 Karar : 2018/1809
    Tarih : 26.02.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

    1-Sanık ... hakkında kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Birden fazla kişiyle birlikte konut dokunulmazlığını bozma suçunu işleyen sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 119/1-c maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının hırsızlık suçundan hükmolunan hapis cezasının infazı aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

    Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün ONANMASINA,

    2-Sanık ... hakkında kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarına gelince;

    Sanık, hüküm tarihinde aynı yargı çevresi içerisinde bulunan Kocaeli Açık Ceza İnfaz Kurumunda başka bir suçtan tutuklu olduğunun, UYAP kayıtlarından anlaşılması karşısında; sanık duruşmadan bağışık tutulmak isteyip istemediği sorulmadan ve bu hususta bir karar alınmadan, hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı 18.02.2014 tarihli duruşmada hazır edilmeden hükümlülüğüne karar verilmesi suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 193. ve 196. maddelerine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen

    hükümlerin bu sebepten BOZULMASINA, 26.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/4160 Karar : 2018/165
    Tarih : 23.01.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    1)Sanık ... hakkında kurulan hükmün incelenmesinde;
    sanık hakkında sanığın atılı suçu yasal savunma halinde gerçekleştirdiği gerekçeleri gösterilerek TCK’nun 25/1 ve CMK’nun 223/2-d maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden uygulama maddesinin TCK.nun 25/1 ve CMK’nun 223/3-b maddesi olarak gösterilmesi ve sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi kanuna aykırı ise de;
    bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak;
    hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan:
    "CMK’nun 223/3-b" ibaresinin " CMK’nun 223/2-d "ibaresi ile,
    "ceza verilmesine yer olmadığına" ibaresinin ise "beraatine " ibaresi ile değiştirilmesine karar verilmek suretiyle düzeltilen hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

    2)Ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri "doğrudan doğruyalık-vasıtasızlıktır."

    Bu nedenle CMK`nun 193/1. maddesinde "sanık olmaksızın yargılama olmaz" genel kuralına,
    istisnalarına ise aynı Kanunun 193/2, 194/2, 195, 196, 200/1 ve 204. maddelerinde yer verilmiştir.

    Alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, kendisinin de kabulüne bağlı olarak sanık istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılarak sorgu yapma imkanı yine CMK`nun 196/4. maddesine göre mümkün kılınmıştır.

    Somut olaydaki hukuki sorun sanığın, görüntülü ve sesli iletişim tekniğini kullanarak savunmasının alınmasına itiraz etmesi karşısında, bu sistemle savunma alınması durumunda, savunma hakkının kısıtlanarak adil yargılama ilkesinin ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesi cezai bir suç ile itham edilen herkesin, kendini savunma, iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme, duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından para ödenmeksizin yararlanması haklarını güvence altına almıştır. Buna bağlı olarak kovuşturma aşamasında;

    1)Genel kural sanığın duruşmada hazır bulundurulmasıdır. Bu hak ciddi nedenlere dayalı olarak mahkeme kararı ile sınırlandırılabilir.

    2)İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması, açık kabulüne dayalı olmalıdır.

    Tüm bu açıklamalar karşısında; her ne kadar yukarıda anılan CMK.nun 196/4. maddesi, 694 sayılı KHK’nın 147. maddesiyle değişikliğe uğrayıp SEGBİS ile savunma alınabilmesi hususunda süre şartı kaldırılmışsa da sanığın o tarihte yürürlükten bulunan hükme göre kazanılmış hakkı bulunduğu, bu haliyle SEGBİS aracılığıyla savunmasının alınmasına itiraz etmesine rağmen, yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle bu talebi reddedilerek, SEGBİS sistemi aracılığıyla beyanı alındıktan sonra mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

    Usule aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu nedenlerle tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 23/01/2018 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2014/17771 Karar : 2018/984
    Tarih : 18.01.2018

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

    1-Fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemeyeceği gözetilmeden, 5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilmek suretiyle sanığın sorgusu yapılmadan beraat kararı verilmesi,

    2-Mağdur ...'in, şikayetinden vazgeçmesi karşısında, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hüküm yönünden, sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak sonucuna göre, TCK'nın 73/4, CMK'nın 223/8. madde ve fıkraları uyarınca, karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    3-Sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi durumunda hakaret ve tehdit suçları yönünden,

    02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu, hakaret suçu yönünden ise, suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 253/3. maddesinde engel bulunduğu ancak yeni düzenleme karşısında bu suç yönünden de uzlaşma önerisinde bulunulması gerektiği anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/1246 Karar : 2017/4135
    Tarih : 3.07.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

    1)İstanbul Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 2012/13712 sayılı denetimli serbestlik dosya aslının ya da onaylı suretinin denetime imkan verecek şekilde dosya içine alınmadan dosyanın kapatıldığına dair üst yazı ve onaysız tebligat parçasına dayanılarak hüküm kurulması,

    2)İstanbul (kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/230 esas sayılı dosyası için duruşmalardan bağışık tutulma talebi bulunmayan sanığın dosya içeriği ile UYAP sisteminden yapılan sorgulamada, hüküm tarihinde başka suçtan Silivri 2 nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olduğunun anlaşılması karşısında; sanığın, hükmün esasını oluşturan kısa kararın açıklandığı 06/02/2014 tarihli oturumda hazır bulundurulmaması ve savunmasının alınmaması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 193 ve 196. maddelerine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,

    3)Sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra;

    a) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse, bu suç nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan sanık hakkında, hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesi ve aynı Kanun'un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde "hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına",

    b) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen TCK'nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”

    Karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, bozma nedenleri dışında diğer yönleri incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, 03/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verild



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/1257 Karar : 2017/4230
    Tarih : 29.05.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Olayda sanıkların hukuki durumlarının, konuyla ilgili 5237 sayılı TCK'nın 332. maddesi ile 2565 sayılı Kanunun 26. maddesi bakımından tartışılması gerekmektedir.

    "Askeri yasak bölgelere girme” başlığıyla düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 332/1 maddesinde; “Devletin askeri yararı gereği girilmesi yasaklanmış olan yerlere, gizlice veya hile ile girenlere 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir.” denilerek temelde devletin güvenliği ve askeri yararları korunmak istenmiştir.

    Madde gerekçesinde, gizlice girmek; denetim ve korumaya ilişkin her türlü tedbirler giderilerek yasaklanan yere girilmesi, hile ile girmek ise; girmek için aldatıcı vasıtalar kullanmak şeklinde tanımlanmıştır.

    Askeri yarar gereği yasaklanan yerlere gizlice veya hile ile girilmesi suçun oluşması için yeterli olduğundan suç, soyut tehlike suçudur. Somut bir zararın gerçekleşmesi aranmaz.

    Suç yasaklanan yerlerle ilgili güvenlik ve gizliliği ihlal etme genel kastı ile işlenebilir.

    TCK'nın 332. maddesi kenar başlığıyla birlikte değerlendirildiğinde, suç konusunun askeri yasak bölgeler olduğu anlaşılmakta ise de bu yerlerin nereler olduğu 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda belirlenmiştir. Zikredilen Kanunun 2. maddesinde askeri yasak bölgeler, birinci ve ikinci derece askeri yasak bölge olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Aynı maddede askeri yasak bölgelerin Genel Kurmay Başkanlığının göstereceği lüzum üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile kurulup kaldırılabileceği hükmü yer almaktadır.

    Güvenlik bölgeleri 2565 sayılı Kanunun 19. maddesine göre; özel güvenlik bölgeleri ve askeri güvenlik bölgeleri olmak üzere ikiye ayrılır. Askeri güvenlik bölgelerinin, Genel Kurmay Başkanlığınca, kamu ve özel kuruluşların çevresindeki özel güvenlik bölgelerinin ise Genel Kurmay Başkanlığının lüzum göstermesi veya Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin ya da İçişleri Bakanlığının göstereceği lüzum üzerine Genel Kurmay Başkanlığının uygun görmesi kaydıyla Bakanlar Kurulunca kurulup kaldırılabileceği aynı Kanunun 3. maddesinde düzenlenmektedir.

    Birinci derece askeri yasak bölgelerin esasları anılan Kanunun 7, 11 ve 14. maddelerinde, ikinci derece askeri yasak bölgelerin esasları 9, 13 ve 17. maddelerinde, güvenlik bölgelerinin esasları da 21. maddesinde tespit edilmiş, bu esaslara muhalefet edilmesi durumunda uygulanacak cezai hükümler ise kanunun 24, 25 ve 26. maddeleri ile TCK'nın 332. maddesinde yer almıştır.

    Buna göre;

    Askeri yasak bölgelerin sınır alametlerini bozmak, yıkmak, yok etmek ve değiştirmek kanunun 24. maddesinde,

    Birinci derece kara ve deniz askeri yasak bölgelerinde yetkili komutanlıkça geçiş için tespit edilen yolların dışına çıkmak, bu bölgelerin fotoğraf ve filmini çekmek, harita ve krokisini yapmak gibi eylemler 25. maddesinde,

    İkinci derece kara, deniz ve hava askeri bölgelerine ait esaslara, güvenlik bölgelerinde uygulanacak esaslara uymamak, zorunlu hallerde sığınma şartları ve ihbar yükümlülüklerine riayet etmemek eylemleri aynı Kanunun 26. maddesinde suç olarak düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır.

    Ancak birinci derece askeri yasak bölgelere girmek, diğer eylemlere nazaran daha ağır olmasına rağmen 2565 sayılı Kanunda cezalandırılmayarak doğrudan TCK'nın 332. maddesinin konusu haline getirilmiştir.

    Şu hale göre; TCK'nın 332. maddesinde düzenlenen suçun konusunun öncelikle birinci derece askeri yasak bölgeler oluşturmaktadır. İkinci derece askeri yasak bölgeler bakımından ise, 2565 sayılı Kanunun 9, 13 ve 17. maddelerinde T.C. vatandaşlarının bu bölgelere girmeleri yasaklanmamış ve fakat yabancıların girmeleri men edilmiştir. Bu nedenle T.C. vatandaşlarının ikinci derece askeri yasak bölgelere girmesi suç oluşturmazken yabancılar için diğer şartları var ise suç oluşturabilecektir. 2565 sayılı Kanunun 26. maddesinde “fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği ...” denilmek suretiyle ikinci derece askeri yasak bölgelere yabancıların girmesi suç olarak düzenlenip yaptırıma bağlandığından, bu özel içtima hükmü nedeniyle yabancıların bu bölgelere gizlice ya da hile ile girmeleri halinde TCK'nın 332. maddesinde düzenlenen suçun, hile veya gizlilik olmaksızın girmeleri durumunda ise 2565 sayılı Kanunun 26. maddesindeki suçun oluşacağı görülmektedir.

    Suç konusunun idari işlemle belirlenmesinin, TCK'nın 5. maddesi bağlamında “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi bakımından değerlendirilmesine gelince:

    Anayasanın 38, İnsan Hakları Sözleşmesinin 7 ve 5237 sayılı TCK'nın 2. maddelerinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hangi eylemlerin suç sayıldığının ve suç sayılan bu eylemlere ne tür ve miktarda ceza uygulanacağının hiçbir şüphe ve belirsizliğe yer bırakmayacak biçimde kanunla belirlenmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu ilkenin sonuçlarından biri olan “belirlilik” kuralına göre, fertlerin suç teşkil eden davranışları ile bunların cezalarını önceden bilmeleri sağlanmaktadır. Suç ve ceza içeren kanunların sınırlarının belirli olması, açık ve anlaşılır biçimde va'zedilmesi gerekir. Kanun koyucunun belirlilik ilkesi gereğince suçun unsurlarının bütün ayrıntılarıyla düzenlemesi temel kural olmakla birlikte, suç konusunun tespitinin teknik bilgi ve uzmanlık gerektirmesi coğrafi şartlara ve günlük toplumsal ihtiyaçlara göre değişiklik göstermesi gibi hallerde konunun aciliyet ve hassasiyetine binaen, yasama organının ağır işlemesinden kaynaklanan mahsurların önüne geçilmesi amacıyla, suç konusunun sınırları çizilip, temel ilkeleri belirlendikten sonra ayrıntılarının saptanmasında ilgili idari birimleri yetkili kılmasında hukuka aykırı bir durumun olmadığının kabulü gerekmektedir. Esasen idareye verilen bu yetki, tamamen kanun koyucunun takdir ve tasarrufu ile verilmiş olup, suçun tanımını doğrudan belirleyen bir yetki de değildir. Bu itibarla suç tanımının kanunla yapılmasından sonra suç konusu olan askeri yasak bölgeler ile güvenlik bölgelerinin kurulması sınırlarının genişletilmesi ve kaldırılmasının esas ve yöntemlerinin kanunla belirlenmesi, yasak bölge sınırlarının bilinebilir ve öngörülebilir biçimde oluşturulması ile “belirliliğin” sağlanması karşısında, işin mahiyet ve aciliyeti ile şartlara göre değişkenlik göstermesi gibi olgular da dikkate alındığında TCK'nın 332. maddesi ile 2565 sayılı Kanunun 24, 25, ve 26. maddelerinde düzenlenen suçların konusu olan askeri yasak bölgelerin ve güvenlik bölgelerinin yetkili idare tarafından belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. (Mahkeme 12.05.2004 tarih ve 25465 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 10.02.2004 tarih, 2001/143 Esas ve 2004/11 Karar sayılı kararında, aynı gerekçelerle 4533 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince suç konusunun Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenmesinde Anayasaya aykırılık bulmamıştır.)

    Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında;

    1-Sanık hakkında fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında delillerin takdir ve tayininin gerektiği durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemeyeceği gözetilmeden CMK'nın 193. maddesi hükmüne yanlış anlam verilerek sorgusu yapılmadan beraatine karar verilmesi;

    2-Gizlice girildiği iddia edilen mevkinin 1. Derece Askeri Yasak Bölge olup olmadığının dosya kapsamından anlaşılamaması karşısında; denetime imkan vermesi bakımından söz konusu yerin 2565 sayılı Askeri Bölgeler Kanunu uyarınca tespit edilen askeri yasak bölgelerden olup olmadığı ve kaçıncı derece yasak bölge ilan edildiğine dair belgeler ile bölge sınırlamasının ne suretle işaretlendiğine ilişkin belgelerin getirilmesinden ve olay tutanağı mümzilerinin beyanları da alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini yerine eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 29.05.2017 tarihinde



  • YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/36570 Karar : 2017/6655
    Tarih : 29.05.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1.5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddelerindeki koşulların oluşmadığı gözetilmeyerek sanığın sorgusu yapılmadan hüküm kurulması,

    2.Sanığın, 16/04/2012 tarihinde işlediği konut dokunulmazlığını ihlal etme fiili ile ilgili olarak, TCK'nın 32. maddesi gereğince, "akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığı" hususunun sağlık kurulu raporu ile saptanması ve sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yetersiz içerikli tek hekim raporuna dayanılarak hüküm kurulması,

    3.TCK'nın 116/4. maddesinde düzenlenen konut dokunulmazlığını ihlal etme suçunun uzlaşma kapsamında kalması ve taraflar arasında CMK'nın 253/4. maddesindeki usule uygun olarak uzlaşma prosedürünün yürütülmemiş olması karşısında, CMK’nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaşma hükümlerinin uygulanması ve sonucuna göre sanığın hukuksal durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Kanuna aykırı ve sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 29/05/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/29720 Karar : 2017/6190
    Tarih : 22.05.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre ve temyizin kapsamının sadece sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik olduğu belirlenerek dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

    Mahkemeye gelmeyen sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak düzenlenen CMK'nın 193/2. maddesinin, dosyada mevcut deliller kapsamında yapılacak incelemede, sanığa yüklenen fiilin suç oluşturmayacağının açıkça anlaşılması durumunda uygulanabilmesi ve somut olay bakımından ise böyle bir durumun söz konusu olmaması karşısında, sanığın yöntemince sorgusu yapıldıktan sonra hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, anılan maddeye yanlış anlam yüklenerek, delillerin değerlendirilmesi suretiyle beraat kararı verilmesi,

    Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak, sair yönleri incelenmeksizin, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 22/05/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/32982 Karar : 2017/4718
    Tarih : 18.05.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

    1- Şikayetçi ... vekilinin 6 aylık yasal şikayet süresi içerisinde dava konusu edilen materyaller yönünden hak sahibi olduğunu kanıtlayan belgeleri ibraz etmediği gibi usulüne uygun şekilde başvurarak kamu davasına katılmadığı ve bu nedenle hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanun'un 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

    2-Katılan Msg vekilinin temyizinin incelemesinde,

    Katılan vekilinin, 13.02.2014 tarihinde tefhim olunan kararı, CMUK'nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süreden sonra 10.03.2014 tarihinde temyiz etmesi nedeniyle temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,

    3- Katılan ... vekilinin temyizine gelince;

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

    Mahkemeye gelmemiş ve talimatla da savunması alınamamış olan sanık hakkında duruşma yapılmayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen ve ancak derhal beraat kararı verilebilecek hallerle sınırlı olarak uygulama yeri bulunan 5271 sayılı CMK'nın 193. maddesinin söz konusu olayda uygulamasının mümkün bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve özel dairelerin uyum gösteren kararlarının da bu yönde olduğu gözetilmeden, CMK'nın 147 ve devamı maddeleri uyarınca sanığın savunması alınıp, sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, savunma alınmadan mevcut kanıtlar tartışılarak, delil takdirine girilmek suretiyle yazılı şekilde beraat karar verilmesi,

    Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 18.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/21982 Karar : 2017/3914
    Tarih : 10.04.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1- CMK’nın 193/1. maddesinde yazılı olup, savunma hakkı yanında yargılama yönteminin temel ilkelerinden olan “doğrudan doğruyalık, vasıtasızlık ve yüzyüzelik” ilkelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarına da yönelik bulunan; "hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz" hükmüne uyulmayarak, sanığın yöntemince savunması tespit edilmeden mahkumiyet hükmü kurulması,

    2- Kabule göre de; sanığın, görevi yaptırmamak için direnme eylemini, birden fazla kişiyle birlikte gerçekleştirmesi karşısında, TCK'nın 265/3. maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiği gözetilmemesi,

    3- TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun, uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,

    Kanuna aykırı ve sanık ...’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10.04.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/25157 Karar : 2017/1532
    Tarih : 13.02.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,

    İddianamenin kabulünden sonra duruşma günü belirlenerek ve duruşmada hazır bulunması gereken kişiler ile sanığın ve katılanın duruşmaya çağrılması, varsa diyecekleri sorularak, CMK’nın 175 ve devamı maddeleri uyarınca yapılan yargılama sonucuna göre hüküm kurulması gerekliyken, suçtan zarar görmesi mümkün olan ve davaya katılma hakkı bulunan ...’ın davaya katılma imkanı sağlanmadan, sanık ...’ın ise usulüne uygun şekilde duruşmaya çağrılmaması ve savunmasının alınmaması suretiyle savunma hakkı kısıtlanarak, 5271 sayılı CMK'nın 191, 193 ve 234. maddelerine aykırı davranılması,

    Kanuna aykırı ve müşteki ... vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, başkaca yönleri incelenmeksizin, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verild



  • YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/2674 Karar : 2017/183
    Tarih : 12.01.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Olay tarihinde kuyumculuk yapan sanığın katılandan satın aldığı altınlar karşılığında üzerinde keşide yeri yazmayan suça konu 30/01/2010 keşide tarihli ve 24.000 TL bedelli çeki verdiği, bu çekin bankaya ibrazında çekin karşılığının bulunmadığı, sanığın keşide yeri yazılı olmayan çeki katılana vererek dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.11.2002 tarih ve 272-402 E.K. Sayılı kararında da açıklandığı üzere, 1412 sayılı CMUK'nın 223/son maddesi ile aynı mahiyette hüküm içeren 5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddesine göre; mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnasının, dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması halinde verilen beraat kararı ile sınırlı olduğu, buna göre; sanığın sorgusu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak ve delil takdirine girmek suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden, sorgusu yapılmayan sanık hakkında yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321.maddesi uyarınca, sair yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA, 12/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/8101 Karar : 2016/5360
    Tarih : 16.06.2016

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    A) Sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde üzerinde sanık ...'ın fotoğrafı bulunan ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ile ... Gıda Dış Ticaret şirketini devraldıktan sonra şirket adına banka şubesine başvurarak hesap açtırıp POS cihazı aldıkları, ayrıca ... adına Şehremini Mahalle Muhtarlığından alınmış görünen ikametgah senedinin de sahte düzenlediğinin iddia edildiği olayda; ... Bankası ... şubesinde açılan ticari müşteri sözleşmesi, ikametgah senedi ve 0212 438 4023 nolu hattın devrine ilişkin abonelik sözleşmelerindeki ... adına atılı bulunan yazı ve imzaların sanık ...'ın eli ürünü olmadığına ilişkin 04.01.2012 tarihli Kriminal rapor karşısında; CMK’nun 193. maddesine aykırı olarak sanık ...`ın savunması alınmadan yokluğunda duruşma yapılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, ayrıca bu hukuka aykırılıktan diğer sanığın durumunun da etkileneceğinin düşünülmemesi,

    B) Kabul ve uygulamaya göre de;

    1-Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 06.08.2012 gün ve 2012/29490 esas sayılı iddianamesi ile sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde üzerinde sanık ...'ın fotoğrafı bulunan ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ile ... Gıda Dış Ticaret şirketini devraldıktan sonra şirket adına banka şubesine başvurarak hesap açtırıp ... cihazı aldıkları, ayrıca ... adına Şehremini Mahalle Muhtarlığından alınmış görünen ikametgah senedinin de sahte düzenlediğinin iddia edildiği olayda; belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, mahkumiyet hükümlerinin konusunu teşkil eden emanette kayıtlı suça konu belgeler celp edilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılması ve belge asıllarının denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması gerektiği ve iddianame anlatımına göre sanıkların sahte nüfus cüzdanı kullanması, bu nüfus cüzdanıyla diğer belgeleri elde edip şirket devralmaları ve bu şirket adına ... şubesinde hesap açtırmaları eylemlerinin bir bütün halinde TCK`nun 204/1. ve 43/1. maddeleri uyarınca “zincirleme şekilde işlenen resmi belgede sahtecilik” suçunu oluşturduğu gözetilmeden resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarından ayrı ayrı cezaya hükmedilmesi,

    2-5271 sayılı CMK'nun 5728 sayılı Yasa ile değişik 231/5. maddesi uyarınca 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin mahkumiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için, sanık ...'ın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ve suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir. İncelenen dosyada, sanıklara yüklenen "resmi belgede sahtecilik" suçu neticesinde meydana gelen somut zararın nelerden ibaret olduğu da karar yerinde tartışılıp gösterilmeden, suç tarihi itibarıyla engel sabıkası da bulunmayan sanık ...`ın hukuksal durumunun belirtilen yasal ölçütlere göre değerlendirilmesi yerine "tazmin şartı oluşmadığından bahisle” yazılı şekilde dosya kapsamına uymayan yetersiz gerekçeyle sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

    3-Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan TCK`nun 51. maddesinde düzenlenen erteleme hükümleri uygulanırken denetim süresinin hükmolunan cezadan az olamayacağı gözetilmeden denetim süresinin eksik hükmedilmesi,

    4-Resmi belgede sahtecilik suçundan mahkum olunan 1 yıl 8 ay süreli hapis cezası ertelenen sanıklar hakkında, 5237 sayılı TCK`nun 53. maddesinde yazılı hak yoksunluklarının kararda gösterilmemesi ve Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş olup, sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, CMUK'nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 16.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2016/16-48 Karar : 2016/364
    Tarih : 18.10.2016

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık ...`ın beraatine ilişkin, Bakırköy 20. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 06.09.2013 gün ve 27-94 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 23.06.2015 gün ve 4435-1983 sayı ile;

    “İddianameye konu 27.06.2011 tarihli haciz tutanağı ile kendisine muhafaza için bırakılan ve satışı için adresine gidildiğinde mevcut olmadığı 01.12.2011 tarihli tutanakla tespit edilen, birer adet Beko marka 72 ekran televizyon, Arçelik marka bulaşık makinesi ve Profilo marka çamaşır makinesinin kayınvalidesinin evinde bulunduğunu iddia eden sanığın savunması araştırılmadan ve 6352 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 2004 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde hükmü uyarınca 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin, bu kanunun yürürlük tarihinden önceki takip işlemlerine yönelik olarak uygulanamayacağı da gözetilmeden, eksik soruşturma ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı gerekçe ile sanığın beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

    Bakırköy 53. Asliye Ceza Mahkemesi ise 27.10.2015 gün ve 509-642 sayı ile;

    "Sanığın eşinin borcu nedeniyle 27.06.2011 tarihinde eşiyle birlikte yaşadığı evde menkul haczi yapıldığı, birer adet televizyon, bulaşık makinesi ve çamaşır makinesinin haczedildiği, mahcuzların sanığa yediemin olarak teslim edildiği, 01.12.2011 tarihinde satış için aynı adrese gidildiğinde mahcuzların haciz mahallinde bulunmadığının görüldüğü, bunun üzerine satış işleminin düşürülmesine karar verildiği, mahcuzların çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve televizyon olduğunun sabit olduğu, suç tarihi itibarıyla bu eşyaların haczinin kabil ve yasal olduğu, ancak suç tarihinden sonra kabul edilen 6352 sayılı Kanun ile İİK'nun 82/3. maddesinin değiştirildiği, bu değişiklikle borçlu ve aynı çatı altında birlikte yaşadığı aile bireyleri için lüzumlu olan eşyanın haczedilemeyeceğinin kabul edildiği, sanığın borçlu eşiyle birlikte aynı evde yaşadığı ve bu eşyaların da aile bireyleri için lüzumlu eşyalardan olduğu, suç tarihi itibarıyla bu eşyaları hazır etmemenin suç teşkil ettiği, ancak daha sonra yapılan kanuni düzenlemeyle bu eşyaların haczinin mümkün olmadığının kabul edildiği, belirtilen eşyaların hazır edilmemesinin de suç olmaktan çıktığı, TCK'nun 7/2. maddesi gereğince bu değişikliğin sanık lehine dikkate alınması gerektiği, her ne kadar 6352 sayılı Kanun ile İİK'na eklenen geçici 10. maddede yapılan değişikliklerin daha önce yapılan takip işlemleri hakkında uygulanmayacağı kabul edilmiş ise de, yasa metninden anlaşılacağı üzere geriye yürümemenin takip işlemleri bakımından olduğu, dolayısıyla icra hukuku bakımından yapılan haciz işleminin geçerliliğini sürdürdüğü, ancak kanun koyucunun geriye yürümezliği takip hukukuna özgüleyerek TCK'nun 7. maddesi yönünden bir istisna öngörmediği, dolayısıyla geçici 10. maddenin ceza hukuku bakımından lehe yasanın uygulanacağı yönündeki genel ilkeye aykırılık teşkil etmediği, kaldı ki suçun işlendiği zaman yürürlükte olan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanundan hangisi sanık lehine ise onun uygulanması gerektiği yönündeki ilkenin evrensel bir hukuk prensibi olduğu, bu ilkenin evrensel ve genel bir hukuk ilkesi olması nedeniyle aksine yapılan düzenlemelerin geçerliliğinin bulunmayacağı, bu bağlamda değerlendirme yapıldığında, her ne kadar İİK'nun 82/3 ve geçici 10. maddeleri ile ceza hukuku bakımından geriye yürümezliği yasaklayan bir hüküm öngörülmemiş ise de, öngörülmüş olsaydı bile bu düzenlemenin temel hukuk prensiplerine aykırı olması nedeniyle uygulama kabiliyetinin bulunmadığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, İİK`nun 82/3. maddesinde suç tarihinden sonra yapılan değişiklik ile eylem suç olmaktan çıkarıldığından başkaca bir araştırma yapılmasına gerek olmadığı" gerekçesiyle direnerek sanığın önceki hükümdeki gibi beraatine karar vermiştir.

    Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2016 gün ve 430287 sayılı “onama” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    CEZA GENEL KURULU KARARI

    Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık hakkında eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada sanığa duruşma gününün tebliğ edildiği ancak sanığın duruşmaya katılmadığı, bu şekilde aleyhine olan bozma kararına karşı sanıktan diyecekleri sorulmadan önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.

    1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması halinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK`nun 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.

    Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK`nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın vazgeçilmez ve en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nun 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.

    Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi ...;

    "A) Genel Olarak

    Temyiz üzerine verilen bozma kararı sonrasında mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen kurallar yönünden 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi henüz yürürlükte bulunmayıp halen 5320 sayılı Kanunun 8. maddesine göre 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesi yürürlükte bulunmaktadır. 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesinin 2. fıkrasında sanık ya da müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi yargılamaya devam edilerek davanın gıyapta bitirebileceği, ancak `Sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yani kural, davetiyeye rağmen duruşmaya katılma olmasa da yargılamaya devamla karar verilebileceği, istisnası ise, verilecek ceza bozma konusu olan cezadan daha ağır ise sanığın dinlenilmesi gerektiğidir.

    İstisna olarak düzenlenen ve uygulamada aleyhe bozma olarak tanımlanan durum, kanunun lafzi yorumuna göre sadece `bozma konusu olan cezadan daha ağır bir ceza verilecek olmasıdır. Yani sanık hakkında verilen ve ceza içeren bir kararın bozulması halinde bozma üzerine mahkeme bozmaya uyduğu takdirde vereceği ceza daha ağır olacağı için bu kural uygulanacaktır. Bu durumda kural, beraat kararının aleyhe bozulmasını da kapsamaktadır. Ancak yine kanunda belirtildiği gibi verilecek cezanın daha ağır olması yani beraat yerine cezaya hüküm olunması halinde bu kural uygulanacaktır. Bunun için de mahkemenin aleyhe olan bozma kararına uyarak; Yargıtay bozma kararı doğrultusunda aleyhe bir karar verebileceğini belirtmesi gerekir. Aksine mahkeme bozma ilamını haklı bulmaz ve verdiği beraat kararının doğru olduğu kanaatiyle direnme kararı verirse mahkemeden sanığın mutlaka dinlenmesini beklemek, yasanın gerek lafzına gerekse düzenleme amacına aykırı düşecektir.

    B) Yargıtay Genel Ceza Kurulu Kararları

    Yargıtay Genel Ceza Kurulunun 1412 sayılı Kanunun yürürlük zamanında ve 01.06.2005 tarihinde sonra konuyla ilgili vermiş olduğu istikrar kazanmış kararlarda özetle; Hükmün aleyhe bozulması halinde davaya bakacak mahkemece CMUK'nın 326. maddesi uyarınca sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunludur. Böylece sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhe sonuç doğuracak olan hususlarda beyanda bulunma; kendi savunma ve bu konudaki kanıtlarını sunma olanağı tanınmaktadır. Bu hüküm, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayanmakta olup uyulmasında zorunluluk bulunan buyurucu kurallardandır...` (03.10.2010 tarih 3/168-178, 11.06.1996 tarih 1/122-129, 26.12.1994 tarih 2/345-363, 17.04.1989 tarih 5/94-148 sayılı...)

    Ceza Genel Kurulunun belirtilen kararlarında bu kuralın savunma hakkının sınırlanmasının sonucu olduğu, sonuç olarak sanığın lehe olan bir düzenleme olduğu belirtilmektedir. Genel Kurulun istikrar kazanmış kararlarına göre aleyhe bozma üzerine, direnme (+ beraat) kararı verilmesi için mutlaka sanığın bozma kararına karşı beyanlarının alınması gerekecektir.

    C) Yasal Düzenlemeler ve Sanığın Lehine olan Kararın Tespiti

    Yargıtay Ceza Genel Ceza Kurulunun kararları karşısında beraat kararının mı yoksa zamanaşımı nedeniyle düşme kararının mı veya gecikmiş olarak verilen beraat kararının mı sanığın lehine olduğunun belirlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Kanaatimizce hiç kuşkusuz en süratli şekilde verilen beraat kararı sanığın en lehine olan durumdur.

    Anayasanın 141/4. maddesinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu belirtilmiştir.

    5271 sayılı CMK'nın 290. maddesine göre Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez. Benzer hüküm 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan CMUK`nın 309. maddesinde de mevcuttur.

    5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinde ve yine 5320 sayılı Kanunun 8. maddesine göre yürürlükte bulunan CMUK'nın 326. maddesinde Sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerektiği` hükme bağlanmıştır.

    5271 sayılı CMK'nın 193/2 maddesine göre Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.`

    Kanun koyucu tarafından Anayasanın 141/4. maddesi doğrultusunda; savunma hakkının kısıtlanmaması için yargılanma aşamasında uyulması gereken konulara ilişkin CMK'nın çeşitli maddelerinde düzenlemeler getirilmiş ve son olarak hükümden önce son sözün hazır olan sanığa verileceği (CMK`nın 216/3) belirtilmiştir.

    Görüldüğü gibi yargılamanın en çabuk şekilde bitirilmesi amaçlandığı gibi bu amaca ulaşırken sanığın savunma hakkının kısıtlanmaması esas alınmıştır. Yargılama sonucunda ulaşılan sonucun sanığın lehine olması durumunda sanığın savunma hakkını güvence altına alan usul kurallarına uyulmaması önemsenmemiş, amaca aykırı bir şekilcilik öngörülmemiştir.

    Kanunun bu düzenleme biçimi ve amacı ve ceza yargılamasının temel hedefi gözetildiğinde, süratle sonuçlanan bir davada sanığın lehine konulan bir yasa hükmünün ihlal edilmemesi mi yoksa sanığın beraat etmesi yani aklanması mı sanığın lehine değerlendirilecektir. Somut olaya geldiğimizde sanığın lehine (suçu işlediği sabit olmadığından beraatine) karar verilmiş, karar temyiz incelemesi sonucunda sanığın suçu işlediği ve bu nedenle mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiği düşüncesiyle bozulmuştur. Burada bozma kararının sanığın aleyhine olduğu kuşkusuzdur.

    Ancak Yargıtay Ceza Dairesinin vermiş olduğu aleyhe bozma kararı kesin bir sonuç değildir, yerel mahkemenin bu karara direnme yetkisi bulunmaktadır. CMUK`nın 326 maddesinde bozma kararı üzerine mahkemenin öncelikle taraflara davetiye göndererek bozma kararına karşı beyanlarını sorması gerektiği, davete uymadıkları takdirde yokluklarında karar verilebileceği ancak bozma konusu cezadan daha ağır bir ceza verilecek olması halinde savunma hakkının korunmasını teminen sanığın bozma kararına karşı beyanlarının mutlaka sorulması gerektiği, mahkemenin bozma kararına ısrar hakkı bulunduğu, daire kararına uyma zorunluluğu bulunmayıp ceza genel kurul kararına uymak zorunluluğu düzenlenmiştir.

    Uyma Kararı; Yargıtay dairesinin verdiği bozma kararı üzerine işi yeniden ele alan mahkemenin Yargıtay'ın görüşüne uygun bularak ve bozma kararı doğrultusunda yargılama yapmayı kabul etmesidir. Alt mahkeme uyma üzerine yaptığı yargılamada uymadan sonraki serbestlik ilkesinden yararlanarak serbestçe karar verebilirse de bunun istisnası CMUK`nın 326. maddesinde düzenlenmiş olup; bozmanın belirli bir eksiklik nedeni ile yapılması halinde uyma kararı verildikten sonra mahkeme bozma kararındaki eksikliği gidermek zorundadır. İkinci istisna ise aleyhe temyiz bulunmaması halinde sonuç cezayı ağırlaştırmamaktır. (aleyhe bozma).

    Sonuç olarak ve özetle yerel mahkeme bozma kararı üzerine yaptığı yargılamada sonuç kararını vermeden önce bozma kararına uyma ya da direnme yönünde bir karar verecek, verdiği bu karar doğrultusunda işlem yapacak ya da yeni bir karar verecektir.

    Mahkeme bozma kararından önce mahkûmiyet kararı vermiş ve bozma kararı aleyhe olup bozmaya uyulması halinde mahkemenin bu uyma kararının doğal sonucu olarak sanığa daha fazla ceza vermesi gerekiyorsa CMUK`nın 326/2. maddesi uyarınca sanığın dinlenmesi zorunludur. Mahkemenin direnme kararı vermesi halinde ise bu direnme kararının doğal sonucu olarak sanığa önceki cezadan yani bozma kararına konu olan cezadan daha fazla ceza verilmesi mümkün olamayacağından, sanığın aleyhine sonuç doğması ve hukuki durumunda bir değişiklik olmaması nedeniyle dinlenmesi zorunlu değildir. Zira sanık dinlenmeden aleyhine bir karar verilmesi söz konusu olmamaktadır.

    Mahkemece bozma kararından önce beraat kararı verilmesi ve bozma kararının aleyhe olması durumlarında, bozmaya uyulması halinde mahkemenin, bu uyma kararının doğal sonucu olarak sanığa bu kez ceza vermesi gerektiğinden, CMUK`nın 326/2. maddesi uyarınca sanığın dinlenmesi zorunludur. Direnme kararı verilmesi halinde ise bu direnme kararının doğal sonucu olarak önceki beraat kararından daha aleyhe bir karar verilmesi söz konusu olamayacağından, sanığın aleyhine sonuç doğmaması ve hukuki durumunda bir değişiklik olmaması nedeniyle dinlenmesi zorunlu değildir. Dinlenmemesi verilecek kararın niteliğine göre aleyhe bir sonuç doğurmayacaktır.

    Sonuç

    Sonuç olarak yukarıda da belirtildiği üzere sanığın beraatine ilişkin kararın aleyhe bozulması halinde, mahkemece direnme kararı verilmesi durumunda bu direnme kararının doğal sonucu mahkemenin önceki kararını tekrarlamasıdır yani yine beraat kararı vermesidir. Mahkeme beraat kararı verirken CMK`nın 223. maddesinde de belirtilen beraat sebeplerinden birisine ve herhalde önceki gerekçeye göre hüküm kuracaktır. Bu durumda mahkemenin herhangi bir eksik araştırma ve soruşturmaya veya yeni bir kanıt tartışmasına girmemesi nedeniyle sanığın yokluğunda beraat kararı verilmesi sanığın aleyhine bir sonuç doğurmayıp aksine bir an önce aklanması sonucunu doğurması ve adil yargılanma hakkından yararlanmasını temin etmesi nedeni ile lehine sonuç doğuracaktır. Bu gerekçelerle sanığın savunma hakkının kısıtlanamayacağı ilkesinden bahisle, beraat kararının aleyhe bozulması üzerine direnme kararının doğal sonucu olarak verilen beraat kararından önce sanığın mutlaka bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulması gerektiğine dair sayın çoğunluk görüşüne katılmak mümkün olmamıştır." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.

    SONUÇ:

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Bakırköy 53. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.10.2015 gün ve 509-642 sayılı direnme hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

    2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 21. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/13161 Karar : 2016/1509
    Tarih : 22.02.2016

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.10.2009 gün ve 2009/89-243 sayılı kararında açıklandığı üzere; 5353 sayılı Yasayla eklenen 5271 sayılı CMK’nun 193. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde belirtilen sanık hakkında sorgusu yapılmamış olsa dahi mahkumiyet dışında bir hüküm kurulması gerektiğinin anlaşılması halinde, davanın gereksiz yere uzamaması için sanığın sorgusu yapılmadan da duruşmanın bitirilebilmesi mümkün bulunduğu cihetle; tebliğnamede bu hususa ilişen bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

    Yüklenen suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2014/14255 Karar : 2017/6747
    Tarih : 28.02.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.11.2002 gün ve 272-402 sayılı kararı ile uyum gösteren diğer Genel Kurul ve Daire kararlarında açıklandığı üzere, Ceza Yargılama Yasasında mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen 1412 sayılı CMUK'un 223/son maddesi ile buna paralel hüküm içeren ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı CMK. nun 193/2. maddesinin beraat kararı yönünden dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması hali ile sınırlı olarak uygulama yerinin mevcut olduğu, sorgu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmeden, sorgusu yapılmayan sanık hakkında delil takdirine girilmek suretiyle yazılı şekilde beraat hükümleri verilmesi

    Bozmayı gerektirmiş katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA, 28/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/7114 Karar : 2017/2003
    Tarih : 28.02.2017

    • CMK 193. Madde

    • Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması

    Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    a) Aynı yargı çevresinde başka suçtan cezaevinde hükümlü bulunan sanığa,Cumhuriyet savcısının mütalasına karşı diyeceği ve son sözü sorulmadan yargılamaya devam edilerek 5271 sayılı CMK`nin 193 ve 196. maddelerine aykırı davranılmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

    b) Sanığın adli sicil kaydına göre tekerrüre esas olan başkaca mahkumiyet hükümleri bulunduğu halde, Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde kesinleşme infaz tarihleri gösterir bu ilamların getirtilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanması gerekirken, yargılamaya konu suç tarihinden sonra 26/11/2012 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle tekerrüre esas alınamayacak olan, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 10/06/2009 tarih ve 2009/172 Esas – 2009/208 Karar sayılı 5237 sayılı TCK`nin 197/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca verilmiş 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair mahkumiyet hükmünün tekerrüre esas alınması,

    c) Anayasa Mahkemesi'nin 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08/10/2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı kararı ile TCK`nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle, hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerle, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.