TCK Madde 314



  • Silâhlı Örgüt Suçu

    TCK Madde 314

    (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

    (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.




  • TCK Madde 314 Gerekçesi

    Maddenin birinci fıkrasında, bu fıkra kapsamına giren suçları işlemek amacıyla silâhlı örgüt kurmak veya yönetmek, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. İkinci fıkrada ise, bu nitelikleri taşıyan örgüte üye olmak, ayrı bir suç olarak yaptırım altına alınmıştır.

    Maddede geçen temel kavram örgüttür. Dikkat edilmelidir ki, genel olarak suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgüte üye olmak, kanunda yaptırım altına alınmış olmasına rağmen; bu maddede, işlenmesi amaçlanan suçlar bakımından bir sınırlama getirilmiştir. Keza, her iki suç arasında örgütün niteliği bakımından da farklılık bulunmaktadır. Bu madde kapsamına giren örgütün silâhlı olması gerekmektedir. Başka bir deyişle, silâh, bu suçun bir unsurunu oluşturmaktadır. Ancak, örgütün bütün mensuplarının silâhlı olmaları zorunlu değildir; hedeflenen suçların işlenmesini sağlayabilecek derecede olmak üzere bazı üyelerin silâhlı olmaları, suçun oluşması için yeterlidir. Her hâlde silâh sayısının suçun oluşması bakımından yeterli olup olmadığının takdiri de hâkime aittir.

    Maddenin üçüncü fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından da aynen uygulanacağı kabul edilmiştir.

    Bu suça ilişkin diğer hususlar hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçuna ilişkin madde gerekçesi ile bu suçla bağlantılı etkin pişmanlık hükmünün gerekçesine bakılmalıdır.



  • TCK 314 (Silâhlı Örgüt Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/2407 Karar: 2017/4844
    Tarih: 06.07.2017

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Temyizden vazgeçmesi sebebiyle ... müdafiinin; hükmedilen cezanın süresine göre koşulları bulunmadığından sanıklar ..., ... ve ... müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 318. maddesi uyarınca REDDİNE,

    1-)Sanık ... müdafii tarafından kararın temyiz edilmesinden sonra, sanık ... ve müdafiinin 03.06.2010 tarihli dilekçeyle temyizden feragat ettiği anlaşılmakla, temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

    2-)Sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik ve silahlı terör örgütüne üye olma ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

    Hüküm kısmında sanık ...'ın soyadının "Kara", sanık ...'ın soyadının "Kılıç", sanık ...'ın adının "..." ve sanık ...'nın adının "Sinan" olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir.

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...'nın resmi belgede sahtecilik suçu ve silahlı terör örgütüne üye olma ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıfları tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanıklar ve müdafiilerinin; sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından atılı suçun işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle mahkumiyet ve beraate dair hükümlerin ONANMASINA,

    3-)Sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümlere karşı Cumhuriyet savcısının aleyhe ve sanıklar müdafiinin vekalet ücretiyle sınırlı temyizi yönünden yapılan incelemede;

    Sanıklar ..., ... ve ... tarafından atılı suçun işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin yer alan "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir" biçimindeki düzenleme ile Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.10.1978-2/324-350 Sayılı Kararında belirtildiği üzere; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, vekalet ücretinin tayininde esas ilke olarak sanıkların adedi ya da sanığın birden çok suç işlemiş olmasını değil, usulünce açılan ve avukat tarafından takip edilen davaların adedini esas aldığı ve taraflara yükletilecek avukatlık parasının her dava için ayrı ayrı tayinini öngördüğü nazara alınarak, kendisini aynı vekille temsil ettiren ve beraatlerine karar verilen sanıklar yararına olmak üzere vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Kanuna aykırı, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususların aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan hükme "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 2.000,00 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanıklar ..., ... ve ...'e verilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

    4-)Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümlere karşı Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    Sanıkların savunması, iletişimin dinlenmesi, arama ve el koyma tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre,

    a-)Sanık ... yönünden; aa-Hüküm kısmında sanık ...'un soyadının "Bayuncuk" olarak yazılması, bb-Örgüt üyelerine talimat verme, inisiyatif kullanma gibi yöneticilik faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılan sanık ...'un eyleminin TCK'nın 314/1. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçunu oluşturduğu gözetilmeden yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,

    b-)Sanık ... yönünden;

    Sanık ...'nın terör örgütüyle organik bağ içine girip hiyerarşik yapı içerisinde örgüt faaliyetlerindeki süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacağı gözetilmeden TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca mahkumiyeti yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 06.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/998 Karar: 2017/4654
    Tarih: 05.07.2017

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    A-) Sanık hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçundan verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçunu düzenleyen TCK'nın 174. maddesinde hükümden sonra 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6763 Sayılı Kanun'un 15. maddesiyle yapılan değişikliklerin sanığın açıkça aleyhine olduğu saptanarak yapılan incelemede;

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde eleştirilen hususlar dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    B-) Sanık hakkında 6136 Sayılı Kanuna muhalefet ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçlarından verilen hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    I-) 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükümle ilgili olarak;

    Yapılan UYAP sorgulamasında, sanık hakkında Midyat 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/326 esas sayılı dosyasında suç tarihi 25.08.2015 olan 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçundan açılmış dava dosyasının bulunduğunun anlaşılması karşısında; 6136 Sayılı Kanuna muhalefet suçunun temadi eden suçlardan olması da nazara alınarak, anılan dosya getirtilip derdest olması halinde birleştirilmesi, karar verilip kesinleşmiş olması durumunda ise aslı veya Yargıtay denetime olanak verecek şekilde onaylı örneği dosya arasına alındıktan sonra bir bütün halinde değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,

    II- Silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan kurulan hükümle ilgili olarak;

    Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 Sayılı TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da, devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır.

    Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü ve egemenliğidir.

    Suç, 3713 Sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince mutlak terör suçudur.

    Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde;

    1-)Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

    2-)Devletin birliğini bozmak,

    3-)Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak,

    4-)Devletin bağımsızlığını zayıflatmak olarak belirlenmiştir.

    Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkansızlık sebebiyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK'nın 314. madde gibi).

    Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebri nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu haliyle suç aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. "Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyet çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır ( N.K. Topçu Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90 )

    Söz konusu düzenlemeye esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin ( 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun ( 302/1) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir." ... Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar Sayfa 89, 90). Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir." (Yargıtay CGK. 09.02.2010 t. 2009/9-103, 2010/22).

    Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9.CD 26.06.2012T. 05.07.20172012/2855-8069 sy. k, 15.01.2014 T. 05.07.20172013/12441-2014/614 sy. k., 30.03.2010 T. 05.07.20172009/8654-2010/3632 sy. k. 09.06.2011 tarihli, 2011/4202 esas, 2011/3296 karar sayılı kararı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini, toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir... amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur.

    Her halde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir.

    İşlenen araç suçun vahim eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan ( 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK'nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK'nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama haline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 T. 05.07.20172009/6277-7540 sy. k.vb.).

    Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hallerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK'nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık - icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki "kastı şüpheye yer bırakmayacak" ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen, ( Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, ( 7 ), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, ( 4 ), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, ( 15 ), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408 ) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih 1-153/206 Sayılı kararı vb.) objektif teori- Frank formülüne göre;

    Suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir.

    Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibariyle yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır ( Prof. Fatih Selami Mahmutoğlu - Av Serra Karadeniz-LLM / Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi / Sayfa 792, 793, 794, İçel Ceza Hukuku Genel Hükümler Sayfa 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, ( 7 ), s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, ( 4 ), s. 455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, ( 15 ), s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20.- Prof. Dr. Mahmut Koca ve Prof. Dr. İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408 )

    Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, somut olay incelendiğinde;

    PKK/KCK silahlı terör örgütünün eylem talimatları üzerine, sanığın Mardin ili NUSAYBİN İlçesinde, Nusaybin İlçe Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliği, Çevik Kuvvet Grup Amirliği ve Güvenlik Büro Amirliği ile Emniyet lojmanlarının bulunduğu ek hizmet binasının çevre duvarına yaklaşarak yürüdüğü ve duvar dibine yaklaştığı esnada, belinde bulunan tabancayı çıkararak mermi yatağına verdiği ve saldırı eylemini gerçekleştirmek amacıyla bahçe duvarına tırmandığı sırada elinde bulunan tabanca ile kendini yaralayarak yere düştüğü, olay tutanağına göre; sanığın üzerinde bulunan el bombasını patlatmak isterken yanında bulunan güvenlik güçlerinin müdahalesi ile patlatma eylemini gerçekleştiremediği; ek hizmet binası çevresinde bulunan güvenlik kamera görüntülerinin bu durumu doğruladığı, dinlenilen tanık beyanı ve yerel mahkeme kabulüne göre ise; sanığın yere düşmesinden sonra güvenlik güçlerinin sanığın üzerini aradıkları, sanığın pantolonunun sol cebinde bulunan el bombasını fark ettikleri, söz konusu el bombasının güvenlik güçleri tarafından sanığın üst aramasında ele geçirildiğinin kabul edilmesi karşısında, bu çelişkinin giderilmesi için;

    a-) Tutanak tanıklarından, olaya ilk müdahale edip sanığı yakalayanların tespit edilip bizzat duruşmada ya da talimat yoluyla dinlenerek; özellikle el bombasının sanıktan, güvenlik güçlerince yapılan fiziki müdahale sonucu mu, sanığın yapılan üst araması sırasında mı ele geçirilip geçirilmediği hususunun aydınlatılması,

    b-) Emniyet Müdürlüğü ek hizmet binası çevresinde bulunan güvenlik kamerası görüntülerinin netleştirilerek yeniden bilirkişiden rapor alınması ya da mahkeme heyetince izlenip oluşa dair kabule varıldıktan sonra; sanığın silahla ateş etmeye ya da el bombasını patlatmaya yönelik hareketlerinin güvenlik güçlerince engellenmesi halinde, öldürmeye teşebbüs suçunun icrai hareketlerine başlamış olacağı kabul edilip, gerektiğinde bu yönde dava açtırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,

    c-) Sanık hakkında Cizre 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/94 esas sayılı dosyasında suç tarihi 27.10.2014, iddianame tarihi 14.10.2015 olan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılmış dava dosyasının bulunduğunun anlaşılması karşısında; dosyamızda suç tarihinin 25.08.2015 olup, Cizre 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/94 esas sayılı dosyasındaki iddianame tarihinden önce olduğu ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olması da nazara alınarak, anılan dosya getirtilip derdest olması halinde birleştirilmesi, karar verilip kesinleşmiş olması durumunda ise aslı veya Yargıtay denetime olanak verecek şekilde onaylı örneği dosya arasına alındıktan sonra mükerrerlik hususu da dikkate alınarak bir bütün halinde değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması;

    III-) Uygulamaya göre de;

    CMK'nın 325/1. maddesi gereğince yargılama giderinin hakkında cezaya hükmedilen sanıktan tahsiline karar verilmesi gerektiği gözetilmeden kamu üzerinde bırakılmasına karar verilmesi ve yargılama gideri miktarının belirtilmemesi;

    SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma gerekçesi nazara alınarak sanık müdafiinin tahliye talebinin reddiyle sanığın tutukluluk halinin devamına, 05.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/1500 Karar: 2016/6412
    Tarih: 22.11.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    I- )Sanık ... hakkına silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan verilen karara yönelik yapılan incelemede;

    6352 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasına göre verilen kovuşturmanın ertelenmesine dair kararlar anılan maddenin 4. fıkrası ile CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkras 8. fıkrası 2. cümlesi hükmü karşısında durma kararı niteliğinde ve itiraza tabi olup, temyizi mümkün bulunmadığından, temyiz incelemesine yer olmadığına, gereğinin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

    II- )Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarından verilen hükümlere yönelik yapılan incelemede;

    Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının TCK'nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

    Kimliğin gizlenmesi amacıyla yüzün kapatılması şeklinde işlenen silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçu için gereken saik de nazara alındığında 6352 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi kapsamında düşünce ve kanaat açıklama yöntemi olarak kabul edilemeyeceği; 3713 Sayılı Kanun'un 7 . maddesinin 2. fıkrasına 6459 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle örgüt propagandası ile oluşacak tehlikeyi somutlaştırmak amacıyla getirilen unsurun aynı fıkranın ( a ) bendinde düzenlenen suç için öngörülmediği ve ayrıca 04.04.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6638 Sayılı Kanunla 3713 Sayılı Kanun'un 7/2-a maddesinde yapılan değişikliklerin de sanıkların açıkça aleyhine olduğu saptanarak yapılan incelemede;

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafii ve Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

    III- )Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, sanıklar ..., ... ve ... hakkında kamu malına zarar verme ve 2911 Sayılı Kanuna muhalefet suçlarından verilen hükümlere yönelik yapılan incelemede;

    Sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1- )Silahlı terör örgütü ile organik bağ kurduğu, hiyerarşik yapı içinde faaliyette bulunduğu ve bu suretle örgüt üyesi olduğu yolunda dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmayan sanık ...'in eylemlerinin, örgütsel bağı göstermediği, örgütsel talimatlar doğrultusunda gerçekleştirilip cebir ve şiddet içeren ve fakat siyasi faaliyet kabul edilemeyecek eylemlere katıldığı anlaşılmakla, TCK'nın 314/3, 220/6, 314/2. maddeleri uyarınca eylemlerinin silahlı terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçunu oluşturacağı, suç işleme biçimleri ve eylemlerinin yoğunluğu da gözetilerek hukuki durumunun takdiri ve temel cezanın buna göre tayini gerektiği gözetilmeden değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hüküm kurulması,

    2- )Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, 6352 Sayılı Kanun'un amaç, kapsam ve gerekçesi, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine dair ölçütlerle aynı Kanunun 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ile güttüğü amaç ve saik de gözönünde bulundurularak; tayin olunan cezadan TCK'nın 220. maddesinin 6. fıkras 6. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan düzenleme uyarınca hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun ve maddede öngörülen indirim oranı ile uyumlu makul ve makbul bir indirim yapılması gerekirken, yukarıda sayılan ilkelerle bağdaşmayan yetersiz gerekçe ile değişikliğin amacına da uygun düşmeyecek biçimde indirim yapılmayarak yazılı şekilde sanık ... hakkında fazla ceza tayini,

    3- )Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.07.2014 tarih, 2013/9-386 esas, 2014/353 Sayılı kararı ile, 2911 Sayılı Kanun'un 32. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasındaki dağılın ihtarına rağmen dağılmama hali ve 33/1. maddedeki silahla katılma halinin düşünce ve kanaat açıklama yöntemi kapsamında görüldüğü anlaşıldığından, sanıklara yüklenen suçların tarihleri ve işlenme yöntemleri ile temel şekli itibariyle gerektirdiği cezanın süresine göre, hükümden önce 05.07.2012 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 Sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi kapsamında düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlendikleri ve bu sebeple sanıklar hakkında açılan davalara dair olarak kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    4- )Mala zara verme suçundan ise, hüküm tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun'un 65. maddesiyle TCK'nın 152. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrasında yapılan değişiklik karşısında sanıkların hukuki durumlarının yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,

    3- )Kabul ve uygulamaya göre;

    a- )Adli para cezalarının yerine getirilmemesi halinde 6545 Sayılı Kanunla değişik 5275 Sayılı Kanun'un 106/3 maddesi uyarınca infaz aşamasında resen uygulama yapılabileceğinden, 2911 Sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan hükümlerde, TCK'nın 52/4 maddesi gereğince ihtar yapılamayacağının gözetilmemesi,

    b- )Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması sebebiyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,

    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 22.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2016/5731 Karar: 2016/4926
    Tarih: 28.09.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    5070 sayılı Kanunun 5 22. maddeleri gereğince elektronik imza ile imzalandığı belirtildiği halde, 03.03.2016 tarihli duruşma tutanağının 169988 sicil nolu katip tarafından elektronik veya fiziki olarak imzalanmadığı tespit edilmekle, mevcut eksikliğin mahallinde giderilmesi mümkün görülmüş, adli para cezalarının yerine getirilmemesi halinde 6545 sayılı Kanunla değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesi uyarınca infaz aşamasında resen uygulama yapılabileceği nazara alındığında hüküm fıkrasındaki " 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine" ilişkin ihtarat sonuca etkili görülmemiştir.

    23.07.2016 tarihinde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK'nın 6/1-i. maddesindeki "Hâkim veya mahkemenin uygun gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle şüpheli veya sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir" hükmü gereği, tebliğnamedeki, sanıkların segbisle savunmaları alınarak savunma haklarının kısıtlanması nedeniyle, bozma içeren görüşe iştirak edilmemiştir.

    I- Sanık Nevzat hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede,

    Yapılan yargılama sonunda, toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

    II- Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede,

    Sanıkların mensubu bulunduğu silahlı çete niteliğindeki PKK/KCK terör örgütünün ülke topraklarından bir kısmını devlet hakimiyetinden ayırıp, bu bölgede bağımsız ayrı bir devlet kurmak şeklindeki amacına yönelik olarak vahamet arz eder eylemler gerçekleştirmesi halinde 5237 sayılı TCK'nın 302. maddesinde tanımlanan suç oluşacaktır.

    Dosya kapsamındaki delillere uygun yerel mahkemenin kabulüne göre, sanıkların eylem ve faaliyetleri bakımından silahlı terör örgütünün üyesi olduklarına kuşku yoktur. Tartışılması gereken husus suç tarihinde nüfus kaydına göre 13 yaşında bulunan mağdur Dağıstan'ın örgüt üyesi olarak istihdam edilmek üzere bu örgütün kırsal alanındaki kamplarına hukuka aykırı şekilde veya zorla götürülmesinin amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli araç suç (vahim eylem) oluşturup oluşturmadığıdır.

    Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20.11.1989 tarihinde kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 17, 29 30. maddeleri hükümlerini T.C. Anayasası, 1923 tarihli Lozan Antlaşması hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama hakkı saklı tutulmak suretiyle TBMM'ce onaylanarak, 27.01.1995 tarih ve 22184 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak iç düzenleme haline dönüşmüştür. Sözleşme hükümlerine göre "18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır". (B.M.Ç.H. s/l. madde) Aynı doğrultuda (5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu 3/1-a, 6/1-b maddeleri),

    Taraf devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler. Çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler (a.g.s. 6. md.),

    Her ne nedenle ve hangi biçimde olursa olsun, çocukların kaçırılmaları, satılmaları veya fuhuşa konu olmalarını önlemek için ulusal düzeyde devletler her türlü önlemleri alır (a.g.s. 35. md.),

    Esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek her türlü sömürüye karşı çocuğu korurlar, (a.g.s. 36. md.

    15 yaşından küçük çocukların çatışmalara doğrudan katılmaması için uygun önlemler alınır (a.g.s. 38. md.),

    Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, sözleşmeyle çocukların temel yaşama hakkının sağlanması her türlü müdahale, saldırılara ve sömürüye karşı korunması, özellikle 15 yaşından küçük çocukların çatışmalara doğrudan katılmasının engellenmesi için devletlere pozitif yükümlülük yüklenmiştir.

    Ceza hukukumuzda, yaş küçüklüğü ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerdendir. Çocuklarda 12-15 yaş diliminde, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmemiş ise ceza sorumluluğu yoktur. Bu yetenek gelişmiş ise yaşın kusurluluğu azaltıcı etkisi nedeniyle kanun koyucu cezada indirim öngörmüştür.

    4721 sayılı TMK'nın 10. maddesi gereğince "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır". 11. maddede ise erginlik yaşı 18 olarak kabul edilmiştir. 15 yaşını bitiren çocuk kendi isteği, velisinin rızası ve mahkeme kararı ile ergin kılınabilir. Görüldüğü üzere Medeni Hukukumuzda ergin kılınmak için 15 yaşın bitirilmesi kriter alınmıştır. Ceza Hukukunda ise kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı haklar yönünden rıza açıklamada 15 yaşın esas alındığı anlaşılmaktadır. Nitekim hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilen ilgilinin rızasına ilişkin TCK'nın 26/2 maddesindeki düzenlemede, geçerli bir rızanın varlığının kabulü için;

    a- Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edeceği bir hakka ilişkin olmalı,

    b- Kişi rıza açıklamaya ehliyeti bulunmalı,

    c- Rızanın fiilden önce, en azından fiilin işlendiği sırada açıklanmalıdır. Şartlarına tabi tutulmuştur.

    Hürriyeti tahdit suçunda ilgilinin rızasının hukuki değer ifade edebilmesi için, üzerinde tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olması, rıza açıklayanın olayları algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişmiş olmasının yanında, 15 yaşını bitirmiş bulunması ve fiilden önce en azından fiilin işlendiği sırada rızayı açıklaması gereklidir. Aksi takdirde geçerli bir rızanın varlığından söz etmek olanaklı değildir. Bu durumda 15 yaşını bitirmeyen kişinin cebir, şiddet, tehdit ya da hile kullanmaksızın hukuka aykırı şekilde hürriyetinin sınırlanması halinde hürriyeti tahdit suçunun basit şekli oluşacaktır. Rıza hukuki değer ifade etmeyecektir.

    Bu suçun, amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığına gelince, kusurluluk yeteneği tam olarak gelişmemiş, Medeni Hukuk bakımından ergin olarak kabul edilmediğinden fiil ehliyeti bulunmayan çocukların, silahlı terör örgütlerinin emrine verilip, onların savaşçı olarak yetiştirilmesi örgütün amaçları doğrultusunda silahlı çatışmalara sürülerek gerek kendileri için gerekse başka şahıslar bakımından tehlikeli, suç makinesi haline dönüştürülmeleri, amaç suçu işlemeye elverişli kabul edilebileceğinden mahkemenin kabulünde isabetsizlik yok ise de; kayden 18.02.2001 doğumlu olan, ancak aynı zamanda Anadolu Lisesi 11. sınıfında öğrenci olan mağdurun yaşının tespiti suçun vasıflandırılması açısından önem arz edecektir.

    Mağdur Dağıstan'ın doğum kayıtları getirtilip incelenerek hastanede doğup doğmadığı ve mağdurun Adli Tıp Kurumuna şevki sağlanarak suç tarihindeki kemik yaşı tespit edildikten sonra, 15 yaşından küçük ise yukarıda açıklanan kriterlere göre karar verilmesi, 15 yaşından büyük olması durumunda ise mağdurun velisinin şikayetçi olmaması nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunun oluşmayacağı ve sanıkların TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılmalarının gerekeceği gözetilerek, sonucuna göre hukuki durumun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Kanuna aykırı, sanık Nevzat ve sanıklar müdafiinin temyiz dilekçelerinde ve duruşmada ileri sürdükleri temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), tahliye taleplerinin reddine, 28.09.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2016/5047 Karar: 2016/4927
    Tarih: 26.09.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    1-)Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün yapılan temyiz incemesinde;

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    2-)Sanık hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince;

    Silahlı terör örgütünde ''Jiyanda Koçer'' kod adı ile faaliyet gösteren sanığın, askeri ve ideolojik eğitim aldığı kampa geçici köy korucusunun kaçırılarak getirildiği, kampta iken Nihat'ın tutulduğu sığınakta başında nöbet tuttuğu eylemde olayın oluşu, eylemdeki sanığın konumu hürriyeti tahdit eylemine baştan itibaren iştirak etmemesi karşısında sanığın TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden ve amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olmadığı,

    Ancak; eyleminin bir bütün halinde silahlı terör örgütü üyeliği suçunu oluşturacağı, suçun işleniş biçimi, tehlikenin ağırlığı da nazara alınarak cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bağlamında teşdit sebebi kabul edilerek alt sınırdan uzaklaşılarak TCK'nın 314/2. maddesinden ceza tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, sanık müdafilerinin tahliye talebinin reddine, 26.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2016/2591 Karar: 2016/4552
    Tarih: 01.07.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    1- Sanıklar Çetin, Erdal, Kasım, Mehmet Nuri, Sait, Sedat, Serhan, Sürmeli Memet ile Yusuf hakkında 2911 sayılı Kanuna muhalefet ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından verilen kararlar yönünden;

    6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasına göre verilen kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin kararların, anılan maddenin 4. fıkrası ile CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkras 8. fıkrası 2. cümlesi hükmü karşısında durma kararı niteliğinde ve itiraza tabi olup temyiz kabiliyeti bulunmadığından bu kararlara yönelik itirazlar konusunda merciince karar verilmek üzere dosyanın incelenmeksizin İADESİNE,

    2- Sanıklar Ahmetcan, Sait, Serhan ve Sedat hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan, sanıklar Çetin, Erdal, Kasım ve Sürmeli Memet hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma ve terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından, sanık Orhan hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından, sanık Mehmet Nuri hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma, terör örgütünün propagandasını yapma, genel güvenliği kasten tehlikeye sokulması ve resmi belgede sahtecilik suçlarından, sanık Üzeyir hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar hakkında kurulan hükümlerde Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının TCK'nın 53. maddesinin ve terör örgütünün propagandasını yapma suçundan kurulan hükümlerde sanıklar hakkında TCK'nın 53/1. maddesinin uygulanmaması kazanılmış hak teşkil etmeyip, güvenlik tedbiri niteliğinde bulunduğundan, hapis cezasının kanuni sonucu olarak, uygulanması infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Ahmetcan müdafii, sanık Sait müdafii, sanıklar Çetin, Kasım ve Serhan müdafii, sanıklar Mehmet Nuri, Orhan, Sedat ve Sürmeli Memet müdafii, sanık Erdal müdafii ile sanık Üzeyir'in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

    3- Sanıklar Ahmetcan, Çetin, Erdal, Mehmet Nuri, Sait, Serhan ve Yusuf hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçlarından, sanıklar Kasım ve Sürmeli Memet hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması (2 kez) suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile temyizinin kapsamına göre vekalet ücreti ile sınırlı olarak sanık Mehmet'in beraatine dair hükmün incelenmesinde;

    Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçunu terör örgütünün faaliyetleri çerçevesinde işlediği kabul edilen sanık Sait'e verilen cezanın 3713 sayılı Kanunun 5/2 maddesi uyarınca 2/3 oranında artırım yapılması gerekirken TCK'nın 174/2 maddesi uygulanmak ve cezada 1/2 oranında artırım yapılmak suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Ahmetcan müdafii, sanık Sait müdafii, sanıklar Çetin, Kasım ve Serhan müdafii, sanıklar Mehmet Nuri ve Sürmeli Memet müdafii, sanık Yusuf müdafii ile sanık Erdal müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine ancak;

    a) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,

    b) Sanıklar hakkında tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçunda kurulan hükümlerde, 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesinde 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik karşısında, infazda yetkiyi kısıtlayacak şekilde "ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine" dair ihtarat yapılamayacağının anlaşılması,

    c) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/5. maddesinde yer alan "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir" biçimindeki düzenleme dikkate alındığında kendisini vekil ile temsil ettiren sanık Mehmet yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Bozmayı gerektirmiş olup hükümlerin bozulmasına, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususların CMUK'nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçundan kurulan hükümlerdeki TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısımların "Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda yürürlükte bulunan TCK'nın 53/1. maddesinin sanıklar hakkında uygulanmasına" şeklinde değiştirilmesi, "ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin" ibaresinin çıkarılması, ayrıca sanık Mehmet hakkında kurulan hükme "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 2.640,00 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanık Mehmet'e verilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

    4- Sanıklar Ahmetcan, Çetin, Erdal, Sait, Serhan ve Yusuf hakkında kamu malına zarar verme suçlarından, sanık Kasım hakkında genel güvenliği kasten tehlikeye sokulması ve kamu malına zarar verme suçlarından, sanık Medeni hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından, sanıklar Suat ve Veysi hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık Sürmeli Memet hakkında kamu malına zarar verme suçundan (2 kez) kurulan hükümlerin incelenmesinde;

    a) Mala zarar verme suçundan kurulan hükümler yönünden;

    aa) Hükümden sonra 28.06.2014 tarih ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 65. maddesiyle TCK'nın 152/1-a-son fıkrasındaki "altı" ibaresinin "dört" ve 152/2-a-son fıkrasındaki "iki" ibaresinin "bir" şeklinde değiştirilmesi karşısında, sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    bb) Sanıkların bir suç işleme kararının icrası kapsamında 19.08.2007 tarihinde farklı yerde ve saatte molotof atarak İETT'ye ait iki adet otobüsü yaktıkları anlaşıldığı, bu sebeple sanıklar hakkında TCK'nın 43/1. maddesi uygulanarak verilen cezanın artırılması yerine yazılı şekilde eksik ceza tayini,

    b) Sanık Kasım hakkında genel güvenliği kasten tehlikeye sokulması suçundan ve sanık Veysel hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan kurulan hükümler yönünden, Sanık Veysel'in silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içinde yer alıp örgüt üyesi olduğuna ve sanık Kasım'ın genel güvenliği kasten tehlikeye sokulması suçunu işlediğine dair cezalandırılmalarına yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçlardan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,

    c) Sanıklar Medeni ve Suat hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümler yönünden,

    Sanıkların silahlı terör örgütü ile organik bağ içinde olduğu, hiyerarşik yapı içinde faaliyette bulunduğu ve bu suretle örgüt üyesi olduklarına dair dosyaya yansıyan bilgi ve belge bulunmadığı, ancak sanıkların katıldığı gösterilerin, terör örgütünün amacı doğrultusunda ve örgütün güdümünde yayın yapan internet siteleri, yazılı, görsel medya aracılığı veya örgüt adına diğer yollarla yapılan eylem çağrısı üzerine organize edilen gösteriler olup olmadığı araştırılıp, örgütün eylem çağrısı bulunduğunun tespiti halinde TCK'nın 314/3, 220/6. maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 314/2. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi,

    d) Sanık Medeni hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçunda kurulan hüküm yönünden,

    Savunmalarında tabancanın babasına, kurusıkı tabancanın abisine ait olduğunu söyleyen sanığın, ailesiyle birlikte kalıp kalmadığı hususunda araştırma yapılarak sonucuna göre tanıkların çağrılıp CMK'nın 45/1 48. maddelerinde belirtilen hakların hatırlatılarak beyanlarının alınmasından sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    e) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53/1. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,

    f) Kabule ve uygulamaya göre,

    Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçunu terör örgütünün faaliyetleri çerçevesinde işlediği kabul edilen sanık Sait hakkında verilen cezanın 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    Kanuna aykırı, sanıklar Ahmetcan, Medeni ve Veysi müdafii, sanık Sait müdafii, sanıklar Çetin, Kasım ve Serhan müdafii, sanık Suat müdafii, sanık Sürmeli Memet müdafii, sanık Erdal müdafii ile sanık Yusuf müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kamu malına zarar verme suçundan mahkumiyetine hükmedilen sanıkların kazanılmış hakkının korunmasına, 01.07.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/219 Karar: 2016/1262
    Tarih: 23.02.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    1- ) Sanıklar hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;

    Sanıklar hakkında 15.10.2009 tarihli ilk hükümle verilen mahkumiyet kararlarının temyiz edilmeksizin kesinleştiği gözetilmeden aynı suçtan yeniden karar verilmesi hukuki değerden yoksun olduğundan sanıkların temyiz istemlerinin REDDİNE,

    2- ) Sanık hakkında mala zarar verme ve sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Sanık hakkında örgütün çağrısı üzerine düzenlenen kanuna aykırı gösteri sırasında işlediği görevi yaptırmamak için direnme suçu sebebiyle TCK'nın 220/6 314/3. maddeleri delaletiyle TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütü adına suç işleme suçundan zamanaşımı süresi içinde mahallinde işlem yapılması mümkün görülmüştür.

    Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının TCK'nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi olanaklı bulunmuştur.

    Sanık hakkında mala zarar verme suçundan tayin olunan temel ceza alt sınırdan tayin edildiğinden 6545 Sayılı Kanunla TCK'nın 152. maddesinde yapılan değişiklik sonuca etkili görülmemiştir.

    Güvenlik güçlerine TCK'nın 6/f maddesi kapsamında silahtan sayılan taş atarak direnen sanık hakkında TCK'nın 265/1-3. maddesi uyarınca tayin olunan cezanın anılan maddenin 4. fıkrası uyarınca artırılmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmediğinden sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

    3- ) Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyize gelince;

    Sanıklar hakkındaki iddianamelerde belirtilen internet sitesi dergide yer alan haber ve yazı içerikleri, bozma kararı sonrasında yapılan araştırma sonucunda tutulan tutanak, olayın meydana geliş ve gerçekleşme şekline dair olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda yayın yapan söz konusu internet sitesi ile dergideki eylem çağrıları üzerine gerçekleştirilen yasadışı gösteriye katılıp askeri lojmana taşlı saldırıda bulunarak camlarını kırmak suretiyle mala zarar verme suçunu işleyen sanıkların, TCK'nın 220/6 314/3. maddeleri delaletiyle 314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçundan mahkumiyetleri yerine, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı gerekçe ile beraat kararı verilmesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı ile sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 23.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/1699 Karar: 2016/369
    Tarih: 20.01.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Oluşa, sanığın evinde yapılan aramaya ve tanık ...'in beyanına göre;

    1- )Silahlı terör örgütüne yardım etme suçu yönünden; silahlı terör örgütünün gençlik yapılanmasının Diyarbakır Bağlar bölgesindeki eylemlerini planlayıp malzeme tedarik eden ve örgütsel eğitim veren ve hakkındaki dava tefrik olan diğer sanık ... evinde barındırarak sabit ikametgahını örgütsel eğitim yapılmasına imkan sağlamak suretiyle kullandırdığı ve örgütle organik bağ kurduğu anlaşılan sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu gözetilerek mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

    2- )Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçu yönünden; evinde yapılan aramada el yapımı patlayıcı madde ile patlayıcı madde yapımında kullanılan malzemeler bulunduran sanığın üzerine atılı suçun unsurları itibarıyla oluştuğu gözetilmeden hatalı değerlendirme ile mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine hükmedilmesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçundan verilen beraat kararının onanması gerektiğine dair üyeler ... ile ...'ın karşı oyu ile ve oyçokluğuyla, silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden ise oybirliğiyle BOZULMASINA, 20.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

    KARŞI OY :

    Olay günü öncelikle aramanın yapıldığı yer mahalle muhtarına polis tarafından mahallede arama yapılacağının bildirilmesi, muhtarın da dışarıda olduğunu söyleyip aramaya katılabilecek durumda olan aza ...'nın ismini vermesi üzerine sanık ...'ya mahallede arama yapılacağı, kendisinin de arama işlemine ihtiyar heyeti üyesi sıfatıyla katılması gerektiğinin bildirilmesinden sonra aramanın kendi evinde yapılacağından habersiz olarak evine gidip evinde yaklaşık 3 - 4 gündür misafir olarak bulunan ve PKK terör örgütü adına eğitim faaliyeti yürüttüğü iddiası ile hakkında başka bir dosyada yargılama yapılmakta olan ... ile birlikte yaklaşık bir, birbuçuk saat kadar evde oturdukları, daha sonra arama için eve gelen polis ekibinin kendisinin evinde arama yapılacağını söylemesiyle arama işlemine geçildiği ve arama sırasında ...'in çantasındaki evrakların içerisinde örgütün eğitim faaliyetinde kullandığı belirlenen eğitim dökümanlarının bulunduğu arama tutanağı ve dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

    Patlayıcı ve patlayıcı yapımında kullanılan malzemeleri ise sanığın tek katlı betonarme ve çatısız evinin üzerinde gizlenmiş şekilde açıkta duran ve ağzı bağlı siyah bir poşet içerisinde bulunduğu yine aynı arama tutanağında belirtilmektedir. Sanığa komşu olan evlerinde benzer nitelikte olduğu dosyadaki fotoğraflardan anlaşılmaktadır.

    Sanığın kendi evinde arama yapılacağı önceden söylenmemiş olmakla birlikte mahalledeki bir evde arama yapılacağı ve kendisinin de katılması gerektiği arama öncesi bildirilmiş olmasına rağmen bu bildirimden sonra yaklaşık bir, birbuçuk saat ...'le birlikte oturup görevlileri bekleyen sanığın patlayıcının varlığından haberdar olması halinde hayatın olağan akışına göre bu patlayıcılardan kurtulmak için saklamak, uzağa atmak gibi tedbirlere başvurabileceği ve bunun içinde fazlasıyla yeterli bir süre bulunduğu halde patlayıcının evinin üzerinde ve açıkta bulunduğunu bilmesine rağmen herhangibir şey yapmadan evde polisin gelmesini beklemesi karşısında ele geçen patlayıcıların sanığın bilgisi ve hakimiyeti dahilinde evinin çatısında bulunup bulunmadığı konusunda kesin bir sonuç ve kanaate varmak mümkün değildir. Ortaya çıkan bu kuşku giderilmişte değildir. Maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarılamaması durumunda bu şüpheden sanığın yararlanması gerektiği ceza hukukunun en temel prensiplerinden birisidir.

    Bu nedenlerle; mahallesinde arama yapılacağını öğrenen sanık dışındaki herhangi bir kimsenin de söz konusu patlayıcı maddeleri dışarıdan çatının üstüne atma imkan ve ihtimalinin bulunması, içinde patlayıcı bulunan poşetin de bu ihtimale uygun şekilde ele geçmesi ve sanığında aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi karşısında yüklenen suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar elde edilemediğinden beraatine dair yerel mahkeme kararı isabetli olmakla kararın bozulmasına yönelik sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayız.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/8055 Karar: 2016/343
    Tarih: 18.01.2016

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Hükmolunan cezaların süresi itibariyle şartları oluşmadığından sanıklar ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,

    A- ) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;

    Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının TCK'nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

    Sanık ... bakımından; Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin değişik iş sayılı ve 10.06.2011 tarihli kararı ile sanığın telekomünikasyon yoluyla 3 ay süre ile iletişiminin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, anılan tedbirin yine aynı Mahkemenin değişik iş sayılı ve 09.09.2011 tarihli kararı ile 3 ay süre ile uzatılmasına karar verildiği, bu tedbir kararının uygulanması sırasında, sanığın GSM hattını değiştirdiği, başka bir GSM hattı kullandığı tespit edilmesi sebebiyle 22.11.2011 tarihinde tedbirin sonlandırıldığı ve aynı tarihte Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinin 22.11.2011 tarihli kararı ile sanığın yeni tespit edilen GSM numarası bakımından 3 ay süre ile iletişiminin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi kararı verildiği ve bu tedbirin de Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinin değişik iş ve 21.02.2012 tarihli kararı ile 3 ay süre ile uzatılmasına karar verildiği, karar tarihlerinde yürürlükte olan CMK'nın 135/3. maddesi uyarınca tedbir kararının üç ay için verileceği, bu kararın bir defa daha uzatılabileceği, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak bir aydan fazla olmamak üzere müteaddit defalar bu sürenin uzatılabileceğinin hükme bağlandığı, ancak anılan Kanun hükmüne aykırı olarak 22.11.2011 ve 21.02.2012 tarihlerinde sanık hakkında tedbirin üçer aylık sürelerle üçüncü ve dördüncü kez uygulanmasına karar verildiği, bu sebeple anılan kararlara dayanılarak elde edilen iletişimin tespitine dair delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğu anlaşılmış ise de; bu delillerin mahallinde dosyadan çıkarılmasının mümkün olduğu kabul edilerek;

    Ayrıca sanık ... bakımından; 08.01.2012 tarihinde aralarında sanığın da bulunduğu iddia edilen kişilerin katıldığı toplantıda ortam dinlemesi suretiyle elde edilen ses kayıtlarının dökümünün yapıldığı tutanak hükme esas alınıp mahkemece sübut delili olarak kabul edilmiş ise de; anılan tutanağa göre toplantıya katıldığı değerlendirilen ve ses kayıtları tespit edilen kişiler ile bunların arasında olduğu iddia edilen sanık hakkında ortam dinlemesinin yapıldığı 08.01.2012 tarihinde CMK'nın 140. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak teknik araçlarla izleme yapılmasına dair bir karar bulunmaması karşısında, bu tutanağın sanık ... yönünden hukuka uygun olarak elde edilmiş bir delil olarak kabul edilemeyeceği göz önüne alınarak;

    Sanıklar ... ve ... hakkında dosya kapsamında yer alan ve hukuka uygun olarak elde edilen diğer delillere göre yapılan incelemede;

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar ..., ..., ... ve ...'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanıklar ..., ... ve ...'ın ise silahlı terör örgütüne üye olma suçlarının sabit olmadığı kabul edilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, Cumhuriyet savcısının, sanıklar ..., ..., ... ve ... müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle beraat ve mahkumiyete dair hükümlerin ONANMASINA,

    B- ) Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyizlere gelince;

    1- ) Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik olarak;

    a- ) Dairemiz kayıtları ve dosya kapsamına göre; sanık hakkında ayrıca Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosyasında, suç tarihi 19.04.2011 olan silahlı terör örgütü adına suç işleme suçundan 14.09.2011 tarihli iddianame ile dava açıldığı, temyiz incelemesine konu dosyamızda ise sanığın 11.03.2012 tarihinde yakalandığı ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında 23.11.2012 tarihinde iddianame düzenlendiği, sanığa yüklenen TCK'nın 314 /2. maddesi anlamında silahlı terör örgütüne doğrudan üye olma suçu ile TCK'nın 314/3 220/6. maddeleri delaletiyle silahlı terör örgütüne dolaylı üye olma suçlarının temadi eden suçlardan olması da nazara alınarak, her iki dava dosyasının birleştirilip hukuki kesinti oluşup oluşmadığı değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,

    b- ) Kabule göre de;

    Hükme esas alınan ve sanık hakkında uygulanan teknik araçlarla izleme tedbiri kapsamında sanığın da katıldığı iddia edilen toplantılarda ortam dinlemesi suretiyle elde edilen ses kayıtlarının kendisine ait olmadığını savunması karşısında, sanığın ses örnekleri alınarak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması gerektiği düşünülmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2- ) Sanık ... hakkında kurulan hükme yönelik olarak;

    Dairemiz kayıtları ve dosya kapsamına göre; sanık hakkında ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosyasında, suç tarihi 31.12.2011 olan silahlı terör örgütü adına suç işleme suçundan 21.05.2012 tarihli iddianame ile dava açıldığı, temyiz incelemesine konu dosyamızda ise sanığın 11.03.2012 tarihinde yakalandığı ve silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında 23.11.2012 tarihinde iddianame düzenlendiği, sanığa yüklenen TCK'nın 314/2. maddesi anlamında silahlı terör örgütüne doğrudan üye olma suçu ile TCK'nın 314/3 220/6. maddeleri delaletiyle silahlı terör örgütüne dolaylı üye olma suçlarının temadi eden suçlardan olması, her iki suça dair olaylar arasında hukuki kesintinin gerçekleşmediği de gözetilerek, dava dosyaları birleştirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin nazara alınmaması,

    3- ) Sanık ... hakkında mala zarar verme suçunda kurulan hükme yönelik olarak ise;

    Mağdurlar ... ve ...'ın istinabe mahkemesince beyanlarının alındığı 05.02.2013 tarihli oturuma ait duruşma tutanağının dosya içerisinde bulunmadığı görülmüş ise de, anılan tutanak UYAP ortamından temin edilerek dosyaya konulmuştur.

    a- ) Sanığa yüklenen TCK'nın 151/1. maddesine uygun mala zarar verme suçunun soruşturulmasının ve kovuşturulmasının şikayete tabi olduğu, mağdurların 05.02.2013 tarihli istinabe duruşmasında sanıktan şikayetçi olmadıklarını beyan etmeleri karşısında, sanık hakkında anılan suçtan açılan davaların şikayetten vazgeçme sebebiyle düşmesine karar verilmesi yerine yargılamaya devamla yazılı biçimde hüküm tesis edilmesi,

    b- ) Kabul ve uygulamaya göre de;

    Silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde ve amaç suçun işlenmesi istikametinde alınan eylem kararlarının faile örgütsel talimat olarak verilmesi ve failin bu eylemi gerçekleştirmesi durumunda, talimat verenin hukuki durumunun TCK'nın 38. maddesi kapsamında "azmettiren" olarak değerlendirilemeyeceği, bu kararı almak ve faile talimat olarak vermek suretiyle örgüt adına işlenen suç üzerinde hakimiyet kurması bakımından TCK'nın 37. maddesi kapsamında fail olarak kabul edilmeleri gerektiğinden, sanığın müşterek fail gibi iştirak eden olarak TCK'nın 37/1. maddesi delaletiyle cezalandırılması gerekirken, hakkında TCK'nın 38. maddesiyle uygulama yapılması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/3515 Karar: 2015/2323
    Tarih: 15.07.2015

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    1. GENEL AÇIKLAMA

    Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 s. kanunda gösterilmiştir. Kanunun gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için;

    a- Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir,

    b- Eylemle, Anayasada belirtilen,

    -Cumhuriyetin niteliklerini,

    -Siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek,

    -Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,

    -Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,

    -Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,

    -Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,

    -Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır.

    c- Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır,

    d- Eylem suç teşkil etmelidir.

    Bu genel terör tanımı dışında, 3713 s. Kanunun doğrudan terör suçları ve de, işlenme bağlamına göre; dolayısıyla terör suçları gösterilmiştir.

    TCK'nın 314 üncü maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;

    a- Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısıyla araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.

    b- Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır,

    c- Bu örgüt silahlı olmalıdır.

    2- ÖRGÜTÜN YAPISI

    IŞİD adlı örgütün dosya kapsamına göre; Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), ilk olarak Ebu Musab El Zerkavi’nin Usame Bin Ladin'e bağlılık sözü vermesiyle 2004 yılında "Irak El Kaidesi" adıyla kurulmuştur. Ebu Musab El Zerkavi'nin 2006 yılında ABD'nin düzenlediği bir operasyon sonucu ölmesinin ardından örgüt liderliğine Ebu Ömer El BAĞDADİ geçmiştir. Ebu Ömer El BAĞDADİ liderliğe geçtikten sonra 15.10.2006 tarihinde "Irak İslam Devleti'ni (IİD) kurmuştur. Ebu Ömer El Bağdadi'den sonra liderliğe geçen Ebu Bekir El BAĞDADİ halen örgütün liderliğini yapmaktadır. 2013 yılı Nisan ayında Ebu Bekir El BAĞDADİ Irak ve Şam İslam Devleti’ni kurduklarını duyurmuştur. Bu durum karşısında El Kaide terör örgütü lideri Eymen El ZEVAHİRİ anlaşmazlığa düşmüşler; 2014 yılı Şubat ayı içerisinde Eymen El ZEVAHİRİ "IŞİD’in El Kaide'nin bir kolu olmadığını ve onların hiçbir eyleminden sorumlu olmadıklarını" duyurmuş ve bu gelişmeler sonrasında IŞİD bağımsız bir yapı olarak, öncelikle Irak ve Suriye ülkeleri olmak üzere başka ülkelerde adam kaçırma, adam öldürme, bombalı eylem düzenleme ve benzeri terör faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiştir.

    Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)'nin amacı dünya üzerindeki Müslüman devletlerin yönetimlerini yıkarak yerine radikal selefi görüşler doğrultusunda bir devlet kurmaktır. Bu amacına yönelik olarak IŞİD'in basın sözcülüğünü yapan Ebu Muhammed El ADNANİ'nin, 2014 yılının Haziran ayının son haftası dünya kamuoyuna yapmış olduğu açıklamada; Ebu Bekir El BAĞDADİ İslam devletinin sözde halifesi olarak ilan edilmiştir.

    Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi El Kaide Yaptırımlar Komitesi tarafından 15.04.2014 tarihinde yayınlanan El Kaide Yaptırımlar Listesi incelendiğinde; "El Kaideyle bağlantılı gruplar" başlığı altında, listeye 18.10.2004 tarihinde "Qaida in Iraq (Irak El Kaidesi)" olarak eklendiği, son olarak 30.05.2013 tarihinde değişiklik yapıldığı örgütün diğer adı kısmında "u)Islamic State in Iraq and the Levant (Irak ve Şam İslam Devleti)" ibaresinin bulunduğu, "El Kaideyle bağlantılı şahıslar" başlığı altında, "İbrahim Awwad İbrahim Alı Al-Badrı Al-Samarraı" ismiyle kayıtlı şahsın bir diğer adının "Abu Bakr Al-Baghdadi" olduğu, "Irak El Kaidesinin" sorumlusu olarak tanımlandığı ve listeye 05.10.2011 tarihinde dahil edildiği anlaşılmıştır.

    Bu sebeplerle, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli terör örgütü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK), 1267 (1999), 1988 (2011) ve 1989 (2011) sayılı kararlarıyla listelenen kişi, kuruluş ve organizasyonların tasarrufunda bulunan malvarlıklarının dondurulmasına ilişkin kararına istinaden, 30.09.2013 tarih ve 2013/5428 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının ekindeki listede "Islamic State in Iraq and the Levant ( Irak ve Şam İslam Devleti)" adı altında belirtilmiş ve 10.10.2013 tarihli 28791 sayılı Resmi Gazete'DE YAYINLANMIŞTIR.

    3- ÖRGÜTÜN ÜLKEMİZE YÖNELİK EYLEMLERİ

    a- 20.03.2014 tarihinde, Niğde ilimizde Jandarma birimlerinin yol uygulaması yaptığı sırada, IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) mensubu olan ve ülkemizde bulunan 3 yabancı şahsın gerçekleştirdikleri saldırıda, 1 Emniyet, 1 Jandarma görevlisi ile 1 sivil olmak üzere 3 vatandaşın şehit edilmesi olayı,

    b- 10 Haziran 2014 tarihinde, İskenderun limanından Musul’daki termik santrale mazot götüren 32 Türk vatandaşı tır şoförünün IŞİD tarafından kaçırılması ve şoförlere ait araçlarla taşıdıkları malzemelere el konulması olayı,

    c- 11.06.2014 tarihinde, IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) mensupları tarafından Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu kuşatılıp, aralarında Başkonsolos Öztürk YILMAZ'ın da bulunduğu 46’sı Türk, 49 konsolosluk çalışanının rehin alınması olayı,

    Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) isimli terör örgütü mensuplarınca ülkemize karşı gerçekleştirilmiştir.

    Bu kapsamda mahkemece İçişleri Bakanlığına yazılan yazı cevabında da, sanığın üye olduğu Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)'nin Terörle Mücadele Kanunu kapsamında bir terör örgütü yapılanması olduğu değerlendirilmiştir.

    4- SONUÇ

    Sanığın örgüte mensubiyeti bakımından;

    IŞİD terör örgütü lideri olarak bilinen Ebubekir El Bağdadi için biat olarak adlandırılan yemin törenine katıldığına dair fotoğraf ve video kayıtları, keskin nişancılık eğitimine ilişkin notlar ve silahlı olarak çekilmiş fotoğraflar, El Kaide terör örgütünün Türkiye sorumlusu olan şahsa ait fotoğraflar, keskin nişancı tüfeğiyle öldürülmüş şahıslara ait fotoğraflar, IŞİD terör örgütüne ve yöneticilerine ait birçok doküman, fotoğraf ve malzemenin üzerinde ele geçirildiğine ilişkin tutanak, sanığın askeri kamuflaj elbisesiyle silahlı olarak çekilmiş fotoğrafları, sanıkta ele geçirilen telefon ve hatlarla ilgili olarak yapılan çalışma neticesi IŞİD terör örgütüne ait kamplarla ilgili ve örgüte mensubiyetine ilişkin mesajlaşma içeriklerinin bulunduğuna dair tespit ve tüm dosya kapsamından, örgütün amacı, stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amaç suçu işlemeye matuf vahamet arzeden eylemleri itibariyle 3713 s. Kanunun 4928 s. Kanunla değişik 1 inci maddesinde tarifini bulan cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik düzeni değiştirmek, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş terör örgütü niteliğinde olduğu, örgütün nitelik ve niceliğine ve amaç suça yönelik gerçekleştirilen silahlı eylemlere göre; örgütün silahlı olduğu, amaç suça elverişli eylemlerde bulunduğu anlaşılmış, bu nedenle Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı örgütün silahlı terör örgütü olduğu, sanığın da bu örgütün mensubu olduğu yönündeki mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

    3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci maddesinde terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemler olarak tanımlanmış ve bundan hareketle silahlı terör örgütünün de bahse konu eylemleri gerçekleştirerek Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla meydana gelen teşekkül olarak kabul edilmesi yine 5237 sayılı TCK’nın 314 üncü maddesinde yazılı silahlı örgüt suçunun ise TCK'nın Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar başlıklı dördüncü ve beşinci bölümlerinde yazılı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütleri kapsaması karşısında;

    C- KARAR

    Sanık hakkında yapılan incelemede;

    5237 sayılı TCK’nın 58/9 uncu maddesi bir ceza değil, cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimiyle ilgili olup, bu konunun gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, gerekse Dairemizin yerleşik uygulamaları karşısında kazanılmış hak oluşturmayacağı da gözetilerek; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkum olan sanık hakkında anılan maddenin uygulanması konusunda her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.

    Sonuç: Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına, sanığın üzerine atılı suçun vasfı ve delil durumu itibariyle tahliye talebinin reddiyle tutukluluk halinin devamına 15.07.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/464 Karar: 2015/700
    Tarih: 10.04.2015

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1- Delillerin değerlendirilmesi kısmında silahlı terör örgütüne yardım suçunun işlendiği kabul edilmesine karşılık hüküm kısmında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçunu işlediğinin kabul edilmesi, yine silahlı terör örgütüne yardım suçundan kamu davası açılmasına karşılık gerekçeli karar başlığına suç adı olarak devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunun da yazılmış olması suretiyle hükümde çelişki oluşturulması,

    2- Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki kamplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın başlıca yollarından biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün "hiyerarşik yapısına" dahil edilmek üzere gönderilen elemanları, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri gibi, gizlilik ve güvenlik kurallarıyla hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür faaliyetlerine de izin vermeyecekleri, terör örgütlerine yeni eleman temin etme, barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin organizasyonun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği ve bu eylemlerin salt yardım düzeyini aşmamış eylemlerden nitelik itibariyle farklılık arz ettiği göz önüne alındığında; sanığın temyiz dışı sanıklar N. Y. ve H. E. ile birlikte M. Ü. ve S. Y. isimli kişilerin terör örgütüne katılmalarını sağladıklarının kabul edildiği somut olayda, sanığın doğrudan TCK'nın 314/2 nci maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    3- Fiili işlediği sırada onsekiz yaşından küçük olan sanık hakkında TCK'nın 53/4 üncü maddesi uyarınca, anılan Kanunun 53/1 inci maddesindeki hak yoksunluğuna hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,

    4- Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 s. Kanunun 2 nci maddesiyle 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleriyle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12 nci maddesinde yapılan değişiklik karşısında, görev hususunun nazara alınmasında zorunluluk bulunması;

    5- Kabul ve uygulamaya göre ise;

    Hükümden önce 05.07.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 s. Kanunun 85 inci maddesiyle TCK'nın 220/7 nci maddesinde yapılan değişiklik karşısında sanık hakkında verilen cezada indirim yapılıp yapılmayacağı hususunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması,

    Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk ve müdafinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 10.04.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2014/5464 Karar: 2014/12447
    Tarih: 22.12.2014

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    A- USULE İLİŞKİN OLARAK

    1- Ceza muhakemesi kurallarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel prensip 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun de vurgulandığı gibi, "derhal uygulama" şeklindedir. Bu prensibe göre; usul işlemleri yürürlükteki kurallara göre icra edilir ve uygulanacak kuralın kişilerin lehinde veya aleyhinde sonuç doğurmasının bir önemi yoktur ve usul kurallarındaki değişiklikler geriye yürümez. Ayrıca; önceki kurala uygun olarak yapılan işlemler, sonradan yapılan düzenleme karşısında geçerliliğini yitirmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.06.1994 tarih, 146- 171 sayılı ve 26.12.2006 tarih, 317-319 sayılı kararlarında da görüleceği üzere, savunma hakkına ilişkin konularda bile Yargıtay Ceza Daireleri derhal uygulama prensibini istikrarlı biçimde sürdürmüştür. Kaldı ki; 6526 sayılı Kanunun 1. mad­desiyle 3713 sayılı Kanuna eklenen 4. fıkrası ve CMK'nın 250. ile TMK'nın 10. maddeleri uyarınca görevlendirilmiş mahkemelerce verilip Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında veya Yargıtay Dairelerinde bulunan dosya­lara ilişkin temyiz incelemesine devam olunacağı belirtilmiştir.

    Bu kurallar ve içtihatlar ışığında, sanıklar müdafiilerinin 6352 sayılı Ka­nunun 105/6 ve 6526 sayılı Kanunun 19/b. maddeleri dikkate alınarak görev bakımından hükmün bozulması gerektiği yönündeki talepleri yerinde görül­memiş, anılan hükmün Anayasaya aykırılık iddiası Anayasanın 152. maddesi kapsamında ciddi bulunmamıştır.

    2- Sanıklar müdafiilerinin İstanbul MİT Bölge Başkanlığının 17.03.2011 tarihli raporunun dosyadan çıkarılmasına ilişkin taleplerinin mahkemece 05.12.2012 tarihli ara kararı ile reddedilmesi, anılan raporun delil olarak hükme esas alınmaması karşısında sonuca etkili görülmemiştir.

    B- ESASA İLİŞKİN OLARAK

    1- GENEL

    Türk hukuku bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın terör örgütü olup olmadığının belirlenmesi, yapılacak yargılamanın sonucuna göre; mahke­melere aittir. Mahkemeler bu belirlemeyi, Anayasa ve yasalarla ortaya konulan normatif kurallara ve istikrar gösteren yargısal uygulamalara uygun biçimde gerçekleştirirler.

    Anayasamızın 14. maddesi ile "temel hak ve hürriyetlerin Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan de­mokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde yorumlanamayacağı," ve "Anayasa hükümlerinden hiçbirinin, Devlete veya kişi­lere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Ana­yasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlanmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı" ortaya konulmuştur.

    Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. maddesinde hakların kötüye kullanılması yasaklanmıştır.

    Dairemizin istikrar gösteren uygulamalarında, terör suçları, Anayasanın 14. maddesi kapsamında temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması olarak kabul edilmekte ve siyasal faaliyet-terörist faaliyet ayrımında, faaliyetin gerçekleştirilmekte olduğu bağlam ile birlikte terör yöntemleriyle ilişkisi, kullanılan yöntem ve takip edilen amacın hukuk ve demokrasi kurallarına uygun olup olmadığı ve bir terör örgütü ile amaç ve yöntem bakımından ya da yapısal ve hiyerarşik bir bağlantısının bulunup bulunmadığı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 17 Temmuz 2001 tarihli "Sadak ve diğerleri" kararı ile ortaya konulan ayrım da nazara alınmaktadır.

    Yine Anayasanın birinci kısmında, genel esaslar başlığı altında Devletin şekli, Cumhuriyetin nitelikleri, Devletin bütünlüğü ve Egemenlik yetkisi gibi hu­suslar bağlamında Devlet düzeninin temel yapısı gösterilmiştir.

    Anayasa ile ortaya konulan devletin temel yapısı ve işleyişi ile herkese tanınan temel haklar ve ödevlerin, başlangıçta belirtilen temel ilkelere daya­nan, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti standartlarına uygun olarak yargı denetimi altında gerçekleştirilip hayata geçirilebilmesi gerekir. Bunun için bir yandan temel hak ve hürriyetleri diğer yandan başta Anayasal değerler olmak üzere Anayasal düzeni cebri ve hukuka aykırı girişimlerden korumak için suçlar ve yaptırımlar konulmuştur.

    Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunda gösterilmiştir. Kanunun 1. maddesinde gös­terilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için;

    a- Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir.

    b- Eylemle, Anayasada belirtilen,

    • Cumhuriyetin niteliklerini,

    -Siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek,

    -Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,

    -Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,

    -Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,

    -Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,

    -Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır.

    c- Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır,

    d- Eylem suç teşkil etmelidir.

    Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde doğ­rudan terör suçları ve 4. maddesinde de, işlenme bağlamına göre; dolayısıyla terör suçları gösterilmiştir.

    Türk Ceza Kanununda düzenlenen suç örgütleri ile terör örgütlerinin amaç ve yöntem bakımından ortaya çıkan farkları, Dairemizin 13.05.2013 tarih ve 2013/1-7264 sayılı kararı ile ortaya konulmuştur. Bu kararda da açıklandığı gibi, Türk Ceza Hukuku bakımından, silahlı terör örgütü Türk Ceza Kanununun 314. maddesinde düzenlenmiştir.

    TCK'nın 314. maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;

    a- Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.

    b- Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dör­düncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır.

    c- Bu örgüt silahlı olmalıdır.

    Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, bir oluşumun, bir yapılanma­nın belirtilen hangi amaç suçları işlemek üzere ve ne ölçüde bir silahlanmayla, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yön­temlerini amaç suçu işlemek doğrultusunda ne şekilde kullandığı ve disiplin, eylemli işbirliği, hiyerarşik yapı ile elverişlilik unsurlarının nasıl oluştuğu ortaya konulmalıdır.

    2- ÖRGÜTÜN YAPISI

    Devrimci Karargah adlı örgütün dosya kapsamına göre; 16 Haziran Hare­keti, Bedreddini Hareket ve Devrimci Sol isimli terör örgütlerinin birleşiminden oluştuğu anlaşılmaktadır.

    16 Haziran Hareketi Örgütü; 1974 yılında H.'in eşi tarafından kurulan Vatan Partisi içerisinde yer alan S. ve arkadaşları, 1978 yılında ideo­lojik farklılıklar nedeniyle partiden ayrılarak öncelikle "Y..." isimli dergiyi çıkartıp sonra da "P... Y..." isimli örgütü kurmuşlardır. P... Y... isimli örgüt 20.02.1988 tarihinde Paris'te yapılan toplantı ile "15-16 Haziran İşçi Hareketlerinden esinle­nerek "15-16 Haziran Hareketi" adını almıştır. Örgüt üyeleri Lübnan-Bekaa va­disinde askeri eğitim gördükten sonra 1987-1990 yılları arasında Türkiye'de çok sayıda yağma, öldürme, yaralama ve bombalama eylemlerini gerçekleştirmiştir. 1990 yılında örgüte yönelik operasyonlarla çok sayıda örgüt üyesi silahlarıyla birlikte yakalanmıştır. 25.01.1990 tarihinde yakalanıp hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 1990/119 numaralı iddianamesi ile 765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesine aykırılık suçundan dava açılan S.'ın dosyamızdaki örgüt yöneticisi U. ile irtibatlı olduğu ve örgütün yurt dışı bağlantılarını sağladığı anlaşılmıştır. S. hakkında İstanbul 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 20.01.1998 tarih, 1990/48 Esas, 1998/12 sayılı Kararı ile 765 sayılı TCK'nın 168/1, 31, 33, 40 ve 3713 sayıl: Kanunun 5. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 23.09.1998 tarih, 1998/1839 Esas, 1998/2298 sayılı kararı ile "Sanıklar S. ve M. B.'in birlikte kaldıkları evde ele geçen ve dava konusu olaylardan bir kısmında kullanıldığı anlaşılan silahlar ve bombalar gibi maddi deliller ile beyanlar da nazara alınarak gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından örgütsel konuşmaları içeren tüm kasetlerin çözümleri de yaptırılıp delillerin tümüyle toplanmasından sonra sonucuna göre sanıklar S.,M. B., M. Ali ve S.'ın hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi" denile­rek bozulmasına karar verildiği ve bozma sonrasında S.'ın yakalama emrine rağmen yakalanamaması nedeniyle davasının tefrik edildiği anlaşılmıştır. S. K.'nın aynı davada birlikte yargılandığı 16 Haziran Örgütü kurucusu S. hakkında İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.03.2008 tarih, 2007/31 Esas, 2008/56 sayılı kararı ile 765 sayılı TCK'nın 146/1, 59/1, 31, 33, 40. maddeleri uyarınca verilen müebbe hapis cezası Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.10.2008 tarih, 2008/12676 Esas, 2008/11237 sayılı kararı ile onanmıştır. Böylelikle, 16 Haziran Hareketi örgütünün silahlı terör örgütü olduğu Yargıtay onama kararı ile sabit olmuştur.

    Bedreddini Hareket; 05.08.1999 tarihinde SİP'ten (Sosyalist İktidar Partisi) tasfiye edilenlerce SBH (Sosyalist Birlik Hareketi), 2000 yılında da SBH'den gelenlerce "Gerçek Çevresi" kurulmuştur. 2004 yılında "Gerçek Çevre­si" "Bedreddini Hareket" adını almıştır.

    Örgütün www.devrimcikarargah.com http://www.devrimcikarargah.comisimli sitesinde yayınlanan "Şimdi Devrimci Karargah Ekim 2006" isimli yazı, örgüt yöneticisi O.'ın aynı sitede 28.04.2009 tarihinde yayınlanan 11.10.2006 tarihli görüntülü ses kaydı, O.'ın emniyet güçleri ile silahlı çatışmaya girdiği K... İlçesi, B... E... Sokak No: 5/3 numaralı konutta ele geçirilen S... marka 2111 MB'lik bellek içinden elde edilen "UnallocatedClusters 131 (Bedredini Hareket)" isimli doküman, örgüt yöneticisi U.'ın [email protected] isimli adresinden yaptığı yazışmalar ve sanık R.'ın beyanları ile anılan sanıktan ele geçirilen S... P... marka 640 GB'lik hard disk içindeki dokümanlardan, sanık S. gibi 16 Haziran Hareketinden ayrılan eski kadrolar ile Bedreddini Hareketin, www.devrimcikarargah.com http://www.devrimcikarargah.comisimli sitede Mayıs 2009 tarihinde yayınlanan 9 nolu bildirisine göre "2005 yılının yaz aylarında, Bedrettin Hareketi ve 16 Haziran Hareketi kadrolarının Türkiye dev­rimci hareketinin dibe vurmuş konumu ve bundan çıkış yolları üzerine yaptıkları ilk tartışmalar, hızla savaşkan bir sosyalizm çizgisini devrimci bir direniş merkezi olan Kürt özgürlük çizgisiyle yoldaşlaştırarak Türkiye sosyalizminde egemenliği­ni sürdüren oportünizme ve reformizme alternatif devrimci bir yol çizme göre­vinde birleşik bir örgütsel yapı oluşturma kararına vardı." şeklindeki açıklama ile birleştikleri anlaşılmıştır.

    Devrimci Sol Örgütü (Dev-Sol); Bedri liderliğinde D.'a karşı gerçekleştirilen örgüt içi mücadele sonrasında THKP/C DEV-SOL olarak faaliyet­lerine devam ederken 1993 yılı mart ayında Bedri'nin güvenlik güçleri ile girdiği silahlı çatışmada ölü olarak ele geçirilmesini müteakip 1993 - 1994 ve 1995 yıllarında yapılan operasyonlarla örgütün lider kadrosunun cezaevine girme­siyle faaliyetleri zayıflatılmış, örgütün yurt dışında bulunan lider kadrolarından İ. önderliğinde faaliyetlerini sürdürdüğü ve cezaevinden çıkan eski yöne­ticilerin, www.devrimcikarargah.com http://www.devrimcikarargah.com isimli sitede yayınlanan 3 nolu bildirisine göre "Yoldaşlar, Devrimci Sol, artık bir Devrimci Karargah bileşeni olma karar almıştır. Devrimci Solun bu kararı, dağınıklığı ve eylemsizliği statüko haline ge­tiren Türkiye Devrimci Hareketinin bugününe bir müdahaledir. Devrimci Sol'un bu kararı Türkiye sosyalizminin birleşme ve ayrılık kültürüne bir müdahaledir..." şeklindeki açıklama ile 2008 yılı son aylarında Devrimci Karargah Örgütü ile birleştiği anlaşılmıştır.

    3- ÖRGÜTÜN EYLEMLERİ

    a) Örgütün silahlı yapılanması içinde bulunan "Şehit Ongan Müfrezesi" tarafından 07.08.2008 tarihinde saat 09.30 sıralarında Karacaahmet Mezarlığın­dan Selimiye Kışlasına doğru 4 kez havan atışı ile gerçekleştirilen saldırıda üç vatandaşın yaralanması,

    b) Örgütün silahlı yapılanması içinde bulunan "Şehit Ongan Müfrezesi" tarafından 23.08.2008 tarihinde saat 15.00 sıralarında Karacaahmet Mezarlığı içine zaman ayarlı bomba bırakılması,

    c) Örgütün silahlı yapılanması içinde bulunan "Şehit Ongan Müfrezesi" tarafından 01.12.2008 tarihinde saat 14.45 sıralarında İstanbul/Beyoğlu-Sütlüce semtinde bulunan A... Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına kurye vasıtası ile gönderilen bombanın patlatılması sonucu bir polis memurunun şehit edilmesi, üç polis memuru ile yedi vatandaşın yaralanması,

    d) Örgütün hücre evi olarak kullanılan K... ilçesi, B... E... Sokak No:5/3 numaralı adreste 27.04.2009 tarihinde, emniyet mensupları ile örgüt yöneticile­rinden O. arasında saat 05.25'te başlayıp 10.40'a kadar devam eden ve O.'ın ölü olarak ele geçirildiği el bombalarının da kullanıldığı silahlı çatışmada bir emniyet amirinin şehit edilmesi ve bir vatandaşın öldürülmesi ile sekiz polis memuru ve iki vatandaşın yaralanması,

    e) Örgütün silahlı yapılanması içinde bulunan "Temmuz Şehitleri Müfre­zesi" tarafından 30.07.2011 tarihinde saat 05.09 sıralarında İstanbul/Beyoğlu- Sütlüce semtinde bulunan MÜSİAD binasına bomba bırakılması ve patlatılması,

    4- SONUÇ

    Eylemler, olay ve arama sonrasında ele geçen silahlar, patlayıcı maddeler ile patlayıcı madde hazırlanmasında kullanılan malzemeler, el yapımı patlayıcı hazırlanmasına yönelik el yazımı notlar, bir kısım sanıklardan ele geçirilen pat­layıcı, füze ve silahların teknik ve kullanım özellikleri ile patlayıcı hazırlanmasına ait bilgiler, çok sayıda sahte nüfus cüzdanı, mühür ve kaşeler, örgüt yönetici ve üyelerinin PKK terör örgütünün yurt dışı kamplarında askeri ve siyasi eğitim gör­düklerine dair, örgütün www.devrimcikarargah.com http://www.devrimcikarargah.comisimli sitesinde 28.04.2009 tarihinde yayınlanan örgüt yöneticisi O.'ın 11.10.2006 tarihli görüntülü ses kaydı, 10-11 ve 12.04.2013 tarihli video inceleme ve tespit tutanakları, tanık beyan ve teşhisleri, örgüt yöneticisi U.'ın üst aramasında ele geçirilen 2 GB'lik flash bellek içinde bulunan örgütlenme perspektifine dair mektup ve yazılar ile şifreleme sistemine dair tablolar, bir kısım sanıkların örgütün yurt dışı yönetici­leri ile yaptıkları telefon görüşmeleri, örgüt yöneticisi U. ve bir kısım sanıkların birlikte kaldıkları evde ele geçirilen İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı, uçaklar ve M... T... isimli şirket çalışanlarına ait bilgiler, örgütün cephe yapılanması için­de bulunan Demokratik Dönüşüm ve Devrimci Cephe Dergilerine ait tespit tuta­nakları ile www.demokratikdonusum.org http://www.demokratikdonusum.orgve www.devrimcicephe.org http://www.devrimcicephe.orgile www. devrimcikarargah.com isimli sitelerin aynı IP numarası ile yurt dışı üzerinden yayın yaptıklarına dair IP tespit ve irtibat tutanağı ile istinabe evrakı, Sosyalist Demokrasi Partisinin Beyoğlu İl Binasında yapılar aramada bulunan ve örgüt yöneticisi O. adına düzenlenen 03.05.2009 tarihli anma etkinliği sırasın­da kullanıldığı anlaşılan "biz düşeceğiz fakat bizden sonra mutlaka bu kavga sürecek", "devrim şehitleri ölümsüzdür" ve "O. Y... ölümsüzdür" yazılı pan­kartların bulunduğuna dair arama ve tespit tutanakları, iletişimin tespiti ile fiziki takip tutanakları, eylem evrakları, olay tutanakları, otopsi tutanakları, hastane ve Adli Tıp Kurumu raporları, ekspertiz raporları ve tüm dosya kapsamından, örgütün amacı, stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amaç suçu işlemeye matuf vahamet arzeden eylemleri itibariyle 3713 sayılı Kanunun 4928 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde tarifini bulan cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkut­ma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, ekonomik düzeni değiştirmek, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş terör örgütü niteliğinde olduğu, ele geçen silahların nitelik ve niceliğine ve amaç suça yönelik gerçekleştirilen silahlı eylemlere göre örgütün silahlı olduğu, amaç suça elverişli eylemlerde bulunduğu anlaşılmış, bu nedenle Devrimci Karargah adlı örgütün silahlı terör örgütü olduğu yönündeki mahkeme kabulünde bir isa­betsizlik görülmemiştir.

    Ancak; bir kısım sanıkların faaliyetlerinin terör yöntemleriyle ilişkisi, yön­temlerinin hukuk ve demokrasi kurallarına aykırılığı, terör örgütü ile amaç ve yöntem bakımından ya da yapısal ve hiyerarşik bir bağlantısı tespit edileme­diğinden, sırf siyasi çalışma kapsamında kalan bu tür faaliyetlerin suç olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

    Silahlı terör örgütüne yardım suçuna gelince;

    Öncelikle, terör örgütlerine yardım eylemlerinin Türk Ceza Hukukundaki yerine ilişkin çerçeve ortaya konulmalıdır.

    Türk Ceza Hukukunda silahlı terör örgütlerine yardım suçu, aşağıdaki sistematik içinde düzenlenmiştir.

    • 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 314/3, 220/7, 314/2. maddelerinde düzenlenen silahlı terör örgütüne genel nitelikte yardım suçu,

    • 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan TCK'nın 315. maddesin­de düzenlenen silahlı terör örgütüne silah sağlama suçu,

    • 18.07.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile yeniden dü­zenlenen ve 16.02.2013 tarihine kadar yürürlükte kalan 3713 sayılı Kanunun 8. maddesinde yer alan ve 16.02.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6415 sayılı Terö­rizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçu.

    Bu çerçeve içerisinde, terör örgütlerine silah sağlamak veya finansman sağlamak suçunun, terör örgütlerine yardım suçunun özel bir düzenleniş şekli olduğu anlaşılmaktadır.

    Silahlı terör örgütlerine yardım suçunda yardım fiili, örgütün bizzat kendi­si veya mensupları lehine gerçekleştirilebilir. Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarih ve 2012/1234 Esas, 2012/1825 sayılı kararında da belirtildiği gibi, yardımın mutlaka örgüte ulaşması, sonuç vermesi gerekmez ve her bir fail, örgütçe veri­len veya kendiliğinden üstlenilen görev kapsamında kendi fiilinin gerçekleştiril­mesinden sorumlu olacaktır.

    Silahlı terör örgütü üyesi olmayıp, örgütün faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayanların TCK'nın 315. maddesi; terör örgütlerine veya mensuplarına para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi sağlayan veya toplayan kişilerin 6415 sayılı Kanunun 4. maddesi; örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, örgüte veya örgüt üyelerine bilerek ve isteyerek yu­karıda sayılanlar dışında barındırma, nakletme, istihbari bilgi sağlama, örgüt mensuplarının araştırılmasını, yakalanmasını engellemeye yönelik imkan sağla­ma gibi her türlü yardım TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında kalacaktır.

    C- KARAR

    1- Sanıklar O. ve O. hakkında yapılan incelemede;

    6352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca görevine devam eden İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kovuşturmanın tutuklu olarak sürdürülme­si, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 3713 sayılı Kanunun 10. maddesinin 3. fıkras 3. fıkrasının "ğ" bendi uyarınca bu mahkemelerde açılan davalara adli tatilde de bakılabilmesi ve 5271 sayılı CMK'nın 331. maddesi uyarınca kovuşturması tu­tuklu olarak sürdürülen davalarda yedi günlük temyiz süresinin işlemeye devam edeceğinin anlaşılması karşısında, sanık ve müdafiinin yüzüne karşı 19.07.2013 tarihinde verilen hükmün sanık O. müdafiince 20.08.2013 tarihinde ve ko­vuşturma sırasında müdafiisi bulunmayan sanık O.'a 07.10.2013 tarihinde tebliğ edilen hükmün, 24.10.2013 tarihinde sanık O. müdafiince temyiz edildiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin yasal süreden sonra olan temyiz istemlerinin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

    2- Sanık F. hakkında Anayasayı ihlal, patlayıcı madde bulun­durma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve resmi belgede sahtecilik, sanık C. hakkında Anayasayı ihlal, kasten öldürme, patlayıcı madde bulundurma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve resmi belgede sahtecilik, sanık Ö. hakkında Anayasayı ihlal, 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve resmi belgede sahtecilik, sanıklar E.,S., M., C., H., T. ve U. hakkında silahlı terör örgütüne yardım, sanık N. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, patlayıcı madde bulundurma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık U. hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma, resmi belgede sahtecilik, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme, sanıklar C., Z., G., V., U., E., B., B. ve D. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar H. ve T. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve resmi belgede sahtecilik, sanık R. hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık N. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık V. hakkında silahlı terör örgütüne yardım ve 6136 sayılı Kanuna aykı­rılık, sanık İ. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, resmi belgede sahtecilik ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile

    Sanık F. hakkında K.'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs, sanık C. hakkında 23.08.2008 tarihli patlayıcı madde bulundur­ma, sanıklar A.,B., M., O., A., B., F., G., K., M., K., S. U., S., Ü., A., O., K., Ö.C., Ö., G., A., E. ve C. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık Ş. hakkında silahlı terör örgütüne yardım, sanıklar M. ve C. hakkında patlayıcı madde bulundurma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık G. hakkında kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçlarından kurulan beraate ilişkin hükmün incelemesinde;

    Haklarında doğrudan örgüt üyeliği suçundan dava açılan sanıklar E.,S., M., C., T. ve V.'ın örgüte yardım ettikleri kabul edilerek, dolaylı örgüt üyeliğinden mahkumiyetlerine karar verilmesi ve TCK'nın 314/3, 220/7. maddelerindeki atfın niteliği karşısında suçun hukuki niteliğinin değişti­ğinden bahsedilemeyeceğinden, CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

    Anayasayı ihlal suçundan sanıklar F.,C. ve Ö. ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan sanık C. hakkında ağırlaştı­rılmış müebbet hapis cezası tayin edilmiş olması karşısında, 3713 sayılı Kanunun 5. maddesinin uygulanmaması sonuca etkili görülmemiştir.

    Sanık İ.'in işyerinde yapılan aramada 6136 sayılı Kanun kapsamın­da yasak niteliğine haiz 3 adet tabanca ve 60 adet fişeğin ele geçirilmiş olması karşısında, sanığa atılı eylemin anılan Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasına uy­gun olduğu halde 3. fıkrasıyla hüküm kurulması, yine örgüt faaliyeti çerçevesin­de işlenen bu suçtan mahkumiyetine karar verilen sanık hakkında hükmolunan temel cezanın, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesiyle arttırılmaması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Sanık C. hakkında kasten öldürme suçundan uygulama yapılırken TCK'nın 82. maddesi 1. fıkras 1. fıkrasının karar yerinde gösterilmemesi ve suçun tasarla­yarak işlenmiş olmasına rağmen, "a" bendinin uygulanmaması anılan maddede öngörülen temel ceza dikkate alındığında bu husus sonuca etkili görülmemiştir.

    Sanık F. hakkında K.'e karşı işlediği iddia olunan kasten öldürmeye teşebbüs suçunda, patlamanın gerçekleştiği yer, patlama sırasındaki mağdurun konumu ve adı geçenin olay nedeniyle yaralanmamış olması karşısında, suçun unsurlarının oluşmamasından beraat kararı verilmesi yerine, delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmesi sonuca etkili görülmemiştir.

    07.08.2008 tarihinde saat 09.30 sıralarında Karacaahmet Mezarlığından Selimiye Kışlasına doğru yapılan havan atışı sırasında Üsküdar Belediyesi Ek Hiz­met Binasının bahçesinde bulunan Ş.,Y. ile S.'ın yaralanması eylemi nedeniyle sanıklar F., C. ve Ö. hakkında, 01.12.2008 tarihinde saat14.45 sıralarında İstanbul/Beyoğlu-Sütlüce semtinde bulunan A... Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına kurye vasıtası ile gönderilen bombanın patlatılması sonu­cu, İ.'in yaralanması eylemi nedeniyle, sanıklar F. ve C. hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan her zaman dava açılıp hüküm kurulması mümkün görülmüştür.

    Sanık H.'nin, silahlı terör örgütü üyesi olduğu dosya kapsamına uy­gun olarak iddia ve kabul edilen N.'in siyasi görüşlerini ve terör örgütleri ile iltisakını çok önceden bildiği ve bir görev ile bağlantılı olmaksızın yüzyüze görüşmelerinin de sürdüğü, irtibat halinde bulunduğu N.'in bir takip duru­mundan şüphelenip kendisine danışması üzerine, polis takibinde olabileceğine ilişkin değerlendirmesini kendisiyle paylaşıp uyarılarda bulunduğu anlaşılmak­tadır. Sanığın N.'le bu aşamaya kadar olan telefon görüşmeleri ve diğer irtibatı terör örgütüne yardım suçunu oluşturmayacağı düşünülebilir ise de; sanığın yapmış olduğu şikayet üzerine başlatılan müfettiş incelemesi kapsamın­da N. hakkında terör örgütü üyesi olmaktan yapılan hakim kararına dayalı dinleme işlemini öğrenmesi üzerine araştırma ve soruşturmadan kurtulmasını sağlamak amacıyla N.'e bu durumu bildirdiği, N.'in ise, aldığı bu uyarı üzerine takipten kurtulmak için kendisinin kullandığı ve yine kendisi adına ka­yıtlı olup da örgüt mensubu İ. tarafından kullanılan telefonları görüşmeye kapattığı, bu suretle sanığın hal ve sıfatını bildiği kuşkusuz olan N.'e ve bu kişinin mensubu olduğu silahlı terör örgütüne, sonuç da verecek şekilde yardımda bulunduğuna dair mahkeme kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar F.,C. ve Ö.'ün üyesi bulundukları silahlı terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını cebir ve şiddet kullanarak değiştirme amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu ka­bul olunan eylemlerinin amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, sanık F.'in patlayıcı madde bulundurma, 6136 sayılı Kanu­na aykırılık ve resmi belgede sahtecilik, sanık C.'in kasten öldürme, patlayıcı madde bulundurma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve resmi belgede sahtecilik, sanık Ö.'ün 6136 sayılı Kanuna aykırılık ve resmi belgede sahtecilik, sanıklar E., S., M., C., H., T. ve U.'un silahlı terör örgütüne yardım, sanık N.'in silahlı terör örgütüne üye olma, patlayıcı madde bulun­durma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık U.'ın silahlı terör örgütü yöneticisi olma, resmi belgede sahtecilik, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme, sanıklar C., Z., G., V., U., E., B., B. ve D.'in silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar H. ve T.'ın silahlı terör örgü­tüne üye olma ve resmi belgede sahtecilik, sanık R.'ın 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık N.'in silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık V.'ın silahlı terör örgütüne yardım ve 6136 sayılı Kanuna ay­kırılık, sanık İ.'in silahlı terör örgütüne üye olma, resmi belgede sahtecilik ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarının sübutu kabul edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanık F. hakkında K.'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs, sanık C. hakkında 23.08.2008 tarihli patlayıcı madde bulundurma, sanıklar A., B., M., O., A., B., F., G., K., M., K., S., S., Ü., A., O., K., Ö.C., Ö., G., A., E. ve C.'e yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma, sanık Şeyma'ya yüklenen silahlı terör örgütüne yardım, sanıklar M. ve C.'e yüklenen patlayıcı madde bulundurma, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sa­nık G.'a yüklenen kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçlarının sübuta ermediği kabul edilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hü­kümlerde yukarıdaki eleştiriler dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, Cumhuriyet savcısının, sanık G.'ın, sanıklar Z., H. ve müdafiileri ile, diğer sanıklar müdafiilerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında sanıklar F., C. ve U. müdafiilerinin ileri sürdükleri temyiz itirazlarının reddiyle sanıklar F., C. ve Ö. yönünden kısmen re'sen de temyize tabi olan mahkumiyet ve beraata ilişkin hükümlerin ONANMASINA,

    3- Sanık H. hakkında kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik incelemede;

    Sanığa ait olduğu iddia edilen 24 adet teyp kasetinde kayıtlı mağdurlar arasındaki telefon konuşmaları nedeniyle, sanık hakkında kişisel verileri huku­ka aykırı olarak ele geçirme suçunu işlediğinden bahisle dava açılmış ise de; kasetlerin içeriği ve mağdur beyanlarına göre belirlenen suç tarihi itibariyle eylemin, 765 sayılı TCK'nın 195/2. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, anılan maddede öngörülen cezanın süresi itibariyle sanık lehine olan ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nın 102/4. maddesinde belirlenen zamanaşımının suç tarihi ile iddianame tarihi arasında gerçekleştiği anlaşıldığın­dan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesine istinaden sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,

    4- Sanık H. hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık C. hakkında mağdurlar C.,C., D., O., F., S., H., G. ve T.'yı kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile,

    Sanık M. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, patlayıcı madde bulundurma ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kuru­lan beraat hükmüne yönelik temyize gelince;

    Sanık C. hakkında kasten öldürmeye teşebbüs suçundan uygulama yapılırken TCK'nın 82. maddesi 1. fıkras 1. fıkrasının karar yerinde gösterilmemesi ve suçun tasarlayarak işlenmiş olmasına rağmen, "a" bendinin uygulanmaması anılan maddede öngörülen temel ceza dikkate alındığında bu husus sonuca etkili görülmemiştir.

    Sanık M. müdafiinin temyizinin vekalet ücretine yönelik olduğu belir­lenerek inceleme yapılmıştır.

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sa­nık H.'nin 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık C.'in kasten öldürmeye teşebbüs suçlarının sübutu kabul edilmiş, olay niteliğine ve kovuşturma so­nuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanık M.'in silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Ka­nuna aykırılık suçlarının sübuta ermediği kabul edilmiş, incelenen dosyaya göre sanıklar hakkında anılan suçlardan verilen mahkumiyet ve beraat hükümlerinde aşağıdaki hususlar dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, Cumhuriyet savcısının, sanık H. ve müdafii ile sanık C. müdafinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında sanık C. müdafiinin ileri sürdüğü ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    a) Sanık H. hakkında; Numarasız 8 mm çaplı ses ve gaz fişeği istimal etmek üzere imal edilmişken, 6.35 mm çaplı B... tipi ateşli silah fişeklerini atar hale dönüştürülmüş, R... marka, P 800 model yarı otomatik tabanca ve 116311H-359 seri numaralı 9 mm çaplı, P... (Mauser) tipi yarı otomatik tabanca hakkında, 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hük­münde Kararnamenin Geçici 1. maddesi ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği Tara­fından Silah Taşıma ve Bulundurma Ruhsatı Verilmesinde Uygulanacak Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 5. maddesi gereğince, vesikasız olarak elde bulunduru­lan tabancalar hakkında 04.05.1988 tarihinde, P 800 model tabanca için Ş.'a meskende bulundurma vesikası, 116311H-359 seri numaralı tabanca için sanık H.'ye silah taşıma vesikası verildiği, 116311H-359 seri numaralı tabanca için verilen taşıma vesikasının ise 18.10.1989 tarihinde meskende bulundurma olarak yenilendiği, bu silahların sanığın Eskişehir Emniyet Müdürlüğü konutun­da yapılan aramada bulunmaları üzerine, silahların Olağanüstü Hal Bölgesi ve mücavir iller dışına çıkarılması nedeniyle bulundurma ruhsatlarının 07.10.2010 tarihinde iptal edildiği ve iptale ilişkin tebliğlerin Ş.'a 13.10.2010, sanığa ise 28.04.2011 tarihinde yapıldığı, ruhsat iptali ve tebliğlerinin açıklandığı üzere ele geçirilme tarihinden sonra gerçekleştirilmesi nedeniyle, P 800 model tabanca ve 116311H-359 seri numaralı tabanca yönünden ruhsatsız silah bulundurma suçunun manevi unsuru itibariyle oluşmayacağı; ancak 56-2801767 numaralı, 7.62x39 mm, kalashnikov marka otomatik tüfek için aynı durumun söz konusu olmadığı, vesikasız olarak elde bulundurulan bu silah hakkında 285 sayılı Olağa­nüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 1. maddesi ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği Tarafından Silah Taşıma ve Bulun­durma Vesikası Verilmesinde Uygulanacak Esaslar Hakkındaki Yönetmeliğin 5.maddesi gereğince 04.05.1988 tarihinde eşi Ş. adına meskende bulundurma vesikası verildiği ve bu vesikanın silahın olağanüstü hal bölgesi ve mücavir iller dışına çıkarıldığının idarece yerinde tespit edilmesi nedeniyle 02.12.1994 tari­hinde iptal edildiği, iptal işlemine dayalı olarak silahın idareye iadesi hususunun 28.12.1994 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen, silahın, anılan yönetmeli­ğin 11/2. maddesindeki "Olağanüstü Hal Bölgesi ve mücavir iller dışına taşımak üzere çıkarılamayacağı ve bu madde hükümlerine aykırı hareket edenlerin silahı Emniyet Genel Müdürlüğü veya Jandarma Genel Komutanlığına iade etmeleri gerektiğine" ilişkin amir hükme rağmen iade edilmediği ve tebligattan yaklaşık 16 yıl sonra 28.09.2010 tarihinde Eskişehir Emniyet Müdürlüğü konutunda ya­pılan aramada ele geçirildiği, eşi olan ve bu suçtan beraat eden Ş.'ın silahın sanığa ait olduğunu beyan etmesi karşısında, anılan silahı vesikasının iptaline rağmen ruhsatsız şekilde bulunduran, kaldı ki, niteliği itibariyle ruhsata bağlan­ması ve yasadan kaynaklanan yetki ile taşınması ve bulundurulması da mümkün olmayan kalashnikov tüfek nedeniyle sanığın sorumlu tutulmasında bir isabet­sizlik görülmemiştir. Ancak yukarıda açıklanan nedenlerle sadece kalashnikov tüfek nedeniyle sorumlu tutulması gerekirken, iki adet tabanca da esas alınarak ve fikri içtima hükümleri de uygulanmak suretiyle teşdiden ceza tayin edilmesi,

    Yine adli emanetin 2010/941 sırasında kayıtlı olup, Diyarbakır Valiliği'nin 04.11.2010 tarihli yazısı uyarınca sanık H.'nin görev silahı olan 2791 seri nolu 14'lü B... marka silaha ait ve suç unsuru oluşturmayan iki adet farklı boy­larda boş şarjör, 69 adet MKE yapımı 9 mm çaplı mermilerin sanığa iadesi yerine TCK'nın 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilmesi,

    b) Sanık C. hakkında, mağdurlar C.,C., D., O., F., S., H., G. ve T.'yı bomba patlatmak suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan uygulama yapılırken, terör amacıyla kasten öldürme suçu­nun, suçun yalın şekline göre nitelikli hal olduğu dikkate alınarak TCK'nın 61/4. maddesi uyarınca, hükmedilen temel cezanın önce 3713 sayılı Kanunun 5. mad­desi uyarınca arttırılması, sonra da TCK'nın 61/5. maddesi uyarınca teşebbüs nedeniyle indirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılmak suretiyle fazla ceza tayini,

    c) Sanık M.'in kendisini vekil ile temsil ettirip yüklenen suçlardan beraat etmesi nedeniyle, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin 5. fıkras 5. fıkrası uyarınca, sanık yararına Hazine aleyhine maktu vekalet ücreti tayin edil­mesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Kanuna aykırı olup, hükümlerin bu nedenlerle BOZULMASINA, bu hu­susların yeniden yargılama yapılmaksızın 1412 sayılı CMUK'nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,

    Sanık H. yönünden; Hükmün 28-d) bölümündeki 1. 2. 3. bendlerinin hükümden çıkarılması, 1. bendi yerine "Sanık H.'nin 56-2801767 numaralı, 7.62x39 mm, çap ve tipinde kalashnikov marka, vahim nitelikte otomatik tüfeği bulundurduğu sabit olduğundan, eylemine uyan 6136 sayılı Kanunun 13/2. maddesi uyarınca, temel cezanın alt sınırdan tayin edilerek 5 yıl hapis ve 500 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına" 2. bendi yerine "TCK'nın 62. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak 4 yıl 2 ay hapis ve 416 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına" 3. bendi yerine "Sanığa verilen 416 gün adli para cezasının TCK'nın 52/2. maddesi gereğince 20 TL'den hesaplanarak 8320 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına" ibarelerinin eklenmesi ile hükmün müsadereye ilişkin kısmındaki adli emanetin 2010/941 sırasında kayıtlı, sanık H.'ye ait olduğu belirtilen emanetin 2. sırasındaki "2 adet farklı boylarda boş şarjör, 69 adet MKE yapımı 9 mm çaplı mermi" ibareleri çıkarılarak yerine "Sanığın görev silahı olan 2791 seri nolu 9 mm çapında B... marka silaha ait olan ve suç unsuru oluşturmayan 2 adet farklı boylarda boş şarjör ile 69 adet M... yapımı 9 mm çaplı mermilerin sanığa iadesine" ibarelerinin eklenmesi,

    Sanık C. yönünden; Hükmün 9 nolu bölümündeki D-c, d, e, f, h, ı, i, j, k. fıkralarının 2. ve 3. bentlerinin hükümden çıkarılması, 2. bentleri yerine "3713 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca cezanın 1/2 oranında artırılması ge­rekiyor ise de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının arttırılması mümkün olma­dığından bu maddenin uygulanmasına yer olmadığına," 3. bentleri yerine "Suç teşebbüs aşamasında kaldığından cezadan TCK'nın 35/2. maddesi gereğince indirim yapılarak sanığın takdiren 14 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına" iba­relerinin eklenmesi,

    Sanık M. yönünden; 4 numaralı hükmün sonuna "karar tarihin­de yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 2.640 TL vekalet ücretinin Hazineden alınarak sanık M.'e verilmesine" ibarelerinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

    5- Sanık O. hakkında Anayasayı ihlal, sanık F. hakkında mala zarar verme ve yağma, sanık C. hakkında mala zarar verme ve K.'e karşı kasten öldürmeye teşebbüs, sanık Ö. hakkında mala zarar verme, sanıklar M.,N., O. B., S., Ö., G., R., E., S. S., Y. ve S. B. hakkın­da silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar A., M., S.G., C., O. ve M. hakkında silahlı terör ör­gütüne yardım, sanıklar C. ve Z. hakkında kişisel verileri huku­ka aykırı olarak ele geçirme, sanıklar T. ve U. hakkında 2911 sayılı Kanuna aykırılık, sanık H. hakkında yargı görevi yapanı et­kilemeye teşebbüs ve gizliliğin ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile,

    Sanık F. hakkında 01.12.2008 tarihli eylem nedeniyle kas­ten öldürme, mağdurlar C.,C., D., O., F., S., H., G. ve T.'yı kasten öldürmeye teşebbüs, patlayıcı madde bu­lundurma ve mala zarar verme, sanık Ö. hakkında patlayıcı madde bulundurma suçlarından kurulan beraat hükmüne yönelik temyize gelince;

    a) Sanık O. hakkında Anayasayı ihlal suçundan kurulan hük­me yönelik re'sen yapılan incelemede;

    Silahlı terör örgütünün üyesi olduğu dosya kapsamına uygun şekilde kabul edilen sanığın 30.07.2011 günü saat 05.09 da İstanbul/Beyoğlu-Sütlüce semtinde bulunan MÜSİAD binasının yan duvarına bomba bırakmak ve patlat­mak şeklinde gerçekleştirdiği olayda, bombanın bırakıldığı yer, tesir gücü, pat­lamanın gerçekleştiği zaman ile netice de nazara alındığında; eyleminin TCK'nın 309/1. maddesinde düzenlenen Anayasayı ihlale teşebbüs suçunu oluşturmaya elverişli, vahamet arz eder nitelikte olmadığı, sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılması, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araç, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, kasta dayalı kusurunun yoğunluğu ile güttüğü amaç da dikkate alınarak, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, suç vas­fında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    b) Sanıklar F.,C. ve Ö. hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

    Hukuki anlamda tek bir fiil sayılan, 07.08.2008 tarihinde gerçekleştirdik­leri havan atışıyla kasten öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme suçlarının oluşmasına neden olan sanıklar F.,C. ve Ö. ile 01.12.2008 tarihinde bomba patlatmak suretiyle kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme suçlarının oluşmasına neden olan sanık C.'in, TCK'nın 44. maddesi hükmü karşısında işledikleri bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden oldukları anlaşıldığından, farklı nev'iden fikri içtima hükümleri gere­ğince sadece daha ağır cezayı gerektiren kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarından cezalandırılmaları ile yetinilmesi gerektiği gözetilmeden ayrıca mala zarar verme suçlarından da cezalandırılmalarına karar verilmesi,

    c) Sanık F. hakkında yağma suçundan kurulan hükme yöne­lik incelemede;

    Sanığın üst aramasında ele geçirilen 2 GB'lik flaşlı bellek içinde bulunan mağdur E.'ın işyerleri ve ikametine ait fotoğraflar, 04.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağı, mağdurun aşama ifadeleri ile teşhisi ve tüm dosya kapsamına göre, silahlı terör örgütü yöneticisi olan O. ile birlikte mağdura ait iş yerine gidip mağdurdan para isteme olayı sabit ise de; paranın teslimi için mağdurun tehdit edildiği veya mağdura karşı cebir kullanıldığına dair sanığın yağma suçundan cezalandırılmasına yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden yüklenen suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,

    Kabul ve uygulamaya göre de,

    Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bu suçtan mahkumiyetine karar verilen sanık hakkında hükmolunan temel cezanın, 3713 sayılı Kanunun 5/1. maddesi uyarınca arttırılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    d) Sanık F. hakkında 01.12.2008 tarihli eylem nedeniyle kas­ten öldürme, mağdurlar C.,C., D., O., F., S., Haşan, G. ve T.'yı kasten öldürmeye teşebbüs, patlayıcı madde bu­lundurma ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükme yönelik incelemede;

    Sanığın üst aramasında ele geçirilen 1 GB'lik flash bellek içinde bulunan A... Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına ait kroki ile İl Başkanının kişisel bilgileri ve katılmış olduğu programlara ait yazı, ev aramasında bulunan ve bomba ya­pımında kullanılan 17 kilo 520 gram patlayıcı madde, 19 adet elektrikli infilak kapsülü, 470 cm uzunluğunda infilaklı fitil, dijital saatler, telsizler, elektronik uzaktan kumanda ve düzeneği, açma kapama anahtarları, internet ortamından alınmış İstanbul il haritası, sanığın PKK terör örgütünün yurt dışı kamplarında daha çok teknik ve bomba yapımı hususunda eğitim gördüğüne dair tanık beya­nı, sanıklar C. ve O. ile birlikte yazılı olarak mahkemeye vermiş oldukları savunma ve aynı sanıkların esas hakkındaki savunmaları, mağdur E.'ın bu olaya ilişkin beyanları, örgütün www.devrimcikarargah.com http://www.devrimcikarargah.com isimli sitesinde yayınlanan 1 ve 2 nolu bildirileri ve tüm dosya kapsamına göre, 01.12.2008 tarihinde saat 14.45 sıralarında İstanbul/Beyoğlu-Sütlüce semtinde bulunan A... Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına kurye vasıtası ile gönderilen 02.12.2008 tarih, KİM-2008/12045 ekpertiz raporu ve 29.12.2008 tarihli bomba inceleme raporunda belirtildiği üzere, "potasyum nitrat ve dumansız barut" içerikli patla­yıcı madde kullanılarak hazırlanan, canlılar üzerinde tahrip edici özelliğe sahip el yapımı parça ve basınç etkili, uzaktan kumandalı bombayı gönderen sanık C.'in eylemine bombayı bu eylemde kullanılacağını bilerek imal etmek sure­tiyle doğrudan iştirak ettiği anlaşılan sanığın, sübuta eren ve unsurları itibariyle oluşan yüklenen suçlardan mahkumiyeti yerine yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi,

    e) Sanık C. hakkında K.'e karşı kasten öldürmeye te­şebbüs suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

    01.12.2008 tarihinde saat 14.45 sıralarında İstanbul/Beyoğlu-Sütlüce semtinde bulunan A... Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına kurye vasıtası ile gönderilen bombanın patlatılması olayında, bina dışında bulunan mağdurun patlama sonrasında ikinci bir patlamanın olabileceğini düşünüp uzaklaşmak istediği sırada dengesini kaybedip yere düşmesi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Adli Tıp Kurumu raporlarına göre olay nedeniyle yaralanmadığının tespit edilmesi karşısında, patlamanın gerçekleştiği yer ile mağdur K.'in bulunduğu yer ve konumu da nazara alındığında, adı geçen mağdur yönünden öldürmeye teşebbüs suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın yüklenen suçtan beraatı yerine mahkumiyetine karar verilmesi,

    f) Sanık Ö. hakkında patlayıcı madde bulundurma suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

    23.08.2008 tarihinde saat 15.00 sıralarında Karacaahmet Mezarlığı 1 nolu ada içine bırakılan zaman ayarlı bombanın bomba imha görevlilerince imha edilmesinden sonra, olay yerinden elde edilip delil numarası 6 olan ve üzerinde koli bantları yapışık "MadeInSyrıa" ibareli tişörtün yaka kısmı üzerinden izole edilen DNA genotipleri ile sanığa ait genotip özelliklerinin uyumlu olduğunun07.05.2009 tarih, BİY.2009/1896-1902-1908-1914-1920-1944-1986 uzmanlık numaralı ekspertiz raporuna göre tespit edilmiş olması ve tüm dosya kapsamı karşısında, sanığın sübuta eren ve unsurları itibariyle oluşan yüklenen suçtan mahkumiyeti yerine yazılı gerekçe ile beraatına karar verilmesi,

    g) Sanıklar A.,C. ve O. hakkında silahlı terör örgütüne yardım suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

    Sanıkların kaçamaklı ikrarlarını içerir savunmaları, şüpheli sıfatıyla din­lenen Ş.'in ifadesi, yurt dışı döviz havale bilgileri, para çekme dekontları, iletişimin tespiti tutanakları ve fiziki takip tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre, sanık A.'ın örgüt üyesi olduğunu bildiği Ö.'e değişik tarih­lerde üç kez para verme şeklinde sübuta eren eyleminin terörizmin finansmanı suçunu, sanık C.'in örgüt tarafından hesabına yurt dışından 16.10.2008 tari­hinde gönderilen 1.990 EURO, 05.01.2009 tarihinde gönderilen 1.000 EURO ve 24.03.2009 tarihinde gönderilen 600 EURO'yu hesabından çekip örgüt yöneticisi O.'a vermesi, yine sanık O.'un örgüt faaliyetlerinde kullanılmak üzere yurt dışında kendisine verilen dizüstü bilgisayar ve fotoğraf makinasını Türkiye'ye getirerek örgüt üyesi olan O.'a vermesi ve örgüt tarafından hesabına yurt dışından 03.02.2011 tarihinde gönderilen 706.07 EURO, ayrıca 2011 yılının Mart ayında gönderilen 1000 EURO'yu hesabından çekip örgüt üyeleri olan O. ve B.'a vermesi şeklinde sübuta eren eylemlerinin terörizmin finansmanı­na iştirak suçunu oluşturacağı gözetilerek, 5237 sayılı TCK'nın 7/2, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, suç tarihinde yürürlükte bulunan 3713 sa­yılı Kanunun 8/1. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 6415 sayılı Kanunun 4. maddelerinin ayrı ayrı uygulanması ve her iki Kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra lehe Kanunun tespiti ile uygulanması gerektiği gö­zetilmeden hukuki değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    h) Sanıklar O. B. ve S. hakkında silahlı terör örgütü­ne üye olma suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

    Şüpheli sıfatıyla müdafisiz olarak 04.11.2009 tarihinde fotoğraf teşhi­sinde bulunup 05.11.2009 tarihinde de kolluk ifadesi alınan M., adı geçen sanıklar aleyhine beyanda bulunması karşısında, tanık olarak duruşmaya çağrılıp dinlenmesi ve askeri eğitim almak amacıyla kırsalda bulundukları iddia olunan sanıkların varsa 2005 yılı Kasım ayı ve sonrasına ait cep telefonlarının sinyal verdiği baz istasyonu bilgilerinin ilgili kurumlardan getirtilip incelenerek, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    ı) Sanık M. hakkında silahlı terör örgütüne yardım suçun­dan kurulan hükme yönelik incelemede;

    Sanığa ait konutta yapılan aramada bulunarak el konulan hard disk ve flash bellekler ile el yazmalı dokümanlarda bulunan örgüte ve örgüt üyelerine ait bilgiler, telefonla örgüt üyeleri B. ve E. ile kod adlarını kullanmak suretiyle yapmış olduğu görüşmeler, cezaevindeki örgüt üyeleri ile kurduğu ir­tibat ve tüm dosya kapsamına göre, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil üyesi olduğu anlaşılan sanığın, doğrudan TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi yerine delillerin değerlendirilmesinde yanılgı­ya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    j) Sanıklar M.,N., Ö., G., R., E., Sultan, Y. ve S. B. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanıklar M. ve S.G. hakkında silahlı terör örgü­tüne yardım, sanıklar C. ve Z. hakkında kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçlarından kurulan hükümlere yönelik in­celemede;

    Sanıklar M.,N., Ö., G., R., E., S. S., Y. ve S. B.'nın üzerlerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma, sa­nıklar C. ve Z.'in üzerlerine atılı kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme suçlarını işlediklerine dair, sanıklar M. ve S.G.'ın örgüt mensubu Ö.'ü, örgüt mensubu olduğunu bilerek ve isteyerek evle­rinde barındırdıklarına dair, adı geçen tüm sanıkların savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, mevcut şüphenin de sanıklar lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,

    k) Sanıklar T. ve U. hakkında 2911 sayılı Kanuna aykı­rılık, sanık H. hakkında yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ve gizliliğin ihlali suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyize ge­lince;

    Kanun koyucunun "sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri" ifadesiy­le, 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin uygulanma kapsamı bakımından; düşünce ve kanaatin içeriğinden çok açıklama yöntemini dikkate aldığı, cezanın tür ve miktarı itibariyle bir sınırlama yanında suçların tek tek sayılması yerine, düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri bağlamında işlenebilecek suçların işlen­me biçimleri itibariyle bir düzenleme yapmayı amaçladığı anlaşılmaktadır.

    Kanun koyucunun yukarıdaki amacı gerçekleştirmeye çalışırken daha ge­nel ve imkanlara işaret eden "ifade biçimleri" yerine "yöntem" ifadesini tercih etmesi üzerinde durulmalıdır.

    Bir amaca ulaşmak için izlenen yol, usul ve metot gibi anlamlara ge­len "yöntem" ifadesi, Kanunun geçici 1. maddesi çerçevesinde ele alındığında, korunmak istenenin; her türlü düşünce ve kanaat açıklama biçimi olmadığı, aksine; bir eylemin bu kapsamda kalabilmesi için meşru olan ve düşünce ve ka­naat açıklaması bağlamında mutad olan bir yöntemle işlenmiş olması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Buradan hareketle, eylemin işleniş yönteminin bizzat ayrı bir suç oluşturduğu veya düşünce ve kanaati açıklamak bakımından mutad kabul edilemeyecek olması halinde geçici 1. madde hükmü uygulanamayacaktır. 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde ifadesini bulan ve başkaca yazım bi­çimleri arasından tercih edilen "düşünce ve kanaat açıklama yöntemleri" ibaresi bu ilkeler ve Kanunun genel gerekçesi çerçevesinde değerlendirilmiş, örgüt­lenme özgürlüğü bağlamında ele alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma özgürlüğü kollektif niteliği, ifade özgürlüğü ile yakın ilişkisi ve Avrupa insan Hakları Mahkemesince değerlendiriliş biçimi (29.06.2006 tarihli Öllinger - Avus­turya, 26.07.2007 tarihli Barankevich - Rusya kararları gibi) nazara alınmıştır. Buna göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih, 2013/386 Esas, 2014/353 sayılı kararına uygun olarak; sanıklar T. ve U.'ın 2911 sayılı Kanunun 33/1. maddesine uygun olduğu kabul edilen eylemlerinin mutad ve meşru bir "düşünce ve kanaat açıklama yöntemi" olduğu değerlendirildiğinden, sanıklar T. ve U.'a yüklenen düşünce ve kanaat açıklama yöntemiyle işlenen 2911 sayılı Kanuna aykırılık suçunun, sanık H.'ye yüklenen yayın yoluyla işlenen yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ve gizliliğin ihlali suçla­rının tarihleri ve işlenme yöntemleri ile temel şekli itibariyle gerektirdiği cezanın süresine göre, hükümden önce 05.07.2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımla­narak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi kapsamında kaldı­ğı ve bu nedenle sanıklar hakkında açılan davalara ilişkin olarak kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

    Sonuç: Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının, sanıklar Z.,H. ve müdafileri ile, diğer sanıklar müdafiilerinin temyiz dilekçeleri ve duruşmalı inceleme sıra­sında sanık C. müdafiiinin ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, sanık O. yönünden CMUK'nın 326/son maddesi gereğince hükmedilen cezanın süresi bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 22.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2012/8581 Karar: 2014/3211
    Tarih: 17.03.2014

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Sanığın eşi G. A. (E.)'ın beyanları, 05.03.2008 tarihli arama sırasında ele geçirilen örgüt yayınları, örgütsel propaganda içeren rozetler, stikırlar ve örgütsel dökümanlar, 09.05.2008 tarihli ekspertiz raporu, kısmi ikrar içerir sanık savunması, sanığın örgütsel geçmişi ile tüm dosya kapsamından, sanığın örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer alıp eylem ve faaliyetleri itibariyle silahlı terör örgütünün üyesi olup TCK'nın 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığından bahisle beraatine karar verilmesi,

    Sonuç: Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 17.03.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2013/9604 Karar: 2013/14412
    Tarih: 27.11.2013

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Sanıklar müdafiinin ise hükmolunan cezaların süreleri itibariyle şartlarının oluşmaması nedeniyle duruşmalı inceleme istemlerinin, 1412 sayılı CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,

    Sanıklar S. D. ve S. B. yönünden duruşmalı, diğer sanıklar yönünden duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:

    Karar: 1- Sanıklar... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından kurulan hükme yönelik olarak yapılan incelemede;

    Sanık... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükümde hapis cezasının seçenek tedbirlere çevrilmesine yer olmadığına karar verilirken, suç tarihi itibariyle 5237 sayılı TCK'nın 50. maddesi yerine 647 sayılı Kanunun 4. maddesinin tartışılması, anılan Kanun uygulanmadığından ve bu husus sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni sayılmamıştır.

    Avrupa kamu düzeninin temel bir özelliği olan Demokrasi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesince tasarlanan ve sözleşmeyle bağdaşabilen yegane politik modeldir. Siyasi partiler ise, Anayasamızın 68/2. maddesinde de vurgulandığı gibi, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.

    Siyasi partiye üye olma ve bir siyasi partinin çatısı altında siyasi faaliyetlerde bulunma örgütlenme özgürlüğü kapsamında iken, özgürlüğün topluca kullanımı bağlamında ifade özgürlüğü ile de ilişkilidir.

    Modern demokrasilerde özgürlüklerle doğrudan ilişkili olan ve yüksek bir meşruiyete sahip bulunan siyasi partilere üye olma ve siyasi faaliyette bulunma özgürlüğünün, diğer başka özgürlükler gibi; terör örgütlerince kötüye kullanılmak istenebileceği açıktır. Nitekim bir siyasi faaliyetteki asıl hedef ve amaçların açıklanan hedef ve amaçlardan daha başka olabileceği, asıl hedef ve amaçların gizlenebileceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 'Yazar ve diğerleri' kararında da vurgulanmıştır.

    Anayasamızın 68. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 11. maddesi ile tanınan siyasi partilere üye olma ve siyasi faaliyette bulunma özgürlüğünün kötüye kullanımı, yine Anayasamızın 14/2 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. maddeleri uyarınca yasaklanmıştır.

    Bir faaliyetin siyasi faaliyet-örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi ve Anayasa ile Sözleşmenin korumasından yararlanabilmesi için gerçekleştirilmekte olduğu bağlam ile birlikte cebir ve şiddet ile ilişkisi, kullanılan yöntem ve takip edilen amacın hukuk ve demokrasi kurallarına uygun olup olmadığı ve bir terör örgütü ile amaç veya yöntem bakımından ya da yapısal bir bağlantısının bulunup bulunmadığına bakılmalı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 17 Temmuz 2001 tarihli 'Sadak ve diğerleri' kararında yaptığı ayrım da dikkate alınmalıdır.

    Dairemizin 28.12.2011 tarih 2011/10371-30790 sayılı kararında; 'PKK/KONGRA-GEL terör örgütünü bir devlet sistemi gibi yapılandırmayı hedefleyip birimlerini ve üyelerini sistematik bir yapıya kavuşturmayı amaçlayan örgütün yasama meclisi KONGRA-GEL tarafından kabul edilip sistemin anayasası olarak nitelendirilen KCK (Koma Civaken Kürdistan) sözleşmesinde, KCK ile PKK'nın ideolojik, ahlaki, felsefi ve örgütsel bağlantısının açıkça vurgulandığı ve KCK yapılanması bakımından PKK'nın amaç ve stratejisinin benimsendiği' belirtildikten sonra, KCK'nın PKK ile organik bağlantısı, açıklanan amaç ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, üye sayısı, sahip olduğu silahlı ve zorlayıcı gücü itibariyle Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden cebren ayırmaya yönelik amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli silahlı terör örgütü niteliğinde bulunduğu sonucuna varılmıştır.

    Bir kısmı bir siyasi partiye üye de olan sanıkların, siyasi faaliyet görünümü altında gerçekleştirdikleri eylemleri bu ilkeler çerçevesinde ve iletişimin tespiti, teknik ve fiziki takip tutanakları, sanık R. Y.'ın ev ve otomobil aramasında ele geçirilen Gaziantep KCK yapılanmasına ilişkin şema ve tüm dosya kapsamına göre değerlendirildiğinde salt siyasi faaliyet kapsamında görülemeyeceği anlaşıldığından eylemlerin bir bütün halinde silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil üyesi olma suçunu oluşturacağına ilişkin kabulde bir isabetsizlik görülmemiş ve sanıklar müdafilerinin bir siyasi partinin yetkilileri olarak yürütülen siyasi faaliyetlerin suç sayılarak cezalandırılamayacağına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasıfları tayin edilmiş, cezaları azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında sanık S. B. müdafiinin ileri sürdüğü yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    2- Sanıklar... hakkında kurulan hükme yönelik temyizlerin incelemesinde;

    Sanıkların terör örgütü PKK-KCK/TM'nin Gaziantep yapılanmasında yer aldıklarına dair mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden yüklenen suçtan beraatleri yerine, mahkumiyetlerine karar verilmesi,

    3- Sanıklar... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve sanık... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından kurulan hükme yönelik yapılan temyiz incelemesinde;

    Başka dosya sanığı H. Ü.'in ev aramasında ele geçen ve Gaziantep PKK-KCK/TM yapılanmasına ilişkin listenin bulunduğu flash diske, savunmalarda ileri sürüldüğü gibi kolluk görevlilerince ele geçirildikten sonra bir müdahalede bulunulup bulunulmadığının belirlenebilmesi bakımından TÜBİTAK gibi uzman kuruluşlardan rapor aldırılıp sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    4- Sanık Y. A. hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesinde;

    Sanığın, kendi evinde PKK-KCK/TM üyesi olan bir kısım sanıkların toplantı yapmalarına izin vermekten ibaret eyleminin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun TCK'nın 314/3, 220/7. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    5- Sanık... hakkında kurulan hükme gelince;

    Sanık hakkında Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinde örgüt üyeliği suçundan açılan davanın 16.06.2011 tarih ve 2010/289 Esas, 2011/153 sayılı Karar ile örgüt propagandası suçundan mahkumiyet ile sonuçlandığı, Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda hükmün, yüklenen eylemin silahlı örgüte üye olma suçunu oluşturacağı sonucuna varılarak bozulduğu ve anılan dosyanın suç tarihinin, incelemeye konu dosyanın suç tarihini de temadi sebebi ile kapsadığı anlaşılmakla, aynı eylem nedeniyle mükerrer davanın görülemeyecek olması ve delillerin bir bütün halinde değerlendirilmesinin sağlanması bakımından, söz konusu davanın derdest olması halinde birleştirme yoluna gidilmesi kesinleşmiş bir hükümle sonuçlandırılmış olması halinde ise, dosyanın onaylı örneğinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde getirtilip incelenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdiri ve tayini gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Sonuç: Kanuna aykırı olup, Cumhuriyet savcısı ile sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında sanık S. D. müdafiinin ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 27.11.2013 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2009/22491 Karar: 2012/1684
    Tarih: 09.02.2012

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Sanık Halime hakkında kurulan hükme yönelik temyizin incelemesinde,

    Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    Sanık Salih hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

    Hükmedilen cezanın süresine göre şartları bulunmadığından, sanık Salih müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 1412 sayılı CMUK'nın 318. maddesi gereğince REDDİNE,

    Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

    ancak;

    Terör örgütlerinin yurtiçi ve yurtdışındaki kamplarına örgüte katılmak üzere eleman göndermenin, bu örgütlere üye sağlamanın başlıca yollarından biri olduğu, terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün "hiyerarşik yapısına" dahil edilmek üzere gönderilen elemanları, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları, denetlemedikleri kaynaklardan kabul etmeyecekleri gibi, gizlilik ve güvenlik kuralları ile hiyerarşiye uymayan kişilerin bu tür faaliyetlerine de izin vermeyecekleri, terör örgütlerine yeni eleman temin etme, barındırma, gönderme veya ulaşımını sağlama gibi faaliyetlere ilişkin organizasyonun örgütsel yapı dışında değerlendirilemeyeceği gözönüne alındığında;

    Somut olay bakımından, silahlı terör örgütüne yardım suçundan mahkum olan sanık Halime aracılığıyla, Gurbet ve Suzan'ın PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılmaya karar verdiklerini öğrenen sanık Salih'in, adı geçen kişilerin örgütün kırsaldaki kampına katılmalarını sağlamak üzere örgütçe yapılan organizasyon dahilinde bir kod adı kullanıp gizliliğini de sağlayarak gençlerle telefon aracılığıyla irtibat kurduğu, uzun süren telefonlaşmalar sonrasında, yapılan plan gereğince 05.11.2006 günü sabahı yine telefon ederek kendilerini alacağını ve hazırlanmaları gerektiğini söylediği, öğlen vakti Silopi ilçe merkezine gelince yeniden aradığı ve buluştuklarında tanışıp yanlarına kimliklerini de almalarını sağlayarak kendi aracıyla yola çıktıkları, yolda bir çevirme olması halinde Şırnak'a, orayı geçince de Uludere'ye gidildiği ve akraba olduklarını söylemeleri konusunda uyarıda bulunduğu, kendilerini karşılayacak örgüt mensupları ile cep telefonundan görüşmeler yaptığı, sınır bölgesindeki buluşma noktasına geldiklerinde kendilerini bekleyen örgüt mensubuna beraberindekileri teslim ederek geri döndüğü, Gurbet ile Suzan'ın örgüt mensubu ile birlikte kendilerini bekleyen araçla örgütün yurtdışındaki bir kampına götürüldükleri olayda; belli bir organizasyon dahilinde ve gizlilik çerçevesi içinde hareket ederek örgüte katılmak isteyen kişilerle irtibata geçip onları kendi aracıyla uzun süren bir yolculuk sonrası doğrudan örgüt mensuplarına teslim eden sanığın eyleminin silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu oluşturacağı; hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, Kanuna aykırı olup, hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 09.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2011/4205 Karar: 2011/3247
    Tarih: 07.06.2011

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan suç, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin kurucularını, yöneticilerini ve üyelerini cezalandırmaya yönelik hazırlık hareketlerini suç sayan ve yaptırıma bağlayan özel bir suç tipi olup; amaç suç işlendiğinde fail geçitli suçlardaki özellik nedeniyle amaç suç ile amaç suça yönelik olarak gerçekleştirilmiş bulunan araç suçlardan ilgili hükümlere göre cezalandırılacak, ancak örgütün kurucusu, yöneticisi ve üyesi olmaktan ceza verilmeyecektir.

    Bu ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanık hakkında Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik olarak vahamet arz eden olaylara fiilen katıldığı iddiasıyla 13.11.2006 tarihli iddianame ile 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi gereğince cezalandırılması için dava açılması karşısında ve 5237 sayılı TCK'nın 302. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrasındaki "bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur" şeklindeki atfın aynı Kanunun 314/1. maddesinde tanımlanan terör örgütü yöneticisi olma suçunu kapsamadığı gözetilmeden; sanık hakkında üç ayrı iddianameyle silahlı terör örgütü yöneticisi olma ve Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçlarından açılan davaların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayininin gerektiği gözetilmeden, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan açılan davanın tefrikine karar verilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz dilekçesi ile duruşmalı inceleme sırasında sanık müdafiinin ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden re'sen de temyize tabi olan hükmün diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 07.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2009/2603 Karar: 2009/5679
    Tarih: 13.05.2009

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    1- Sanıklar Mahmut, Mustafa, Cever hakkındaki hükme yönelik yapılan incelemede;

    5237 sayılı TCK.nın 314. maddesinin 3. fıkrasında; "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır" hükmüne yer verilmiş örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkras 6. fıkrasında ve. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 2/2. maddesinde "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişiye ayrıca üye olma suçundan dolayı da cezaya hükmolunur" şeklinde düzenleme getirilmiştir. 765 sayılı sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede, örgüt adına suç işleyenlerin örgüt mensubu gibi sorumlu tutulacaklarının kabul edilmiş olması karşısında, örgütün internet ve basın yoluyla yaptığı eylem çağrısı üzerine hareket eden sanıkların hem örgüt üyeliği hem de örgüt propagandası yapma suçlarından cezalandırılmaları gerekmekte olup bu bilgilere göre sanıklar Cever, Mahmut ve Mustafa hakkında ayrıca 314/2. maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır.

    Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık Ahmet'in silahlı örgüte üye olma suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfi tayin edilmiş, sanıklar Mahmut, Cever ile Mustafa'nın silahlı örgütün propagandasını yapma suçunu işledikleri kabul edilmiş, cezaları azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, sanık Ahmet'in örgüt üyeliği, sanıklar Mahmut, Cever ve Mustafa'nın örgüt propagandasını yapma suçlarından kurulan hükümlerin ONANMASINA,

    2- Sanık Ahmet'in 11.03.2007 tarihli gösteri sırasında ayrıca örgüt propagandası yapma suçundan da kararın 1. paragrafında belirtilen nedenlerle cezalandırılması gerektiğinin düşünülmemesi,

    3- Sanıklara "ben bir kürdistanlı olarak, kürdistanda sayın Abdullah Öcalan'ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum" ibarelerini içeren bildirileri imzalamaktan ibaret eylemlerinin suç teşkil etmeyeceğinin gözetilmemesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar müdafileri ile Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan ceza yönünden kazanılmış haklan saklı kalmak üzere hükmün BOZULMASINA, 13.05.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2008/6344 Karar: 2008/13298
    Tarih: 04.12.2008

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 04.03.2008 gün ve 2007/9-282 esas, 2008/44 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 314. maddesinin 3.fıkras 3.fıkrasında; <Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır hükmüne yer verilmiş, örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkras 6. fıkrasında ise <Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişiye ayrıca üye olma suçundan dolayı da cezaya hükmolunur> şeklinde açıklanmış, 765 sayılı sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede, örgüt adına suç işleyenlerin örgüt mensubu gibi sorumlu tutulacaklarının kabul edilmiş olması karşısında, örgütün internet ve basın yoluyla yaptığı eylem çağrısı üzerine hareket eden sanığın 5237 sayılı TCK.nun 220/6. maddesi delaletiyle silahlı örgüt üyesi olma suçundan da cezalandırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Sanığın örgütün internet siteleri aracılığıyla yaptığı çağrılar doğrultusunda örgüt elebaşısının yakalanmasını protesto amacıyla düzenlenen basın açıklamasına katıldığı ve bu basın açıklaması sırasında grupla birlikte <sayın Öcalan, sayın Öcalan>, <kahrolsun 15 Şubat komplosu>, <Biji serok Apo>, <Öcalan siyasi irademizdir> şeklinde slogan atmasından ibaret eylemi silahlı terör örgütünün propagandasını yapma niteliğinde olup 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi,

    Sonuç: Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 04.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2007/10545 Karar: 2008/12121
    Tarih: 12.11.2008

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Sanık müdafiinin tüm C.Savcısının sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinin 3. fıkrasında; "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler bu suç açısından aynen uygulanır." denilmekte, anılan Kanunun 220. maddesinin 6. fıkrasında ise "örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır. Anılan Kanun maddelerinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında; 5237 sayılı TCK'nın suçların içtimaı bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği, suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza vardır ilkesi doğrultusunda düzenlendiği anlaşılmaktadır.

    Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; 18.3.2007 tarihli olay ve yakalama tutanağında belirtildiği üzere terör örgütünün üst düzey mensuplarının örgütsel ilişkileri ve terör örgütü lehine yayın yapan basın yayın organlarını kullanarak verdikleri eylem talimatı doğrultusunda korsan gösteriye katılarak, çöp konteynırlarını dizmek suretiyle barikat kuran, yol üzerine lastik yakarak örgüt ve elebaşı lehine slogan atan, güvenlik güçlerine taş atan grup içinde yer alıp, bu eylemlere iştirak eden ve bu suretle örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği olay, yakalama tutanakları ile tüm dosya kapsamından anlaşılan sanığın hem silahlı örgüte üye olmak hem de terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarından ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, C. Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 12.11.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2007/111 Karar: 2007/4440
    Tarih: 22.05.2007

    • TCK 314. Madde

    • Silâhlı Örgüt Suçu

    Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine,

    Ancak;

    1- 5237 sayılı TCK.nun 314. maddesinin 3. fıkrasının "suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümleri bu suç açısından da aynen uygulanır" amir hükmü karşısında, örgüt kurma suçu kapsamında bulunan 5237 sayılı etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde öngörülen şartlar oluştuğu taktirde silahlı örgüt mensubu olanlar için de uygulanabileceğinden, sanığın örgütün amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği ayrıca suç teşkil edecek faaliyetleri bulunup bulunmadığı araştırılıp, samimi bir şekilde etkin pişmanlık gösterip göstermediği de tartışılıp değerlendirildikten sonra sonucuna göre hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,

    2- 5237 sayılı TCK.nun 58. maddesi örgüt mensubu olan sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının infazı sırasında ve infazından sonra uygulanmak üzere denetimli serbestlik tedbiri uygulamasını getirmiş, ayrıca infaz rejiminin de buna göre belirlenmesini öngörmüştür. Maddenin kapsam ve amacından da anlaşılacağı üzere bu hususlar bir ceza değil, cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili olup bu konunun gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, gerekse Dairemizin yerleşik uygulamaları karşısında kazanılmış hak oluşturmayacağı da gözetilerek silahlı örgüt üyeliği suçundan mahkum olan sanık hakkında anılan maddenin uygulanması konusunda bir karar verilmemesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 22.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.