HMK Madde 450



  • Yürürlükten Kaldırılan Hükümler

    HMK Madde 450

    (1) 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır.




  • HMK Madde 450 Gerekçesi

    Maddede, Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte kaldırılacak kanunî düzenlemeler belirlenmiştir. Bu çerçevede, Tasarının 1086 sayılı Kanunun yerini almasının doğal bir sonucu olarak, 1086 sayılı Kanun tüm değişiklik ve ekleri ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır. Yine 4721 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde yer alan ispat yükü ile ilgili kurala, ispata ilişkin genel hükümler arasında amacına ve işlevine uygun olarak tanımlanmak suretiyle yer verildiğinden anılan Medenî Kanun hükmünün yürürlüğüne son verilmiştir. Ayrıca Tasarıda soybağının tespiti ile ilgili olarak yapılan düzenleme karşısında, 4721 sayılı Kanunun 284 üncü maddesinin (2) numaralı bendinin uygulanma imkânı kalmadığından söz konusu hükmün de yürürlükten kaldırılması gerekmiştir.



  • HMK 450. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/7846 Karar : 2018/6670
    Tarih : 18.09.2018

    • HMK 450. Madde

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasına göre karar tarihi itibariyle iş mahkemelerinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları hariç miktar veya değeri bin lirayı geçmeyen davalar hakkındaki nihai kararlar kesindir.

    Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, HUMK’un 427 maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği belirtilmiştir.

    1 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanunun 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için, Hukuk Muhakemeleri Kanununda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.

    Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın Geçici 3. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça düzenlenmiştir.

    16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanunun geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.

    Temyiz kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır.

    Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın tamamının gözetilmesi, tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununu Geçici 3. maddesi gereğince 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427'nci maddesi hükmü gereğidir.

    21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ve ayrıca 5236 sayılı Kanun; katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2015 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 2.080,00 TL olarak değiştirmiştir.

    Somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davacı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle REDDİNE, 18.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2017/674 Karar : 2017/1507
    Tarih : 22.02.2017

    - HMK 450. Madde

    Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

    Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

    Ancak;

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 1. maddesindeki düzenlemenin hukuk davalarına bakmakla görevli mahkemeleri kapsadığı, ceza mahkemelerini kapsamayacağı cihetle;

    Hükümden önce, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazate'de yayımlanan ve 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 12/01/2011 gün ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırıldığı, anılan Kanun'un 398. maddesinde ise ''ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, bir aydan altı aya kadar disiplin hapsi cezalandırılır. Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki dava açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkemedir.'' şeklindeki düzenlemesi karşısında, davaya konu ihtiyati tedbir kararının Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verildiği anlaşılmakla, Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi,

    Kanuna aykırı ve sanıklar müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 22/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/13900 Karar : 2017/1370
    Tarih : 20.02.2017

    • HMK 450. Madde

    İhtiyati tedbir kararına uymamak suçundan sanıklar ... ve ...'ün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 398. maddesi uyarınca ayrı ayrı 3 ay disiplin hapsi ile cezalandırılmasına dair Akkuş Asliye Ceza Mahkemesinin 20/11/2013 tarihli ve 2013/79 Esas, 2013/194 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 17/05/2016 tarihli ve 2016/406 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 14/10/2016 gün ve 10384 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/10/2016 gün ve KYB.2016-381807 sayılı ihbarnamesi ile daireye gönderilmekle okundu.

    Anılan ihbarnamede;

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 1. maddesindeki düzenlemenin hukuk davalarına bakan mahkemeleri kapsadığı, ceza mahkemelerini kapsamayacağı, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 12/01/2011 gün ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırıldığı, anılan Kanun'un 398. maddesinde ise "İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, bir aydan altı aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılır. Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki dava henüz açılmamışsa, ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkemedir." şeklindeki düzenlemesi karşısında, davaya konu ihtiyati tedbir kararının Akkuş Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/17 Esas sayılı dosyasına konu yargılama da verildiği anlaşılmakla, mahkemesince Akkuş Asliye Hukuk Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesi gerektiği cihetle, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 17/05/2016 tarihli ve 2016/406 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına, 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/2185 Karar: 2014/9611
    Tarih: 02.06.2014

    - HMK 450. Madde

    Davacılar vekili dava dilekçesinde; İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın mütevelli heyeti başkanı olan M. Ş.'ün eylemleri ile vakfa zarar verdiğini ileri sürerek vakfın organı olan mütevelli heyeti başkanı yerine kaim olmak üzere kayyım tayin edilmesine karar verilmesini istemiş, mahkemece davanın ahkamı şahsiye mahkemesinde görülmemesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 397. maddesinde4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 397. maddesinde; vesayet makamının sulh hukuk mahkemesi; denetim makamının ise asliye hukuk mahkemesi olduğu, 419. maddesinde; vesayet makamının, gecikmeksizin vasi atamakla yükümlü olduğu, 403. maddesinde; kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı, Medeni Kanunun vasi hakkındaki hükümlerinin, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanacağı, 426. maddesinde; vesayet makamının, kanunda gösterilen hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı, 427. maddesinde; vesayet makamının, bir tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması halinde bir yönetim kayyımı atayacağı, 431. maddesinde ise; vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların, kayyım ve yasal danışmanın atanmasında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

    Türk Medeni Kanunu'nun 75/2. maddesinde, “Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.” hükmüne yer verilmiştir.

    5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 6. maddesinde; sulh hukuk mahkemelerinin, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile diğer kanunlarda belirtilen görevleri yerine getireceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 450. maddesinde; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırıldığı, 447. maddesinde ise; mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamaların, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı, aynı Kanun'un "görevin belirlenmesi ve niteliği" başlıklı 1. maddesinde; mahkemelerin görevinin, ancak kanunla düzenleneceği, göreve ilişkin kuralların kamu düzeninden olduğu, 114/1-c maddesinde; mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğu hükme bağlanmıştır.

    Davada; İlke Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın mütevelli heyeti başkanı olan M. Ş.'ün eylemleri ile vakfa zarar verdiği ileri sürülerek vakfın organı olan mütevelli heyeti başkanı yerine kaim olmak üzere kayyım tayin edilmesine karar verilmesi istenmiş, mahkemece davada ahkamı şahsiye mahkemesinin görevli olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Yukarıda gösterilen yasal düzenlemeler dikkate alındığında kayyım tayini isteğine ilişkin davanın vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinde görülmeye devam edilmesi, tüm delillerin toplanıp birlikte değerlendirilmesi ve sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir.

    Bu itibarla, yukarıda açıklanan nedenler göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde bulunmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

    Sonuç: Katılanlar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen Geçici 3. maddesindeki atıf nedeniyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428. maddesi gereğince hükmün bozulmasına, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/538 Karar: 2014/396
    Tarih: 20.01.2014

    • HMK 450. Madde

    Davacı vekili, maaş nakil ilmühaberinin hatalı olduğunun tespit edilerek yeniden düzenlenmesini ve eksik ödemelerin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı vekili, kurum işleminin yürürlükteki mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, idari işlem niteliğindeki uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi ve yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

    Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun <Esastan Sonuçlanmayan Davada Yargılama Gideri> başlığı altındaki 2. fıkrasındaki <görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararlarından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder> düzenlemesi uyarınca yargı yolu ile görevsizlik kararı sonucu verilen red kararları henüz davayı esastan sonuçlandırmadığından davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde yargılama giderine de o mahkemece hükmolunmalıdır.

    Anılan Kanun'un 323/ğ. maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan vekâlet ücretine de görevsizlik kararında ayrıca hükmolunamaz. Mahkemece bu husus gözardı edilerek davacı aleyhine yargılama gideri yükletilmesi ve davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi doğru değildir. Ancak, bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/7. maddesi uyarınca aşağıda belirtilen şekilde düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.

    Sonuç: Temyiz olunan kararın hüküm kısmının 2,, 3,, 4 ve 5. bentlerinin çıkartılarak yerine; <6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 331/2. maddesi gereği yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, davaya görevli mahkemede devam edilmemesi durumunda, mahkemece talep üzerine dosya üzerinden durumun tespiti ile yargılama giderlerinin hüküm altına alınmasına> bendinin eklenmesine, hükmün bu şekilde düzeltilerek onanmasına, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 20.01.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    MUHALEFET ŞERHİ

    Dava 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde 17.03.2011 tarihinde açılmıştır. Davanın açıldığı tarih itibariyle yargı yolunun dava şartı olduğuna yönelik bir düzenleme mevcut değildir.

    01.10.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/b maddesinde yargı yolunun caiz olması dava şartı olarak düzenlenmiştir.

    6100 sayılı Kanun'un 448. maddesine6100 sayılı Kanun'un 448. maddesine göre <Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.> 450. maddesinde <(1) 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleri ile birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır.> düzenlemesi mevcuttur.

    Anılan düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere 6100 sayılı Kanun'un hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal yürürlüğe girecektir.

    1086 sayılı Kanun'un döneminde açılan davalara ilişkin olarak eski kanun hükümlerinin uygulanması istisnai olarak 6100 sayılı Kanun'un geçici 1, 2. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre 6100 sayılı Kanun'un yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri ile senetle ispat, istinaf ve temyiz ile temyizde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan dava ve işlerde uygulanmaz. 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetler, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra da geçerliliklerini korur.

    Kanun açıkça istisna getirdiğine göre dava şartı olarak düzenlenen yargı yolunun caiz olması müessesesinin 1086 sayılı Kanun'un döneminde açılan davalarda uygulanması mümkün değildir.

    Davanın idari yargıda görülmesi halinde mahkemece dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine karar verilmelidir.

    Diğer yandan görevsizlik aynı yargı yoluna tabi mahkemeler arasında geçerli olup, dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi halinde dosyanın talep halinde İdare Mahkemesine gönderilmesi de mümkün değildir. İdari yargıda görülecek dava bu davanın devamı niteliğinde değildir. Bu nedenle dava dilekçesinin yargı yolu bakımından reddine karar verilmesi halinde mahkemenin yargılama giderlerini bu arada avukatlık ücretini de hüküm altına alması gerekir.

    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun olup, sayın çoğunluğun düzeltilerek onama kararına katılmıyorum. 20.01.2014



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/19219 Karar : 2016/14594
    Tarih : 24.11.2016

    • HMK 450. Madde

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, HMK'nun 150/5. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava, ödeme emrinin iptaline ilişkindir.

    Mahkemece, HMK'nın 150/5 maddesine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 7.maddesine göre İş Mahkemelerinde uygulanan şifahi yargılama usulünü düzenleyen HUMK'un 473 vd. maddeleri 6100 sayılı HMK'nın 450.maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yasanın 316/d bendine göre "Hizmet ilişkisinden doğan davalara" ile 316/g maddesine göre diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işlere basit yargılama usulü uygulanması gerektiği açıktır.

    Basit yargılama usulüne ilişkin kurallar HMK'nın 316-322.maddelerinde düzenlenmiş olup Yasanın 322/1 maddesine göre bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

    6100 sayılı HMK'nın 103. maddesinde adli tatilde görülecek dava ve işler sayılmıştır, aynı kanunun 104. maddesi ''Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır'' hükmünü içermektedir

    Somut olayda, 31.05.2016 tarihli duruşmada dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği ve davacı vekilinin 07.09.2016 tarihinde davayı yenilediği, dava konusu olayın HMK'nın 103. maddesinde sayılan dava ve işlerden olmadığından davacı vekilinin talebi yerindedir,

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine

    24.11.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/5454 Karar : 2014/7127
    Tarih : 7.04.2014

    - HMK 450. Madde

    Dava, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat ile işçilik alacakları istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davacı vekilinin usulüne uygun mazeret bildirmediği ve davanın ikinci defa takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 150 ve devamı maddelerine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Uyuşmazlık, davacı vekilinin mazeret bildirip bildirmediği ve bunun sonucunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanun'un 7.maddesine göre İş Mahkemelerinde uygulanan şifahi yargılama usulünü düzenleyen HUMK'un 473 vd. maddeleri 6100 sayılı HMK'nın 450.maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Yasa'nın 316/d bendine göre "hizmet ilişkisinden doğan davalara", 316/g maddesine göre de "Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işlere" basit yargılama usulünün uygulanması gerektiğinden eldeki uyuşmazlığa basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği açıktır.

    Basit yargılama usulüne ilişkin kurallar HMK'nın 316-322.maddelerinde düzenlenmiş olup Yasa'nın 320/4 maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve Yasa'nın 322/1 maddesine göre bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır.

    HMK'nın 150. maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

    6100 HMK'nın 30. maddesine "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür" ve HMK'nın 150/2 maddesinde ifade edildiği üzere "geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez". Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa'nın 141/son ve HMK'nın 30. maddelerine göre "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde davacının duruşamaya katılmama gerekçesi "geçerli bir özür" olarak kabul edilebilir ise davacının "geçerli bir özrü nedeniyle duruşmaya katılmadığı" kabul edilerek dosya işlemden kaldırılmamalıdır.

    Somut olayda, davacı vekilinin ilk olarak 13.12.2012 tarihli celsede davanın işlemsiz bırakıldığı ve mazeret de bildirilmediği gerekçesiyle davanın yeninleninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verildiği, davacı vekili tarafından süresinde yenileme talebinde bulunularak davanın yenilendiği; davacı vekilinin 31.10.2013 tarihli celse için mazeret 28.10.2013 tarihinde dilekçesi verdiği, mazeret talebinin, duruşmanın, başka bir mahkemeninin aynı gün ve yakın saatteki duruşmasıyla çakışması neneniyle verildiği, davacı vekilinin haklı mazeret talebinin duruşma gününden ve karar verildikten sonra 04.11.2013 tarihinde belgelendirilmediği ve masrafın yatırılmadığı gerekçesiyle reddedildiği ve bu nedenle dosyanın ikinci defa takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmakla davacı vekilinin geçerli bir özrü bulunmasına ve dava açılırken gider avansını yatırmasına karşın davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 07/04/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.