HMK Madde 439



  • İptal Davası

    HMK Madde 439

    (1) Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yeri bölge adliye mahkemesinde açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür.

    (2) a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tahkim sözleşmesinin geçersiz olduğu,

    b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen veya bu Kısımda öngörülen usule uyulmadığı,

    c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği,

    ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar verdiği,

    d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar vermediği ya da yetkisini aştığı,

    e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu Kısımda yer alan hükümlere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına etkili olduğu,

    f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediği,

    g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmadığı,

    ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu, tespit edilirse, hakem kararları iptal edilebilir.

    (3) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan bir konuda karar verdiği iddiasıyla açılan iptal davasında, tahkim sözleşmesi kapsamında olan konuların, tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konulardan ayrılması mümkün olduğu takdirde, hakem kararının sadece tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konuları içeren bölümü iptal edilebilir.

    (4) İptal davası, bir ay içinde açılabilir. Bu süre, hakem kararının veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz. Ancak taraflardan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir.

    (5) İptal talebi, davaya bakan bölge adliye mahkemesi aksine karar vermedikçe, dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır.

    (6) İptal davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz.

    (7) İptal davasının kabulü hâlinde, kabul kararı temyiz edilmezse veya ikinci fıkranın (b), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerindeki hâllerin varlığı sebebiyle kabulü hâlinde, taraflar aksini kararlaştırmamışlarsa hakemleri ve tahkim süresini yeniden belirleyebilirler. Taraflar isterlerse eski hakemleri tayin edebilirler.




  • HMK Madde 439 Gerekçesi

    Maddenin birinci fıkrasında, hakem kararına karşı ancak yetkili mahkemede iptal davası açılabileceği hüküm altına alınmıştır.

    İkinci fıkrada, tahkimin amacı, niteliği, tarihsel gelişimi gereği ve tahkimde sürati temin etmek için, hakem kararlarının iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Şu husus ifade edilmelidir ki, hakem veya hakem kurulunun, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı meselesi bir iptal sebebi değildir.

    Tahkim, sözleşmesel bir kurumdur. Yukarıda belirtilen riskin var olduğunu düşünen taraf öncelikle tahkim yolunu seçmez. Ayrıca, tahkimde hakem veya hakemlerin seçilmesi usulü, taraf serbestisine bırakılmıştır. Uyuşmazlık konusunda, uzman kişilerin hakem seçilmesi suretiyle var olduğu düşünülen riskin de ortadan kaldırılması imkânı taraflara tanınmıştır.

    Üçüncü fıkrada, tahkim sözleşmesi kapsamına giren konularda, verilmiş olan geçerli bir hakem kararının korunması amaçlanmıştır.

    Tahkim kurumunu teşvik amacı ile getirilen önemli yeniliklerden birisi de hakem kararlarının verildiği anda icra edilebilir hâle getirilmiş olmasıdır. Bu şekilde tahkimin, süratli bir şekilde gerçekleştirilmesi imkânı yaratılmış olmaktadır. Yetkili mahkemenin, itiraz eden tarafın iptale ilişkin iddiasını ciddi görürse, talep üzerine, hükmolunan para veya eşyanın değerini karşılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrasını durdurabileceği dördüncü fıkrada düzenlenmiştir.

    Beşinci fıkrada, iptal başvurusunun süratle karara bağlanması amaçlanmıştır.

    Altıncı fıkrada, temyiz incelemesinin iptal sebepleri ile sınırlı olması prensibi kesin bir şekilde belirtilerek, Yargıtaydaki incelemenin, iptal sebeplerini genişletici bir şekilde yapılmasının önüne geçilmek istenilmiştir. Tahkim kurumuna sürat kazandırmak ve bu suretle kurumun teşviki için, temyiz aşamasında kararın icrasının durdurulmasının önüne geçilmiştir. Hakem kararına ilişkin olarak yetkili ilk derece mahkemesi de bir iptal sebebi görmemiş ise artık temyiz aşamasında karar icra edilmelidir.

    Yedinci fıkraya göre, bir iptal sebebinin varlığını taraflar kabul ediyor ise veya bu fıkrada belirtilen sebeplere dayanılarak iptal kararı verilmiş ise tarafların uyuşmazlıklarını tahkim yolu ile çözme iradesi üstün tutulmuş ve ilgili uyuşmazlık veya uyuşmazlıklarının yeniden tahkim yolu ile çözülmesi gereği kabul edilmiştir.



  • HMK 439. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1666 Karar : 2017/2907
    Tarih : 18.07.2017

    • HMK 439. Madde

    Dava, hakem kararının iptâli davasıdır. Davacı vekili; müvekkili belediye ile davalı şirket arasında İstanbul metrosu 4. Levent-Ağazağa Kesimi Depo Sahası ve Bağlantı Hatları İnşaatı" sözleşmesinin uygulanması sırasında bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık hakkında 13.08.2016 tarihli hakem heyeti kararının iptâline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

    Mahkemece bölge adliye mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş, verilen karar davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

    Mahkemece, hakem kararın iptâli talebiyle açılan davada asliye ticaret mahkemesinin değil bölge adliye (istinaf) mahkemesinin görevli olduğundan bahisle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık hakem kararının iptâli talebiyle açılan davada asliye ticaret mahkemesinin mi? bölge adliye (istinaf) mahkemesinin mi? görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.

    Öncelikle konu ile ilgili henüz içtihat bulunmadığından doktrindeki görüşlerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekir.

    ....Yayınları Ağustos-2016) hakem kararlarının iptâli davası sonucu verilen kararların istinaf edilemeyeceğini (sayfa 669), doğrudan doğruya temyiz edilebileceğini (sayfa 702) belirttikten sonra Hakem Kararlarına Karşı Kanun Yolları başlığı altında yaptığı incelemede iptâl davasının tahkim yerindeki toplu asliye ticaret mahkemesinde açılacağını ve bu mahkemelerce öncelikle ve ivedilikle görüleceğini belirtmiştir (sayfa 949).

    Prof. Dr.....017); “5235 sayılı Kanunda 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle birlikte bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından sonra da tahkimde bölge adliye mahkemelerinin görevli ilk derece mahkemesi olarak görev yapmasına son verilmiştir. Bu isabetli bir değişiklik olmamıştır. Zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 410. maddesinin gerekçesine bakıldığında, tahkimin niteliği, gerektirdiği sürat göz önünde bulundurularak tahkim yeri bölge adliye mahkemesinin yetkili ve görevli mahkeme olarak kabul edildiği görülecektir. Bu aynı zamanda bölge adliye mahkemelerinin tahkim konusunda uzmanlaşmasını ve daha isabetli karar verilmesini de sağlayabilecektir. Bu değişiklik bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasıyla birlikte, asliye ticaret mahkemelerinden verilen kararlara karşı önce istinaf ve ardından temyize başvurulması yönünde tartışmalara da neden olmaktadır. Halbuki bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi olarak görev yapması halinde, bu mahkemenin vereceği karara karşı sadece temyize başvurulabilecektir. Nitekim Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 439. maddesinin altıncı fıkrasına göre, "İptâl davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu maddede yer alan iptâl sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilikle karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz” denilmiştir. Bu durumda Milletlerarası Tahkim Kanunu'yla ilgili tartışma olan, yani asliye ticaret mahkemelerinin tahkimle ilgili kararlarına karşı istinafa başvurulmadan doğrudan temyize gidilip gidilemeyeceği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nda düzenlenen tahkim bakımından da geçerli olacaktır. Bu tartışmanın sebebi ise 6545 sayılı Kanunun bir "torba kanun” oluşu ve tüm torba Kanunlardaki gibi pek çok hükmün yeteri kadar düşünülmeden, tartışılmadan ve doğuracağı sonuçlar değerlendirilmeden bu değişikliklerin alelacele yapılabilmesidir. Kanaatimce asliye ticaret mahkemelerinden verilen tahkimle ilgili kararlara karşı önce bölge adliye mahkemesine başvurulması ve ardından temyize gidilmesi, verilen kararların kesinleşme süresini uzatacak ve aynı zamanda gereksiz masraf yapılmasına da neden olacaktır. Bu uzun süreç tahkimin amacına da aykırı olacaktır.

    Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümünü kararlaştırılan taraflar, hakemlerin kararından sonra önce asliye ticaret mahkemesinde iptâl davası açacak, daha sonra bölge adliye mahkemesinde istinaf yoluna başvurulacak ve ardından temyize gidilecektir. Bu tahammül edilemeyecek kadar uzun bir zaman alacaktır. İptâl davası ile tahkimin sonunda verilen kararların devlet mahkemeleri tarafından sınırlı bir denetime tâbi tutulması amaçlanırken bu denetim sonunda verilen kararlara karşı hem istinaf, hem de temyize başvurulması gereksizdir. Aksi takdirde tahkim yoluna başvurulurken tahkimin olumlu yönleri ortadan kalkmış olacaktır. Ayrıca istinaf yoluna başvurulduğunda, iptâl davası sonunda verilen hüküm bölge adliye mahkemesinde kaldırılarak yeniden bir yargılama yapılırsa daha fazla bir zaman kaybına ve masrafa neden olacaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 439. maddesinin 6. fıkrasında ifade edilen "İptâl davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir" hükmünün bugün için halâ geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira bu fıkra hükmü bölge adliye mahkemelerinin tahkimde ilk derece mahkemesi olarak görev yapacağını esas alarak düzenlenmiştir. Bu nedenle bu hüküm gerekçe gösterilerek bir sonuca varılması mümkün değildir. Bununla birlikte hakem kararlarına karşı iptâl davasından sonra istinaf ve ardından temyiz yoluna başvurulması tahkimin tercih edilmesini engelleyecektir. Kanaatimizce bu nedenlerle iptâl davasının açılacağı asliye ticaret mahkemelerinden verilen kararlara karşı doğrudan temyiz yoluna başvurulmalıdır (2. cilt sayfa 2625 ve devamı)." şeklinde görüşünü ortaya koymuş bulunmaktadır.

    Prof. Dr. ....., “Asliye Ticaret Mahkemeleri Hakkında Değişiklik Çerçevesinde Tahkimde Görevli Mahkeme, Prof. Dr. ... Armağan, İzmir 2015 adlı makalesinde “HMK m. 410’da tahkimde görevli mahkeme, tahkim yeri bölge adliye mahkemesi olarak belirtilmekte ve esasen iptâl davasında da bölge adliye mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmekte idi. Ancak 5235 sayılı Kanun’da değişiklik yapan 6545 sayılı Kanun, bu konuda asliye ticaret mahkemelerini görevli hale getirmiştir.” demek suretiyle, iptâl davalarında görevli mahkemenin, bölge adliye (istinaf) mahkemeleri değil, asliye ticaret mahkemeleri olduğunu kabul etmektedir.

    Prof. Dr. Ramazan Arslan Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. ..... Medeni Usül Hukuk adlı eserlerinde (Yetkin Yayınları Ankara 2016); "İptâl davası tahkim yerindeki mahkemede açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. HMK 410'da tahkimde görevli mahkeme, tahkim yeri mahkemesi olarak belirtilmekle ve esasen iptâl davasında da bölge adliye mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmekte idi. Ancak 5235 sayılı Kanun`da değişiklik yapan 6546 saylılı Kanun bu konuda asliye ticaret mahkemelerini görevli hale getirmiştir. (sayfa 775)" demek suretiyle iptâl davalarında ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu kabul etmektedirler.

    Prof. D....Tahkim adlı eserlerinde (Adalet Yayınları Ankara 2016) “6545 sayılı Torba Kanun'un 45. maddesi ile HMK m. 410'da "görevli mahkeme bölge adliye mahkemesidir" şeklindeki düzenleme zımni olarak mülga olmuştur. HMK m. 410'daki yetkiye ilişkin düzenleme geçerliliğini korumaktadır. Buna göre tahkim yargılamasında, tahkime ilişkin itirazlara, iptâl davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalara ilişkin tüm yargılama safhaları ve dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra talep edilen ihtiyati tedbir de, görevli ve yetkili mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanacak tahkim yeri asliye ticaret mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye`deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri asliye ticaret mahkemesidir.” şeklinde görüşlerini belirtmişlerdir.

    Tülin Kurtoğlu Özel Hukukta İstinaf Denetimi ve Yargılaması adlı eserinde (Yetkin Yayınları Ankara 2017) “18.06.2014 tarihinde kabul
    edilen 6545 sayılı “Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına dair Kanun”un 45. maddesi ile 26.09.2004 tarihli 5235 sayılı
    “Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun”un 5. maddesinin üçüncü
    fıkrası yeniden düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kabul edilen bu hükümle, gerek HMK gerekse MTK’ya tabi olan tahkim birlikte ele alınarak,
    her iki Kanun’a göre yapılan tahkim yargılamasında, tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptâl davalarına, yabancı hakem kararlarının tanıma ve
    tenfizine yönelik davalardaki tüm yargılamaların, bir başkan ve iki üyeden oluşan heyetçe yürütülmek ve sonuçlandırılmak üzere asliye ticaret
    mahkemeleri tarafından yerine getirileceği ifade edilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 410. maddesinde, tahkim yargılamasında
    mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkemenin tahkim yeri istinaf mahkemesi olduğu, 439. maddesinde
    de, hakem kararlarına karşı yalnızca (tahkim yerindeki) mahkemede iptâl davası açılacağı, ayrıca bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği
    belirtilmiştir. Kanun’un 410. maddesinin gerekçesinde, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkemenin,
    tahkimin niteliği, gerektirdiği sürat ve uzmanlık göz önünde bulundurularak tahkim yeri istinaf mahkemesi olarak kabul edildiği açıklanmış iken, 439. maddesinin gerekçesinde ise, “...hakem kararına ilişkin olarak yetkili ilk derece mahkemesi de bir iptâl sebebi görmemiş ise denilmek suretiyle, hakem kararının iptâline ilişkin davanın ilk derece mahkemesinde görüleceği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere iptâl davalarında görevli mahkemenin, HMK’nın 410. maddesi ve gerekçesine göre istinaf, 439. maddesinin gerekçesine göre ise ilk derece mahkemesi olduğu şeklinde, çelişkili bir sonuç ortaya çıkmaktadır. 21.06.2001 tarihli MTK’da ise, Kanun’da mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu (m.3), hakem kararlarına karşı iptâl davalarının da yine asliye hukuk mahkemesinde açılacağı (m. 15) öngörülmüş, bu kararlara karşı temyiz yolunun açık, karar düzeltme yolunun ise kapalı olduğu belirtilmiştir. 18.06.2014 tarihinde kabul edilen 6545 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile de (asliye ticaret mahkemelerinin çalışma usulünün düzenlendiği 5235 sayılı Kanun”un 5. maddesinin üçüncü fıkrası yeniden düzenlenmek suretiyle), asliye
    ticaret mahkemesinde heyetçe yürütülecek davalar arasında, HMK’ya ve MTK’ya göre yapılan tahkim yargılamasında, tahkim şartına ilişkin
    itirazlara, iptâl davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfızine yönelik davalar da sayılmıştır.

    HMK’nın kabulünden sonra, 5235 sayılı Kanun’da yapılan bu değişiklikle, gerek 6100 sayılı HMK’ya tabi olan milli tahkimde, gerekse 4686 sayılı MTK’ya tabi olan tahkimde verilen hakem kararlarına karşı açılan iptâl davalarına (ve Kanun’da belirtilen diğer davalara) asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı öngörüldüğüne göre, mevzuat hükümleri arasındaki son tarihli olan söz konusu Kanun’a göre, bu davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu kabul edilmelidir.

    Kaldı ki, yukarıda da değindiğimiz üzere, iptâl davalarında görevli mahkeme konusunda, HMK’nın 410. ve 439. maddeleri arasında çelişki bulunduğu
    gibi, 6545 sayılı Kanun’la değişik 5235 sayılı Kanun, HMK’ya göre özel bir Kanun’dur. Dolayısıyla özel nitelikteki Kanun hükümlerinin öncelikli olarak uygulanması gerekir. Öte yandan önceki tarihli özel kanun ile sonraki tarihli genel kanunun çatışması durumunda da yapılması gereken; kanun koyucunun iradesinin araştırılmasıdır. Burada ise, 5235 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik (18.6.2014 tarihli 6545 sayılı Kanun), HMK’nın kabulünden çok sonra olduğu gibi, söz konusu Kanun’a (5235) eklenen 5. maddenin 3. fıkrasının açık hükmü karşısında, kanun koyucunun iradesinin de hakem kararlarına karşı açılan iptâl davalarında görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu yönündedir.
    ” şeklinde görüşünü belirtmektedir.

    Doktrindeki tüm bu görüşler çerçevesinde somut olayımıza gelince; hakem kararlarının iptâli davalarında görevli mahkemenin belirlenmesi
    uyuşmazlığın özünü oluşturmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 410. maddesinde
    “Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri bölge adliye mahkemesidir.
    Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu yer veya işyeri bölge adliye mahkemesidir.” ifadelerine yer verilmiştir. 6545 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun`un 5. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve asliye ticaret mahkemeleri tahkim ile ilgili konularda görevli mahkeme olarak belirlenmiştir. HMK'nın 410. maddesinin lafzı ile bağlı kalıp buna göre yorum yapılarak sonraki değişikliği yok saymak suretiyle hakem kararlarının iptâli davalarında görevli mahkemenin bölge adliye mahkemeleri olduğu sonucuna uluşmak hukuken mümkün değildir. Zira hakem kararının iptâli davası, 410 maddenin lafzında belirtildiği üzere hakem yargılaması sırasında mahkemenin görevli olduğu bir iş değildir. Hakem kararının iptâli davası, tahkim sonucunda verilen kararın iptâli istemine ilişkindir. Kaldı ki, hakem kararlarına karşı ancak iptâl davası açılabileceğinin kabul edildiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 439. maddesinin gerekçe kısmında “…Hakem kararına ilişkin olarak yetkili ilk derece mahkemesi de bir iptâl sebebi görmemiş ise artık temyiz aşamasında karar icra edilmelidir.”

    ifadesine yer verildiğinden görevli mahkemenin ilk derece mahkemesi olduğu, Bölge Adliye Mahkemesi olmadığının kanun koyucu tarafından
    da kabul edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

    Diğer taraftan, Kanun koyucu hakem kararlarının iptâli davalarında görevli mahkemenin Bölge Adliye Mahkemesi olduğunu kabul etmek istemiş olsaydı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361/1 maddesinde “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptâli talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” demek suretiyle temyizi kabil olan kararlar konusunda ikili ayrıma gitmezdi. Zira hakem kararının iptâli davalarında görevli mahkemenin Bölge Adliye Mahkemesi olduğu kabul edilecek olursa, yine bir nihai karar olan hakem kararının iptâli davası, ilk cümle nedeniyle temyizi kabil bir karar olacağından düzenlemede “…ile hakem kararlarının iptâli talebi üzerine verilen kararlara…” şeklinde ifade edilen ikinci kısma gerek kalmazdı. İkili ayrıma gidilmiş
    olması da göstermektedir ki, temyizi kabil olan kararlar; Bölge Adliye Mahkemesi’nin temyizi kabil nihai kararları ile ilk derece mahkemelerinden verilen hakem kararlarının iptâli davalarıdır. Aksine yorum ve düşünce tahkimden beklenen süratli yargılama ve sonuca bir an önce ulaşma amacıyla bağdaşmayacaktır. Gerek özel kanun- genel kanun ilişkisi, gerekse önceki kanun- sonraki kanun ilişkisi ve gerekse kanun koyucunun amacı birlikte değerlendirilip tahkimin niteliği ve amacı ile tahkime ilişkin uyuşmazlıkların süratle sonuçlandırılması gereği nazara alındığında hakem kararının iptâli davalarında görevli mahkeme ilk derece mahkemesi olup, ilk derece mahkemelerinden verilen bu kararlara karşı da temyiz kanun yoluna başvurulması mümkün görüldüğünden karar usul ve yasaya uygun bulunmamış, bozulması gerekmiştir.

    Sonuç : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.07.2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY

    6100 sayılı HMK 410. maddeye göre; tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme
    tahkim yeri bölge adliye mahkemesidir. Tahkim yeri belirlenmemiş ise görevli ve yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki yerleşim yeri, oturduğu
    yer veya işyeri bölge adliye mahkemesidir.

    HMK 407. maddeye göre; bu kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda
    yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.

    HMK 439. maddeye göre; hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptâl davası, tahkim yerindeki mahkemede açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür.

    Bu hükümler gerekçeleriyle birlikte değerlendirildiğinde HMK hükümlerine göre hakem kararının iptâli davasında ilk derece mahkemesi olarak görevli mahkeme, bölge adliye mahkemesi olarak belirlenmiştir.

    HMK kuralları ve sistematiğinin hakem kararının iptâli davasında görevli mahkemeyi bölge adliye mahkemesi olarak belirlediği öğretide de ittifakla kabul edilmektedir. Ancak öğretide bu düzenlemenin HMK’nın yürürlüğe girmesinden sonra 2014 yılında 5235 sayılı Kanun`un 5. maddesinde
    yapılan değişiklikle ortadan kalktığı ve ticaret mahkemesinin görevli hale geldiği savunulmaktadır.

    HMK 361. maddedeki; Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptâli talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabilir düzenlemesi nedeniyle iptâl davalarında 5235 sayılı Kanunun 5. maddesi değişikliğinden önce dahi bölge adliye mahkemesinin görevli olmadığına dair görüş ise öğretide kabul görmüş değildir. 361. maddede hakem kararının iptali davasının açıkça belirtilmiş olmasının nedeni milletlerarası tahkimden doğan ve asliye mahkemelerinden verilen kararların da doğrudan temyize tabi olması ve HMK`da bu davalar için bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi olarak görevlendirilmiş olması nedeniyledir.

    4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu 3. maddeye göre ise, bu Kanunda mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi; davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir.

    Bu durumda 5235 sayılı kanun 5. madde değişikliğinden önceki düzenlemelere göre hakem kararının iptali davalarında görevli mahkeme konusunu ikiye ayırmak gerekir. Yabancılık unsuru taşıyan tahkimde yani 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununa göre açılan iptal davalarında ticari dava ise asliye ticaret mahkemesi, ticari dava değil ise asliye hukuk mahkemesi görevlidir. HMK 407. madde nedeniyle HMK hükümleri uygulanamayacağı ve 4686 sayılı Kanun`da da HMK’ya uygun değişiklik yapılmadığından bölge adliye mahkemeleri görevli hale gelmemiştir.

    4686 sayılı kanun kapsamında olmayan tahkimde ise HMK hükümleri uygulanacağından görevli mahkeme bölge adliye mahkemesidir.

    5235 sayılı Kanun 5. maddesinde yapılan değişiklik ile HMK hükümlerinin zımni olarak değiştirildiği ve bölge adliye mahkemesinin görevli olmaktan çıktığı ve asliye ticaret mahkemesinin tümüyle görevli hale geldiği görüşü mevcut ve öğretide de bu savunulmakta ise de bu değişiklik görev kuralı değişikliği değildir. Çünkü bu madde ticaret mahkemesinin görevlerini belirleyen bir madde olmayıp o tarihte ticaret mahkemesinin bakmakla görevli olduğu davalardan hangilerinin heyet halinde görüleceğini düzenleyen bir maddedir. Değişiklik gerekçesinde de bu husus açıklanmış ve bununla maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve asliye ticaret mahkemelerinin tek hakimli olduğunu düzenleyen hükmün değiştirilmekte olduğu ve buna göre asliye ticaret mahkemelerinin bazı davalar bakımından heyet mahkemeleri haline getirilmekte olduğu belirtilmiştir.

    Tahkimin niteliği, gerektirdiği sürat ve uzmanlık göz önünde bulundurularak bölge adliye mahkemesinin görevli mahkeme olarak belirlendiği
    410.madde gerekçesinde de açıklanmıştır. Yasa koyucu bölge adliye mahkemesini tahkimin gerektirdiği uzmanlığı da gözeterek görevli
    mahkeme olarak belirlediğini açıkça ortaya koymuştur. Bu açık tercihe rağmen yasa koyucu 410. maddeyi değiştirmek isteseydi değişiklik gerekçesinde;

    özellikle ticari dava niteliğini taşımayan iptal davalarının dahi ticaret mahkemesinde görülmesini de kapsar şekilde görev kurallarının değiştirilmek istendiğini de açıkça belirtirdi. Oysa ki yasa koyucu mevcut görev kuralları çerçevesinde bu değişikliğin bir görev değişikliği olmadığını ortaya koyar biçimde; ticaret mahkemesinin heyet mahkemesi haline getirilmek istendiğini değişiklik gerekçesinde açıkça belirtmiş ve ticaret mahkemesinin görevine ilişkin kurallarda hiçbir değişiklik yapma yoluna gitmemiş ve bu şekilde bir değişikliğin amaçlandığını da gerekçede belirtememiştir. O halde bu değişikliğin görev kuralı değişikliği olmadığı o tarihte ticaret mahkemesinin bakmakla görevli olduğu davalardan hangilerinin heyet halinde görüleceğini düzenleyen bir değişiklik olduğunun kabulü gerekir.

    Yeni yasanın önceki yasayı zımni olarak değiştirdiğinden söz edebilmek için sonraki yasanın da aynı konuyu temel olarak düzenlemesi gerekir.
    Sonraki yasanın görev kurallarına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olmaması ve ticaret mahkemesinin görevine ilişkin asıl kurallar tümüyle
    yerinde durmakta iken yapılan heyet mahkemesi değişikliği ile görev kurallarının zımni olarak değiştirildiği de kabul edilemez.

    HMK geçici 3/3. madde nedeniyle o tarihte açılan hakem kararının iptâli davalarına asliye ticaret mahkemesinde bakılması mümkün olduğundan
    değişiklik yapılan 5. maddede hakem kararının iptâli davalarının heyet halinde görülecek davalar arasında sayılmış olması da anlamsız bir
    düzenleme olmadığından bu sonuca varılmalıdır.

    Tüm bu nedenlerle 4686 sayılı Kanun kapsamında kalmayan ve HMK’ya göre açılan hakem kararının iptâli davalarında görevli mahkemenin
    bölge adliye mahkemesi olduğu, değiştirilen 5. maddede HMK`ya göre açılan iptâl davasının da sayılmış olmasının, bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihe kadar uygulanacak bir hüküm olarak değerlendirilmesi gerektiği, 20.07.2016 tarihinden sonra görevli mahkemenin 410. maddeye göre belirleneceği ve açılan davaya bakmaya bölge adliye mahkemesi görevli olduğu için verilen mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/674 Karar : 2017/1251
    Tarih : 2.03.2017

    - HMK 439. Madde

    Karar düzeltme talebinde bulunan davacı vekilinin karar düzeltme istemi, hakem heyeti kararının iptali istemiyle açılan dava sonucunda verilen mahkeme kararını onayan Dairemiz ilamına ilişkindir.

    6100 sayılı HMK'nın 439/6. maddesinde hakem kararının iptali davası hakkında verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. HMK'nın geçici 3. madde 2. bendinde Bölge Adliye Mahkemeleri göreve başlamadan önce temyiz edilen kararlar hakkında 1086 sayılı HMUK'nın 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği belirtilmiş, 1086 sayılı HMUK'nın 440/III-4. maddesinde "Hakemlerin verdiği hükümlerin ve bu Kanun'un tahkim hükümlerine göre mahkemece verilecek kararların onanmasına veya bozulmasına ilişkin kararlar" hakkında karar düzeltme yoluna gidilemeyeceği ifade edilmiştir.

    Bu durum karşısında, Dairemiz ilamına karşı karar düzeltme istenemeyeceğinden, karar düzeltme talep eden davacı vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme istemli dilekçesinin REDDİNE, ödediği karar düzeltme harcın isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 02/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/10408 Karar : 2014/10179
    Tarih : 26.06.2014

    • HMK 439. Madde

    Davacı vekili, davacı şirkete sigortalı olan aracın işleteninin tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini, hakem kurulu tarafından işletenini kendi kusuru ile kazaya yol açtığı düşünülmeden davacıdan 68.493 TL destek hesabının tahsiline karar verildiğini, kararın HMK 439. Maddesine aykırılık taşıdığını belirterek Hakem Heyeti kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı vekili, hakem kurulu kararına karşı iptal davası açılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, yapılan inceleme sonunda; HMK 439. Maddesinde bildirilen eksikliklerin kararda mevcut olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    Mahkemece her ne kadar davanın reddine dair karar yukarıdaki şekilde gerekçelendirilmiş ise de; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 30/12. maddesi gereğince temyiz yolu açık iken veya kesin karar varken hakem kararının iptali için dava açılmasında hukuki yarar olmadığı ve HMK`nun 114/1-b maddesi gereğince dava şartı gerçekleşmediği, gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği hususu gözden kaçırılmıştır. Ne var ki, sonuç itibariyle verilen red kararı hukuka uygundur. Bu nedenle sonucu itibariyle doğru olan kararın HMK.nun 370/4.maddesi uyarınca değişik bu gerekçeyle onanması gerekmiştir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın 6100 sayılı HMK`nın 370/4.maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek ( ONANMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/8311 Karar : 2014/11832
    Tarih : 23.06.2014

    - HMK 439. Madde

    Davacı vekili, müvekkil şirket ile davalı dernek arasında 01.09.2010 tarihinde imzalan sözleşme gereğince müvekkili şirketin Pakistan'da 2010 yılında meydana gelen sel felaketi nedeni ile afet bölgesine gönderilecek olan insani yardım malzemelerinin Türkiye-Pakistan demir yolu nakliye hizmetini ve bu nakliye hizmetine ilişkin lokal lojistik hizmetini üstlendiğini, davalı dernekte bu hizmettin karşılığı olarak bir bedel ödemeyi kabul eden bir sözleşme imzalandığını, bu sözleşme kapsamında davalı derneğe müvekkili firrnanın sözleşme kapsamındaki edimlerini yerine getirdiğini, ancak müvekkili firmaya atfedilmeyecek nedenlerle tamamen davalı dernekten kaynaklanan sebeplerle söz konusu malların taşındığı müvekkiline ait konteynerlerin sözleşmede ön görülen sürelerin çok üzerinde, içinde mallar ile bekletildiğini, bunun üzerine sözleşmede kararlaştıran şekli ile müvekkili firma davalı derneğe demoraj yani bekleme ücretlerini içeren faturaları düzenlendiğini, davalı dernek tarafından bu bedellere ve faturaya itiraz edildiğini, bunun üzerine taraflara arasında ihtilaf baş göstermiş olduğunu, bu ihtilafın çözümü ile ilgili olarak taraflar arasında açıkça 01.09.2010 tarihli sözleşme ile İstanbul Mahkeme ve icra daireleri çözüm yeri olarak belirtilmiş olmasına rağmen müvekkili şirket yetkililerinin bilgisi dışında yapılan ana sözleşmeden sonra tahkim sözleşmesi adı altında bir sözleşme imzalandığını bu sözleşme kapsamında hakem kurulu oluşturularak bu hakem kurulunca karar verildiği ve bu kararın da kesinleştiğinden bahisle İstanbul 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3787 Esas sayılı dosyası ile ilamlı takip yapıldığını, icra dosyasına gerek müdürlük nezdinde gerekse de icra mahkeme nezdinde itiraz edildiğini, bugüne kadar davalı derneğe böyle bir hakem oluşumunu kabul etmedikleri ve bir karar verilmiş ise bu kararının nasıl ve ne şekilde tebliğ edildiği sorulmuşsa da bir sonuç alınamadığını, hakem kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, hakem kararının içeriğinde HMK 436 /d hükmü gereğince bu karara karşı iptal davası açılabileceği ve bunun süresi de belirtilmediği, tahkim sözleşmesini imzalayan A... N...`nın müvekkili şirket adına sözleşme tanzim etme yetkisi bulunmadığını, seçilen hakem heyetinden bir tanesinin da davalı dernek yönetim kurulu üyesi olduğunu, hakem kararının şekli, içeriği ve saklanması hususlarında da kanuna riyaet edilmediğini, ileri sürerek hakem kararının iptali ile söz konusu kararın icrasının HMK 439/4 gereğince infazının durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu, HMK 439/4. md. Gereği hakem kararlarına karşı iptal davası, bir ay içinde açılabilir hükmünü ihtiva ettiğinden, huzurdaki dava yasada öngörülen sürede açılmadığını, ayrıca müvekkili derneğin hakem kararını icraya koyduğu tarih de 19.02.2013 olup, icra emrini aldıktan ve yapılan icra-i haciz işlemlerinden aylar sonra iptal talebi ile dava açan davacı şirketin usulüne uygun tebligat yapılmadığına dair itirazları gerçek dışı ve kötü niyetli olduğunu, tahkim yargılamasının davacısı yani tahkime başvuran davacı şirket olduğunu, davacı şirketin tahkimden çıkan sonuç beklediği şekilde olmadığı için bu kez kararı tanımamak adına gerçek dışı iddia ve beyanlarla kararın iptali yoluna gittiğini, 01.09.2010 tarihli ve davacının kabulünde olan sözleşmeyi imzalayan davacı şirket yetkilisi A... N...`nın 02.07.2012 tarihli tahkim sözleşmesinin de imza sahibi olduğunu, savunarak davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı takip borçlusu şirketin Hakem Heyeti Kararından en geç 27/02/2013 tarihi itibariyle haberdar olduğu ve bu tarih itibariyle HMK 439/4. maddesindeki bildirimin yapılmış olduğu kabul edileceği, 27/02/2013 bildirim tarihi itibariyle Hakem Kararının iptali davasını 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde açmadığı, İcra Hukuk Mahkemesi`ne şikayet yoluyla yapılan başvuru üzerine açılan 2013/157 Esas sayılı dosyanın ise HMK. 439/1. Manasında bir mahkemede (genel mahkemede) açılan bir dava olmadığı, dava açma süresi geçirilmiş olmakla HMK. 439. maddesinde yer alan diğer şartların oluşup oluşmadığı hususlarının araştırılmasına yer olmadığı, gerekçesi ile, davanın, HMK. 439/4. maddesi gereğince bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından reddine, karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün (ONANMASINA), temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2013/13812 Karar: 2014/8452
    Tarih: 27.05.2014

    • HMK 439. Madde

    Davacı vekili, davalıların desteği M. A.’ın idaresinde bulunan araçla yaptığı kaza sonucu vefat ettiğini, aracın müvekkili şirkete Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı olduğunu, davalılar tarafından Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru üzerine taleplerinin kısmen kabulüne karar verildiğini, ancak kararın kamu düzenine aykırı olarak verildiğini, sürücünün tam kusurlu olması nedeniyle davalıların destekten yoksun kalma tazminatı isteyemeyeceğini belirterek HMK. gereğince Sigorta Tahkim Komisyonu kararının iptali ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 7.000 TL. maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece davacı sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olması nedeniyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre üçüncü kişi olan davalıların destekten yoksun kalma zararından sorumlu olduğu, hakem heyeti kararının HMK.439. maddesine göre kamu düzenine aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı sigorta şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, davacı tarafından Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından verilen hakem heyeti kararının 6100 sayılı HMK'nın 439. maddesi gereğince iptal edilmesi istemine ilişkindir.

    Sonuç: Mahkemece davacı tarafından açılan iptal davası hakkında yargılama yapılarak davacının hakem heyeti kararının iptali isteminin reddine karar verilmiş ise de 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesinin 12. fıkras 12. fıkrasında, “Uyuşmazlığa düşen taraflar arasında açık ve yazılı şekilde yapılması gereken sözleşme ile daha yüksek bir tutar belirlenmemişse hakemin verdiği kırk bin Türk Lirasına kadar olan kararlar her iki taraf için kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki kararlar için temyize gidilebilir” hükmü mevcuttur. Her ne kadar 6100 sayılı HMK'nın 439. maddesinin 1. bendinde 1. bendinde Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabileceğine ilişkin düzenleme mevcutsa da sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesine yönelik olarak sigorta tahkim sistemi ile ilgili usûl ve esasları düzenleyen özel kanun niteliğindeki 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun uygulama önceliği olduğu gözetildiğinde sigorta tahkim komisyonu tarafından verilen hakem heyeti kararlarının iptali için dava açılamayacağı halde iptal davasının bu gerekçe ile reddi gerekirken esastan inceleme yapılarak reddine karar verilmiş olması nedeniyle sonucu itibariyle doğru olan kararın ONANMASINA ve 1.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılara verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 320,30 TL fazla alınan harcın temyiz eden davacıya geri verilmesine 27.05.2014 gününde oybirliğiyle, karar verildi.