TCK Madde 102



  • Cinsel Saldırı Suçu

    TCK Madde 102

    (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.)

    (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.




  • TCK Madde 102 Gerekçesi

    Cinsel dokunulmazlık, kişilerin vücudu üzerinde cinsel davranışlarda bulunulması suretiyle ihlâl edilir. Bu bölümde yer alan suçlarla korunan ortak hukukî değer, kişilerin cinsel dokunulmazlığıdır. Bu Bölümde yer alan suçlar, esasen kişiye karşı işlenmiş olan suçlar olması itibarıyla, İkinci Kitabın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kısım altında düzenlenmişlerdir.

    Maddenin birinci fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlâl edilmesi gerekir.
    Suçun temel şekline ilişkin maddî unsuru, kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik ve fakat cinsel ilişkiye varmayan cinsel davranışlar oluşturmaktadır. Suçun oluşması için, gerçekleştirilen hareketlerin objektif olarak şehevî nitelikte bulunmaları yeterlidir; failin şehevi arzularının fiilen tatmin edilmiş olması gerekmez. Söz konusu suç, farklı cinsten kişiye karşı işlenebileceği gibi, aynı cinsten kişiye karşı da işlenebilir.

    Suçun temel şekline ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturmanın yapılması, mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.

    Maddenin ikinci fıkrasında, cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır. Suçun bu nitelikli hâli için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair bir cismin ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal veya anal yoldan cop gibi sair bir cisim de ithal edilebilir. Bu bakımdan, söz konusu suçun temel şeklinin aksine, bu fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için, gerçekleştirilen davranışın cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olması şart değildir.

    Cinsel saldırı suçunun nitelikli hâlini oluşturan bu fiiller, eşe karşı da işlenebilir. Evlilik birliği, eşlere sadakat yükümlülüğünün yanı sıra, karşılıklı olarak birbirlerinin cinsel arzularını tatmin yükümlülüğü de yüklemektedir. Buna karşılık, evlilik birliği içinde bile, cinsel arzuların tatminine yönelik talepler açısından tıbbi ve hukukî sınırların olduğu muhakkaktır. Bu sınırların ihlâli suretiyle eş üzerinde gerçekleştirilen ve cinsel saldırı suçunun nitelikli hâlini oluşturan davranışlar, ceza yaptırımını gerekli kılmaktadır. Ancak, bu durumda soruşturma ve kovuşturmanın yapılması, mağdur eşin şikâyetine bağlı tutulmuştur.

    Üçüncü fıkrada, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurları tanımlanmıştır. Buna göre, suçun, a) beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, b) kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, c) üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı, d) silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın belirtilen oranda artırılması gerekmektedir. (d) bendinde, cinsel saldırının birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, bu suçun icra hareketlerinin müşterek fail olarak sorumluluğu gerektirecek şekilde gerçekleştirilmesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, söz konusu suçun örneğin bir başkası tarafından azmettiren veya yardım eden sıfatıyla iştirak ederek işlenmesi hâlinde, sadece bu nedenle (d) bendi hükmüne istinaden cezada artırım yapılamayacaktır.

    Cinsel saldırı suçunun özelliği, bu suçu oluşturan fiillerin mağdurun iradesi dışında gerçekleştirilmesidir. Mağdura karşı cebir veya tehdit ya da hile kullanılabileceği gibi, örneğin bilincinin yitirilmesine neden olmak veya örneğin uyku hâli dolayısıyla bilincinin kapalı olmasından yararlanmak suretiyle de bu suçlar işlenebilirler. Maddenin dördüncü fıkrasına göre, bu suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda, ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir.

    Beş ve altıncı fıkralarda cinsel saldırı suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri düzenlenmiştir. Bu itibarla, cinsel saldırı suçunun işlenmesi suretiyle mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasına neden olunması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. Keza, cinsel saldırı sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunacaktır. Ancak, bu durumlarda, netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar dolayısıyla sorumluluk için aranan koşulların gerçekleşmesi gerekir.



  • TCK 102 (Cinsel Saldırı Suçu) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2014/8697 Karar: 2017/4204
    Tarih: 26.09.2017

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan dolayı verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın 5271 Sayılı CMK'nın 231/12. maddesine göre itirazı kabil kararlardan olup, temyiz yeteneğinin bulunmadığı ve sanık müdafiin anılan hükme yönelik temyiz isteminin CMK'nın 264. maddesi hükmüne göre itiraz kabul edilerek mahallinde itiraz merciince değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından incelemenin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde basit cinsel saldırı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmasına ve ayrıca sanık müdafiin duruşmalı inceleme talebinin hükmedilen ceza miktarı nazara alınıp 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddiyle incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    KARAR : Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Oluş ve kabule göre, sanığın, evine girdiği katılanın uyuduğu sırada kıyafetlerini zorla çıkardığı, katılanın direnmesi üzerine bir defa yapıp gideceğini söylediği, katılanın buna rağmen direnmeye devam ettiği ve bağırdığı, bunun üzerine sanığın korkarak eylemine devam edemediği olayda sanığın kastının organ sokma olduğunu gerek sözlü gerekse eylemsel olarak gösterdiği, ancak mağdurenin direnmesi ve bağırması sebebiyle eylemini tamamlayamadığı, bu itibarla eyleminin nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs kapsamında kaldığı gözetilmeden TCK'nın 102/2,, 35, 102/5. maddesi uyarınca mahkûmiyeti yerine suç vasfının tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun'un 58,, 59,, 60, 61. maddeleri ile 5237 Sayılı Kanun'un 102,, 103,, 104, 105. maddelerinde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı suçların yeniden düzenlenmesi karşısında, 5237 Sayılı TCK'nın 7/2. madde-fıkrasındaki "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" hükmü gözetilerek lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi ve hükümden sonra 24.11.2015 günlü, 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 Sayılı TCK'nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan husus nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla hükmün 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321, 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 26.09.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/889 Karar: 2017/3177
    Tarih: 08.06.2017

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

    Hükümden sonra sanığın eşi olan mağdurenin, 18.05.2017 tarihli dilekçesi ile sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçtiğini bildirmesi karşısında, takibi şikâyete bağlı suç yönünden 5237 Sayılı TCK'nın 73/6. maddesi gereğince sanıktan vazgeçmeyi kabul edip etmediği de sorularak hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi lüzumu,

    Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

    Cinsel saldırı suçunun işlendiği sırada ve eylemle sınırlı süre ile mağdurenin iradesiyle hareket edebilme imkanının ortadan kaldırılmasının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı, kişinin vücudunun suçun konusu olması sebebiyle, mağdurenin hareket edebilme özgürlüğü ortadan kaldırılmadan bu suçun işlenemeyeceği, dosya kapsamına göre de sanığın suç tarihlerinde eşi olup beraber yaşadığı mağdureye karşı ortak ikametlerinde ve birlikte tatil amaçlı gittikleri yerlerde gerçekleştirdiği iddia edilen eylemleri sırasında mağdurenin hürriyetini kısıtlayan başkaca bir hareketinin bulunmaması karşısında, mevcut haliyle eylemlerinin sadece TCK'nın 102. maddesi kapsamındaki cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da mahkumiyet kararı verilmesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık ve müdafiin temyiz itirazları ile müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.06.2017 tarihinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile ilgili kurulan hüküm yönünden oybirliğiyle ve nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hüküm yönünden ise Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY :

    Dosya içeriğine göre müşteki ve sanığın 01.02.2014 tarihinde evlenerek birlikte yaşamaya başladıkları, evlendikten yaklaşık iki 2 ay sonra sanığın müşteki eşine sürekli olarak şiddet uygulayarak, elini arkadan domuz bağı olarak adlandırılan yöntemle bağlayıp ağzını da koli bandıyla kapatarak mukavemetini kırıp, bağırmasını ve yardım istemesini engellemek suretiyle birçok kez zorla anal ve oral yoldan nitelikli cinsel saldırı da bulunduğu, bu fiilleri sırasında çamaşır teli ile darp ettiği, ayrıca cinsel organına şişe, salatalık gibi cisimler sokarak cinsel saldırısını 05.08.2014 tarihine kadar üç aydan fazla süreyle sistematik biçimde devam ettirdiği, eylemlerin bir bölümünü kaydedip yaymakla tehdit ettiği müştekinin aşamalardaki uyumlu beyanları ve bunu doğrulayan doktor raporu ve tanık anlatımları ile sabittir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda oluş bu şekilde kabul edilerek sanığın TCK.nın 102/2,, 43,, 62, 53.maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, müştekinin temyiz aşamasında şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle, yüksek Dairece atılı suçun şikayete bağlı olduğundan bahisle 73.maddesine göre işlem yapılmak üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

    Yüklenen suçun şikayete bağlı olmadığı düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Şöyle ki;

    TCK'nun 102/1.maddesinde basit cinsel saldırı, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise nitelikli cinsel saldırı suçları düzenlenmiştir. Madde metninde açıkça gösterildiği üzere birinci fıkradaki basit cinsel saldırı ve ikinci fıkranın ikinci cümlesinde düzenlenen eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçlarının takibi şikayete bağlı tutulmuştur. Aynı maddenin üç vd. fıkralarında anılan suçların nitelikli halleri ile ağırlaştırıcı nedenlerine yer verilmiştir. Yargıtay özel dairelerinin ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre cinsel saldırı suçlarının 102/3 fıkrası kapsamında kalan nitelikli hallerinin soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi bulunmamaktadır, buna eşe karşı işlenen nitelikli cinsel saldırı suçu da dahildir. ( CGK'nun 2007/239 ve 2006/203 Karar sayılı kararları bu doğrultudadır ) Aynı Kanun'un 103/3-d bendinde cinsel saldırı suçunun silahla işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. 6/1-f maddesine göre silah deyiminden;

    1.Ateşli silahlar,

    2.Patlayıcı maddeler,

    3.Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,

    4.Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,

    5.Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler, anlaşılır.

    Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;

    Mağdure soruşturma aşamasındaki anlatımlarında sanığın kendisine eylemler sırasında şiddet uyguladığını ve eylemlerini zorla gerçekleştirdiğini açıklamıştır. 15.08.2014 günü İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünde yapılan muayenesi sırasında mahkemece kabul edilen eylemlerini açıklamış ayrıca " göğüs üst kısımlardaki, kol ve bacaklardaki sıyrıkların çamaşır teli ile oluştuğunu " belirtmiştir. Duruşmada öncekilere uyumlu suçla ilgili diğer açıklamaları yanında sanık eşinin kendisine " çamaşır teli ile vurduğunu bildirmiştir. Mağdure hakkında Adli Tıp Kurumu İzmir Şube Müdürlüğünce düzenlenen 15.08.2014 tarihli uzman raporunda " ...himen anüler-köprülü ( 12-5 arasında ) yapıda olup, köprünün kopmuş olduğu ve kopuk kenarların nedbeleştiği, himende ek olarak saat kadranına göre 7 hizasında kaideye uzanan eski yırtık saptandığı, vajen sağ duvarında yaklaşık 1 cm alanda yer yer noktasal peteştiler görüldüğü, laserasyon saptanmadığı, anal sifinter tonusunun doğal olduğu, anal mukozada saat kadranına 7 hizasında 1 cm uzunlukta beyaz renkte çizgizel nedbe tespit edildiği, fiziksel muayenede her iki meme üst kadranlarda birbirine paralel kurutlu, yer yer kurutları dökülmüş 3-5 cm uzunlukta çizgisel sıyrıklar, sağ kol iç yüzde 5 cm aynı vasıfta sıyrık, sol uyluk lateralde hiperemik çizgisel büyük oranda iyileşmiş sıyrık ( kişi bunların çamaşır teli ile yapıldığını bildirdi ), sağ meme alt iç kadranda 2 adet birbirine paralel üzerinde tırnak izleri uyumlu sıyrıklar bulunan ciltte kabarık kırmızı renkte ekimoz, sol meme alt kadran orta hatta kırmızı renkte ekimoz saptandığı, vajende tespit edilen lezyonun şahsın anlattığı şekilde vajene soda şişesi sokma sırasında oluşup oluşmadığının kesin olarak söylenemeyeceği, anüste anal yoldan organ veya sair cisim sokma eylemi sırasında oluşan laserasyonun bıraktığı skar izi saptandığı, şahsın vücudunda tespit edilen travmatik lezyonların şahsın bildirdiği tarihler ve oluşma nedenleri ile uyumlu olduğu, ..." hususlarına yer verilmiştir. Mağdure anlatımlarına ve onu doğrulayan rapor içeriğine göre sanığın eylemleri sırasında çamaşır teli ile mağdureyi darp ederek mukavemetini kırdığı açıktır. Çamaşır teli saldırı ve savunma amacıyla imal edilmemiş olsa bile, mağdure üzerinde yarattığı sonuçlarda nazara alınarak yaralayıcı ve bereleyici özelliğinin bulunması, fiilen bu amaçla kullanılmaya elverişli olması nedenleriyle 6/1-f-4. maddesi uyarınca silahtan sayılmalıdır. Yargıtay uygulamalarına göre yaralayıcı ve bereleyici özelliği olan şeyler ve sert cisimler, kemer, terlik ve televizyon kumandası dahi silahtan sayıldığından ( Yargıtay 3. CD 2016/2446,, 2016/14428,, 2016/3325 ve 2016/1387 Karar sayılı karaları bu yöndedir ), olayda kullanılan çamaşır telinin bu mahiyette kabulünde hukuken zorunluluk vardır.

    Açıklanan sebeplerle sanığın eylemi 102/2, 102/3-d, 43.maddelerine uyan eşe karşı silahla zincirleme biçimde nitelikli cinsel saldırı suçunu oluşturduğundan soruşturması ve kovuşturması şikayete bağlı değildir, sanık hakkında 102/3-d maddesinin uygulanmaması karşı temyiz bulunmadığından eleştiri konusu yapılarak hükmün onanması gerekirdi.

    Ayrıca 96.maddesinde eziyet suçu düzenlenmiştir. Anılan madde içeriğine, gerekçesine, Yargıtay uygulamalarına ve doktirine göre sistemati olarak ve belli bir süreç içinde ika edilen kasten yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel taciz niteliği taşıyan, insan onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışlar eziyet suçunu oluşturmaktadır. Aynı maddenin 2-b bendinde eziyet suçunun eşe karşı işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilerek kanun koyucu tarafından daha ağır yaptırıma bağlanmıştır. Sanığın oluşu kabul edilen eyleminde silahtan sayılan cisim kullanmadığı sonucuna varılsa dahi, bunların uzun süre sistematik olarak devam eden, insan onuruyla bağdaşmayan, bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışlar olduğu, şikayet yokluğu sebebiyle 102.maddesinin uygulanamaması halinde 44.maddesi karşısında eziyet suçunu oluşturacağı açıktır. Kanun koyucu belirli bir süre devam eden cinsel tacizleri dahi eziyet kapsamına almışken, daha ağır olan, doğal olmayan yollarla, cebir şiddet uygulanarak ve uzun süre sistematik biçimde gerçekleştirilen nitelikli cinsel saldırı eylemlerinin bu kapsamda sayılmaması kanuna aykırıdır. Eziyet suçunun takibi de şikayete tabi değildir. Bu sebeple sanığın kullandığı çamaşır telinin silah sayılmaması durumunda eylemi 96/2-b maddesine uyan nitelikli eziyet suçunu oluşturacaktır. Kanun koyucu aynı kanunun 86.maddesinde eşe karşı işlenen basit yaralama suçlarının takibini dahi şikayete bağlı tutmamışken, daha nitelikli ve ağır bu eylemlerin şikayet yokluğu sebebiyle takipsiz bırakılması sonucunu doğuran yorum ve değerlendirmeler, anılan düzenlemelere ve kanun koyucunun amacına aykırıdır. Bu sebeple de Dairenin bozma kararı yerinde olmadığından sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak edilmemiştir.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2017/438 Karar: 2017/923
    Tarih: 27.03.2017

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    1- ) Şikayetçi Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, ... Barosu Başkanlığı, ... Kadına Özgürlük ve Eşitlik Derneği ve ... Barosu Kadın Hukuku Komisyonu Başkanlığının, sanıklar hakkında nitelikli kasten öldürme ve nitelikli cinsel saldırı suçlarından açılan kamu davalarına, suçtan doğrudan zarar görmediklerinden katılma ve sanıklar hakkında bu suçlardan kurulan hükümleri temyiz etme hak ve yetkileri bulunmadığından temyiz istemlerin REDDİNE karar verilmiştir.

    2- ) Katılanların duruşmalı inceleme isteme yetkileri bulunmadığından, katılanlar vekilinin duruşmalı inceleme isteminin reddine karar verilmiştir.

    3- ) Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli öldürme suçundan kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;

    Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar ... ve ...'in, suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçlarının niteliği tayin, cezayı azaltıcı bir sebep bulunmadığı takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme nedeni dışında isabetsizlik görülmediğinden, sanık ... müdafiinin sübuta, suç vasfına, 28. maddesinin uygulanması gerektiğine vesaireye, sanık ... müdafiinin usule, eksik incelemeye, sübuta, takdiri indirim hükmünün uygulanması gerektiğine vesaireye, katılan ... vekilinin ceza miktarına vesaireye yönelen, katılanlar ..., ..., ..., ... ve.... vekilinin bir sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle; 24.11.2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 Sayılı kararı ile 5237 Sayılı TCK'nun 53. maddesinin iptal edilen bölümleri nazara alındığında mahkemenin bu madde ile yaptığı uygulama yasaya aykırı ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkralarında yer alan 5237 Sayılı TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına dair bölümlerin "Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararındaki hususlar gözetilerek 5237 Sayılı TCK'nun 53/1-2-3. maddelerinin tatbikine" şeklinde değiştirilmesine karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,

    4- ) Sanık ... hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;

    a- ) Sanığın, üzerine atılı bulunan suçlamayı inkar ettiği, diğer sanık ...'nin soruşturma aşamasında kollukta, Cumhuriyet savcılığında ve Sulh Ceza Hakimliğinde alınan ifade ve savunmalarında, sanık ...'in, maktuleye cinsel saldırıda bulunduğuna dair herhangi bir iddia ve beyanda bulunmadığı, maktulenin cesedi üzerinde yapılan otopsi ve inceleme sonuçları ile dosyada mevcut delillere göre sanık ...'in savunmasının aksine maktuleye cinsel saldırıda bulunduğuna dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla; bu suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, sanık ...'nin kovuşturma aşamasında geliştirdiği savunmasına itibar edilerek varsayıma dayalı olarak yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

    b- ) Kabule göre; sanık hakkında 102/2. maddesiyle belirlenen temel ceza, suçun beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlendiği gerekçesiyle aynı Kanunun 102/3 ( a ) ve ( e ) bentleri uygulanmak suretiyle arttırılmış ise de; maddenin gerekçesine bakıldığında suçun yetiştirme yurdu, ceza infaz kurumu, öğrenci yurdu, okul pansiyonu ve hastane gibi insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halinde ( e ) bendi ile arttırım yapılabileceği, somut olayda sanığın cinsel saldırı eylemini gerçekleştirdiği kabul edilen minibüsün insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamlardan sayılamayacağı bu sebeple ( e ) bendinin uygulanma koşullarının bulunmadığının gözetilmemesi,

    4- ) Sanık ... hakkında; nitelikli öldürme, nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;

    Sanığın 11.04.2016 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, sanığa ait ölüm kaydı düşülmüş nüfus kaydı getirtildikten sonra hakkında açılan kamu davalarının TCK'nın 64 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca düşürülmesine karar verilmesi zorunluluğu,

    SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... müdafilerinin, katılanlar ..., ..., ..., ... ve ... ile katılan Sosyal Politikalar Bakanlığı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmekle, sanıklar ... ve ... hakkında kurulan ve kısmen re'sen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 27.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2016/8681 Karar: 2017/2375
    Tarih: 03.05.2017

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Tüm dosya kapsamına göre; olaydan iki yıl kadar önce eşi vefat eden katılanın çocuklarıyla birlikte yaşadığı, eşinin vefatından bir süre sonra sanığın, katılana cinsel yönden birliktelik teklif etmeye başlayıp, katılan bunu kabul etmediği halde ısrarla tekliflerine devam ettiği, olaydan birkaç gün önce sanığın, tekrar araması üzerine mağdurenin sanığı yakalatmak amacıyla duruma rıza gösterdiğini ve kendisini eve alacağını belirttiği, bunun üzerine olay günü eve gelen sanığın eşikte sarılmak istediği katılanın sanığa içeriye geçmesini, kendisinin kapıyı kontrol edip geleceğini söyledikten sonra kapıyı dışarıdan kilitleyerek köy muhtarına haber verdiği tüm dosya içeriğinden anlaşılmakla,

    TCK'nın 102. maddesindeTCK'nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun konusu mağdurun rızası ve iradesi dışındaki eylemler olup, TCK'nın 26/2. maddesinde de "Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına dair olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez" hükmü düzenlenmiştir.

    Dava konusu olayda katılanın, sanığı yakalatmak amacıyla cinsel ilişkiye rıza gösterdiğini belirtmesi ve sanığın da bu beyana istinaden katılanın evine gittiğinin anlaşılması karşısında, atılı suçun kanuni unsurları itibariyle oluşmadığı ve 17.06.2007 tarihli iddianame içeriğine göre de bu olay öncesinde sanık tarafından yapılan cinsel ilişki tekliflerinin kamu davasına konu edilmediği nazara alınarak atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

    Kabule göre de:

    Mahkemenin 18.12.2007 tarihli kararında sanık hakkında "failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, son celsedeki ikrarı, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri" göz önünde bulundurularak TCK'nın 62. maddesi uygulanmasına rağmen, bozma sonrası değişen şartların nelerden ibaret olduğu hususunda bir gerekçe de gösterilmeden "takdiren lehe ve aleyhe kanun maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına" karar verilerek çelişkiye düşülmesi,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas: 2016/14-943 Karar: 2017/223
    Tarih: 11.04.2017

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Cinsel saldırı suçundan sanık ...'ın 5237 Sayılı TCK'nun 102/2, 62 /1 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.03.2012 gün ve 422-142 Sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 17.09.2015 gün ve 8912-8488 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.02.2016 gün ve 28789 sayı ile;

    "... Her ne kadar mağdure ifadesinde tecavüze uğradığını belirtmiş ise de; bu olaydan iki gün önce Manisa'da Ali isimli bir şahsın kendisinin cinsel organına parmağını soktuğunu, bu olaydan dolayı şikâyette bulunmadığını, daha sonra sanıkla haberleştiğini, eski arkadaşı olan ve önceden kendisi ile cinsel ilişki yaşadığı sanığın daveti üzerine Kocaeli'ne gittiğini de beyan etmiş; sanık ise tüm aşamalarda cinsel birleşmenin gerçekleşmediğini, bir beyanında da sadece dostça öpüştüklerini ifade etmiştir. Yine mağdure ifadesinde, tecavüz sırasında ve tecavüzden sonra camı açarak bağırdığını, çok bağırması sebebiyle binada oturan herkesin kendisini duyduğunu, balkonda insanların olduğunu, polise haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis arabası ile karakola gittikleri sırada sanığın 'şikâyetini geri al, bir daha olmayacak' dediğini beyan etmiş, karardan önce verdiği dilekçesinde ise olayın rıza ile gerçekleştiğini, yorgun olduğu halde kendisini düşünmeyip cinsel birleşme isteyen sanığın bu davranışına kızdığı için cinsel birleşmeden sonra tartıştıklarını, kızgınlıkla olayı polise intikal ettirdiğini ifade etmiştir.

    Olayın meydana geldiği iddia edilen bina dört katlı olup yerel mahkeme tarafından olay yerinde araştırma yaptırılarak mağdurenin bağırmasını duyan olup olmadığı konusu açıklığa kavuşturulmamış, yine sanığın polis aracında mağdureye bahsedilen sözleri söyleyip söylemediği konusunda polis memurları tanık olarak dinlenmemiştir. Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen, mağdurenin perine zarındaki kızarıklığın, dosyaya konu olaydan iki gün önce Manisa'da meydana geldiği iddia edilen mağdurenin cinsel organına parmak sokulması eyleminden dolayı meydana gelip gelmediği konusunda da yeni bir rapor alınmamış, olay sonrasında alınan, emanetin 2011/2909 sırasında kayıtlı mağdureye ait iç çamaşırları, peçeteler ve yataktan alındığı belirtilen kıl örnekleri üzerinde herhangi bir bilimsel inceleme yapılmamış ve belirtilen deliller üzerinde sanığa ait sperm ya da sanık ve mağdureye ait DNA genotipi olup olmadığı açıklığa kavuşturulmamıştır.

    Yukarıda anılan bilgilerden de anlaşılacağı üzere, dosyaya konu olayın gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmiş olsa bile eylemin tamamlanıp tamamlanmadığı veya daha az ceza gerektiren bir suçun oluşup oluşmadığı kuşkulu kalmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.05.2013 gün ve 1309-258 Sayılı kararında da belirtildiği gibi ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan 'kuşkudan sanık yararlanır' ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Dosyaya konu yargılamada ise bu kuşkunun giderildiğinden bahsetmek mümkün görünmemektedir.

    Nitekim sanığın mağdureye organ sokmadan mağdurenin direnmesi üzerine eyleminden vazgeçtiğinin kabulü veya perine zarındaki kızarıklığın Manisa'da meydana gelen eylem sebebiyle gerçekleşmiş olabileceğinin raporla tespiti halinde, suç teşebbüs aşamasında kalmış olacak, sadece öpme olayının gerçekleştirilmesi durumunda eylem basit cinsel istismar olarak nitelendirilecektir. Organ sokma eyleminin gerçekleşip gerçekleşmediği bir başka ifade ile mağdurenin iddialarının doğru olup olmadığı ve sanığın mağdure ile birlikte yatağa yatıp yatmadığı ise evde bulunan peçeteler ve mağdurenin iç çamaşırları ile yataktan alınan kıl örnekleri üzerinde yapılacak bilimsel inceleme sonucunda mağdure ve sanığa ait DNA genotiplerinin bulunması halinde yan delille desteklenmiş olacak, aksi taktirde sanığın beyanları desteklenmiş olacaktır. Yine mağdurenin olay sırasında ve olaydan sonra pencereyi açıp bağırıp bağırmadığı, sanığın polis aracı içinde mağdureye belirtilen sözleri söyleyip söylemediği, binada bulunan kişiler ile polis aracında bulunan polislerin dinlenmesi ile mümkün olabilecektir...",

    Düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

    5271 Sayılı CMK'nun 308. maddesi5271 Sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 28.04.2016 gün ve 2794-4378 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

    KARAR : Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında cinsel saldırı suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün eksik araştırmaya dayalı olarak verilip verilmediğinin tespitine ilişkindir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Mağdure ...'nun suç tarihinde 22 yaşının içinde olup Nevşehir Turizm Meslek Yüksek Okulunda öğrenim gördüğü; sanık ...'ın ise Kocaeli'de yaşadığı ve bir spor kulübünde futbolcu olduğu,

    Olay tutanağına göre; 08.09.2011 günü saat 09.00 sıralarında haber merkezine yapılan müracaat üzerine kolluk görevlilerinin verilen adrese gittiği, burada yapılan ön görüşmede mağdurenin, ailesinin Kastamonu'da ikamet ettiğini, yanında bulunan sanık ile buluşmak için Manisa'dan yola çıkıp otobüs ile saat 06.00 sıralarında Kocaeli Otogarına geldiğini, sanığın kendisini otogardan alarak açık adresini bilmediği ancak yakınlarda bulunan eve götürdüğünü, saat 08.30 sıralarında uyuduğu esnada sanığın kendisi ile rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini, olay sonrasında evden koşarak kaçtığını, sanığın da kendisini koşarak takip ettiğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan ettiği,

    Olay yeri inceleme raporuna göre; olay yerinin dört katlı binanın ikinci katında bulunduğu, ikametin bir oda, bir salon ve salona bitişik mutfak ile banyodan oluştuğu, bağımsız odada iki adet tek kişilik yatak olduğu, mağdurenin olayın bağımsız odada gerçekleştiğini ve battaniyenin çarşaf olarak kullanıldığını beyan edip olay anında üzerinde olan iç çamaşırını teslim ettiği, yastık ve yatak üzerindeki kıl örnekleri ile bağımsız odada ve banyoda bulunan üç adet kullanılmış peçetenin muhafaza altına alındığı,

    Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporlara göre; mağdurenin sağ el bilek dış kısmında iki adet sıyrık olduğu, sağ ön kol arka yüzünde 0.5 cm ebadında ekimoz bulunduğu; kızlık zarında saat 7 hizasında on günden daha öncesine ait eski yırtık bulunduğundan bakire olmadığı, perine hizasında kızarıklık bulunduğu, bu yolla vücuduna organ ya da sair bir cisim sokulmuş olabileceği; zaman ve mekân oryantasyonu yeterli görülen mağdurenin beden ve ruh sağlığının bozulmadığı,

    Anlaşılmıştır.

    Mağdure ... kollukta; 06.09.2011 günü Kastamonu'da bulunan ailesinin yanından ayrılarak erkek arkadaşını görmek amacıyla İzmir'e gittiğini, burada bir süre vakit geçirdikten sonra aynı gün arkadaşlarını görmek için Manisa'ya geçtiğini, adres ve kimlik bilgilerini bilmediği Ufuk ve Emrah isimli arkadaşları ile buluştuğunu, hep birlikte Ufuk'un evine gittiklerini, evde bir müddet oturduktan sonra eve Ufuk'un arkadaşı olan Ali isimli şahsın geldiğini, bir süre birlikte oturduktan sonra uyumak için diğer odaya geçtiğini, uyuduğu esnada Ali isimli şahsın üzerine yüklenip kıyafetlerini çıkardığını, cinsel organını okşayıp parmağını soktuğunu, ilişkiye girmek istediğini, müsaade etmemesi üzerine odadan çıktığını, sabah uyandığında durumu arkadaşı Ufuk'a anlatarak evden ayrılıp yaklaşık bir yıldan beri tanıdığı sanık ...'i aradığını, başından geçen olayı anlattığında sanık ...'in kendisini Kocaeli'ne davet ettiğini, bunun üzerine otobüsle yola çıktığını ve sanık ...'in saat 06.00 sıralarında kendisini otogardan alarak adresini bilmediği evine götürdüğünü, sanık ... ile yan yana yatarak uyumaya başladıklarını, yaklaşık 1-2 saat sonra sanık ...'in kendisini okşadığını hissederek uyandığını, ne yaptığını sorduğu sanık ...'in özlediğini söyleyerek üzerinde bulunan pantolon ile tişörtü çıkarmaya çalıştığını, karşı koymasına rağmen soyduğunu, üzerinde sadece iç çamaşırlarının kaldığını, bağırıp çağırdığı halde kimsenin duymadığını, sanığın iç çamaşırını da zorla çıkarıp cinsel organını cinsel organına soktuğunu, sanığı itmeye çalıştığını, ancak gücünün yetmediğini, sanığın 3-5 dakika kadar hareketine devam ettiğini, bağırmaya devam etmesi sebebiyle üzerinden kalkıp "seninle işim bitti, gidebilirsin" dediğini, giyinerek sanığa durumu polise bildireceğini söylemesi üzerine sanığın da "polise bildirirsen benim işim biter" dediğini, evden çıkmak istediğinde sanığın kolundan tutarak evden çıkmasına engel olduğunu, camı açarak bağırmaya başlayınca kolunu bıraktığını, evden birlikte çıktıklarını, durumu polise bildirmek için eline aldığı cep telefonunu sanığın zorla elinden aldığını, bunun üzerine bağırıp sokakta gördüğü tanık Fahrettin'den yardım istediğini, bu davranışı karşısında sanığın cep telefonunu geri verip "polisi ararsan ben de durumu babana anlatırım" diyerek kendisini tehdit ettiğini, taksi çağırmak bahanesi ile telefonu eline alıp durumu polise ihbar ettiğini,

    Savcılıkta; benzer anlatımlarına ek olarak, sanığın kendisine futbol oynadığı spor kulübünün tesislerinde kaldığını, kendisinin evinde yalnız kalabileceğini söylediğini, buluştuklarında sanığın ev kiraladığını öğrendiğini, uyumak için yattığında sanığın kendisini öpmeye çalışarak sürekli uyandırmak istediğini, bunun üzerine gitmek için kalktığında kollarından tutup yatağa fırlatarak "tamam yapmayacağım, uyu, dinlen" dediğini, tekrar yattığında sanığın cinsel ilişkiye girmek istediğini, kabul etmemesi üzerine tecavüz ettiğini, direnip itmeye çalışarak bağırdığını, bağırmasını binadakilerin duymuş olabileceğini, polis aracında sanığın kendisine "şikâyetini geri al, bir daha olmayacak" diye yalvardığını, alınan raporlarında belirtilen sıyrıkların sanığın kendisini el ve bileklerinden tutup yatağa atarken tırnaklarının batması sebebiyle oluştuğunu, ekimozun ise sanığın sıkması sebebiyle oluşmuş olabileceğini,

    Duruşmada; benzer anlatımlarına ek olarak, sanık ile suç tarihinden bir yıl önce tanıştıkları zaman rızası doğrultusunda bir kez ilişkiye girdiğini,

    Mahkemeye gönderdiği 27.03.2012 tarihli dilekçede ise; sanığın erkek arkadaşı olduğunu, İzmit'e giderken sanık ile ilişkiye gireceğini bildiğini, yorgun olmasına rağmen ilişkiye girmek isteyen sanığa karşı çıktıktan sonra rızası ile ilişkiye girdiğini, sonrasında yorgunluğuna rağmen cinsel ilişkiye girmek istemesi sebebiyle sanık ile tartışmaları üzerine şikâyetçi olduğunu,

    Tanık ... kollukta; mağdurenin elinde iki bavulla yürürken sanığın da arkasından takip ettiğini, bu esnada birbirleriyle tartıştıklarını, mağdurenin yanına gelerek "kurtar beni bu adamdan" dediğini, bunun üzerine sanığın "amca biz arkadaşız, psikolojik sorunları var" dediğini; duruşmada da benzer anlatımlarına ek olarak, yardım isteyen mağdurenin "polisi aradım, buranın adresini ver" dediğini, tecavüz olayından bahsetmediğini, aralarında az bir mesafe olan sanık ve mağdurenin bağırarak konuştuklarını, sanığın yaklaştıkça mağdurenin uzaklaştığını, mağdurenin çekinir gibi bir hali olduğunu,

    Beyan etmişlerdir.

    Sanık ... savcılıkta; mağdure ile yaklaşık bir yıl önce Kastamonu'da iken internet üzerinden tanıştıklarını, o dönem cinsel ilişkiye de girdiklerini, 7-8 aydır görüşmemekle birlikte son yirmi gündür sosyal medya üzerinden tekrar konuşmaya başladıklarını, mağdurenin Manisa'da bir şahsın kendisi ile zorla ilişkiye girdiğini anlatması üzerine mağdureyi Kocaeli'ne davet ettiğini, mağdureyi otogarda karşıladığını, bir gün önce internet üzerinden bulup günlük kiraladığı daireye saat 07.30 sıralarında birlikte gittiklerini, normalde futbolcusu olduğu spor kulübünün tesislerinde kaldığını, eve gittiklerinde sarılıp öpüşerek uyuduklarını, daha ileri gitmediklerini, mağdureye futbolcu olduğu için bu şekilde birlikte kalamayacaklarını söyleyip saat 10.00 sıralarında evden ayrıldıklarını, psikolojisi bozuk olan mağdurenin "polisi arayacağım, bana sarkıntılık yaptın" diyerek polisi araması üzerine ekip aracının gelip kendilerini aldığını, mağdure ile rızası dışında cinsel ilişkiye girmediğini, kendisini neden suçladığını anlamadığını; duruşmada ise farklı olarak, mağdureye temas dahi etmediğini, mağdurenin birini arayacağını söylemesi üzerine takibe başladığını savunmuştur.

    5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan "cinsel saldırı" başlıklı 102. maddesi

    "1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    2-) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

    3-) Suçun;

    a-) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b-) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c-) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,

    d-) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    4-) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.

    5-) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

    6-) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" şeklindedir.

    Görüldüğü gibi maddenin ilk fıkrasında suçun temel şekli, iki ve üçüncü fıkralarında suçun nitelikli halleri, beş ve altıncı fıkralarında fiile bağlı netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenlenmiş, dördüncü fıkrada ise suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

    Uyuşmazlık konusu bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;

    Sanık ile arasında husumet bulunmayan mağdurenin aşamalardaki istikrarlı beyanları, bu beyanları doğrulayan Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen adli muayene raporları, kollukça düzenlenen olay tutanağı ve tanık Fahrettin'in anlatımları birlikte değerlendirildiğinde; araştırılması gereken bir eksiklik bulunmadığı gibi mağdurenin hükümden hemen önce mahkemeye verdiği 27.03.2012 tarihli dilekçeyle aşamalardaki anlatımlarından dönerek iddiasından vazgeçmesinin sanığı üzerine atılı suçtan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşıldığından, sanığa yüklenen suçun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde sûbuta erdiği kabul edilmelidir.

    Bu itibarla, sanık hakkında cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün eksik araştırma sonucu verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.

    Bilindiği üzere, ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarılmasıdır. Böylelikle bir taraftan suçlulukla mücadele edilirken, diğer taraftan suçsuzluk karinesinin korunması amaçlanmaktadır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yöntemi; soruşturma ve (gerektiğinde) kovuşturma makamlarınca muhakeme konusu fiil ve faile dair tüm araştırmaların eksiksiz biçimde yürütülmesi ve nihayet 'kuşkunun yenilmesi' olup; bunun sağlanamaması halinde ise kuşkunun fail lehine yorumlanmasıdır. Kuşkular yenilmeksizin, gerekli tüm araştırmalar etkin şekilde yürütülmeksizin verilmiş bir hükmün adil bir yargılama mahsulü olamayacağı tartışmasızdır.

    Etkin soruşturma yükümlülüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararları ile ortaya çıkmış bir yükümlülüktür. Doktrinde yerinde olarak belirtildiği üzere 'anılan yükümlülük, yaşama hakkı ile işkence yasağının ihlaline yönelik savunulabilir bir iddianın varlığı halinde, iç hukuk organlarınca yürütülecek ceza soruşturmasının faillerin tespit edilip cezalandırılmasını mümkün kılacak etkinliğe sahip olması gereklidir. Bunun dışında Mahkeme verdiği az sayıdaki kararda, Sözleşme'nin 4 veya 8. maddelerinin ihlalinin de taraf devletlere etkin soruşturma yükümlülüğü yüklediğine hükmetmişse de yükümlülük temelde yaşama hakkı ve işkence yasağının ihlali ile ilgilidir. Etkin soruşturma yükümlülüğü Türkiye açısından ise özel bir öneme sahiptir. Zira AİHM'nin konuya dair kararları içerisinde Türkiye'ye dair olanlar, hem nicelik hem de nitelik olarak kayda değer bir ağırlığa sahiptir. Hatta yükümlülüğün büyük ölçüde Türkiye aleyhine verilen kararlar ile ortaya çıktığını ve geliştiğini söylemek bile mümkündür' (Cem Şenol, Etkin Soruşturma Yükümlülüğü (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında - M. 172/3), İstanbul 2013, önsöz). Ceza muhakemesi hukukunda bu denli önem taşıyan ve özellikle ülkemizin AİHM nezdinde birçok ihlal kararı ile anılmasının maalesef gerekçesini oluşturan etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmesi kanaatimizce Ceza Adalet Sistemimiz açısından hayati bir önemi haizdir. Bu anlamda soruşturma ve kovuşturma makamları suç soruşturmalarında titizlikle tüm araştırmaları tamamlamalı; eksiksiz delille dava açılması sağlanmalı ve nihayetinde tüm soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra hüküm kurulmalıdır.

    Ülkemizde üzüntüyle ifade etmek gerekirse etkin soruşturma yürütmeyi Cumhuriyet savcılıkları ve zorunlu hallerde kovuşturma makamlarının dahi yerine getirmedikleri ve soruşturma işlemlerinin birçok defa Yargıtay tarafından yapıldığı yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımızdadır. Gerçekten -bu konuda yapılmış bir araştırma veya yayınlanmış istatistikler bulunmamakla birlikte- Yargıtay kararlarında sıklıkla rastlanan ve 'eksik soruşturma sebebiyle bozma ilamı' olarak ifade edilen hükümler 'etkin soruşturma yükümlülüğüne aykırılık' oluşturan hâlin denetim muhakemesi sürecinde açık tespitinden başka bir şey değildir. Ülkemiz ceza muhakemesi uygulamasında durum bu şekilde üzüntü verici olunca denetim merciinin de üzerine düşen şey önüne gelen uyuşmazlıkta etkin soruşturma yükümlülüğü konusunda tartışmasız ilkeler ortaya koymak ve bu ilkelere harfiyen uyulmasını sağlamak konusunda çok titiz davranmaktır. Ancak böylelikle ceza muhakemesinin amaçlarına, dolayısıyla hukuk devleti ile demokratik toplumun gereklerine uygun muhakeme yürütüleceği kuşkusuzdur.

    Uyuşmazlığın konusunu oluşturan iddia bir cinsel saldırı fiiline ilişkindir. Bu suç tipinde uygulamada çoğu zaman sadece mağdur beyanına dayanılarak, başkaca hiçbir delil bulunmadığı halde mahkumiyet hükümleri kurulduğu olgusu tartışmadan uzaktır. Bu sebeple belirtilen suç tipine dair soruşturmalarda olay yerinden elde edilebilecek kan, sperm, kıl, tükürük vb. biyolojik örnek vasfı taşıyan maddi deliller suçun ispatı anlamında hayati önemi haizdir. Öte yandan olayla ilgili doğrudan bilgisi bulunan herkesin dinlenilmesi de fiilin sübutu anlamında çok önemlidir. Kısacası, etkin soruşturma yükümlülüğü anlamında yapılması gereken tüm araştırma işlemleri muhakeme makamlarınca gerçekleştirilmiş olmalıdır. Bir diğer anlatımla hüküm kurabilmek için fiilin sübutu anlamında araştırılması imkanı bulunan tüm hususlar tüketilmiş, araştırılmış bulunmalıdır.

    Belirtilen temel ilkeler çerçevesinde somut uyuşmazlıkta araştırılması gerektiği halde yerine getirilmeyen, suçun sübuta erdiğini ispata elverişli bulunmasına rağmen yerine getirilmeyen muhakeme işlemleri şunlardır:

    1-) Olay yerinden elde edilen ve emanette kayıtlı bulunan mağdureye ait iç çamaşırları, peçeteler ve yataktan alındığı belirtilen kıl örnekleri üzerinde herhangi bir bilimsel inceleme yapılmamıştır.

    2-) Mağdure sanıkla arkadaş olduklarını, sanığın kiraladığı eve geldiğini kendisinin cinsel ilişkiye girmek istememesine karşın sanığın zorladığını, bu aşamada fiilin gerçekleştiği sırada evin içinde; sonrasında ise pencereyi açarak bağırdığını ve yardım istediğini belirtmesine rağmen bu hususta da bir araştırma yapılmamıştır.

    Mahkemece belirtilen bu hususların araştırılması halinde, mağdurenin beyanı yan delillerle desteklenmiş olacak ve şüphenin yenilmesi anlamında hakime çok önemli delil araçları sağlanmış olacaktır. Oysa soruşturma ve kovuşturma makamlarınca bu hususlar araştırılmaksızın hüküm kurulmuş, şüphenin yenilmesinde yargılama makamını bir adım ileriye taşıyabilecek etkinlikte bir soruşturma yürütülmeksizin hüküm kurulmuştur. Düşüncemize göre ulaşılabilmesi mümkün olan ve elde bulunan bu delil araçlarının araştırılmayarak değerlendirme dışı bırakılması etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlali anlamına gelebilecektir. Söz edilen yükümlülük yerine getirilmeksizin yürütülecek bir muhakemenin ise masumiyet karinesi ile adil yargılanma ilkesine aykırı olacağı düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun mahkumiyet hükmünün eksik araştırmaya dayalı olarak kurulmadığı yönündeki görüşüne katılamıyorum" görüşüyle,

    Diğer bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.

    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

    1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

    2-) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.04.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2014/6013 Karar: 2016/8421
    Tarih: 12.12.2016

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

    Hükümden sonra 5237 Sayılı TCK'nın 53. maddesiyle ilgili olarak 24.11.2015 tarihli, 29542 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.

    Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    Sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Oluşa uygun kabule göre, olay gecesi saat 02.30 sıralarında evinin önüne gelerek zile basan sanığın, evde kızıyla birlikte uyumakta olan mağdurenin eşinin geldiğini düşünerek kapıyı açması üzerine hemen içeriye girip kapıyı kapattıktan sonra mağdureyi kucaklayarak yere yatırıp, üzerine çıktığı, bacaklarını okşayıp ağzını eliyle kapatarak dudağından ve boynundan öptüğü sırada mağdurenin küçük kızının uyanıp ağlamaya başlaması üzerine onu bırakmasının ardından mağdurenin peşinden giderek ele geçirilemeyen jiletle bağırdığı takdirde kızının boğazını kesmekle tehdit ettiği, kızına ve kendisine zarar verilmesinden korkan mağdurenin konuşmak suretiyle vazgeçirmeye çalıştığı sanığın, mağdureyi sevdiğini ve kendisine ilgi duyduğunu söyleyerek kızını uyutmasını istediği, kızını kucaklayıp kapıya doğru yürüyen mağdurenin peşinden giderek onu odaya götürüp yatağın üzerine attıktan sonra tekrar üzerine çıkarak zorla öpmeye çalıştığı, bu sırada küçük kızın tekrar ağlamaya başlaması sebebiyle mağdureyi bırakan sanığın, yardım çığlıklarını kimsenin duymaması için yatak odasının penceresini kapatmaya yöneldiğini gören mağdurenin apartman boşluğuna çıkarak komşulardan yardım istemesi üzerine sanığın olay yerinden ayrıldığı tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, bu süre içerisinde ciddi bir engel neden olmaksızın kendi isteğiyle eylemi tamamlamaktan vazgeçen sanığın basit cinsel saldırı suçundan dolayı 5237 Sayılı TCK'nın 102/1, 102/3.d maddeleri gereğince cezalandırılması yerine yazılı şekilde nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten hüküm kurulması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/7244 Karar: 2016/301
    Tarih: 18.01.2016

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince bozma üzerine verilip kısmen re'sen de temyize tabi hükümlerin sanık müdafileri tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, 20.01.2016 Çarşamba saat 13.30'a duruşma günü verilerek sanık müdafilerine çağrı kağıdı gönderilmişti.

    Belli günde Hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından K. M. hazır olduğu halde oturum açıldı.

    Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekâletnameye dayanarak sanık O. Ö. adına gelen vekili huzura alınarak duruşmaya başlandı.

    Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık O. Ö. hakkında DURUŞMALI inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu.

    Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

    Sanık müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün BOZULMASINI istedi.

    Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

    Son sözü sorulan sanık müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşmanın 20.01.2016 Çarşamba günü saat 13:30'a bırakılmasına oybirliğiyle karar verildi.

    Belli günde oturum açıldı. 28.06.2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 Sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler de gözetilip dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    KARAR : Sanık hakkında mağdur M.'a yönelik işlediği basit cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

    Hükümden sonra 5237 Sayılı TCK'nın 53. maddesiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarihli, 29542 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.

    Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    Sanığın mağdurlar M. ve O.'a karşı işlediği nitelikli cinsel saldırı suçundan ( iki kez ) kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince:

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Mağdur M.'ın aşamalardaki çelişkili beyanları, mağdura ait doktor raporlarınının içeriği, tanık C. T. Ç.'nın 28.12.2006 tarihli ifadesinde "... Barda benimle birlikte çalışan M. D. isimli arkadaşı tuvaletin önünde gördüm. M.'ın omzuna O. binbaşı elini atmış, samimi bir şekilde duruyorlardı hatta gülüşüyorlardı..." şeklindeki beyanı, mağdurun anal muayene raporunu düzenleyen Genel Cerrahi Uzmanı G. Y.'in Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesinde vermiş olduğu ifadesi ve tüm dosya kapsamından; sanığın mağdur M.'a karşı eylemlerini cebir, hile, tehdit ya da nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiğine dair şüphe oluşup, şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesi doğrultusunda sanığın adı geçen mağdure yönelik suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,

    5237 Sayılı TCK'nın 102/2. maddesindeki5237 Sayılı TCK'nın 102/2. maddesindeki "Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi" şeklindeki ifade ile sanığın bir başkasına oral yoldan cinsel organ, anal ya da vajinal yoldan ise organ ya da sair bir cisim sokması eylemlerinin düzenlendiği nazara alındığında, sanığın zorlamasıyla mağdur O.'ın cinsel organını anal yoldan sanığa sokması eyleminin TCK'nın 102/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan hüküm kurulması,

    Hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun'un 58,, 59,, 60, 61. maddeleri ile 5237 Sayılı Kanun'un 102,, 103,, 104, 105. maddelerinde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların yeniden düzenlenmesi karşısında; 5237 Sayılı TCK'nın 7/2. madde-fıkrasındaki "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur" hükmü gözetilerek, lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi, her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi ve Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 günlü, 29542 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 Sayılı TCK'nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan hususlar nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları ile müdafiin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, kısmen re'sen de temyize tabi hükümlerin 5320 Sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek 1412 Sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2015/6464 Karar: 2015/13831
    Tarih: 08.09.2015

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Dosya kapsamına göre, Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığının 05/12/2013 tarihli ve 2013/3122 soruşturma, 2013/1292 Esas, 2013/563 sayılı iddianamesinde "...darp etmeye devam ettikleri, ardından anal bölgesine soda şişesi sokmaya çalıştıkları" şeklinde anlatılan olayın gerçekleşme şekline göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102. maddesinde '' (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur ...(3-d), silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır”, şeklinde tarif edilen cinsel saldırı suçunu oluşturup oluşturmayacağına yönelik sanıkların kastları, eylemleri ve delillerin takdiri görevli ağır ceza mahkemesinde değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 13/01/2015 gün ve 94660652-105-06-6076-2014-1154/2642 sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

    Karar ve Sonuç: Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dava açılmış olması, cinsel saldırı suçundan yapılan soruşturma sonucunda verilen, ek kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığının 05/12/2013 tarihli kararına yapılan itiraz üzerine verilen Ankara Batı (Sincan) 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/12/2014 tarih ve 2014/500 Değişik İş sayılı kararına karşı kanun yararına bozma yoluna ayrıca gidilmesinin mümkün olması ve kanun yararına bozma istemine konu kararda bir isabetsizliğin bulunmaması nedeniyle, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/04/2014 tarihli ve 2014/375 sayılı Kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.09.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2014/43394 Karar: 2015/25817
    Tarih: 02.04.2015

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

    Sanığa yükletilen tehdit ve cinsel taciz eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,

    Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu,

    Sanığın "sana ev tutayım, benim evim var gel beraber kalalım" şeklindeki sözleriyle birlikte müştekinin kolundan tutmak suretiyle vücut dokunulmazlığını ihlal ettiği müşteki ve tanık beyanları ile anlaşılmakta ve sanığın TCK'nın 102/1. maddesi gereğince cezalandırılması gerekmekte ise de, aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı,

    Cezaların eleştiri dışında kanuni bağlamda uygulandığı,

    Sonuç: Anlaşıldığından sanık R.. S..'in ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye kısmen uygun olarak, temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 02.04.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas: 2013/14-97 Karar: 2013/331
    Tarih: 05.07.2013

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle cinsel saldırı suçunun sabit olup olmadığı ve suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

    İncelenen dosya kapsamından;

    Sanığın olay tarihi itibariyle, Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yaptığı,

    Mağdure A. K. 23.09.2009 tarihinde Bakırköy Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığına dilekçe vererek sanık hakkında kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikayetçi olduğu, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 24.11.2009 gün ve 6617 sayılı yazısı ile şikayetin incelenmesi talimatı üzerine, 2802 sayılı Kanunun 82. maddesi uyarınca görevlendirilen Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından şikayetçi ile tanıklar zabıt katibi İ. D. ve mübaşir D. D.'ın dinlenilmesi ve ilgili dava dosyasının incelenmesi sonucunda soruşturma açılmasının uygun olacağı kanaati ile fezleke düzenlendiği,

    Adalet Bakanı tarafından 30.03.2010 tarihli olurla sanık hakkında soruşturma açılmasına izin verildiği,

    Soruşturma sonucunda düzenlenen 11.06.2010 tarihli fezlekede de uygun görüş bildirilmekle Adalet Bakanının 02.08.2010 gün ve 11186 sayılı oluruyla sanık hakkında kovuşturma yapılmasının gerekli görüldüğü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 31.08.2010 gün ve 23424-1367 sayılı iddianamesi üzerine İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.12.2010 gün ve 358-486 sayı ile sanık hakkında cinsel taciz suçundan son soruşturmanın açılmasına karar verildiği, 07.01.2010 tarihli dosya inceleme tutanak kapsamı ve eki duruşma zaptına göre, mağdure A. K.'nın Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında, 15.09.2009 tarihli celsede tanık olarak dinlendiği, duruşma hakimi olan sanığın, bu celsenin 4 nolu ara kararında mağdurenin UYAP üzerinde vukuatlı nüfus kaydının çıkartılmasına karar verildiği, zapta parantez içerisinde çıkartıldı şeklinde yazıldığı,

    Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında bulunan ve ifadelerde sanık tarafından mağdurenin okunmasına izin verildiği belirtilen 4 sayfadan ibaret el yazılı 15.09.2009 tarihli dilekçenin dosya içerisinde bulunduğu, incelenmesinde, hırsızlık suçunun sanığı olan N. S. tarafından yazıldığı, suça konu bilgisayarları nasıl temin ettiği ve mağdure A. K. ile olan ilişkilerine ilişkin bilgilerin yer aldığı,

    Mağdure A. K. aşamalarda özetle; 15.09.2009 tarihinde sanığın hakim olarak görev yaptığı Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında tanık olarak dinlendiğini, kimlik bilgilerinin tespiti için nüfus cüzdanın istendiğini, duruşma sonunda UYAP sisteminde hata olduğu belirtilerek nüfus cüzdanının iade edilmediğini, ertesi gün gelip almasının söylendiğini, ısrarla fotokopisinin alınarak nüfus cüzdanının aslının iade edilmesini istemesine rağmen verilmeyerek alıkonulduğunu, bu olaya duruşmaya katılan Avukat M. Ö.'ın da tanık olduğunu, ertesi gün kimliğini almak için mahkemeye gittiğinde mübaşiri bulup kimliğini istediğini, mübaşirin kimliğinin hakimde olduğunu söylemesi üzerine bu kez sanığın odasına girip kendisini tanıtarak kimliğini ondan istediğini, sanığın yakın ilgi göstererek oturmasını söylediğini, kabul edip misafir koltuğuna oturduğunu, sanığın tanıklık yaptığı dosyadan nüfus kayıt örneğini çıkartarak <Bak bakalım, doğru mu> dediğini, bakıp doğru olduğunu söylediğini, sanığın yine dosyadan çıkardığı 4-5 sayfa el yazılı dilekçeyi göstererek; <N.'la niye bu kadar didişiyorsunuz> dediğini, dilekçeyi okumak isteyince sanığın buna müsaade ettiğini, ayakta dilekçeyi okuduğu sırada sanığın yanına gelerek kolunu okşamaya başladığını ve; <Kadife gibi tenin var, çok tatlısın, ben çok beğendim bir kere dudağından öpebilir miyim, gıdığından öpebilir miyim> dediğini, yanağından öptüğünü, kollarından tutup sarılmak ve boynundan öpmek için de hamle yaptığını ancak kendini geriye çektiğini, kapıya yöneldiğini, sanığın; <dava sana bağlı, söyle, N.'a kaç yıl ceza vereyim, ne kadar yatmasını istersin> dediğini, <adalet neyi gerektiriyorsa onu yapın, ben anlamam> şeklinde cevap vermesi üzerine de bu kez; <ama sen çok güzel bir kızsın, bu çocuk çıkarsa seni rahat bırakmaz, senin gibi güzel bir kızın zarar görmesini istemem> şeklinde sözler sarf ettiğini, kimliğini alarak odadan hızla çıkıp gittiğini, sonrasında durumu ağlayarak Avukat M. Ö. ile M. N. Ö.'e anlattığını söylediği,

    Tanık M. Ö. özetle; bürosunda hırsızlık olduğunu, kendisine ve kızına ait bilgisayarların çalındığını, hırsızın sevgilisi olan mağdure A. K.'nın ihbarı üzerine eşyalarının bulunduğunu ve sanığın yakalandığını, daha sonra bu kişi hakkında Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığını, davanın 15.09.2009 tarihinde yapılan ilk duruşmasına müşteki olarak katıldığını, A. K.'nın da duruşmada tanık olarak dinlendiğini, ifadesi alınırken mağdurenin hüviyetini çıkartıp katibe verdiğini, duruşma sonunda adliyeden çıkacağı sırada mağdurenin yanına gelip; <kimliğim kaldı> dediğini, mübaşirden kimliğini istediğini, mübaşirin duruşma salonuna girip çıktıktan sonra; <kimlik mahkeme hakiminde, kimlik tespiti yapılamamış, yarın gelsin alsın> dediğini, <fotokopisini bırakalım aslı; verilsin> diye ısrarla söyleyince mübaşirin tekrar salona girip çıktığını, yine; <yarın gelsin kimliğini alsın> şeklinde cevap verdiğini, daha sonra adliyeden ayrıldığını, ertesi gün yazıhanesinde bulunduğu sırada mağdurenin gelerek; <bugün kimliğimi almak üzere mahkemeye gittim, kimlik hakim beyde dediler, hakim beyin odasına girdim, beni oturttu, sen bu sanığın sevgilisi misin, gerçekten öyle misin, sen bunu seviyor musun, aranız iyi mi, niye kavga ettiniz, onu niye ihbar ettin şeklinde sorular sorduğunu, sanık ne kadar ceza alır deyince hakim beyin bu sana bağlı dediğini, dosyadaki bir evrakı gösterip senin saçların çok güzel tenin çok güzel dediğini, kendisine elle ve sözle sarkıntılık yaptığını, öpmek istediğini, kimliğini alıp odadan çıktığını ve doğruca kendisine geldiğini> anlattığını, avukat arkadaşı olan M. N. Ö.'e haber verip gelmesini istediğini, ona; <A. K.'yı bir de sen dinle> dediğini, onun da A.’yı dinlediğini, ertesi günü Adalet Komisyonu Başkanına giderek olayı anlattığını, onun da kız şikayetçi olursa dilekçeyi bana getirsin dediğini, kendisinin de A. K. ne demişse yazdığını, dilekçeyi kendisine verdiğini, onun da gidip şikayetçi olduğunu beyan ettiği,

    Tanık M. N. Ö. özetle; meslektaşı Avukat M. Ö.'ın bürosundan hırsızlık olduğunu, mağdurenin ihbarı üzerine hırsızlık yapan kişinin yakalandığını ve hakkında dava açıldığını, Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/739 esas sayılı dosyasında yargılamasının devam ettiğini, bu dosyada müşteki vekili olarak görev yaptığını, ilk duruşmaya katılamadığını, müşteki M.'nın katıldığını, mağdure A.’nın duruşmada tanık olarak dinlendiğini öğrendiğini, duruşmanın ertesi günü bürosunda oturduğu sırada avukat M. Ö.'ın kendisini telefonla arayarak yanına çağırdığını, bürolarının yakın olduğunu, hemen gittiğini, yazıhanede mağdure A. K.'nın da olduğunu gördüğünü, M., A. K.'nın kendisine bazı olayları anlattığını, duruşma hakimi olan sanığın kendisine sarkıntılık yaptığını söyleyerek bir de kendisinin mağdureyi dinlemesini istediğini, A. K.'ya ne olduğunu sorduğunda A.’nın; <tanık olarak ifadesi alınmadan önce kimlik tespiti sırasında nüfus cüzdanının istendiğini ve verdiğini, duruşma bittikten sonra kimliğini geri istediğinde sorgulama yapılacak denilerek verilmediğini, Avukat M. Ö.'ın kimliğin aslını verin fotokopisini alın şeklinde teklifte bulunduğunu ancak kabul edilmeyerek yarın gelip alın denildiğini, ertesi günü kimliğini almak üzere mahkemeye gittiğini, kendisine kimlik hakim beyde ondan alacaksın denildiğini, bu nedenle sanığın odasına girdiğini, sanığın kendisini oturtup tanıklık yaptığı kişiyi kastederek sanığın gönderdiği mektubu merak ediyor musun sevgilini özledin mi, dışarı çıkması sana bağlı, bırakayım mı dediğini, kendisinin de mahkeme hakimi sizsiniz, sizin takdirinize bağlı diye cevap verdiğini mektubu eline vererek okumasını istediğini, mektubu okuduğu sırada üzerindeki elbisesinin kolsuz olması nedeniyle hakim beyin kolunu okşayarak tenin kadife gibi çok hoşlandım öpebilir miyim dediğini, kimliğini alıp hakimin odasından kaçtığını> şaşkınlık içerisinde anlattığını, olay hakkında bu şekilde bilgi sahibi olduğunu ifade ettiği,

    Tanık D. D.lı özetle; olay günü Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde mübaşir olarak görev yaptığını, hatırlayabildiği kadarıyla sanığının tutuklu olduğu hırsızlık suçuyla ilgili bir dosyanın duruşmasında, şikayetçi tarafça salonda dinleyiciler arasında bulunan bir bayanın tanık olarak gösterilmesi üzerine, nüfus cüzdanını alarak tanığı duruşma salonundan dışarı çıkarttığını, nüfus cüzdanını kimlik tespiti için duruşmada bulunan zabıt katibi İ. D.'ye verdiğini, UYAP kaydında bir sorun olduğunu, ifadesinden sonra kimliği tanığa iade edeceği sırada mahkeme hakimi sanığın; <kimliğini yarın gelip alsın> dediğini, bunun üzerine kimliği dosya içerisine koyduğunu, kimliği sahibine iade etmediğini, duruşma bittikten sonra asıl çalıştığı 8. Ağır Ceza Mahkemesindeki görevine geri döndüğünü, kimliğin alıkonulması olayı dışında başka bir bilgisinin olmadığını, ertesi günü neler olduğunu bilmediğini ve cinsel taciz ya da saldırı olayı hakkında da bilgisi olmadığını belirttiği,

    Tanık İ. D. özetle; sanığın hakimi bulunduğu Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde zabit katibi olarak görev yaptığını, olay günü de duruşmalara zabıt katibi olarak katıldığını, kimliğinin alıkonulduğunu iddia edilen mağdurenin tanık olarak ifade verdiğini, hırsızlık suçunun sanığının mağdurenin erkek arkadaşı olduğunu, ifadenin alındığı sırada tanığın kimliğinin mübaşir tarafından alınarak kendisine verildiğini, kimlik bilgilerini UYAP sistemine eklemeye çalıştığı sırada sistemin kimlik geçersiz şeklinde uyarı verdiğini, bunun üzerine kimlik tespiti için şikayetçinin kimliğini dosya içine aldığını, duruşmanın gecikmemesi düşüncesiyle beyana göre kimliğini tutanağa yazdığını, tanığın beyanı alındıktan ve duruşma bittikten sonra sıradaki dosyanın duruşmasına geçilmeden önce tekrar deneme yaptığını, tanığın kimlik bilgilerini sisteme ekleyip nüfus kaydını hakimin emri üzerine çıkartarak, paraflayarak dosyaya koyduğunu, kimliğin dosya arasında kaldığını, sonrasında tanığa bu kimliğin kim tarafından ve ne zaman iade edildiği konusunda bilgisi olmadığını, iddia edilen cinsel saldırı suçuna ilişkin de bilgisinin bulunmadığını söylediği,

    Tanık O. A. özetle; Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde zabit katibi olarak görev yaptığını, olay günü yapılan duruşmalara zabıt katibi olarak mesai arkadaşı İ. D.'nin katıldığını, kendisinin ise kalemde duruşması yapılan dosyaların ara kararı işlemlerini yerine getirdiğini, olay günü mübaşir olarak D. D.'ın görev yaptığını, mahkemede rutin uygulama olarak müşteki tanık ve sanıkların kimlik tespiti yapılırken kimliklerinin alındığını, TC kimlik numaralarının sisteme kaydı sağlandıktan sonra mübaşir vasıtasıyla ilgililerine iade edildiğini, kimliğin alıkonulup daha sonra iade edilmesi işleminin çok istisnai olduğunu, yanında görev yaptığı sanık hakim tarafından kimliğin alıkonularak sonrasında ilgilisine odasında iade edilmesi gibi bir olaya hiçbir zaman tanık olmadığını, ancak dava konusu olay olup olmadığını bilmemekle beraber bir gün kalemde işlerini yürütürken D. D.lı olduğunu hatırladığı mübaşirin dosya içerisinde bir bayanın nüfus cüzdanının kaldığını söylediğini ve nüfus cüzdanını kendisi dosyadan alıp bu bayana verdiğini hatırladığını beyan ettiği,

    Tanık M. Ş. özetle; olay tarihinde sanığın görev yaptığı Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesinde duruşma savcısı olarak görev yaptığını, mağdure A.’nın tanık olarak dinlendiği oturumda iddia makamını temsil ettiğini, tanığın UYAP üzerinden kimlik sorgulaması yapıldığı sırada UYAP'ın çalışmadığının bildirildiğini, ara kararı oluşturulduktan sonra nüfus cüzdanının iadesi istenilip bu konuda talep geldiğini hatırladığını, teferruatını bilmediğini, iade edilip edilmediği ve sonraki aşamalara ilişkin bir bilgisinin olmadığını, ara verilince duruşma salonundan çıktığını, hatırlayabildiği kadarıyla kimliğin fotokopisi alınsın aslı sahibine iade edilsin şeklinde konuşmalar olduğunu, ancak sonrasına ilişkin bilgisi olmadığını, yine sanıkla birlikte çalıştığı süre içerisinde isnat edilen türde herhangi bir eylemini duymadığını ve görmediğini ifade ettiği,

    Sanığın özetle; olay tarihinde Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yaptığını, mahkemenin 2009/739 esas sayılı hırsızlık suçuna ilişkin dosyada mağdurenin tanık olarak dinlendiğini, kimlik bilgilerinin kontrolü ve UYAP'a kaydı sırasında sorun çıktığını, bu nedenle tanığın kimliği istenerek nüfus cüzdanındaki bilgilere göre kimlik bilgilerinin tutanağa yazıldığını, mağdurenin tanıklık yaptığı dosyanın sanığı ile arkadaş olduklarını, sanık ile tanık arasında duruşma sırasında münakaşa çıktığını, sanığın mağdure A.’nın evliyken kocasını kendisiyle aldattığını, kendisini de üçüncü bir şahısla aldattığını bu nedenle, aralarında husumet bulunduğunu ve beyanlarını kabul etmediğini belirttiğini, bunun üzerine kendisinin de tanığın evli olup olmadığını görmek için zabıt katibinden vukuatlı nüfus kaydını çıkartmasını istediğini, o an için UYAP'dan kaydın çıkartılmasının mümkün olmadığını, tanığın kimlik fotokopisinin alınarak aslının iade edilmesini söylediğini, ara kararı kurulurken tekrar UYAP'a girildiğinde kaydın çıkartılabildiğini bunun tutanağa yazılarak duruşmanın bitirildiğini, duruşma sonrasında da nüfus cüzdanının tanığa iade edildiğini, nüfus cüzdanının alıkonulması ve tanık olarak dinlenen müştekinin ertesi günü odasına gelmesi gibi bir olayın olmadığını, mağdureye hiçbir şekilde dokunmadığını, öpüp okşamadığını, cinsel taciz içeren söz ve davranışlarda bulunmadığını savunduğu,

    Mağdurenin temyiz incelemesinden önce 11.06.2013 havale tarihli dilekçesi ile şikayetinden vazgeçtiği,

    Anlaşılmaktadır.

    Sanık hakkındaki iddianame ve son soruşturmanın açılması kararının cinsel taciz suçuna yönelik olduğu ancak, Özel Dairece ek savunma hakkı verilmek suretiyle kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle cinsel saldırı suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakla; uyuşmazlığın sağlıklı biçimde çözümlenebilmesi için öncelikle cinsel saldırı ve cinsel taciz suçunun unsurları, ortak ve ayrılan yönlerinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

    Cinsel saldırı suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinde

    <(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

    (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikayetine bağlıdır.

    (3) Suçun;

    a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

    b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

    c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,

    d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

    İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

    (4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.

    (5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

    (6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur> şeklinde,

    Cinsel taciz suçu ise 105. maddesinde

    <(1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur.

    (2) Bu fiiller; hiyerarşi, hizmet veya eğitim ve öğretim ilişkisinden ya da aile içi ilişkiden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz> biçiminde düzenlenmiştir.

    Her iki suç da Türk Ceza Kanunu'nun <İkinci Kitap>ının <Kişilere Karşı Suçlar> başlıklı İkinci Kısım'ının <Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar> başlığı altındaki <Altıncı Bölüm"ünde yer almaktadır. Bu bölümde yer alan suçlarla korunan ortak hukukî değer, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığıdır.

    Cinsel saldırı suçu 765 sayılı düzenlenen ırza tasaddi (415. ve 416 md.), vücuda temas suretiyle işlenen sarkıntılık (421/c.2 md.) ve ırza geçme (414 ve 416 md.) suçlarına, cinsel taciz suçu ise söz atma ve vücuda temas olmadan işlenen sarkıntılık (421 md.) suçlarına karşılık gelmektedir.

    Cinsel saldırı ve cinsel taciz suçlarının faili ve mağduru kadın ya da erkek, evli ya da bekar herkes olabilir. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak cinsel saldırı suçunun mağdurunun 18 yaşını tamamlamış olması gerekir. Aksi takdirde, yani mağdurun çocuk olması durumunda, 103. Maddesinde düzenlenen çocukların cinsel istismarı suçu hükümleri uygulanacaktır.

    Cinsel taciz suçunun mağduru ise çocuk da olabilir.

    Cinsel saldırı suçunun temel şeklinin hareket unsuru, kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik ve fakat cinsel ilişki boyutuna varmayan cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Cinsel taciz suçunun temel şeklinin hareket unsuru ise, bir kimsenin cinsel amaçlı olarak taciz edilmesidir. Kanunda cinsel taciz olarak kabul edilebilecek davranışların neler olduğu belirtilmemiştir. Ancak, madde gerekçesinde bu davranışların kişinin vücut dokunulmazlığının ihlali niteliği taşımayan, mağduru cinsel yönden, ahlak temizliğine aykırı olarak rahatsız edici nitelikte davranışlar olduğu belirtilmiştir.

    Her iki suçun manevi unsuru da kasttır. Ancak gerek cinsel saldırı gerekse cinsel taciz suçunun oluşabilmesi için kastın varlığı yeterli değildir. Kastın yanında ayrıca failin cinsel arzularını tatmin amacı ile hareket etmesi de gerekir. Fakat, failin objektif olarak bu amaçla hareket etmesi yeterli olup, fiilen şehevi arzularının tatmin edilmiş olması gerekmez. Cinsel saldırı suçunun vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenen nitelikli halinde ise kast yeterli olup, failin cinsel arzularını tatmin maksadıyla hareket etmesi suçun gerçekleşmesi için şart değildir.

    Gerek cinsel saldırı gerekse cinsel taciz suçu neticesi harekete bitişik suçlardandır. Cinsel saldırı suçu vücuda dokunulması ile, nitelikli cinsel saldırı suçu mağdurun vücuduna organ veya sair bir cisim sokulması ile, cinsel taciz suçu ise vücut dokunulmazlığının ihlali niteliği taşımayan cinsel davranışlarla mağdurun cinsel amaçlı olarak taciz edilmesi ile tamamlanır. Neticesi harekete bitişik suçlarda icra hareketlerinin bölünebildiği durumlarda suça teşebbüs mümkündür. Eğer, fail cinsel saldırı suçunu işlemek kastıyla doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış, ancak elinde olmayan engel nedenlerle tamamlayamamış ise suça teşebbüs mevcuttur. Dikkat edilmelidir ki, vücuda dokunulduğu takdirde cinsel saldırı suçu tamamlanacaktır. Fail engel bir neden olmadığı halde cinsel saldırı suçunun icra hareketlerinden vazgeçmişse, o zamana kadar işlemiş olduğu eylem bir suçu, örneğin cinsel taciz suçunu oluşturmuşsa, sadece bu suçtan cezalandırılacaktır. Failin kastının basit cinsel saldırı suçuna mı yoksa nitelikli cinsel saldırı suçuna mı yönelik olduğu, failin olay öncesinde, esnasında ve sonrasında söylediği sözler ile sergilediği davranışlar, olayın geçtiği yer ve zaman ve engel nedenin niteliği gibi hususlar irdelenerek belirlenir.

    Mağdurun rızası hem cinsel saldırı ve hem de cinsel taciz suçu bakımından ortak bir hukuka uygunluk nedenidir. Mağdurun hukuken geçerli rızası cinsel saldırı ve cinsel taciz teşkil eden eylemleri hukuka uygun hale getirecektir.

    Her iki suçun da sadece temel şeklinin takibi şikayete bağlı olup, nitelikli hallerinin re'sen kovuşturması gerekir. Ancak, cinsel saldırı suçunun vücuda organ veya sair bir cisim sokmak suretiyle işlenen nitelikli halinin eşe karşı işlenmesi halinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması yine mağdurun şikayetine bağlıdır.

    Görüldüğü üzere, cinsel saldırı ve cinsel taciz suçu arasındaki en temel fark vücuda temas noktasındadır. Bir eylemin, cinsel taciz sayılması için vücuda dokunulmadan gerçekleştirilmiş olması gerekir.

    Vücuda temasla gerçekleştirilen eylemlerde mağdurun yaşına göre cinsel istismar veya cinsel saldırı suçlarından söz edilir. Nitekim bu husus 5237 sayılı TCK'nun 102. maddesi ile ilgili yapılan Meclis komisyonu görüşmelerinde <...Şimdiki sistemde, bakın, dokunma diyoruz, cinsel dokunulmazlığı ihlal diyoruz. Cinsel taciz, daha sonra cinsel davranışlarla, cinsel dokunulmazlığın ihlali ikinci aşama, üçüncü aşama vücuda bir şey sokmadır.... Şimdiki sistemde hatlar belirlenmiştir.

    Kişiye, vücuduna dokununcaya kadar tacizdir.

    Dokunduğunuz anda cinsel dokunulmazlığın ihlalidir, vücuda bir şey soktuğunuz anda ise, ikinci fıkradaki nitelikli hal olur. Hepsinin sınırları bu şekilde belirtilmiştir...> şeklinde açıklanmıştır. (TC

    Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Ankara-Şubat/2005, s.430)

    Cinsel saldırı ve cinsel taciz suçunun unsurları, ortak ve ayrılan yönleri bu şekilde açıkladıktan sonra, somut olay bakımından cinsel saldırı suçunun kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli bir hali üzerinde de ayrıca durulmalıdır.

    Kamu görevlilerinin, kamu görevlisi olmalarından kaynaklanan nüfuzu (otoriteyi) kötüye kullanmaları eylemin işlenişi bakımından mağdurun direncini azaltacağından, bu durum daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hal olarak kabul edilmiştir. (Artuk, Gökcen, Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2012, s. 178). Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için failin bir kamu görevini yerine getirmesi ve bu görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması gerekir.

    Görevin sağladığı otoriteden yararlanılarak suç işlenmelidir. Ancak mağdur ile fail arasında bir ast-üst ilişkisinin bulunması şart değildir. Failin yaptığı görevin niteliği, görevin mağdur üzerindeki etkisi nazara alınarak nüfuzun kötüye kullanılarak fiilin işlenip işlenmediği belirlenmelidir.

    Bu bilgi ve açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

    Mağdurenin beyanlarının aşamalarda tutarlı ve istikrarlı olduğu, olaydan hemen sonra durumu tanıklar M. Ö. ve M. N. Ö.'e anlatıp şikayetçi olduğu, sanığa iftira atması için geçerli hiç bir neden bulunmadığı, dinlenen tanıkların mağdurenin beyanlarını doğruladığı, tanık mübaşir D. D.lı'nın açıkça mağdureye kimliğini iade edeceği sırada sanığın <kimliği yarın gelsin alsın> dediğini beyan ettiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, olay tarihinde Bakırköy 19. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi olarak görev yapan sanığın, bu mahkemenin 2009/739 esas sayılı dosyasının duruşmasında tanık olarak dinlediği mağdurenin kimliğine el koyarak, mağdure ertesi gün kimliğini almak için odasına geldiğinde ona dosyadaki bazı belgeleri gösterip dava konusu hususlarla ilgili konuşmalar yaptığı, mağdurenin yanına yaklaşarak yanağından öptüğü, kolunu okşadığı, kollarından tutup; <Kadife gibi tenin var, çok tatlısın, ben çok beğendim bir kere dudağından öpebilir miyim, gıdığından öpebilir miyim> diyerek sarılmak için hamle yaptığı, mağdure kendini geri çektiğinde aleyhine tanıklık yaptığı kişiyi kastederek; <dava sana bağlı, ne kadar yatmasını istersin, ne kadar ceza vereyim söyle bakayım, ama sen çok güzel bir kızsın bu çocuk çıkarsa seni rahat bırakmaz, senin gibi güzel bir kızın zarar görmesini istemem> şeklinde sözler söylediği anlaşıldığından sanığın sarf ettiği sözler ve vücut dokunulmazlığının ihlali niteliği taşıyan cinsel davranışlarla mağdureye karşı kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle cinsel saldırı suçunu işlediğinin kabulü gerekmektedir.

    Bu itibarla, sanığın tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan Özel Daire hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi; <sanığın cinsel taciz suçundan cezalandırılması gerektiği> düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

    1- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 07.11.2012 gün ve 1-1 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,

    2- Dosyanın, Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.07.2013 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas: 2012/11328 Karar: 2012/9412
    Tarih: 03.10.2012

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Sanık hakkında müstehcenlik ve 677 sayılı Kanun'a muhalefet suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

    677 sayılı Kanun'un 1/3. maddesi uyarınca sanık A. hakkında hapis cezasının yanında adli para cezasına da hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi bu suçtan kurulan hükme yönelik aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Delillerle iddia ve savunma, duruşma gözönünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

    Sanık hakkında nitelikli cinsel saldırı suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesine gelince;

    Tarikat lideri olduğunu iddia ederek dergah açan sanığın, mağdurları cinsel organını ağzına alarak ve erekte ettikten sonra çıkan meniyi yutarak badelenmeleri, daha da mertebelerinin yükselmelerini istiyorlarsa, sır odası denilen kapalı mekanda kapıyı kilitledikten sonra mağdurelerle vajinal, mağdurlarla anal yoldan ilişkiye girmelerini ve kendisine bu şekilde tabi olmalarını, bunun Allah'a yaklaşmak amacıyla yapılmasının gerekli olduğunu anlatarak ve içeriğinin ne olduğu anlaşılamayan bir sudan mağdurların rızaları ile içmemeleri halinde zorla ağızlarından akıtarak içmelerini sağlayarak, mağdurların bir kısmının nişanlı ya da eşlerini badelenme tabir edilen eylem ve cinsel ilişki için dergaha getirecek kadar sanığa inanıp aldanmaları gözetildiğinde, sanığın dini duyguları istismar ederek mağdurların iradelerini fesada uğratıp, hile kullanmak suretiyle elde etmiş olması sebebiyle itibar edilemeyecek olan irade açıklamaları niteliğindeki ifsad edilmiş rızaları ile gerçekleştirdiği oral, vajinal ve anal yollardan cinsel ilişkiye girme eylemlerinin, mağdurlarile mağdurelere yönelen birden fazla nitelikli cinsel saldırı eylemleri nedeniyle TCK'nın 102/2, 43. maddeleri, mağdurlar Y. ve E. ile mağdureler A. ve N.'a yönelik birer defa gerçekleşen eylemleri nedeniyle TCK'nın 102/2. maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması gerekirken, mağdurların cinsel ilişkiye rızalarının geçerli olduğu biçimindeki yerini olmayan gerekçeyle beraat kararları,

    SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet Savcılarının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA ), 03.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/4943 Karar : 2018/5395
    Tarih : 24.09.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi.

    Dosyada mevcut adli sicil kayıtlarına göre, sanık hakkında koşulları oluştuğu halde 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Sanığın duruşmalı inceleme talebinin temyiz süresinden sonra olduğu anlaşılmakla, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    Sanık hakkında mağdure ...’ e yönelik basit cinsel saldırı ve şantaj, mağdure ...’ na yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve tehdit suçlarından kurulan hükümlerinin temyiz incelemesinde;

    Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin oyçokluğu ile ONANMASINA,

    Sanık hakkında mağdure ...’na yönelik beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Sanık hakkında, TCK'nın 102/2., TCK 102/3-d maddesi uyarınca belirlenen 10 yıl 6 ay hapis cezası verilmesinin ardından, olay nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulmasından dolayı aynı Kanunun 102/5. maddesi ile cezası belirlenip, teselsül nedeniyle 102/3-d. maddesine göre tayin edilen temel ceza üzerinden 43/1. madde ile 1/4 oranında yapılan arttırım sonucunda

    bulunan 2 yıl 7 ay 15 günün 102/5. maddesi ile belirlenen cezaya ilavesiyle sanığa verilecek ceza miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılarak fazla ceza tayini,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 24.09.2018 tarihinde sübut yönünden üyeler ... ve ...’in karşı oyları ve oyçokluğuyla, sair hususlarda oybirliğiyle karar verildi.

    KARŞI OY

    Sanığın mağdure ...'ye yönelik tehdit, nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve mağdure Yeşim'e yönelik basit cinsel saldırı ve şantaj suçlarından mahkumiyetlerine yönelik dosyanın incelenmesinde;

    Sanığın mağdureler ile arkadaş olduğu, mağdure ... ile intikalden evvel rızaen cinsel ilişkide bulundukları, mağdurenin sanıktan iş bulmasını istediği, ayrıca borç para istediği, sanığın para vermeyi kabul etmemesi üzerine telefonda ayrıldıkları, 10 gün sonra mağdurenin yeniden sanığı arayarak borç istediği, sanığın buluşma teklif ettiği, birlikte sanığın evine gittikleri ve burada ve birkaç kez cinsel ilişkiye girdikleri, mağdurenin bu son ilişkilerin bıçak zoruyla ve kendisini bağlayarak gerçekleştiğini iddia ettiği; mağdure Yeşim'inde sanığın zorla cinsel saldırıda bulunduğunu ve tehdit ettiğini iddia etmişse de;

    Sanığın, aksi kanıtlanmayan savunması ve tüm dosya kapsamına göre; mağdure ... ile sanık arasında bir süredir devam eden arkadaşlık ve cinsel ilişki bulunması, sanığın şikayete konu olayda evin kapısını kilitlememesi, mağdurenin istediği zaman evden ayrılma imkanı var iken en azından sanığın uyuduğu sırada kaçma imkanı var iken böyle bir girişiminin bulunmaması, sabahleyin başının ağrıdığını söylemesi üzerine sanığın kapıyı kilitlemeden ilaç almak üzere eczaneye gitmiş olması, bu hususların bizzat mağdurenin beyanları ile de doğrulanması, mağdurenin boyun, gögüs ve vücudundaki küçük yaralanmaların sert cinsel ilişki ile de meydana gelmiş olabileceği, kaldı ki mağdurenin olay akşamı eve geldikten sonra para

    istemesi üzerine sanığın vermeyeceğini beyan ettiği ve bunun üzerine mağdurenin kendisini etrafa çarparak zarar vermesi üzerine sanığın zarar vermeyi engelleyici şekilde mağdureyi bir süre bağladığını ve sakinleşince çözdüğünü kabul etmesi, çözdükten sonra mağdurenin saatlerce kaçma imkanı bulunmasına rağmen bu yönde herhangi bir girişiminin olmaması, mağdurenin iddiasının aksine kesilen kıyafetlerinin ele geçirilememesi;

    Mağdure ...'in sanıkla arkadaşlığını kabul etmesi, cinsel saldırı iddiasının arkasından herhangi bir şikayetinin ve başvurusunun bulunmaması, sanığın...'e çektiği mesajları...'in kendisinden telefon istemesi üzerine gönderdiği yönündeki savunması bu ve diğer savunmaları doğrular şekildeki mağdure ... beyanları;

    Birlikte değerlendirildiğinde sanığın her iki mağdure ile arkadaş olduğu ve rıza en cinsel ilişkiye girdikleri, mağdurelerin iddialarını destekleyen sanığın cezalandırılmasını gerektirir güç ve nitelikli delil bulunmadığı ve sanığın savunmasına itibar edilmesi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, sanık hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinin esastan bozulmasına karar verilmesi gerekirken, bir kısım mahkumiyetlerin onanması, subut kabul edilerek mağdure ...'ye yönelik nitelikli cinsel saldırı suçundan hüküm kurulurken kanun maddelerinin yanlış sırayla tatbik edilmiş olması gerekçesiyle bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/3606 Karar : 2018/5093
    Tarih : 11.09.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    lk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Kolluk tarafından düzenlenen CD izleme tutanağına, kovuşturma aşamasında CD çözümü ile ilgili aldırılan bilirkişi raporuna, incelenen olay yeri güvenlik kamera görüntü kaydına göre, olay günü katılanın apartmandan içeri girdiği sırada sanığın, elini katılanın kıyafetinin içine sokarak vücut dokunulmazlığını ihlal etmesi şeklindeki eyleminin ani ve kesintili şekilde gerçekleşip, süreklilik arz etmemesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığı gözetilerek, ilk derece mahkemesince 5237 sayılı TCK'nın 102/1-c.2. maddesine göre cezalandırılması yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek aynı Kanunun 102/1-c.1. maddesi ile uygulama yapılması karşısında hükmün bozulması gerekirken, yazılı şekilde anılan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi,

    Kanuna aykırı, sanık ve müdafii ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 17.01.2018 gün ve 2018/5 Esas, 2018/8 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, 11.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/4326 Karar : 2018/4476
    Tarih : 20.06.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    5271 sayılı ...nın 218/2. maddesindeki “Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde, mahkeme ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir” şeklindeki düzenlemeye göre, sanığa atılı suçun unsurlarına etkisi bakımından, suç tarihinde on sekiz yaşından büyük olduğu kabul edilen mağdurenin doğum tutanağı da getirtilerek nüfus kaydında yaş tashihine engel bir hal bulunup bulunmadığı araştırılıp, engel hal yoksa anılan madde uyarınca yaş tashihine karar verilip bu husus gerekçeli kararda da gösterildikten sonra buna göre suç vasfının tayini gerekirken, 10.04.2013 tarihli sağlık kurulu raporuna dayanılarak mağdurenin on sekiz yaşından büyük olduğunun kabulü ile yaş tashihi yapılmadan sanığın hukuki durumunun tespiti suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Sanığın TCK'nın 102/1. maddesine uyan basit cinsel saldırı suçunu işlediği kabul edilerek şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verildiği halde hüküm ve gerekçede eylemin "15 yaşını bitirmiş mağdura karşı cinsel istismar suçunu oluşturduğundan" söz edilerek kararda çelişki oluşturulması,

    Kanuna aykırı, katılan mağdure vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/3575 Karar : 2018/4264
    Tarih : 6.06.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Sanığın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu cinsel amaçla işlemesi nedeniyle cezasında arttırım yapılırken uygulama maddesinin 5237 sayılı TCK'nın 109/5 yerine 102/5 olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiş, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 102/2, 102/3-d, 102/5. maddeleri uyarınca tayin edilen 10 yıl 7 ay hapis cezası aynı Kanunun 62. maddesi ile 1/6 oranında indirildiğinde 8 yıl 9 ay 25 gün yerine 8 yıl 5 ay 25 gün hapis cezasına hükmedilmesi suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış ve hükümlerden sonra 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesi ile ilgili olarak 24.11.2015 tarihli, 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.

    Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin eleştiriler dışında unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, O Yer Cumhuriyet Savcısı ile sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 06.06.2018 tarihinde üye ...'in yağma suçuna ilişkin karşı oyuyla oy çokluğu ile diğer suçlardan oybirliğiyle karar verildi.

    KARŞI OY

    Sayın Yüksek özel daire çoğunluğu ile kısmi uyuşmazlığımız,

    Boşanma aşamasında olan karı koca mağdure ve sanığın olay günü konuşmak için bir avukat bürosunda bir araya geldikleri, daha sonra anlaşamamaları üzerine bürodan beraberce ayrıldıkları, daha sonra sanığın müştekiyi zorla motorsikletine bindirerek Kırıkhan İlçesine götürmek için yola çıktığı, bir süre sonrada yoldan çıkararak aracını durdurup, mağdureye nitelikli saldırıda bulunduğu, daha sonra babasına ait eve götürerek burada alıkoyduğu ve cep telefonuyla başkalarına haber vermesine engellemek maksadıyla cep telefonunu, mağdurenin ve müşterek çocuklarının kimliklerini aldığı daha sonrada mağdureyi bıraktığı şeklindeki olayda, sanığın mağduredeki cep telefonunu, mağdurenin ve müşterek çocuklarının kimlik kartlarını almasının yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususundadır.

    Yağma suçunun basit şekli olan 5237 sayılı TCK'nın 148/1. maddesinde "Bir başkasını, kendisinin ve yakının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması" biçiminde tanımlanmıştır. Buna göre kişinin veya yakının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı yada malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına, karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur.

    Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan "zor yoluyla hırsızlık," bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Nitekim TCK'nın 148. maddenin gerekçesinde de "Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da taşınır malın alınması ile ilgili olarak zilyedin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanarak ortadan kaldırılması gereklidir." açıklaması yapılmış, gerekçede yağma suçu ile hırsızlık suçunun ortak yönleri ile aralarındaki farklara değinilmiş, böylece dolaylı olarak yağma suçunda da hırsızlık suçunda olduğu gibi faydalanma amacıyla hareket edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

    765 sayılı TCK'da "gasp" olarak adlandırılan yağma, esasında cebir veya tehdit kullanmak suretiyle yapılan hırsızlıktan ibarettir. Hırsızlık ve yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup, ayrıldıkları tek nokta, ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir ve tehdit kullanılmasıdır.

    Yağma suçu, vücut dokunulmazlığı, kişi özgürlüğü, mülkiyet ve zilyetlik gibi hukuksal değerleri koruyan bir suç tipidir.

    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olay değerlendirildiğinde,

    Eşi olan mağdureyi alıkoyan ve boşanmak istemeyen sanığın, eşine ve müşterek çocuklarına ait kimlik kartları ile kayıtlı fotoğraflara bakmak amacıyla eşinde bulunan cep telefonunu alması şeklindeki eyleminde, yağma suçunun oluşabilmesi için başkasının zilyetliğinde bulunan malın faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanılması suretiyle alınması gerektiğinden, sanığın faydalanmak amacıyla eşine ait kimlik ve cep telefonu ile kızına ait kimlik kartını aldığı sabit olmadığından, üzerine atılı yağma suçunun oluşmadığının kabulü gerekir. (CGK. 18.11.2014, 810-501 E.K)Bu itibarla sanık hakkında yağma suçundan verilen mahkumiyet kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle Yüksek özel daire sayın çoğunluğunun kararına bu suç yönünden muhalifim.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/9473 Karar : 2018/3650
    Tarih : 14.05.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince verilen hükümlerin O Yer Cumhuriyet Savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi ve sanık müdafiince incelemenin duruşmalı yapılmasının talep edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğnameyle Daireye gönderilmekle, belirlenen tarihte gerçekleştirilen duruşmaya sanık müdafiin katılmadığı anlaşılmakla incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunla getirilen düzenlemeler de gözetilerek gereği düşünüldü:

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Dosya kapsamına göre; sanığın, mağdure ...’e yönelik cinsel istismar eylemi sırasında mağdurenin “abi bana dokunma, ben kızım,... abla dul, onunla birlikte ol” şeklindeki sözlerinden sonra birlikte odasına gittikleri...’nin de “...’i evden gönderirsen seninle ilişkiye girerim” şeklindeki beyanı üzerine sanığın, ...’i tanık ...'le birlikte evden gönderdiği anlaşıldığından, mevcut haliyle olayda sanığın nitelikli cinsel istismar eylemine yönelik hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkanı bulunduğu halde ciddi bir engel neden olmaksızın eylemine kendiliğinden son vermesi nedeniyle hakkında ...’e yönelik 5237 sayılı TCK'nın 36. maddesinde yer alan gönüllü vazgeçme hükümleri nazara alındığında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüsten ceza verilemeyeceği, ancak o ana kadar gerçekleşen eylemlerin aynı Kanunun 103/1. maddesinde düzenlenen çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu dikkate alınarak bu suçtan mahkumiyeti yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Sanığın, suç tarihinde on sekiz yaşını tamamlamayan mağdure ...'e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolayı TCK'nın 109/2, 3-f, 5. maddeleri gereğince mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, 109/3-f maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi,Sanığın, mağdure ...’e yönelik çocuğun cinsel istismarı eylemi öncesinde...’nin bulunduğu odanın kapısını kilitleme ve daha sonra ... evden ayrıldıktan sonra... ile odada bulundukları sırada içeriden kapıyı kilitleme eylemlerinde cebir, tehdit ya da hile kullanıldığına dair mevcut bir anlatım ya da başkaca delil bulunmadığı,... ile oda içerinde bulundukları sırada cebir kullanma eylemlerinin ise cinsel saldırı suçunun zor unsurunu oluşturduğu gözetilmeden, hakkında...’ye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolayı temel cezanın TCK'nın 109/1 yerine 109/2. maddesi uyarınca belirlenmesi suretiyle fazla tayini,

    Suç tarihinde on sekiz yaşından büyük mağdure...'ye yönelik nitelikli cinsel saldırı suçuna ilişkin olarak TCK'nın 102/2. maddesi uyarınca temel ceza belirlendikten sonra mağdurenin ruh sağlığının bozulması nedeniyle aynı Kanunun 102/5. maddesinin tatbiki gerekirken yazılı şekilde TCK'nın 103/6. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,

    Kanuna aykırı, sanık müdafii ile O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2018/2039 Karar : 2018/3166
    Tarih : 25.04.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle, 28.06.2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler de gözetilip dosya incelenerek gereği düşünüldü:

    Yapılan yargılamaya,toplanıp karar yerinde gösterilen delillere,mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    5237 sayılı TCK'nın 102/1. maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikayete tabi olduğu ve kovuşturma evresinde sanıktan şikayetçi olarak davaya katılan ...'ın mahkemece kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesinin ardından inceleme safhasında vekili aracılığıyla dosyaya gönderdiği 12.04.2018 havale tarihli dilekçe ile mevcut şikayetinden vazgeçtiği anlaşıldığından, sanıktan vazgeçmeyi kabul edip etmediği de sorularak neticesine göre 5237 sayılı TCK'nın 73 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi lüzumu,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/1764 Karar : 2018/3016
    Tarih : 19.04.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince bozma verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi.

    Hükmedilen ceza miktarları nazara alındığında sanıklar Hasip ile İlhami müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    5237 sayılı TCK'nın 102/2, 102/3. maddeleri uyarınca verilen ceza 10 yıla ulaşsa veya geçse dahi, suçun sonucunda ruh sağlığının bozulmasından dolayı neticenin ağırlığına göre tayin edilen cezanın, aynı Kanunun 49/1 ve 102/5. maddeleri gereğince yirmi yıla kadar arttırılmasının olanaklı bulunduğu nazara alınarak, hakkaniyet gereği belirlenen cezada uygun bir miktar daha arttırım yapılması yerine 102/5. maddenin uygulama dışı bırakılması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

    Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin eleştiri dışında unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatları yapılmış bulunduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 19.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/10303 Karar : 2017/98
    Tarih : 12.01.2017

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi.

    Hükmedilen ceza miktarları nazara alındığında sanık müdafiin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK`nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

    Sanık hakkında konut dokunulmazlığının ihlali suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

    5237 sayılı TCK'nın 53. maddesi ile ilgili olarak 24.11.2015 tarihli, 29542 sayılı Resmî Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamıyla verilen iptal kararının infaz aşamasında nazara alınması mümkün görülmüştür.
    Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanık müdafiin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,

    Sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;

    Mağdurenin aşamalardaki beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, sanığın nitelikli cinsel saldırı kastını ortaya koyacak bir eylem veya sözde bulunmaması karşısında, mevcut haliyle eylemin basit cinsel saldırı suçunu oluşturduğu anlaşıldığında, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda yapılan değişiklikte nazara alınıp belirlenecek lehe kanuna göre sanığın basit cinsel saldırı suçundan mahkumiyetine karar verilmesi yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

    Uygulamaya göre de;

    Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda failin bu ağır neticeden sorumluluğu kabul edildiğinden, bu suçların teşebbüse elverişli bulunmadığı gözetilmeden, TCK`nın 35. maddesinin aynı Kanunun 61/5. maddesindeki sıraya uygun olarak, 102/2. madde ile tayin edilen ceza üzerinden uygulanıp daha sonra 102/5. madde ile sonuç cezanın belirlenmesi yerine yazılı şekilde 102/5. madde ile verilen cezadan teşebbüs nedeniyle indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini,

    Hükümden sonra 24.11.2015 günlü, 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK`nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan husus nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

    Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, ceza miktarı itibariyle kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK`nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/8038 Karar : 2018/1997
    Tarih : 19.03.2018

    • TCK 102. Madde

    • Cinsel Saldırı Suçu

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm ile temyiz isteminin reddine dair Ek kararın sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi ve sanık müdafiince incelemenin duruşmalı yapılmasının talep edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, belirlenen tarihte sanık müdafiin yerinde görülen talebine istinaden duruşmalı yapılan incelemede gereği düşünüldü:

    Katılan Bakanlık hukuk müşavirinin Ek karara yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;

    Gerekçesi gösterilmek suretiyle temyiz isteminin reddine dair verilen Ek karar usul ve kanuna uygun olduğundan, katılan Bakanlık hukuk müşavirinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle Ek kararın ONANMASINA,

    Sanık müdafiin nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, ilk derece mahkemesinin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdiri ile anılan hükme ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin kararı nazara alındığında yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    Sanık hakkında TCK'nın 102/2. maddesi uyarınca belirlenen 15 yıl hapis cezası üzerinden aynı Kanunun 62/1. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapıldığında 12 yıl 6 ay yerine 13 yıl 4 ay hapis cezasına hükmedilmesi suretiyle fazla ceza tayini,

    Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları ile duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması bu itibarla yerinde görüldüğünden, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 03.04.2017 gün ve 2017/508 Esas, 2017/549 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 303. maddesinin verdiği yetki uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 23.11.2016 gün ve 2016/22 Esas, 2016/68 sayılı Kararında yer alan TCK'nın 62. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün çıkartılarak yerine “.. verilen cezanın 5237 sayılı TCK'nın 62/1. maddesi gereğince 1/6 oranında indirilerek sanığın neticeten 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan ilk derece mahkemesi hükmünün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.