HMK Madde 405



  • Tutanak ve Diğer Belgeler

    HMK Madde 405

    (1) Delil tespiti dosyası, asıl dava dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir. Asıl davanın taraflarından her biri, iddia veya savunmasını ispat için bu tutanak ve raporlara dayanabilir.




  • HMK Madde 405 Gerekçesi

    1086 sayılı Kanunun 374 üncü maddesindeki düzenlemeye karşılık gelen bu maddede, delil tespitine ilişkin dosyanın asıl dava dosyasının eki sayılacağı ve onunla birleştirileceği; sadece delil tespitini isteyen tarafın değil, asıl davanın taraflarından her birinin, iddia veya savunmasını ispat için bu tutanak ve raporlara dayanabileceği düzenlenmektedir.



  • HMK 405. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/5944 Karar : 2016/3155
    Tarih : 19.04.2016

    • HMK 405. Madde

    Dava, kiralayanlar ve malikler tarafından asıl kiracı ve alt kiracı aleyhine açılan hor kullanmadan kaynaklanan hasar bedeli ile tamir süresi kira bedelinden oluşan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, Akhisar SHM 2014/8 değişik iş nolu dosyasına ibraz edilen 25/04/2014 havale tarihli inşaat bilirkişisi raporunda belirtilen 18.185 TL ile taşınmazın bir aylık kira bedeli olan 16.972 TL toplamı olan 35.157 TL nin tahliye tarihi olan 31/03/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı asıl kiracı müflis ... iflas idaresinden tahsiline,davalı alt kiracı ...`ya yönelik talebin reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı ve davalı asıl kiracı müflis ... iflas idaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm,davalı asıl kiracı müflis .... iflas idaresi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2-Davalı asıl kiracı müflis ... iflas idaresi vekilinin hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince:

    Davacı vekili,dava dilekçesinde, 423 ada, 20 parseldeki 13 ve 14 nolu bağımsız bölümlerin 01.05.2010 başlangıç tarihli kira sözleşmesiyle davalı ... ye kiraya verildiğini, daha sonra kiralanan taşınmazın Rodi A.Ş. tarafından alt kiracı olan diğer davalı ...'ya kiraya verildiğini, Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/154 esas sayılı dosyası ile 19.12.2013 tarihinde davalı şirketin iflasına karar verildiğini, aynı tarihte Bakırköy 1.İcra Dairesinde 2013/70 esas sayılı dosyası ile iflas masası oluşturulduğunu ve iflas idaresinin onaylandığını, alt kiracı ...`nın kiracı .. . Sanayi şirketi ile yaptığı kira sözleşmesini feshederek taşınmazı 31.03.2014 tarihinde tahliye ettiğini, ancak söz konusu taşınmazlarda bir çok hasar bulunmanın yanında 2 bağımsız bölüm olarak verilen taşınmazın ara duvarının yeniden yapmadan tahliye ettiğini, kira sözleşmesinin 6.maddesinde kiralananın alındığı gibi teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, hasar ve davacı zararının tespiti için Akhisar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/8-8 d.işler sayılı dosyası ile tespit yapıldığını ve 18.185 TL hasar bedeli

    ile söz konusu hasarın giderilmesi için 1 aylık süre gerektiğinin belirlendiğini belirterek 18.185 TL hasar bedeli ile 1 aylık kira bedeli olan 16.972 TL olmak üzere toplam 35.157 TL.nin tahliye tarihi olan 31.03.2014 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı asıl kiracı müflis ... iflas idaresi vekili cevap dilekçesinde,davacının tek taraflı yaptırdığı hasar tespitini kabul etmediklerini, taşınmazın 31.03.2014 tarihinde tahliye edildiği göz önüne alınarak dava tarihi olan 30.06.2014 tarihine kadar mülk sahibinin elinde bulunduğundan iddia edilen hasar ve zararın bu davayla tespit imkanı bulunmadığını, tahliyeden sonra davalıdan kira istenemeyeceğini,davacı talebinin keyfi bir talep olup,hukuka aykırı olduğunu,davacı şirketin tahliye tarihine kadarki alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, bunun dışında müflis şirketin davacıya borcu olmadığını, ayrıca borcu olsa bile bu borcun masa borcu olamayacağını, iflas masasında iflas müdürlüğünce veya masada yapılan ilk alacaklılar toplantısında alacaklılar tarafından şirketin faaliyetinin dolayısıyla kiralamanın devamı yönünde bir karar bulunmadığından davacının varsa talep ettiği alacağının iflas masası alacağı olamayacağını, talep edilen alacağın kira alacağı olmayıp hasar bedeli alacağı olduğunu,masa alacağı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, Mahkemece,18.185 TL hasar bedeli ile taşınmazın bir aylık kira bedeli olan 16.972 TL toplamı olan 35.157 TL nin tahliye tarihi olan 31/03/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı asıl kiracı müflis .... iflas idaresinden tahsiline,davalı alt kiracı ...`ya yönelik talebin reddine karar verilmiştir.

    Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı T.B.K.’nun 316/1.maddesi (818 sayılı B.K.’nun 256.maddesi) hükmü uyarınca kiracı kiralananı özenle kullanmak ve aynı kanunun 334. maddesi (B.K,’nun 266.maddesi) gereğince sözleşme sonunda aldığı hali ile kiralayana teslim etmekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğünün ihlali halinde kiraya veren, bu yüzden uğradığı zarar için giderim isteminde bulunabilir. Ancak kiracı sözleşme sınırları içinde kiralanandan yararlanması sonucu meydana gelen yıpranma ve bozulmalardan sorumlu değildir. O nedenledir ki kiralanandaki hasar ve bozukluğun kötü (hor) kullanımdan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti gerekir.

    Somut olayda; davalı ...'nin 01.05.2010 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesiyle kiracı olduğunu, davalı kiracının kiralanan taşınmazı diğer davalı ... Hanay'a alt kira sözleşmesi ile kiraladığı ve alt kiracı ...'nın kiracı .. ile yaptığı kira sözleşmesini feshederek taşınmazı 31.03.2014 tarihinde tahliye ettiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı tarafça kiralanan taşınmazın tahliyesinden sonra Akhisar Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/8-8 d.işler sayılı tespit dosyasında kiralanana verilen hasar bedelinin 18.185 TL olduğu ve hasarın 1 aylık sürede giderilebileceğinin tespit edildiği belirtilerek 18.185 TL hasar bedeli ile 1 aylık kira bedeli olan 16.972 TL olmak üzere toplam 35.157 TL`nin tahsili için iş bu davanın açıldığı,mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadan davacı tarafça yaptırılan tespit sonucu hazırlanan tespit raporu esas alınarak hüküm verildiği görülmüştür.

    Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nun 400.maddesi (yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK'nun 368 ve devamı maddeleri) dayanılarak yaptırılan delil tespitine ilişkin bilirkişi raporları aynı yasanın 405.maddesi (1086 sayılı HUMK`nun 374.maddesi) hükmü uyarınca asıl dava dosyasının eki sayılmakla birlikte, söz konusu raporlara karşı belirli sürede itiraz edilmemesi halinde kesinleşeceği veya aleyhine tespit yaptırılan kişi hakkında kesin delil niteliği kazanacağına dair yasal bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Bu nedenle delil tespiti yolu ile alının bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olan taraf bu itirazını hüküm verilinceye kadar mahkemeye bildirebilir. Kaldı ki tespit raporunun iddiayı ve savunmayı karşılayıp karşılamadığı, hüküm kurmaya yeterli olup olmadığını denetleme işi hakime ait bir görevdir.

    Mahkemece, gerektiğinde mahallinde keşif yapılarak konusunda uzman bilirkişi yada bilirkişilerden rapor alınarak kiralananda hasar meydana gelip gelmediğinin,hasar meydana gelmiş ise meydana gelen bu hasarın hor kullanmadan mı yoksa olağan kullanımdan mı kaynaklandığının ayrıntılı bir şekilde tespit edilmesi ayrıca tespit edilen hasarın ne kadarlık bir süre içinde giderilebileceğinin belirlenmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tespit raporu ile yetinilerek eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.

    SONUÇ: Yukarıda 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı asıl kiracı müflis .... İflas İdaresi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 19.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/7352 Karar : 2015/809
    Tarih : 12.02.2015

    - HMK 405. Madde

    Asıl ve birleşen davada davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin 84 nolu üyesi olarak 130/2 Blok 19 nolu dairenin sahibi olduğunu, davalı kooperatif genel kurul kararının iptalini istemesi nedeniyle dairesine girmesinin kooperatifçe engellendiğini ileri sürerek, asıl davada 130/2 blok 19 nolu daireye müdahalenin önlenmesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini; birleşen davada ise davalı kooperatif yöneticileri taraf olarak gösterilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000.00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiş; ıslah yoluyla maddi tazminat taleplerini 57.884,27 TL`ye artırmıştır.

    Asıl davada davalı kooperatif vekili, davacıya tahsis edilen 19 nolu dairenin 2010 yılı Nisan ayında teslim alınarak kullanılmaya başlandığını, davacının daire tapusunu aldığını, başvurması ve giderleri karşılaması durumunda ferdileşmeye esas ve davacı adına kayıtlı yazılı dairenin kat mülkiyeti tapusunun verileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

    Birleşen davada davalılar vekili, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; Davaya konu binanın 2005 yılında bitirildiği, 09.12.2006 tarihinde kur'a çekildiği, davaya konu dairenin vaadedilen daireye göre eksik malzeme ve işçilik bedelinin 17.500,00 TL olduğu, dairenin teslimi gereken 09.12.2006 tarihi ile dava tarihi arasındaki 2 yıl 10 ay 12 gün için kira kaybının 31.636,69 TL olduğu, binadaki bazı dairelerin üyelere teslim edildiği, bazılarının ise teslim edilmediği, bu durumun kooperatif tarafından açıklanamadığı,
    kooperatif ile dava dışı yüklenici arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereği kooperatifin geç teslim nedeniyle tazminat talep etmediği, üzerine düşen bu hakkı kullanmadığı, geç teslimin haklı bir gerekçe ile açıklanamadığı, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 59/3. maddesinde
    " Yönetime ve temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiilden doğan zararlardan kooperatif sorumludur. " denilmesi nedeniyle zarardan kooperatifin sorumlu olduğu,
    davacının, daire teslim edilseydi elde edeceği kira geliri üzerinden kur'a ve dava tarihi arasında zarar hesabı yapıldığı, ayrıca üyelere vaad edilen inşaat malzeme ve işçilik nedeniyle oluşan zarardan da davalı kooperatifin sorumlu olduğu, 1163 sayılı Kanun'un 23. maddesi gereği tüm ortaklara daire tesliminin aynı tarihte yapılması gerektiği, ancak Kooperatif yönetim kurulu üyelerinin: Kooperatif üyelerine eşit davranmadığının sabit olduğu,
    görevlerini yerine getirmeyerek ve yükleniciye karşı yasal haklarını kullanmayarak kooperatifi ve üyeleri zarara uğrattıkları, bu durumda üyelerin oluşan maddi kayıplarından kooperatif ile birlikte 1163 sayılı Yasa`nın 62. maddesi gereğince sorumlu oldukları,

    Davacının manevi olarak da üzülmesine sebep olunduğu gibi kişilik haklarının da zedelendiği, Davalının, davacı yanın ıslah talebine konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasının yerinde olmadığı, çünkü zamanaşımının dairenin teslim tarihinden itibaren başlaması gerektiği, dairenin yargılama sırasında teslim edildiği, ayrıca dava belirsiz alacak davası olmakla, ıslahın zamanaşımına tabi olmadığı, Yine davalı, tahkim şartı nedeniyle davanın reddini istemiş ise de, dava ve yargılama aşaması dikkate alındığında tahkim sözleşmesinin uygulanmasının imkânsız hale geldiği ve bu nedenle tahkim itirazının reddi gerektiği, Dairenin yargılama sırasında 21.06.2010 tarihinde davacıya teslim edildiği tarafların kabulünde olmakla müdahalenin önlenmesi davasının konusuz kaldığı gerekçesiyle, Asıl davanın kısmen kabulü ile malzeme ve işçilikten kaynaklanan 17.500,00 TL, kira kaybı nedeniyle 31.636,69 TL olmak üzere toplam 49.136,69 TL zararın ve 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline, müdahalenin önlenmesi davasının konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, Birleşen davanın kabulü ile 1.000,00 TL maddi, 10.000.00 TL manevi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen, asıl davada da istemde bulunulduğundan tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla tahsiline karar verilmiştir.

    Karar, asıl davada davacı vekili ile asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1)Tapu iptali ve tescile, üyelik tespitine, tahsis hakkına dayalı davalarda olduğu üzere üyelik sıfatının devamına ve üyeliğe sıkı sıkıya bağlı talepler ile ilgili olan, diğer anlatımla üyenin parasal yükümlülükleri ile ilgisi bulunmayan uyuşmazlıklarda üyelik devam ettiği sürece zamanaşımı süresi işlemez.

    Somut olayda da talep, üyenin parasal yükümlülükleri ile ilgili olmayıp, tahsis hakkına dayalıdır. Buna göre mahkemece, somut uyuşmazlıkta zamanaşımı süresinin işlemeyeceği gerekçesiyle zamanaşımı def'inin reddine karar verilmesi gerekirken, eser sözleşmesindeki ilkelere uygun olarak zamanaşımının teslim ile başlayacağı gerekçesiyle reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, zamanaşımı def`inin reddi sonucu itibariyle doğru olmuştur.

    Bu açıklamalara, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    2)Asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin temyizi yönünden;

    Asıl ve birleşen dava, kooperatif üyeliğine bağlı olarak maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

    1163 sayılı Kanun`un 23. maddesinde; "Ortaklar bu kanunun kabul ettiği esaslar dahilinde hak ve vecibelerde eşittirler" ifadesine yer verilmiştir.

    Kooperatifler hukukunda mutlak değil, nispi eşitlik ilkesi geçerlidir.

    Eşitlik ilkesi gereği tüm ortaklara konut tesliminin aynı tarihte ve emsal üyelerin ödemeleri nazara alınarak aynı nitelikte yapılması gerekir. Ortağa teslim edilen konutta emsallerine göre eksiklik, kusur ya da ayıp varsa bundan doğan zararlar ortakça kooperatiften istenebilir.

    Eksik imalat bedelinin belirlenmesinde de eşitlik ilkesi nazara alınmalı, diğer kooperatif ortaklarının konutları emsal alınarak, yapım hataları ve eksiklikler somut olarak belirlenmeli, denetime ve izlemeye elverişli rapor alınmalıdır.
    Dairelerin teslim edildiği tarih ve teslim edilme anındaki niteliği eşitlik ilkesi uyarınca değerlendirilmeli, eşitlik ilkesine aykırı biçimde eksik ve kusurlu imalatın tespit edilmesi halinde bunun, kullanıma engel olup olmadığı, bu kapsamda kira kaybı isteminin yerinde olup olmadığı irdelenmeli, aynı statüdeki diğer üyelere teslim edilen bağımsız bölümlerin ne şekilde teslim edildiğinin, eşitlik ilkesinin ihlâl edilip edilmediğinin saptanması, eksik ve ayıplı imalatın tespiti halinde bunun kira kaybına yol açıp açmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

    Teslim tarihi yönünden ise kooperatif kayıtları inceletilerek, bağımsız bölümlerin teslim tarihine ilişkin genel kurullarda bir tarih kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı, bir tarih belirlenmemiş ise bağımsız bölümlerin diğer üyelere hangi tarihte teslim edildiğinin saptanması, dayandığı delilleri sunması için davalı kooperatife olanak tanınması icap etmektedir. Konutların tamamlanmamış olması halinde, davacının da beklemesi ve bu duruma katlanması gerekir. Diğer üyelerin konutları tamamlanıp teslim edilmiş ise davacının da dairesinin bitirilip teslimini istemek hakkıdır. Kooperatifin diğer üyelerinden davacı ile aynı konumda olup, kooperatife borcu olduğu halde dairesini teslim alıp yararlanmaya başlayan üyelerin varlığının tespiti halinde, eşitlik ilkesi uyarınca davacının da aynı süre zarfında kira bedeli talep hakkı doğacağının kabulü gerekir.

    Somut olayda Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kurulu uyuşmazlığın niteliğine göre oluşturulmadığı gibi; uyuşmazlığın kooperatif ile üyesi arasında olduğu dikkate alınarak kooperatif hukuku ilkelerine göre araştırma ve inceleme yapılması gerekirken, davalı kooperatif ile dava dışı yüklenici şirket arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi hükümlerine dayalı olarak uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmiştir.

    Bu durumda, mahkemece, davalı kooperatifin defter, kayıt ve belgeleri, bilanço gelir gider cetvelleri ve genel kurul kararları, genel kurul hazirun cetvellerinin öncelikle kooperatiften istenilmesi, ibraz edilmezse kooperatifin adresinde defter ve kayıtları incelenmesi için keşif yapılması, buna rağmen inceleme yapılamaz ya da defter ve belgelere ulaşılamaz ise anasözleşmenin 40. maddesi uyarınca Ticaret Sicil Memurluğu'ndan veya anasözleşmenin 41. maddesi uyarınca bu belgelerin gönderildiği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü`nden getirtildikten sonra, Davalı kooperatifin cevap dilekçesinde 28.06.2009 tarihli genel kurulda, iç düzenlemesi tamamlanan ve çevre düzenlemesi koşulları elverdiği ölçüde ortaklara dairelerine koşullu olarak taşınma imkânı verilmesi yolunda karar alındığının savunulduğu da gözetilerek, Kooperatif konusunda uzman bir bilirkişi ya da kurulu seçilerek yukarıda açıklanan ilkeleri somut olay bakımından tartışan açıklayıcı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, sonucuna göre davacının eksik iş bedeli ile kira tazminatı talepleri hususunda bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak, yazılı şekilde, davacının taraf olmadığı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi hükümlerine göre hesaplanan kira tazminatına hükmedilmesi doğru olmamıştır.

    Öte yandan, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 59/3 maddesinde;
    " Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur" hükmüne yer verilmiş,

    62/1. maddesinde ise; yönetim kurulu üyelerinin görevleri belirtilmiş, yönetim kurulunun, kooperatif amaçlarının gerçekleşmesi ve ortakların çıkarlarının korunması ile ilgili olarak yasalara, anasözleşme hükümlerine ve genel kurul kararlarına göre işleri titizlikle yürütecekleri ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda gereken çabayı göstermekle görevli oldukları, açıklanmıştır.

    62/3. maddesinde ise; "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar " hükmüne yer verilmiştir.

    Aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile TTK`nın 336. maddesi uyarınca,
    Genel olarak yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yapmış oldukları sözleşme ve işlerden dolayı şahsen sorumlu değildir.

    Aynı maddede Beş bent halinde sayılan durumlar, bu genel ilkenin istisnaları olarak gösterilmiştir.

    Anılan istisnalardan olan 5. bent," idare meclisi azaları şirket namına gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden ve ihmal neticesi olarak yapılmamasından gerek şirkete, gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler " hükmünü içermektedir.

    818 sayılı BK’nın 41, 50 ve 51. madde (TBK 50, 62.madde) hükümleri ile yukarıda anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde, Yöneticilerin ve temsile yetkili şahısların zarar doğuran eyleminden dolayı, yöneticiler ve kooperatif müteselsilen sorumludurlar.

    Bu nedenle, ortaklığın, yöneticilere karşı sorumluluk davası açmasının yanı sıra ortakların, kooperatife karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakları bulunmaktadır.

    1982 Anayasası`nın 36. maddesinde yer verilen " Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" ibaresi, ortakların dava açma hakkının temel dayanağıdır.

    Kooperatif ortağı olma, kooperatife karşı dava açma hakkından vazgeçme olarak yorumlanamayacaktır. Ortak tarafından dava hakkının kullanılması, ortaklığın TTK`nın 341. maddesine dayalı dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına ve davanın denetçilerin asıl ya da vekil aracılığı ile dava açmasına bağlı değildir.

    Ortakların dava açma hakları da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı davranışları ile ortaklığın malvarlığını azaltan veya kötüleştiren davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler.

    Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararıdır. Ancak, ortak TTK’nın 340. madde yollaması ile 309/1. maddesi uyarınca dolaylı zarar dolayısıyla açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir.
    Bu tür zarar, kooperatif bakımından doğrudan, davacı bakımından dolaylı zarar olup, hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir.

    İkinci durum ise doğrudan zarar halidir. Bu halde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır.

    TTK`nın 336/5. maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isteyebilirler. Her iki davada da husumet yöneticilere ve/veya denetçilere yöneltilmekte, davacı taraf değişmektedir.

    Bu durumda mahkemece, kooperatif uygulamaları konusunda uzman bilirkişiden yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde dava dışı yüklenici ile davalı kooperatif arasında devam eden davalar da değerlendirilerek, birleşen davada davalıların kusurlu olup olmadıkları konusunda rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin görevlerini yerine getirmediklerinden bahisle soyut gerekçe ile hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.

    3)Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
    a)Asıl dava yönünden; Dava konusu bağımsız bölümün, asıl davanın açıldığı tarihten sonra yargılamanın devamı sırasında davacıya teslim edildiği sabit olup; davacı tarafça müdahalenin önlenmesi istemine ilişkin harcın yargılama aşamasında tamamlandığı gözetilerek dava tarihindeki haklılık durumuna göre davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, bu isteme yönelik vekalet ücereti ile ilgili karar verilmemesi doğru olmamıştır.
    Öte yandan, 21.10.2009 olan asıl dava tarihinin, karar başlığında 27.04.2010 olarak gösterilmiş olması da hatalı olmuştur.
    b-Bozma nedenine göre, asıl davada davacı vekilinin diğer, birleşen davada davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.

    4)Kabule göre ise; Asıl davada davacı tarafça asıl davanın açılmasından sonra Sarıyer Sulh Hukuk Mahkemesi`nin 2010/109 D.İş sayılı dosyasında yaptırılan tespit giderlerinin, HMK'nın 323 ve 405. maddesi kapsamında birleşen davada yargılama giderleri arasında değerlendirilmesi gerekirken, bu giderlerin hüküm altına alınmaması doğru değildir.

    Diğer yandan, asıl ve birleşen davada davacı vekilince, 30.04.2010 tarihli ıslah dilekçesiyle alacağın asıl ve birleşen davada davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istendiği gözetilerek, bu yönde hüküm kurulması gerekirken, asıl ve birleşen davada ayrı ayrı tahsil hükmü tesis edilmesi doğru olmamıştır.

    Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin (3a) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın adı geçen taraflar yararına ( BOZULMASINA ), (3b) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/2299 Karar: 2014/12963
    Tarih: 25.11.2014

    - HMK 405. Madde

    Dava, hor kullanmadan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne,4.848 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- Davacılar vekili, dava dilekçesinde, davalının, davacılardan O. M. ile düzenlenen 20.9.2011 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiracı olduğunu, davalının taşınmazı tahliyesinden sonra kiralanan iş yerindeki hasar ve zarar miktarının belirlenmesi amacıyla İstanbul Anadolu 1.Sulh Mahkemesinin 2013/10D.iş sayılı tespit dosyasında hasar tespiti yapıldığını, tespit raporunda kiralanandaki hasar ve zarar miktarının 4.848 TL olarak belirlendiğini belirterek hasar ve zarar bedeli olarak 4.848 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, cevap dilekçesi sunmadığı gibi duruşmalara da katılmamıştır. Mahkemece davanın kabulüne,4.848 TL hasar bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

    Türk Borçlar Kanun'unun uyarınca kiracı kiralananı ne durumda teslim almışsa kira sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür. Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma nedeniyle kiralananda meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir. Kiralananın kötü (hor) kullanılması nedeniyle uğradığı zarar için kiralayan, giderim isteminde bulunabilir. Hasar miktarının tespiti bilirkişi incelemesini gerektirmekte olup, tek yanlı yapılan ve itiraza uğrayan delil tespitine ilişkin bilirkişi raporu hükme esas alınamaz. Öte yandan HMK'nın 400 ve devamı maddelerine dayanılarak yaptırılan delil tespitine ilişkin bilirkişi raporları aynı kanunun 405. maddesi hükmü uyarınca asıl dava dosyasının eki sayılmakla birlikte, söz konusu raporlara karşı belirli sürede itiraz edilmemesi halinde kesinleşeceği veya aleyhine tespit yaptırılan kişi hakkında kesin delil niteliği kazanacağına dair yasal bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.

    Bu nedenle delil tespiti yolu ile alının bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olan taraf bu itirazını hüküm verilinceye kadar mahkemeye bildirebilir. Kaldı ki tespit raporunun iddiayı ve savunmayı karşılayıp karşılamadığı, hüküm kurmaya yeterli olup olmadığını denetleme işi Hakime aittir.

    Olayımızda; Taraflar arasında 20.9.2011 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiği ve kiralanan taşınmazın tahliye edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin 19.maddesinde “...kiracının kiralananı boşaltırken aldığı gibi temiz ve bakımlı olarak teslim edeceği, yapılacak boya ve badana işleminin profesyonel bir ekip tarafından aslına uygun olarak yapılacağı...” kararlaştırılmıştır. Kiralananın tahliyesini müteakip davacı tarafından 11.2.2013 tarihinde tespit yaptırıldığı ve o tespit sonucu verilen bilirkişi raporuna dayanılarak bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.

    Mahkemece tespite ilişkin bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmiş ise de, söz konusu tespitin davalının yokluğunda yapıldığı, tespit raporunun davalıya tebliği üzerine davalı vekili tarafından tespit raporuna itiraz edilerek, tespitin gerçek durumu yansıtmadığını, ilk kiralama anında boya badana olmadığını, su basmasının davalının kiralamasından önce olduğunu, kiralama sırasında parkelerin kabarmış olduğunu öne sürmüştür. Bu durumda, tek yanlı olarak yaptırılan tespit ve bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda mümkün ise mahallinde uzman bilirkişi ya da bilirkişilerce keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak, kiralanandaki hasar durumunun ayrıntılı ve denetime elverişli şekilde tespit edilerek kiralananın olağan kullanımından mı yoksa hor kullanımından mı kaynaklandığının tespit edilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmuştur.

    Sonuç: Yukarıda 2 nolu bentde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 25.11.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/409 Karar : 2018/6596
    Tarih : 5.06.2018

    - HMK 405. Madde

    Davacı, ... ... lakalı aracına 23.03.2013 tarihinde davalı ... Ltd. Şirketinden 207,46 TL karşılığı bir depo motorin doldurttuğunu, ertesi gün saat 13.00 civarında aracını çalıştırdığında aracın ön panelinde bulunan arıza ışığının yandığını, bunun üzerine ... yol yardım hizmetini arayarak durumunu bildirdiğini, kendisine arıza ışığının ''aracın yakıt deposunda su karışımı olduğu'' için yandığı ve aracını bu şekilde kullanmaması gerektiğinin bildirildiğini, araçtaki arızayı davalı ... Ltd. Şirketine bildirdiğini ancak davalı şirketin yetkililerinin bu arızanın giderimi için hiçbir girişimde bulunmadıklarını, bunun üzerine aracını yetkili servise götürdüğünü ve 7.040,13 TL masraf yaptığını, aracın serviste kaldığı süre içinde araç kiralamak zorunda kaldığını, davalı şirketin tutumu üzerine ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/37 D.İş numaralı dosyası üzerinden tespit davası açıldığını, arabasını tamir ettirmek için banka kredisi çekmek zorunda kaldığını, ayıplı hizmetten ve ayıplı hizmetin neden olduğu her türlü zarardan sağlayıcı ve bayinin müteselsil sorumlu olduğunu, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.144,49 TL maddi tazminatın zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    davalılar, davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 188,08 TL araç kiralama bedeli, 207,46 TL ayıplı yakıt bedeli, 7.048,58 TL onarım bedeli olmak üzere toplam 7.444,84 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı ve davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Davacının temyiz itirazları yönünden;

    6100 sayılı HMK 405. maddesinde(HUMK 374) delil tespiti dosyasının asıl dava dosyasının eki sayılacağı ve asıl dava dosyasıyla birleştirileceği düzenlenmiş olup, bu düzenleme kapsamında delil tespiti dosya masraflarının yargılama giderleri kapsamında değerlendirilerek asıl davadaki davanın kabul ve ret oranına göre taraflardan tahsiline karar verilmesi gerekir. Delil tespiti dosyası kapsamında harç ve yargılama giderleri ile bilirkişi ücretinin mahkemece yargılama gideri kapsamında değerlendirilecek tespit dosyası masrafı olarak yargılama giderine dahil edilmek suretiyle hüküm tesis edilmiş olması gerekirken, tespit dosyası masraflarının yargılama giderine dahil edilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

    3-davalıların temyiz itirazları yönünden;

    Somut uyuşmazlıkta; mahkeme, dava konusu araçtaki hasarın davalılardan ... Petrol Ltd. Şti'den alınan 207,46 TL bedelli yakıttan kaynaklandığını, alınan yakıtın aracın yakıt sistemini bozduğunu, yakıt sistemindeki parçaların değiştirilmesi süretiyle söz konusu arızanın giderilmiş olduğunu, giderim masraflarının 7.040,13 TL olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle talebin kabulüne karar verildiği gerekçeye yazılmış, hükümde onarım masrafı 7.048,58 TL olarak belirtilmiştir. 7.048,58 TL dosyaya kazandırılan bilirkişi raporuna göre onarım bedelidir. Mahkemece, onarım masrafının davacının sunmuş olduğu fatura bedeline göre karar vermesi gerekirken yazılı şekilde hüküm ve gerekçe arasında çelişki yaratacak şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, 2. ve 3.bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 381,42 TL kalan harcın davalılardan alınmasına, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/1857 Karar : 2016/3205
    Tarih : 6.06.2016

    • HMK 405. Madde

    1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilâmı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle davalı .... İnşaat Malzemeleri Ev ve Büro Aletleri San. Tic. Ltd. Şti. olduğu halde karar başlığında Karaman İnşaat yazılmasının maddi hataya dayalı olup mahallince her zaman düzletilebileceğine göre davalının temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    2-Davacı, dava dilekçesinde delil tespiti gideri nedeniyle alacak talebinde bulunmuş olup, mahkemece bu giderler yargılama giderleri içine dahil edilmemiştir. Delil tespiti dosyası, asıl dava dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir (HMK 405/1). Bu nedenle dava ile ilgili olan delil tespiti dosyası nedeniyle yapılan ve HMK'nın 323. maddesinde sayılan giderler de yargılama gideri olduğundan dava değerine dahil değildir. Bu nedenle dava açılarak istenmesine gerek olmadığı gibi buna rağmen istenmesi halinde de asıl alacak olarak hükmedilemez. Bu giderlerin mahkemece talep olsun olmasın yargılama gideri olarak kendiliğinden haklılık durumuna göre hükmedilmesi gerekir. 22.03.1976 tarihli 1976/1 Esas, 1976/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da delil tespiti giderlerinin yargılama giderlerinden sayılacağına ve müddeabihe dahil edilmeyeceğine karar verilmiştir. Bu nedenle somut olayda davacının delil tespit giderlerine ilişkin alacak talebi olan 485,00 TL'nin asıl alacak olarak değerlendirilip yargılama gideri olarak değerlendirilmemesi doğru olmamış kararın bu nedenle bozulması gerekirse de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesinin yollamasıyla uygulanması gereken mülga 1086 sayılı HUMK'nın 438/VII. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

    SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kararın 2 nolu bendindeki “7.985,00” rakamının karardan çıkartılarak yerine “7.500,00” rakamının yazılmasına, 3 nolu bendindeki “436,85” rakamının karardan çıkartılarak yerine “393,72” rakamının yazılmasına ve karara 6 nolu bendin eklenerek “ 485,00 TL tespit giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesi” cümlesinin yazılmasına, kararın değiştirilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.06.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.