CMK Madde 10



  • Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması

    CMK Madde 10

    (1) Kovuşturma evresinin her aşamasında, bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına yüksek görevli mahkemece karar verilebilir.

    (2) Birleştirilen davalarda, bu davaları gören mahkemenin tâbi olduğu yargılama usulü uygulanır.

    (3) İşin esasına girdikten sonra ayrılan davalara aynı mahkemede devam olunur.




  • CMK Madde 10 Gerekçesi

    Madde, davanın her aşamasında aralarında bağlantı bulunan davaların yüksek görevli mahkemece re’sen birleştirilerek yargılamaya devam edilebileceğini veya birleştirilen davaların gerek görüldüğünde aynı şekilde ayrılabileceğini belirtmektedir. Cumhuriyet savcısı veya taraflar da bu hususu mahkemeden isteyebilirler; ancak mahkeme takdirine göre gerekli kararı verecektir.

    Soruşturması ve kovuşturulması ayrı ayrı yürütülen davaların sonradan birleştirilmesine veya daha önce birleştirilen davaların ayrılmasına karar vermek yetkisinin yüksek görevli mahkemeye ait olduğu belirtildiğinden ve kovuşturma yüksek görevli mahkemede yapılacağından, izlenecek yargılama usulünün, bu mahkemenin tâbi bulunduğu usul olması davaların süratle sonuçlandırılması ilkesi gereği uygun görülmüştür.

    Dava ekonomisinin sağlanması, yargılamanın süratlendirilmesi amacı ile öngörülen bu madde düzenlenirken ikinci fıkrada işin esasına girildikten sonra ayırma kararı verildiğinde, ayrılan davalara aynı mahkemede devam olunması kabul edilmiştir. Davanın esasına girmeden maksat, iddianamenin okunmasından sonraki aşamalardır.



  • CMK 10 (Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2016/4195 Karar: 2016/4351
    Tarih: 28.04.2016

    • CMK 10. Madde

    • Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması

    Adet gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... haklarında Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/83 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan yargılama sırasında Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/85 Esas sayılı dosyası ile konusu ve taraflarının aynı olduğu ve aralarında irtibat bulunduğu ileri sürülerek yapılan birleştirme önerisinin reddine dair Asliye Ceza Mahkemesi'nin 24.02.2014 tarihli ve 2014/85 esas sayılı cevabi yazısını müteakip, yargılama dosyasının, Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/85 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine ve uyuşmazlığın çözümü için dosyanın nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Asliye Ceza Mahkemesi'nin 25.02.2014 tarihli ve 2014/83 Esas, 2014/118 Sayılı kararı üzerine, dava dosyasının Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/85 Esas sayılı dosyası üzerinde birleştirmesine ilişkin Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.04.2014 tarihli ve 2014/714 Değişik İş sayılı kararını müteakip, bu kez muvafakat alınmadan dosyanın birleştirilemeyeceği gerekçesi ile birleştirilen dosyaya dair mahkemenin yetkisizliğine, Asliye Ceza Mahkemesi'nin yetkili olduğuna ve dosyanın Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair Asliye Ceza Mahkemesi'nin 15.12.2014 tarihli ve 2014/765 Esas, 2014/172 Sayılı Kararının;

    5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 9. maddesiyle bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabileceği, 10. maddesiyle kovuşturma evresinin her aşamasında, bağlantılı ceza davalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına yüksek görevli mahkemece karar verilebileceği düzenlemesinin getirildiği, yetki hususunun düzenlendiği 16. maddede ise bağlantılı ceza davalarının değişik mahkemelerde bakılmasına başlanmış olursa, Cumhuriyet Savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla, mahkemeler arasında oluşacak uyuşma üzerine, bu davaların hepsi veya bir kısmının bu mahkemelerin birinde birleştirilebileceği, uyuşulmazsa, Cumhuriyet Savcısı veya sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme birleştirmeye gerek olup olmadığına ve gerek varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verileceği ve birleştirilmiş olan davaların ayrılması da bu suretle olacağı, nihayet 17. maddede de birkaç hâkim veya mahkeme arasında olumlu veya olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkarsa, ortak yüksek görevli mahkemenin, yetkili hâkim veya mahkemeyi belirleyeceği hüküm altına alındığı, bu kapsamda mevzuat hükümleri hep birlikte değerlendirildiğinde birleştirme işlemlerinin esasen diğer mahkemeden muvafakat alınmak sureti ile yapılabileceği buna karşın birleştirme talep edilen mahkemenin buna muvafakat etmemesi halinde 5271 Sayılı Kanun'un 17. maddesinin kıyasen uygulanarak iki mahkeme arasında çıkan uyuşmazlığın ortak yüksek görevli mahkeme tarafından çözümlenebileceği, ortak yüksek görevli mahkeme tarafından verilen kararın ise uyuşmazlığın tarafı olan her iki mahkemeyi de bağlayıcı nitelikte olduğu düşünülerek yapılan incelemede; Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 2014/83 Esas sayılı dosyası üzerinden adet gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık suçundan sanıklar hakkında yapılan yargılama sırasında Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/85 Esas sayılı dosyasının eldeki dosya ile konusu ve taraflarının aynı olduğu, aralarında irtibat bulunduğu ileri sürülerek birleştirmeye muvafakat verilip verilmeyeceğinin Asliye Ceza Mahkemesinden sorulduğu, Asliye Ceza Mahkemesince birleştirmeye muvafakat edilmediği ve bu şekilde iki mahkeme arasında uyuşmazlık vuku bulduğu, buna karşın Asliye Ceza Mahkemesince birleştirme kararı verilerek dosyanın olumsuz uyuşmazlığın çözümü için Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, ortak yüksek görevli mahkeme olan Ağır Ceza Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde dava dosyasının Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/85 Esas sayılı dosyası üzerinde birleştirilmesine kesin olarak karar verildiği, bu kararın olumsuz uyuşmazlığın tarafı olan her iki mahkemeyi de bağlar nitelikte olduğu nazara alındığında, Asliye Ceza Mahkemesince birleştirilen dosyaya dair yargılamanın 2014/85 Esas sayılı dosya ile birlikte yürütülüp sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayin edilmesi gerekirken, 5271 Sayılı Kanun'un 16/4. maddesine muhalefet edilerek yazılı şekilde dosyanın yetkisizlik kararı ile Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 08.03.2016 gün ve 94660652-105-41-13254-2015-Kyb sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

    KARAR VE SONUÇ : Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulüyle Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15.12.2014 tarihli ve 2014/765 esas, 2014/172 Sayılı Kararın CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/8721 Karar: 2015/14734
    Tarih: 02.10.2015

    • CMK 10. Madde

    • Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması

    Mahalli mahkemece verilen karar temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

    KARAR : Sanıklar T. K., Y. K. ve H. K. hakkında Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/731 Esas sayılı dosyası üzerinden görülmekte olan dava ile görevi kötüye kullanma suçundan sanık H. O. hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla dairemizde yargılaması devam etmekte olan dava arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğundan bahisle birleştirme kararı verilmesi gerektiğine ilişkin 28.01.2015 tarihli yazımız üzerine, Elazığ 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 04.02.2015 tarih, 2012/731 Esas, 2015/50 sayılı Kararıyla dosyanın, dairemizin sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, bu kararın temyiz olanağı bulunmadığı halde mahkemece sehven temyiz yolu açık olduğunun ifade edilmesi nedeniyle sanıklar müdafiileri tarafından temyiz edildiği, incelemeyi yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesi ise 29.04.2015 tarih ve 2015/6486 Esas, 2015/7030 Karar sayılı ilamıyla; CMK'nın 10, 11. maddeleri uyarınca verilen birleştirme kararlarının, CMK'nın 223/1. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığı, bu nedenle de 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 305. maddesi gereği temyizi kabil olmadığı anlaşılmakla, temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın görüleceği 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmesinin temini için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar vererek dosyanın Dairemize intikalini sağlamış ise de, bu kez anılan dosyanın dairemizin 2014/6 MD. sayılı dosyasına eklenmesi yerine 2015/8721 numarasıyla yeni bir esasa kaydedildiği anlaşılmakla;

    SONUÇ : Anılan dosyanın dairemizin 2014/6 MD. sayılı dava dosyasına eklenmesine, esasın bu şekilde kapatılmasına, karardan bir suretin gereği için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2014/35846 Karar: 2015/26674
    Tarih: 09.04.2015

    • CMK 10. Madde

    • Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması

    Tehdit suçundan sanık M.'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191/2,, 51/1, 59. maddeleri uyarınca 3 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Keban Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2008 tarihli ve 2008/2-15 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde suç işlediğinden bahisle ihbarda bulunulması üzerine, dosyanın yeniden ele alınarak 765 sayılı Kanun'un 102/1-4, 104/3. maddeleri uyarınca zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle davanın düşmesine ilişkin, aynı Mahkemenin 25.02.2014 tarihli ve 2013/36 esas, 2014/19 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.07.2014 gün ve 252526 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

    İstem yazısında; "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/8. fıkrasında yer alan "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur... Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur." şeklindeki düzenlemeye nazaran, dosya kapsamına göre sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği, dolayısıyla denetim süresinin işlemeye başladığı 13.04.2010 tarihinde ilama konu suça ilişkin zamanaşımı süresinin durduğu, sanığın deneme süresi içerisinde 05.09.2011 tarihinde işlediği 6136 sayılı Kanuna Muhalefet Suçundan dolayı cezalandırılmasına dair, Keban Sulh Ceza Mahkemesinin 03.05.2012 tarihli ve 2012/8-26 sayılı kararının, 12.06.2013 tarihinde kesinleşmesi ile birlikte zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlayacağı cihetle, 10.12.2003 tarihinde işlenen tehdit suçuna ilişkin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1-4, 104/3. maddelerinde öngörülen kesintili zamanaşımı süresinin karar tarihinde dolmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar tesisinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.

    I- Olay:

    Tehdit suçundan sanık M. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Keban Asliye Ceza Mahkemesinin 06.03.2008 tarihli kararıyla, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetime tabi tutulmasına karar verildiği, kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın 05.09.2011 tarihinde işlemiş olduğu kasıtlı bir suç nedeniyle mahkum edilmesi üzerine, dosyanın yeniden ele alındığı ve aynı mahkemenin 25.02.2014 tarihli kararıyla zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kamu davasının düşmesine karar verildiği, temyiz edilmeksizin kesinleşen bu karara karşı, zamanaşımının dolmadığı gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

    II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde, zamanaşımı süresinin hangi tarihler arasında duracağının belirlenmesine ilişkindir.

    III- Hukuksal Değerlendirme:

    5271 sayılı CMK'nın "hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması" başlığını taşıyan 231. maddesinin 8. fıkras 8. fıkrasında; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur." 10. fıkrasında; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir." 11. fıkrasında; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir." hükümleri yer almaktadır.

    İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında 06.03.2008 tarihinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin itirazın reddi kararı üzerine 13.04.2010 tarihinde kesinleştiği, bilahare sanığın 5 yıllık denetim süresi içerisinde 05.09.2011 tarihinde kasıtlı bir suç işleyerek, Keban Sulh Ceza Mahkemesinin 03.05.2012 tarihli kararıyla mahkum edildiği, kararın 12.06.2013 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesinin onama kararıyla kesinleşmesi üzerine mahkemesine ihbarda bulunulduğu, mahkemesince dosya yeniden ele alınarak duruşma açıldığı ve 25.02.2014 tarihinde zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği görülmektedir.

    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde, zamanaşımı süresinin hangi tarihler arasında duracağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

    5271 sayılı CMK'nın 231/8. maddesinde5271 sayılı CMK'nın 231/8. maddesinde, "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur... Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur." hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü üzere denetim süresi içerisinde duracak olan zamanaşımının başlangıç ve bitiş tarihleri maddede açık bir şekilde düzenlenmemiştir.

    Öğreti ve uygulamada bu konuda farklı görüşlere yer verilmekle birlikte özellikle iki görüşün ön plana çıktığı görülmektedir. Bu görüşlerden birine göre, zamanaşımı süresi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle, ikinci suçun işlendiği tarihler arasında duracak, diğer bir görüşe göre ise, zamanaşımı süresi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesiyle, ikinci suçtan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihler arasında duracaktır.

    Bu görüşlerden ilkinin uygulanması halinde zamanaşımının durduğu süre az olacağı için sanık lehine sonuç doğuracaktır. Ancak tartışma konusu zamanaşımına ilişkin olduğundan TCK'nın bu konuya ilişkin maddelerinin de incelenmesi gerekmektedir.

    5237 sayılı TCK'nın "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" başlıklı 67. maddesinde5237 sayılı TCK'nın "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" başlıklı 67. maddesinde; "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur." hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre, soruşturma veya kovuşturma engelinin bulunması halinde (izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucunun beklenmesi) soruşturma veya kovuşturmaya elde olmayan nedenlerle devam edilemediğinden, dava zamanaşımı süresi duracaktır.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesi üzerine başlayan denetim süresi içerisinde, kasıtlı yeni bir suç işlendiğinde yasa gereği hükmün açıklanması gerekmektedir. Ancak evrensel masumiyet karinesi ilkesi gereğince, kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmadan hükmün açıklanması halinde ileride telafisi imkansız zararlar doğabilecektir. Bu nedenle kovuşturmaya devam edilebilmesi için başka bir mercide devam eden bu yargılamanın sonucu beklenmelidir. Bu sürecin beklenmesi ikinci suçun işlenmesiyle ilintili olduğundan, artık inkitaa uğrayan denetim süresi (yetişkinler için 5 yıl, çocuklar için 3 yıl) dikkate alınmayacak, sanığın içinde bulunduğu yeni durum (bekletici mesele) nin sonucu beklenecektir.

    Bu itibarla, kovuşturma yapılmasına elde olmayan nedenlerle engel olan bekletici meselenin halli gerektiğinden, TCK'nın 67. maddesindeki düzenleme de göz önünde bulundurularak, zamanaşımı süresinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesinden başlayarak, ikinci suçtan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihe kadar durduğunu kabul etmek gerekmektedir.

    Aksi durumun kabulü halinde, kendisine tanınan olumlu bir statüyü kasıtlı bir suç işleyerek ihlal eden sanığın eylemine, yasa gereği zorunlu olarak bağlanan hükmün açıklanması şeklindeki müeyyide, bir çok durumda zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle sonuçsuz kalacaktır.

    Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 13.04.2010 tarihi ile, ikinci suçtan verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği 12.06.2013 tarihleri arasında zamanaşımı süresi durduğundan, düşme kararının verildiği 25.02.2014 tarihi itibariyle uzayan zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı gözetilmeden, zamanaşımının durduğu süreler hatalı değerlendirilerek düşme kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

    IV- Sonuç ve Karar:

    Yukarıda açıklanan nedenlerle;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

    1- Tehdit suçundan sanık M. hakkında, Keban Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2014 tarihli ve 2013/36 esas, 2014/19 sayılı kararının, CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA,

    2- Kararın davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki hükümlere yönelik olması nedeniyle, aynı Kanun maddesinin 4-c bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurmamasına ve yeniden yargılama yapılmamasına, 09.04.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2010/30121 Karar: 2010/33646
    Tarih: 15.12.2010

    • CMK 10. Madde

    • Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Dosya içeriğine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;

    18.07.2008 tarihinde sanık hakkında hırsızlık suçundan mahkumiyet kararı verilip 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verilmesinden sonra, denetim süresi içinde sanığın yeni bir suç işlediği ve hakkın da dava açıldığının Cumhuriyet Savcılığı'nca bildirilmesi üzerine, mahkemece yapılan yargılamada, 5271 sayılı CMK'nın 231/10. maddesinde belirtilen "denetim süresi içinde yeni bir suç işlemesi" ibaresinin sanık hakkında denetim süresi içinde işlediği bir suçtan dolayı mahkumiyet kararı verilmesi ve kesinleşmiş olmasının anlaşılması gerektiği gözetilmeden, denetim süresi içinde bir suç işlediğinden bahisle dava açılmasının yeterli görülerek, yazılı şekilde karar verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görül müş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 15.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2008/11859 Karar: 2009/16803
    Tarih: 17.12.2009

    • CMK 10. Madde

    • Görülmekte Olan Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması

    Hırsızlık suçundan sanık K. Ç.'ın yapılan yargılamasında, aynı eylem sebebiyle E. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/322 esas sayılı dosyasında sanığın suç ortağı olduğu iddia edilen Y. O. hakkında hırsızlık suçundan dava açıldığı ve dosyanın E. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/322 sayılı dosya üzerinde birleştirilmesine dair E. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/12/2007 tarihli ve 2007/234-323 sayılı kararına E. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin itirazı üzerine, E. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin <olur> alınmadan verilen birleştirme kararının kaldırılmasına ilişkin, E. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/01/2008 tarihli ve 2008/5 müteferrik sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 25/03/2008 gün ve 17754 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay C. Başsavcılığının 06/05/2008 gün ve KYB.2008/80867 sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 30/05/2008 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:

    Karar: Anılan Yazıda;

    (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 267.maddesinde <Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir,> hükmü karşısında birleştirme kararlarının hakim kararı olmayıp mahkeme kararlarından olduğu, anılan Kanunun 8-11. maddeleri arasında, birleştirme kararlarına karşı gidilebilecek herhangi bir kanun yolunun bulunmadığı gibi, eşit mahkemelerin birleştirme kararı vermeden önce diğer mahkemenin olurunu alması gerektiği yönünde bir hüküm de bulunmadığı,

    Aynı Kanunun Aynı Kanunun 3. maddesinde <Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.> hükmü uyarınca, mahkemeler kanunla açıkça görevlendirmedikçe bir konuda kendilerini görevli kabul edip işe bakamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması) Dairemizden istenilmiştir.

    Kanun yararına bozma istemine dayanan C.Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre;

    Suç tarihinde 15-18 yaş grubu içerisinde bulunan sanık K. Ç. hakkında yakınan H. K.’ya yönelik 29.07.2007 tarihinde işlemiş olduğu hırsızlık suçu nedeniyle E. Cumhuriyet Başsavcılığının 01.08.2007 günlü, 2007/456 sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, bu kamu davasının sanığın suç tarihindeki yaşı nedeniyle çocuk mahkemesi sıfatıyla bakan E. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/234 esasına kaydedilerek yargılamasının sürdürüldüğü, aynı olayın diğer sanığı olan ve suç tarihinde 18 yaşından büyük olan Y. O. hakkında açılan kamu davasının E. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/322 esasına kayıtlı olup yargılamasının sürdürüldüğü, E. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.12.2007 günlü kararı ile <her iki dosyada verilecek karar diğerini etkileyecek olup yargılamanın birlikte yürütülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi daha sağlıklı ve usul ekonomisine uygun olacağı> gerekçesiyle 5395 sayılı Yasanın 17/3 ve CMK’nun 8 ve devamı maddeleri uyarınca davaların birleştirilmesine karar verdiği, dosyanın birleştirme kararı verilen E. 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi üzerine, aynı mahkemece dosya esasa kaydedilmeden ve birleştirme konusunda da bir karar verilmeden, üst yazı ile <bağlantılı davalar eşit mahkemelerde görülmekte ise diğer mahkemenin oluru alınmadan birleştirme kararı verilemeyeceği> gerekçesiyle E. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin birleştirme kararının kaldırılması istemiyle Ağır Ceza Mahkemesine üst yazı ile dosyanın gönderildiği, E. Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozmaya konu edilen dosya üzerinde verdiği 08.01.2008 günlü 2008/5 sayılı kararı ile, kararda yazılan gerekçelerle E. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin birleştirme kararının kaldırılmasına ve birleştirme konusunda muvafakat sorulup sonucuna göre karar verilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

    Sonuç: 5395 sayılı Yasanın 17/3, 42; 5271 sayılı CMK’nun 17. maddeleri hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, <Birkaç hakim veya mahkeme arasında olumlu veya olumsuz yetki uyuşmazlığı çıkarsa, ortak yüksek görevli mahkeme, yetkili hakim veya mahkemeyi belirleyeceği,> somut olayımızda ise her ne kadar E.. 1. Asliye Ceza Mahkemesince birleştirme kararı verilmiş ise de; E. 2. Asliye Ceza Mahkemesince birleştirme konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmediği yani iki mahkeme arasında yetki uyuşmazlığı çıkmadığı, bu nedenle ortak üst dereceli Mahkeme olan E... Ağır Ceza Mahkemesince çözülmesi gereken yetki uyuşmazlığı bulunmadığı, E. Ağır Ceza Mahkemesince istemin bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, istemin kabulüyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmadığından, kanun yararına bozma istemi değişik gerekçeyle yerinde görüldüğünden kabulü ile E. Ağır Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 08/01/2008 tarih ve 2008/5 Müteferrik sayılı kararın 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, 17.12.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.