TCK Madde 299



  • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    TCK Madde 299

    (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

    (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.




  • TCK Madde 299 Gerekçesi

    Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve Cumhurbaşkanına karşı hakaret müstakil bir suç hâline getirilmiştir.

    Maddenin ikinci fıkrasında, cumhurbaşkanına hakaretin alenen ya da basın ve yayın yoluyla işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir.

    Üçüncü fıkraya göre, bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznini gerektirmektedir. Hakaret suçlarının niteliği gereği, suçun böylece bir kovuşturma koşuluna bağlanmasının uygun olacağı düşünülmüştür.



  • TCK 299 (Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2016/6928 Karar: 2017/4807
    Tarih: 19.07.2017

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.04.2016 tarihli ve 2016/4 esas, 2016/440 Sayılı kararı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan beraat eden sanık ....'nın, kullanıcısı olduğu tespit edilen www.facebook.com/profile.php?id=100002134719427&fref=ts adresindeki sosyal paylaşım sitesinden 21.09.2015 günü saat 13.37'de "Komedi filmi gibi. Orada burada miting yapacağına adam gibi polis yetiştir. Terörist besle devletin malını ona buna peşkeş çekme, adam gibi yönet, o zaman terör olmaz." 10.10.2015 tarih, saat 16.54'de "bu nu buuu yine bildi. Katil Yezit ve Çetesi boş durmayacak" 10.10.2015 tarih saat 08.02'de "Kimisi zulme boyun eğmediği için düğüne, bayrama gider gibi zindana girerken, kimisi de hapis korkusuyla zulmeder" 09.10.2015 tarih saat 09.54'de "Gazetecilerden ve gerçeklerden korkan bir dünya lideri!" şeklinde paylaşımlarda bulunduğu, sanığın bu ifadelerinde sayın Cumhurbaşkanı ...'ı hedef aldığı, ifadelerin niteliği itibariyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu gözetilmeden sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesinde isabet görülmediğinden; 309. maddesi uyarınca Kanun Yararına Bozma yoluna başvurulmuştur.

    5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 22.09.2016 gün ve 94660652-105-64-9740-2016-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunmuştur;

    II-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

    5237 Sayılı Kanun'un 299/1-2, 43/1, 53. maddeleri kapsamındaki Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık hakkında beraat kararı verilmesi ve bu kararın temyiz edilmeden kesinleşmesi,

    III-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

    T.C. Anayasasının 104/1 maddesine göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete dair hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

    Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu sebeple ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır ( Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10 ).

    Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır ( ... Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV ( Torino,1926 s. 198 ).

    Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil andiçmeyle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gereklidir ( CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar ).

    Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır.

    Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakaretin varlığı için belirli sayıda kişiyle ihtilat öğesi aranmadığından, failin bir kişinin duyabileceği şekilde yoklukta hakaret etmesi halinde suç oluşur ( ..., TCK.6.cilt, 2.baskı s. 8628 ).

    Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Aynı şekilde, telefonla, mektupla, basın yayın araçları veya medya yoluyla diğer iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi de olanaklıdır ( CGK. 13.04.1999, 9-50/61 Sayılı karar ).

    Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. ( ..., Adı geçen makale ) Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye Anayasa ve kanunlara konu oluşturmuştur.

    Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 26. maddelerinde ifade özgürlüğüne yer verilmiş olup, birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde ifade edilmiştir.

    Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandırılmasının gerekeceği uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir.

    Bu cümleden olarak uluslararası alanda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; "kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir."Anayasanın 26/2. maddesinde "Bu hürriyetlerin kullanılması ... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."

    T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, Kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için Kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına dair düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.

    Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.

    Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir ( ..., Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı s. 462 ).

    Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.

    Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçları da 5237 Sayılı TCK 299. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" ( ..., hakaret ve sövme suçları s. 80 vd ).

    Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü gibi bir hakkın kullanmasına dair hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise, hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.

    Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki denge de gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Sanığın yukarıda belirtilen tarihlerde kendi facebook sayfasında aynı suç kastıyla ve birden fazla kez Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; katil, yezit, hapisten korktuğu için zulmeden, teröristleri besleyen gibi doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, isnatlarda bulunmak suretiyle AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla söylenmiş paylaşımlardan ibaret sanığın eyleminin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacağı gözetilmeden, 5237 Sayılı Kanun'un 299/1-2 43/1 maddeleri uyarınca sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesi isabetli olmadığından Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.04.2016 tarih ve 2016/4 esas - 2016/440 Sayılı kararının 309 ( 4 )c maddesi uyarınca sanığın aleyhine sonuç doğurmamak üzere kanun yararına bozulmasına dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istemi yerinde görüldüğünden Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.04.2016 tarih ve 2016/4 esas - 2016/440 Sayılı kararının 309 ( 4 )c maddesi uyarınca sanığın aleyhine sonuç doğurmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,

    SONUÇ : Bozma sebebine göre yeniden yargılama yapılmasına yer olmadığına; diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/3601 Karar : 2018/2785
    Tarih : 14.09.2018

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    I-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.11.2017 tarih ve 2017/65837 KYB nolu yazısı ile sanık ...'ın Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.04.2017 tarih ve 2015/838 esas, 2017/347 karar sayılı ilamıyla Cumhurbaşkanına hakaret suçundan TCK 299/1-2 maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırıldığını ve kararın istinaf edilmeden kesinleştiğini, dosya incelendiğinde TCK 299/3 madde ve fıkrasına göre Cumhurbaşkanına hakaret suçundan soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine tabi olduğu halde dava şartı olan bu husus yerine getirilmeden kamu davası açıldığı ve yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğunu belirterek anılan hükmün kanun yararına bozulmasını talep etmiştir.

    II-OLAY:

    Sanık ... Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/201 esas sayılı dosyasında yargılanırken 22.10.2015 tarihli celsede sayın Cumhurbaşkanına yönelik olarak "şerefsiz cumhurbaşkanı da sizi kurtaramayacak" şeklinde sözler sarf ederek hakarette bulunduğu mahkemenin suç duyurusu üzerine Adalet Bakanlığından izin alınmadan 17.11.2015 tarihli iddianameyle kamu davası açıldığı, dosyanın tevzii edildiği Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/838 esasına kaydı yapılan dosyada yargılamanın durmasına karar vererek Adalet Bakanlığından izin istenilmesi gerekirken bu husus yerine getirilmeden yargılamaya devam olunduğu ve yargılama sırasında davaya katılma talebinde bulunan sayın Cumhurbaşkanının 04.08.2016 tarihli dilekçeyle şikayetinden vazgeçtiği mahkemenin, 04.04.2017 tarihli hükümle sanığın TCK 299/1-2 maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair kararının istinaf yoluna başvurulmadan kesinleştiği anlaşılmıştır.

    III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

    Cumhurbaşkanına hakaret suçu yönünden TCK 299/3 maddesi uyarınca Adalet Bakanından izin alınmadan yargılama yapılıp yapılamayacağı ve hüküm verilip verilemeyeceğine ilişkindir.

    IV-HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

    Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK 299 maddesinde düzenlenmiştir. Birinci fıkraya göre Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi 1 yıldan 4 yıla kadar cezalandırılacağı, ikinci fıkrada suçun alenen işlenmesi halinde cezanın altıda bir oranında arttırılacağı üçüncü fıkrada ise bu suçtan dolayı kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine tabi olduğu belirtilmiştir. Bu husus yargılama şartıdır.

    Ceza Muhakemesinde yargılama şartı yargılama yapılmasının bazı şartlara tabi tutulması olarak tanımlanmıştır. Mahkeme yargılama şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini re'sen araştırır. Burada söz konusu olan "şart" "olmazsa olmaz" (sine qua non) anlamındaki şarttır. Yani şartın bulunmaması yargılamaya engel olur, sanık cezalandırılamaz. İzin şartı da bir yargılama şartıdır. Kanun koyucu bazı suçlardan dolayı dava açılmasının uygunluğu bakımından tereddüte düşmüş ve tereddüt yenilinceye kadar dava açılmasın demiştir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu Ceza Muhakemesi Hukuku S.573 v.d).

    Bir yargılama şartı olan Adalet Bakanının izninin kural olarak soruşturma aşamasında alınması gerekmektedir. Ancak izin alınmadan açılan kamu davasını yanlışlıkla kabul eden mahkemenin durumu fark ettiğinde derhal DURMA kararı vererek izin talep etmesi izin verilirse yargılamaya devam ederek hüküm kurması, izin verilmez ise CMK 223/8 maddesi uyarınca DÜŞME kararı vermesi gerekmektedir.

    Bu açıklamalar ışığında somut dosya incelendiğinde sanık ... hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan TCK 299/3 maddesi uyarınca Adalet bakanından izin alınmadan açılan kamu davasını kabul eden Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin durumu fark edince derhal Durma kararı vererek sanık hakkında kovuşturma izni verilip verilemeyeceğini Adalet Bakanlığından sorması gerekirken bundan zühul ile yargılamaya devam ederek karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır.

    V-SONUÇ VE KARAR:

    Yukarıda açıklanan gerekçelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebi yerinde görüldüğünden talebin kabulü ile Elbistan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.04.2017 tarih ve 2015/838 esas, 2017/347 karar sayılı ilamının CMK 309/4-b madde ve fıkrası uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.09.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/511 Karar : 2018/2459
    Tarih : 5.06.2018

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    I) OLAY:

    Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 17.04.2017 tarih ve 2017/900 esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediği iddiasıyla Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesi 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas - 2017/387 karar sayılı ilamıyla "sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların içerik ve mahiyeti, iddianame anlatımı birlikte değerlendirildiğinde; iddia olunan ifadelerin içeriği, mağdurun konumu da düşünülerek saygı sınırlarını aşan nezaket dışı ifadeler olduğu ağır eleştri kapsamına girdiğini" belirterek somut olayda Cumhurbaşkanına hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle sanık hakkında Beraat hükmü kurduğu, bu karara karşı yerel Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurmaması üzerine de kanun yararına bozmaya konu edilen kararın sanık yönünden 16.10.2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

    II) KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:

    Sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların "Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağının'' belirIenmesine ilişkindir.

    III) HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:

    Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.

    "T.C. Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

    Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)

    Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)

    Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)

    Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.

    Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.

    Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)

    Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu oluşturmuştur.

    Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 10/1.maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde yer verilmiş olup birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde ifade edilmiştir.

    Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandmlmasının gerekeceği Uluslararası ve Ulusal alanda normlara konu edilmiştir.

    Bu cümleden olarak Uluslararası alanda İnsan Haklan Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; "kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için yasayla öngörülen bazı merasime koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir."

    Anayasanın 26/2. maddesinde "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."

    T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, Kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için Kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda gelişini zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.

    Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.

    Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezca, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Haklan sorunu 2. baskı sy 462)

    Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.

    Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçları TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd)

    Cumhurbaşkanına hakaret suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp re'sen soruşturulan suçlardandır. Ancak kamu davası yoluyla yargılamasının yapılması Adalet Bakanının "olur"una tabi kılınmıştır. Kovuşturmanın Adalet Bakanlığının "olur"una tabi kılınması söz konusu suçun takibinin şikayete bağlı olduğu anlamına gelmemektedir. Cumhurbaşkanının feragati şahsi hakların kullanımı açısından sonuç doğurucu olup, kamu davasının düşürülmesini gerektirmez.

    Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.

    Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda kabul edilmektedir. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanamaz. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının toplumsal barışı bozucu ve kamu düzenine zarar vereceğinden, demokratik toplumda yaptırım uygulanması zorunlu görülmektedir.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 gün 2008/5-19, 2008/31 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kanun yararına bozma yöntemi, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Yargılaması Yasası'nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu, gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, yasa yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar, Yargıtay'ın sadece olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alabileceği hukuka aykırılıklardandır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden "Cumhurbaşkanına yönelik ağır ithamlarda ve karalamaya yönelik paylaşımlarda "bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine sanık ... hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/8874 sayılı dosyası üzerinden "silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak ve Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından soruşturmaya başlandığı, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 06.01.2017 tarihinde, sanık hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan yürütülen soruşturmanın tefrikine karar vererek evrakı 2017/239 soruşturma sırasına kayıt ettiği, "silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak" suçunu ise eski soruşturma dosyası üzerinden yürütmeye devam ettiği, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı "Cumhurbaşkanına hakaret" suçuna ilişkin 2017/239 soruşturma sayılı dosya üzerinden yaptığı soruşturma neticesinde, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne fezleke yazarak sanık hakkında kovuşturma izni talebinde bulunduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 03.04.2017 tarihli "Olur" yazısıyla, sanığın da kabul ettiği Facebook isimli sosyal paylaşım sitesindeki; "Kötü yazılmış bir tiyatro ve finaldeki hedefleri, Recep’i başkan yapmak. Bu dolmayı yutan yutsun da, ben yutacak kadar salak değilim" şeklindeki yazıyı ve "Verin güzellikle şu 400 dedi, millet vermedi. Sen misin vermeyen? Şimdi tezgah gayet iyi. Aldı mı bir erken seçim kararı, sen bak berekete. 400'de olur 500’de. Gelsin başkanlık sistemi de gününüzü görürsünüz. Devlet bohçacıda duvara toslayıp, tarihi görevini yaparak köşesine çekilir." biçimindeki paylaşımlarıyla alakalı olarak sanık hakkında kovuşturma izni verdiği, kovuşturma izninin verilmesi akabinde Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 17.04.2017 tarihli ve 2017/239 soruşturma, 2017/900 esas, 2017/612 sayılı iddianamesiyle, sanık hakkında"Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediğinden bahisle Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açtığı, yapılan yargılama sonunda Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesi 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas, 2017/387 karar sayılı kararıyla, "her ne kadar sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaretten cezalandırılması İçin TCK 299/1 maddesi gereği kamu davası açılmış ise de sanığın Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların içerik ve mahiyeti, iddianame anlatımı birlikte değerlendirildiğinde; iddia olunan ifadelerin içeriği, mağdurun konumu da düşünülerek saygı sınırlarını aşan nezaket dışı ifadeler olduğu ağır efeştri kapsamına girdiğini" belirterek somut olayda Cumhurbaşkanına hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle sanık hakkında Beraat hükmü kurduğu, bu karara karşı yerel Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurmaması üzerine de adı geçen kararın sanık yönünden 16.10.2017 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

    Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında;

    "Kötü yazılmış bir tiyatro ve finaldeki hedefleri, Recep'i başkan yapmak. Bu dolmayı yutan yutsun da, ben yutacak kadar salak değilim" ve "Verin güzellikle şu 400 dedi, millet vermedi. Sen misin vermeyen? Şimdi tezgah gayet iyi. Aldı mı bir erken seçim kararı, sen bak berekete. 400de olur 500de. Gelsin başkanlık sistemi de gününüzü görürsünüz. Devlet bohçacıda duvara toslayıp, tarihi görevini yaparak köşesine çekilir",

    Biçimindeki paylaşımların sanık ... tarafından yapıldığını kabul etmiş, ancak bu paylaşımları, mağdurun konumu da dikkate alındığında içerik itibariyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturmayan "saygı sınırlarını aşan nezaket dışı ifadeler olup ağır eleştri kapsamına giren" ifadeler olarak değerlendirmiştir.

    Tüm bu delillerin ışığında;

    Sanık ...'in, Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde yaptığı paylaşımların, içerik itibariyle incitici ve rahatsız edici olsa da; mağdurun konumu, aynı sözler sebebiyle sanıkla alakalı "silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak" suçundan ayrı bir soruşturmanın da yürütüldüğü nazara alındığında, "ağır eleştri kapsamında kalan, saygı sınırlarını aşan, nezaket dışı ifadeler olduğu, hakaret ve sövme kapsamında değerlendirilemeyeceği" anlaşılmış, bu itibarla somut olayda "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunun unsurlarının oluşmadığı, Düzce 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.09.2017 tarihli ve 2017/163 esas, 2017/387 karar sayılı "sanığın beraatine" ilişkin kararında bir isabetsizlik görülmeyerek talebin reddine yönelik karar verilmesi uygun görülmüştür.

    IV) SONUÇ VE KARAR:

    Yukarıda açıklanan nedenlerle; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran bu gerekçelerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/5170 Karar : 2017/5835
    Tarih : 29.12.2017

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    I- Olay:

    04.06.2015 tarihinde Cumhurbaşkanı ...’ın Manisa İl merkezinde yapacağı açık hava toplantısı nedeni ile Ak Parti Alaşehir İlçe Teşkilatı tarafından bastırılan ve ilçe merkezinin çeşitli sokak ve caddelerine asılan, açık hava toplantısının duyurusu niteliğindeki, üzerinde Cumhurbaşkanının isim, sıfat ve resmini de içeren 28 adet afişlerin 02.06.2015 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce yırtıldığına dair yapılan ihbar üzerine başlatılan soruşturma soncunda güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde şüpheli olarak suça sürüklenen çocuk ve sanıkların kimliklerinin tespit edilerek yakalamalarının yapıldığı, suça sürüklenen çocuk ...’ın cep telefonundaki arama kayıtları ve mesajlar ile dosya kapsamında toplanan deliller neticesinde sanıklar ... ve ...hakkında TCK’nın 299/1-2 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları için Alaşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinde, suça sürüklenen çocuk ... hakkında ise TCK'nın 299/1-2-3 maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile Alaşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesine Çocuk Mahkemesi sıfatı ile kamu davası açıldığı, Alaşehir l. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.10.2015 tarihli 2015/581 esas ve 2015/623 sayılı kararı ile dosyanın 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/711 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, yapılan yargılama sonunda, suça sürüklenen çocuğa ait akıllı telefonun işletim sistemine sahip olması nedeni ile bilgisayar olarak kabul edilmesi ve hakim kararı ile inceleme yapılması gerektiği halde CMK'nın 134. maddesine aykırı usulle incelemesinin yapılması nedeni ile CMK'nın 135. maddesi uyarınca tutanakta belirtilen mesaj ve verilerin hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmesi gerektiği ve hakaret suçunun yasal unsurları oluşmadığından CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanıkların ve suça sürüklenen çocuğun ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir. Karar temyiz edilmediğinden 31.12.2015 tarihinde kesinleşmiştir.

    II- Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı ve hukuki vasıflandırma:

    Uyuşmazlık sanıkların ve suça sürüklenen çocuğun, Cumhurbaşkanının yapacağı açık hava mitinginin duyurusu amacıyla asılan, üzerinde Cumhurbaşkanının resmi ve Cumhurbaşkanlığı forsu bulunan afişleri yırtmaktan ibaret eylemlerinin, TCK’nın 299 maddesinde düzenlenen suçu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin ise de; öncelikle anılan kararın kanun yararına bozmaya konu olup olamayacağının tesbit edilmesi gerekmektedir.

    Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438-2012/141 sy., 10.5.2011 tarih 6-80-90 sy., 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.6.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.6.2009 tarih 9- 30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tesbiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulama kesin hükmün otoritesini sarsmakla kalmaz, hukukun abesle iştigal etmemek kuralını da yıpratır. Aynı nedenlerle olağan yasa yolarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.

    Hakim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi, geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda yasanın aradığı kesinlikten bahsedilemez. Esasen hukuki değer taşımayan kararlar da kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yoluna bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir.

    5271 sayılı CMK'nın, kararların açıklanması ve tebliği başlıklı 35/2. maddesine göre; "Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur."

    Aynı Kanunun 233/1. maddesi gereğince, mağdur ile şikayetçi mahkeme başkanı veya hakim tarafından çağrı kağıdı ile çağrılıp dinlenir. Keza kanunun 234/1-b maddesi kapsamında mağdur ya da şikayetçinin, kamu davasına katılma hakkının kısıtlanmaması bakımından duruşmadan haberdar edilmesi gerekir.

    Kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen CMK’nın 260/1 maddesinde başvurucunun, "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş" olması aranmıştır. Keza mağdur veya şikayetçinin, aynı Kanunun 234/1-b-6. maddesinde de, davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunmaktadır.

    Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp ret olunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır. (CMK 237/2. madde)

    5237 sayılı TCK’nın 299. maddesinde yer alan Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunmasını amaçlamıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

    Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10) Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (... Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino, 1926 s. 198))

    Normun aynı zamanda Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığını da koruma altına aldığında kuşku yoktur.

    Bu durumda suçun mağduru, suçtan doğrudan zarar gören Cumhurbaşkanı ile toplumun/kamunun tamamıdır ki onu da Cumhuriyet savcısı temsil eder.

    Alaşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/711 esasına kayden görülen davadan, katılma hakkının kısıtlanmaması bakımından, suçun mağduru olması nedeniyle Cumhurbaşkanının haberdar edilmesi gerekirken bundan zuhul ile davanın gıyabında sonuçlandırıldığı, kanun yararına bozmaya konu Gerekçeli Kararında Cumhurbaşkanı yerine davaya katılma ve kanun yoluna başvurma hakkı bulunmayan ihbarcıya tebliğ edildiği görülmektedir.

    Diğer taraftan 5271 sayılı CMK’nın 309/1. maddesi, kanun yararına bozmaya konu olacak kararların, hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlar olması gerektiğini belirttiğine göre, usulüne göre kesinleşmeyen kararların olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozmaya konu olamayacağı açıktır.

    Şu hale göre; anılan kararın, davaya katılma ve yasa yoluna başvurma hakkı bulunan suçun mağduru Cumhurbaşkanı yönünden kesinleşmediği anlaşıldığından 5271 sayılı CMK’nın 309/1. maddesi kapsamında kanun yararına bozmaya konu olamayacağı görülmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    III- Sonuç ve Karar:

    Açıklanan nedenlerle;

    Alaşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2015 tarih, 711-758 sayılı kararının, davaya katılma ve yasa yoluna başvurma hakkı bulunan suçun mağduru Cumhurbaşkanı yönünden kesinleşmediği anlaşıldığından 5271 sayılı CMK’nın 309/1. maddesi kapsamında kanun yararına bozmaya konu olamayacağı görülmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebin reddine karar 06.06.2016 tarih 2016/219880 sayılı Kanun Yararına Bozma Talebinin REDDİNE, 29.12.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/1441 Karar : 2017/5142
    Tarih : 19.10.2017

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    I) Olay:

    Sanık ... hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçundan yapılan soruşturma sonucunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06.04.2016 tarihli ve 2015/87494 soruşturma, 2016/8536 esas, 2016/7091 sayılı iddianame ile Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi 11.10.2016 tarihli ve 2016/363 esas, 2016/754 karar sayılı kararıyla, "her ne kadar Cumhurbaşkanına karşı hakaret içeren sözler sarf etmiş ise de bu sözlerin Cumhurbaşkanının yüzüne söylenmeyip 155 Polis imdat hattında çalışan görevliye karşı söylendiği anlaşılmış, hakaret eyleminde ihtilat unsurunun gerçekleşmediği bu haliyle suçun unsurları yönünden oluşmadığı" gerekçesiyle sanık hakkında beraat hükmü kurduğu, ancak anılan mahkemece beraat hükmü kurulurken, hem kısa kararında hem de gerekçeli kararının hüküm kısmında "Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kanunda suç olarak düzenlenmediğini" belirterek "gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturacak şekilde" karar verdiği anlaşılmıştır.

    Söz konusu karar sanık yönünden; 15.11.2016 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

    II) Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

    5237 sayılı TCK’nın 299. maddesinde düzenlenen "Cumhurbaşkanına Hakaret" suçunun gıyapta gerçekleşmesi durumunda ihtilat unsurunun aranıp aranmayacağı, sanık hakkında beraate yönelik kurulan mahkeme kararında, hüküm ile gerekçe arasında çelişki olup olmadığı hususlarına ilişkin olduğu belirlenmiştir.

    III) Hukuksal Değerlendirme:

    Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.

    "T.C. Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

    Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)

    Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)

    Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil andiçmeyle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)

    Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.

    Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.

    Manevi unsur genel kastır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)

    Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerden vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu oluşturmuştur.

    Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde yer verilmiş olup birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde ifade edilmiştir.

    Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandırılmasının gerekeceği Uluslararası ve Ulusal alanda normlara konu edilmiştir.

    Bu cümleden olarak Uluslararası alanda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; "kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için yasayla öngörülen bazı merasime koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir."

    Anayasanın 26/2. maddesinde "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."

    T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, Kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için Kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda gelişini zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.

    Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.

    Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462)

    Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.

    Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçlarına TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd)

    Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.

    Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda kabul edilmektedir. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanamaz. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının toplumsal barışı bozucu ve kamu düzenine zarar vereceğinden, demokratik toplumda yaptırım uygulanması zorunlu görülmektedir.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yukarıda tarih ve sayısı belirtilen yazısında; "22.12.2015 tarihli çözüm tutanağı kapsamında; 17.12.2015 tarihinde 155 Polis imdat hattını arayıp Cumhurbaşkanına yönelik birden fazla hakarette bulunduğu dosya kapsamında sabit olan sanık hakkında "Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kanunda suç olarak düzenlenmemiş olması" gerekçesi ile beraatine karar verilmesinde isabet görülmediğini" belirterek Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli ve 2016/363 esas, 2016/754 kararının 5271 sayılı CMK'nın 309 maddesi gereğince bozulmasını talep etmiştir.

    Dosya kapsamı incelendiğinde;

    Sanık ... hakkında, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2016 tarihli ve 2015/87494 soruşturma, 2016/8536 esas, 2016/7091 sayılı iddianame ile

    "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediğinden bahisle Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesi 11.10.2016 tarihli ve 2016/363 esas, 2016/754 karar sayılı kararıyla, "her ne kadar Cumhurbaşkanına karşı hakaret içeren sözler sarf etmiş ise de bu sözlerin Cumhurbaşkanının yüzüne söylenmeyip 155 Polis imdat hattında çalışan görevliye karşı söylendiği anlaşılmış, hakaret eyleminde ihtilat unsurunun gerçekleşmediği, bu haliyle suçun unsurları yönünden oluşmadığı" gerekçesiyle sanık hakkında beraat hükmü kurulduğu, ancak mahkemece beraat hükmü kurulurken hem kısa kararında hem de gerekçeli kararının hüküm kısmında "Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kanunda suç olarak düzenlenmediğini" ifade edilerek "gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturacak şekilde "karar verildiği,

    Görülmüştür.

    Cumhurbaşkanına hakaret suçunda, eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanına yönelik gıyapta gerçekleştirilen hakaret suçunda, kanun koyucu ihtilat öğesini aramamıştır.

    Bu nedenlerle;

    17.12.2015 tarihinde 155 Polis imdat hattını arayıp Cumhurbaşkanına yönelik olarak birden fazla "yavşak ve gevşek" şeklinde sözler söyleyen sanığın eyleminin, TCK’nın 299. maddesinde düzenlenen "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu oluşturacağı ve hakkında mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gözetilmeden, gerekçe ile hüküm arasında da çelişki oluşturacak şekilde "Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kanunda suç olarak düzenlenmediği" gerekçe gösterilerek beraat hükmü kurulmasında,

    İsabet görülmediğinden, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi uygun görülmüştür.

    IV) SONUÇ VE KARAR:

    Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Bursa 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli ve 2016/363 esas, 2016/754 karar sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/1480 Karar : 2016/4444
    Tarih : 22.06.2016

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    Katılan vekilinin yüzüne karşı verilen hükmü 1412 sayılı CMUK'nın 310. maddesinde öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra temyiz etmesi nedeniyle temyiz isteminin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

    2-Katılan ... vekilinin beraat hükmüne yönelik temyiz itirazının incelenmesinde:

    Yapılan yargılama sonunda sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle beraate ilişkin hükmün ONANMASINA,

    3-Sanık müdafiinin mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince:

    T.C. Anayasasının 104/1 maddesine göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.

    Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)

    Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)

    Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil andiçmeyle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gereklidir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)

    Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır.

    Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarettin varlığı için belirli sayıda kişiyle ihtilat ögesi aranmadığından, failin bir kişinin duyabileceği şekilde yoklukta hakaret etmesi halinde suç oluşur.(Yaşar-Gökçan-Artuç, TCK.6.cilt, 2.baskı s. 8628)

    Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Aynı şekilde, telefonla, mektupla, basın yayın araçları veya medya yoluyla diğer iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi de olanaklıdır.( CGK. 13.4.1999, 9-50/61 sayılı karar)

    Manevi unsur genel kastır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem, Adı geçen makale)

    Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye anayasa ve yasalara konu oluşturmuştur.

    Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde ifade özgürlüğüne yer verilmiş olup, birbirlerine benzer şekilde; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir.” biçiminde ifade edilmiştir.

    Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandırılmasının gerekeceği uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir.

    Bu cümleden olarak uluslararası alanda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; “kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir.”

    Anayasanın 26/2. maddesinde “Bu hürriyetlerin kullanılması ... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.”

    T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her harukalde gelişini zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.

    Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.

    Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar içinde geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir.(Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları sorunu 2. baskı s. 462)

    Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.

    Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçları da 5237 sy. TCK 299. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için “Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez” (Erman, hakaret ve sövme suçları s. 80 vd)

    Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise, hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.

    Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki dengede gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

    Hakaret veya sövme suçunun işlendiğini tespit eden hakim; suçun işleniş biçimi, işlendiği zaman ve yer, failin güttüğü amaç ve saik gibi hususlar göz önünde bulundurarak, TCK 3/1 maddedeki orantılılık ilkesini de dikkate almak suretiyle cezayı belirledikten sonra, sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecindeki duyduğu pişmanlığa göre ceza şahsileştirilerek, seçenek yaptırımlar veya yasal koşulların oluşması halinde hükmün açıklamasının geri bırakılması ve ertelemeye ilişkin hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı kararda tartışılmalıdır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

    a- 06.10.2014 tarihli katılan ...'a yönelik hakaret suçundan:

    “Parsel parsel sattınız, kutu kutu götürdünüz” şeklindeki paylaşımdan ibaret olan eylemin; demokratik toplumun zorunlu unsurlarından olan Anayasanın 26, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddelerinde düzenlenen ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi,

    b- 12.09.2014 tarihli katılan ...'a yönelik hakaret ve 03.10.2014 tarihli katılan ... ve katılan ...'a yönelik hakaret eylemleri yönünden:

    Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin ağırlığı ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak makul bir cezaya hükmedilmesi gerekirken mahkumiyet hükümleri kurulurken teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini,

    c- Diğer katılanlara yönelik hakaretin alenen yapıldığı kabul edilmesine rağmen, 06.10.2014 tarihinde katılan ...'a yönelik hakaret eyleminin de alenen işlendiği ve sanığın cezasında TCK'nın 299/2. maddesi gereğince artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    d- Verilen mahkumiyet hükümlerinden dolayı TCK'nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,

    Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 22.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/2432 Karar : 2016/3922
    Tarih : 13.06.2016

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, şikayete konu yazıda, şüpheli tarafından yakın zamanda yaşanmış güncel ve siyasal gelişmelerden yola çıkılarak müştekinin eleştirilmekte olduğu, bazı gelişme ve sözlerden ötürü şüphelinin müştekiyi sorumlu tuttuğu, yazıda geçen ve yaşanan tüm olumsuz gelişmelerin sebebi olarak Cumhurbaşkanının faaliyet ve davranışlarının gösterildiği ancak tüm bu açıklamaların şüphelinin eleştiri hakkı kapsamında kalan kendi kişisel düşünceleri mahiyetinde olduğu, yazının bir bütün olarak eleştirel nitelik arz ettiği, yazıdan ayrı olarak başlı başına hakaret suçunu oluşturacak mahiyette herhangi bir ibarenin de yazıda yer almadığı, bu itibarla şikayet konusu yazının hakaret suçunu oluşturmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.11.2009 tarihli ve 2009/9-190 esas, 2009/253 sayılı kararında da belirtildiği üzere "Temelini Anayasanın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.

    Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması halinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. "

    Bu açıklamalar doğrultusunda şüphelinin şikayete konu http://t24.com.tr isimli internet sitesinde 07.09.2015 tarihinde Heyy sen! başlığı ile kaleme almış olduğu ve Cumhurbaşkanına hitaben yazılan yazıda, yer alan "Bu kanlı istikrarsızlığın altında senin 400 milletvekili hayalin yatıyor. Başkan Babalık hayalin yatıyor... 400 milletvekili uğruna yapmadınmı bütün bunları?... Bunun için barış yerine savaş-düğmesine basmadın mı?...Heyy sen! Bak, şimdi oluk gibi kan akıyor. Ve sen hala 400 milletvekilinden söz edebiliyorsun. Hiç mi vicdanın sızlamıyor?... Akmakta olan kanın baş sorumlusu sensin... Çözüm sürecini kendi başkan babalık hayallerin uğruna istismar ettiğin, kullandığın için sensin... Büyümekte olan kan gölünün baş sorumlusu sensin... Bu konuda seni eleştirenleri, benim gibi uzun yıllarını barışa adamış olanları tetikçilerine barış düşmanı bile ettirebildin... Senin adın artık barışla değil savaşla anılıyor. Kan ve gözyaşı ile anılıyor... Bu ülkede kaosun adı da, istikrarsızlığın adı da senden başkası değil... Demokrasi nedir umursamıyorsun. Hukuk nedir takmıyorsun. Özgürlüğü sadece kendin için. kampın için istiyorsun... Heyy sen! Kendi söylediklerini yazan Hürriyet'e yandaşlarını saldırtabiliyorsun... İşleri öylesine zıvanadan çıkartmış durumdasın ki, kendi söylediklerini yazan hürriyet gazetesine kendi yandaşlarını saldırtabiliyorsun. Şunu yaz bir kenara: Hürriyet'e dönük bu saldırganlığı, demokrasi tarihimiz kapkara harflerle yazacak. Ve gazeteci milleti seni hiç unutmayacak. Bu yaptıklarını hiç affetmeyecek..." şeklindeki ifadelerin temelini Anayasanın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkı kapsamında kabulünün mümkün bulunmadığı, keza gerçek ve güncel bir haberin açıklandığından da söz edilemeyeceği, bu itibarla yazıda yer alan ifadelerin hukuka aykırı mahiyette olduğu dolayısı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanı'na hakaret suçu yönünden delillerin kamu davasının açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 08.02.2016 gün ve 94660652-105-34-661-2016-Kyb sayılı yazılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.02.2016 tarih ve 2016/71349 sayılı tebliğnamesi ile bozma talep edilmiş olmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    I) Olay:

    Şüphelinin, şikayete konu http://t24.com.tr isimli internet sitesinde 07.09.2015 tarihinde kaleme almış olduğu ve Cumhurbaşkanına hitaben yazılan yazıda yukarıda yer alan ifadelerine istinaden Cumhurbaşkanına hakaret suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda - İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16.10.2015 tarihli ve 2015/113620 soruşturma. 2015/74003 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraza, ... 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 19.11.2015 tarihli ve 2015/5155 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verdiği anlaşılmıştır.

    II) Kanun yararına bozma istemine ilişkin uyuşmazlığın kapsamı:

    Şüphelinin ifadelerinin hukuka aykırı mahiyette olduğu dolayısı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanı'na hakaret suçu yönünden delillerin kamu davasının açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesine ilişkindir.

    III) Hukuksal Değerlendirme:

    TCK'nın 299. maddesinde;

    “(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.

    (3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanlığı'nın iznine bağlıdır.” hükmü nazara alındığında,

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, şikayete konu yazıda, şüpheli tarafından yakın zamanda yaşanmış güncel ve siyasal gelişmelerden yola çıkılarak müştekinin eleştirilmekte olduğu, bazı gelişme ve sözlerden ötürü şüphelinin müştekiyi sorumlu tuttuğu, yazıda geçen ve yaşanan tüm olumsuz gelişmelerin sebebi olarak Cumhurbaşkanının faaliyet ve davranışlarının gösterildiği, ancak tüm bu açıklamaların şüphelinin eleştiri hakkı kapsamında kalan kendi kişisel düşünceleri mahiyetinde olduğu, yazının bir bütün olarak eleştirel nitelik arz ettiği, başlı başına hakaret suçunu oluşturacak mahiyette herhangi bir ibarenin de yazıda yer almadığı, bu itibarla şikayet konusu yazının hakaret suçunu oluşturmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda bir isabetsizlik bulunmaması nedeniyle bu karara yönelik itirazın reddine dair ... 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 19.11.2015 tarihli ve 2015/5155 değişik iş sayılı kararı usul ve kanuna uygun bulunduğu gözetilerek kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden anılan kararın kanun yararına bozulması talebinin reddine karar verilmesi uygun görülmüştür.

    IV) Sonuç ve karar:

    Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden talebin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.06.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/838 Karar : 2016/3945
    Tarih : 9.06.2016

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında TCK'nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

    1-Oluş, dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre, alkollü olan sanığın ekip otosunda bulunan polis memurları ile hastaneye giderken yolda Cumhurbaşkanına hakaret içerikli sözler sarfettiğinin anlaşılması karşısında eyleminin alenen işlendiğinin kabulüne imkan bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde TCK'nın 299/2 maddesi uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini,

    2-TCK'nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/2368 Karar : 2016/3552
    Tarih : 2.06.2016

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    1- Suça konu eylemin eylemin kapalı cezaevi koğuşunda gerçekleşmesi karşısında, aleniyet unsurunun bulunmadığı gözetilmeden sanığın sözlerinin diğer hükümlüler tarafından duyulduğundan bahisle, verilen cezada TCK 299/2 maddesi gereğince artırım yapılması,

    2- Sabıka kaydına göre, en ağır cezayı içeren ... 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.11.2012 kesinleşme tarihli, 2006/703 E. ve 2006/102 K. sayılı ilamının tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi,

    3- TCK'nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,

    Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, CMUK'nın 326/son maddesi gereğince tekerrüre esas alınan süre bakımından kazanılmış hakkının saklı tutulmasına 02.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/1290 Karar : 2015/3294
    Tarih : 22.10.2015

    • TCK 299. Madde

    • Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

    Cumhurbaşkanına hakaret suçunda ağırlaştırıcı hal olarak düzenlenen aleniyetin gerçekleşmiş sayılabilmesi için, failin bulunduğu ve suçu oluşturan söz veya hareketin gerçekleştiği yerin belirli olmayan çok sayıda kişi tarafından görülme, duyulma ve algılayabilme olasılığı olan bir ortam olması veya suç mağdurunun bu hareket ve sözleri işittiği ve algıladığı yerin bu tür bir ortam olması ve failin de bunu bilmesi yeterli olup, somut olayda başka bir e-posta adresinden gelen mesajın sanığın kullandığı [email protected] adresi tarafından başka e-posta adreslerine iletildiği (forward) anlaşıldığından, iletilen adreslerin sadece kullanıcının bildiği, kullanıcı adı ve parola ile girilen ve kullanıcıdan başka bir kişinin girmesinin mümkün olmadığı kişiye mahsus hesap olması nedeniyle aleniyet unsurunun gerçekleşmiş sayılamayacağı gözetilmeden verilen cezada TCK 299/2 maddesi gereğince artırım yapılması,

    Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 22.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.