HMK Madde 383



  • Görevli Mahkeme

    HMK Madde 383

    (1) Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir.




  • HMK Madde 383 Gerekçesi

    Bu hükümle, kanunlarda özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, çekişmesiz yargı işlerinde sulh hukuk mahkemelerinin genel görevli yargı yeri olduğu hususuna açıklık getirilmiştir.

    Özel kanun hükümleriyle başka bir mahkemeye veya mercie bırakılan veya bırakılacak çekişmesiz yargı işlerine görevlendirilen mahkeme veya mercilerin bakabilmesine imkân tanınmıştır.



  • HMK 383. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/12150 Karar : 2018/10904
    Tarih : 31.05.2018

    • HMK 383. Madde

    Davacı, çekişme konusu 534 ada 68 parsel sayılı taşınmazın 1978 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında davalılar adına tespit ve tescil edildiğini,... tarafından mahallinde yapılan inceleme neticesinde tanzim edilen 23/02/2012 tarihli idari tahkikat tutanağı ve mahalli tespit tutanağında çekişme konusu taşınmazın tapu kaydında malik olarak gözüken ... yanı sıra mirasçılarının da kimler oldukları ve nerede bulunduklarının tespit edilemediğinin ifade edildiğini, dava konusu taşınmazın kanun hükümleri mucibinde ... intikali gerektiğini belirterek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Davalılar, davaya cevap vermemişlerdir.

    Mahkemece, TMK'nın 588. maddesinden kaynaklanan davaların taşınmazın aynına (mal varlığına) yönelik olduğu, olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 382. ve 383. maddelerinin uygulama yeri bulunmadığı, bu hali ile HMK'nın 2. maddesi kapsamında kaldığı ve görevli mahkemenin ... Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hâkimi ... 'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, 31.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/8111 Karar : 2018/10061
    Tarih : 10.05.2018

    • HMK 383. Madde

    Davacı, mirasbırakanı dedesi ... oğlu İbrahim’in paydaşı olduğu 25 parsel sayılı taşınmazın ortaklığın giderilmesi davası sonucunda satışına karar verildiğini, satış işlemlerinin tamamlandığını ancak ... oğlu ... ’in kimliği tespit edilemediğinden payına isabet eden bedelin kayyım idaresinde olduğunu ileri sürerek miras bırakanı ile taşınmazda 192/576 pay ile malik olan ... oğlu ... ’in aynı kişiler olduğunun tesiptine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davacının eda davası açma imkanı varken tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

    Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.

    Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:

    1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.

    2-Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak talep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.

    ./..

    3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

    4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.

    5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.

    Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.

    Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden sorumlu tutulmamalıdır.

    Hal böyle olunca, davada ileri sürülen isteğin HMK'nın 382. maddesi kapsamında çekişmesiz yargı işlerinden bulunduğu ve aynı Kanunun 383. maddesi uyarınca uyuşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği dikkate alınarak, kayıt malikinin mirasçılarının dinlenilerek işin esasına girilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

    Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 10/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/498 Karar : 2018/9566
    Tarih : 26.04.2018

    - HMK 383. Madde

    Dava, tapu maliki ile davacının mirasbırakanının aynı kişi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

    Davacı, 104 ada 3 parsel sayılı taşınmazın kayıt maliki olarak görünen ... kızı ... ile mirasbırakanı 01.07.1905 doğumlu ... kızı ... 'nun aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece davanın görev yönünden reddine ilişkin verilen karar Dairece, "..Çekişme bir yönüyle taşınmazın mülkiyetine ilişkin olup, burada verilecek hüküm doğrudan doğruya mülkiyet aktarımı sonuçlarını doğuracak etkileri olacak bir hükümdür. Böyle mülkiyet değişimi sonucu doğurabilecek bir iddianın çekişmesiz yargı olarak değerlendirilmesine de yasal olanak yoktur.O halde; iddianın, 6100 sayılı Yasanın 383. maddesininde olayla ilgisinin bulunmadığı, aynı yasanın 2. maddesi hükmü uyarınca taraflar arasındaki çekişmede Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.Buna göre; iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak işin esası bakımından karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir." gerekçesiyle bozulmuştur.

    Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece, davanın kabulü ile kayıt maliki ... 'nın soyadının ... olarak düzeltilmesine, dava konusu taşınmazın davacının mirasbırakanı 01.07.1905 doğumlu ... 'ya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.

    Bilindiği üzere; bozma ilamına uyulmakla tarafları lehine usulü kazanılmış hak oluşturacağı kuşkusuzdur ve mahkemece bozma gereklerinin yerine getirilmesi zorunludur.

    Öte yandan, görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi zorunlu bir usul kuralıdır.

    Her ne kadar, Daire bozma kararında görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilmiş ise de maddi yanılgıdan kaynaklanan bu durumun karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı da tartışmasızdır.

    Somut olayda dava, Tapu Müdürlüğü aleyhine açılan tespit davasıdır.

    Hâl böyle olunca, davada ileri sürülen isteğin HMK'nın 382. maddesi kapsamında çekişmesiz yargı işlerinden bulunduğu ve aynı Kanunun 383. maddesi uyarınca uyuşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmesi yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

    Davalı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/10253 Karar : 2018/9116
    Tarih : 16.04.2018

    • HMK 383. Madde

    Taraflar arasında görülen davada;

    Davacı, Sulh Hukuk Mahkemesinin 27/12/1995 tarih ve 1995/849-1105 Esas ve Karar sayılı dosyasında 357 ada 23 parsel sayılı taşınmazın maliklerinden ... oğlu ... , ... kızı ... , ... oğlu ... ve ... kızı ... 3561 sayılı Kanun uyarınca mal müdürünün kayyım olarak atandığını, sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin mal varlığı veya ona isabet eden miras payı on yıl resmen yönetilirse ya da mal varlığı bu şekilde yönetilenin yüz yaşını dolduracağı süre geçerse Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar verileceğini, gaiplik kararı verilebilmesi için gerekli ilan süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmaz ise aksine hüküm bulunmadıkça gaibin mirasının devlete geçeceğini ileri sürerek adı geçen kişilerin gaipliğine ve mal varlıklarının Hazineye intikaline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, gaiplik isteği yanında, son mirasçı sıfatıyla taşınmazın Hazineye intikali isteminde de bulunulduğu, bu isteğin TMK'nın 588. maddesi kapsamında olduğu ve davanın taşınmazın aynına yönelik olduğu gözetildiğinde, HMK'nın 382. ve 383. Maddelerinin uygulama yeri bulunmadığı görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden usulden reddine karar verilmiştir.

    Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ... 'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince davacıdan harç alınmasına yer olmadığına 16/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6609 Karar : 2018/1418
    Tarih : 25.01.2018

    • HMK 383. Madde

    Davacı vekili dava dilekçesinde; ... vatandaşı torunları ...`a (...) ... Mahkemesi tarafından vesayet altına alınıp davacıların vasi tayin edildiklerini, vasi tayini kararının mahkemece tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini istemiş, mahkemece, davaya aile mahkemesi sıfatı ile bakılarak, konunun Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi kapsamına girdiği, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine dahil bir konuda, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    2675 sayılı ...'nu yürürlükten kaldırıp, 12.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5718 sayılı ..'nun yabancı mahkemece verilen ilamların tanınmasına ilişkin 58.maddesi, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesinin yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı olduğunu, tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulanmayacağını, İhtilâfsız kaza kararlarının tanınmasının da aynı hükme tâbi bulunduğunu, yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye`de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usulün uygulanacağını hükme bağlanmıştır. 54/b maddesi ise, yabancı mahkeme ilamının tenfizinde Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmesi şartını getirmiş, 10/1 ve 3. maddelerinde de Vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebeplerinin, hakkında vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin millî hukukuna bağlı olduğu, Vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında kalan bütün kısıtlılık veya vesâyete ilişkin hususların ve kayyımlığın Türk hukukuna tâbi bulunduğunu açıkça belirtmiştir.

    Burada vesayette uygulanacak hukuk yönünden ikili bir ayırım yapıldığı görülmekte olup, Kanunda kısıtlama kararı verilmesi ya da verilen kısıtlama kararının kaldırılmasında, ilgilinin millî hukuku yetkili hukuk olarak belirlenmesine karşın; kısaca vesâyetin yönetimi olarak ifade edilebilecek olan kısıtlının kişiliği, bakımı, sağlığı, eğitimi, temsili, malvarlığının yönetimi, vasi ile vesayet ve denetim makamının görev, yetki ve sorumlulukları hakkında ise Türk hukuku yetkili kılınmıştır.

    Yargıtay uygulamalarında; vesâyetin yönetimi ile ilgili kararların idari nitelikte kararlar olduğu kazai nitelik taşımadığı ve bu nedenle temyiz edilemeyeceği kabul edilmektedir. 5718 Sayılı Yasanın 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerce verilen ve kesinleşen ilamlar tenfiz ya da tanımaya konu olabileceğinden, vesâyetin yönetimi hakkındaki kararların belirtilen nitelikleri itibariyle (ilâm vasfı taşımadıklarından) tanınması da mümkün değildir.

    Esasen Hukuk Genel Kurulunca kısıtlama kararlarının (vasi atanması kararları) tanınamayacağı kabul edilirken, açıklanan gerekçede vesâyetin yönetimi hakkındaki kararlar nedeniyle doğabilecek olası sakıncaların giderilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Yasa koyucu da Hukuk Genel Kurulunun kararında belirtilen muhtemel sakıncaları önlemek amacıyla 5718 Sayılı Yasanın 10/3. maddesinde Türk hukukunu yetkili kılmıştır. Hukuk Genel Kurulu kararının vesayete ilişkin tüm alanlarda uygulanmasının kabulü halinde, yabancı ülke vatandaşı olan kişinin kendi ülkesinde milli hukuku (5718 Sayılı Kanun m.10/1) uyarınca ve doğal olarak vatandaşı olduğu devletin mahkemesi tarafından verilen kısıtlılık kararının Türkiye`de tanınmasına karar verilemeyecektir.

    Bu durumda yabancının Türkiye`de yeniden dava açması ve Türk Mahkemelerinin de ilgilinin millî hukukuna göre karar vermesi gerekecektir. Bu uygulama ise yabancı mahkemelerin, mensubu olduğu devletin vatandaşları üzerinde yargılama yapma ve karar verme yetkisine müdahale niteliğindedir. 5718 sayılı Kanundaki hükümlerin amacı da dikkate alındığında, yabancı mahkemelere Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin olarak öngörülen kurallara göre, yargılama yapıp karar verme yetkisinin bulunduğu tartışmasızdır. Yabancı mahkemelere açıklanan konularda verilen yetki uyarınca, bunların aldıkları kararların tanınmaması mümkün değildir.

    Zira, yabancı mahkemece verilen ilamlarının tanınmaması Türk vatandaşlarına bir yük getirebilecek ve kendi millî hukukundan istifadesi yabancı hukuka göre daha da zorlaşacaktır. Yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarını yabancı mahkemece verilen vesâyet kararının tanınmaması halinde, aynı davayı Türk mahkemelerinde açmaya zorlama, 5718 Sayılı Yasanın amacına aykırıdır. Türk Medeni Kanununun 404 ila 410. maddeleri arasında düzenlenen küçüklük, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza, yaşlılık, sakatlık, deneyimsizlik ile ağır hastalık hallerinin kısıtlama nedeni olup olmadığı, yapılacak yargılama sonucunda belirleneceğinden, bu duruma düşen bir kişinin millî hukukunun uygulama alanı olan ülkesine getirilmek zorunda bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ciddi biçimde engelleyecek bir uygulamadır. Ayrıca 5718 sayılı Yasada da vesâyet ile ilgili özel ve ayrık bir hüküm zaten yer almamaktadır.

    Münhasır (kesin) yetki kuralları, davanın sadece Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamak amacıyla konulan ve bunu temin eden kurallar olup, temel dayanağı kamu düzenidir. Türk hukukunun temel değerleri, Türk genel adap ve ahlâk anlayışı, Türk Kanunlarının dayandığı temel ... duygusu ve genel siyaseti, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlükler, milletlerarası alanda geçerli ortak ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallar, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve ... anlayışının ifadesi olan hukuk normları, toplumun medeniyet seviyesi, siyasi ve ekonomik rejim ile insan hak ve özgürlükleri, millî hukukumuzdaki kamu düzeninin dayanağını oluşturmaktadır. Kamu düzeni, tarafların uymak zorunda oldukları kamu ve özel hukuktan doğan ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kuralların bütünü olarak anlaşılmalıdır.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması hali tenfiz şartları içinde sayılmış olup, buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi ölçütlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir. Anılan maddede yer alan “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” ifadesinden, yabancı mahkeme kararının esasına uygulanan hukukun Türk kamu düzenine aykırılığının incelenemeyeceği, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukukî sonuçların kamu düzenine aykırı olması halinde yabancı mahkeme kararının tenfizi isteminin reddedileceği sonucuna varılmalıdır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukundan farklı bulunması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfiz istemi reddedilemez. (YİBGK.nun 10.02.2012 gün ve 2010/1 esas 2012/1 karar sayılı içtihatı)

    Burada esas alınması gereken kıstas, millî hukuk ile kamu düzeninin dayanağını oluşturan ve yukarıda açıklanan hususlardır. Türk hukukunda, kamu düzenine ilişkin yetki kurallarından bazıları münhasır yetki hükmüdür. Münhasır yetki kuralları, devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkiyi ifade eden, devletin egemenlik ve hükümranlık haklarının kullanmasını gösteren ve simgeleyen kurallardır. Burada önemli olan Türk Hukukundaki kamu düzenine ilişkin her yetki kuralının münhasır bir yetki kuralı olmamasıdır. Yetki kuralının münhasır yetki hükmü getirmiş olup olmadığı, yetki kuralının ifadesinden ve konuluş gayesinden hareketle belirlenebilir. Münhasır yetki kuralı o maddenin ifadesinden, konuluş amacından ve yabancı unsurlu davaların özellikleri nazara alınarak tayin edilir.

    Dava konusu somut olayda Türk vatandaşı olmayan ...'a ... Sulh Mahkemesi Vesayet Mahkemesinin 17.07.2011 tarih 16 F 281/11 sayılı kararı ile aynı zamanda Türk vatandaşı da olan davacılar Hatice ve ... vasi olarak görevlendirilmiştir. Karar içeriğinden, kısıtlının ... Medeni Kanunu uyarınca kısıtlandığı ve kısıtlanma nedeninin Türk Medeni Kanunu`nun 404.maddesine de uyar nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar; kısıtlıya millî hukuk uygulanmamış ise de, bu hususu tenfiz ve tanıma engeli olarak düzenleyen 2675 Sayılı Kanunun 38/e maddesi, 5718 Sayılı Kanunda yer almamaktadır. Dava tarihi itibariyle uygulanacak Kanun, 2675 değil, 5718 sayılı Kanundur. Çünkü 2675 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Yabancı mahkeme ilamının tanınması veya tenfizine karar verilebilmesi için ilamın taraflarının veya en az birinin Türk vatandaşı olmasına gerek bulunmamaktadır. Taraflar Türk vatandaşı olmasalar bile hukuki menfaatlerinin bulunması koşuluyla yabancı ilamın tenfizini veya tanınmasını isteyebilirler.

    Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu hususun tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. ...`un 9. ve 10. maddelerinde yer alan hak ve fiil ehliyeti ile vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi sebepleri, vesâyet ve kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin millî hukukuna tabidir hükmü, millî hukukta mevcut olması şartıyla yabancı mahkemeler tarafından da verilebileceği şeklinde yorumlanması gerekir. Çünkü vesâyet ve kısıtlılık müessesesi hem ... ve hem de Türk hukukunda mevcut olduğundan, Türk hukukunda mevcut olmayan bir müessese hakkında ... mahkemelerinin vermiş olduğu bir karardan da söz edilemez. Buradaki ölçü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edilip edilmemesidir.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, kişilerin yararının gözetilmesini herşeyin üstünde tutmaktadır. ... mahkemesi tarafından verilen vesâyet kararının; vesâyet altına alınanın, ...'daki hukuki menfaatlerini koruyacağı gibi bu kararın Türk mahkemeleri tarafından tanınması ile de Türkiye'deki menfaatlerini koruyacaktır. ... mahkemesi tarafından Türk milli hukuku ile çatışmayacak ve hatta aynı paralelde verdiği kararın ne milli hukuka ve ne de münhasır yetki ya da kamu düzeni ile bir alakası bulunmamaktadır. Aksine davranışların diğer bir ifade ile yerel mahkeme ya da Hukuk Genel Kurulu kararlarında ileri sürülen gerekçelerin kabulü halinde, Türkiye`nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkumiyeti sonucunu doğurur ki, bunun da hiç arzu edilmeyen bir durum olduğunda kuşku yoktur.

    Öte yandan, 1905 tarihli "Kısıtlamaya ve Benzer Tedbirlere İlişkin La Haye Sözleşmesi"nin 3. ve 7. maddelerinde; kural olarak millî hukukun ve millî Devlet mahkemelerinin yetkili olmasına karşın hacir altına alınacak şahsın bulunduğu yer (...) makamları da, ilgilinin milli hukukuna (Türk Hukukuna) veya bulunma yeri hukukuna (... Hukukuna) göre hacir kararı alabilecekleri öngörülmüştür.

    Açıklanan tüm bu nedenlerle kısıtlama kararının tanınmasına ilişkin davaya Türk mahkemelerinde bakılabileceği, HMK 382/b-19.maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, aynı yasanın 383. maddesinde ise çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk mahkemesi olduğunun belirlendiği, davada ise ... sulh mahkemesi kararının tanınması ve tenfizi istenildiğinden görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu dikkate alınarak mahkemece davaya sulh hukuk mahkemesince bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken aile mahkemesi sıfatı ile bakılarak davanın reddi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6955 Karar : 2017/5363
    Tarih : 13.06.2017

    • HMK 383. Madde

    Dava, Türk Medeni Kanununun 352 ve devamı maddeleri uyarınca annesi ölen küçüğün mallarının korunması istemine ilişkindir.

    ... Asliye Hukuk Mahkemesince 6100 sayılı Kanunun 382/2-b maddesi gereğince aile hukukundaki çekişmesiz yargı işlemlerinin çekişmesiz yargı hukukuna girdiği yine 6100 sayılı Kanunun HMK`nın 383. maddesinde aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    ... Sulh Hukuk Mahkemesince ise çocuk mallarının korunmasının 4721 sayılı TMK`nın 352 vd. maddelerinde düzenlendiği gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.

    Somut olayda, mallarının korunması istenen çocuk ...`ın annesinin 25/07/2013 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

    Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün 4/1. maddesinde “Ana ve babadan birinin ölümü halinde nüfus memuru veya evliliğin mahkeme kararı ile sona ermesi halinde kararı veren mahkeme, sağ kalan veya velayet kendisine verilen eşin yerleşim yeri aile mahkemesine, yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun belirlediği mahkemeye durumu derhal bildirir. Mahkeme, belirleyeceği süre içinde, sağ kalan veya velayet kendisine verilen eşten çocuğun varsa, mal varlığının dökümünü gösteren bir defter vermesini ve bu mal varlığında veya yapılan yatırımlarda gerçekleşecek önemli değişiklikleri de bildirmesini ister.” hükmüne yer verilmiştir.

    Türk Medeni Kanununun 336/3. maddesine göre "Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir."

    4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usûllerine Dair Kanunun 6/2-c maddesinde, aile mahkemesi "Çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına ilişkin önlemleri almaya karar verebilir." hükmüne yer verilmiştir.

    4721 sayılı TMK'nın Aile Hukuku ile ilgili ve Çocuk Mallarına ilişkin 2. kitabın, 2. kısmı, 1. bölümü ve 7. ayrımında yer aldığı anlaşılan, küçüğün mallarının korunması istemine ilişkin uyuşmazlığın, 6100 sayılı TMK`nın 383 ve Türk Medeni Kanununun 336/3, 352 ve devamı maddeleri ile 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanunun 6/2-c maddesi ile geçici 2. maddesi uyarınca aile mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince ... Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 13/06/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10911 Karar : 2017/2306
    Tarih : 10.04.2017

    • HMK 383. Madde

    Kullanım kadastrosu sırasında ... Köyü çalışma alanında bulunan 723 parsel sayılı taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine 6831 sayılı Yasa'nın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 1972 tarihinden itibaren ... oğlu ...'nin fiili kullanımında bulunduğu şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ...'nin, dava konusu taşınmazın beyanlar hanesinde sehven "..." olarak yazılan baba isminin "..." olarak düzeltilmesi istemiyle ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı davada Yargıtay bozma ilamına uyularak, davanın 6100 sayılı HMK'nın 382/c-l maddesi uyarınca hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltme istemine ilişkin olması nedeniyle çekişmesiz yargı işi olup, aynı Kanun'un 383. maddesi uyarınca da Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın ... Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesi üzerine, bu Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, “dava konusu 723 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının muhdesat bilgileri hanesinde yer alan "... oğlu ..." ibaresinin, "... oğlu ..." olarak düzeltilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dosya içeriğine, mahkemece hükmüne uyulan bozma kararında açıklandığı gibi işlem yapılıp sonucuna göre hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 10.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7494 Karar : 2017/2002
    Tarih : 16.02.2017

    • HMK 383. Madde

    Dava dilekçesinde, "..." olan isminin arkadaş çevresinde "..." olarak bilinmesi sebebiyle değiştirilmesini istemiş; mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382. maddesinde ad ve soyadı düzeltilmesi işlerinin çekişmesiz yargı kapsamında bulunduğu; 383. maddesinde ise çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu; 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu`nun 36. maddesinde de nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde yer alan “Mahkemelerin görevi, ancak Kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir” hükmü uyarınca, görev hususunun mahkemece re`sen araştırılması ve yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerekmektedir. Dolayısıyla davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, bu konuda bir araştırma yapmadan davanın esastan karara bağlanarak kesin hüküm oluşmasına sebebiyet verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

    SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na gönderilmesine, 16.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/8042 Karar : 2015/5796
    Tarih : 25.05.2015

    • HMK 383. Madde

    Daha önce yürürlükte bulunan HUMK'un sulh hukuk mahkemesinin görevini belirleyen 8/II-6. bendi “mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davaları....” bakar şeklinde oludğu halde sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 1. maddesinde, “Mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir” hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 5982. maddesinde ise “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi” olduğu vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 4/1-ç bendinde, “Bu kanun ile diğer kanunlara, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davalara sulh hukuk mahkemesi bakar” yine aynı kanunun, görevli mahkeme başlığını taşıyan 383/1. fıkrasında; çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi” olduğu açıklanmıştır.
    Öte yandan genel hüküm niteliğinde bulunan TMK'nın 598/1 maddesinde de veraset belgesinin sulh hukuk mahkemesince verilmesi öngörülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın “çekişmesiz yargı işleri” başlığını taşıyan 382/2-c maddesinin 6. bendine göre mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemesinin görev alanına girmekte ve çekişmesiz yargı kapsamında kalmaktadır. Yukarıda açıklandığı gibi HUMK'un 8/11-6. maddesi uyarınca mirasçılık belgesinin verilmesi, değiştirilmesi veya iptal davaları ile ilgili görev sulh hukuk mahkemesine verildiği halde HMK`nın 382/2-c maddesinin 6. bendine göre sulh hukuk mahkemeleri sadece vesaret belgesi verilmesiyle ilgili istekler konusunda görevlidir.

    Buradan hareketle veraset belgesinin değiştirilmesi veya daha önce verilen veraset belgesinin iptali davalarının sulh hukuk mahkemesinde görülemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki veraset belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açılması zorunlu bulunduğundan çekişmesiz yargı kapsamından çıkıp çekişmeli yargı mahiyetini aldığı da bir gerçektir. Bu durum karşısında HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan bu dava bakımından HMK'nın 382/2-c maddesinin 6. bendi uyarınca asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiğinden mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple Cumhuriyet Başsavcılığının Adalet Bakanlığı`nın gösterdiği lüzüm üzerine kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ

    Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma ilamı ve ekindeki dosyanın gereği yapılmak üzere YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı`na gönderilmesine, 25.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/1591 Karar : 2014/2198
    Tarih : 20.02.2014

    • HMK 383. Madde

    Dava, davacının nüfus kaydında "Gülhan" olan adının "Şerzan" olarak değiştirilmesi istemine ilişkindir. Sulh Hukuk Mahkemesi ise, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı, bu hususta özel kanunda açık düzenleme bulunduğundan bahisle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesince, ad ve soyadı değiştirilmesi isteminin 6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2'de çekişmesiz yargı işi olarak düzenlendiği, HMK 383.maddeye göre çekişmesiz yargı işinde görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İsmin değiştirilmesi istemi,6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2 de çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. HMK 383.maddeye göre çekişmesiz yargı işinde görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadığı surette Sulh Hukuk Mahkemesidir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca, haklı bir sebebe dayanmak kaydıyla, adın değiştirilmesi hâkimden istenebilir. Diğer yandan 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun b fıkrasında ise ad ve soyada ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Davacının talebinin çekişmesiz yargı kapsamında olmadığı, adı geçen Kanun maddeleri uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 25/12/2013 gün ve 2013/18-464 esas 2013/1698 karar sayılı ilamıyla da belirlenmiş olup, Bu nedenle 5490 Sayılı Kanunun 36/1-a-b maddesi kapsamında olan uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK.'nın 21. ve 22. maddeleri gereğince Ağrı Asliye Hukuk Mahkemesi`nin (YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2017/1482 Karar: 2017/1547
    Tarih: 30.03.2017

    - HMK 383. Madde

    Dava, tapu kayıt malikinin davacının miras bırakanı ile ayni kişi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

    6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/1 maddesinde6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/1 maddesinde; "Çekişmesiz yargı, hukukun mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır" hükmüne yer verilmiş; bu ölçütler ise ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re'sen harekete geçtiği haller olarak ifade edilmiştir.

    Kanunda çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir. Ancak bu sayma sınırlı olmadığından yasa maddesinde sayılmayan fakat çekişmesiz yargı ölçütlerini taşıyan diğer işlerin de çekişmesiz yargı işi olarak kabulü gerekir. Yani, 382. maddede sayılmamakla beraber çekişmesiz yargının ölçütlerinden birini veya birkaçını taşıyan bir iş de çekişmesiz yargı işi olarak değerlendirilebilir.

    Tapu kayıt maliki ile davacının miras bırakanının aynı kişi olduğunun tespiti davaları da 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382. maddesinde belirtilen çekişmesiz yargı işlerinden sayılmalıdır. Kaldı ki, 382. maddenin 2-ç/1 fıkras 2-ç/1 fıkrasında "Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması" çekişmesiz yargı işi sayılmış olup, niteliği itibariyle tespit taleplerinden başka bu tarife uyacak bir dava türü de bulunmamaktadır.

    Talep tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 383. maddesine göre de, çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemeleridir. Bu itibarla, çekişmesiz yargı işi olan tespit taleplerine Sulh Hukuk Mahkemelerince bakılması gerekir. Anılan Kanunun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince, görev dava şartlarından olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmalıdır.

    Somut uyuşmazlıkta davacı; 6100 Sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden sonra 10.09.2013 tarihli dava ile 185 ada 86 ve 192 ada 6 parsel sayılı taşınmazlarda malik gözüken 'Mehmet oğlu' ile kendi mirasbırakanı 'Mehmet oğlu'nun aynı kişi olduklarının tespiti isteğiyle eldeki davayı açmıştır.

    Hâl böyle olunca anılan isteğin Asliye Hukuk Mahkemesinde yazılı yargılama usulüne göre görülmesi mümkün olmadığından, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken aksi düşünce ile yazılı şekilde davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değildir.

    SONUÇ : Davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 Sayılı Kanun'un geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 Sayılı 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/16222 Karar: 2016/5
    Tarih: 11.01.2016

    • HMK 383. Madde

    Dava, davacının cinsiyet değişikliğine izin istemine ilişkindir.

    Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesince, davanın çekişmesiz yargı niteliğinde olduğu ve görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    Karşıyaka 3. Sulh Hukuk Mahkemesi ise, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendi 1/a bendi uyarınca görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu, bu hususta özel kanunda açık düzenleme bulunduğundan bahisle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.

    Cinsiyet değişikliğine izin istemi, 6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2 maddesinde çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. HMK'nın 383. maddeye göre çekişmesiz yargı işinde görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadığı surette sulh hukuk mahkemesidir.

    5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Davacının talebinin çekişmesiz yargı kapsamında olmadığı, adı geçen Kanun maddeleri uyarınca asliye hukuk mahkemesinde görüleceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.12.2013 gün ve 2013/18-464 E. - 2013/1698 K. sayılı ilâmıyla da benimsenmiş olup, bu nedenle 5490 sayılı Kanunun 36/1-a ve b maddesi kapsamında olan uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21, 22. maddeleri gereğince Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 11.01.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/6854 Karar: 2014/10485
    Tarih: 24.09.2014

    • HMK 383. Madde

    Kullanım Kadastrosu sonucu Yukarıkarafakılı Köyü çalışma alanında bulunan 723 parsel sayılı taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine 6831 sayılı Yasa'nın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 1972 tarihinden itibaren Mahmut oğlu A. M.'nin fiili kullanımında bulunduğu şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı A. M., beyanlar hanesinde kimlik bilgilerinin yanlış yazıldığı iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, tutanağın beyanlar hanesinde kullanıcı olarak adı geçen davacı A. M.'nin baba adının " Memet " olarak düzeltilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, kullanım kadastrosu sonucu oluşan tapu kaydının beyanlar hanesindeki isim yanlışlığının düzeltilmesi istemine ilişkindir. Bu tür davalar, her ne kadar ilgili sıfatı ile kayıt maliki Hazinenin de taraf olması gereken davalar ise de 6100 sayılı HMK'nın 382/c-l maddesine uyarınca hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltme istemine ilişkin olması nedeniyle çekişmesiz yargı işi olup, aynı Kanun'un 383 maddesine uyarınca da Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Görev hususunun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemece re'sen göz önüne alınacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca: mahkemece görevsizlik kararı verilerek; karar kesinleşip süresinde talep edilmesi halinde Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek açılan davanın esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup,

    SONUÇ : Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 24.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.