İnfaz Kanunu Madde 86



  • Ziyaret ve Görüşlerde Uyulacak Esaslar

    İnfaz Kanunu Madde 86

    (1) Kapalı ve açık ceza infaz kurumlarına ziyaret veya görüşe gelen resmî heyet ve özel kişiler, kurum güvenliğini tehlikeye sokacak davranışlarda bulunamaz, kurum güvenliği için alınan ve uygulanan yasal ve idarî tedbirlerin değiştirilmesini isteyemezler.

    (2) Kurumun düzen ve güvenliğini, hükümlülerin sağlığını bozabilecek nitelikteki eşya ve maddeler ile her türlü iletişim araçları ve taşıma izin belgesi olsa da silâhlar kuruma sokulamaz. Ziyaret ve görüşlerde hükümlülere para, kıymetli evrak ve eşya verilemez.

    (3) Kurum görevlileri ve dış güvenlik görevlileri dahil olmak üzere, sıfat ve görevi ne olursa olsun, ceza infaz kurumlarına girenler duyarlı kapıdan geçmek zorundadır. Bu kişilerin üstleri metal dedektörle aranır; eşyaları x-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilir, ayrıca şüphe hâlinde elle aranır. Bu cihazların bulunmadığı yerlerde arama ve kontrol elle yapılır. Ancak milletvekilleri, mülkî amirler, hâkim, Cumhuriyet savcıları ve bu sınıftan sayılanlar, avukatlar, noterler, ceza infaz kurumları ve tutukevleri kontrolörleri, izleme kurulu başkan ve üyeleri, uluslararası sözleşmelerle yetkileri tanınmış kişi ve kuruluşların temsilcileri, ceza infaz kurumu ve tutukevi koruma birlik komutanı ile kurum müdürünün üstleri ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlleri dışında elle aranamaz. Duyarlı kapı cihazının ikazının sürmesi hâlinde bu kişiler ancak, elle aramayı kabul ettikleri takdirde kuruma girebilirler. Ziyaret yerleri de ziyaret öncesi ve bitiminde aranır.

    (4) Ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyalar incelemeye tâbi tutulmaz.

    (5) Konusu suç teşkil etmemekle birlikte ceza infaz kurumlarına sokulması yasak olan her türlü eşya, çıkışta sahibine verilmek üzere idare tarafından muhafaza altına alınır.

    (6) Hükümlüler, odalarından çıkış ve dönüşlerinde ayrı yerlerde ve farklı memurlarca üst ve eşya aramasına tâbi tutulurlar.

    (7) Aramalarda insan onuruna saygı esastır.

    (8) Ziyaret ve görüşlerde kurallara uymayan heyet ve kişilerin ziyaret ve görüşmeleri sürdürmelerine derhâl son verilir. Suç oluşturan davranışlar, ilgili idarî ve adlî makamlara bildirilir. Görüşme hakkına sahip özel kişilerin kurum güvenliğinin korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı davranışları ve istekleri nedeniyle görüşme hakları, kurumun en üst amirince bir aydan bir yıla kadar kısıtlanabilir. Mevzuatın avukatlar bakımından getirdiği hükümler saklıdır.




  • İnfaz Kanunu Madde 86 Gerekçesi

    İnfazın temel amacı hükümlünün iyileştirilmesi ve topluma yeniden kazandırılması olup, hükümlülerin eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi ve kayyımı ve hatta kendilerinin bildirecekleri en fazla üç kişi tarafından belirli aralıklarla ve yine belirli sürelerle ziyaretlerine izin verilmesi de bu temel düşüncenin sonucudur. Bu kişilerin dışında gerek uluslararası sözleşmelerden, gerek karşılıklılık ilkesinden ve gerekse iç hukukumuzdaki düzenlemelerden kaynaklanan ve temelde yine aynı amaca yönelik olarak bazı resmî heyetlerin ve özel kişilerin de kapalı ve açık infaz kurumlarında ziyaret ve görüş yapmalarına izin verilmiştir. Ancak, bu izin verilirken belirli kuralların konulması ve kurallara uyulması da gerek kurumun iç ve dış güvenliğinin, gerekse hükümlünün sağlığının korunması açısından bir zorunluluktur.

    Bu tür uygulamaların kurallara uygun olarak yapılmaması veya siyasal veya idarî baskıların sonucu yaptırılmaması infaz kurumu yönetiminin otoritesini yitirmesine neden olabilir.

    Kurumda kalan hükümlülere para veya eşyanın ne biçimde ve ne kadar miktarda verileceği de Kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiş olup, bunun dışında doğrudan verilecek paranın veya eşyanın ne tür olursa olsun, hükümlüler arasında ayrıcalık yaratacağı gibi, özellikle, belirlenenden fazla paranın bulundurulmasının da hem hükümlülerin kendi aralarında, hem de hükümlülerle personel arasında bir takım çıkar ilişkilerin gelişmesine, giderek parası olanın kural dış rahat bir yaşam sürmesine, olmayanın ise bu yaşama kavuşmak için para bulmaya zorlanmasına veya parası olanın güdümüne girmesine neden olabilir ve giderek yönetim otoritesinin kaybolması gibi sonuçlar da doğurabilir.

    Kurumları ziyarete gelenlerin sıfat ve nitelikleri ne olursa olsun Kanun ile belirlenmiş düzenlemelere uymaları, kuruma giriş ve çıkışlarında duyarlı kapıdan geçmek zorunda oldukları ve metal dedektörle aranmaları, eşyaların da x-ray cihazı veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilip, şüphe halinde de elle aranmaları, kurumun ve kurumda kalanların güvenlikleri ve sağlıkları açısından zorunlu olduğu kadar, ayrıcalık tanınmadan yapılan bu işlemlerin gerek personelin gerekse hükümlülerin üzerinde olumlu ruhsal etki yaratacağı da yadsınamaz bir gerçektir. Ancak elle aranma konusunda maddede belirtilen bazı meslek gruplarına istisna tanınmıştır.

    Konusu suç teşkil etmeyen her türlü eşya, çıkışta sahibine verilmek üzere kurum idaresince muhafaza altına alınacaktır. Öte yandan, hükümlüler odalarından çıkış veya dönüşlerinde ayrı yerlerde ve farklı memurlarca üst ve eşya aramasına tabi tutulacaklardır. Ayrıca, aramalarda insan onuruna saygı esas olacaktır.

    Ziyaret ve görüşlerde kurallara uymamanın ceza infaz kurumlarının iç ve dış güvenliğini, hükümlülerin sağlığını tehlikeye düşüreceği gerçeğinden hareketle bu duruma uymayan heyet ve kişilerin ziyaret ve görüşmelerinin sürdürülmesine derhal son verilmesinden daha doğal bir davranış olmaması gerekir. Hükümlülerin içinde bulundukları ruh hali de dikkate alındığında bazen küçük de olsa verilen tavizlerin ileride daha büyük tavizleri gündeme getirebileceği, kuralı uygulamaya çalışan görevlilerle, uymamak için direnen ziyaretçiler arasında meydana gelecek tartışmaların, sonuçta hükümlülerin infaz kurumu görevlilerine karşı ayaklanmasına kadar gidebilecek olaylara neden olabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Bu nedenlerle, olay yaratmadan hemen başlangıçta kurallara uymayanların görüşmelerine son verilmesi, görevlilere sövme, direnme, yasak silah sokma vb. gibi davranışların da ilgili idarî ve adlî makamlara bildirilmesi hem bir zorunluluk, hem de bir görevdir.

    Bunun dışında görüşme hakkına sahip özel kişilerin kurum güvenliğinin korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı davranış ve istekte bulunmaları nedeniyle görüşme haklarının kurum üst amirince belirlenecek, ancak bir aydan az bir yıldan çok olmayacak bir süre ile kısıtlanması da kuralları uygulanabilir kılmak, davranışın tekrarını önlemek ve infaz kurumlarının iç ve dış güvenliği ile hükümlülerin sağlıklarını korumak için bir yaptırım olarak düşünülmüştür.

    Madde bütün bu düşünceler çerçevesinde kaleme alınmıştır.



  • İnfaz Kanunu 86. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2015/36108 Karar : 2016/347
    Tarih : 14.01.2016

    - İnfaz Kanunu 86. Madde

    ....Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan .... üç kişilik ziyaretçi hakkının tanınması hakkındaki talebinin yasal süre içerisinde ziyaret listesi vermediğinden bahisle hükümlünün dilekçesinde belirtmiş olduğu kişilerin ziyaret listesine eklenmesi isteminin reddine dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 12/12/2014 tarihli ve ....sayılı kararına yönelik hükümlünün itirazının kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin.... İnfaz Hakimliğinin 18/12/2014 tarihli ve .... esas, ....karar sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair ....Ağır Ceza Mahkemesinin 26/05/2015 tarihli ve....değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 31/08/2015 gün ve ... sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/09/2015 gün ve .... sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

    Anılan ihbarnamede;

    Dosya kapsamına göre, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu'nun 83/1 maddesindeki "hükümlü, belgelendirilmesi koşuluyla eşi ve üçüncü dereceye kadar kan ve kayım hısımlarıyla vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde zorunlu haller dışında bir daha değiştirilmemek üzere ad ve adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından yarım saatten az ve bir saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir." hükmü ile Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmeliğin 9/2 maddesindeki hükümlü ve tutuklular birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan üç ziyaretçisinin ad ve soyadı ile bilmesi halinde adresini ceza infaz kurumuna kabulünden ve kendisine bu hususun tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde bildirilir. Bu ziyaretçiler ölüm, ağır hastalık, doğal afet, hükümlü ve tutuklunun nakli ya da ziyaret olanağını ortadan kaldıracak yerleşim değişikliği gibi zorunlu haller dışında değiştirilemez." hükmü birlikte değerlendirildiğinden 60 günlük süre içinde üç kişilik ziyaretçi ismi bildirmeyen hükümlünün, ceza infaz kurumunda yaşadıkları sıkıntı, stres ve uyum bozukluğu gibi hallerin zorunlu hal olarak değerlendirilemeyeceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, .... Ağır Ceza Mahkemesinin 26/05/2015 tarihli ve .... değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, 14/01/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY

    Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna göre hükümlülere tanınan ziyaretçi hakkının, Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik ile getirilen düzenlemeyle hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumuna kabulünden ve bu hususun kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren altmış gün içinde bildirmeleri şartına tabi tutulmasının hukuka uygun olup olmadığı konusuna ilişkindir.

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna göre, “ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır” (md. 3).

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hükümlü olup olmadığına bakılmaksızın herkesin Sözleşme'nin 5. maddesi kapsamında kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğunu vurgulayarak; bunun da 5. maddenin birinci fıkrasında belirlenen istisnalar dışında özgürlükten yoksun bırakmama veya yoksun bırakmanın devamının engellenmesi ve tutuklama ya da gözetim altına alınma durumlarında dahi asgari düzeyde koruma mekanizmalarının sağlanması gerektiğini belirtmiştir. Benzer şekilde, Anayasamızın 19. maddesinde de kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı güvence altına alınmıştır.

    AİHS ve Anayasamız ile güvenceye bağlanan bu kuralın amacı, hiç kimsenin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmamasını temin etmektir. Bu bağlamda, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılıp bırakılmadığı belirlenirken; kişinin içinde bulunduğu somut durum, önlemin türü, süresi, etkileri ve uygulanma biçimi gibi etkenler göz önüne alınacaktır.

    AİHM, hükümlü ve tutuklular hakkında uygulanan infaz rejimi, şartlı salıverilme, tutulma şartları vb. durumları AİHS'nin 5. maddesi kapsamında kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde değerlendirmektedir (....).Gerçekten de bir mahkumiyet kararına bağlı olarak tutmanın infazına ilişkin uygulamaların ve infaz şartlarının da kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında ele alınması ile anılan hakka müdahalenin de meşru, zorunlu ve amaca uygun şekilde olması gereklidir. Aksi durumun yani belirtilen ölçütleri sağlamayan ölçüsüzce sınırlamaların keyfilik anlamına gelebileceği ve hakkın özüne de müdahale oluşturabileceği kuşkusuzdur.

    Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bir mahkumiyet kararına bağlı olarak tutulması sebebiyle sınırlanmış hükümlü ve tutuklu kişiye tanınan “ziyaretçi hakkı”nın niteliği belirtilen temel güvenceler çerçevesinde irdelenmelidir. Kuşkusuz, hükümlü ve tutuklu da olsa infazın öznesi insandır. İnsan denen yüce varlık suç işlemiş de olsa toplumun bir parçasıdır. O’nu ait olduğu toplumdan, ailesinden veya arkadaşlarından tecrit sonucunu doğurabilecek uygulamalar hem hükümlüyü hem de onun ailesini ve yakınlarını tecrit anlamına gelecektir. Böyle bir durum çağdaş ceza hukukunun ve tabii ki infaz rejiminin amaçlarıyla bağdaşmaz. Hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik eden, hukuka ve topluma saygılı bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak isteyen; kısacası onu toplumla yeniden bütünleştirmek isteyen kanun koyucunun bu amacı gerçekleştirmek üzere bazı mekanizmalar getirdiği kuşkusuzdur. Hükümlünün toplumdan kopmamasını, ailesi ve arkadaşlarıyla bağlarını devam ettirmesini diğer taraftan infazın bitiminde toplumla yeniden bütünleşmesini sağlamaya en elverişli vasıtalardan birisinin de Kanun’da “dışarıyla ilişkiler” olarak adlandırılan ziyaret ve izin gibi hakların olduğu kuşkusuzdur.

    Nitekim 5275 sayılı Kanun’da “ziyaretçi hakkı” 83 ila 86. maddeler arasında “İyileştirme” başlıklı Dördüncü Kısımda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. İfade ettiğimiz üzere, hükümlü bir suç işlemesi sonucu infaz kurumunda bulunsa dahi her şart ve zamanda insandır. Ziyaretçi hakkı hükümlü için olduğu kadar onu ziyaret etmek isteyen yakınları, arkadaşları için de bir haktır. Aksi durumda infazın tecrite dönüşmesi ve hükümlünün toplumla olan bağlarını koparmak gibi tehlikeli bir sonuca yol açılabilecektir. Bu bağlamda hükümlünün kişi özgürlüğü ve

    güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekli olan bu hakkı da -belirli ve sınırlı şartlarda kullanılabilmesine rağmen- temel bir hak olarak korunmalı ve ancak kanunla sınırlanmalıdır.

    Ziyaretçi hakkını Kanun ile tanıyan infaz sistemimiz, “Hükümlü, belgelendirilmesi koşuluyla eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ile vasisi veya kayyımı tarafından haftada bir kez ve ayrıca kuruma kabullerinde, zorunlu haller dışında bir daha değiştirilmemek üzere, ad ve adreslerini bildirdiği en fazla üç kişi tarafından, yarım saatten az ve bir saatten fazla olmamak üzere çalışma saatleri içinde ziyaret edilebilir” düzenlemesini getirerek ziyaretçi hakkını yasal güvenceye bağlamıştır (md. 83/1). Ziyaretçi hakkının kullanılmasına ilişkin ikincil düzenlemeleri içeren Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik ise “hükümlü ve tutuklular, birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan üç ziyaretçisinin adı ve soyadı ile bilmesi halinde adresini ceza infaz kurumuna kabulünden ve kendisine bu hususun tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde bildirir” kuralını getirmiştir (md. 9/2).

    Açıklanan yasal düzenlemelerden görüldüğü üzere 5275 sayılı Kanun ziyaretçi hakkının kullanılması bağlamında üç kişilik ziyaretçi listesinin verilmesi konusunda hak düşürücü veya kısıtlayıcı bir süre getirmemiş iken anılan Yönetmelik kuruma kabul ve hükümlüye tebliğ tarihinden itibaren üç aylık bir kısıtlayıcı süre getirmektedir.

    Ziyaretçi hakkının kullanılması konusunda Kanun ile getirilmemiş bir kısıtlayıcı sürenin Yönetmelik ile getirilemeyeceği muhakkaktır. Kuşkusuz bir temel hak olan ziyaretçi hakkının kullanılabilmesi ancak bir kanunla sınırlanabilecektir. Yönetmelik ile böyle bir sınırlama getirilmesi temel hakların sınırlanmasına dair anayasal ilkelere aykırıdır. Diğer taraftan, Kanunda öngörülmeyip, Yönetmeliğe dercedilmiş olan bu süre ancak düzenleyici bir süre olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla bu süreye uyulmaması bir hakkın kullanımına da engel olarak kabul edilemez.

    Somut uyuşmazlıkta, hükümlü ceza infaz kurumunda yaşadığı sıkıntı, stres ve uyum bozukluğu sebebiyle ziyaretçi listesini vermediğini bildirmektedir. Belirtilen mazeretler infaz kurumunda bulunan bir kişi için gayet doğal ve yerinde olarak görülebilecek gerekçelerdir. İnfaz kurumunda içinde bulunduğu sosyal ve kişisel şartlar itibariyle veya psikolojik durumu gereği ziyaretçi listesini Yönetmelikte belirtilen sürede vermeyen veya veremeyen hükümlüyü ziyaretçi hakkını kullanılmasından mahrum bırakmak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkıyla ve infazın amaçlarıyla bağdaşmayacaktır. Yönetmelik ile getirilen böyle bir sınırlama meşru temellere dayanmadığı gibi hakkın kullanımını tamamen ortadan kaldırabilecek nitelikte olduğundan ölçülü de değildir. Sonuç olarak Yönetmelik ile ziyaretçi hakkının kısıtlanması hukuka uygun değildir.

    Bu itibarla, sayın çoğunluğun “kanun yararına bozma isteminin yerinde görüldüğü” şeklindeki görüşüne açıkladığım gerekçelerle katılamıyorum.