İnfaz Kanunu Madde 99



  • Birden Fazla Hükümdeki Cezaların Toplanması

    İnfaz Kanunu Madde 99

    (1) Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir.




  • İnfaz Kanunu Madde 99 Gerekçesi

    Madde, birden fazla kesinleşmiş hükümlere ait cezaların ne suretle toplanacağını göstermektedir.

    Bir kimse hakkında birden fazla hüküm verilmiş ve mahkemece cezaların toplanmasına ilişkin hükümler uygulanmamış olursa, infaz için cezaların toplanması gerekeceğinden, mahkemeye başvurmak gerekecektir. Bu başvuruyu, Cumhuriyet savcısı veya sanık yapabilecektir.



  • İnfaz Kanunu 99. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/2345 Karar : 2018/183
    Tarih : 23.01.2018

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçlarından hükümlü ...`ın, Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/07/2012 tarihli ve 2012/1256 değişik iş sayılı içtima kararı ile toplanan 9 yıl 14 ay 15 gün hapis cezasının infazı sırasında,
    adı geçen hükümlünün denetimli serbestlik hükümlerinden yararlanma talebinin reddine ilişkin Şanlıurfa İnfaz Hakimliğinin 26/01/2017 tarihli ve 2017/196 esas, 2017/183 sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına dair mercii
    Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/02/2017 tarihli ve 2017/137 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;

    Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/02/2017 tarihli ve 2017/137 değişik iş sayılı kararının bozulması hâlinde, işbu karara istinaden verilen

    Şanlıurfa İnfaz Hakimliğinin 13/02/2017 tarihli ve 2017/196 esas, 2017/183 sayılı ek kararın infaz kabiliyeti bulunmadığı değerlendirilerek yapılan incelemede;

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 99. maddesinde
    “ Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107`nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir.” şeklindeki düzenlemeye nazaran

    hükümlünün içtima kararına dahil cezalarının ayrı ayrı bağımsızlıklarını korudukları,
    671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32. maddesi ile 5275 sayılı Kanuna eklenen geçici 6. maddesinde;
    " 01/07/2016 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104, 105), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/04/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere, bu Kanunun;
    a) 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıl”lık süre “iki yıl”,
    b) 107’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “üçte iki”lik oran “yarısı”,
    olarak uygulanır.” şeklinde düzenleme getirildiği,

    hükümlü hakkındaki Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/07/2012 tarihli içtima kararına konu mahkumiyetlerden birinin, 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32. maddesinde kapsam dışı bırakılan nitelikli cinsel saldırı suçu olduğu cihetle,
    hükümlünün işbu mahkumiyete konu cezasının infazında şartla tahliye tarihinin 2/3 oranı üzerinden hesaplanacağı ve şartla tahliye tarihine 1 yıl kala denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilebileceği,
    aksi düşünce ve uygulamanın kabulü halinde;
    yalnızca nitelikli cinsel saldırı suçu gibi 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamı dışında bırakılan bir suç işleyen hükümlünün şartla tahliye tarihinin 2/3 oranı üzerinden hesaplanarak şartla tahliye tarihine 1 yıl kala denetimli serbestlik hükümlerinden istifade edebilecekken,
    kapsam dışı olan suçun yanında 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında başka suçlar işleyen hükümlünün ise sırf bu suçlardan aldığı cezaların içtima ettirilmesi nedeniyle şartla tahliyesine 2 yıl kala denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak tahliye edilmesi gibi bir sonuca yol açacağı,
    bunun da kanun koyucunun açık iradesine, eşitlik prensibine ve ceza adalet sistemine aykırı düşeceği cihetle,

    nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkumiyeti bulunan hükümlü hakkında 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 32. maddesi ile 5275 sayılı Kanuna eklenen geçici 6. madde uyarınca denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz kararı verilemeyeceği gözetilmeden, itirazın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 26/09/2017 gün ve 94660652-105-63-4310-2017-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/02/2017 tarihli ve 2017/137 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK`nun 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23/01/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/1460 Karar : 2017/5180
    Tarih : 1.06.2017

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre,

    1-Şikayetçi vekilinin, İİK'nın 333/a maddesinden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Sanığın üzerine atılı “ticari işletme yöneticisinin alacaklıları zarara sokmak kastı ile borcu ödememesi” suçunun takibi şikayete bağlı olup, bu suçta suç tarihinin, icra takibinin kesinleştiği 02.02.2010 tarihi olduğu anlaşılmakla, şikayetçi vekilinin İİK'nın 347. maddesinde düzenlenen süreler geçtikten sonra 18.03.2011 tarihinde şikayette bulunması nedeniyle sonuç itibariyle doğru olan şikayet hakkının düşürülmesi kararına yönelik şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,

    2-Taraf vekillerinin İİK'nın 331. maddesinden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

    a)Ticaret sicil kayıtlarına göre, suç tarihinde borçlu şirketin münferiden sanık ... ve ... ... tarafından temsil edildiği ve taşınmazın da sanık dışındaki diğer yetkili ... ... tarafından satıldığının anlaşılması karşısında, şikayete konu olan taşınmazın devri konusunda bir ortaklar kurulu kararı bulunup bulunmadığının tespiti için bu husustaki şirket kayıtlarının getirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik kovuşturma ile yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

    b)Aynı alacaklı tarafından, farklı icra takip dosyası nedeniyle ve aynı suçla ilgili olarak Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesi’nin 2010/1750 esas- 2014/764 karar sayılı dosyası ile de şikayette bulunulduğu anlaşılmakla, dosyaların birleştirilerek sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin uygulanması gerekip gerekmeyeceğinin tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    Kabule göre de,

    1)02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresinin çıkarılması nedeniyle özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin aynı Kanun'un 331/1. maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaşma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaşmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik CMK'nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,

    2)5237 sayılı Türk Ceza Kanununda "cezaların toplanması" kuralına yer verilmediği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99. maddesi uyarınca hükmolunan her bir cezanın ayrı ayrı bağımsızlıklarını koruduğu, cezaların infaz aşamasında toplanması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında hükmolunan cezaların içtimaına da karar verilmesi,

    Kanuna aykırı ve şikayetçi vekili ile sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 01.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/2973 Karar : 2017/1720
    Tarih : 15.05.2017

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Hükümlü ... hakkında; 765 sayılı TCK.nun 450/9, 55/1, 59, 33 ve 414/2, 418/2, 55/3, 59, 33. maddeleri gereğince kurulup kesinleşen hükümlerden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun 7/2 ve 5252 sayılı TCK.nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesi gereğince yeniden duruşma açılarak yapılan uyarlama yargılaması sonucunda verilen uyarlama isteminin kabulüne dair hükümlerde düzeltme nedeni dışında isabetsizlik görülmediğinden, hükümlü müdafiinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, mahkemece yapılan uyarlama yargılamasında 5237 sayılı TCK.nun daha lehe olduğu gerekçesiyle yeniden hükümlerin kurulduğu, ancak 765 sayılı TCK.na göre içtima kararı verildiği, 5237 sayılı TCK'da içtima hükümlerinin düzenlenmediği, kesinleşen cezaların 5275 sayılı Kanunun 99. maddesi uyarınca toplanması gerektiğinden bu aşamada verilen cezaların içtima kararının verilmesi kanuna aykırı ise de bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm fıkrasının mahsus bölümünde yer alan "Sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların 765 sayılı TCK.nun 71. maddesi gereğince içtima edilerek sanığın neticeten 22 YIL 11 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA," kısmının çıkarılmasına karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEN hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak ONANMASINA, 15/05/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/1117 Karar : 2017/1259
    Tarih : 30.03.2017

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Hırsızlık ve muhtelif suçlardan, ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/02/2016 tarihli ve 2016/32 Değişik İş sayılı içtima kararıyla, 10 yıl 53 ay 50 gün hapis cezasına hükümlü ...’ın mahsup talepli dilekçesi hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve evrakın ... Çocuk Mahkemesine gönderilmesine dair ... 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12/05/2016 tarihli ve 2016/111 Değişik İş sayılı kararı üzerine, ... Çocuk Mahkemesince verilen 18/05/2016 tarihli ve 2016/85 Değişik İş sayılı karşı görevsizlik kararı üzerine, ... Çocuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına dair ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/05/2016 tarihli ve 2016/363 Değişik İş sayılı kararının;

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Birden fazla hükümdeki cezaların toplanması” başlıklı 99. maddesinde yer alan “Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir.” şeklindeki düzenleme karşısında, hükümlü hakkındaki cezaların ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/02/2016 tarihli ve 2016/32 Değişik İş sayılı içtima kararı gereği birlikte infazının gerektiği ve infaz edilen kararın artık içtima kararını veren mahkeme kararı olduğundan, hükümlü tarafından yapılan mahsup talebi üzerine değerlendirme yapılırken, ilgili mahkemeden infaza ilişkin bilgileri isteyerek içtima kararını veren mahkeme olan ... 4. Asliye Ceza Mahkemesince bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 14/02/2017 gün ve 94660652-105-20-12754-2016-Kyb sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 98/1. maddesi uyarınca, mahsup işlemini mahkumiyet kararını veren mahkemenin yapması gerektiği anlaşıldığından, ... 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/05/2016 tarihli ve 2016/363 Değişik İş sayılı Kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 30/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2014/17195 Karar : 2017/839
    Tarih : 24.01.2017

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Tamir işiyle uğraşan sanığın katılanın teknesinin dümenini krom kaplaması konusunda 250 TL'ye anlaştıkları, sanığın kaplama yapmak üzere aldığı dümeni iade etmeyerek uhdesine geçirdiği olayda; sanık ile katılanın arasında bir hizmet ilişkisini bulunduğu gözardı edilerek vasıfta hataya düşülmek sureti ile Asliye Ceza Mahkemesinin görevine giren hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanmak suçu yerine basit güveni kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,

    Kabule göre de;

    5237 sayılı TCK'da cezaların içtimasına ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99. maddesinin "hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar" hükmünü içerdiği gözetilmeden, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan dönüştürülen adli para cezası ile doğrudan hükmedilen adli para cezasının toplanmasına karar verilmesi,

    Kanuna aykırı olup, sanığın sübuta dair temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 24.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/18844 Karar : 2017/144
    Tarih : 11.01.2017

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    4733 sayılı ... ve ... ... Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarından ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/02/2012 tarihli ve 2010/107 esas, 2012/140 sayılı; 19/04/2012 tarihli ve 2012/39-655 sayılı; 19/04/2012 tarihli ve 2012/44-654 sayılı kararları kapsamında 3 ayrı 1 yıl 8 ay hapis cezasına hükümlü ...’ın, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/02/2012 tarihli ve 2010/107 esas, 2012/140 sayılı ilamı kapsamında verilen cezasının konutta infaz edilmesi talebinin kabulüne dair anılan Mahkemenin 31/12/2014 tarihli ve 2010/107 esas, 2012/140 sayılı ek kararına yönelik itirazın, hükümlüye verilen toplu cezanın 3 yıldan fazla hapis cezası olduğu gerekçesiyle kabulü ile anılan ek kararın kaldırılmasına ilişkin ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/06/2015 tarihli ve 2015/485 değişik iş sayılı kararı ile hükümlünün, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/04/2012 tarihli ve 2012/39-655 sayılı ilamı kapsamında verilen cezasının konutta infaz edilmesi talebinin kabulüne dair anılan Mahkemenin 31/12/2014 tarihli ve 2012/39-655 sayılı ek karanna yönelik itirazın, hükümlüye verilen toplu cezanın 3 yıldan fazla hapis cezası olduğu gerekçesiyle kabulü ile anılan ek karann kaldırılmasına ilişkin ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/06/2015 tarihli ve 2015/484 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek ... Bakanlığından verilen 01/11/2016 günlü kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/11/2016 gün ve KYB. 2016/388962 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

    Mezkür ihbarnamede;

    Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 03/06/2014 tarihli ve 2014/7592 esas, 2014/13644 sayılı ilamında belirtildiği üzere, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99/1. maddesine göre, “Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar.” ve aynı Kanun’un 110/2-c. maddesindeki “Yetmişbeş yaşım bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemelerine göre, kayden 1930 doğumlu ve yetmişbeş yaşını bitirmiş olan hükümlünün birbirinden bağımsız olan üç yıl veya daha az süreli hapis cezalarının konutunda çektirilmesine karar verilebileceği ve düzenlemelerin hükümlü lehine olduğu gözetilmeksizin itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

    Dosya incelendi, gereği düşünüldü;

    5275 Sayılı Kanun'un 99/1. maddesine göre bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar, ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler var ise, 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden toplama kararı istenebilir.

    5275 Sayılı Kanun'un 110/2-c maddesine göre, yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir.

    5275 Sayılı Kanun'un 99. maddesindeki toplama, cezaların içtiması değil, sadece koşullu salıvermeye ilişkin sürelerin hesaplanması ve denetim sürelerin uygulanmasındaki karışıklığın giderilmesine yöneliktir.

    Cezaların içtimasına yönelik açık bir hüküm bulunmadığından, 5275 Sayılı Kanun'un 99. maddesindeki toplama hükümlü aleyhine yorum yoluyla genişletilemez.

    Bu nedenle 75 yaşını bitirmiş hükümlünün birbirinden bağımsız her bir hapis cezasının ayrı ayrı konutunda çektirilmesine karar verilmesine yasal engel bulunmadığından, yazılı şekilde itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş olmakla,

    Kanun yararına bozma talebine atfen düzenlenmiş olan tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/06/2015 tarih ve 2015/484 D.İş ve 23/06/2015 tarih, 2015/485 D.İş sayılı kararlarının CMK'nun 309. Maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE 11/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/4871 Karar : 2015/7452
    Tarih : 1.12.2015

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    1-Sanık Recep hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün yapılan incelemesinde;

    Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, Ancak;

    5237 Sayılı Türk Ceza Kanun'unda cezaların içtimaına ilişkin bir hüküm bulunmayıp 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesindeki, hükmolunan her bir cezanın diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı koruyacaklarına dair hükme aykırı olarak sanığa tayin olunan cezaların içtimaına karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık Recep müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun`un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından cezaların içtimaına ilişkin 6. fıkrasının hükümden çıkartılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ( DÜZELTİLEREK ONANMASINA ),

    2- Sanık Bekir hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün yapılan incelemesinde;

    Sanık Bekir'in diğer sanık Recep`in kardeşi olması ve para havale edilen hesabın adına kayıtlı olması dışında sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz, oluşa uygun olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

    Kabule göre de ;

    TCK`da hapisten çevrilen adli para cezaları ile doğrudan verilen adli para cezalarının içtima kurumunun bulunmaması ve infazının farklı usullere tabi olduğu gözetilmeden, sanık Bekir hakkında tayin edilen para cezalarının toplanılmasına karar verilmesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık Bekir ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK`nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), 01.12.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/537 Karar : 2015/41146
    Tarih : 4.06.2015

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Muhtelif suçlardan almış olduğu cezalarının, 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/07/2014 tarihli ve 2014/846 değişik iş sayılı kararıyla toplanması sonucu 8 yıl 6 ay hapis cezasına hükümlü M.Ü`ün cezasının infazı sırasında,
    hükümlünün açığa ayrılma talebinin reddine ilişkin Ceza Mahkemesinin 24/10/2014 tarihli ve 2014/283 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair;
    2.Ağır Ceza Mahkemesinin 09/11/2014 tarihli ve 2014/1753 değişik iş sayılı kararına karşı;

    Adalet Bakanlığının 16/01/2015 gün ve 2014-1474/3686 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27/01/2015 gün ve KYB/2015/22697 sayılı ihbar yazısı ile infaz dosyası 25/02/2015 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:

    Anılan Yazıda;
    " Hükümlü hakkında İnfaz Hakimliğinin 2012/84 Esas -2012/81 Karar sayılı ilamı ile kapalı ceza infaz kurumuna iade edilmesinden sonra hükümlünün işlemiş olduğu başka suçlardan dolayı kesinleşerek gelen ilamların 5275 Cezaların İnfazı Hakkında Kanun`un 107. maddesi kapsamında yapılan içtiması sonucu elde edilen toplam 8 yıl 6 ay hapis cezasına ilişkin, Açık Ceza infaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6/1-a ve 6/2-a maddelerinde belirtilen yasal sürelerin dolmuş olması ve

    5275 sayılı Kanun`un 99. maddesinde,
    "Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar.
    Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir." şeklindeki yasal düzenleme ile;

    5275 sayılı Kanun`un 107. maddesinde yer alan cezaların içtimai müessesesinin şartlı tahliye süresinin hesaplanmasına yönelik olması, kapalı infaz kurumuna iade kararının bu kararın verildiği ilam dışındaki 5275 sayılı Yasanın 107. maddesi gereğince şartlı tahliye süresinin hesaplanmasına yönelik içtima edilecek diğer ilamlar açısından açığa ayrılma yönetmeliği kapsamında "açığa ayrılmaya engel bir durum" teşkil edeceğine dair hükümlü aleyhine değerlendirme yapmayı gerektirir yasal bir düzenlemenin bulunmadığı gözetilmeden,
    itirazın kabul edilmesi yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması " Dairemizden istenilmiştir.

    Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden,

    Kabulü ile, 2 . Ağır Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 09/11/2014 tarih ve 2014/1753 Değişik İş karar sayılı ilamın, 5271 sayılı CMK`nın 309/4-a maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına, oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/2550 Karar : 2015/1539
    Tarih : 14.05.2015

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Muhtelif suçlardan hükümlü ...’ın cezalarının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 99. maddesi uyarınca 62 yıl 24 ay olarak toplanmasına ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi uyarınca, infazın 36 yıl hapis cezası olarak yapılmasına dair Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2013 tarihli ve 2013/742 değişik iş sayılı kararını müteakip,Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/11/2013 tarihli müddetnameye yönelik itirazın kabulüne müddetnamedeki infaz oranının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun gereğince, 1/2 ayda 6 gün olarak düzenlenmesine ve infazının bu şekilde devam olunmasına ilişkin aynı Mahkemenin 12/02/2014 tarihli ve 2003/64 esas, 2008/210 sayılı ek kararma yönelik itirazın reddine dair İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/06/2014 tarihli ve 2014/132 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığının 22.01.2015 gün ve 5252 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.02.2015 gün ve KYB. 2015/34339 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

    Anılan ihbarnamede;

    Dosya kapsamına göre;

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2013 tarihli ve 2013/742 değişik iş sayılı kararında aynı Mahkemenin 26/09/2008 tarihli ve 2003/64 esas, 2008/210 sayılı ve 28/10/2011 tarihli ve 2010/171 esas, 2011/164 sayılı ilâmlarına ilişkin cezalar ile Ağır Ceza Mahkemesinin 07/01/2008 tarihli 2008/268 esas, 2008/344 sayılı ilâmına ilişkin cezaların toplandığı ve cezalarının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı Hakkında Kanun’un 99. maddesi uyarınca 62 yıl 24 ay olarak toplanmasına ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi uyarınca, infazının 36 yıl hapis cezası olarak yapılmasına karar verildiği; Ağır Ceza Mahkemesinin 12/02/2014 tarihli ve 2003/64 esas, 2008/210 sayılı ek kararında hükümlünün örgüt kapsamında olan cezalarının 12 yıl 6 ay olduğundan bahisle müddetnamedeki infaz oranının 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun gereğince, 1/2 ayda 6 gün olarak düzenlenmesine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmakta ise de; İnfaza ilişkin uygulamaların kazanılmış hak oluşturmadığı ve içtimaya ilişkin uygulamalarda lehe oluşan hatalar, kazanılmış hakka konu olmadığından anılan karara yönelik itirazın reddine ilişkinAğır Ceza Mahkemesinin 09/06/2014 tarihli ve 2014/132 değişik iş sayılı kararına yönelik yapılan incelemede,

    1- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17/04/2007 tarihli ve 2007/1-32 esas, 2007/97 sayılı ilâmındaki, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesindeki toplama işleminin koşullu salıverilme süresinin hesaplanması amacına matuf ve matematiksel basit bir toplama işleminden ibaret bulunduğu, norm ile hâkime herhangi bir şekilde takdir ve değerlendirme yetkisinin tanınmadığı, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, her suç yönünden ayrı ayrı yapılan değerlendirme sonucu, her suçla ilgili lehe yasa belirlendikten ve buna göre her suçun nihai cezası saptandıktan sonra, cezaların içtimaına 765 sayılı TCY`nın 68 ila 77. maddelerindeki ilkelere göre karar verileceği ve bu uygulamada lehteki yasanın 5237 sayılı Yasa olmasının sonuca etkisi bulunmayacaktır, şeklindeki içtihadı ışığında,

    Cezaların toplanmasının bir infaz kurumu ve işlemi olduğu, toplamaya dahil olan suçların hukuken bağımsızlıklarını korudukları, 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlarda lehe Kanun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu olsa dahi cezaların toplanmasına 765 sayılı Türk Ceza Kanunun`un 68 ila 76. maddeleri gereğince karar verilmesi gerektiğinden; 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 77/1-2. maddesine göre, aynı neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların birleştirilmesi halinde tatbik edilecek cezanın ağır hapiste 36, hapiste 25, sürgünde 15, hafif hapiste 10 seneyi geçemeyeceği, başka neviden şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların mecmuunun otuz seneyi geçemeyeceği, bu haddi aşan ceza miktarının sırası ile sürgün, hafif hapis, hapis ve ağır hapisten tenzil edileceği hükmünün düzenlendiği, Mülga Çıkar Amaçlı 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasında ise “Doğrudan veya dolaylı biçimde bir kurumun, kuruluşun veya teşebbüsün yönetim ve denetimini ele geçirmek, kamu hizmetlerinde, basın ve yayın kuruluşları üzerinde, ihale, imtiyaz ve ruhsat işlemlerinde nüfuz ve denetim elde etmek, ekonomik faaliyetlerde kartel ve tröst yaratmak, madde ve eşyanın azalmasını ve darlığını, fiyatların düşmesini veya artmasını temin etmek, kendilerine veya başkalarına haksız çıkar sağlamak, seçimlerde oy elde etmek veya seçimleri engellemek maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak suretiyle yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak suç işlemek için örgüt kuranlara veya örgütü yönetenlere veya örgüt adına faaliyette bulunanlara veya bilerek hizmet yüklenenlere sadece bu nedenle üç yıldan altı yıla kadar; örgüte üye olanlara iki yıldan dört yıla kadar ağır hapis cezası verilir” ve 6. fıkrasında “Örgüt mensuplarınca veya örgüt adına örgüt üyesi olmayanlar tarafından birinci fıkrada gösterilen amaçları gerçekleştirmek üzere işlenen suçların ve 01/03/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 296 ncı maddesinde öngörülen cürmün cezaları üçte birden yarıya kadar artırılır”, hükümlerinin düzenlendiği, keza 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107/4-d. maddesinin, “Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler ancak bu süreler bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört yıldır”, hükmünü içerdiği; anılan Yasal düzenlemeler nazara alındığında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/11/2013 tarihli ve 2013/742 değişik iş sayılı kararında hükümlünün koşullu salıverilmesine yönelik 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 77. maddesi uygulanmak sureti ile 36 yıl hapis cezası olarak cezaların toplanmasına karar verildiği ve müddetnamenin de sözkonusu karar gereği 36 yıl üzerinden düzenlenmesi gerektiği hâlde, ayrıca ve bu kez 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun gereğince, koşullu salıvermeye ilişkin hesaplanan cezasından önce 1/2 oranında indirim yapılmak ardından ayda 6 gün olarak indirim düzenlenmesine yönelik karar verilerek hükümlü hakkında ard arda üç kez indirim hükümleri uygulanmasında,

    2- Kasten öldürme suçlarının terörle ilgili olup şiddet uygulamak sureti ile gerçekleştirildiği, kasten öldürmeye yönelik suçlarının cezalarının 50 yıl 8 ay ve yağma suçlarından aldığı cezaların toplamının ise 14 yıl 12 ay olduğu, 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamında olan ve toplam 54 yıl 20 ay hapis cezasına yönelik aynı Kanun’un 13. maddesi uyarınca, 4422 sayılı Kanun kapsamında bulunan suçlardan mahkum olan kişiler hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 16. ve 317. Maddeleri hükümlerinin uygulanacağı, ayrıca suç tarihinde anılan Kanun’a göre, hükümlünün çekmesi gereken ceza miktarının ise aldığı cezasının 3/4 ü kadar olduğu, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesine göre, örgüt kapsamında işlenen suçların cezasının infazında 1/4 oranında indirim yapılması gerektiği ve sadece yağma suçlarından verilen hapis cezalarının 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamında olduğunun kabul edilmesi hâlinde dahi bu cezalara ilişkin infazda 1/4 oranında indirim yapılması gerektiği hâlde, yasal indirim oranları gözetilmeksizin toplam hürriyeti bağlayıcı cezalarından infaz etmesi gereken cezanın 36 yıl hapis cezası olarak belirlenmesinden sonra bu kez 36 yıl hapis cezasının tümüne önce 1/2 oranında indirim yapılmak ve sonra ayda 6 gün de indirim uygulamak sureti ile müddetname düzenlenmesine ilişkin usûl ve yasaya aykırı karara yönelik itirazın yazılı şekilde reddine karar verilmesinde,

    İsabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile bunun dışında kalan ve ceza hükmü içeren özel ceza yasalarıyla verilen ceza ve güvenlik tedbirlerinin uygulanmasındaki temel ilke ve amaçlar ile infaz şekilleri, infazın ertelenmesi, infazla ilgili kararlar, denetimli serbestlik, kamuya yararlı bir işte çalıştırma, koşullu salıverme, seçenekli yaptırımların uygulanması, tutuklama kararının yerine getirilmesi, özel infaz hükümleri, mükerrirlere özgü infaz rejimi gibi cezaların infazına ilişkin usul ve esasları düzenleyen, temel bir yasa olup, ceza hükmü içeren yasalar uyarınca verilen ceza ve güvenlik tedbirlerinin uygulama usul ve esaslarını düzenleyen ve içerisinde ceza hükmü içeren bir düzenlemenin de yer almadığı temel yasa niteliğindeki bu yasa özel ceza yasası olarak değerlendirilemez.

    Yargıtay Dairelerinin süregelen uygulamalarında; infaz edilmekte olan cezaya ilişkin ortaya çıkan infaz sorunlarına ilişkin ihtilafların kanun yolu incelemeleri, infazı yapılan hükümde uygulanan ceza normunun temyiz incelemesini yapan Daireler tarafından yapılmıştır. 5275 sayılı Yasa’nın yürürlüğünden sonra da; Yargıtay 11. C.D.’nin 20/11/2013 gün ve 2013/20450 esas, 2013/17234 karar sayılı, Yargıtay 1. C.D.’nin 27/01/2014 gün ve 2014/693-234 E.K. sayılı, Yargıtay 8.C.D.’nin 17/03/2014 gün ve 2014/915-6613 E.K. sayılı ve 10/02/2014 gün ve 2014/913-2593 E.K. sayılı, Yargıtay l0.C.D.’nin 17/02/2014 gün ve 2014/904-1059 E.K. sayılı ve 04/03/2013 gün 2012/28685 esas, 2013/2014 karar sayılı, Yargıtay 4.C.D.’nin 16/01/2014 gün ve 2012/36844 esas 2014/992 karar sayılı, Yargıtay 15.C.D.’nin 24/02/2014 gün ve 2014/2207-3249 E.K. sayılı kararlarda olduğu üzere, 5275 sayılı Yasanın infaz sırasında uygulaması ile ilgili ortaya çıkan hususlar yönünden verilen kararlara ilişkin kanun yolu incelemeleri Yargıtay’ın ilgili suça bakmakla görevli Dairesince yapılmakta, aynı şekilde anılan yasanın 111 ve devamı maddelerinde yer alan tutuklama kararının yerine getirilmesi, tutukluların hakları ve kısıtlayıcı önlemlerle ilişkin yerel mahkemelerce verilen ve temyize konu olmayan kararlar yönünden olağanüstü kanun yoluna başvuruları da yargılama konusunu oluşturan suça bakmakta olan ceza Dairelerince karara bağlanmaktadır.

    Bu uygulamanın aksi düşünülecek olursa, Yargıtay’ın ceza dairelerinin tamamının bakmakta olduğu her türlü suç ve kabahatin infazı ile ilgili tüm hukuka aykırılıkların çözümünün Dairemizce yapılması sonucu doğacaktır ki bu da Yargıtay Kanunundaki iş bölümüne ilişkin hükümlere aykırılık teşkil edecektir.

    Yargıtay Kanunu'nun 6110 sayılı Kanunla değişik 14. maddesine dayanarak Yargıtay Büyük Genel Kurulunca hazırlanan işbölümüne göre, Dairemizin görevi özel ceza yasalarından veya Kabahatler Kanunu`ndan doğan ve başka bir dairenin görev alanına girmeyen suç ve kabahatlere ilişkin temyiz incelemesi görevinden ibaret olup, Kanun Yararına Bozma talebinin konusu olan dosyanın yapılan incelemesinde;

    Kanun yararına bozma talebinin hükümlü hakkındaki müddetnameye ilişkin olduğu anlaşılmıştır.

    Somut olayda; hükümlü hakkında hükmolunan cezalar, kasten öldürme ve yağma suçlarına ilişkin olup, bu cezaların infazı sırasında uygulanan ve temel yasa özellikleri taşıyan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun, özel ceza yasası kapsamında değerlendirilemeyeceği cihetle, Kanun Yararına Bozma istemine konu hükmün konusu ile ceza miktarlarına ve Yargıtay Kanununun değişik 14.fıkrası ile Yargıtay Büyük Genel Kurulu`nun 19.01.2015 tarih, 2015/8 sayılı kararına göre, işin incelenmesi Yargıtay Yüksek 1. Ceza Dairesinin görevine dahil olduğundan, Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın anılan daireye GÖNDERİLMESİNE, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2011/13908 Karar : 2012/21830
    Tarih : 16.10.2012

    • İnfaz Kanunu 99. Madde

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    1- Hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, polis tarafından şüphe üzerine yakalanması üzerine sanığın çaldığını söylediği eşyayı müştekinin evinden çaldığını açıklamak ve yerini göstermek suretiyle, henüz başvurusu bulunmayan müştekiye iadesini sağlaması nedeniyle, 5237 sayılı TCK`nın 168/1. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

    2- İddianamede sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 116/1. maddelerinin uygulanmasının istendiği, sanığın ve müdafiinin hazır bulunduğu oturumda, C. savcısının esas hakkındaki düşüncesinde de 116/1 maddesinin uygulanmasını istediğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK`nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı verilmeden yazılı biçimde uygulama yapılması,

    3- Suç tarihinde resmi görevli polis memuruna, kimliksiz ve çaldığı eşya ile birlikte yakalanan sanığın, karakola gitmemek için saldırdığı, elindeki hesap makinesini vurmak suretiyle kişi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaraladığı ve polis otosuna da binmek istemediğinin anlaşılması karşısında; eylemin 5237 sayılı TCK`nın 265/1 maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeyerek aynı Yasanın 86/2, 3-e maddesiyle hüküm kurulması,

    4- Sanığın sabıkasında yer alan ve tekerrüre esas alınan önceki hükümlülüğünün neden ibaret olduğunun denetime olanak sağlanması bakımından karar yerinde gösterilmemesi,

    5- 5237 sayılı Yasada, cezaların toplanması sistemine yer verilmeyip, her bir hükmün ayrı ayrı özelliğini koruması gerektiği ve 5275 sayılı Kanunun 99. maddesine göre infaz aşamasında değerlendirilmesi olanağı bulunduğu halde, sanık hakkında verilen cezaların toplanması;

    Bozmayı gerektirmiş, sanık ............müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2009/19640 Karar : 2011/35522
    Tarih : 11.07.2011

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    ( ... Yeni ceza adalet sisteminde, önceki sistemde var olan "cezaların içtimai" hükümlerine yer verilmediği, bununla birlikte verilen cezaların toplanamayacağı veya hangi şartlarda toplanabileceğine ilişkin tek düzenlemenin 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun`un 99. maddesinde yer aldığı buna göre: "Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107. maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir." biçimindeki düzenleme karşısında, birden fazla hükümde yer alan cezalar sadece şartla salıvermenin hesaplanması amacına dönük olarak infaz aşamasında toplanabileceği, cezaların ayrı infaz rejimlerine tabi olmasının da bu duruma engel olmayacağı gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 Sayılı C.M.K.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması... ) Dairemizden istenilmiştir.

    Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı ve incelenen dosya içeriğine göre:

    Hükümlü hakkında: İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2007/281 esas. 2007/599 Sayılı kararı ile 13.03.2005 tarihinde işlemiş olduğu hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından 2 yıl ve 4 ay hapis cezası, İzmir 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/606 esas. 2006/429 Sayılı kararı ile 20.02.2006 tarihinde işlemiş olduğu hırsızlık suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası ve İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2006/333 esas. 2006/390 Sayılı kararı ile 10.01.2006 tarihinde işlemiş olduğu suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezası verildiği, tüm kararların kesinleştiği, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı infaz Bürosunca 22.01.2009 tarihli yazı ile 5275 Sayılı yasanın 99.ve 107. maddeleri gereğince. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığından cezaların içtimasının istendiği, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz Bürosunca da. 10.02.2009 tarihli yazı ile İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinden içtima talebinde bulunulduğu, İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesince de 26.06.2008 tarihli kararı ile mahkemesinin 2006/333 esas 2006/390 Sayılı dosyasına verilen 8 yıl 4 ay hapis cezası ile İzmir 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/606 esas 2006/429 Sayılı kararı ile 5 yıl 10 ay hapis cezasının 5275 Sayılı CGTİHK 99. ve 107. maddeleri gereğince içtima ettirilerek 13 yıl 14 ay hapis cezası olarak infazına karar verildiği ancak İzmir 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2007/281 esas. 2007/599 Sayılı kararı ile verilen 2 yıl 4 ay hapis cezasının suç tarihi itibariyle cezanın infazının 647 Sayılı Kanunun 19. ve ek 2. maddelerinin dikkate alınması gerektiğinden bu ilam açısından ayrıca infazına karar verildiği, karara karşı İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi`nin 18.02.2009 tarihli 2009/145 değişik iş sayılı kararı ile vaki itirazın reddine kesin olarak karar verildiğinin anlaşılması karşısında:

    Hükümlü hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezaların şartla tahliye süreleri ve infaz rejimlerinin farklı olması anılan yasa maddesinin uygulanmasına engel değildir. Cezaların infazındaki bu farklılık, şartla ve bihakkın tahliye tarihlerinin de farklı olmasını gerektirmeyecek, hükümlünün farklı süre ve rejimlere tabi her bir cezası açısından cezaevinde geçireceği sürelerin C. Başsavcılığı tarafından müddetnamede gösterilmesi yeterli olacak ancak yine toplam ceza süresi üzerinden tahliye tarihleri hesaplanacaktır.

    SONUÇ : Bu itibarla, kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre, yerinde görüldüğünden kabulüyle İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilip, kesinleşen 20.02.2009 tarih ve 2009/167 değişik iş sayılı kararın 5271 Sayılı C.M.K.nun 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2011/854 Karar : 2011/1810
    Tarih : 4.04.2011

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    1-)5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 7. ve 5252 Sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükümleri karşısında; sanığa yüklenen "2002 Takvim Yılında Sahte Fatura Düzenlemek" suçunun yasada gerektiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 Sayılı T.C.K.nun 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suçun işlendiği 31.12.2002 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümün 5320 Sayılı Kanunun 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı kanunun 322.maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının 765 Sayılı T.C.K.nun 102/4 ve 104/2 maddeleri uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,

    2-)Sanık müdafiinin, 2003 Takvim Yılında Sahte Fatura Düzenlemek suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz ine gelince;

    Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçların uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

    Ancak;

    1-)5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun da cezaların içtimasına ilişkin bir hüküm bulunmayıp 5275 Sayılı Kanunun 99.maddesi uyarınca her suçun bağımsız olması ve sanığa yüklenen her suç yönünden ayrı ayrı cezanın şahsileştirilmesi gerektiği gözetilmeden cezaların toplamından bahisle ertelemenin mümkün olmadığının kabulüyle 765 Sayılı Türk Ceza Yasasının sanık lehine olduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması,

    2-)11.2.2005 tarihli yazılarla istenildiği anlaşılan sanığın adli sicil kaydına dosya içersinde rastlanamadığından, müzekkereye olumlu yanıt verilerek gönderilmişse denetime olanak verecek biçimde dosya içersinde bulundurulması, aksi takdirde yeniden istenerek getirtilip incelenmesinden sonra, 8.2.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 Sayılı Kanunun 562.maddesiyle değişik C.M.K.nun 231/5 ve T.C.K.nun 7/2 maddeleri gereğince, hükümün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün bu sebepten dolayı, 5320 Sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K. nun 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2008/9018 Karar : 2010/10512
    Tarih : 28.05.2010

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    1-Yakınan Ünal Ö.`in 18.10.2005 tarihli oturumda davaya katılmak isteğini belirtmesine göre, yöntemince davaya katılmasına karar verilmeden, katılan olarak kabul edilmesi suretiyle CYY.nın 238.maddesine aykırı davranılması,

    2-Yakınana ait adli rapor içeriğine göre,
    “ basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ” ve yaşam işlevlerini etkileme derecesi orta-3 (üç) olan sol ulna kemik kırığı oluşturacak biçimde yaralanması karşısında,
    suç tarihi itibariyle yaralama eyleminin 5560 sayılı Yasa değişikliğinden önce, öngörülen cezanın alt sınırı itibariyle sanık lehine olan 87/3. maddesi kapsamında kalması karşısında, lehe yasanın bu doğrultuda belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması ve kabule göre de,
    hükmolunan cezanın 5560 sayılı Yasa ile değişik TC.nın 87/3. maddesiyle artırılması gerektiğinin gözetilmemesi,

    3-Sanığın birden fazla görevliye karşı direnme suçunu işlemesine karşın, hakkında TCY.nın 43/2. maddesinin uygulanması,

    4-Görevliye hakaret suçunun alenen işlenmesi nedeniyle hükmolunan cezanın TCY.nın 125/4. maddesiyle artırılmaması,

    5-Sanık hakkında takdiri indirim nedenleri ile paraya çevirme ve erteleme hükümlerinin uygulanmamasına karar verilirken, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmemesi,

    6-Adli sicil kaydında yer alan hangi geçmiş hükümlülük kararının tekerrüre esas alındığının kararda belirtilmemesi suretiyle infaz sırasında tereddüde düşülmesine yol açılması,

    7- 5237 sayılı TCY sisteminde hapis cezalarının içtimaının düzenlenmediği ve 5275 sayılı Yasanın 99. maddesi uyarınca her bir cezanın diğerinden bağımsız olarak varlığın koruduğu gözetilmeden, hükmolunan cezaların toplanmasına karar verilmesi,

    Yasaya aykırı ve sanık Şevket T........ müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN ( BOZULMASINA ), yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Yasanın 8/1 ve 1412 sayılı Yasanın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine ( GÖNDERİLMESİNE ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2006/5530 Karar : 2009/5861
    Tarih : 25.03.2009

    • İnfaz Kanunu 99. Madde

    Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
    Ancak;
    1- ) Sanıkların, okuldan çaldıkları eşyaları el arabasının üzerine koyarak götürdükleri sırada ihbar üzerine olay yerine gelen ve ne yaptıklarını sorarak el arabasındakileri kontrol neticesinde bilgisayar olduğunu anlayan kolluk güçlerinin üzerine bıçak çekerek yürüdükleri, yardım için çağrılan ekiple birlikte etkisiz hale getirildiklerinin anlaşılması karşısında; sanıkların eylemlerinin bir bütün halinde yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
    2- ) 6136 sayılı yasaya aykırılık suçundan sanık Ali B... Hakkında hüküm kurulurken, temel adli para cezasının 450 YTL'den fazla olamayacağının gözetilmemesi,
    3- ) Sanık Ali B... hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan hükmolunan sonuç ceza miktarı bakımından, hükümden sonra 08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 231.maddesi uyarınca, yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,
    Kabule göre de;
    a- ) Sanıklar hakkında, görevli memura direnme suçundan açılmış bir kamu davası bulunmadığı halde dava konusu dışına çıkılarak, ek savunma ile yazılı hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK'nun 225/1.maddesine aykırı davranılması,
    b- ) Sanıkların okula pencere demir korkuluğunu söküp camı kırarak girdikleri ve iç kapıları kırdıktan sonra hırsızlık suçunu işlediklerinin anlaşılmasına göre eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nun 142/1-a maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun yanı sıra kamu malına zarar verme ve işyeri dokunulmazlığını bozma suçlarını da oluşturduğu halde, sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nun 152/1-a, 116/2-4 ve 119/1-c maddeleriyle uygulama yapılmaması,
    c- ) Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK'nun 143. maddesi ile üst sınırdan uygulama yapılırken gerekçe gösterilmeyerek aynı Yasanın 61.maddesine aykırı davranılması,
    d- ) 5237 sayılı TCY`nda cezaların toplanmasına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, 5275 sayılı Yasanın 99.maddesinde de kesinleşmiş hükümlülüklerin infaz aşamasında toplanmasının öngörüldüğü gözetilmeden, hükmolunan cezaların ayrı ayrı yerine getirilmesi yerine toplanmalarına denilmek suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulması,

    Bozmayı gerektirmiş. O Yer C. Savcısı ile sanık Ali B... savunmanı ve sanık Nurettin K...`un temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2007/10883 Karar : 2007/7505
    Tarih : 24.10.2007

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    1- 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 108/3.maddesinde "suç mevzuu kaçak orman mahsûlünün kıymeti hafif ise 2 inci fıkradaki cezalar yarısına kadar indirilerek, fahiş ise bir misline çıkarılarak hükmolunur" şeklindeki düzenleme karşısında 108/3.fıkranın 108.maddenin sadece ikinci fıkrasına konu eylemlere uygulanacağı birinci fıkraya giren suçlarda uygulanma imkanının bulunmadığı anlaşıldığı, sanığın Orman Kanunu`nun 108. maddesinin birinci fıkrasında tarif edilen suçu oluşturan eyleminden dolayı suça konu orman emvalinin değerinin hafif olmasından bahisle 108/1.madde ile belirlenen cezanın 108/3.madde ile A oranında indirilmiş olmasında,

    2- Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 12.10.2006 tarihli ve 2006/8262-17077 sayılı benzer bir ilamında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı Kanun'da verilen cezaların toplanacağına dair herhangi bir hükmün bulunmadığı, 5275 sayılı Kanun'un 99.maddesinde, kişi hakkında verilen her bir cezanın bağımsız olduğu ve varlıklarını ayrı ayrı koruyacakları belirtilmiş olup, doğrudan verilen adli para cezalarının infaz şekli ile hapisten çevrilme seçenek yaptırım olan adli para cezalarının infazı şekli ve sürelerinin farklı olduğu cihetle, verilen cezaların toplanamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu`nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu ihbar olunduğu anlaşıldı.

    Gereği görüşülüp düşünüldü:

    Adalet Bakanlığının Kanun Yararına Bozma isteyen yazısına dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden,

    Kemalpaşa Sulh Ceza Mahkemesinin 27.06.2006 tarihli ve 2006/139 esas ve 179 sayılı kararının 5271 sayılı CMK. nun 309 maddesi uyarınca ihbarnamenin bir numaralı bozma nedeni yönünden aleyhe sonuç doğurmamak üzere Kanun Yararına ( BOZULMASINA ),

    İhbarnamedeki iki numaralı bozma nedeni uyarınca 5271 sayılı CMK. nun 309/4-d maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, Hüküm fıkrasından "sanığa verilen para cezalarının toplanarak neticeten sanığın 427 YTL. Adli para cezası ile cezalandırılmasına" dair bendin çıkartılmasına, hükmün sair kısımlarının aynen bırakılmasına, oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2006/16727 Karar : 2007/6057
    Tarih : 17.05.2007

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    I- Sanık Mehmet hakkında yağma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde:

    Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu`nun takdirine göre sanık Mehmet savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğname gibi ONANMASINA,

    II- Sanık Barış hakkında kurulan tüm hükümlere yönelik temyiz incelemesinde:

    1- Sanık hakkında yağma suçundan hüküm kurulurken TCY`nin 62/1. maddesinin uygulanması sırasında hesap hatası sonucu 8 yıl 4 ay yerine 8 yıl 8 ay hapis cezasına hükmolunması,

    2- 5237 sayılı Yasa`nın 53/1. maddesinin uygulanması sırasında aynı maddenin 3. fıkrasının gözardı edilmesi,

    3- 5237 sayılı Yasa'da cezaların toplanması düzenlenmediği, her bir suç için hükmolunan cezaların birbirinden bağımsız cezalar olduğu ve ayrı ayrı infazı gerektiği gözetilmeden, 5275 sayılı Kanun`un 99/1. maddesine yanlış anlam verilerek her iki suçtan verilen cezaların toplanması,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık Barış savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK`nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak,

    a) Yağma suçundan sonuç olarak hükmolunan hapis cezasının 8 yıl 4 aya indirilmesi,

    b) Hüküm fıkrasından "53. maddenin uygulanmasına" ilişkin bölümler çıkarılarak, yerine "53/1. maddesinde belirtilen ve 53/3. maddesindeki kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri dışındaki haklardan sanığın mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; 53/3. maddesi gözetilerek 53/1-c maddesi uyarınca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına" tümcelerinin eklenmesi;

    c) Hüküm fıkrasından "Sanığa verilen cezaların 5271 sayılı Yasa`nın 99/1. maddesi uyarınca toplanmasına ilişkin bölümün" çıkartılmak suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

    III- Sanık Mehmet hakkında 6136 sayılı Kanun`a aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesine gelince:

    Sanık hakkında 5395 sayılı Yasa`nın 23. maddesinin değerlendirilmemesi,

    Bozmayı gerektirmiş, sanık Mehmet savunmanının temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak (BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2006/7709 Karar : 2006/16687
    Tarih : 22.11.2006

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede özetle; "5237 sayılı Türk Ceza kanunu'nda verilen cezaların toplanacağına dair herhangi bir hükmün bulunmadığı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99. maddesinde, kişi hakkında verilen her bir cezanın bağımsız olduğu ve varlıklarını ayrı ayrı koruyacakları belirtilmiş olup, verilen cezaların toplanamayacağı gözetilmeden, yazılı şekilde cezaların toplanmak suretiyle hüküm tesisinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.
    Gereği görüşüldü:
    Yasa yararına bozmaya konu edilen dosyanın incelenmesinde, sanığın 11.03.2002 tarihinde işlediği şantaj ve sövme suçlarından dolayı Mersin C. Başsavcılığının 16.04.2002 tarih ve 2002/5405-2262 sayılı iddianamesiyle sanığın 765 sayılı TCY'nın 192/1 ve 482/4. maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı, bu davanın yapılan yargılaması sonucu Mersin 2. Asliye Ceza mahkemesinin 18.11.2005 tarih ve 2002/529-2005/1393 sayılı kararıyla , sanığın hakaret eyleminden ötürü, 765 sayılı TCY'nın 480/4, 273 maddelerinden 7 ay hapis ve 254 YTL adli para cezasıyla; şantaj eyleminden dolayı da 5237 sayılı TCY'nın 107/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 100 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, sanığa verilen cezaların 5275 sayılı CGİY'nın 99. maddesi uyarınca toplanarak sanığın 1 yıl 7 ay hapis ve 354. YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, hükümlünün cezası infaz edilirken kendisinin cezanın .... olmasından dolayı cezalandırıldığını, oysa ekteki emniyet yazısından da anlaşılacağı üzere, kendisinin bu televizyonda çalışmadığını bildirerek 25.04.2006 tarihinde yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunduğu, Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin bu talebi 09.05.2006 tarihinde, istemin 5271 sayılı CYY.nın 311. maddesindeki yargılanmanın yenilenmesini gerektirecek nedenlerden olmadığından aynı Yasa`nın 321/1. maddesi gereğince reddettiği, bu karara karşı hükümlünün süresinde itiraz etmesi üzerine itirazı inceleyen Mersin 3. Ağır Ceza mahkemesi, 18.05.2006 tarih ve 2006/239 sayılı kararıyla hükümlünün bildirdiği nedenlerin yeni bir delil niteliğinde bulunmadığından itirazın reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
    Cezaların içtimaını düzenleyen 765 sayılı TCY.nın 70, 71 ve 72. maddeleri 5237 sayılı TCY.na alınmamıştır. Mevzuatımızda cezaların toplanmasıyla ilgili yalnızca 5275 sayılı Yasanın 99. maddesi bulunmaktadır. Bu maddeye göre bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107. maddesi uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir. Sözü edilen madde yalnızca infaz aşamasında ve koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanması için konulmuş bir maddedir. Bu nedenle mahkemeler hüküm kurarken bu maddeye göre verilen cezaları toplamayacaklar her bir ceza ayrı ayrı varlıklarını koruyacaktır.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnâmedeki düşünce yukarıda yer alan açıklamalar ışığında isabetli bulunduğundan, şantaj ve yayın yoluyla hakaret suçlarından sanık hakkında Mersin 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.11.2005 gün ve 2002/529 Esas, 2005/1393 sayılı kararının, C.Y.Y.`nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, CYY.nun 309/4-c. maddesine göre, karardaki hukuka aykırılığın Dairemizce giderilebileceğinden, karardaki "sanığa verilen cezalar 5275 sayılı Kanunun 99. maddesi uyarınca içtima ettirilerek neticeten bir yıl 7 ay hapis ve 354 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına" bölümünün kararda çıkarılmasına karardaki öbür hususların olduğu gibi bırakılmasına, 22.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2006/1629 Karar : 2006/5851
    Tarih : 22.06.2006

    • İnfaz Kanunu 99. Madde

    1-Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 15.2.2005 gün, 6-16-14 sayılı kararında da açıklandığı üzere, cezanın belirlenmesi ve kişiselleştirilmesi her bir olay yönünden farklı koşullara tabi olacağı bu kuralın aksine davranışın denetim olanağını ortadan kaldıracağı gibi infazda da tereddütlere yol açacağı gözetilmeden sanık hakkında her mağdura yönelik eylemin hüküm fıkrasında ayrı ve bağımsız değerlendirilmesi yerine yazılı şekilde topluca hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK. nun 232. maddesine aykırı davranılması,
    2-5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkındaki kanunun 99/1 maddesi uyarınca sanık hakkında hükmolunan her bir cezanın diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı koruduğu, ancak aynı sanık hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin varlığı halinde ise aynı yasanın 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenebileceğinin gözetilmemesi,

    Yasaya aykırı sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321 nci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas: 2007/1-32 Karar: 2007/97
    Tarih: 17.04.2007

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    26.07.2002 tarihinde işlediği nitelikli adam öldürmek, silahlı gasp ve yasak silah taşımak suçlarından sanık Hasan Küçükgöçmen'in;

    1-Diğer bir suçu hazırlamak, kolaylaştırmak ve işlemek için adam öldürmek suçundan, 4771 sayılı Yasayla değişik 765 sayılı TCY'nın uyarınca müebbed ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında uygulanmasına,

    2-Silahlı yağma suçundan 765 sayılı TCY'nın uyarınca 16 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında uygu¬lanmasına,

    3-Ruhsatsız tabanca taşımak suçundan 6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 218.103.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına,

    4- 765 sayılı TCY'nın 73. maddesi uyarınca sanığa her üç suçtan verilen cezaların toplanması suretiyle müebbed ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, yağma suçundan verilen ağır hapis cezasının 4771 sayılı Yasanın 1/B maddesi hükmü dikkate alınarak iki sene, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan verilen hapis cezasının ise 2 ay geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle infazına, sonuç olarak sanığın 2 sene 2 ay geceli gündüzlü bir hücrede tecrit edilmek suretiyle müebbet ağır hapis ve 218.103.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezalarının ayrı ayrı infazına, hakkında 40. maddenin uygulanmasına, ilişkin Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen ve re'sen temyize tabii olan 29.01.2004 gün ve 276-14 sayılı hüküm, sanık tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.09.2004 gün ve 2761-3120 sayı ile;

    "... a ) Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 20.07.2004 gün ve 5218 sayılı Yasa ile değişik TCY'nın 450/7. maddesi uyarınca sanığa ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası tayininin gerekmesi ve aynı Yasa ile 4771 sayılı Yasanın 1. maddesi yürürlükten kaldırıldığın¬dan sanığa verilen hücre cezasının iki katına çıkarılmasının yasal dayanağının kalmaması,

    b ) Sanığın maktûlün kullandığı taksinin mülkiyetine yönelik kasıtla hareket etmediği, olay yerinden uzaklaşmayı sağlamak ve işlediği suçların eser ve delillerini yok etmek amacıyla taksiyi aldığı, bu doğrultuda taksiyi temizleyip 1 gün sonra emin bir yere bırakıp anahtarlarını da çöpe atmak suretiyle bu niyetini de ortaya koyduğundan TCY'nın 522. maddesinin uygulanmasında yakıt ve amortisman giderleri ile gasp edilen 120 milyon liranın dikkate alınması ve sonucuna göre uygulama yapılması yerine yazılı şekilde ticari taksinin değerinin nazara alınması, kabul ve uygulamaya göre de sanığa CMUY.nın 258. maddesine göre ek savunma hakkı tanınmadan iddianamede ve esas hakkındaki mütalaada yer almayan TCY'nın 522. maddesi ile cezasında artırım yapılması,

    c ) Sanığın hukuki kesinti oluşmadan 6136 sayılı Yasa kapsamında yasak silahla birden çok adam öldürme suçlarını işlemesi temadi eden suçlardan olan ruhsatsız silah taşıma suçu yönünden fiilin tek suç oluşunu etkilemeyeceğinden aynı konuda Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.09.2003 tarih ve 521/235 sayılı mahkûmiyet hükmü de mevcut olduğundan, söz konusu hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılarak sonucuna göre hüküm tesisi gerektiğinin düşünülmemesi ..." isabetsizliğinden bozulmuştur.

    Bozmaya uymak suretiyle bozma gereklerini yerine getiren Yerel Mahkemece 07.07.2005 gün ve 387-186 sayı ile; bu kez 5237 sayılı Yasa hükümlerinin lehe olduğu kabul edilerek,

    1- İnsan öldürme suçundan sanığın 5237 sayılı TCY'nın 82/1-h maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasanın 53/1-2. maddesinin uygulanmasına,

    2-Yağma suçundan sanığın 5237 sayılı TCY'nın 149/1-a, 150/2. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasanın 53/1-2. maddesinin uygulanmasına,

    3-6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan açılan kamu davasının mükerrer olması nedeniyle 5271 sayılı CMY'nın 223/7. maddesi uyarınca reddine,

    Sanık hakkında 5237 sayılı Yasanın 63. maddesinin uygulanmasına kovan ile deforme merminin TCY'nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine, 800 YTL vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile katılana ödenmesine karar verilmiştir.

    İnsan öldürme suçu yönünden re'sen temyize tabii olan hüküm, sanık tarafından da temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.04.2006 gün ve 212-1520 sayı ile;

    "... a ) 5237 sayılı göre sanığa tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezaların içtima olanağının bulunmaması karşısında, 765 sayılı göre tayin edilecek cezaların içti¬maının sonucuna göre koşullu salıverilme hükümleri dikkate alındığında sanığın özgürlüğünü daha az kısıtlayacağından, dolayısıyla da lehte olduğundan sanık hakkında 765 sayılı göre ceza tayin edilip ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yanında gasp suçundan tayin edilen cezanın hücre cezasına çevrilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,

    b ) Duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirmeyen müdahil yararına vekalet ücreti tayini..."

    İsabetsizliğinden Daire Üyesi M. Yalçın'ın hükmün onanması yönündeki karşı oyuyla ve oyçokluğuyla bozul¬muştur.

    Yerel mahkeme ise 19.09.2006 gün ve 226-394 sayı ile; ( b ) bendindeki vekalet ücretiyle ilişkili bozmaya uymuş, ancak ( a ) bendinde yer alan bozma nedenine karşı önceki hükümde oyçokluğuyla direnmiştir.

    İnsan öldürme suçu yönünden re'sen temyize tabi olan hüküm, sanık ve müdafii tarafından da temyiz edilmekle, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 24.01.2007 gün ve 302445 sayılı tebliğnamesiyle, Birinci Başkanlığa gönderilen dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

    KARAR : Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak amacıyla insan öldürmek ve nitelikli yağma suçundan sanığın 5237 sayılı Yasanın 82/1-4, 149/1-9. maddeleri uyarınca cezalandırılmasında, toplanan kanıtlara göre herhangi bir isabetsizlik ve bu kapsamda suçun sübutu ve nitelendirilmesinde de herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;

    450/7, 450/7, noktasında toplanmaktadır.

    1-Lehe Yasanın belirlenmesine ilişkin hukuk normları;

    Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 2. maddesinde;

    "...

    Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur."

    Şeklinde;

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Yasası'nın "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesinde ise;

    ( 1 ) ...

    ( 2 ) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun¬ların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

    ( 3 ) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.

    ( 4 ) ..."

    Biçiminde, düzenlenmiştir.

    Her iki yasal düzenlemenin ilke düzeyinde benzerliği vardır.

    5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın;

    "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. Maddesinde "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. Maddesinde;

    ( 1 ) ...

    ( 2 ) ...

    ( 3 ) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.

    ( 4 ) ...

    Hükmüne yer verilmiş,

    Anılan düzenlemenin esinlendiği 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise; "Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hüküm¬lerinin farklı olması halinde, her iki yasanın birbirine karıştırılma¬dan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı," şeklinde, lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem ilkelere bağlanmıştır.

    Öğretide de özetle; uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri ile birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılmasının gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip son hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. ( Ord.Prof. Dr. S.DÖNMEZER-Prof. Dr. S.ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.I, 11. Bası, sh.167 vd.; Ord. Prof. Dr. S.DÖNMEZER, Genel Ceza Hukuku Dersleri, sh.64 vd.; Prof. Dr. M.E.ARTUK-Doç. Dr. A.GÖKÇEN-Arş. Gör. A. C. YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C.I, sh.221 vd. )

    5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesinin;"Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygu¬lanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." hükmü, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretideki görüşler birlikte değerlendirildiğinde; lehe yasanın belirlenmesi yöntemi; sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaş¬tırılmasını gerektirmektedir. Lehe yasanın saptanması için, maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan yasalar ile sonradan yürürlüğe giren yasaların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanmasını ve uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaş¬tırılmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hüküm tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı yasa kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece bir yasa değil bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı yasalar birlikte değerlendirilecektir.

    2-Lehe yasanın saptanması yöntemi bu şekilde belirlendikten sonra, cezaların içtiması, içtimanın sonuçları ve içtima hükümlerinin hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır.

    a-765 sayılı TCY'da cezaların içtiması ile ilgili hükümler ve kabul edilen ilkeler,

    765 sayılı TCY'nın 68-77. maddeleri arasında cezaların içtiması kurallarına yer verilmiş ve özetle şu ilkeler kabul edilmiştir.

    Birinci ilke cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı nev'iden olan cezalar birbirleri ile toplanacak, cezalar ayrı nev'iden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir. ( 765 sayılı TCY'nın 71/1,, 72,, 74, 75. md. )

    Cezaların çevrilmesi ilkesi, bazı cezalarda toplama sisteminin imkansız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması halinde, nev'ileri değiştirilecektir. ( 765 sayılı TCY'nın 70,, 71/2, 73. md )

    Üçüncü ilke; içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların yasada belirlenen genel bir yukarı sınırı aşmamasıdır.

    b-Cezaların içtimasının hukuki niteliği;

    Cezaların içtimasına ilişkin hükümlere 765 sayılı TCY'nda yer verilmiş olunmasına karşın, gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide, "cezaların birleştirilmesinin "bir yaptırım hukuku-infaz hukuku" kurumu olduğu, birleştirmeye rağmen, cezaları birleştirilen her suçun cezasının hukuken ortadan kalkmadığı" ( Prof. Dr. Kayıhan İçel, Prof. Dr. Füsun Sokulu-Akıncı, Dr. İzzettin Özgenç, Dr. Adem Sözüer, Dr. Fatih S.Mahmutoğlu, Dr. Yener Ünver, Yaptırım Teorisi, İst-2000, s.277 ) yine benzer şekilde, "içtima sonunda verilen "toplam ceza" içindeki "unsur-cezalar"ın erimedikleri, kaybolmadıkları, cezaların içtimaı dışındaki haller bakımından varlıklarını korudukları" savunulmuştur. ( Prof. Dr. Faruk Erem, Prof. Dr. Ahmet Danışman, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara-1997, 14. bası, s. 918 )

    "İçtimaa dahil olan cezalardan her biri hakkında zamanaşımının ayrı ayrı cereyan edeceği" ( CGK. 3.6.1940 gün ve 125-108 ), "ehliyetnamenin muvakkaten geri alınmasının her ceza için ayrı ayrı uygulanması gerekeceği" ( CGK. 15.3.1976 gün ve 105-108 ), "CYUY'nın 305. maddesi uyarınca kendiliğinden temyize tabi olma koşulları incelenirken, içtima sonucu belirlenen toplam ceza miktarına bakılmayıp, her bir mahkumiyet hükmünde tayin olunan ceza sürelerinin ayrı ayrı göz önünde bulundurulacağı" ( CGK. 20.2.2001 gün ve 21-25 ) ,

    "İçtimaa konu cezaların, içtima sonunda belirlenen toplam cezadan ayrı olarak varlık¬larını koruyup hüküm doğuracakları," "TCY'nın 68 ilâ 77. maddelerinde yazılı içtima hüküm¬lerinin yasal tipe uygun ihlalin karşılığı olan ceza normları olmayıp, cezaların toplanması, çevrilmesi ve sınırlandırılmasına ilişkin infazı ilgilendiren kurallar olduğu ve kazanılmış hak oluşturmayacağı gerek öğretide gerekse süreklilik kazanan Yargıtay içtihatlarında" belirtilmiştir.

    c-Yeni ceza mevzuatında cezaların içtiması ile ilgili düzenlemeler;

    5237 sayılı TCY'da cezaların içtimasına yer verilmeyip 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasanın, 99. maddesinde, "Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar." Kuralı benimsendikten sonra, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin bulunması halinde, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı isteneceği, 101. maddesinde ise, 99 uncu madde gereğince cezaların toplanması gerektiğinde, bu hususta hüküm vermek yetkisinin en fazla cezaya hükmetmiş bulunan mahkemeye ait olacağı, yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUY'nın 402,403, 405. maddelerindeki düzenlemelere benzer şekilde belirtilmiştir.

    d- Özet değerlendirme;

    Görüldüğü gibi gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide tartışmasız kabul edilen ilkeler şunlardır.

    1-Cezaların içtimaı bir infaz kurumu ve işlemidir.

    2- İçtimaya dahil olan suçlar hukuken bağımsızlıklarını korurlar ve her suç yönünden ayrı ayrı sonuç doğururlar,

    3- İnfaza ilişkin uygulamalar kazanılmış hak oluşturmadığından, içtimaya ilişkin uygulamalar da lehe oluşan hatalar kazanılmış hakka konu olmazlar,

    4- Sonradan yürürlüğe giren ve lehe hükümler içermesi nedeniyle uygulanması gereken yasanın tatbikinde infaza ve bu kapsamdaki içtima hükümlerinin gözetilmesiyle sonraki yasanın lehe olduğunun reddinin ve önceki yasanın lehe kabulünün olanaklı sayılması kabul edilemez.

    1412 sayılı CMUY, 765 sayılı TCY ve 647 sayılı CİY döneminde kabul edilen bu ilkeler, 5271 sayılı CYY, 5237 sayılı yeni TCY ve 5275 sayılı İnfaz Yasası döneminde de geçerliliğini korumaktadır, yeni yasal dönemde yasakoyucu cezaların içtimaına ilişkin kurallara 5237 sayılı Yasa içinde yer vermemek suretiyle, infaz hukukunu daha net ve daha doğru bir yasal temele kavuşturmuştur.

    Bu ilkeler ve yasal düzenlemeler kapsamında, lehe yasa belirlenmesinde 765 sayılı Yasa kapsamındaki içtimalı cezaların değil, her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, her biri için tayin edilen cezanın dikkate alınması yasal zorunluluktur. Böyle bir kabul 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının da doğal sonucudur.

    e ) Çoğunluk görüşünün kabulü halinde varılacak sonuçlar;

    1- Lehe yasanın belirlenmesinde cezaların içtimaı ve koşullu salıverilme ile ilgili hükümler de nazara alınacağından, 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve 5237 sayılı TCY'nın 7/3. maddeleri ve 23.02.1938 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı davranılmış olacaktır.

    2- Cezaların içtiması ve infaza ilişkin hükümler, maddi ceza hukuku kuralları haline getirilmiş olacağından, artık bunlar yönünden de kazanılmış hak ilkesi uygulanacaktır.

    3- Yapılacak bir yasal düzenleme veya olası bir af yasası ile eylemlerden birinin suç olmaktan çıkarılması halinde, lehe yasanın belirlenmesi olanaksız hale gelecektir.

    4- Sanığın farklı suçlardan başka yerlerde yargılanması halinde lehe yasanın tespiti olanaksız hale gelebileceği gibi, her yargılamada hukuki bir hataya neden olunmaması için, her mahkemeden ayrı ayrı araştırma zorunluluğu doğacaktır, böyle bir uygulama ise hukuken ve fiilen mümkün değildir.

    5- Birleştirme yasağı bulunan hallerde lehe yasanın belirlenmesi büsbütün olanaksız hale gelecektir.

    6- Cezaları içtima edilen suçlar bu kabulde bağımsızlıklarını yitireceklerinden, yargı kararıyla üçüncü grup bir suç türü oluşturulacaktır.

    7-Yasanın her suç için öngördüğü sonuçlar uygulanamaz hale gelecek, koşullu salıvermenin de lehe yasa kapsamına alınmasıyla, hükümlünün koşullu salıverilme süresi içinde suç işlemesi veya koşullu salıverilmeye hak kazanmaması halinde, sorun çözümsüz kalacaktır.

    8-5237 sayılı Yasada cezaların içtimasına yer verilmediği gerekçesine dayanan çoğun¬luk görüşünün kabulü halinde, işlenen iki suçtan birinde 765 sayılı Yasa, diğerinde ise 5237 sayılı Yasa hükümlerinin lehe olması halinde, lehe yasanın nasıl belirleneceği sorusu cevapsız kalacaktır.

    Ceza Genel Kurulunca ulaşılan sonuç;

    Yukarıda belirtilen ve sayısız bir şekilde arttırılması olanaklı bulunan örneklerden de anlaşılacağı üzere, çoğunluk görüşünün kabulü halinde, istikrarsızlık ve karmaşa doğacak, kesinleşen hükümlerle ilgili olarak da sorun büsbütün çözümsüz hale gelecektir.

    Lehe yasa belirlenmesindeki ilkeler bu tarzda saptandıktan sonra, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve lehe olması nedeniyle 5237 sayılı Yasa hükümleri uygulanan ahvalde, hükümde cezaların içtimaına karar verilmesine yasal olanak varmıdır, sorusunun yanıtlanması gerekmektedir. 5275 sayılı Yasanın 99. Maddesindeki "... bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir." hükmü uyarınca bu soruya olumlu cevap vermek ilk bakışta mümkün görülmemektedir.

    Ancak, anılan maddenin atıfta bulunduğu 107. madde incelendiğinde, maddedeki toplama işleminin koşullu salıverilme süresinin hesaplanması amacına matuf ve matematiksel basit bir toplama işleminden ibaret bulunduğu, norm ile hakime herhangi bir şekilde taktir ve değerlendirme yetkisinin tanınmadığı, değişmez ve dönüşmez süreleri ihtiva ettiği, gerek hükümde gerekse hükmün sonuçlarında herhangi bir değişiklik yaratmadığı, bu haliyle hükmün tesisi aşamasında içtima kararı verilmemesinin 5237 sayılı Yasanın yaptırım sistemine uygun olduğu ve kesinleşme koşulunun aranmasının herhangi bir hak kaybına da yol açmayacağı ortaya çıkmaktadır. Açıktır ki anılan normun uygulamasında cezaları içtima eden, hakimin hiçbir şekilde taktir ve değerlendirme yetkisi bulunmamakta veya cezanın birbaşka cezaya dönüşmesi sözkonusu olmamakta, bir başka ifadeyle hakim veya mahkemenin takdirine dayalı değişim olanağı bulunmamaktadır.

    Çözümü gereken bir başka husus ise taktir ve değerlendirme gerektiren veya cezanın bir başka cezaya

    dönüşmesi icap eden yada cezaların bir kısmının infaz rejiminin diğerinden farklı olduğu ahvalde 1 Haziran 2005 tarihinde işlenen suçlar yönünden hücre cezasının da varlığını koruduğu gerçeği karşısında hükmün kesinleşmesi koşulunun aranıp aranmayacağıdır. 765 sayılı TCY'nın 70. maddesi uyarınca birden çok ağırlaştırılmış müebbet ( ağır ) hapse mahkûmiyet halinde, bir yıldan altı yıla kadar, ağırlaştırılmış müebbet hapis ile müebbet ( ağır ) hapis cezasına mahkûmiyet halinde dokuz aydan beş yıla kadar, birden çok müebbet ( ağır ) hapse mahkûmiyet halinde altı aydan üç yıla kadar tayin ve takdir edilecek bir sürenin hücrede tecrit edilmek suretiyle, ağırlaştırılmış müebbet ( ağır ) ve müebbed ( ağır ) hapis cezalarının infazının gerekmesi, yine anılan Yasanın 73. maddesi uyarınca, şahsi hürriyeti bağlayıcı muvakkat cezaların ağırlaştırılmış müebbet ( ağır ) hapis veya müebbet ( ağır ) hapis cezalarıyla içtiması halinde, maddedeki asgari ve azami sınırlar içerisinde taktir edilecek bir sürenin hücrede tecrit edilmek suretiyle bu cezaların infazının gerekmesi karşısında, 04.03.2003 gün ve 24/20 sayılı Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, 765 sayılı Yasanın 70, 73. maddelerine göre yapılacak içtima işlemi sonunda hükümlünün hücrede geçirmesi gereken kısmı takdir hakkının kullanılmasını ve değerlendirme gerektirdiğinden, bu ahvalde mutlak surette incelemenin duruşmalı olarak yapılması ve kararın da temyiz yasayoluna tabii olması zorunluluk arz edecektir. Bu açıklamalar ışığında varılan sonuçları şu şekilde belirlemek mümkündür.

    a ) 1 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenen suçlarda içtima 5275 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılacağından verilen hükümlerin kesinleşmesi zorunludur.

    b ) 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, her suç yönünden ayrı ayrı yapılan değerlendirme sonucu, her suçla ilgili lehe yasa belirlendikten ve buna göre her suçun nihai cezası saptandıktan sonra, cezaların içtimaına 765 sayılı TCY'nın 68 ila 77. maddelerindeki ilkelere göre karar verilecektir. Bu uygulamada lehteki Yasanın 5237 sayılı Yasa olmasının sonuca etkisi bulunmayacaktır.

    Bu ahvalde;

    1-Süreli cezaların içtiması halinde yapılacak işlem matematiksel bir toplamadan ibaret bulunduğundan, içtimaya hükümle birlikte karar verilmemiş olması halinde bu hususta 5275 sayılı Yasanın 98-101. maddeleri uyarınca itiraz yolu açık olmak üzere her zaman karar verilmesi mümkün bulunduğundan, bu husus bozma nedeni oluşturmayacağı gibi kazanılmış hakka da konu olamayacaktır.

    2- 765 sayılı Yasada ağırlaştırılmış müebbet ( ağır ) hapis veya müebbet ( ağır ) hapis cezasını gerektiren suçların yanında başkaca suçların işlenmesi halinde, cezanın mahkemece taktir edilecek bir süresinin hücrede tecrit edilmek suretiyle infazı gerektiğinden, kesinleşme koşulu aranmaksızın, duruşmalı inceleme gerektiren bu ahvalde içtima kararının 765 sayılı TCY'nın içtimaya ilişkin hükümlerinin uygulandığı yöntem doğrultusunda hükümle birlikte verilmesi cihetine gidilecek ve bu içtima işlemi de esas hükümle birlikte temyiz incelemesine konu olacaktır.

    c ) Hükümlerin kesinleşmesinden sonra içtima kararı verilmesi zorunluluğunun ortaya çıkması halinde, ( 1 ) nolu bentte belirtilen ahvalde 5275 sayılı Yasanın 98 ila 101. madde hükümleri uyarınca evrak üzerinde yapılacak inceleme sonunda itirazı kabil olmak üzere, ( 2 ) nolu bentte belirtilip, hücre cezasının tayininin taktiri değişimler gerektirdiği ahvalde ise, duruşmalı inceleme yapılmak suretiyle, temyiz yasa yolu açık olmak üzere karar verilecektir.

    Bu itibarla konu yargılamada Yerel Mahkemenin lehe yasa belirlemesinde her bir suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapması isabetli olup, yapılan değerlendirmede suçların her biri için 5237 sayılı Yasa hükümlerinin lehe sonuç vereceğinin kabulü usul ve yasaya uygundur.

    Ancak;

    Yerel Mahkemece tesis olunan ilk hükümde, yağma konusunun "pek fahiş" ölçüde kabulüyle belirlenen ceza üzerine, Özel Dairece, eylemin aracın mülkiyetine yönelik olmadığının kabulüyle yapılan bozma ve buna yönelik uyma kararı süreklilik kazanan Yargıtay içtihatları karşısında isabetsizdir.

    Hırsızlık suçu yönünden benimsenebilecek bir ölçünün yağma suçları açısından kabul edilmesine yasal olanak bulunmayıp, aracın zilyetliğinin ele geçirilmesiyle anılan suçun tüm unsurlarıyla oluşmuş sayılacağı, yağma suçları yönünden dikkate alınması gereken miktarın aracın değeri olacağı, bu nedenle Özel Dairenin bozma kararının isabetli olmadığı, bunun sonucu olarak da Yerel Mahkemece, bozmaya uyularak uygulama yapılması ve lehe yasa belirlemesinde uygulama koşulları bulunmaması gereken 5237 sayılı Yasanın 150/2. maddenin tatbiki isabetsiz ise de, aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle bu hususun ancak ve yalnız eleştiri nedeni sayılacağı ve hükümde değişikliği gerektirmeyeceği ortadadır.

    Açıklanan nedenlerle eleştiri dışında usül ve yasaya uygun bulunan Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

    Çoğunluk görüşüne katılmayan iki kurul üyesi, içtimaya dahil olan cezaların bağımsızlığını yitirdiği ve 5237 sayılı TCY'da cezaların içtimasına yer verilmemesi nedeniyle 765 sayılı Yasa hükümlerinin sanık lehine olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması yönünde oy kullanmışlardır.

    SONUÇ :

    Açıklanan nedenlerle;

    1- Eleştiri dışında isabetli bulunan Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA,

    2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 17.04.2007 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY CEZA GENEL KURULU
    Esas: 2009/6-149 Karar: 2009/239
    Tarih: 20.10.2009

    - İnfaz Kanunu 99. Madde

    Sanığın yağma suçundan, 765 sayılı TCY'nın gereğince, suçun dört ayrı mağdura karşı işlenmiş olması nedeniyle ayrı ayrı dört kez 15 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların 765 sayılı TCY'nın uyarınca (cinsel saldırı suçundan verilen 10 yıl 6 ay ağır hapis cezası da eklenerek) 70 yıl 6 ay ağır hapis cezası olarak toplanmasına ve TCY'nın uyarınca sonuç cezanın 36 yıl ağır hapis cezası olarak belirlenmesine ilişkin, Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.03.2004 gün ve 170-41 sayılı resen temyize tabi olan hükmün, sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 09.06.2005 gün ve 10520-11470 sayı ile, yeni yasaların yürürlüğe girmesi nedeniyle değerlendirme yapılması için bozulmasına karar verilmiş, yerel mahkeme ise yaptığı değerlendirme sonucunda 10.10.2005 gün 106-106 sayılı kararı ile, 5237 sayılı Yasanın sanık lehine olmadığı gerekçesiyle aynı hükmü yeniden kurmuştur.

    Resen temyize tabi olan hüküm, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.09.2007 gün ve 9626-10293 sayı ile;

    <... Sanık hakkında, yağma suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak kendiliğinden yapılan temyiz incelemesinde;

    14.02.2004 günlü mahkumiyet hükmünün, sanık savunmanının temyizi nedeniyle yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 09.06.2005 günlü kararı ile bozularak mahkemesine iade edilmiş olması karşısında; yeniden duruşma açılıp, sanık ve savunmanına yöntemine uygun olarak duruşma günü bildirilerek, bozmaya karşı diyecekleri de saptandıktan sonra hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, dosya üzerinde yapılan incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle 307. maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması...>,

    İsabetsizliğinden bozulmuştur.

    Bozmaya uyan Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince, 17.01.2008 gün ve 238-3 sayı ile bu kez lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCY'nın c ve uygulanmak suretiyle sanığın ayrı ayrı dört kez 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hürriyeti bağlayıcı cezaların 765 sayılı TCY'nın uyarınca 58 yıl 6 ay hapis cezası olarak toplanmasına, ancak TCY'nın uyarınca sonuç cezanın 36 yıl hapis cezası olarak belirlenmesine karar verilmiştir.

    Sanık müdafiin temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 03.11.2008 gün ve 11522-18754 sayı ile;

    <... Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    Ancak; 5237 sayılı Yasada cezaların toplanmasına ilişkin bir düzenlenmenin bulunmadığı, her bir suç için hükmolunan cezaların birbirinden bağımsız oldukları ve ayrı ayrı infazları gerektiği gözetilmeden, 5237 sayılı Yasa lehe kabul edildiği halde 765 sayılı Yasanın 71, 77. maddeleri ile karma uygulama yapılarak, yazılı biçimde cezaların toplanmasına karar verilmesi...>,

    İsabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiş, yerel mahkeme ise 06.03.2009 gün ve 456-84 sayı ile;

    <... Sanık hakkında lehine olduğu belirlenen 5237 sayılı hükümlerine göre, ceza tertip edilerek verilen cezaların 765 sayılı hükümleri gereği toplanması gerektiği bu uygulamanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına uygun olacağı...> gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.

    Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının <onama> istekli 08.06.2009 gün ve 129013 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

    Karar: Sanık Ş. İ. hakkında cinsel saldırı suçundan verilen hüküm daha önce kesinleştiğinden inceleme yağma suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

    Sanığın dört ayrı mağdura karşı işlemiş olduğu nitelikli yağma suçundan dört kez cezalandırılmasında herhangi bir isabetsizlik ve bu kapsamda suçun sübutu ve nitelendirilmesinde de herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

    Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, 5237 sayılı TCY hükümleri lehe kabul edilerek bu Yasaya göre hükmolunan cezaların 765 sayılı TCY'nın 68 ila 77. maddeleri uyarınca içtimaına karar verilmesinin karma uygulama oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir.

    Bu konu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.04.2007 gün ve 32-97 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü açısından cezaların içtimaı, içtimaın sonuçları ve içtima hükümlerinin hukuki niteliği üzerinde durulmalıdır.

    1- Cezaların içtimaının hukuki niteliği:

    Cezaların içtimaına ilişkin hükümlere 765 sayılı TCY'nda yer verilmiş olunmasına karşın, gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide, <cezaların birleştirilmesinin <bir yaptırım hukuku-infaz hukuku> kurumu olduğu, birleştirmeye rağmen, cezaları birleştirilen her suçun cezasının hukuken ortadan kalkmadığı> (Prof. Dr. Kayıhan İçel, Prof. Dr. Füsun Sokulu-Akıncı, Dr. İzzet Özgenç, Dr. Adem Sözüer, Dr. Fatih S.Mahmutoğlu, Dr. Yener Ünver, Yaptırım Teorisi, İst-2000, s.277), yine benzer şekilde, <içtima sonunda verilen <toplam ceza> içindeki <unsur-cezaların> erimedikleri, kaybolmadıkları, cezaların içtimaı dışındaki haller bakımından varlıklarını korudukları> savunulmuştur. (Prof. Dr. Faruk Erem, Prof. Dr. Ahmet Danışman, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara-1997, 14. bası, s. 918)

    <İçtimaa dahil olan cezalardan her biri hakkında zamanaşımının ayrı ayrı cereyan edeceği> (CGK.nun 3.6.1940 gün ve 125-108), <ehliyetnamenin muvakkaten geri alınmasının her ceza için ayrı ayrı uygulanması gerekeceği> (CGK.nun 15.3.1976 gün ve 105-108), <CYUY'nın 305. maddesi uyarınca kendiliğinden temyize tabi olma koşulları incelenirken, içtima sonucu belirlenen toplam ceza miktarına bakılmayıp, her bir mahkumiyet hükmünde tayin olunan ceza sürelerinin ayrı ayrı göz önünde bulundurulacağı> (CGK.nun 20.2.2001 gün ve 21-25) yargısal kararlarla vurgulamıştır.

    Görüldüğü gibi sonuç olarak; <içtimaa konu cezaların, içtima sonunda belirlenen toplam cezadan ayrı olarak varlıklarını koruyup hüküm doğuracakları,> <TCY'nın 68 ila 77. maddelerinde yazılı içtima hükümlerinin yasal tipe uygun ihlalin karşılığı olan ceza normları olmayıp, cezaların toplanması, çevrilmesi ve sınırlandırılmasına ilişkin infazı ilgilendiren kurallar olduğu ve kazanılmış hak oluşturmayacağı> gerek öğretide gerekse süreklilik kazanan Yargıtay içtihatlarında kabul görmüş bulunmaktadır.

    2- 765 sayılı TCY'da cezaların içtimaı ile ilgili hükümler ve kabul edilen ilkeler:

    765 sayılı TCY'nın 68-77. maddeleri arasında cezaların içtimaı kurallarına yer verilmiş ve özetle şu ilkeler kabul edilmiştir.

    Birinci ilke; cezaların mümkün oldukça toplanmasıdır. Buna göre, aynı türden olan cezalar birbirleri ile toplanacak, ayrı türden ise her biri ayrı ayrı infaz edilecektir. (765 sayılı TCY'nın 71/1,, 72,, 74, 75. md.

    İkinci ilke; cezaların çevrilmesi ilkesidir. Bazı cezalarda toplamanın olanaksız olması veya fazla ağır sonuçlar doğurması halinde, nev'ileri değiştirilecektir. (765 sayılı TCY'nın 70,, 71/2, 73. md

    Üçüncü ilke; içtima kurallarının uygulanması suretiyle elde edilecek cezaların yasada belirlenen genel bir yukarı sınırı aşmamasıdır.

    3- Yeni ceza mevzuatında cezaların içtimaı ile ilgili düzenlemeler:

    5237 sayılı TCY'da cezaların içtimaına yer verilmeyip 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Yasanın, 99. maddesinde <Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar> kuralı benimsendikten sonra, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin bulunması halinde, koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı isteneceği, 101. maddesinde ise, 99. madde uyarınca cezaların toplanması gerektiğinde, bu hususta hüküm vermek yetkisinin en fazla cezaya hükmetmiş bulunan mahkemeye ait olacağı, yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY'nın 402,, 403, 405. maddelerindeki düzenlemelere benzer şekilde belirtilmiştir.

    Görüldüğü gibi gerek yargısal kararlarda gerekse öğretide tartışmasız kabul edilen ilkeler şunlardır.

    1- Cezaların içtimaı bir infaz kurumu ve işlemidir.

    2- İçtimaa dahil olan suçlar hukuken bağımsızlıklarını korurlar ve her suç yönünden ayrı ayrı sonuç doğururlar,

    3- İnfaza ilişkin uygulamalar kazanılmış hak oluşturmadığından, içtima uygulaması sırasında lehe oluşan hatalar da kazanılmış hakka konu olmazlar,

    1412 sayılı CYUY, 765 sayılı TCY ve 647 sayılı CİY döneminde kabul edilen bu ilkeler, 5271 sayılı CYY, 5237 sayılı TCY ve 5275 sayılı CGTİY döneminde de geçerliliğini korumaktadır. Yeni yasal düzenlemelerin yürürlüğe girdiği dönemde yasa koyucu cezaların içtimaına ilişkin kurallara 5237 sayılı Yasa içinde yer vermemek suretiyle, infaz hukukunu daha net ve doğru bir yasal temele kavuşturmuştur.

    Yasal düzenlemeler ve bu ilkeler kapsamında, lehe yasanın belirlenmesinde 765 sayılı Yasa kapsamındaki içtimalı cezaların değil, her suç yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılarak, her biri için tayin edilen cezanın dikkate alınması yasal zorunluluktur. Böyle bir kabul 5252 sayılı Yasanın 9/3 ve 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının da doğal sonucudur.

    Bununla birlikte, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlarda, her suç yönünden ayrı ayrı yapılan değerlendirme sonucu, her suçla ilgili lehe yasa belirlendikten ve buna göre her suçun nihai cezası saptandıktan sonra, cezaların içtimaına 765 sayılı TCY'nın 68 ila 77. maddelerindeki ilkelere göre karar verilecek olup bu uygulamada lehteki Yasanın 5237 sayılı TCY olmasının sonuca etkisi bulunmayacaktır.

    Bu itibarla, somut olayda yağma suçundan lehe yasa belirlemesini içtimalı cezalar üzerinden değil, her bir suç açısından ayrı ayrı ele alarak ceza miktarı itibarıyla 5237 sayılı TCY'nı lehe yasa olarak belirleyen ve bu yasaya göre verdiği cezaları 765 sayılı TCY'nın 71, 77. maddelerine göre toplayarak sonuç hapis cezasını 36 yıl olarak belirleyen yerel mahkemenin direnme hükmü isabetli olup, onanmasına karar verilmelidir.

    Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

    1- Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2009 gün ve 456-84 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,

    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.10.2009 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.