HMK Madde 382



  • Çekişmesiz Yargı İşleri

    HMK Madde 382

    (1) Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır:

    a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller.

    b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller.

    c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâller.

    (2) Aşağıdaki işler çekişmesiz yargı işlerinden sayılır:

    a) Kişiler hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Ergin kılınma.

    2. Ad ve soyadın değiştirilmesi.

    3. Ölüm karinesi sebebiyle (ilgili yerin mülkî amirinin emriyle) nüfus kütüğüne ölü kaydı düşülen kişinin sağ olduğunun tespiti.

    4. Gaiplik kararı.

    5. Kişisel durum sicilindeki kaydın düzeltilmesi.

    b) Aile hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Henüz evlenme yaşında olmayanların evlenmesine izin verme.

    2. Gaiplik nedeniyle evliliğin feshi.

    3. Evlendirme memurunun, evlenme başvurusunu ret kararına karşı yapılan itiraz.

    4. Yeniden evlenmede bekleme süresinin hâkim tarafından kaldırılması.

    5. Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi.

    6. Eşlerden birinin, evlilik birliğini tek başına temsil etmek konusunda yetkili kılınması.

    7. Aile konutu ile ilgili işlemler için diğer eşin rızasının sağlanamadığı hâllerde hâkimin müdahalesinin istenmesi.

    8. Mevcut mal rejiminin eşlerden birinin veya alacaklıların talebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerin ortadan kalkması hâlinde mal ayrılığından eski rejime geri dönülmesi.

    9. Paylaşmalı mal ayrılığında boşanma veya evliliğin iptali hâlinde, aile konutu ve ev eşyasını hangi eşin kullanmaya devam edeceği hakkında karar verilmesi.

    10. Sağ kalan eşe aile konutu üzerinde ve ev eşyası üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı tanınması.

    11. Mal ortaklığında eşlerden birinin mirası reddine izin verilmesi.

    12. Ana babaya çocuğun mallarından bir kısmını çocuğun bakım ve eğitimi için sarf etme izninin verilmesi.

    13. Velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi.

    14. Hâkimin çocuğun mallarının yönetimine müdahale etmesi ve çocuğun mallarının yönetiminin kayyıma devri.

    15. Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eşin, hâkime çocuğun malları hakkında defter sunması.

    16. Aile yurdunun kurulmasına izin verilmesi, kuruluşun tebliğ ve ilanı, kapatılması hâlinde tapu sicilindeki şerhin silinmesine izin verilmesi, taşınmazın bizzat malik veya ailesi tarafından kullanılması şartına geçici olarak istisna tanınması.

    17. 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanuna göre aile mahkemesi hâkimi tarafından karar verilecek tedbirler.

    18. Çocuk hâkimi tarafından, çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması.

    19. Vesayet işleri.

    c) Miras hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Sulh hâkimi tarafından resmî vasiyetname düzenlenmesi; el yazısı ile vasiyetnamenin sulh hâkimi tarafından saklanması; sözlü vasiyetname tutanağının sulh veya asliye mahkemesine tevdiî.

    2. Vasiyeti yerine getirme görevlisine görevinin bildirilmesi.

    3. Vasiyeti yerine getirme görevlisinin tereke malları üzerinde tasarruf etmesine izin verilmesi.

    4. Gaibin mirasçılarına, gaibe düşen miras payının teslim edilmesi.

    5. Tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine ulaşmasını sağlamak için önlem alınması.

    6. Mirasçılık belgesi verilmesi.

    7. Terekenin yazımı işleminin sona erdiğinin mirasçılara bildirilmesi, mirasın reddi beyanının tespiti ve tescili; mirasın reddinin, mirası reddeden kişiden sonra gelen mirasçılara bildirilmesi; mirasın reddi süresinin uzatılması.

    8. Terekenin resmî defterinin tutulması.

    9. Sulh hâkiminin özellikleri olan eşyanın mirasçılardan birine tahsis edilmesi veya satılmasına karar vermesi.

    ç) Eşya hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması.

    2. Taşınmaz rehninde alacaklı için kayyım tayini.

    d) Borçlar hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Yetkisi sona eren temsilcinin temsil belgesini mahkemeye teslimi.

    2. Borçluya ifa veya teminat göstermesi için süre verilmesi.

    3. Tevdi mahalli belirlenmesi veya tevdi edilemeyecek eşyanın satılması.

    4. Alacaklısı ihtilaflı olan borcun mahkemeye tevdiî.

    5. Ayıplı hayvanın bilirkişi tarafından muayenesi.

    6. Mesafeli satımlarda ayıbın tespiti veya ayıplı malın satılmasına izin verilmesi.

    7. İşçiye kârdan hisse verilmesini öngören iş sözleşmesinde, mahkemenin işverenin hesaplarını inceleyecek bir kişi tayin etmesi.

    8. Eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi.

    9. Satılmak için komisyoncuya gönderilen eşyanın hasarının tespiti.

    10. Komisyoncu elindeki malın açık artırma ile satışına izin verilmesi.

    e) Ticaret hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Ticari defterlerin zıyaı hâlinde belge verilmesi.

    2. Acentenin müvekkili hesabına teslim aldığı malın Borçlar Kanununa göre satılması.

    3. Kollektif şirketin tasfiyesinde tasfiye memuru tayini.

    4. Komanditer ortağın talebiyle şirket hesaplarını incelemek için eksper tayini.

    5. Anonim şirkette ayni sermaye konulması, tescilden itibaren iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan tutarda işletme devralınması ve sermaye azaltılmasında bilirkişi raporu alınması ve mahkemenin izni.

    6. Kıymetli evrakın iptali.

    7. Eşya taşımada eşyanın hasar ve eksiğinin tespit edilmesi; teslim edilememesi hâlinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre satılmasına karar verilmesi; gönderilen eşyanın mahkeme marifetiyle muayenesi.

    8. Gemi ipoteğinde, malikin bulunamadığı hâllerde kayyım tayini.

    9. Deniz raporu tanzimi.

    10. Kırkambar sözleşmesinde geminin hareket gününün mahkeme tarafından tayini.

    11. Navlun sözleşmesinde, boşaltma limanında malların hâl ve vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere tespit ettirilmesi.

    12. Müşterek avaryalarda dispeççi tayini ve dispecin mahkemece tasdiki.

    13. Denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda zararın ve kapsamının belirlenmesi için bilirkişi tayini.

    14. Kooperatiflerde ayni sermayeye değer biçilmesi için bilirkişi tayini.

    f) İcra ve iflas hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. İpotekli alacakta alacaklının gaipliği veya alacağı almaktan kaçınması hâlinde, borç tutarının icra dairesine tevdi edilmesi üzerine icra mahkemesi tarafından ipoteğin fekkine karar verilmesi.

    2. Doğrudan doğruya iflas.

    3. İflasın kaldırılması.

    4. İflasın kapanmasına karar verilmesi.

    5. Reddolunmuş mirasın tasfiyesinin, mirasçılardan birinin mirası kabul talebi üzerine mahkeme tarafından durdurulması.

    6. Konkordato mühleti verilmesi ve komiserin atanması.

    7. Konkordatonun tasdiki.

    8. Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında projenin ilanı ve ara dönem denetçisinin atanması.

    9. Fevkalade hâllerde, kusuru olmaksızın borçlarını yerine getiremeyen borçluya mühlet verilmesi.

    g) Çeşitli kanunlardaki çekişmesiz yargı işleri:

    1. Nüfus kütüklerinin sayfa birleşim yerlerinin asliye hukuk mahkemesince mühürlenmesi.

    2. Noterlerin göreve başlarken mahkemede yemin ettirilmeleri.

    3. Noter evrak ve defterlerinden alınarak başka yere gönderilecek örneklerin mahkeme tarafından tasdiki.

    4. Kamu görevlilerinin mahkeme huzurunda kanunen yemin etme zorunluluğunun öngörüldüğü diğer durumlar.




  • HMK Madde 382 Gerekçesi

    Maddede çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir.

    Birinci fıkrada özellikle, hukukumuzda üzerinde mutabık kalınan çekişmesiz yargıya ilişkin temel ölçütler esas alınarak çekişmesiz yargı işlerinin genel olarak sınırları çizilmiştir.

    İkinci fıkrada açıkça çekişmesiz yargı işi olduğu belirtilmeyen işler birinci fıkrada belirtilen kriterlere uyduğu takdirde çekişmesiz yargı işi olarak kabul edilecektir.

    İkinci fıkrada, mevcut kanunlarımızdaki belli başlı çekişmesiz yargı işleri daha kolay bulunması ve anlaşılmasının sağlanması için mümkün olduğunca kategorilere ayrılarak sayılmıştır. Bu sayma yapılırken yabancı ülkelerdeki bu konuya ilişkin düzenlemelerden ve doktrinde ileri sürülen görüşlerden yararlanılmıştır. Çekişmesiz yargı işlerinin bu şekilde uzun bir liste hâlinde sayılması ile, öncelikle mahkemelerin görevinin kanunla belirleneceğine ilişkin kuralda, çekişmesiz yargı işinde uygulanacak yargılama usulünde, mahkemenin yargılama sonunda vereceği karara karşı kanun yoluna başvurulup başvurulamayacağı, başvurulacaksa hangi kanun yolu olacağının belirlenmesinde, verilen kararın maddî anlamda kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği konularında uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütler olabildiğince asgari düzeye indirilmek istenilmiştir. Bu sayma nedeniyle, madde alışılmışın dışında uzun bir madde olmuştur. Ancak bu durum, çekişmesiz yargı işlerinin kendi içinde tekrar bir ayırım yapmaya müsait olmaması ve tümünün bir bütün olarak düzenlenme zaruretinden kaynaklanmıştır.



  • HMK 382. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/14916 Karar : 2018/12204
    Tarih : 12.09.2018

    - HMK 382. Madde

    Taraflar arasında görülen davada;

    Davacı, dava konusu 2333 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarından ölü ... oğlu ... ’nin ve mirasçılarının bulunamaması nedeniyle kayyım atandığını ve payının 10 yıldan fazla zamandır kayyımla idare edildiğini ileri sürerek TMK 588. maddesi uyarınca ölü... oğlu ... mirasçılarının gaipliğine, dava konusu taşınmazdaki paylarının iptali ile ... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, herhangi bir savunma getirmemiştir.

    Mahkemece, dava konusu taşınmaz payına kayyım atanmasına ilişkin kararın kesinleşmediği, söz konusu payın kayyımla resmen yönetilmesine henüz başlanmadığı, taşınmazın tapu sicilinde buna ilişkin bir kayıt da bulunmadığı, her ne kadar dava konusu taşınmazın hali hazırda dava dışı kişi adına kayıtlı olduğu anlaşılsa da, TMK 588/1. maddesinde düzenlenen on yıllık kayyımla idare şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle öncelikle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

    Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş; olmakla, Tetkik Hakimi ... ’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp , düşünüldü.

    Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 588. maddesine göre gaiplik ve tapu iptali ile ... adına tescil isteklerine ilişkindir.

    Mahkemece, dava konusu payın kayyımla yönetilmesine ilişkin kararın kesinleşmediği, her ne kadar dava konusu taşınmazın hali hazırda dava dışı kişi adına kayıtlı olduğu anlaşılsa da TMK 588. maddesinde düzenlenen kayyımla idare süresinin dava şartı olduğu, dolayısıyla öncelikle dava şartının gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 2333 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarından ... oğlu ... ’nin bulunamaması nedeniyle ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/103 esas 2004/192 karar sayılı 18/03/2004 tarihli kararı ile kayyım atanmasına karar verildiği, tapu kaydına bu hususta bir şerh verilmediği, söz konusu taşınmazın Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunca dava dışı ... ’a satışının yapıldığı ve bu kişinin de taşınmazın tamamını 12/03/2014 tarihinde dava dışı ... ’ya satış suretiyle temlik ettiği,eldeki davanın 22/09/2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

    Bilindiği üzere, 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle malvarlıkları üzerinde ... menfaatinin korunmasını sağlamak üzere; mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanması, yetkileri, yetki devri, kayyımlık mallarının yönetimi ve giderleri, kayyım ve görevli personele ödenecek ücretler ile diğer hususlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”, aynı Kanunun 2. maddesinde ise “22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder.” hükmü öngörülmüştür.4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım tayin edilmesinde de uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 382/b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği, 388. maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir.

    Somut olaya gelince, kayyım atanmasına ilişkin kararın çekişmesiz yargı işi olduğu ve çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlemesi karşısında kararın kesinleştirilmemiş olması nedeniyle kayyımla idare süresinin başlamayacağı sonucuna varılması doğru olmayıp; dava konusu 2333 parsel sayılı taşınmazın dava dışı kişi adına kayıtlı olduğu ve gayrımenkulün aynına ilişkin iptal tescil istekli davaların kayıt malikine karşı açılması gerektiği hususları gözetilerek bu gerekçeyle ve sonucu itibariyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

    Davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 12.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/14914 Karar : 2018/12217
    Tarih : 12.09.2018

    • HMK 382. Madde

    Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 588. maddesi uyarınca gaiplik, tapu iptali ve ... adına tescil isteklerine ilişkindir.

    Davacı, dava konusu 872 parsel sayılı taşınmazda ... çocukları ... , ... , ... , ... , ... çocukları ... , ... , ... , ... , ... çocukları ... , ... , ... , ... , ... kızı ... , ... , ... , ... , ... isimli paydaşların ve mirasçılarının bulunamaması nedeniyle kayyım atandığını ve paylarının 10 yıldan fazla zamandır kayyımla idare edildiğini ileri sürerek TMK 588. maddesi gereğince adı geçen paydaşların gaipliğine, dava konusu taşınmazdaki paylarının iptali ile ... adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, herhangi bir savunma getirmemiştir.

    Mahkemece, dava konusu taşınmaz paylarına kayyım atanmasına ilişkin kararın kesinleşmediği, söz konusu payların kayyımla yönetilmesine henüz başlanmadığı, taşınmazın tapu sicilinde buna ilişkin bir kayıt da bulunmadığı, bu nedenle TMK 588/1. maddesi gereğince on yıllık kayyımla idare şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 872 parsel sayılı taşınmazın ... çocukları ... , ... , ... , ... , ... çocukları ... , ... , ... , ... , ... çocukları ... ve dava dışı başkaca paydaşlar adına kayıtlı olduğu, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/673 esas 2004/244 karar sayılı 30/03/2004 tarihli kararı ile dava konusu taşınmaz paylarına kayyım atanmasına karar verildiği, tapu kaydında bu hususta bir şerh bulunmadığı, eldeki davanın 26/08/2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

    Bilindiği üzere, 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle malvarlıkları üzerinde ... menfaatinin korunmasını sağlamak üzere; mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanması, yetkileri, yetki devri, kayyımlık mallarının yönetimi ve giderleri, kayyım ve görevli personele ödenecek ücretler ile diğer hususlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”, aynı Kanunun 2. maddesinde ise “22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder.” hükmü öngörülmüştür. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu`nun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım tayin edilmesinde de uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği, 388. maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir.

    Somut olaya gelince, kayyım atanmasına ilişkin kararın çekişmesiz yargı işi olduğu ve çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlemesi karşısında kararın kesinleştirilmemiş olması nedeniyle kayyımla idare süresinin başlamayacağı sonucuna varılması doğru değildir.

    Hal böyle olunca, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.

    Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK`un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/19352 Karar : 2018/6953
    Tarih : 30.05.2018

    • HMK 382. Madde

    ... İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından ... ve ...'in boşanma kararından sonra nüfusa tescil edilen 07.09.2004 doğumlu ...'in velayeti hakkında karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden velayetin davalılardan anne ...'e bırakılmasına karar verilmiştir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/2-b-l 3. maddesine göre velayetle ilgili davalar bir "çekişmesiz yargı" işidir. Çekişmesiz yargı işlerinde kural olarak "basit yargılama usulü" uygulanır (HMK. rn. 385/1.). Talep; boşanma kararından sonra nüfusa tescil ettirildiğinden dolayı velayet altında olmayan Mervan'ın velayet altına alınmasına ilişkin olduğuna göre, talebin bir çekişmesiz yargı işi olarak basit yargılama usulüne göre incelenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; velayet davalarının kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alındığında mahkemece basit yargılama usulünde duruşma yapılmaksızın da karar vermeye imkan tanıyan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 320/1. maddesinin uygulanmasında hataya düşülmüştür. Şöyleki; 2004 doğumlu Mervan'ın kimin velayeti altına alınması gerektiği yönünden taraflara vakıa ve olguları bildirme ve bunları kanıtlama, adil yargılama hakkını da içeren "hukuki dinlenilme hakkı"nın bir gereğidir (HMK m. 27). Öyleyse: açıklanan hususlar gözetilerek, davalılara ... İlçe Nüfus Müdürlüğünün dilekçesi tebliğ olunarak delillerini bildirmeleri için süre verilmesi, gösterdikleri taktirde taraf delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hükmün tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 30.05.2018(Çrş.)



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/8111 Karar : 2018/10061
    Tarih : 10.05.2018

    • HMK 382. Madde

    Davacı, mirasbırakanı dedesi ... oğlu İbrahim’in paydaşı olduğu 25 parsel sayılı taşınmazın ortaklığın giderilmesi davası sonucunda satışına karar verildiğini, satış işlemlerinin tamamlandığını ancak ... oğlu ... ’in kimliği tespit edilemediğinden payına isabet eden bedelin kayyım idaresinde olduğunu ileri sürerek miras bırakanı ile taşınmazda 192/576 pay ile malik olan ... oğlu ... ’in aynı kişiler olduğunun tesiptine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davacının eda davası açma imkanı varken tespit davası açmakta hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

    Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.

    Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:

    1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.

    2-Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak talep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.

    ./..

    3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

    4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.

    5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.

    Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.

    Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden sorumlu tutulmamalıdır.

    Hal böyle olunca, davada ileri sürülen isteğin HMK'nın 382. maddesi kapsamında çekişmesiz yargı işlerinden bulunduğu ve aynı Kanunun 383. maddesi uyarınca uyuşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği dikkate alınarak, kayıt malikinin mirasçılarının dinlenilerek işin esasına girilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

    Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 10/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1657 Karar : 2018/9469
    Tarih : 25.04.2018

    • HMK 382. Madde

    Dava, veraset ilamı verilmesine istemine ilişkindir.

    Davacı, ... ile ... 'den doğma ... oğlu ... (... ) ... 'nın mirasçılarını gösterir hasımlı veraset belgesinin verilmesini istemiş, 03.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile isteğine ilave olarak, 92 ada 62 ve 63 parsel sayılı taşınmazların mahlulen tescilden önceki malikleri ... kızı ... ile ... oğlu ... isimli kişiler ile mirasbırakanları ... ve ... oğlu ... 'nın aynı kişiler olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş olup, yargılama sırasında diğer mirasçılar da davaya dahil edilmiştir.

    Davalı, davanın reddini savunmuştur.

    Dava, ... 1. Sulh hukuk mahkemesinde açılmış, mahkemenin kapatılmasıyla ... 10. Sulh Hukuk Mahkemesinde devam edilmiş, mahkemenin görevsizlik kararının kesinleşmesi ve davacının süresinde talebi üzerine Asliye hukuk mahkemesinde görülmüştür.

    Mahkemece, kesin hüküm ve hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

    Hemen belirtilmelidir ki; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah, taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup, iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının istisnalarından biridir. Gerek öğreti gerekse Yargıtay, ıslah yoluyla davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini, aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Vurgulamakta yarar vardır ki, kısmi bir dava açılmışsa, bu davanın kalan kısmı yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde ıslaha konu olabilecektir. Ancak, bir dava konusu bizatihi kendisi davayı oluşturuyor ise, burada kısmi dava bulunmadığından ıslah edilebilecek bir dava da bulunmamaktadır.

    Dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmamaktadır. (Yargıtay HGK'nun 29.06.2011 tarih, 2011/1-364 E., 2011/453 K.)

    Öte yandan, HMK'nın 1. maddesinde, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 2. maddesinde ise "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi" olduğu vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 4/1-ç bendinde, "Bu kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davalara sulh hukuk mahkemesi bakar" yine aynı kanunun, görevli mahkeme başlığını taşıyan 383/1. fıkrasında; "çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi" olduğu açıklanmıştır.

    Ayrıca, genel hüküm niteliğinde bulunan TMK'nın 598/1 maddesinde de veraset belgesinin sulh hukuk mahkemesince verilmesi öngörülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın "çekişmesiz yargı işleri" başlığını taşıyan 382/2-c maddesinin 6. bendine göre mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemesinin görev alanına girmekte ve çekişmesiz yargı kapsamında kalmaktadır.

    Hâl böyle olunca; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c ve 115. maddeleri gereğince, görev dava şartlarından olup mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırması gerektiğinden, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken değinilen husus gözardı edilerek işin esası bakımından yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

    Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6609 Karar : 2018/1418
    Tarih : 25.01.2018

    • HMK 382. Madde

    Davacı vekili dava dilekçesinde; ... vatandaşı torunları ...`a (...) ... Mahkemesi tarafından vesayet altına alınıp davacıların vasi tayin edildiklerini, vasi tayini kararının mahkemece tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini istemiş, mahkemece, davaya aile mahkemesi sıfatı ile bakılarak, konunun Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi kapsamına girdiği, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine dahil bir konuda, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    2675 sayılı ...'nu yürürlükten kaldırıp, 12.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5718 sayılı ...'nun yabancı mahkemece verilen ilamların tanınmasına ilişkin 58.maddesi, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesinin yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı olduğunu, tanımada 54. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulanmayacağını, İhtilâfsız kaza kararlarının tanınmasının da aynı hükme tâbi bulunduğunu, yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye`de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usulün uygulanacağını hükme bağlanmıştır. 54/b maddesi ise, yabancı mahkeme ilamının tenfizinde Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmesi şartını getirmiş, 10/1 ve 3. maddelerinde de Vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebeplerinin, hakkında vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin millî hukukuna bağlı olduğu, Vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında kalan bütün kısıtlılık veya vesâyete ilişkin hususların ve kayyımlığın Türk hukukuna tâbi bulunduğunu açıkça belirtmiştir.

    Burada vesayette uygulanacak hukuk yönünden ikili bir ayırım yapıldığı görülmekte olup, Kanunda kısıtlama kararı verilmesi ya da verilen kısıtlama kararının kaldırılmasında, ilgilinin millî hukuku yetkili hukuk olarak belirlenmesine karşın; kısaca vesâyetin yönetimi olarak ifade edilebilecek olan kısıtlının kişiliği, bakımı, sağlığı, eğitimi, temsili, malvarlığının yönetimi, vasi ile vesayet ve denetim makamının görev, yetki ve sorumlulukları hakkında ise Türk hukuku yetkili kılınmıştır.

    Yargıtay uygulamalarında; vesâyetin yönetimi ile ilgili kararların idari nitelikte kararlar olduğu kazai nitelik taşımadığı ve bu nedenle temyiz edilemeyeceği kabul edilmektedir. 5718 Sayılı Yasanın 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerce verilen ve kesinleşen ilamlar tenfiz ya da tanımaya konu olabileceğinden, vesâyetin yönetimi hakkındaki kararların belirtilen nitelikleri itibariyle (ilâm vasfı taşımadıklarından) tanınması da mümkün değildir.

    Esasen Hukuk Genel Kurulunca kısıtlama kararlarının (vasi atanması kararları) tanınamayacağı kabul edilirken, açıklanan gerekçede vesâyetin yönetimi hakkındaki kararlar nedeniyle doğabilecek olası sakıncaların giderilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Yasa koyucu da Hukuk Genel Kurulunun kararında belirtilen muhtemel sakıncaları önlemek amacıyla 5718 Sayılı Yasanın 10/3. maddesinde Türk hukukunu yetkili kılmıştır. Hukuk Genel Kurulu kararının vesayete ilişkin tüm alanlarda uygulanmasının kabulü halinde, yabancı ülke vatandaşı olan kişinin kendi ülkesinde milli hukuku (5718 Sayılı Kanun m.10/1) uyarınca ve doğal olarak vatandaşı olduğu devletin mahkemesi tarafından verilen kısıtlılık kararının Türkiye`de tanınmasına karar verilemeyecektir.

    Bu durumda yabancının Türkiye`de yeniden dava açması ve Türk Mahkemelerinin de ilgilinin millî hukukuna göre karar vermesi gerekecektir. Bu uygulama ise yabancı mahkemelerin, mensubu olduğu devletin vatandaşları üzerinde yargılama yapma ve karar verme yetkisine müdahale niteliğindedir. 5718 sayılı Kanundaki hükümlerin amacı da dikkate alındığında, yabancı mahkemelere Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin olarak öngörülen kurallara göre, yargılama yapıp karar verme yetkisinin bulunduğu tartışmasızdır. Yabancı mahkemelere açıklanan konularda verilen yetki uyarınca, bunların aldıkları kararların tanınmaması mümkün değildir.

    Zira, yabancı mahkemece verilen ilamlarının tanınmaması Türk vatandaşlarına bir yük getirebilecek ve kendi millî hukukundan istifadesi yabancı hukuka göre daha da zorlaşacaktır. Yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarını yabancı mahkemece verilen vesâyet kararının tanınmaması halinde, aynı davayı Türk mahkemelerinde açmaya zorlama, 5718 Sayılı Yasanın amacına aykırıdır. Türk Medeni Kanununun 404 ila 410. maddeleri arasında düzenlenen küçüklük, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza, yaşlılık, sakatlık, deneyimsizlik ile ağır hastalık hallerinin kısıtlama nedeni olup olmadığı, yapılacak yargılama sonucunda belirleneceğinden, bu duruma düşen bir kişinin millî hukukunun uygulama alanı olan ülkesine getirilmek zorunda bırakılması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını ciddi biçimde engelleyecek bir uygulamadır. Ayrıca 5718 sayılı Yasada da vesâyet ile ilgili özel ve ayrık bir hüküm zaten yer almamaktadır.

    Münhasır (kesin) yetki kuralları, davanın sadece Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamak amacıyla konulan ve bunu temin eden kurallar olup, temel dayanağı kamu düzenidir. Türk hukukunun temel değerleri, Türk genel adap ve ahlâk anlayışı, Türk Kanunlarının dayandığı temel ... duygusu ve genel siyaseti, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlükler, milletlerarası alanda geçerli ortak ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallar, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve ... anlayışının ifadesi olan hukuk normları, toplumun medeniyet seviyesi, siyasi ve ekonomik rejim ile insan hak ve özgürlükleri, millî hukukumuzdaki kamu düzeninin dayanağını oluşturmaktadır. Kamu düzeni, tarafların uymak zorunda oldukları kamu ve özel hukuktan doğan ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kuralların bütünü olarak anlaşılmalıdır.

    5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması hali tenfiz şartları içinde sayılmış olup, buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi ölçütlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir. Anılan maddede yer alan “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” ifadesinden, yabancı mahkeme kararının esasına uygulanan hukukun Türk kamu düzenine aykırılığının incelenemeyeceği, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukukî sonuçların kamu düzenine aykırı olması halinde yabancı mahkeme kararının tenfizi isteminin reddedileceği sonucuna varılmalıdır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukundan farklı bulunması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfiz istemi reddedilemez. (YİBGK.nun 10.02.2012 gün ve 2010/1 esas 2012/1 karar sayılı içtihatı)

    Burada esas alınması gereken kıstas, millî hukuk ile kamu düzeninin dayanağını oluşturan ve yukarıda açıklanan hususlardır. Türk hukukunda, kamu düzenine ilişkin yetki kurallarından bazıları münhasır yetki hükmüdür. Münhasır yetki kuralları, devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkiyi ifade eden, devletin egemenlik ve hükümranlık haklarının kullanmasını gösteren ve simgeleyen kurallardır. Burada önemli olan Türk Hukukundaki kamu düzenine ilişkin her yetki kuralının münhasır bir yetki kuralı olmamasıdır. Yetki kuralının münhasır yetki hükmü getirmiş olup olmadığı, yetki kuralının ifadesinden ve konuluş gayesinden hareketle belirlenebilir. Münhasır yetki kuralı o maddenin ifadesinden, konuluş amacından ve yabancı unsurlu davaların özellikleri nazara alınarak tayin edilir.

    Dava konusu somut olayda Türk vatandaşı olmayan ...'a ... Sulh Mahkemesi Vesayet Mahkemesinin 17.07.2011 tarih 16 F 281/11 sayılı kararı ile aynı zamanda Türk vatandaşı da olan davacılar Hatice ve ... vasi olarak görevlendirilmiştir. Karar içeriğinden, kısıtlının ... Medeni Kanunu uyarınca kısıtlandığı ve kısıtlanma nedeninin Türk Medeni Kanunu`nun 404.maddesine de uyar nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar; kısıtlıya millî hukuk uygulanmamış ise de, bu hususu tenfiz ve tanıma engeli olarak düzenleyen 2675 Sayılı Kanunun 38/e maddesi, 5718 Sayılı Kanunda yer almamaktadır. Dava tarihi itibariyle uygulanacak Kanun, 2675 değil, 5718 sayılı Kanundur. Çünkü 2675 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmıştır. Yabancı mahkeme ilamının tanınması veya tenfizine karar verilebilmesi için ilamın taraflarının veya en az birinin Türk vatandaşı olmasına gerek bulunmamaktadır. Taraflar Türk vatandaşı olmasalar bile hukuki menfaatlerinin bulunması koşuluyla yabancı ilamın tenfizini veya tanınmasını isteyebilirler.

    Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, bu hususun tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı açıktır. ...`un 9. ve 10. maddelerinde yer alan hak ve fiil ehliyeti ile vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi sebepleri, vesâyet ve kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin millî hukukuna tabidir hükmü, millî hukukta mevcut olması şartıyla yabancı mahkemeler tarafından da verilebileceği şeklinde yorumlanması gerekir. Çünkü vesâyet ve kısıtlılık müessesesi hem ... ve hem de Türk hukukunda mevcut olduğundan, Türk hukukunda mevcut olmayan bir müessese hakkında ... mahkemelerinin vermiş olduğu bir karardan da söz edilemez. Buradaki ölçü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edilip edilmemesidir.

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, kişilerin yararının gözetilmesini herşeyin üstünde tutmaktadır. ... mahkemesi tarafından verilen vesâyet kararının; vesâyet altına alınanın, ...'daki hukuki menfaatlerini koruyacağı gibi bu kararın Türk mahkemeleri tarafından tanınması ile de Türkiye'deki menfaatlerini koruyacaktır. ... mahkemesi tarafından Türk milli hukuku ile çatışmayacak ve hatta aynı paralelde verdiği kararın ne milli hukuka ve ne de münhasır yetki ya da kamu düzeni ile bir alakası bulunmamaktadır. Aksine davranışların diğer bir ifade ile yerel mahkeme ya da Hukuk Genel Kurulu kararlarında ileri sürülen gerekçelerin kabulü halinde, Türkiye`nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkumiyeti sonucunu doğurur ki, bunun da hiç arzu edilmeyen bir durum olduğunda kuşku yoktur.

    Öte yandan, 1905 tarihli "Kısıtlamaya ve Benzer Tedbirlere İlişkin La Haye Sözleşmesi"nin 3. ve 7. maddelerinde; kural olarak millî hukukun ve millî Devlet mahkemelerinin yetkili olmasına karşın hacir altına alınacak şahsın bulunduğu yer (...) makamları da, ilgilinin milli hukukuna (Türk Hukukuna) veya bulunma yeri hukukuna (... Hukukuna) göre hacir kararı alabilecekleri öngörülmüştür.

    Açıklanan tüm bu nedenlerle kısıtlama kararının tanınmasına ilişkin davaya Türk mahkemelerinde bakılabileceği, HMK 382/b-19.maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, aynı yasanın 383. maddesinde ise çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk mahkemesi olduğunun belirlendiği, davada ise ... sulh mahkemesi kararının tanınması ve tenfizi istenildiğinden görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu dikkate alınarak mahkemece davaya sulh hukuk mahkemesince bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken aile mahkemesi sıfatı ile bakılarak davanın reddi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK`nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/3003 Karar : 2017/17653
    Tarih : 28.12.2017

    - HMK 382. Madde

    Dava dilekçesinde küçük ...`ya vasi atanması istenilmiştir.

    Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    Vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkindir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun,
    382/2b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu,
    385.maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanacağı,
    317.maddesinde ise, davalıya tebligat yapılması gerektiği,
    320-1maddesinde de mahkemenin mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği hükme bağlanmış olup;

    Mahkemece, 320/1 maddesi gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmiş ise de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki; anılan maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması ve hukukun cevaz verdiği hallerinde (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya Kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanındığı durumlarda dosya üzerinden karar verilebilir. (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet davası gibi)
    Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.

    Bilindiği üzere HMK`nun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

    Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.

    Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasa’nın 36. maddesi ile 6100 Sayılı HMK.nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı taraf, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

    Bu nedenlerle, mahkemece duruşma açılması gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK`nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna 28.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7567 Karar : 2017/5600
    Tarih : 19.06.2017

    • HMK 382. Madde

    Dava, Gaiplik kararı verilmesi istemine ilişkindir.

    ... Asliye Hukuk Mahkemesince dava gaiplik davası niteliğindedir. 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/2-a-4. maddesinde, gaiplik kararı verilmesi işinin çekişmesiz yargı işlerinden sayılacağı ve aynı kanunun 383. maddesinde de, çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.

    ... Sulh Hukuk Mahkemesi, dosya kapsamında İlçe Seçim Kurulunun 27/12/2011 tarihli gerekse de İlçe Jandarma Komutanlığının 09/01/2012 tarihli yazıları gözönüne alınarak gaipliğe karar verilmesi istenilenin son yerleşim yerinin ... olduğu gerekçesiyle yetkisizlik yönünde hüküm kurmuştur.

    ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi ise, Görevli mahkemenin ... Asliye Hukuk Mahkemesi olması ve daha önceden ... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

    HMK’nın 22/2. maddesinde “İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

    Somut olayda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince davaya bakılarak ... Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş; ... Sulh Hukuk Mahkemesince, davaya bakılarak ... Sulh Hukuk Mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesince davaya bakılarak Görevli mahkemenin ... Asliye Hukuk Mahkemesi olması ve daha önceden ... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı verildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Buna göre mahkemeler arasında karşılıklı olarak verilmiş görevsizlik kararı bulunmamakta olup, olumsuz görev uyuşmazlığından bahsedilebilmesi için dosyanın gönderilmesine karar verildiği ... Asliye Hukuk Mahkemesince de karşı görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde merci tayini gerekeceğinden dosyanın mahalline iadesine karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Bu aşamada yargı yeri belirleme koşulları bulunmayan dosyanın MAHALLİNE İADESİNE 19/06/2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10911 Karar : 2017/2306
    Tarih : 10.04.2017

    • HMK 382. Madde

    Kullanım kadastrosu sırasında ... Köyü çalışma alanında bulunan 723 parsel sayılı taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine 6831 sayılı Yasa'nın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 1972 tarihinden itibaren ... oğlu ...'nin fiili kullanımında bulunduğu şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ...'nin, dava konusu taşınmazın beyanlar hanesinde sehven "..." olarak yazılan baba isminin "..." olarak düzeltilmesi istemiyle ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açtığı davada Yargıtay bozma ilamına uyularak, davanın 6100 sayılı HMK'nın 382/c-l maddesi uyarınca hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltme istemine ilişkin olması nedeniyle çekişmesiz yargı işi olup, aynı Kanun'un 383. maddesi uyarınca da Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın ... Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesi üzerine, bu Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, “dava konusu 723 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının muhdesat bilgileri hanesinde yer alan "... oğlu ..." ibaresinin, "... oğlu ..." olarak düzeltilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dosya içeriğine, mahkemece hükmüne uyulan bozma kararında açıklandığı gibi işlem yapılıp sonucuna göre hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 10.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4789 Karar : 2017/2121
    Tarih : 20.03.2017

    • HMK 382. Madde

    Dava, mirasçılık belgesinin iptaline ilişkindir.

    Davacılar, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/659 E., 2011/854 K. ve ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/660 E., 2011/855 K. sayılı mirasçılık belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

    Mahkeme, davanın görev nedeni ile usulden reddine karar vermiştir.

    Hükmü, davacılar vekili temyiz etmiştir.

    Görev kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden gözönünde bulundurulur.

    Dava, HMK'nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 05.03.2015 tarihinde açılmıştır. 01.10.2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan HUMK'nun Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevini belirleyen 8/II-5. bendine göre “mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davalarına …” bakar şeklinde olduğu halde 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 1. maddesi uyarınca; “Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden” sayılır, hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 2. maddesinde ise, “dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi” olduğunu vurgulamıştır. 6100 sayılı HMK'nun 4/1-ç bendine göre, “Bu kanun ile diğer kanunların, Sulh Hukuk Mahkemesi veya sulh hukuk hakiminin görevlendirdiği davalara Sulh Hukuk Mahkemesi bakar” yine aynı Kanun'un, görevli mahkeme başlığını taşıyan 383/1. fıkrasında; “ çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece Sulh Hukuk Mahkemesi” olduğu açıklanmıştır. Öte yandan genel hüküm niteliğinde bulunan TMK'nun 598/1. fıkrasında da, veraset belgesinin Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilmesi öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanunun çekişmesiz yargı işleri başlığını taşıyan 382/1-c kısmının 6. bendine göre, mirasçılık belgesi verilmesinin Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görev alanına girdiği ve çekişmesiz yargı kapsamına alındığı belirlenmiştir. Yukarıda açıklandığı gibi HUMK'nun 8/II-5. maddesi uyarınca mirasçılık belgesinin verilmesi, değiştirilmesi veya iptal davaları ile ilgili görev Sulh Hukuk Mahkemesi'ne verildiği halde, HMK'nun 382/2-c kısmının 6. bendine göre, Sulh Hukuk Mahkemelerinin sadece veraset belgesinin verilmesiyle ilgili istekler konusunda görevli olduğu anlaşılmaktadır. Anılan maddenin bu haliyle yorumlanmasında veraset belgesinin değiştirilmesi veya daha önce verilen veraset belgesinin iptali davalarının Sulh Hukuk Mahkemesi'nde bakılamayacağı ve bu mahkemelerin görevli olamayacağı sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki, veraset belgesinin iptali davaları hasımlı olarak açılması zorunlu bulunduğundan çekişmesiz yargıdan çıkıp çekişmeli yargı haline geldiği de bir gerçektir.

    Bu durum karşısında HMK'nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan eldeki dava bakımından HMK'nun 382/2-c kısmının 6. bendi uyarınca görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonucuna varıldığından işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken mahkemenin görevsiz olduğundan bahisle usulden red kararı vermiş olması doğru değildir. Yukarıda anılan ilkeler gözetilmeksizin karar verildiğinden kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1191 Karar : 2017/3821
    Tarih : 16.03.2017

    • HMK 382. Madde

    Dava dilekçesinde, taşınmaz maliki ... kızı ... yönünden yönetim kayyımı atanması istenmiştir. Mahkemece, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Olayları açıklamak taraflara, hukuki niteleme hakime aittir. Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 427. maddesi ile 3561 sayılı Kanuna dayalı, kayyım tayin edilmesi talebine ilişkindir.

    Türk Medeni Kanunu'nun 431. maddesinde, "Vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların kayyım ve yasal danışman atanmasında da uygulanır." 430. maddesinde "Temsil kayyımı, kendisine kayyım atanacak kimsenin yerleşim yeri vesayet makamı tarafından atanır. Yönetim kayyımı, malvarlığının büyük bölümünün yönetildiği veya temsil edilen kimsenin payına düşen malların bulunduğu yer vesayet makamı tarafından atanır." hükümleri getirilmiştir.

    Vesayete ilişkin hükümler kamu düzenini ilgilendirdiğinden, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/2b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 317. maddesinde ise, davalıya tebligat yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 320-1 maddesinde: “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Mahkemece, bu madde hükmü gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmiş ise de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki; sözü edilen maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanıdığı hallerde dosya üzerinden duruşma açmadan karar verilebilir (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet davası gibi). Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.

    Bilindiği üzere HMK.nun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

    Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.

    Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasa’sının 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK.nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek, iddia ve savunmaları alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

    Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması ve delillerin değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın temyiz edene iadesine, 16.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/19280 Karar : 2016/16368
    Tarih : 22.12.2016

    • HMK 382. Madde

    Dava, çocuk mallarının korunmasına (TMK m.352 vd.) ilişkin olup; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda "çekişmesiz yargı" işi olarak kabul edilmiş ve basit yargılama usulüne tabi tutulmuştur. (HMK m.382/14, 316/1 a-ç).

    Basit yargılama usulüne tabi davalarda, mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir
    (HMK m.320/1).
    Ne var ki çocuk mallarının korunmasına ilişkin davalar kamu düzeniyle doğrudan ilgili olup, re`sen araştırma ilkesi geçerlidir.

    Davanın bu niteliği, duruşmalı inceleme yapılmasını, delil toplanmasını ve ayrıntılı araştırmayı gerekli kılmaktır. Mahkemece duruşma açılmaksızın, dosya üzerinden hüküm verilmiştir.

    Dolayısıyla tarafa delillerini sunma hakkı tanınmamıştır (HMK m.27). Davanın basit yargılama usulüne tabi olması, bu hakkın ihlal edilmesi suretiyle karar verilebileceği anlamına gelmez.

    Öyleyse açıklanan hususlar gözetilerek, talebin duruşma yapılarak incelenmesi, tarafa delillerini sunması için süre verilmesi gerektiğinde re`sen de araştırma yapılması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, hasıl olacak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu yönler dikkate alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/11757 Karar : 2016/6246
    Tarih : 28.10.2016

    • HMK 382. Madde

    Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tevdii mahalli isteminin kabulune dair karara kiraya veren tarafından süresi içinde itiraz edilmiş olmakla, bu defa itirazın kabulü ile ödeme yeri belirlenmesine ilişkin kararın kaldırılmasına dair karar talep eden vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

    Uyuşmazlık,kira sözleşmesinden kaynaklanan borç nedeniyle, borçlu kiracının tevdii mahalli tayini istemine ilişkindir.

    Mahkemece verilen tevdii mahalli tayini talebinin kabulune ilişkin karara itiraz üzerine verilen karar kesin nitelikte olduğundan ve 6100 Sayılı HMK.nun 362,382. maddelerinde sayılan çekişmesiz yargı işlerinden olduğundan ve temyizi kabil kararlardan olmamasına göre HMK.nun geçici .... maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428. maddesi gereğince temyiz isteminin REDDİNE, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine 28/.../2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/5671 Karar : 2016/7423
    Tarih : 22.06.2016

    - HMK 382. Madde

    Dava, cinsiyet değiştirilmesine izin verilmesi ve nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır.

    İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesince, davacının talebinin, cinsiyet değiştirilmesine esas olacak ameliyata izin istemi olduğu, kaydın düzeltilmesinin ikinci aşamada istenebileceği, ameliyata izin talebinin ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/1-a ve 383. maddeleri uyarınca çekişmesiz yargı işi olduğu, bu sebeple sulh hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesi ise davanın, 4721 sayılı TMK’nın 40/1. maddesi gereğince cinsiyet değiştirilmesine izin verilmesi istemine ilişkin olduğu, cinsiyet değişikliğine izin davalarının 6100 sayılı HMK’nın 382. maddesinde düzenlenen çekişmesiz yargı işlerinden olmadığı, Nüfus Müdürlüğünün bu davada taraf olması ve verilen kararın taraflar yönünden kesin hüküm oluşturması nedeniyle 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36/1-a maddesi gereğince görevsizlik kararı vermiştir.

    Cinsiyet değişikliğine izin istemi, 6100 sayılı HMK’nın 382/2-a-2’de çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. HMK’nın 383. maddesine göre çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir.

    5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Davacının talebinin çekişmesiz yargı kapsamında olmadığı, adı geçen kanun maddeleri uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/12/2013 gün ve 2013/18-464 E. – 2013/1698 K. sayılı ilamıyla da benimsenmiş olup; bu nedenle, 5490 sayılı Kanunun 36/1-a ve b maddesi kapsamında olan uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/6175 Karar : 2016/4502
    Tarih : 9.06.2016

    - HMK 382. Madde

    Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tevdii mahalli tayini davasına dair ek karar, davalı ve davacı vekillerince temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

    Uyuşmazlık, kira bedelinin ödenmesi amacıyla tevdii mahalli tayini istemine ilişkindir. Mahkemece tevdi mahalli isteminin kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin iş bu karara itiraz etmesi üzerine, yapılan yargılama sonucunda itirazı mahkemece reddedilmiştir.

    Mahkemece verilen tevdii mahalli tayini talebinin kabulüne ilişkin itiraza yönelik talebinin reddine ilişkin karar 6100 Sayılı HMK`nun 362, 382.maddelerinde sayılan çekişmesiz yargı işlerinden olduğundan ve temyizi kabil kararlarından olmamasına göre HMK.nun geçici 3.maddesi yollamasıyla HUMK.nun 428.maddesi gereğince temyiz istemlerinin REDDİNE, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 09/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/9772 Karar : 2015/9733
    Tarih : 20.10.2015

    • HMK 382. Madde

    Dava, derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti istemine ilişkindir.

    Sulh hukuk mahkemesince, davanın HMK`nın 382/2 maddesi gereğince, çekişmeli yargıya tâbi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    Asliye hukuk mahkemesi ise, 4721 sayılı Kanunun 87/2 maddesinde davaya bakma görevinin sulh hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

    4721 sayılı TMK`nın 60. maddesinde, "Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir.

    Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet Savcılığına bildirir. Cumhuriyet Savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir." hükmü; aynı kanunun 87. maddesinde ise "Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:

    1.Amacın gerçekleşmesi, gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi veya sürenin sona ermesi,

    2.İlk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organların oluşturulmamış olması,

    3.Borç ödemede acze düşmüş olması,

    4.Tüzük gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi,

    5.Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması, her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini isteyebilir." hükmüne yer verilmiştir.

    Somut olayda; talep eden valilik tarafından M.. D..nin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti ile tasfiyesine karar verilmesi talep edilmektedir. Bu halde uyuşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK`nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Malatya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/6642 Karar : 2015/8883
    Tarih : 8.10.2015

    • HMK 382. Madde

    Dava, davacının çocuğunun nüfus kaydında "C.." olan adının "C.." olacak şekilde değiştirilmesi istemine ilişkindir.

    Asliye hukuk mahkemesince, davanın çekişmesiz yargı niteliğinde olduğu ve görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    Sulh hukuk mahkemesi ise, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendi uyarınca görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu, bu hususta özel kanunda açık düzenleme bulunduğundan bahisle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.

    İsmin değiştirilmesi istemi, 6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2 maddesinde çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. HMK`nın 383. maddesine göre çekişmesiz yargı işinde görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadığı surette sulh hukuk mahkemesidir.

    4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 27. maddesi uyarınca, haklı bir sebebe dayanmak kaydıyla, adın değiştirilmesi hâkimden istenebilir. Diğer yandan 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun (b) fıkrasında ise ad ve soyada ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Davacının talebinin çekişmesiz yargı kapsamında olmadığı, adı geçen kanun maddeleri uyarınca asliye hukuk mahkemesinde görüleceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/12/2013 gün ve 2013/18-464 E. - 2013/1698 K. sayılı kararıyla da benimsenmiş olup, bu nedenle 5490 sayılı Kanunun 36/1-a-b maddesi kapsamında olan uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK`nın 21 ve 22. maddeleri gereğince; Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesinin ( YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/8042 Karar : 2015/5796
    Tarih : 25.05.2015

    • HMK 382. Madde

    Daha önce yürürlükte bulunan HUMK'un sulh hukuk mahkemesinin görevini belirleyen 8/II-6. bendi “mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davaları....” bakar şeklinde oludğu halde sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 1. maddesinde, “Mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir” hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 5982. maddesinde ise “Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi” olduğu vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 4/1-ç bendinde, “Bu kanun ile diğer kanunlara, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davalara sulh hukuk mahkemesi bakar” yine aynı kanunun, görevli mahkeme başlığını taşıyan 383/1. fıkrasında; çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi” olduğu açıklanmıştır.
    Öte yandan genel hüküm niteliğinde bulunan TMK'nın 598/1 maddesinde de veraset belgesinin sulh hukuk mahkemesince verilmesi öngörülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın “çekişmesiz yargı işleri” başlığını taşıyan 382/2-c maddesinin 6. bendine göre mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemesinin görev alanına girmekte ve çekişmesiz yargı kapsamında kalmaktadır. Yukarıda açıklandığı gibi HUMK'un 8/11-6. maddesi uyarınca mirasçılık belgesinin verilmesi, değiştirilmesi veya iptal davaları ile ilgili görev sulh hukuk mahkemesine verildiği halde HMK`nın 382/2-c maddesinin 6. bendine göre sulh hukuk mahkemeleri sadece vesaret belgesi verilmesiyle ilgili istekler konusunda görevlidir.

    Buradan hareketle veraset belgesinin değiştirilmesi veya daha önce verilen veraset belgesinin iptali davalarının sulh hukuk mahkemesinde görülemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki veraset belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açılması zorunlu bulunduğundan çekişmesiz yargı kapsamından çıkıp çekişmeli yargı mahiyetini aldığı da bir gerçektir. Bu durum karşısında HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan bu dava bakımından HMK'nın 382/2-c maddesinin 6. bendi uyarınca asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiğinden mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple Cumhuriyet Başsavcılığının Adalet Bakanlığı`nın gösterdiği lüzüm üzerine kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ

    Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma ilamı ve ekindeki dosyanın gereği yapılmak üzere YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı`na gönderilmesine, 25.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/21160 Karar : 2015/4168
    Tarih : 11.03.2015

    • HMK 382. Madde

    Dava 03.02.2014 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra açılmıştır.

    Bu sebeple;davacının velayetinin değiştirilmesi yönündeki talebi, bir "çekişmesiz yargı" işidir (6100 s. HMK. m. 382/2-13).

    Çekişmesiz yargı işlerinde de, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmiştir (6100 s.HMK.m.384).

    Velayetin kaldırılması veya ebeveynlerden birinden alınarak diğerine verilmesine, yahut kaldırılan velayetin iadesine ilişkin davalardaki yetki konusunda. Türk Medeni Kanununda aksine bir düzenleme bulunmadığına göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki "çekişmesiz yargı ile" ilgili genel yetki kuralı burada da uygulanacaktır.

    O halde, davacı kendi oturduğu yer mahkemesinde de bu davayı açabilir. Öyleyse, yetki itirazının reddi ile işin esasının incelenmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile yetkisizlik kararı verilmesi doğru bulunmamıştır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/1591 Karar : 2014/2198
    Tarih : 20.02.2014

    • HMK 382. Madde

    Dava, davacının nüfus kaydında "Gülhan" olan adının "Şerzan" olarak değiştirilmesi istemine ilişkindir. Sulh Hukuk Mahkemesi ise, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı, bu hususta özel kanunda açık düzenleme bulunduğundan bahisle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesince, ad ve soyadı değiştirilmesi isteminin 6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2'de çekişmesiz yargı işi olarak düzenlendiği, HMK 383.maddeye göre çekişmesiz yargı işinde görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İsmin değiştirilmesi istemi,6100 sayılı HMK'nın 382/2-a-2 de çekişmesiz yargı işi olarak düzenlenmiştir. HMK 383.maddeye göre çekişmesiz yargı işinde görevli mahkeme aksine bir düzenleme olmadığı surette Sulh Hukuk Mahkemesidir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca, haklı bir sebebe dayanmak kaydıyla, adın değiştirilmesi hâkimden istenebilir. Diğer yandan 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinin 1/a bendinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahısların yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun b fıkrasında ise ad ve soyada ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Davacının talebinin çekişmesiz yargı kapsamında olmadığı, adı geçen Kanun maddeleri uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 25/12/2013 gün ve 2013/18-464 esas 2013/1698 karar sayılı ilamıyla da belirlenmiş olup, Bu nedenle 5490 Sayılı Kanunun 36/1-a-b maddesi kapsamında olan uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK.'nın 21. ve 22. maddeleri gereğince Ağrı Asliye Hukuk Mahkemesi`nin (YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2017/1-1203 Karar: 2017/934
    Tarih: 10.05.2017

    - HMK 382. Madde

    Taraflar arasındaki "tapu kaydında düzeltim" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 3. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 09.11.2012 gün ve 2012/626 E., 2012/1366 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.10.2013 gün ve 2013/14958 E., 2013/13965 K. sayılı kararı ile,

    ( … Talep, tapu kaydına yanlış yazılan murise ait kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.

    İlgili Tapu Müdürlüğü, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.

    Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.

    Bu tür işler, 6100 Sayılı HMK'nin 382/9-ç maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına dair bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür.

    Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.

    Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava sebebiyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin aktif dava ehliyeti vardır.

    HMK'nin geçici birinci maddesi gereğince "Bu Kanunun yargı yolu ve göreve dair hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından" kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.

    Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:

    1- )Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen davaya konu taşınmazların tapu kayıtları ( ilk tesis ve tedavülleriyle ) ve kadastro tutanakları ( tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle ) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna dair tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.

    2- )Nüfus müdürlüğünden, davaya konu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak talep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.

    3- )Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.

    4- )İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.

    5- )Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.

    Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.

    Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.

    Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden ( ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden ) sorumlu tutulmamalıdır.

    Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; davacı, 6107 ada, 2 parselde kayıtlı taşınmazın 8470/162064 hissesinin kendisine Hacı Mustafa ve Esma'dan olma 1290 doğumlu ...'tan intikal ettiğini, murisin 22.07.1940 tarihinde vefat ettiğini, taşınmazda Melikgazi Belediye Başkanlığınca 2008 yılında imar uygulaması yapıldığını, imar öncesi taşınmazın Melikgazi ilçesi, Caferbey mah. Ada 77, parsel 18'de tapuya kayıtlı olduğunu, davaya konu taşınmazın kadastro çalışmaları murisin ölümünden sonra yapıldığından murisin gerçekte Hacı Mustafa olan baba adının ...olarak yazıldığını, Emin olan adının Mustafa olarak yazıldığını, Çalık olan soyadının ise hiç yazılmadığını ileri sürerek davaya konu taşınmazın 8470/162064 hissesinin maliki olarak yazılan Hacı Emin: Mustafa oğlu kaydının, ...: Hacı Mustafa oğlu olarak düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.

    Ne varki mahkemece yukarıda belirtilen ilke ve olgular doğrultusunda hükme elverişli bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.

    Hal böyle olunca; mahkemece Mustafa ve Münire kızı Hasibe'nin ana-baba ve kardeşlerini gösterir vukuatlı aile nüfus kayıt tabloları getirtilerek kayıt maliki ile düzeltilmesi istenen kişi arasında bağlantının tam olarak sağlanması ve yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırmanın yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.

    Davalı vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir… ),

    Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    KARAR : Dava, tapu kaydında murise ait kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.

    Davacı vekili müvekkilinin murisinin paydaşı olduğu 6107 ada 2 parsel ( imar öncesi 77 ada 18 parsel ) sayılı taşınmazın 8470/162064 payının maliki olarak yazılan "Hacı Emin: Mustafa oğlu" kaydının, "...: Hacı Mustafa oğlu" olarak düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı ... vekili davanın reddini savunmuştur.

    Yerel Mahkemece taraf beyanları, tapu kayıtları, kadastro tutanakları, nüfus kaydı ve tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi ile; Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, ... parselde kayıtlı taşınmazın tapu kayıtlarında kayıt maliki hanesinin "Hacı Emin: Mustafa oğlu" olarak geçtiği, nüfus kayıtlarında ve yapılan araştırmalarda davaya konu yerin tapu kayıtlarında kayıt maliki hanesinin "...: Hacı Mustafa oğlu" düzeltilmesi gerektiği anlaşılmakla, nüfus kayıtları ile tapu kayıtları arasında uyum sağlamak amacıyla davacının istemi de gözönünde bulundurularak "Hacı Emin: Mustafa oğlu" ile "...: Hacı Mustafa oğlu"nun aynı kişi olduğu kanaatiyle davanın kabulüne, Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Caferbey Mahallesi, 6107 ada 2 parsel de kayıtlı taşınmaz maliklerinden "Hacı Emin: Mustafa oğlu" olan kaydın "...: Hacı Mustafa oğlu" olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.

    Davalı ... vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

    Mahkemece yeterli araştırmanın yapıldığı belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

    Direnme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından mahkemece verilen kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Bilindiği üzere, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ( )'nun 382/ç-1 maddesi gereğince tapu kayıt düzeltim davaları çekişmesiz yargı usulüne tabi olup, mahkemece kendiliğinden ( re'sen ) araştırma ilkesi uyarınca deliller toplanılarak karar verilir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu 6107 ada 2 parsel ( imar öncesi 77 ada 18 parsel ) sayılı taşınmazın paylı olarak "Mustafa kızı Hasibe", "Mustafa oğlu Hacı Emin" ve "..." adlarına tapulama ile tespit ve tescil edildiği, Hasibe'nin dosya içerisinde bulunan nüfus cüzdanı suretine göre aile şöhreti "Çalıkzade" olmasına rağmen davacının murisi ile Hasibe'nin kardeş olup olmadığı hususunda bağlantının tam olarak kurulamadığı, ayrıca dosya içerisinde tapu kayıt maliki "Mustafa oğlu Hacı Emin" ile aynı kimlik bilgilerini taşıyan kişi bulunmasına rağmen anılan şahsın mirasçılarının dinlenmediği anlaşılmaktadır.

    O halde mahkemece, tapu kayıt maliki Hasibe'nin aile şöhretinin Çalıkzade olduğu da gözetilerek Hasibe ile "...: Hacı Mustafa oğlu"nun kardeş olup olmadıklarının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde duraksamasız tespit edilmesi gerektiği gibi, Mustafa ve Mevlüde oğlu Hacı Emin'in davaya konu taşınmazla ilgisinin saptanmasının yerinde olacağı, kaldı ki Özel Daire bozma kararında belirlenen araştırmalarında eksiksiz yapılarak, taşınmazın kimin kullanımında olduğunun saptanması ve tapu kaydında adı geçen malik "Mustafa oğlu Hacı Emin"in, davacının murisi olup olmadığının tereddütsüz ortaya konulması yerinde olacaktır.

    Hal böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave sebeplerle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ : Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2017/1099 Karar: 2017/2923
    Tarih: 02.03.2017

    • HMK 382. Madde

    Bursa Valiliği Halk Sağlığı Müdürlüğü dava dilekçesinde, kısıtlı adayı ...'nin akıl hastalığı sebebiyle vasi atanmasını istemiş, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

    Dava, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesine dayalı, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle vasi atanması talebine ilişkindir. Vesayete dair hükümler kamu düzenine ilişkindir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/2b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 317. maddesinde ise davalıya tebligat yapılması gerektiği düzenlenmiştir.

    HMK'nun Hukuki Dinlenme Hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

    Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36. maddesiyle düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur. Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesiyle 6100 Sayılı HMK'nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

    Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 10.02.2015 tarihinde dava açıldığı tensiple 12.08.2015 tarihine duruşma günü verildiği, vasi adayına duruşma gününün tebliğ edildiği ancak 22.06.2015 tarihinde dosyanın sürüncemede kalmaması gerekçesi ile duruşma açılıp yukarıda açıklanan yasa hükümlerine aykırı olarak tarafların yokluğunda yargılama yapılıp işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 440/III-1, 2,, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 02.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2016/17810 Karar: 2017/238
    Tarih: 16.01.2017

    - HMK 382. Madde

    Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine dair olup 17.08.2013 tarih ve 28738 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan yeni Tapu Sicili Tüzüğü'nün yürürlüğü döneminde, 02.09.2015 tarihinde açılmıştır.

    Davacı, mirasbırakanlarının paydaşı olduğu 368 parsel sayılı taşınmazların tapu kaydındaki ... Emektar kaydının ... Emektar ve ... kaydının Hacı Süleyman oğlu ... olarak düzeltilmesini istemiştir.

    Davalı davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece; iddianın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

    Bilindiği üzere taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Bu tür taleplerde kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.

    Bu talepler, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun ( ) gereğince mahkemeye yapılırsa, 6100 Sayılı HMK'nin 382/2-ç-1 maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına dair bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür.

    Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan herhangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir.

    Bununla birlikte, Bakanlar Kurulunun 22.07.2013 tarihli ve 2013/5150 Sayılı kararı ile kabul edilen, 17.08.2013 tarihli ve 28738 Sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni Tapu Sicil Tüzüğünün 28. maddesinde, kütük sayfası malik sütununda malikin adı ve soyadı, baba adı ile edinme nedeni, tarih ve yevmiye numarasının yazılacağı, tüzel kişilerin unvanlarının tam olarak yazılacağı ve paylı mülkiyette pay miktarı; paydaşların adı, soyadı ve baba adından sonraki kısımda, kesirli olarak gösterileceği ifade edilmiştir.

    Aynı Tüzüğün 72. maddesinde, "Tapu sicilinde değişikliğin, hak sahibinin istemine ya da yetkili makam veya mahkeme kararına istinaden yapılabileceği" 74. maddesinde ise "Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde, belgelere aykırı basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi hâlinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re'sen düzeltme yapılacağı, istem belgesinde yapılan yanlışlık veya eksiklik düzeltilerek, belgenin uygun bir yerine yazılmak suretiyle taraflar ve tapu görevlilerince imzalanacağı ve sicilde buna uygun düzeltme yapılacağı, ana veya yardımcı siciller üzerinde yapılmış hata veya eksikliklerin, ilgililerce sunulan veya başka idarelerce düzenlenen belgelerden kaynaklanması hâlinde, ilgililerin gerçek durumu kanıtlayıcı belgelere dayalı başvuruları üzerine, istem, yevmiye defterine kaydedilerek gerekli düzeltme yapılacağı, kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde, belgelere aykırı tescil veya esaslı yazım hatasının düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması gerektiği, ilgililerden birisinin yazılı oluru olmazsa, bu durum beyanlar sütununda belirtilerek, 26.09.2011 tarih ve 659 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre işlem yapılacağı, yapılacak düzeltmeler hatalı yazımdan sonra hak sahibi olmuş kişilerin hakkını etkileyici nitelikte ise, bu hak sahiplerinin de yazılı olurlarının aranacağı, müdürlüğün ilgililerin bilgisi dışında yaptığı işlemleri tebliğ etmekle yükümlü" olduğu açıklanmıştır.

    Tapu Sicili Tüzüğünün 75. maddesine göre, "Kadastro çalışmalarından kaynaklanan malikin veya hak sahibinin adı, soyadı ve baba adına dair tapu kütüğündeki yazım hataları ilgilisinin başvurusu üzerine;

    ( 1 ) a ) Senetsizden tespitlerde; nüfus kayıt örneği ve taşınmazın bulunduğu belediye veya muhtarlıktan alınacak fotoğraflı ilmühaber,

    b- ) Kayda dayalı tespitlerde; dayanağı kayıt ve belgeler, incelenmek ve gerektiğinde tanık ve varsa tespit bilirkişileri dinlemek ve zeminde inceleme yapmak suretiyle istemin gerçek hak sahibinden geldiği belirlenirse, istemin yevmiye defterine kaydedilerek, düzeltileceği;

    ( 2 ) Zeminde incelemenin, kadastro müdürlüğü teknik personeli ile birlikte yapılacağı ve inceleme neticesinde teknik rapor düzenleneceği, zeminde incelemede, komşu parsel malikleri, muhtar ve diğer ilgililer dinleneceği; vergi kaydı ve diğer her türlü bilgi ve belgeden yararlanılacağı,

    ( 3 ) Tapu sicilindeki bilgilerin güncellenmesi ve eksikliklerin giderilmesinde de yukarıdaki fıkraların uygulanacağı ve

    ( 4 ) Bu madde hükümleri uyarınca kayıt düzeltmeleri için müdürlüklere başvuru yapılmasının zorunlu olduğu",

    belirtilmektedir.

    Yine aynı Tüzüğün 26. maddesine göre ise mevzuat ve bu Tüzükte yer alan hükümlere uygun olmayan ve 4721 Sayılı Kanun'un 1011. maddesine göre geçici tescil şerhine de imkân bulunmayan istemlerin geciktirilmeden, gerekçesi, itiraz yeri ve süresi de belirtilmek suretiyle reddedileceği, ret kararının, istem sahibine elden veya 11.02.1959 tarih ve 7201 Sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği ve ret kararına, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde müdürlüğün bağlı bulunduğu bölge müdürlüğüne, bölge müdürlüğünün kararına karşı da tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebileceği belirtilmektedir.

    Yukarıda açıklanan yeni Tapu Sicili Tüzüğü hükümleri ve özelikle 75. maddesi nazara alındığında, tapu müdürlüklerine oldukça geniş yetkiler verilerek tapudaki hataların daha kısa bir sürede, idari yoldan düzeltilmesine imkân verildiği görülmektedir. Yine bu maddenin son fıkrasında ise "Bu madde hükümleri uyarınca kayıt düzeltmeleri için müdürlüklere başvuru yapılması zorunludur." hükmü bulunmaktadır.

    Bu hüküm hak arama özgürlüğünü kısıtlamamakta, aksine hak arayanlara haklarını çok daha kısa bir sürede, kolay, ucuz ve basit bir şekilde elde etme imkânı vermektedir. Hal böyle olunca, bu imkânın öncelikle tüketilmesi ve bu yolla bir sonuç alınamaması durumunda ilgilinin 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun 1027. maddesi gereğince mahkemeye başvurması zorunluluğu bulunmaktadır

    Bu nedenle, yeni Tapu Sicili Tüzüğünün Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği 17.08.2013 tarihinden sonra, davacının, mahkemeye müracaat etmeden, öncelikle ilgili tapu müdürlüğüne yukarıda açıklanan prosedüre uygun şekilde başvurması, eğer bu talebinde istediği sonucu alamazsa daha sonra mahkemeye başvurması gerekir.

    Ancak düzeltilmesi istenen taşınmazın tapu kaydı mahkeme kararına dayalı olarak "hükmen tescil" suretiyle oluşmuş ise; mahkeme kararı ile oluşan kaydın ancak yine bir mahkeme kararı ile düzeltilebileceği, bu durumun yeni Tapu Sicili Tüzüğü ile tapu müdürlüklerine verilen düzeltim yetkisinin dışında kaldığı gözetilerek; düzeltim için öncelikle tapu müdürlüğüne başvuru şartının hükmen tescil yoluyla oluşmuş tapu kayıtlarının düzeltilmesi için açılan davalar bakımından aranmayacağı kabul edilmelidir.

    Ne var ki, somut olayda; mahkemece, düzeltilmesi istenen 427,, 555,, 557,, 583,, 113,, 229 ve 368 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtları ve dayanak belgeleri temin edilmeden karar verilmiştir.

    Hâl böyle olunca; yukarıda değinilen düzenleme doğrultusunda davaya konu taşınmazların ilk tesisinden itibaren tüm tedavül kayıtları, dayanak belgeleri, tapulama tutanakları, varsa mahkeme kararları ve diğer dayanak belgeleri ( eski tapu kayıtları, akit tablosu v.s ) temin edilerek tapu kayıtlarının hükmen tescil yoluyla oluşup oluşmadığı araştırılmalı, şayet kayıtlar hükmen oluşmuş ise; taşınmazların kim/kimler tarafından kullanıldığı, tapu kayıt malikleri ile davacı ve mirasbırakanının aynı kişiler olup olmadıkları tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması, şayet taşınmaz kayıtları kadastro tespiti ile oluşmuş ise; tapu kaydındaki hatanın kadastro tespiti esnasında oluştuğu gözetilerek öncelikle tapu müdürlüğüne başvurma zorunluluğu getiren yasal prosedür izlenmeden doğrudan dava açıldığından, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

    SONUÇ : Davacının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle ( 6100 Sayılı Kanun'un geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 Sayılı 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 16.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2016/10919 Karar: 2016/11591
    Tarih: 01.12.2016

    • HMK 382. Madde

    Dava, kayıt maliki ile mirasbırakanın aynı kişi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

    Bodrum 2. Sulh Hukuk Mahkemesince, davada yasal hasım olan Tapu Müdürlüğü dışında asli müdahilin de yeraldığı, bu sebeple görevli mahkemenin 6100 Sayılı HMK'nın 2, 4. maddeleri hükmü gereğince asliye hukuk mahkemesi olduğu gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, hüküm sadece müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 31.03.2016 gün ve 2016/2525 E. - 3876 K. sayılı ilamında özetle; [Müdahil ... her ne kadar müdahale dilekçesinde kendisini ''Asli Müdahale Talep Eden'' olarak göstermiş ve mahkemece de asli müdahil olarak kabul edilmiş ise de; 06.11.2013 tarihli müdahale dilekçesinin talep kısmında açıkça; ''davacıların açtığı davanın reddine karar verilmesini''] talep etmiş olması karşısında, talebinin niteliği itibariyle 6100 Sayılı HMK'nın 66. maddesinde düzenlenen ''Feri Müdahale'' talebi mahiyetinde olduğu açıktır.

    O halde, fer'i müdahilin ancak lehine katıldığı tarafla birlikte hareket edebileceği ve tek başına temyiz yetkisi bulunmadığı, hükmü davalının da temyiz etmediği, öte yandan, feri müdahilin; HMK'nın 69/2. maddesinde belirtilen; "zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığı veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkanlarını kullanmasını engellediği ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkanlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığı'' yönünde bir iddiasının da bulunmadığı anlaşıldığından, feri müdahil ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE" karar verilmiş ve dava dosyası asliye hukuk mahkemesine gönderilmiştir.

    Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, tapuda kimlik bilgililerinin düzeltilmesi yahut malikin kim olduğunun tespiti davalarının HMK'nın 382 /ç-1 maddesi gereğince çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu ve kanunda aksine düzenleme bulunmadıkça bu davalarda görevli mahkemenin aynı Kanunun 383. maddesi gereğince sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    Somut olayda; davacılar, 622 parsel sayılı taşınmazın 1/3 payının mirasbırakanları ''... oğlu, 01.07.1904 doğumlu 26.12.1926 tarihinde ölen Hasan'a" ait olduğunu, ancak tapu kaydında soyadının bulunmaması sebebi ile mirasçılar adına intikalinin yapılamadığını ileri sürerek, anılan kayıt maliki ile mirasbırakanlarının aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmesini istemişlerdir.

    Birleştirilen dosyadan müdahil, davaya konu yapılan payla ilgili olarak kazandırıcı zilyetlik iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açtığını, verilecek kararın hakkını doğrudan doğruya etkileyeceğini belirterek, asli müdahale talebinin kabulüyle davacıların davasının reddine karar verilmesini istemiştir.

    Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla, mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.

    6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/1. maddesinde çekişmesiz yargının genel çerçevesi belirlenmiş, mümkün olduğunca çekişmesiz yargı işleri sayılarak belirtilmiştir. Ancak, bu sayma sınırlı olmadığından yasa maddesinde sayılmayan fakat çekişmesiz yargı ölçütlerini taşıyan diğer işlerin de çekişmesiz yargı işi olarak kabulü gerekir.

    Tapu kayıtlarında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi davasında, davacı taraf tapu kayıtlarındaki kimlik bilgilerinin nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesini talep etmekte olup bu tür davalarda hasım gösterilen Tapu Müdürlüğü (Hazine) ile aralarında bir uyuşmazlık yoktur. Tapu Müdürlüğü (Hazine) davada sadece yasal hasım olarak yer almaktadır. Gerçekte davada taraf değil, sadece ilgilidir. İlgililerin uzlaşması halinde çekişmenin ortadan kalktığından söz edilemez veya bu davalarda ilgili tarafın davayı kabulü sonuç doğurmaz. Taraflar arasında bu anlamda gerçek bir çekişmenin varlığı söz konusu değildir.

    Bu değerlendirmelere göre, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382. maddesi uyarınca bu tarihten sonra açılan tapu kayıtlarında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi davaları da çekişmesiz yargı işlerinden sayılmalıdır. Kaldı ki, 382. maddenin 2-ç/1 fıkras 2-ç/1 fıkrasında "Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması" çekişmesiz yargı işi sayılmış olup niteliği itibariyle tapu kayıtlarında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi davalarından başka bu tarife uyacak bir dava türü de bulunmamaktadır. Bu durumda, mülkiyet nakli ihtimali bulunmayan ve çekişmesiz yargı işi niteliğinde olan uyuşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 Sayılı HMK'nın 21, 22. maddeleri gereğince Bodrum 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 01.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/13713 Karar: 2016/1389
    Tarih: 28.01.2016

    • HMK 382. Madde

    Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının Nazife olan adına Ebru adının eklenmesini istemiş; mahkemece, davanın çekişmesiz yargı işlerinden olup sulh hukuk mahkemesinin görevi kapsamında olduğundan görevsizlik kararı verilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382. maddesinde ad ve soyadı düzeltilmesi işlerinin çekişmesiz yargı kapsamında bulunduğu; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 383. maddesinde ise çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olduğu; 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 36. maddesinde de nüfus kayıtlarına dair düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmî dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlandığından; mahkemece, işin esasına girilerek gösterilecek deliller toplanıp oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi yerine, uygun bulunmayan gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 28.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/5630 Karar: 2016/48
    Tarih: 11.01.2016

    • HMK 382. Madde

    Davacı vekili, muris R. A.'ın birbirinden farklı Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/227 Esas, 2012/261 Karar sayılı mirasçılık belgesi ve Espiye Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2007/45 Esas, 2007/33 Karar sayılı mirasçılık belgelerinin olduğunu, bu mirasçılık belgelerinden yanlış olan mirasçılık belgesinin iptalini ve yeni mirasçılık belgesi verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, davanın kabulüne, Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/227 Esas, 2012/261 Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptaline ve murisin mirasçıları ile miras paylarını gösterir mirasçılık belgesi verilmesine karar verilmiştir.

    Hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, 6100 Sayılı HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra 16.05.2013 tarihinde açılmıştır.

    Daha önce yürürlükte bulunan HUMK'nın sulh hukuk mahkemesinin görevini belirleyen "mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davalarına…" bakar şeklinde olduğu halde sonradan yürürlüğe giren HMK'nın 1. maddesinde, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve dair kurallar kamu düzenindendir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 2. maddesinde ise "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığına dair davalarla, kişi varlığına dair davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi" olduğu vurgulanmıştır. 6100 Sayılı HMK'nın 4/1-ç bendinde, "Bu kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davalara sulh hukuk mahkemesi bakar" yine aynı kanunun, görevli mahkeme başlığını taşıyan 383/1. fıkrasında; "çekişmesiz yargı" işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi" olduğu açıklanmıştır.

    Öte yandan genel hüküm niteliğinde bulunan TMK'nın 598/1 maddesinde de veraset belgesinin sulh hukuk mahkemesince verilmesi öngörülmüştür. 6100 Sayılı HMK'nın "çekişmesiz yargı işleri" başlığını taşıyan 382/2-c maddesinin 6. bendine 6. bendine göre mirasçılık belgesi verilmesi sulh hukuk mahkemesinin görev alanına girmekte ve çekişmesiz yargı kapsamında kalmaktadır. Yukarıda açıklandığı gibi HUMK'nın 8/II-6. maddesi uyarınca mirasçılık belgesinin verilmesi, değiştirilmesi veya iptal davaları ile ilgili görev sulh hukuk mahkemesine verildiği halde HMK'nın 382/2-c maddesinin 6. bendine 6. bendine göre sulh hukuk mahkemeleri sadece veraset belgesi verilmesiyle ilgili istekler konusunda görevlidir.

    Buradan hareketle veraset belgesinin değiştirilmesi veya daha önce verilen veraset belgesinin iptali davalarının sulh hukuk mahkemesinde görülemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Kaldı ki veraset belgesinin iptali davalarının hasımlı olarak açılması zorunlu bulunduğundan çekişmesiz yargı kapsamından çıkıp çekişmeli yargı mahiyetini aldığı da bir gerçektir.

    Görev kamu düzenine dair olduğundan ve mahkemece davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiğinden mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasının incelenerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

    Mahkemece, davanın esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mirasçılık belgesinin iptali davalarında görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istenmesi halinde iadesine, 11.01.2016 tarihinde oyçokluğuyla ile karar verildi.

    KARŞI OY :

    Dava, R. A.'ın mirasçılarını gösteren Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 25.04.2012 tarihli ve 2012/227 Esas, 2012/261 Karar sayılı mirasçılık belgesi ile Espiye Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 02.02.2007 tarihli ve 2007/45 Esas, 2007/33 Karar sayılı mirasçılık belgelerinden yanlış olanının iptali ile yeniden mirasçılık belgesi verilmesi talebiyle açılmıştır. Mahkemece, Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 25.04.2012 tarihli ve 2012/227 Esas, 2012/261 Karar sayılı mirasçılık belgesinin iptaline ve yeni bir mirasçılık belgesinin verilmesine karar verilmiştir.

    Hüküm, davalılardan İsmail, Aykut, Kenan ve M. C. vekilleri tarafından yargılama giderleri yönüyle temyiz edilmiştir.

    Sayın çoğunluk, mirasçılık belgesinin iptali davalarında sulh hukuk mahkemelerinin değil, asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.

    I-) Bilindiği gibi,

    A-) 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun, "Mirasçılık belgesi" kenar başlıklı 598. maddesinin birinci fıkrasında, başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verileceği,

    B-) 1512 Sayılı Noterlik Kanununun "İtiraz" kenar başlıklı 71/C maddesinde, noterlerin verdikleri mirasçılık belgesi hakkında, menfaati ihlal edilen kişilerin sulh hukuk mahkemesine itirazda bulunabilecekleri, sulh hukuk mahkemesinin, itiraz üzerine verdiği kararın bir örneğinin ilgili notere ve Türkiye Noterler Birliğine bildirileceği,

    Hükmüne yer verilmiştir.

    Bu hükümlere göre, mirasçılık belgesi başvuru üzerine sulh hukuk mahkemeleri veya noterler tarafından verilebilecektir. Noterler tarafından verilen mirasçılık belgesine karşı, menfaati ihlal edilen kişilerin sulh hukuk mahkemesine itiraz edebilme imkânı bulunmaktadırlar.

    Dava 16.05.2013 tarihinde açılmış olup görev hususu 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre belirlenecektir.

    II- 6100 Sayılı Kanunun;

    1-) "Görevin belirlenmesi ve niteliği" kenar başlıklı 1. maddesinde, mahkemeleringörevinin, ancak kanunla düzenleneceği ve göreve dair kuralların, kamu düzeninden olduğu,

    2-) "Çekişmesiz yargı işleri" kenar başlıklı 382. maddesinin ikinci fıkrasının, "Miras hukukundaki çekişmesiz yargı işleri" başlıklı "c" bendinin "6" numaralı alt bendinde yer alan "Mirasçılık belgesi verilmesi'nin çekişmesiz yargı işi olduğu,

    3-) "Görevli mahkeme" kenar başlıklı 383. maddesinde çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olduğu,

    4-) "Kararlara karşı başvuru yolları" kenar başlıklı 387. maddesinde, çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlara karşı hukuki yararı bulunan ilgililerin, özel kanuni düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde, bu Kanun hükümleri dairesinde istinaf yoluna başvurabilecekleri hükmüne yer verildiği,

    5-) Geçici 3. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 Sayılı Kanun'un bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı,

    Hüküm altına alınmıştır.

    III- 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, sulh hukuk mahkemesinin görevlerini düzenleyen 8. maddesinin ikinci fıkrasının 6. bendinde, mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davalarını sulh hukuk mahkemesinin göreceği hüküm altına alınmaktaydı.

    6100 Sayılı Kanun, mirasçılık belgesinin düzenlenmesi konusunu yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde çekişmesiz yargı işlerinden saymış ve görevli mahkemenin sulh mahkemesi olduğunu belirterek 1086 Sayılı Kanundan ayrılmamıştır. Mirasçılık belgesinin değiştirilmesi veya iptali konusunda 1086 Sayılı Kanundan farklı bir düzenlemeye giden 6100 Sayılı Kanun, bu konularda ilk derece mahkemelerini görevlendirmemiş, 387. madde uyarınca hukuki yararı bulunan ilgililerin kararı öğrenmelerinden itibaren iki hafta içinde, ancak istinaf yoluna başvurabileceklerini öngörmüştür.

    6100 Sayılı Kanunun, mirasçılık belgesinin değiştirilmesi veya iptali konusunda sulh veya asliye hukuk mahkemelerine görev vermediği, bu konuda görevli mahkemenin istinaf yoluna başvurulmak suretiyle bölge adliye mahkemesi olduğu açıktır.

    Bölge adliye mahkemeleri henüz faaliyete geçmediğinden, mirasçılık belgesinin iptali konusunda görevli mahkemeyi belirlemek için 6100 Sayılı Kanun'un intikal hükümlerine bakmak gerekecektir.

    Kanunun geçici 3. maddesinin üçüncü fıkrasında, bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 Sayılı Kanun'un bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

    Yukarıda da belirtildiği gibi, sulh hukuk mahkemesinin görevlerini düzenleyen 1086 Sayılı Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrasının 6. bendinde, mirasçılık belgesi verilmesi hakkındaki isteklerle, bu belgenin değiştirilmesi veya iptali davaları sulh hukuk mahkemesinin görevleri arasında sayılmış ve bu davalar yıllarca sulh hukuk mahkemeleri tarafından karara bağlanmıştır.

    6100 Sayılı Kanun'un 1. maddesinde de belirtildiği gibi mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenebilir. Yukarıda sayılan kanun hükümleri çerçevesinde mirasçılık belgesinin iptali davalarına bölge adliye mahkemeleri faaliyete geçene kadar eskiden olduğu gibi sulh hukuk mahkemeleri bakmakla görevlidir. Bu nedenlerle, yerel mahkemenin görevsizliği sebebiyle kararın bozulmasına yönelik sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/10645 Karar: 2015/9792
    Tarih: 12.11.2015

    • HMK 382. Madde

    Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tevdii mahalli istemine dair karar, karşı taraf vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

    Uyuşmazlık, kira sözleşmesinden kaynaklanan borç nedeniyle, borçlu kiracının tevdii mahalli tayini istemine ilişkindir. Mahkemece tevdi mahalli isteminin kabulüne karar verilmiş, karar karşı taraf vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Sonuç: Mahkemece verilen tevdii mahalli tayini talebinin reddine ilişkin karar 6100 Sayılı HMK'nun 382.maddesinde sayılan çekişmesiz yargı işlerinden olduğundan ve temyizi kabil kararlardan olmamasına göre geçici 3.maddesi yollamasıyla 428.maddesi gereğince temyiz isteminin REDDİNE, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 12.11.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.