HMK Madde 355



  • İncelemenin Kapsamı

    HMK Madde 355

    (1) İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.




  • HMK Madde 355 Gerekçesi

    Bölge adliye mahkemesi, incelemesini istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplere bağlı olarak yapacaktır. Temyiz incelemesinden farklı olarak, bölge adliye mahkemesinde yapılacak incelemede tarafların ileri sürdüğü sebeplerle bağlı kalınmasının nedeni, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararının kanuna aykırılığını tespit etmesi hâlinde, çoğu zaman yeniden yargılama yaparak yeni bir karar verebilmesidir. Tercih edilen istinaf sisteminde, ilk derecedeki yargılama tümüyle tekrarlanmamaktadır. Bu sebeple, istinaf sebepleri ile sınırlı tutulmuştur. Zira, istinaf incelemesi ilk derece mahkemesi kararını denetleyerek ondan sonra yapılan yargılama özelliği taşımaktadır.

    Bununla beraber, kamu düzenini ilgilendiren hususlarda bölge adliye mahkemesi istemle bağlı olmaksızın re’sen inceleme yapar. Örneğin, kamu düzenini ilgilendiren görev kuralına aykırılık bölge adliye mahkemesince re’sen incelenir. Yine dava şartlarının var olup olmadığı bölge adliye mahkemesince re’sen araştırılır. Bunun gibi, re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda bölge adliye mahkemesi tarafların istemiyle bağlı olmaksızın ilk derece mahkemesinin kararını inceler.



  • HMK 355 (İncelemenin Kapsamı) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/3778 Karar : 2018/5298
    Tarih : 5.07.2018

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    Davacı ... (Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı) vekili Avukat tarafından, davalı ... 2. Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü aleyhine 03/06/2015 gününde verilen dilekçe ile 3624 sayılı Kanun'dan kaynaklanan alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 17/11/2016 günlü karara karşı davalı tarafın istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-B.1 maddesi gereğince esastan reddine dair verilen 06/04/2017 günlü ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi kararının Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

    Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 05/07/2018 gününde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2018/2476 Karar : 2018/5310
    Tarih : 5.07.2018

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davalıların tüm temyiz itirazları reddedilmelidir.

    2-Davacının temyiz itirazlarına gelince;

    Davacı vekili; davalılardan ...'ın sürücüsü, ...'ın işleteni olduğu araçla olay tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının bir gözünün kaybına neden olacak şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiklerini belirterek oluşan manevi zararın tazminini talep etmiştir.

    Davalılar vekili; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

    Mahkemece; ceza dosyası kapsamı ve alınan bilirkişi raporu dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Hükme karşı, davacı vekili ve davalılar tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.

    Bölge Adliye Mahkemesince; davacı ile davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, trafik kazasından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi (Mülga 818 sayılı BK m.47) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

    Somut olayda; olayın oluş şekli, olay tarihi, olayın gelişimi, maluliyet derecesi ve yukarıdaki ilkeler göz önüne alındığında davacılar yararına ilk derece mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarı azdır. Bölge adliye mahkemesince davacıların başvurusunun esastan reddine dair karar kaldırılarak daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmek üzere ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: : Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE ve davacıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/4090 Karar : 2018/5335
    Tarih : 5.07.2018

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.

    2-Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince;

    Dava, haksız hacizden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı; taraf vekillerinin istinaf yoluna başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının düzeltilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı vekili; davalının davacı aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlattığını, davacının icra takibinden araçlarının haczedilip, bir otobüsünün yakalanması üzerine haberdar olduğunu, bunun üzerine icra takibinin dayanağı olan senetlerdeki imzanın kendisine ait olmadığı, isim benzerliği bulunduğu, yanlış kişinin mallarının haczedildiği hususlarını davalıya bildirdiğini, bu hususun icra dosyası kapsamındaki yazılardan da anlaşıldığı halde davalının kasıtlı olarak işlemler yaptığını, davacının icra müdürlüğüne de müracaat ederek hacizlerin kaldırılmasını istediğini, davalının kabul etmemesi nedeniyle talebinin reddedildiğini, davalı ile yapılan görüşmelerin sonuç vermemesi nedeniyle davacının imzaya, borca ve fer’ileri ile icra takibine itiraz ettiğini, ... 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/600 esas, 2012/1287 karar sayılı ilamı ile haklılığının anlaşıldığını ve icra takibinin iptal edildiğini, davacının üç ay süreyle otobüsünü haksız haciz nedeniyle kullanamadığını, kazanç kaybının oluştuğunu, anlaşmalarının sıkıntıya girdiğini ve bir anlaşmasının da feshedildiğini belirterek, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini isteminde bulunmuştur

    Davalı vekili; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

    İlk derece mahkemesince; alınan 11/12/2016 tarihli bilirkişi raporu benimsenerek, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, haksız haciz uygulanması ile davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Hükme karşı, taraf vekillerince istinaf talebinde bulunulmuştur.

    Bölge Adliye Mahkemesince; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının 09/11/2015 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen zarar miktarına itiraz etmediği ve belirlenen tutarı kabul ettiği, bu şekilde davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu, haksız takip ve haczin haksız fiil niteliğinde olduğu, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında gerçek zarar ilkesinin geçerli olduğu, usuli kazanılmış hak kapsamında davacının tespit edilen zararından, icra hukuk mahkemesince borca itiraz davasında davacı yararına hükmedilen ve davacı tarafından tahsil edilen kötüniyet tazminatının indirilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının düzeltilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    İcra mahkemesi, yapacağı veya bilirkişiye yaptıracağı inceleme sonunda inkâr (itiraz) edilen imzanın borçluya ait olmadığına kanaat getirirse itirazın kabulüne karar verir (İİK. m. 170/3, c. 1). İtirazın kabulü kararı ile, borçlu hakkında yapılan takip durur. İtirazın kabulüne karar veren icra mahkemesi, alacaklının kambiyo senedini takibe koymada kötü niyetli ve ağır kusuru bulunduğunu tespit ederse aynı karar ile alacaklıyı kambiyo senedine dayanan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata ve alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder (İİK. m.170/4,c.1).

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/03/2015 gün, 2013/19-1708 esas, 2015/1025 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat icra inkar tazminatı niteliğindedir. Bölge Adliye Mahkemesince davacının belirlenen maddi zararından mahsup edilen ... 4. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/600 esas, 2012/1287 karar sayılı ilamında davacı lehine hükmedilen tazminat, davalının kambiyo senedini takibe koymasındaki kötüniyet ve ağır kusurunun karşılığı olup, İcra ve İflas Kanunu’na ve takip hukukuna özgü, sadece icra prosedürü içerisinde değerlendirilen ve farklı yargılama usulüne tabi, götürü bir tazminat niteliğinde olup gerçek zararı karşılama amacı taşımaz. Şu durumda; davacının haksız hacizden kaynaklanan maddi zararının giderilmesini, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41.(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu`nun 49.) maddesi uyarınca, icra hukukunun prensiplerine bağlı olmaksızın genel hukuk kurallarına, farklı hukuki sebep, kapsam ve niteliğe dayalı olarak talep etmiş olduğu gözetilerek, haksız haciz nedeniyle belirlenen maddi tazminattan, niteliği itibarıyla icra inkar tazminatı olan kötüniyet tazminatının mahsup edilmemesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ:Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacının diğer temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte gösterilen nedenlerle reddine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/2736 Karar : 2018/1742
    Tarih : 25.04.2018

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    Dava, munzam zararın tahsili istemiyle açılmış olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen hükmün, istinaf edilmesi üzerine, mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz olunmuştur.Davacı vekili, müvekkili yüklenicinin davalı ile yapılan 10.04.1997 tarihli sözleşme uyarınca ... Lisesi spor salonu inşaatını üstlendiğini ve üzerine düşen edimleri yerine getirdiği halde davalı idare tarafından zamanında ödeme yapılmadığını, bu sebeple ek sözleşme imzalandığını, şirketin müdürlüğünü yapan ... 'in iş yaptığı kuruma güvenerek, borçlarını ödemek için 2 adet gayrimenkulünü ipotek olarak verdiği bankadan kısım kısım nakit kredi kullandığını, davalının ödeme yapmaması nedeniyle borçlarını ödeyemediğini, kredi kullandığı bankanın ihtarnameyle kredi sözleşmesini feshettiğini, ... 22. İcra Müdürlüğü'nün 2005/1110 ve 1111 Esas sayılı dosyalarında gayrimenkullerin satışının istendiğini, 2006/1111 sayılı dosyada 45.000,00 TL değer biçilen taşınmazın 27.394,00 TL'ye satıldığını, bu satış nedeniyle 17.606,00 TL zarara uğradığını, 2005/1110 sayılı dosyada ise, itirazın iptâline karar verildiğini, ... Varlık Yönetiminin yargılama sırasında alacağı devralması ve ... 2. Aile Mahkemesi'nin 2011/1104 Esas sayılı dosyasında konutun aile konutu olması nedeniyle açılan davada taraflar arasında borcun taksitler halinde ödenmesi karşılığında sulh olunduğunu, 50.000,00 TL borcu karşılık, 119.500,00 TL ödendiğini ve bu dosya nedeniyle de müvekkilinin 69.500,00 TL zarar gördüğünü, ... 12. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/66 Esas sayılı dosyasında açılan davada verilen karar uyarınca Avukat ... 'a da 13.193,00 TL vekâlet ücreti ödemek zorunda kaldığını, karşı taraf vekiline de, 7.500,00 TL ödediğini, icra aşamasında 4.919,00 TL tutarında icra kesintileri oluştuğunu, toplam munzam zararının 112.525,00 TL olup, taraflarına ödenen 32.035,00 TL'nin mahsubuyla 89.040,00 TL'den şimdilik 20.000,00 TL'nin 07.02.2012 tarihinden itibaren temerrüt faiziyle birlikte tahsilini istemiş, 06.12.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 63.095,45 TL'ye yükseltmiştir.Davalı idare vekili ise, sözleşme uyarınca ödemeler yapılırken, faizinin de hesaplandığını, davacının zararın söz konusu olmadığını, illiyet bağının ve zararının ispatlanması gerektiğini, iddiaların tamamen varsayıma dayalı olduğunu, davacının da basiretli bir tacir gibi davranıp özen yükümlülüğüne uymadan hareket etmesi sonucu tüm olumsuzlukları illiyet bağı kurulmaksızın alacağın geç ödenmesine bağladığını, geç ödeme varsa dahi, sözleşme dışı yapılan işlerin dava konusu edilmesi ve yargılamanın uzaması nedeniyle ortaya çıkan gecikmelerden kaynaklandığını, idarenin hiçbir kusuru yada kastının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, alacağın geç ödenmesi nedeniyle davacının uğradığı munzam zarar 63.095,45 TL olarak hesaplanmış ve bu miktar hüküm altına alınmış, alacağın 20.000,00 TL'lik kısmına dava tarihinden kalan 43.085,45 TL'sine ise ıslah tarihinden itibaren faiz uygulanarak davalıdan tahsiline karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, 27. Hukuk Dairesi'nce, ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesi`nin davanın kabulüne dair verilen 13.12.2016 gün ve 2015/98 Esas ve 2016/541 Karar sayılı kararı kaldırılarak, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz olunmuştur.

    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp bir isabetsizlik bulunmaksızın karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

    2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
    Davanın dayanağı sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK'nın 105. maddesi uyarınca açılmış olan munzam zarara ilişkindir. Dava tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 122/1. maddesi de “aşkın zarar” adı altında yapılan düzenleme ile “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” hükmü ile munzam zarar konusunda eski düzenlemeye paralel bir hüküm tesis edilmiştir. TBK'nın yürürlüğünü düzenleyen 6101 sayılı Yasa'da bu konuda bir düzenleme bulunmamakla birlikte, munzam zararla ilgili bir değişiklik söz konusu olmadığından 818 sayılı BK'nın 105. maddesi kapsamında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle bir değerlendirme yapılması gerekir.Munzam zararla ilgili düzenlemelerden önce, maddi olayın izahı ve yargılama aşamasına değinilmekte zaruret bulunmaktadır. Davacı tarafın, davalı iş sahibi idare ile 1997 yılında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında imzalamış olduğu ... Lisesi spor salonu inşaatını üstlendiği ve 2001 yılında işin geçici kabulünün yapıldığı, 05.05.2003 tarihinde ise, yapılan kesin hesaplamalara göre, keşif bedelinin % 30'unun dışında yapılmış bulunan işlerle ilgili ek sözleşme imzalandığı, buna göre ek sözleşmenin ikmali ile birlikte 44.622,19 TL'nin yetkili merciden olumlu görüş alınmasını müteakip yüklenici davacıya ödenmesiyle tarafların sulh olmayı kararlaştırıldığı, buna rağmen, davalının ek sözleşmede kararlaştırılan tutarı tüm yazışmalara karşın ödemediği, bu kez dava sürecinin başlatıldığı ve ... 12. Asliye Huhuk Mahkemesi'nin 2010/66 Esas sayılı dosyada açtığı alacak davasının yapılan yargılama sonucunda 07.12.2012 tarihli ilâmıyla 44.600,00 TL asıl alacak ve 32.035.00, TL faiz olmak üzere toplam 76.635,00 TL`nin davacıya ödendiği, eldeki bu davanın ise, 13.04.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.

    Davacı, temerrüt faizini aşan zararı bulunduğu, çekilen krediler nedeniyle hacizler ve g.menkul satışı nedeniyle munzam zarar isteminde bulunmuş, davalı ise, zararın ispatlanması gerektiğini, esasında illiyet bağının bulunmadığını savunmuştur.Munzam zararla ilgili olarak hukuki tanımı ve kapsamı üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. Yargıtay HGK'nın 10.11.1999 gün ve 13-353/929 sayılı kararında vurgulandığı üzere; Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdünün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Borçlu para borcunun vadesinde ödemediğinde (temerrüt) oluştuğunda sözleşme veya yasada belirlenen “gecikme faizi” ödeme yükümü altına girer. Bu durumda BK'nın 103. maddesi uyarınca alacaklı mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin, en önemlisi borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında,alacaklının uğradığı zararın temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise, davada uygulanması gereken BK'nın 105. maddesi gündeme gelir. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir. BK 105. kaynağı ne olursa olsun, temerrüt faiz yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, nedensiz zenginleşme, kanun, vekaletsiz iş görme olabilir. Bu bağlamda hemen belirtelim ki, munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuki aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK 105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar bu hukuki niteliği ve karakteri itibariyla, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sonuç ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi (BK'nın 105/2) takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemez. Hal böyle olunca, asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek bulunmamaktadır. Ayrı bir dava ile on yıllık zaman aşamı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK`nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir.Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun tümerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asl alacağının varlıını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak, temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.

    Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, “Enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan döviz kuru, mevduat faizi, Hazine bonosu ve devlet tahvili faiz oranlarının sabit yasal ve temerrüt faiz oranlarının çok üstünde gerçekleşmesi, borçlunun yararlanması, alacaklının ise zarara uğraması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle borçlu borcunu süresinde ödememekte, yargı yoluna başvurulduğunda da yargı süresini uzatma gayreti göstermekte; böylece yargı mercilerindeki dava ve takipler çoğalmakta, yargıya güven azalmakta, kendiliğinden hak alma düşüncesi yaygınlaşarak kamu düzeni bozulmakta, kişi ve toplum güvenliği sarsılmaktadır (AYM 1997/34 Esas, 19898/79 Karar, 15.12.1998). Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkanı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğramaktadır (AYM 2008/58 Esas, 2011/37 Karar, 10.2.2011).

    Sonuç olarak, mülkiyet hakkının ihlal edildiği kanaatiyle, sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan bahisle dosya mahalli mahkemesine iade olunmuştur.Dairemizin, uzun süreden beri yerleşik uygulaması ve kararlarında munzam zararın davacı tarafından somut olarak ispatlanması kabul edilmekle birlikte gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkının hukukta korunması görüşü benimsenerek kararların bu yönde oluşması ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı da gözönüne alındığında, genel ispat kuralından ayrılarak, enflasyon baskısı sürdüğü sürece maruf ve meşhur vakıa niteliğinde kabul edilerek alacaklının BK'nın 105/1. maddesi anlatımda munzam zararının varlığını kanıtlama zorunluluğundan vazgeçilmek zorunda kalınmıştır.Esasında Yargıtay'ın muhtelif dairelerinde bu yönde değerlendirme yapılmakta ve munzam zarar kanıtlandığı taktirde hüküm altına alınmaktadır. Az yukarıda açıklanan hususlar, değinilen ilkeler ve görüşler doğrultusunda, davacı taraf alacağının geç ödenmesi nedeniyle kredilerini ödeyemez ve taşınmazlarının icra sonucu satımı ile karşı karşıya kaldığını ileri sürmüş ise de, taşınmazlar şirket müdürü adına kayıtlı ve şirketin mülkiyetinde olduğu anlaşılamadığı gibi, illiyet bağının varlığı da ispatlamamıştır. Ne var ki, az yukarıda açıklandığı üzere, ülkemizde yaşanan ve herkesçe bilinen enflasyon olgusu nedeniyle alacaklıların zararının temerrüt faiziyle karşılanabilmesi Anayasa Mahkemesi'nin son ihlal kararına göre mümkün olamayacağı ve bu karinenin aksi borçlu tarafça ispatlanamadığından, her yıl gerçekleşen enflasyon oranı, mevduat ve devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, döviz kurları ve diğer yatırım araçları ile ilgili belgeler resmi kurumlardan getirtilerek, uzman bilirkişiden rapor alınmak suretiyle, gerçek zararın belirlenmesi gerekmektedir.Bu nedenlerle, bölge adliye mahkemesince yapılacak iş; HMK`nın 266 ve 267. maddeleri uyarınca, konusunda uzman mali müşavirin de bulunduğu bilirkişi heyeti oluşturularak ilgili resmi kuruluşlardan tahsil tarihi ile dava tarihi arasındaki enflasyon verilerini gösteren TEFE-TÜFE-ÜFE oranları, bankalardan faiz oranları ve diğer yatırım araçlarındaki hareketlere ilişkin dökümanlar getirtilerek bilirkişi raporu alınmalı ve davacının zararı olup olmadığı belirlenmeli ve taleple bağlı kalınarak hüküm altına alınmalıdır.Bu hususlar gözetilmeden, hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

    SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin kararının BOZULMASINA, dava dosyasının bölge adliye mahkemesine, kararın bir örneğinin yerel mahkemeye gönderilmesine, 1.630,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay`daki duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 25.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1003 Karar : 2017/15696
    Tarih : 16.10.2017

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    A) Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili, davacının davalı ...'ye ait Tiyatro Müdürlüğü`nde 09/05/2011 yılından itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını, davalı ... tarafından 14/05/2016 tarihinde iş akdinin haklı ve geçerli bir neden bulunmaksızın feshedildiğini belirterek, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleri uyarınca feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine ve işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine karar verilmesini talep etmiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili, davacı ile belirli süreli hizmet sözleşmesi yapıldığını, davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanma hakkının bulunmadığını, tiyatro sezonu için yapılan sözleşme süresi sonunda yapılan denetim neticesinde davacının çalıştığı dönem boyunca hakkında sözlü şikayetlerin bulunduğunu, davacının fazla izin kullanarak işini aksattığını, davalı belediyede küçülmeye gidildiğini, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

    C) İlk derece Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacı ile başlangıçtan itibaren her yeni tiyatro sezonunda ard arda yenilenen belirli süreli hizmet akitlerinin imzalandığı, yapılan iş, işin niteliği, imzalanan sözleşmelerin belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılmayıp sözleşmelerin ard arda her yıl yenilenmiş olması nedeniyle taraflar arasındaki hizmet akdinin belirli süreli olarak nitelendirilemeyip davacının davalı ...'ye ait Tiyatro Müdürlüğü iş yerinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı ve iş güvencesi kapsamında bulunduğu, davalı vekilince cevap dilekçesinde davacının bir taraftan davalı ... de belirli süreli hizmet akdi ile çalıştığı ileri sürülmüşken bir taraftan da davacı hakkında sözlü şikayetlerin bulunduğu, davacının fazla izin kullanarak işini aksattığı, davalı işverenin küçülmeye gittiği iddia edilmiş olup, davalı işveren tarafından ...'ya verilen işten ayrılma bildirgesinde davacının işten ayrılma sebebi belirli süreli iş akdinin sona ermesi 05 kodu ile bildirilmiş, ... Tiyatro Müdürlüğü'nün 19/04/2016 tarihli 925/4 nolu kararında davacının iş akdinin tiyatro sezonunun sona ermesi sebebiyle ... Belediye Tiyatroları Yönetmeliğinin 22. maddesine bağlı olarak sona erdirileceğine karar verildiği belirtilmiş olup davalı işveren fesih bildiriminde ve ...`ya verdiği işten ayrılma bildirgesinde ileri sürdüğü fesih nedeni ile bağlı olup davalı işveren fesih bildiriminin davacıya tebliğ edildiğine dair yazılı delil belge sunmadığı gibi fesih bildiriminde yer alan iddiaları ispat edememiş, Sayıştay incelemesi iddiasının ise davacının iş akdinin 4857 Sayılı Yasa çerçevesinde feshine neden olamayacağından her sezon sonu iş akti askıya alınan ve sezon başında yeni iş akti ile çalışmasına devam eden davacının bu kez iş akdinin aynı gerekçe ile sona erdirilmesine ilişkin davalı Belediyenin fesih gerekçesi yerinde görülmeyip davalı iş yerinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalıştığı anlaşılan davacının iş akdinin geçerli nedenle feshedildiği ispat edilemediği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Karar 05.09.2016 tarihinde yüze karşı tefhim edilmiş ve davalı vekili tarafından 09.09.2016 tarihinden süre tutum dilekçesi ve istinaf yoluna başvuru harcını yatırmış, ancak gerekçeli kararın tebliğine göre gerekçeli istinaf nedenlerini süresi geçtikten sonra sunmuştur.

    D) İstinaf Dairesi Kararı:

    Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonunda, karara karşı davalı vekilinin 8 günlük istinaf başvurusu süresi içerisinde istinaf başvurusunu yapmadığından ve ilk derece mahkemesinin kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı anlaşıldığından başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 352. maddesi gereğince başvuru talebinin reddine karar verilmiştir.

    E) Temyiz:

    Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

    F) Gerekçe

    6100 sayılı HMK.’un 342. maddesinde istinaf yoluna başvurulduğunda, istinaf başvuru nedenleri ve gerekçesinin gösterilmesi gerekir. Ancak aynı madde uyarınca başvuranın kimliği ve imzasıyla, başvurulan kararı yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması durumunda diğer hususlar bulunmasa bile ki uyuşmazlıkta süresinde istinaf nedenleri ve gerekçesi bulunmamaktadır. Reddolunmayıp, 355. madde çerçevesinde gerekli inceleme yapılmalıdır. Anılan 355. maddeye göre ise “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir”. Kanunun 352. maddesinde ise Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf başvuru yolunun ön incelemesi düzenlenmiş ve “Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince dosya üzerinde yapılacak ön inceleme sonunda; incelemenin başka bir dairece yapılması gerektiği, kararın kesin olduğu, başvurunun süresi içinde yapılmadığı, başvuru şartlarının yerine getirilmediği, başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmediği tespit edilen dosyalar hakkında öncelikle gerekli karar verilir. Bu düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. İstinaf yoluna süresinde başvurulmuş, ancak istinaf nedenleri ve gerekçeleri bildirilmemiş ise kamu düzenine aykırılık yönünden inceleme yapılacak, yok ise istinaf sebebi de bildirilmediği gerekçesi ile esastan reddine karar verilecektir. Somut uyuşmazlıkta davalı taraf tefhim edilen kısa karardan sonra süresinde istinaf yoluna başvurmuş, ancak istinaf nedenlerini belirmemiş, süresi geçtikten sonra dilekçe ile belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince 342 ve 355. maddeleri gözden kaçırılarak usulden ret kararı verilmesi usule aykırıdır.

    Diğer taraftan, 4857 sayılı İş Kanunu`nun 20. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan feshedildiğini ileri süren işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde feshin geçersizliği ve işe iade istemi ile dava açması gerekir. Bu süre hak düşürücü süre olup, resen dikkate alınması gerekir. Hak düşürücü süre kamu düzenindendir.

    Dosya içeriğine göre 19.04.2016 düzenleme tarihli bildirim ile “işletme gerekleri ile bir ay önceden bildirilerek 14.05. 2016 tarihi itibari feshedileceği belirtilmiş ve fesih bildirimi posta yolu ile tebliğe çıkarılmış ve tebliğ parçasına göre annesine 22.04.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dava ise 07.06.2016 tarihinde tebliğ tarihine göre bir aylık süre geçtikten sonra açılmıştır. Ancak bu tebliğin usulüne uygun olup, olmadığı, tebliği alan davacı annesinin aynı adreste oturup oturmadığı, davacı ile aynı konutu paylaşıp paylaşmadığı, tebliğin usulüne uygun olup olmadığı araştırılmamıştır. Dolayısı ile davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı kapsamında tebliğin usulüne uygun olup olmadığı, davacıya ne zaman tebliğ edildiği araştırılmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Kamu düzeninden ve resen dikkate alınması gereken hak düşürücü sürenin gözden kaçırılması hatalıdır.

    F) SONUÇ:

    Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten dolayı 6100 sayılı HMK.’un 373. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/30909 Karar : 2017/7476
    Tarih : 3.04.2017

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin herhangi bir geçerli hukuki sebep gösterilmeksizin usulsüz ve sadece sözlü beyan ile feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine, işe iadesi ile boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücret ve diğer hakları ve işe başlatmama tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

    Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini, Birliğin maddi açıdan zor duruma düşmesi ve bu sebeple yönetim kurulu tarafından alınan karar doğrultusunda personel çıkışlarının yapılması gerekliliği doğması gibi durumlar nedeniyle davacının ve davacı ile birlikte toplam 21 personelin işine son verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

    İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

    İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlara dayanılarak, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılmaması ve fesih sebebinin açık ve kesin bir şekilde belirtilmemesinin başlı başına feshin geçerli bir nedene dayanmadığının kabulünü gerektirdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    İstinaf başvurusu :

    İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

    Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :

    Bölge Adliye Mahkemesince, süre tutum dilekçesinde de istinaf kanun yoluna başvuru sebepleri ile gerekçeleri gösterilmediğinden ve ilk derece mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.

    Temyiz başvurusu :

    Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

    Gerekçe:

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 8. maddesinde; "İş mahkemelerince verilen nihaî kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Şu kadar ki, para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararlar hariç, miktar veya değeri üç bin Türk lirasını geçmeyen davalar hakkındaki nihaî kararlar kesindir.

    İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihaî kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.

    Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

    Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca iki ay içinde karara bağlanır.

    (Değişik beşinci fıkra: 24/11/2016-6763/5 md.) Birinci ve üçüncü fıkralardaki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. Parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." hükmü yer almaktadır.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 353. maddesinde, "Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa;

    a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir:

    1)Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması.

    2)İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması.

    3)Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması veyahut mahkemenin bölge adliye mahkemesinin yargı çevresi dışında kalması.

    4)Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması.

    5)Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, merci tayinine karar verilmiş olması.

    6)Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması.

    b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak;

    1)İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine,

    2)Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında,

    3)Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında,

    duruşma yapılmadan karar verilir." hükmü yer alırken,

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 355. maddesinde ise, "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir." hükmü yer almaktadır.

    Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince 21.11.2016 tarihinde verilen kısa karara karşı davalı vekilince 24.11.2016 tarihinde istinaf harçları yatırılarak süre tutum dilekçesi verilmiştir. Gerekçeli karar 13.12.2016 tarihinde davalı vekiline tebliğ edilmiş, gerekçeli istinaf dilekçesi ise 23.12.2016 tarihinde sunulmuştur.

    Bölge Adliye Mahkemesince verilen 07.02.2017 tarihli kararda, gerekçeli istinaf dilekçesinin gerekçeli kararın tebliğinden itibaren en geç 8 gün içerisinde sunulmasının zorunlu olduğu, aksi halde süresi içerisinde verilmeyen dilekçenin dikkate alınamayacağı, istinaf incelemesinin kapsamıyla ilgili olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesinde, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağının, ancak bölge adliye mahkemesinin kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu re'sen gözeteceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla süresinden sonra verilen istinaf dilekçesindeki istinaf sebeplerinin dikkate alınamayacağı gerekçesiyle davalı tarafından Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 352. maddesi gereğince istinaf başvuru dilekçesi verilmediğinden, süre tutum dilekçesinde de istinaf kanun yoluna başvuru sebepleri ile gerekçeleri gösterilmediğinden ve İlk Derece Mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık da bulunmadığından bahisle davalının istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.

    Bölge Adliye Mahkemesi maddi vakıa denetimi bakımından istinaf sebepleri ile bağlıdır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi aynı zamanda hukukilik denetimi de yapmak durumundadır. Hukukilik denetimi bakımından ise istinaf sebepleri ile bağlı değildir.

    Her ne kadar ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararına karşı 8 gün içinde gerekçeli istinaf dilekçesi verilmemiş ise de süresinde süre tutum dilekçesi verilmekle artık hukukilik denetimi yapılması gerekmektedir. Nitekim temyize konu bölge adliye mahkemesi kararında kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunun incelendiği görülmekte, bu yöndeki bir inceleme de hukukilik denetiminin yapıldığını göstermektedir.

    Bu nedenle, başvurunun esastan reddi gerekirken usulden reddi hatalı olduğundan kararın bozulması gerekmiştir.

    Sonuç:

    Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.04.2017 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/35343 Karar : 2016/20173
    Tarih : 17.11.2016

    • HMK 355. Madde

    • İncelemenin Kapsamı

    A) Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili; davalı şirkette 24/09/2013-03/07/2015 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini belirterek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili; davacının iş akdinin, işe devamlılık edinimini gerekli seviyelerde yerine getirmediği için haklı nedenlerle feshedildiğini, davacının fesih bildirimini tebellüğden imtina ettiği için feshin noter ihtarnamesi ile bildirildiğini, çalıştığı süre boyunca tüm hak ve alacaklarının eksiksiz ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

    C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:

    İlk derece mahkemesince toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    D) İstinaf:

    İlk derece mahkemesinin kararına karşı davalı istinaf yoluna başvurmuştur.

    E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:

    Bölge adliye mahkemesince; davalı vekilinin gerekçeli kararın tebliğinden sonra kanun yoluna başvurma nedenlerini belirteceklerini bildirir dilekçe sunduğu, dilekçede gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz sebeplerinin bildirileceğinin belirtildiği, davalı vekiline 12.08.2016 tarihinde gerekçeli kararın tebliğ edilmesine rağmen gerekçeli kanun yoluna başvurma nedenlerini gösterir dilekçenin sunulmadığı, Uyap sisteminde de böyle bir dilekçenin bulunmadığı, istinaf yolu sebepleri ve gerekçeleri belirtilmediğinden HMK’nun 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine bir aykırılık da tespit edilemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin reddine karar verilmiştir.

    F) Temyiz:

    Bölge adliye mahkemesi kararını davalı temyiz etmiştir.

    G) Gerekçe

    Davalının ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf sebeplerini açıkça belirtmeden yalnızca gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçelerini bildireceğini belirtmek suretiyle istinaf yoluna başvurduğu, gerekçeli kararın tebliğinden sonra da gerekçeli dilekçenin sunulmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun bu nedenle reddedildiği, 6100 sayılı HMK’nun 352. ve 355. maddeleri uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.

    H) Sonuç:

    Temyiz olunan kararın, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, 17/11/2016 gününde oybirliği ile karar verildi.