HMK Madde 330



  • Vekâlet Ücretinin Taraf Lehine Hükmedilmesi

    HMK Madde 330

    (1) Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.




  • HMK Madde 330 Gerekçesi

    Taraflardan biri herhangi bir avukatla vekâlet sözleşmesi yaparak, aralarında kararlaştırdıkları ücret karşılığı davada kendisini vekille temsil ettirebilir. Bu sözleşme Borçlar Kanununun genel hükümlerine tâbi olup, karşılığında avukatın aldığı ücret, yargılama gideri olan vekâlet ücretinden farklıdır. Vekâlet ücreti, davada haklı çıkan tarafın davasını vekille takip etmesi durumunda, diğer yargılama giderlerinin dışında, lehine hükmedilen bir tutardır. Bu ücret, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanır ve yargılama giderleri kapsamındadır.

    1086 sayılı Kanunun 424 üncü maddesinde, vekil ile müvekkil arasında yapılan davayı takiple ilgili ücret sözleşmesinin esas ve usulü düzenlenmiş olup, yukarıda da ifade edildiği üzere bu husus Borçlar Kanununun genel hükümleri çerçevesinde çözümleneceğinden, söz konusu maddenin yargılama usulüyle ilgili bu Kanunda yer almasına gerek görülmemiştir.

    Maddede, davayı kazanan taraf kendisini vekille temsil ettirmiş ise onun lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan vekâlet ücretine karar verilmesi hususu düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164 üncü maddesinin son fıkrasında “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.” hükmü, kararın taraflar için oluşturulacağı, onların leh ve aleyhlerine sonuç yaratacağı prensibinin uygulanmasına engel değildir. Avukatlık Kanunundaki bu hüküm, avukat ile müvekkili arasındaki hukukî ilişkide geçerlilik gösterir. Bu düzenlemede geçen ücret ise avukat ile müvekkil arasında yapılan sözleşmeden kaynaklanan avukatlık ücreti olmayıp, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmedilen vekâlet ücretidir. Dolayısıyla bu ücretin, davayı kazanan taraf lehine yargılama gideri kapsamında hükmedilmesi gerekir.



  • HMK 330. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/15576 Karar : 2014/18161
    Tarih : 23.06.2014

    • HMK 330. Madde

    Alacaklı tarafından borçlu aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip yapılmış, alacaklı 26.11.2013 tarihli dilekçesiyle alacağı haricen tahsil ettiğini belirterek borçlunun malları ve maaşı üzerindeki hacizlerin kaldırılması için yazı yazılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

    Alacaklı vekili ise aynı tarihli dilekçesiyle, vekalet ücretinin tahsil edilmediğini, bu sebeple hacizlerin kaldırılmaması gerektiğini ileri sürmüş, icra müdürlüğünce alacaklı vekilinin talebi doğrultusunda alacaklının hacizlerin kaldırılması talebinin reddine karar verilmesi üzerine borçlu tarafından icra müdürlüğü işleminin iptali için şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurulmuş, mahkemece icra müdürlüğü işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle şikayet reddedilmiştir.

    HMK.nun 323/ğ maddesinde avukatlık ücreti, yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Aynı Yasanın 330. maddesinde de yargılama gideri olarak hükmolunan avukatlık ücretinin, ancak yargılamanın tarafları arasında geçerli olacağı belirtilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Yasası`nın 164/ son maddesinde; "dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir" hükmüne yer verilmiş ise de, bu hüküm vekil ile müvekkil arasında çıkacak iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla öngörülmüştür ( HGK. 07.04.2004 Tarih ve 2004/12-213E.-2004/215K. ).

    Yukarıda açıklandığı üzere icra vekalet ücreti, vekil ile asil arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden ve icra vekalet ücreti alacağı, takip konusu alacak kapsamında olup, takip alacaklısı asile ait olduğundan, somut olayda alacaklının alacağın haricen tahsil edildiğine ilişkin beyanı karşısında, vekilin, icra vekalet ücretini tahsili, alacaklı ( müvekkili ) ile arasındaki iç ilişki gereğince çözümlenmelidir.

    O halde mahkemece istemin kabulü ile hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

    Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK`nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2012/3424 Karar : 2014/7624
    Tarih : 10.03.2014

    • HMK 330. Madde

    A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 08.12.2007 tarihinden itibaren pompacı olarak periyotlar halinde 1. gün 08.30-17.00, 2. gün 17.00-10.00 saatleri arasında çalıştığını, 10.00’dan sonra tatil verildiğini, ertesi gün 08.30-21.00 saatleri arasında 17.08.2009 tarihine kadar davalıya ait işyerinde çalıştığını, ulusal bayram ve genel tatillerde 24-24 usulü çalıştığını, sözleşmesinin haksız ve ihbarsız olarak feshedildiğini, hafta sonları çalışıldığını, fazla çalışma yapıldığını, tatil günleri çalışıldığını, net ücretinin 700 TL olduğunu, alacaklar için ihtar çekildiğini fakat ödenmediğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili, fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının belli bir döneme kadar pompa görevlisi, daha sonra saha temizlik görevlisi olarak çalıştığını, kendisine verilen görevleri yerine getirmediğini, savunma alınmak istenmesine rağmen yapmadığını, son brüt ücretinin 720 TL olduğunu, sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, çalışma saatlerine ilişkin iddianın doğru olmadığını, alacakların ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    D) Temyiz: Kararı davacı yasal süresi içerisinde temyiz etmiştir.

    E) Gerekçe:
    1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- Taraflar arasında davacının tespit edilen hizmet süresi konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.

    Davacı vekili müvekkili işçinin 08.12.2007 tarihinde işe başladığını fakat işe girişinin daha sonraki bir tarihte Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirildiğini
    iddia etmiştir. Davalı taraf vekili ise davacı işçinin 27.05.2008 tarihinde işe girdiğini, sunulan işe giriş bildirgesinde davacının imzası olduğunu savunmuştur. Davacı tanıklarından O.; davacının kendisinden önce çalışmaya başlamış olduğunu, 2007 yılında işe girdiğini beyan etmiştir, diğer davacı tanığı ise davacının işe giriş tarihi konusunda beyanda bulunmamıştır. Davalı tanığı M...; kendisinin 2008 yılı Mayıs ayından beri çalıştığını, davacının kendisinden önce çalışmaya başladığını beyan etmiştir. Mahkemece davalı tanığı M...’ın 2008 yılı Mayıs ayında işe başladığı beyanı ve davacının bilirkişi raporuna göre belirlenen süreye itiraz etmemesi gerekçeleri ile davacının 27.05.2008 tarihinde işe başladığının kabul edildiği, Mahkemece kurulan kararın hüküm kısmından ilk bilirkişi raporuna dayanıldığı anlaşılmaktadır. Bu rapora davacı taraf açıkça 14.03.2011 havale tarihli dilekçesi ile itiraz etmiş, itirazında hizmet süresinin hatalı hesaplandığını, işe giriş bildirgesindeki imzanın müvekkilinin eli ürünü olmadığını iddia etmiştir. Davalı tanığı M...’ın beyanına gelince; bu tanık kendisinin 2008 yılı Mayıs ayında çalışmaya başladığında davacının işyerinde çalıştığını beyan ettiğine göre davacının bu tanıktan daha evvel çalışmaya başladığı da açıktır.
    Mahkemece karşılaştırmaya esas şekilde, davacının imzasının bulunabileceği belgeler taraflardan sorulup, ilgili yerlerden celp edilip sahteliği iddia edilen imzanın davacının eli ürünü olup olmadığına yönelik grafoloji uzmanı bir bilirkişiden rapor alınarak oluşacak sonuca göre davacının hizmet süresinin ve usuli kazanılmış haklar nazara alınarak davacının hak ve alacaklarının tespiti gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.

    3- Yargılama giderlerinden sayılan ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 330, Avukatlık Kanunu’nun 169 ve Avukatlık Ücret Tarifesinin 1. maddelerinde düzenlenen, ancak müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı sıkıya bağlı bulunan avukatlık ücretinin; haksız çıkan tarafa yükletilmesi gerekir. Zira haksız davranışta bulunan bir kimsenin, bu haksız davranışının bütün sonuçlarından sorumlu tutulması hukukun genel kurallarındandır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, yargılama giderlerinin haksız çıkan tarafa yükletilmesine ilişkin 326. Maddesi de bu ilkeye dayanmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298. maddeleri uyarınca hükmün taraflara yönelik olarak kurulması gerekir. Kural olarak, davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir. Her iki tarafın kısmen haklı kısmen haksız çıkması durumunda, her iki tarafta vekalet ücretinden sorumlu tutulacak, vekalet ücreti kabul edilen miktara göre davacı yararına, reddedilen miktara göre ise davalı yararına hüküm altına alınacaktır.

    Vekalet ücretinin, her yıl Aralık ayında Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan ve Adalet Bakanlığı tarafından onaylanan Avukatlık Ücret
    Tarifesindeki hükümlere ve oranlara göre belirlenmesi gerekir.

    4667 Sayılı Yasa`nın 77. maddesiyle değişik 1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 164/son maddesinde dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı belirtilmiş ve

    Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3. maddesinde de
    "Yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti ..." biçiminde anılan yasa hükme koşut bir düzenlemeye de yer verilmiştir.

    Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir.
    Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin ve yargılama giderlerine dahil bulunan vekalet ücretinin davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası’ndaki, "vekalet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır.

    Avukatlık (vekalet) ücreti Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 323/I.ğ maddesinde açıkça belirtildiği yargılama giderlerindendir. Vekalet ücreti de, diğer yargılama giderleri gibi müstakil bir varlığı olmayan ve ait olduğu davanın konusunu teşkil eden hak ve alacağa sıkı bir surette bağlı feri haklardandır. Feri hakların sonuçlandırılması ve karara bağlanması, asıl hakkın sonuçlandırılmasına ve karar verilmesine bağlı olacaktır.

    Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi`nin 12. maddesinde,
    "Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Belirlenen bu ücret Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre tespit edilen ücretten az olamaz." hükmü yer almaktadır.

    Buna göre hükmedilecek vekalet ücreti -dava miktarı itibariyle 1.100 TL’nin aşağısında kalmasına rağmen- anılan madde gereği 1100 TL’den az olamayacaktır. Ancak, 30.06.2011 tarihli YD İtiraz No: 2011/321 numaralı kararı ile konusu para ile değerlendirilen davalarda hükmedilecek nispî avukatlık ücretinin Tarifeye göre belirlenen maktu avukatlık ücretinin altında kalması durumunda, hükmedilecek maktu vekalet ücretine de asıl alacağı geçmeyeceği yönünde bir sınırlandırma getirilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden, asıl alacak tutarından fazla maktu vekalet ücretine hükmedilmesi sonucunu doğuracak şekilde asgari sınır getirilmesine yönelik tarife kuralının tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek nispî avukatlık ücretinin, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre tespit edilen ücretten (maktu avukatlık ücreti) az olamayacağına ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi`nin 12. Maddesinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

    Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararı, tarifenin 12. Maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmektedir. Mahkemece verilen yürütmeyi durdurma kararı dikkate alınarak nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

    Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı ( BOZULMASINA ), oybirliği ile karar verildi.



  • DANIŞTAY 2. DAİRE
    Esas: 2014/8783 Karar: 2016/1276
    Tarih: 22.03.2016

    • HMK 330. Madde

    Dava, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/B maddesi kapsamında sözleşmek statüde öğretmen olarak görev yapmakta iken KPSS puanı üstünlüğüne göre kadroya atanan davacının, 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince verilen haklardan yararlandırılması talebiyle yaptığı başvurunun zorunlu hizmet yükümlülüğünden muaf tutulması talebi yönünden zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

    Samsun 1. İdare Mahkemesi'nin 30.01.2013 günlü, E:2012/595, K2013/73 sayılı kararıyla; 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli öğretmen olarak görev yapmakta iken KPSS puanı üstünlüğüne göre kadroya atanan davacının, zorunlu hizmet yükümlülüğünün kaldırılması talebinin reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş; andan karar, Danıştay İkinci Dairesi'nin 27.12.2013 günlü, E:2013/7062, K2013/12358 sayılı kararıyla; davacının zorunlu hizmet yükümlülüğünden muaf tutulmasına olanak tanıyan bir düzenleme olmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

    Bunun üzerine, Samsun 1. İdare Mahkemesi'nin 16.07.2014 günlü, E:2014/963, K2014/976 sayılı kararıyla; davacının doğrudan zorunlu hizmet uygulamasından muaf tutulmasına olanak tanıyan hukuken geçerli bir düzenleme bulunmaması nedeniyle dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

    Davacı; Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmekte ve temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

    İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun temyize konu kararın verildiği tarih itibariyle yürürlükte olan haliyle 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup; davacı tarafından ileri sürülen hususlar mahkeme kararının esasa ilişkin ret hükmünün bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.

    Temyize konu kararın vekalet ücretine ilişkin kısmına gelince;

    2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 31. maddesinin2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 31. maddesinin göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesinde, yargılama giderlerinin, davayı kaybeden tarafa yükleneceği; 330. maddesinde, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin, taraf lehine hükmedileceği; 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu hükme bağlanmıştır.

    Diğer taraftan; 02.11.2011 günlü, 28103 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerin Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 14. maddesinde, "Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir." düzenlemesine yer verilmiştir.

    Kararın verildiği tarihte yürürlükte olan ve 28.12.2013 günlü, 28865 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi' nin 2. maddesinde, tarifelerde yazılı avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin karşılığı olduğu; 3. maddesinde, yargı yerlerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, tarifelerde yazılı miktardan az ve üç katından çok olamayacağı, bu ücretin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi ve niteliğinin göz önünde tutulacağı, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı; 20. maddesinde ise avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı kurak getirilmiştir.

    Dosyanın incelenmesinden; 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamında sözleşmek öğretmen olarak görev yapmakta iken KPSS puanı üstünlüğüne göre kadroya atanan davacının, zorunlu hizmet yükümlülüğünün kaldırılması talebinin reddine dair işlemin iptali istemiyle açtığı davanın; "zorunlu hizmet uygulamasından muaf tutulmasına olanak tanıyan hukuken geçerli bir düzenleme bulunmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği" gerekçesiyle her iki davalı idare için ortak bir sebeple reddedildiği, ancak davalı idareler lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmıştır.

    Bu durumda; yukarıda yer verilen usul kuralları uyarınca, birden fazla davalı idare aleyhine açılan, davalı idarelerce vekille takip edilen ve ortak bir sebebe dayalı olarak reddine karar verilen davada, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmedilmesi gereken tutar üzerinden davalı idareler lehine tek vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, İdare Mahkemesi'nce her bir idare için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır.

    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; davacının temyiz isteminin kısmen reddiyle, Samsun 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 16.07.2014 günlü, E:2014/963, K2014/976 sayılı kararın davanın reddine ilişkin kısmının oyçokluğuyla onanmasına, temyiz isteminin kısmen kabulüyle anılan kararın vekâlet ücretine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun temyize konu kararın verildiği tarih itibariyle yürürlükte olan haliyle 49. maddesinin l/b fıkrası uyarınca oybirliğiyle bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanun'la değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkeme'ye gönderilmesine, tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde Danıştay'a kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 22.03.2016 tarihinde karar verildi.

    KARŞI OY :

    Uyuşmazlık, sözleşmek statüde öğretmen olarak görev yapmakta iken KPSS puanıyla kadroya atanan davacının, 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kadroya atanan ve/veya 06.05.2010 günlü, 27573 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinden önce kadroya atanan öğretmenlere tanınan zorunlu hizmetten muafiyet hakkının kendisine de tanınması isteminin reddine ilişkin işlemden kaynaklanmaktadır.

    06.05.2010 tarih ve 27573 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Millİ Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin;

    "Zorunlu çalışma yükümlülüğü süreleri" başlıklı 27. maddesinde; (1) Türkiye üç hizmet bölgesine ve altı hizmet alanına ayrılmıştır. Bunlardan 4,, 5 ve 6'ncı hizmet alanları öğretmenlerin zorunlu çalışma yükümlülüklerini yerine getirecekleri hizmet alanlarıdır.

    (2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra Bakanlık öğretmen kadrolarında göreve başlayanlar; ... çalışmakla yükümlüdürler."

    "Hizmet puanının hesabında dikkate alınacak hususlar" başlıklı 48'inci maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasında; "657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4'üncü maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi kapsamında sözleşmek öğretmen olarak geçen süreler ... görevin geçirildiği hizmet alanındaki eğitim kurumları için öngörülen hizmet puanından değerlendirilir."

    "Yürürlükten kaldırılan yönetmelik" başlıklı 56'ncı maddesinde; "04.03.2006 tarihli ve 26098 sayılı Resmİ Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır." hükümleri yer almışta.

    Yukarıda yer verilen Yönetmeliğin 27'nci maddesine göre zorunlu hizmeti, 06.05.2010 tarihinden sonra göreve başlayan öğretmenlerin yerine getirmesi gerekmekte olup, bu tarihten önce göreve başlayanların zorunlu hizmet yükümlülüğü yoktur. Önceki Yönetmelik yürürlükten kaldırılmış olup herhangi bir geçiş hükmü de getirilmemiştir.

    Her ne kadar, davalı idarece davacının, 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kadroya atanmadığından bahisle bu KHK ile tanınan haklardan yararlandırılamayacağı öne sürülmekte ise de, sözleşmek statüde öğretmen olarak çalıştırıldığı süre içerisinde temel, hazırlayıcı ve uygulamak eğitimlerle denetime tabi olduğu anlaşılan davacının, yukarıda aktarılan Yönetmeliğin yayımlandığı tarihten önce aynı görevi yürütmesi nedeniyle zorunlu hizmet yükümlülüğünün bulunduğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

    Kaldı ki, Anılan Yönetmelikle hizmet süresinin hesabında sözleşmek statüde geçen öğretmenlik süresinin dikkate alınacağı yönünde düzenleme yapıldığı da açık olup, dava konusu işlemin zorunlu hizmet yükümlülüğünün kaldırılması talebinin reddine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından, Mahkeme kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği görüşü ile çoğunluk kararına katılmıyorum.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/13702 Karar : 2018/7048
    Tarih : 11.07.2018

    • HMK 330. Madde

    Davacı vekili; davalı ...'ın sevk ve idaresindeki aracın 07/09/2013 tarihinde müvekkilinin içinde yolcu olarak bulunduğu kamyonete çarpması neticesinde ağır yaralanarak kalıcı sakatlığa maruz kaldığını, bu kalıcı maluliyet nedeniyle çalışma hayatı ve iktisadi geleceğinin tehlikeye girdiğini beyan ederek kaza sonucu oluşan maluliyetin tespiti ile fazlaya dair her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik iş gücü veya efor kaybı nedeniyle 1.000,00 TL maluliyet kaynaklı maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müteselsilen (... şirketi acısından poliçe limiti dahilinde) tahsili ile davacıya ödenmesini talep etmiştir.

    Davalı ... vekili; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile 9.304,14TL maluliyet kaynaklı maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... ve ... Sigortadan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 3.000,00 TL maluliyet kaynaklı manevi tazminatın olay tarihi olan 07.09.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminatın .... yönünden reddine, dahili davalı ... Hesabına karşı usulüne uygun harcı yatırılarak açılan bir dava olmadığından bu yönde hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle, oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına ve manevi tazminatın takdirinde B.K.nun 47.maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nesafet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasına göre, davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

    2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Davacı vekilince dava dilekçesinde davalı ... yönü ile poliçe limitleri dahilinde sadece maddi tazminat yönünden talepte bulunduğu halde, mahkemece hüküm fıkrasında manevi tazminat talebinin ... ... yönünden reddine karar verilmiş, hüküm fıkrasının 5/2. bendinde de davalı ... lehine manevi tazminat yönü ile vekalet ücretine hükmedilmiş olması doğru değil, kararın bu nedenle bozulması gerekmekte ise de 6100 sayılı HMK geçici 3/2 maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı HUMK 438/7.maddesi gereğince hükmün bu şekli ile düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

    3-Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifesinin 13/1.maddesinde "tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusunun para veya para ile değerlendirilebiliyor olması durumunda avukatlık ücretinin davanın görüldüğü mahkeme için tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7.maddenin ikinci fıkrası, 9.maddenin 1.fıkrasının son cümlesi ile 10.maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) tarifenin 3.kısmına göre belirleneceği, ancak hükmedilen ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği" düzenlenmiştir.

    Mahkemece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/1 ve 10/2. maddeleri uyarınca manevi tazminat yönü ile davalı ... lehine, davacı vekili lehine verilen ücreti geçmeyecek şekilde vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiş olması doğru değil, kararın bu nedenle bozulması gerekmekte ise de 6100 sayılı HMK geçici 3/2 maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı HUMK 438/7.maddesi gereğince hükmün bu şekli ile düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hüküm fıkrasının 1/b bendinde yazılı olan “...manevi tazminatın ... ... yönünden reddine” ibaresinin ve 5/2. bendinin tümden hüküm fıkrasından çıkartılmasına, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 5. bendinden sonra gelmek üzere “Reddedilen manevi tazminat yönünden AAÜT'nin 13/1. maddesi uyarınca hesap ve takdir olunan 1.500,00 TL vekalet ücretinin HMK 330. maddesi gereğince davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine” tümcesinin hüküm fıkrasına eklenmesine ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalı ...'a geri verilmesine 11/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/18463 Karar : 2016/5149
    Tarih : 28.04.2016

    - HMK 330. Madde

    Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir.

    Mahkemece, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmiştir.

    Hükmü, davalılar ..., ... vekili temyiz etmiştir.

    1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre bir kısım davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    2-Paydaşlığın (ortaklığın) giderilmesi davaları iki taraflı, taraflar için benzer sonuçlar doğuran davalar olup, sonuçta kazanan ve kaybeden taraftan söz edilemeyeceğinden yargılama giderleri ve vekalet ücretinin taraflara payları oranında yükletilmesi gerekir.

    Mahkemece paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde satışın nasıl yapılacağının ve satış bedelinin ne şekilde dağıtılacağının hüküm sonucunda gösterilmesi gerekir. HMK'nın 330. maddesi gereğince, vekil ile takip edilen davalardan mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücreti taraf lehine takdir olunur.

    Somut olaya gelince; mahkemece satış bedelinin taraflara payları oranında dağıtılmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de davada yapılan yargılama gideri, harç ve vekalet ücretlerinin taraflardan tapu ve mirasçılık belgesindeki payları oranında alınması karar verildiği halde satış bedelinden masraflar çıktıktan sonra arta kalan paranın tapudaki payları oranında paydaşlar arasında dağıtılmasına karar verilerek infazda tereddüt

    yaratacak şekilde çelişkili hüküm kurulması, satışın nasıl yapılacağının ve taşınmazın satış bedeli üzerinden alınacak harçtan kimlerin hangi oranda sorumlu olacağının gösterilmemiş olması ve vekalet ücretine taraf vekilleri lehine hükmedilmiş olması doğru görülmemiş ise de bu hususlar kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK'nın 438/7 maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca hükmün sonucunun;

    1-Birinci paragrafına "aynen taksimi mümkün olmadığından" ibaresinden sonra gelmek üzere "genel" ibaresinin eklenmesine,

    2-İkinci paragrafına "satış bedelinden masraflar çıktıktan sonra kalan paranın" ibaresinin çıkarılarak yerine "satış bedelinin" ibaresinin eklenmesine,

    3-Dördüncü paragrafına "satış bedeli üzerinden % 011,38 oranında harcın" ibaresinden sonra gelmek üzere "taraflardan tapudaki ve mirasçılık belgesindeki payları oranında alınmasına" ibaresini eklenmesine,

    4-Beşinci paragrafındaki "davacı vekiline verilmesine" ibaresinin çıkarılarak yerine "davacıya verilmesine" ibaresinin eklenmesine,

    5-Altıncı paragrafının "davalı vekiline verilmesine" ibaresinin çıkarılarak "davalılar ... ve ...'a verilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilmesine hükmün DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 28.04.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/758 Karar : 2016/3445
    Tarih : 17.03.2016

    • HMK 330. Madde

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalıların tüm davacı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2-Zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan aylıklardan oluşan Kurum zararının 1479 sayılı Kanunun 63'üncü maddesi uyarınca davalılardan rücûan tazminine yönelik davanın yargılaması sonucunda karar verilirken; istem ve Borçlar Kanununun 50 ve 51'inci maddelerindeki birden fazla kişinin bir zararın oluşumuna sebebiyet vermiş olmaları hali ile muhtelif sebeplerden dolayı aynı zarardan birden ziyade şahsın sorumlu tutulmalarını gerektirir durumlarda, zarar verenlerin herbirinden zararın tümünün tazmini düzenlemesi gereği olan teselsül hükümlerinin gözardı edilmesi sonucu, yazılı şekilde davalılardan ...'nün kusuru dışlanarak hüküm kurulması; usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir

    Ne var ki; bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 6217 sayılı Kanunun 30'uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen Geçici 3'üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 438'inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

    SONUÇ: Hüküm fıkrasının birinci bendinde yer alan “TL.den” ibaresi ile a ve b alt bentleri tümüyle silinerek yerine “TL'nin onay tarihi olan 05.07.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine” ibaresinin yazılmasına;

    Hüküm fıkrasının ikinci bendinde yer alan “1/2'sinin davalılar TEDAŞ, ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, bakiye kısmın TEDAŞ'tan tahsiline” ibaresi silinerek yerine “davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irad kaydına” ibaresinin yazılmasına;

    Hüküm fıkarasının dördüncü bendinde yer alan “HMK 330. maddesi gereğince 1/2'sinin davalılar TEDAŞ, ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın TEDAŞ'tan alınarak davacıya verilmesine” ibaresi silinerek yerine “davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile kendini vekille temsil ettiren davacı Kuruma ödenmesine” ibaresinin yazılmasına;

    Hüküm fıkrasının beşinci bendinde yer alan “1/2'sinin davalılar TEDAŞ, ... ve ...'tan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın TEDAŞ'tan alınarak davacıya verilmesine” ibaresinin silinerek yerine “davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine” ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan alınmasına, 17.03.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.