CMK Madde 153



  • Müdafiin Dosyayı İnceleme Yetkisi

    CMK Madde 153

    (Değişik: 2/12/2014-6572/44 md.)

    (1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

    (2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda verilebilir:

    a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

    1.Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

    2.Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),

    3.Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

    4.Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

    5.Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220),

    6.Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),

    7.Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

    8.Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 326, 327, 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337).

    b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.

    c) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçu.

    d) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan suçlar.

    (3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

    (4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.

    (5) Bu maddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de yararlanır.




  • CMK Madde 153 Gerekçesi

    Madde, savunma hakkı ve silâhların eşitliği ilkeleri bakımından büyük önem taşıyan, avukatın “bilgilere ulaşabilmesi” konusunu düzenlemektedir. Cumhuriyet savcısı, araştırma evresinde dosya esasen elinde bulunduğundan, her türlü bilgiye sahiptir. Avukatın dosyaya ulaşabilmesi hakkı ise, karşılaştırmalı mevzuatta birbirine göre farklı şekillerde düzenlenmiştir. Esas ilke, avukatın delillerin araştırılması yönünden bir tehlike arz etmediği hâllerde dosyaya ulaşabilmesidir. İspanyol Usul Kanununun 302 nci ve Alman Usul Kanununun 143 üncü maddeleri bu esası kabul etmişlerdir. Buna karşılık Doğu Avrupa ülkelerinde dosyayı inceleme hakkı, ilke olarak soruşturma evresi sona erdikten sonra başlamakta, çocuk ve malûller hakkında ise ilk ithamdan itibaren bu hak kullanılabilmektedir.
    Esasta 1412 sayılı Kanunun 18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanunla değişik 143 üncü maddesindeki düzenlemeye bağlı kalan Tasarının sistemi şöyledir:

    1. Kural olarak avukat, soruşturma evresine ilişkin dosyanın tüm içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

    2. Avukatın dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetki sınırlanabilir.

    3. Ancak avukatın soruşturma evresinde şüphelinin ifade veya sorgusunu içeren tutanakları, bilirkişi raporlarını, müvekkilinin hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin tutanak ve belgeleri incelemek ve harç ödemeden bunların örneklerini alma hakkı mutlaktır. Bunlar hakkında ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

    4. Dördüncü fıkra gereğince soruşturma evresinin sona erdiği hususunda Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararın dosyaya kaydolunduğu tarihten itibaren henüz iddianame yazılmış bulunmasa da avukat bütün dosyayı incelemek hakkına sahiptir.

    5. Beşinci fıkraya göre, iddianamenin mahkemeye verilmesinden sonra avukat dosyanın bütün içeriğini yani maddî bütün delil, iz, eser ve emareleri, eşyayı, bilgisayar içeriklerini, velhasıl dosyaya dahil her şeye ulaşabilmek ve tutanak ve belgelerin örneklerini harç ödemeden alma hakkına sahiptir.
      Maddenin içerdiği haklardan, suçtan zarar görenin avukatı da, altıncı fıkraya göre yararlanabilecektir. Ancak bu koşul, şüpheli veya sanığın korunmaya değer üstün yararlarının ağır basmaması yani bu konuda suçtan zarar görenin yararları ile sanığın yararları çatıştığında ağır basanın sanığın yararları olmamasıdır.

    Maddenin son fıkrasında, kamu davası açılıncaya kadar, soruşturma evresinde oluşturulan dosya içeriği hakkında avukat tarafından kamuya herhangi bir açıklamada bulunulamayacağı kabul edilmiştir. Bu hüküm, soruşturma evresinin gizliliği hakkındaki ilkenin doğal bir sonucudur. Adaletin adil olarak işlemesinde sistemin, savcı gibi, önemli bir yargı unsurunu oluşturan avukatın dosya içeriğine ulaşabilmesi, elbette ki uygundur. Ancak adalet sisteminin, hâkim ve savcı gibi bir yapısal unsurunu oluşturan avukat gizlilik ilkesine sadık kalacak ve bunun sonucu olarak dosya içeriğini sadece kanuna göre savunma işlevini yerine getirirken kullanacak, ancak işlevi dışı olan maksatlarla bunları kullanamayacak ve açıklamalarda bulunmayacaktır.



  • CMK 153. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2013/9333 Karar : 2013/7369
    Tarih : 9.09.2013

    • CMK 153. Madde

    Yüksek Adalet Bakanlığı'nın, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan şüpheli E. Y. hakkındaki soruşturma dosyasının incelenmesi isteğiyle ilgili verilen karara yönelik itiraz üzerine Kırşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi`nce 19.10.2012 tarihinde 2012/205 değişik iş sayıyla verilen itirazın reddi kararının kanun yararına bozulmasına yönelik talebi nedeniyle: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca dava dosyasının 25.6.2013 tarihli ihbar yazısı ekinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.
    Dosya incelendi. Gereği düşünüldü:
    İncelenen dosyadan;

    a-) Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan şüpheli E. Y. hakkında, Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca 2012/2757 soruşturma sayı üzerinden yapılan soruşturma sırasında Av. M. D.`nın, şüphelinin müdafii olacağı için vekaletname şartı aranmaksızın dosyayı inceleme isteğinin Cumhuriyet savcısınca 11.10.2012 tarihinde reddedildiği,

    b-) Av. M... D...'nın itirazı üzerine, Kırşehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi`nce 17.10.2012 tarihinde 2012/374 değişik sayı ile C.M.K.nın 153. maddesi gerekçe gösterilerek "itirazın kabulüyle Kırşehir Cumhuriyet Başsavcılığımın 11.10.2012 tarihli kararının kaldırılmasına" karar verildiği,

    c-) Cumhuriyet savcısının belirtilen karara itiraz etmesi üzerine, Kırşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi`nce 19.10.2012 tarihinde 2012/205 değişik sayı ile "itirazın reddine" karar verildiği anlaşılmıştır.

    Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında; (... Dosya kapsamına göre; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu`nun 46/2. maddesinde "Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.",

    5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tanımlar başlıklı 2. maddesinde "Bu Kanunun uygulanmasında;
    a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,...
    b) Müdafii: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı,
    c) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı,
    d) Soruşturma: Yasaya göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,
    e) Kovuşturma: iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,...
    f) Malen sorumlu: Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişiyi,... ifade eder.", "Soruşturmanın Gizliliği" başlıklı 157. maddesinde "Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
    Hükümlerinin bulunduğu, Cumhuriyet Başsavcılıklarıyla Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik`in "Soruşturma Evrakının incelenmesi" başlıklı 45. maddesinin iptali için açılan davanın Danıştay 10. Dairesinin 22.5.2008 tarihli ve 2005/5971 esas, 2008/3448 Sayılı kararıyla reddedildiği, anılan maddede, "Müdafi soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme yazısı veya vekaletname ibraz ederek soruşturma evrakı içeriğini inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir. Mağdur veya Şikayetçinin vekili soruşturma evresinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla görevlendirme belgesi veya vekaletname ibraz ederek soruşturma evrakının içeriğiyle elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceleyebilir ve dilekçeyle müracaatı halinde istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir..." hükmüne yer verildiği,

    Belirtilen yasal düzenlemelerle dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, genel olarak soruşturma evresinin gizli olduğu, şüpheli müdafii ya da katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişi vekili olan avukatın soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla soruşturma evrakını inceleyebileceği, ancak bunun için de avukatın müdafii veya vekil olduğuna dair görevlendirme yazısı veya vekaletname ibraz etmesi gerektiği, vekaletname ya da görevlendirme yazısı olmadan sadece mahkemelerdeki dava dosyalarıyla icra dairelerindeki takip dosyalarının incelenebileceği, soruşturma dosyalarının ise incelenemeyeceği gözetilmeden, inceleme talebinin reddine dair Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı kararına karşı itirazın kabulüne dair karara yönelik itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir...) denilerek, Kırşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi`nin 19.10.2012 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

    5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 153. maddesinin 1. fıkrasında, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği, aynı maddenin 2 ve 3. fıkralarında ise soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisinin kısıtlanabileceği, ancak yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanakla bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere dair tutanaklar hakkında, kısıtlamaya dair hükmün uygulanmayacağı belirtilmiştir.

    Somut olayda, soruşturma dosyasını inceleme isteğinde bulunan Av. M. D.'ın, şüpheli E. Y.'ün müdafii olmadığı ve adı geçen şüpheliye ait vekaletnamesi de bulunmadığı için soruşturma dosyasını inceleyemeyeceği gözetilmeden, Cumhuriyet savcısının itirazının kabulü yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma istemi bu sebeple yerinde olduğundan; Kırşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 19.10.2012 tarihli ve 2012/205 değişik iş sayılı kararının 5271 Sayılı C.M.K.ın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına BOZULMASINA; aynı Kanun`un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca itiraz merciince gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2010/2632 Karar : 2010/4400
    Tarih : 10.06.2010

    • CMK 153. Madde

    Kasten adam öldürme ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler hakkında Kanuna Muhalefet suçlarından şüpheliler F.. Y.., E.. Y.., İ.. B.. haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11.02.2010 tarihli ve 2009/48656 soruşturma, 2010/2695 esas, 2010/84 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 170. maddesine uygun bulunmadığından bahisle aynı kanunun 174. maddesi gereğince iadesine dair Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.02.2010 tarihli ve 2010/82 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2010 tarihli ve 2010/221 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

    I-Olay;
    Olay tarihinde, önceye dayalı arkadaşlıkları bulunan maktul M. S.nın, şüpheli E.. Y..’ı telefon ile arayarak hem alacağını tahsil amacıyla konuşmak, hem de yeni açtığı kahvehaneye hayırlı olsun diye geleceğini belirttiği, arabasıyla Ender’in kahvehanesine gittiğinde ise bir süre oturup birlikte bira içtikleri, yanlarına şüpheli Fatih’in de geldiği, maktulün gidecekleri yere kendisinin götürebileceği şeklindeki teklifi üzerine İlim’in evden kaçan yiğeni Tuğba’yı aramak amacıyla onun arkadaşının evine gittikleri, sanık Ender`in bu arada birkaç gün önce ruhsatsız olarak satın aldığı tabancayı da yanına alma gereğini hissettiği, Tuğba’yı arkadaşının evinde aradıkları sırada tabancanın şüpheli Fatih’in elinde olduğu ancak, Tuğba’nın aramaya rağmen bulunamaması nedeniyle araca döndükleri sırada şüpheli Fatih’in elindeki tabancasını şüpheli Ender’e iade ettiği, Ender’in aldığı bu tabanca ile tespit edilemeyen nedenle bir el ateş ederek şoför mahallinde oturan maktul M. S..’yı vurduğu, daha sonra araçtan inerek maktulü kendi oturduğu yere çekip kendisinin aracı kullanmak suretiyle hızla hastaneye götürdükleri iddiasıyla tüm şüpheliler hakkında 5237 Sayılı TCK.nun 37/1 maddesi delaletiyle TCK. nun 81/1, 53, 63, 54 ve 6136 sayılı Kanunu 13/1 maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2010 gün ve 84 sayılı iddianamesiyle Kartal Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

    Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesi 15.02.2010 tarihli kararı ile “iddianamenin CMK.170. maddesindeki unsurları içermediği gerekçesiyle CMK. 174/1. maddesi gereğince iddianameyi iade etmiş;

    Bu iade kararına karşı Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı 17.02.2010 tarih 2009/486-56 sayılı yazıları ile”… iade kararının incelenmesinde, mahkemece Cumhuriyet Başsavcılığınca atılı suça ilişkin yapılan soruşturmada, fiziki, biyolojik delillerin ve tanık anlatımlarının eksiksiz olarak toplandığı, eylemin şüpheliler ile maktulün olay öncesinden başlamak üzere vurma olayı gerçekleştikten sonra tedavi için hastaneye kaldırıldığı sürece kadar geçen dönemin ayrıntılı olarak delilleri ile birlikte anlatıldığını, suçta kullanılan suç eşyası, tabanca, olay yerinde elde edilen boş kovan, bunlara ilişkin kriminal inceleme raporlarının eksiksiz olarak toplandığının, maktulün ölüm muayene ve otopsi raporunun da temin edildiğinin kabul edildiği, ancak bu deliller çerçevesinde şüphelilerin eyleminin taksirle ölüme sebebiyet verme kapsamında kaldığının belirtilerek iddianame iade edilmiş ise de, 5237 sayılı CMK. 153/1 maddesinde iddianamenin iade nedenlerinin açıkça sayıldığı bunların içersinde mahkemenin işin esasına girip suç nitelemesi itibariyle iddianameyi iade etme nedeninin olmadığı, dolayısıyla iadenin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek itirazda bulunulmuş olmakla birlikte Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi 18.02.2010 tarih 2010/221 değişik nosu ile itirazın reddine karar vermiştir.

    Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı 19.02.2010 gün 2009/88656-044 nolu istemi ile aynı gerekçelerle bu kere kanun yararına bozulması isteminde bulunulması sonrasında; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 08.04.2010 gün 2010/3725-21907 sayılı istemlerine dayanılarak Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2010 gün 2010/221 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Kanunun 309 maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.02.2009 tarih ve 2009/32197 sayılı tebliğnamesine bağlı dosyası Yargıtay 1 Ceza Dairesine

    gönderilmekle okundu gereği düşünüldü:

    1. sayılı CMK.nun “kamu davası açma görevi” başlıklı 170. maddesinde, iddianamede gösterilecek hususlar sayılmıştır. Buna göre iddianame;
      1-) a-Şüphelinin kimliği,
      b-Müdafii,
      c-Maktül, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,
      d-Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekil veya kanuni temsilcisi,
      e-Şikayette bulunan kişinin kimliği,
      f-Şikayetin yapıldığı tarih,
      g-Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,
      h-Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
      i- Suçun delilleri,
      j-Şüphelinin tutuklu olup olmadığı, tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,
      Gösterilir.
      2- İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.
      3- İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği açıkça belirtilir denilmektedir.
      CMK.nun 174. maddesinde;
      “a- 170. maddeye aykırı olarak düzenlenen,
      b- Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
      İddianamenin Cumhuriyet Savcılığına iadesine karar verilir denildikten sonra, 174/2. maddede “ suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez” yazılıdır. Konu ile ilgili yasa maddelerini gösterdikten sonra, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 11.02.2010 gün ve 2010/4868 sayılı iddianamesi incelediğinde, iade kararındaki sebeplerden olan CMK.nun 170/3 maddesi anlamında “suçun işlendiği zaman diliminin gösterilmemesi”ne ilişkin ileri sürülen hususun yerinde olmadığı, ZİRA; İddianamenin 1. sahifesinde “suç tarihi ve yeri: 01.12.2009 İstanbul/Taksim-Kartal” denilmek suretiyle CMK.nun 170. maddesinde gösterilen bu lazimenin yerine getirildiği anlaşılmaktadır.

    KALDI Kİ; Soruşturma evrak kapsamındaki delillerin kovuşturma evrak evresindeki tüm delillerle birlikte mahkemece değerlendirilip olaya ilişkin ayrı bir hukuki nitelendirmenin de bilahare yapılabileceği, bu hususun bizatihi CMK. 170/3 maddesi kapsamında iade nedeni olmadığı da açıktır.
    Anılan nedenlerle; yerinde görülen kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmelidir.

    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden, Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2010 tarih ve 2010/221 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
    2-Diğer işlemlerinin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (TEVDİİNE) oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 10. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2011/9206 Karar: 2011/57200
    Tarih: 21.11.2011

    • CMK 153. Madde

    Karar: Uyuşturucu madde ticareti yapma ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından şüpheli M. D. hakkında, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 2010/6705 soruşturma sayı üzerinden yapılan soruşturma sırasında, Av. B. K.'un, şüphelinin vekaletini alma hususunda dosyayı inceledikten sonra karar vereceğini belirterek, müdafiilik ve vekaletname şartı aranmaksızın dosyayı inceleme isteğinin reddine ilişkin Cumhuriyet savcısının kararına itirazı üzerine, Malatya 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nce 14.10.2010 tarihinde 2010/1450 değişik sayı ile <itiraz eden Av. B. K.'un Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın gizlilik kararı alınmayan 2010/6705 soruşturma dosyasının incelettirilmemesine ilişkin karara yaptığı itirazın kabulüne> karar verildiği, Cumhuriyet savcısının bu karara yönelik itirazının Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 18.10.2010 tarihinde 2010/330 değişik iş sayıyla reddedildiği anlaşılmıştır.

    Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında;

    <1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 46/2 nci maddesinde <Avukat veya stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt veya belgelerin örneği veya fotokopisi verilmez.>

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun <Tanımlar> başlıklı 2 nci maddesinde <Bu Kanunun uygulanmasında; a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişiyi, ... c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı, d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı, e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi, f) Kovuşturma: iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi, ... i) Malen sorumlu: Yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddi ve mali sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişiyi,... ifade eder.>,

    <Soruşturmanın Gizliliği> başlıklı 157 nci maddesinde <Kanunun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.> hükümlerinin bulunduğu,

    Cumhuriyet Başsavcılıklarıyla Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in <Soruşturma Evrakının İncelenmesi> başlıklı 45 inci maddesinin iptali için açılan davanın Danıştay 10. Dairesinin 22.05.2008 tarihli ve 2005/5971 esas, 2008/3448 sayılı kararıyla reddedildiği, 24.12.2010 tarihli ve 27795 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Cumhuriyet Başsavcılıklarıyla Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in birinci maddesiyle değişik anılan maddede, <5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun başka hüküm koyduğu haller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek şartıyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.

    Şüpheli ya da müdafi soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.

    Şüpheli ya da müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek almasına ilişkin yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi ve ilgili hakimin kararıyla kısıtlanabilir.

    Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanakla bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında üçüncü fıkra hükmü uygulanmaz.

    Bu maddenin içerdiği haklardan mağdur ya da şikayetçiyle suçtan zarar gören ve vekilleri de yararlanır.

    Soruşturma evrakı soruşturmayı geciktirmemek kaydıyla Cumhuriyet savcısının belirleyeceği personel huzurunda kalemde incelenir. ...> hükmüne yer verildiği,

    Belirtilen düzenlemelerle dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, genel olarak soruşturma evresinin gizli olduğu, şüpheli müdafii ya da katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişi vekili olan avukatın soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla soruşturma evrakını inceleyebileceği, ancak bunun için de avukatın müdafii veya vekil olduğuna dair görevlendirme yazısı veya vekaletname ibraz etmesi gerektiği, vekaletname ya da görevlendirme yazısı olmadan sadece mahkemelerdeki dava dosyalarıyla icra dairelerindeki takip dosyalarının incelenebileceği, soruşturma dosyalarının ise incelenemeyeceği gözetilmeden, inceleme talebinin reddine dair Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı kararına karşı itirazın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne ilişkin karara yönelik itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.> denilerek, Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18.10.2010 tarihli kararının bozulması istenmiştir.

    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153 üncü maddesinin5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında, müdafiin, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebileceği ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği, aynı maddenin 2, 3 üncü fıkralarında ise soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisinin kısıtlanabileceği, ancak yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanakla bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, kısıtlamaya ilişkin hükmün uygulanmayacağı belirtilmiştir.

    Sonuç: Somut olayda, soruşturma dosyasını inceleme isteğinde bulunan Av. B. K.'un, şüpheli Mehmet Doğan'ın müdafii olmadığı ve adı geçen şüpheliye ait vekaletnamesi de bulunmadığı için soruşturma dosyasını inceleyemeyeceği gözetilmeden, Cumhuriyet savcısının itirazının kabulü yerine reddine karar verilmesi yasaya aykırı olup, kanun yararına bozma isteği bu nedenle yerinde olduğundan; Malatya 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18.10.2010 tarihli ve 2010/330 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’ın 309 uncu maddesinin 3 üncü fıkras 3 üncü fıkrası gereğince BOZULMASINA, aynı Kanun’un 309 uncu maddesinin 4 üncü fıkras 4 üncü fıkrasının (a) bendi uyarınca itiraz merciince gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 21.11.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas : 2011/13-394 Karar : 2012/154
    Tarih : 10.04.2012

    • CMK 153. Madde

    Nitelikli hırsızlık suçundan sanık D. K.`ın 5237 Sayılı T.C.K.nın 142/1-b ve 143. maddeleri uyarınca üç yıl altı ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.2.2006 gün ve 133-100 Sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 19.9.2011 gün ve 9796-1012 sayı ile:

    “C.M.K.nun 150/3. maddesi uyarınca sanık müdafiinin bulundurulması zorunlu olduğu halde, hükmün verildiği son celse, sanık müdafii bulunmadan hüküm tesisi” isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA karar verilmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.10.2011 gün ve 234852 sayı ile:
    “21.2.2006 olan karar tarihi itibari ile C.M.K.nın 150/3. maddesinde: “üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda 2. fıkra hükmü uygulanır” şeklindeki tanımlamaya göre, sanığa isnat olunan T.C.K.nın 142/1-b maddesinde düzenlenen suça ait ceza itibariyle, duruşmanın her aşamasında talep aranmaksızın C.M.K.nın 150/3. maddesi uyarınca müdafi bulundurulması zorunlu olup, yerel mahkeme karar tarihinde zorunlu müdafi bulundurması gerekli ise de, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle C.M.K.nın 150/3. maddesindeki değişiklik ile “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada 2. fıkra hükmü uygulanır” tarzındaki ibareye nazaran inceleme tarihinde müdafi bulundurma zorunluluğunun, alt sınırı beş yılın üzerinde bulunan suçlar için geçerli olduğu” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak. Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve dosyanın esasının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

    Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

    Sanığın nitelikli hırsızlık suçundan 5237 Sayılı Türk Ceza Yasasının 142/1-b ve 143. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilen somut olayda. Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık: iddianamedeki sevk maddesine göre sekiz seneden az olmamak üzere hapis cezasını gerektiren nitelikli hırsızlık suçundan yargılanan ve sorgusu kendi seçtiği müdafii huzurunda yapılan sanık hakkında, müdafiinin yokluğunda hüküm kurulmasının savunma hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    Oldukça geniş bir kavram olan savunma hakkı, şüpheli ve sanığı ilgilendirdiği kadar, bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla toplumu ve adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan devleti de ilgilendirmektedir. Ceza yargılamasında savunma, yargılama faaliyeti sonucunda verilecek olan ve iddiayla savunmanın ve diğer kanıtların değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlar. Bu yönüyle geniş bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gereken savunma hakkı; susma, soru sorma, kendi aleyhine işlemlere katılmama, tercüman yardımından yararlanma, kanıt toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma gibi hakların yanında, müdafiin hukuksal yardımından faydalanma hakkını da içerir.

    Savunma hakkı Anayasa`nın 36. maddesiyle güvence altına alınan bir yol, müdafi de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafi aracılığıyla savunma yapmayı anayasal güvence altına almaktadır.

    Anayasa`nın 36. maddesiyle anayasal güvenceye alınan savunma hakkı, uluslararası belgelerde de değerine uygun bir şekilde yerini almış: İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 121/1, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Antlaşmanın 14/3-b-d, Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinin 6/3-b-c maddeleri, sanığın müdafiden yararlanması konusunda açık düzenlemeler getirmiştir.

    Savunma hakkı konusunda oldukça duyarlı olan yasa koyucu, bu duyarlılığının sonucu olarak 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı Ceza Yargılaması Yasasında isteğe bağlı müdafiliğin yanında, bazı hallerde zorunlu müdafiliği benimsemiştir.

    Bu bağlamda anılan Kanunun 147. maddesinde: “şüpheli veya sanığın müdafi seçme hakkı olduğu, onun hukuki yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceğinin kendisine bildirilmesi gerektiği”, 148. maddesinde: “müdafi hazır olmaksızın kollukça alınan ifadenin, hakim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı”, 149. maddesinde: “sanığın kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafi yardımından yararlanabileceği, avukatın, sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkının engellenemeyeceği ve kısıtlanamayacağı”, 153. maddesinde: “müdafiin, kovuşturma evresinde dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebileceği ve istediği tutanak ve belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabileceği”, 154. maddesinde: “sanığın vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebileceği” hükme bağlanmıştır.

    Aynı Kanunun Müdafiin “Görevlendirilmesi” başlıklı 150. maddesi:
    1)Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde müdafi görevlendirilir.
    2)Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık: çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.
    3)Üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada 2. fıkra hükmü uygulanır.
    4)Zorunlu müdafılikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir” şeklinde iken, 19.12.2006 tarih ve 26381 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle maddenin 3. fıkrasında değişiklik yapılarak bu zorunluluk “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren” suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.
    Anılan maddenin 3. bendi uyarınca, mahkeme tarafından sanığa zorunlu olarak müdafi görevlendirilmesi için aranılacak “alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suç” iddianame veya iddianame yerine geçen belgede, sanık hakkında uygulanması istenilen sevk maddelerindeki ceza miktarı esas alınmak suretiyle belirlenecektir. Yargılama aşamasında suç vasfının değiştiğinden bahisle 5271 Sayılı C.M.K.nın 226. maddesi uyarınca ceza miktarı daha az olan bir yasa maddesinden ek savunma alınmış ya da hükümde sanığın daha az cezayı gerektiren bir suçtan cezalandırılmış olması müdafi görevlendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.
    Müdafi görevlendirmenin usulü ise: aynı Kanunun “Müdafiin Görevlendirilmesinde Usul” başlıklı 156. maddesinde:
    150`nci maddede yazılı olan hallerde, müdafi;
    a)Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin veya sorguyu yapan hakimin istemi üzerine.
    b)Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi üzerine.
    Baro tarafından görevlendirilir şeklinde düzenlenmiş, yerel mahkeme hükmünden sonra, ancak Özel Daire bozma kararından önce 2.3.2007 gün ve 26450 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleriyle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin” müdafi veya vekillerin görevlendirilmesine dair 5. maddesinde de:
    1)Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, görevlendirilecek müdafiye yapılacak ödemelerin yargılama giderlerinden sayılacağı ve mahkûmiyeti halinde kendisinden tahsil edileceği hususu hatırlatılarak talep ettiği takdirde barodan bir müdafi görevlendirmesi istenir....
    6)Müdafi veya vekil görevlendirilmesi; soruşturma evresinde ifadeyi alan merci veya sorguyu yapan hakim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından barodan talep edilir hükmüne yer verilmiştir.

    Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ise, 5271 Sayılı Kanunun 151. maddesinde; 150`nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hakim veya mahkeme derhal başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir şeklinde belirtilmiş, anılan Yönetmeliğin 6. maddesinin 6. fıkrasında da aynı doğrultuda düzenleme yapılmıştır.

    Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde:

    Sanık hakkında incelemeye konu olmayan ve haklarındaki beraat hükümleri de yasa yoluna başvurulmaksızın kesinleşen sanıklarla birlikte gece vakti şikayetçinin evinin kapısını zorlayarak içeri girip hırsızlık suçunu işlediğinden bahisle sekiz yıl hapis cezasını gerektiren 765 Sayılı Türk Ceza Yasasının 493/1-son maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, sanığın 19.5.2004 tarihli oturumda sorgusu vekaletnamen müdafii huzurunda yapılmış, 21.2.2006 tarihli hüküm sanık ve müdafiinin hazır bulunmadığı oturumda verilmiş ve bu hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.

    Sanığa iddianamede atılı suçun yaptırımı, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 765 Sayılı Türk Ceza Yasasının 493/1. maddesinde “üç seneden sekiz seneye kadar hapis cezası” olarak düzenlenmiştir. Ancak sanığın eylemini incelemeye konu olmayan sanıklarla birlikte gerçekleştirdiği iddia olunduğundan, atılı suçun cezası aynı Yasa maddesinin son fıkrası uyarınca sekiz yıldan az olamayacaktır.

    Sanığın 19.5.2004 tarihli oturumda kendi seçtiği müdafii huzurunda alınan savunması o tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 1412 Sayılı cyuy`na uygun ve geçerli bir savunma ise de: 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ve “usul işlemlerinin, yürürlükte olan yasaya göre gerçekleştirileceği” ilkesi gereğince derhal uygulanması gereken 5271 Sayılı Kanunun 150/2. maddesinin: “üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada istemi aranmaksızın bir müdafiinin görevlendirileceğine” dair hükmü uyarınca sekiz yıl hapis cezasının öngörüldüğü 765 Sayılı Türk Ceza Yasasının 493. maddesinin son fıkrasında düzenlenen “ikiden fazla kişiyle birlikte hırsızlık” suçundan yargılanan sanığa istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilmesinin sağlanması ve hükmün de müdafiin hazır bulunduğu oturumda verilmesi yasal zorunluluktur. Yerel mahkeme hükmünden sonra yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasayla 5271 Sayılı Kanunun 150. maddesinin 3. fıkrasındaki “üst sınır” ifadesinin “alt sınır” olarak değiştirilmesi, somut olayda anılan suça dair iddianamede sevk maddesi olarak gösterilen 765 Sayılı T.C.K.nda öngörülen ceza miktarı sebebiyle bu sonuca etki etmeyecektir.

    Sanığın sorgusunun, 1 Haziran 2005 tarihinden önce yürürlükte olan 1412 Sayılı Kanun hükümlerine göre usulüne uygun olarak yapılmış bulunması, 5271 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi sebebiyle sanığa müdafi görevlendirilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü 5271 Sayılı Yasayla getirilen ve yukarda ayrıntılı şekilde açıklanan sistemde müdafiin görevi sadece savunmasının alınması sırasında sanığın yanında bulunmakla sınırlı olmayıp, yargılamanın tüm aşamalarında hukuki yardımda bulunmayı ve savunmaya dair diğer bütün işlemleri de kapsamaktadır. Nitekim 5271 Sayılı Kanunun 151. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleriyle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 6/6. maddesinde: 5271 Sayılı Kanunun 150. maddesi uyarınca görevlendirilen müdafiin duruşmada hazır bulunmaması veya çekilmesi veya görevini yerine getirmekten kaçınması halinde mahkeme tarafından derhal başka bir müdafiin görevlendirilmesi gerektiği ve müdafi görevlendirilinceye kadar oturuma ara verebileceği gibi, oturumun ertelenmesine de karar verebileceği hüküm altına alınmıştır.
    Bu nedenle, yerel mahkemece hükmün, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı C.M.K.hükümleri uyarınca sanık müdafiinin bulunduğu oturumda verilmesi gerekirken, sanık müdafiinin yokluğunda hüküm kurulmak suretiyle, anılan Kanunun 150. maddesinin 2. fıkrasına aykırı davranılması, savunma hakkının açıkça kısıtlanması anlamına gelmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 5.10.2010 gün ve 133-184 Sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

    Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

    Açıklanan nedenlerle:
    1)Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine,
    2)Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.