HMK Madde 436



  • Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması

    HMK Madde 436

    (1) Hakem kararlarında;

    a) Kararı veren hakem veya hakem kurulu üyelerinin ad ve soyadları,

    b) Tarafların ve varsa temsilcileri ile vekillerinin ad ve soyadları, unvanları ve adresleri,

    c) Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi,

    ç) Bir sıra numarası altında açık ve kesin bir biçimde taraflara yüklenen hak ve borçlar ile yargılama giderleri,

    d) Karara karşı iptal davası açılabileceği ve süresi,

    e) Tahkim yeri ve kararın tarihi,

    f) Kararı veren hakem veya hakem kurulu üyelerinin tamamı veya çoğunluğunun imzaları ve karara eklenmiş ise karşı oy yazısı, gösterilir.

    (2) Aksi kararlaştırılmadıkça, hakem veya hakem kurulu kısmi kararlar verebilir.

    (3) Hakem kararı, hakem veya hakem kurulu başkanı tarafından taraflara bildirilir; ayrıca kararın aslı dosya ile birlikte mahkemeye gönderilir ve mahkemece saklanır.




  • HMK Madde 436 Gerekçesi

    Maddede, bu Kısım hükümlerine göre verilen hakem kararlarında hangi hususların bulunması gerektiği düzenlenmiştir. Tahkim yargılaması sonucunda verilen hakem kararı, icra edilebilir bir karar olduğundan, bu kararın şeklî unsurları birinci fıkrada açıkça belirtilmiştir.

    Tahkim yargılaması esnasında, yetki, sorumluluk ve tazminatın miktarı gibi konularda, aksi kararlaştırılmadıkça kısmî karar verme ihtiyacı doğabilir. Bu ihtiyacı karşılamak için ikinci fıkra hükmü getirilmiştir.

    Üçüncü fıkra gereğince, hakem kararı, herhangi bir yargı kararı gibi taraflara bildirilmelidir. Ayrıca hakem kurulu arızi olarak ve önüne gelen uyuşmazlığı çözmek üzere oluşturulduğu için, tahkim dosyası ve kararının saklanması yetkili mahkeme kalemi tarafından yapılacaktır.



  • HMK 436 (Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/7400 Karar : 2015/9173
    Tarih : 14.09.2015

    • HMK 436. Madde

    • Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması

    Davacı, Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurarak, mobilya atölyesinde kullanmakta olduğu aygaz marka piknik tüpünün 06.05.4014 günü aşırı hararet nedeniyle patlaması sonucu yangın oluştuğunu, yangın sonucunda atölyedeki demirbaşlar ile üretimde kullanılan mamüllerin bir daha kullanılamayacak şekilde zarar gördüğünü, toplam zararının 200.000,00 TL + KDV olduğunu, A.. Ş.. ile A. A.Ş. arasında T. Zorunlu Sorumluluk Sigorta Poliçesi düzenlendiğini ileri sürerek 200.000,00 TL+KDVnin A. A.Ş.nin T. Zorunlu Sorumluluk Sigortacı ile Tehlikeli Maddeler Sorumluluk Sigortacısından tahsilini talep etmiştir.

    Davalı vekili, müvekkili sigorta şirketi ile A. A.Ş. arasında T.Zorunlu Sorumluluk Sigorta Poliçesi düzenlendiğini, itfaiye raporuna göre uyuşmazlık konusu yangının tüp patlaması sonucu değil buzdolabının teknik arızasından kaynaklandığını, bu durumda sigorta ile sağlanan teminatın devreye girmediğini, müvekkili şirketin oluşan zarardan sorumlu olmadığını savunarak davanın/başvurunun reddini istemiştir.

    Sigorta Tahkim Komisyonunca, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; uyuşmazlık konusu yangının buzdolabının motor kısmından çıktığı ve buzdolabının üzerinde bulunan piknik tüpünün aşırı ısınması sonucu patlayarak yangını geliştirdiği, yangının buzdolabından çıkmasının tüp ile zarar arasındaki illiyet bağını kesmediği, tüpün yangın sonucu infilak etmesi neticesinde oluşan zarardan sigorta şirketinin kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince poliçe teminat limiti kadar sorumlu olduğu, davacının mesleki faaliyetinin Tehlikeli Maddeler Sorumluluk Sigortası kapsamında olmadığı gerekçesi ile Tüpgaz Zorunlu Sorumluluk Sigorta Poliçesi çervesinde 75.000,00 TLnin A.. Ş..nden tahsiline karar verilmiştir.

    Mahkemece, Sigorta Tahkim Komisyonunca verilen kararın, Komisyon tarafından taraflara tebliğ edildiği için HMK`nın 436/3 maddesi uyarınca karar verilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemede saklanmasına karar verilmiştir.

    Sigorta Tahkim Komisyonu kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davalı vekilince ileri sürülen temyiz itirazları HUMK’nun 533. maddesinde sayılan sebeplerden olmadığından reddi gerekir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hakem kararının ( ONANMASINA ), istek halinde aşağıda yazılı 27,70 TL harcın temyiz edene iadesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/17217 Karar : 2015/6520
    Tarih : 7.05.2015

    • HMK 436. Madde

    • Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması

    6100 sayılı HMK`nın 439. maddesi hükmüne göre hakem kararlarına karşı yalnızca mahkemede iptal davası açılabileceği düzenlemiş olup,

    somut olayda, Prof. Dr. Arslan, Av. Cavit, ve Prof. Dr. Cevdet'ten müteşekkil Hakem Heyeti tarafından verilen 25.09.2014 tarihli karar taraflara tebliğ edildikten sonra kararın aslı ile dosyanın tamamı HMK`nın 436/3. maddesi uyarınca saklanmak üzere mahkemeye teslim edilmesi üzerine davalı tarafça hakem heyeti kararı temyiz edilmiştir.

    Buna göre, 6100 sayılı HMK`nın 439. maddesi hükmü gereğince hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılması mümkün olduğundan davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/8311 Karar : 2014/11832
    Tarih : 23.06.2014

    • HMK 436. Madde

    • Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması

    Davacı vekili, müvekkil şirket ile davalı dernek arasında 01.09.2010 tarihinde imzalan sözleşme gereğince müvekkili şirketin Pakistan'da 2010 yılında meydana gelen sel felaketi nedeni ile afet bölgesine gönderilecek olan insani yardım malzemelerinin Türkiye-Pakistan demir yolu nakliye hizmetini ve bu nakliye hizmetine ilişkin lokal lojistik hizmetini üstlendiğini, davalı dernekte bu hizmettin karşılığı olarak bir bedel ödemeyi kabul eden bir sözleşme imzalandığını, bu sözleşme kapsamında davalı derneğe müvekkili firrnanın sözleşme kapsamındaki edimlerini yerine getirdiğini, ancak müvekkili firmaya atfedilmeyecek nedenlerle tamamen davalı dernekten kaynaklanan sebeplerle söz konusu malların taşındığı müvekkiline ait konteynerlerin sözleşmede ön görülen sürelerin çok üzerinde, içinde mallar ile bekletildiğini, bunun üzerine sözleşmede kararlaştıran şekli ile müvekkili firma davalı derneğe demoraj yani bekleme ücretlerini içeren faturaları düzenlendiğini, davalı dernek tarafından bu bedellere ve faturaya itiraz edildiğini, bunun üzerine taraflara arasında ihtilaf baş göstermiş olduğunu, bu ihtilafın çözümü ile ilgili olarak taraflar arasında açıkça 01.09.2010 tarihli sözleşme ile İstanbul Mahkeme ve icra daireleri çözüm yeri olarak belirtilmiş olmasına rağmen müvekkili şirket yetkililerinin bilgisi dışında yapılan ana sözleşmeden sonra tahkim sözleşmesi adı altında bir sözleşme imzalandığını bu sözleşme kapsamında hakem kurulu oluşturularak bu hakem kurulunca karar verildiği ve bu kararın da kesinleştiğinden bahisle İstanbul 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3787 Esas sayılı dosyası ile ilamlı takip yapıldığını, icra dosyasına gerek müdürlük nezdinde gerekse de icra mahkeme nezdinde itiraz edildiğini, bugüne kadar davalı derneğe böyle bir hakem oluşumunu kabul etmedikleri ve bir karar verilmiş ise bu kararının nasıl ve ne şekilde tebliğ edildiği sorulmuşsa da bir sonuç alınamadığını, hakem kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, hakem kararının içeriğinde HMK 436 /d hükmü gereğince bu karara karşı iptal davası açılabileceği ve bunun süresi de belirtilmediği, tahkim sözleşmesini imzalayan A... N...`nın müvekkili şirket adına sözleşme tanzim etme yetkisi bulunmadığını, seçilen hakem heyetinden bir tanesinin da davalı dernek yönetim kurulu üyesi olduğunu, hakem kararının şekli, içeriği ve saklanması hususlarında da kanuna riyaet edilmediğini, ileri sürerek hakem kararının iptali ile söz konusu kararın icrasının HMK 439/4 gereğince infazının durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu, HMK 439/4. md. Gereği hakem kararlarına karşı iptal davası, bir ay içinde açılabilir hükmünü ihtiva ettiğinden, huzurdaki dava yasada öngörülen sürede açılmadığını, ayrıca müvekkili derneğin hakem kararını icraya koyduğu tarih de 19.02.2013 olup, icra emrini aldıktan ve yapılan icra-i haciz işlemlerinden aylar sonra iptal talebi ile dava açan davacı şirketin usulüne uygun tebligat yapılmadığına dair itirazları gerçek dışı ve kötü niyetli olduğunu, tahkim yargılamasının davacısı yani tahkime başvuran davacı şirket olduğunu, davacı şirketin tahkimden çıkan sonuç beklediği şekilde olmadığı için bu kez kararı tanımamak adına gerçek dışı iddia ve beyanlarla kararın iptali yoluna gittiğini, 01.09.2010 tarihli ve davacının kabulünde olan sözleşmeyi imzalayan davacı şirket yetkilisi A... N...`nın 02.07.2012 tarihli tahkim sözleşmesinin de imza sahibi olduğunu, savunarak davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı takip borçlusu şirketin Hakem Heyeti Kararından en geç 27/02/2013 tarihi itibariyle haberdar olduğu ve bu tarih itibariyle HMK 439/4. maddesindeki bildirimin yapılmış olduğu kabul edileceği, 27/02/2013 bildirim tarihi itibariyle Hakem Kararının iptali davasını 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde açmadığı, İcra Hukuk Mahkemesi`ne şikayet yoluyla yapılan başvuru üzerine açılan 2013/157 Esas sayılı dosyanın ise HMK. 439/1. Manasında bir mahkemede (genel mahkemede) açılan bir dava olmadığı, dava açma süresi geçirilmiş olmakla HMK. 439. maddesinde yer alan diğer şartların oluşup oluşmadığı hususlarının araştırılmasına yer olmadığı, gerekçesi ile, davanın, HMK. 439/4. maddesi gereğince bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından reddine, karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün (ONANMASINA), temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/22437 Karar: 2017/7042
    Tarih: 20.06.2017

    • HMK 436. Madde

    • Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması

    Talep eden ( davacı ) vekili, talep edilen tutarı 62.500 TL göstererek müvekkilinin sürücüsü olduğu araçta yolcu olarak bulunan sigortalı murisin tek taraflı kaza sonucu vefat ettiğini, davalı şirketin başvurulara rağmen ödeme yapmadığını, talep edenin murisin eşi olduğunu, gerekli tazminatın ödenmesini istemiştir.

    Karşı taraf ( davalı ) vekili, kazayla ölüm arasında illiyet bağı olmadığını, davacının talep hakkı olmadığını beyanla talebin reddini savunmuştur.

    Hakem heyetince 07.04.2014 tarihli, 2014/1006 karar sayılı kararı ile başvurunun reddine karar verilmiş, davacı ( talep eden ) vekilinin itirazı üzerine Hakem heyetince 03.07.2014 tarihli, 2014/İHK-446 karar sayılı kararıyla itirazın kısmen kabulüyle 07.04.2014 gün ve 2014/E.848.64 E, 2014/1006 Karar sayılı Hakem heyeti kararının kaldırılarak 3.000 TL tazminatın ...den alınarak başvurana verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş, 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 19.08.2014 tarihli, 2014/289 D.İş E.-2014/289 D.İş Karar sayılı kararı ile Sigorta Tahkim Komisyonunun 18.08.2014 gün ve Tahkim/ 2014/22360 Sayılı yazısı ekinde gönderilen dosyanın 6100 Sayılı HMK.nun 436/3. maddesi uyarınca Mahkemece saklanmasına karar verilmiş, hakem kararı karşı taraf ( davalı ) vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    14.06.2007 tarih, 26552 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve aynı tarihte yürürlüğe giren 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinin 12. fıkras 12. fıkrası "Uyuşmazlığa düşen taraflar arasında, açık ve yazılı şekilde yapılması gereken sözleşme ile daha yüksek bir tutar belirlenmemişse, hakemin verdiği kırk bin Türk Lirasına kadar olan kararlar her iki taraf için kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki kararlar için temyize gidilebilir." hükmünü içermektedir. Temyize konu hakem kararında 3.000 TL maddi tazminata hükmedilmiş bulunduğundan, karar Sigortacılık Kanunu 30/12. maddesine göre miktar itibariyle kesin nitelikte olup Sigortacılık Kanunu'nun 30/12 madde son cümlesinde belirtilen diğer temyiz nedenleride gerçekleşmediğinden temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, karşı taraf ( davalı ) vekilinin temyiz dilekçesinin hakem kararının kesin olması sebebiyle REDDİNE, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalıya iadesine, 20.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2013/14689 Karar: 2014/3989
    Tarih: 03.03.2014

    • HMK 436. Madde

    • Hakem Kararının Şekli, İçeriği ve Saklanması

    Davacı vekili, müvekkili tarafından davalı sigorta şirketine müvekkiline ait emtiaların Abonman Emtia Nakliyat Sigorta Poliçesi kapsamında sözleşmede yazılı ülkelere ve bu ülkelerden Türkiye'ye yapılacak sevkiyatların sigorta teminatı kapsamına alındığını, poliçe gereği sigortalı emtiaların bahse konu rizikolar dolayısıyla uğrayacağı her türlü hasarın poliçe teminatı kapsamında olduğunu, ancak poliçe kapsamında teminat verilen emtianın bir kısmının gümrük işlemlerinin yapıldığı ve gümrük sahasında iken bir kısmının da gemilere yüklenmiş iken varma limanı olan Libya'da çıkan olaylar nedeniyle sevkiyatların durdurulduğu ve yapılmak zorunda kalınan ardiye, liman, gümrük, demuraj, iç nakliye vs masrafların davalı sigorta şirketinden talep edilmesine rağmen davalı tarafça haksız olarak teminat harici olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek 63.500,00 TL tutarındaki tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, müvekkili sigorta şirketi tarafından poliçe genel ve özel şartları dahilinde taşıma sırasında meydana gelecek yalnızca yük hasarının teminat altına alındığını, davacı tarafça taşınan emtianın iç ayaklanma/savaş nedeniyle geri çekilmesi sebebi ile navlun, gümrük, liman ve ardiye masraflarının talep edildiğini, bu masrafların ise teminat haricinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

    Tahkim komisyonu iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; sigorta poliçesi 15.09.2010-15.09.2011 vadeli olup rizikonun 18.02.2011 tarihinde gerçekleşmesi nedeniyle 6762 sayılı tabi olduğu ancak koruyucu hükümler bakımından 6102 sayılı hükümlerinin geçerli olduğu, davalı sigortacının savaş klozu “3. Genel istisnalar klozu bu sigorta hiçbir halde (aşağıdakileri) kapsamaz 3.7 sefer ya da yolculuğun engellenmesi ve zıyaına dayanan teminat talepleri..” gereği talep edilen masrafların teminat harici olduğunu savunduğunu, 6762 sayılı TTK. madde 1281 - Sigortacı, harb ve isyandan başka bir sebeple mallara arız olan telef ve tagayyür gibi bütün hasarlardan mesul olur. Sigortacının, gereğince mesul olduğu rizikolardan biri sigorta poliçesinin hükmünden istisna edilmişse vakı hasarın istisna edilen rizikolardan doğduğunun ispatı sigortacıya aittir.” hükmü mevcut olup 1264. maddesinin ı uyarınca son fıkrasının sigorta ettiren zararına sözleşme değiştirilmesinin mümkün olmadığını, sigortacının 1. fıkrasında belirtilen harp tazminatını özel kloz ile sigortalıya sağladığına göre, harp rizikosunun istisna olmayıp sigortacının poliçe ile açıkça, istisna edilmeyen rizikolardan sorumlu olduğunu, konunun 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun “Sigorta Sözleşmeleri” başlıklı de benzer şekilde düzenlendiğini, olayda koruyucı hükümler bakımından 6102 sayılı TTK'nın uygulanması gerektiğini bu bağlamda 6102 sayılı TTK.nın 1452/3. maddesi uyarınca sigortalı aleyhine aksinin kararlaştırılması mümkün olmayan 1448. madde gereği masraf ve giderlerin sigorta teminatı içinde sayılıp sayılmamasının önemi olmadığı, bu masrafların sigorta tazminatı dışında ayrı bir ödence olarak tazmin edilmesi gerektiği, gerekçesiyle 63.500,00 TL sigorta tazminatının 23.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasa uyarınca TCMB tarafından belirlenen reeskont faizi ile birlikte sigorta kuruluşundan alınarak başvuru sahibine ödenmesine karar verilmiştir.

    Mahkemece hakem kurulunca verilen kararın hakem kurulunca taraflara tebliğ edilmiş bulunduğundan HMK.nın 436/3 maddesi uyarınca karar verilmesine yer olmadığına, mahkeme esas kaydının kapatılmasına karar verilmiş, davalı tarafın kararı temyiz etmesi üzerine mahkemece temyiz isteminin HMK.nın 434. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

    Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

    1- Mahkemece davalı tarafın temyiz itirazı hakem kararlarına karşı HMK.nın 439/1 maddesi gereğince iptal davası açılabileceği, bu nedenle temyizinin mümkün olmadığı gerekçesiyle karar verilmiş ise de 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 30/12 maddesi uyarınca sigorta tahkim komisyonu kararlarına karşı temyiz yolu açık olduğundan yerel mahkemenin temyiz isteminin reddine dair 03.05.2013 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilip hakem kararının temyiz incelemesine geçilmiştir.

    2- Hakem kurulunca 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğüne ilişkin 6103 sayılı Yasanın 39., 40. maddeleri uyarınca 6102 sayılı yeni yürürlüğünden önce yapılmış sigorta sözleşmesine bağlı olarak yine anılan yasanın yürürlüğünden önce meydana gelmiş rizikolarda da sigortalı lehtarı koruyan hükümler bakımından 6102 sayılı Yasanın uygulanabileceği gerekçesiyle 6102 sayılı TTK'nın 1448. maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak sonuca ulaşılmıştır. Ancak 6103 sayılı TTK'nın yürürlüğü hakkındaki kanunun 39. maddesinin ilk cümlesinde 6762 sayılı Yasanın yürürlüğü zamanında yapılmış ve hüküm ifade etmeye başlamış sigorta sözleşmelerine yeni kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl süreyle önceki yasanın hükümlerinin uygulanacağı öngörüldükten sonra 2. cümlede ancak; bu 1 yıllık süre içinde sigorta ettireni, sigortalıyı ve lehtarı koruyan hükümler bakımından 6102 sayılı hükümlerinin geçerli olacağı belirtilmiştir. Metinden de anlaşılacağı üzere hem sözleşmenin yapılma tarihi hem de rizikonun meydana gelme tarihi 6102 sayılı Yasanın yürürlüğünden önceyse 6103 sayılı Yasanın 39., 40. maddesinin uygulanma imkanı yoktur. Bu itibarla rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle 6762 sayılı Yasa hükümleri gereğince değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış hakem kararının davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

    Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle yerel mahkemenin temyiz isteminin reddine dair 03.05.2013 tarihli ek kararının kaldırılmasına, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden iadesine, 03.03.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY YAZISI

    Hukuki olarak belirlenmesi gereken ilk husus, sigorta sözleşmesinin kurulduğu tarih ve riziko tarihi dikkate alındığında, dava konusu olaya 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin mi yoksa 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin mi uygulanacağıdır.

    Başvuruya konu abonman sigorta poliçesi 15.09.2010-15.09.2011 vadeli olup riziko tarihi ise 18.02.2011 tarihidir.

    6103 Sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un "Eski hukukun ve Türk Ticaret Kanununun uygulanacağı hâller" başlığını taşıyan 2. maddesine göre;

    "Madde 2 - (1) Bu Kanunda aksi öngürülmemiş veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse:

    a) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır.

    Bu maddenin ortaya koyduğu genel kural olayımıza uygulandığında, 18.02.2011 tarihinde meydana gelen başvuru konusu olaya 6762 Sayılı Eski Kanun hükmünün uygulanması gerekmektedir. Ancak maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinden de anlaşıldığı üzere, eski kanunun uygulanmasının koşulu, bu kanunda aksinin kararlaştırılmamış olmasıdır.

    Aynı Kanunun Aynı Kanunun Sigorta Sözleşmesi başlığını taşıyan 39. maddesine göre;

    "Madde 39 - (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış ve hüküm ifade etmeye başlamış sigorta sözleşmelerine, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl süreyle 6762 sayılı hükümleri uygulanır.

    Ancak, bu bir yıllık süre içinde sigorta ettireni, sigortalıyı ve lehdarı koruyan hükümler bakımından, 1517 nci Maddesi müstesna, Türk Ticaret Kanunu hükümleri geçerli olur.

    Birinci fıkranın birinci cümlesindeki bir yıllık süre içinde sona eren 6762 sayılı kanuna tabi sigorta sözleşmelerinin uzatılması ya da yenilenmesi hâlinde Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır."

    Başvuruya konu poliçe eski kanun döneminde sona ermiş, riziko da eski kanun döneminde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla esasen başvuruya konu abonman sözleşmesine sigortalının lehine olan hükümler yönünden 6102 Sayılı TTK'nın uygulanmaması gerekir.

    Ancak 6103 Sayılı Kanun bir hüküm daha getirerek koruyucu hükümler bakımından özel bir düzenleme getirmektedir;

    "Koruyucu hükümler

    Madde 40 - (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış olup da Türk Ticaret Kanununun 1452,, 1486,, 1488, 1520 nci Maddelerine aykırı bulunan sigorta sözleşmeleri de bu Kanunun 39 uncu maddesi hükmüne tâbidir."

    Bu maddenin TBMM Adalet Komisyonu ve Hükümet Gerekçesinde;

    "Türk Ticaret Kanununun 1452,, 1486,, 1488, 1520 nci maddelerinde sigorta sözleşmesine ilişkin genel hükümler, zarar sigortaları ve can sigortaları bakımından koruyucu hükümler sıralanmıştır. Ayrıca, 1488 inci maddede, tontinler bakımından 6762 sayılı Kanunun 1333 üncü maddesinde öngörülen butlan hükmü kaldırılmıştır. Bu düzenlemelerin, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte, 6762 sayılı Kanun döneminde yapılmış sigorta sözleşmelerine de uygulanması gerekli görülmüştür. Madde, bu amaç doğrultusunda kaleme alınmıştır."

    Denilmek suretiyle, 6762 Sayılı Kanun döneminde yapıldığı halde bu Kanunun 39. Maddesine göre 6102 Sayılı Kanunun uygulanması olanağı bulunmayan sözleşmelerin dahi, koruyucu hükümler bakımından 6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu'na tabi olmasının kamu düzeni yönünden yasa koyucu tarafından tercih edildiği anlaşılmaktadır.

    Şu halde, başvuruya konu sigorta sözleşmesi asıl olarak 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'na tabi olacak, ancak koruyucu hükümler bakımından 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri geçerli olacaktır.

    Sayın çoğunluk, rizikonun 01.07.2012 yürürlük tarihinden önce meydana geldiğinden yeni yasanın uygulanamayacağını kabul etmiştir. Ancak poliçe bitim tarihi 15.09.2011 olup 1 yıl ilavesiyle son bulma tarihi 15.09.2012 olmaktadır. Yani yeni yasa zamanından poliçe süresi bitmiş olmaktadır. Yürürlük kanunu 40. maddesinde riziko şartı öngörülmemiştir. Bu nedenle koruyucu tedbirler yönünden yeni yasanın uygulanması gerekir. Bu nedenle, işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesine katılmıyorum.