HMK Madde 320



  • Ön İnceleme ve Tahkikat

    HMK Madde 320

    (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.

    (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.

    (3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.

    (4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır.




  • HMK Madde 320 Gerekçesi

    Yazılı yargılama usulünde, dilekçelerin verilmesi aşamasından sonra, önce ön inceleme, daha sonra tahkikat aşamasına yer verilmiştir. Basit yargılama usulünde de temelde bu aşamalar yer almakla birlikte, yargılamanın daha kısa sürede tamamlanabilmesi için bunlar birbiriyle bağlantılı olarak birlikte düzenlenmiş, işlemler basitleştirilmiş ve süreler daha kısa tutulmuştur.

    Birinci fıkra ile, bazı, basit yargılama usulüne tâbi dava ve işlere dosya üzerinden de karar verilmesi mümkün hâle getirilmiştir. Hatta basit yargılama usulüne tâbi dava ve işler sayılırken bu durum ayrıca bir bentte düzenlenmiştir. Bu sebeple, dilekçelerin verilmesi aşamasından sonra, dilekçeler ve dosyada yer alan deliller yeterli görülüyorsa, ayrıca ön inceleme yapmadan ve duruşma açmadan da karar verilebilir. Bir tereddüt olmaması için, bu husus birinci fıkrada açıkça belirtilmiştir.

    İkinci fıkrada, yazılı yargılama usulünde yer alan ön inceleme aşamasının yerine geçecek olan, ilk duruşmada nelerin yapılacağı belirtilmiştir. Basit yargılama usulünde ilk duruşma, yazılı yargılamadaki ön inceleme aşamasının yerini almıştır. Bu duruşmada, daha önce dosya üzerinden karar verilmemişse, usule ilişkin (dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili) hususlarla hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerine ilişkin hususlarda tarafların dinlenmesi; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti yapılacaktır. Uyuşmazlık konularının tespit edilmesinden sonra hâkim, tarafları sulhe yahut arabuluculuğa teşvik edecek, tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların neler olduğu tutanağa yazılacak ve tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanacaktır. Tahkikat, bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülecektir.

    Üçüncü fıkra, tahkikatın basit yargılama usulünde nasıl yürütüleceğini belirtmektedir. Tahkikat işlemleri kural olarak yazılı yargılama usulüne göre yapılacaktır. Ancak burada bazı önemli farklılıklar kabul edilmiştir. Tahkikatın kısa sürede tamamlanması için tahkikat işlemlerinin ilk oturum hariç iki duruşmada, toplam üç oturumda tamamlanması ilkesi kabul edilmiştir. Duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır. Böylece, hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha çabuk inceleme yapıp sağlıklı bir karar vermesi de mümkün olabilecektir. Bununla birlikte, işin niteliğine göre, hâkimin, bir aydan sonraya oturum günü koyup üçten fazla duruşma yapması da mümkün kılınmıştır. Ancak bu durum istisna olarak kabul edilmiş olup, hâkimin zorunluluklar dışında bu yola başvurmaması için, gerekçesini belirtmesi gerekir. Bu şekilde yazılacak gerekçede de soyut ve genel açıklamalar değil, somut ve olaya uygun vakıalar açıklanmalıdır.

    Basit yargılama usulüne tâbi davaların kısa sürede tamamlanmasını sağlamak ve davayı uzatıcı işlemler konusunda da daha titiz davranılmasını temin etmek amacıyla, dördüncü fıkradaki kural benimsenmiştir. Bu kural gereğince, basit yargılama usulünde, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır. Böylece, en fazla bir kez, dosyanın işlemden kaldırılmasına imkân tanınmış, tekrarı hâlinde davanın açılmamış sayılması kuralı kabul edilmiştir.



  • HMK 320. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2018/3875 Karar : 2018/8051
    Tarih : 5.09.2018

    • HMK 320. Madde

    Davacı, davalı dağıtım şirketinin, düzenlediği faturalar ile kendisinden hukuka aykırı olarak kayıp-kaçak bedeli adı altında fazladan ücret tahsil ettiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere, şimdilik 3.000 TL kayıp/kaçak bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6502 sayılı Kanun'un 68/1. maddesi ile 3.000,00 TL'ye (01.01.2015'den itibaren 3.300,00 TL) kadar olan uyuşmazlıklarda... başvuru zorunlu olup, dava dilekçesinde belirtilen geçici değer 3.000,00 TL olduğundan, davacının ... başvurmadan doğrudan ... dava açamayacağından 6502 Sayılı Kanun'un 68/1. maddesi ve HMK'nın 30, 114/2, 115, 320/1 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davacının sair temyiz itirazları yerinde değildir.

    Uyuşmazlık; davacının, davalı dağıtım şirketinin düzenlediği faturalar ile tahsil etmiş olduğu kayıp-kaçak bedelinin istirdatı talebiyle eldeki kısmi davayı açıp açamayacağı noktasında toplanmaktadır.

    Davacı tarafından; davalı tarafından tahsil edilen kayıp kaçak bedelinin istirdatı talep edilmiş ve dosya kapsamından da talebin bu yöne ilişkin olduğunun anlaşılmasına göre gerekçeli kararda, davacı talebinin davalı bankadan kullanılan konut kredisi için alınan masrafların iadesi talebinin yazılmış olması maddi hataya dayalı olduğu anlaşıldığından bu yön eleştirilmekle yetinilerek bozma nedeni yapılmamıştır.Diğer taraftan; kısmi dava, davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağının tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kesiminin dava edilmesi gerekir.

    Kısmi dava, 6100 sayılı HMK 109. maddesinde tanımlanmıştır. 109/1. fıkrasına göre "Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

    Davacı, talebinin tümü için dava açmak zorunda olmayıp, şimdilik belli bir bölümünü dava konusu yapabilir. Bu bağlamda kural olarak hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya zorlanamaz. (HMK. 24/2)"

    Davacının kısmi dava mı, yoksa tam dava mı açtığı talep neticesinden anlaşılır.

    Davacı alacağının yalnız bir kesimi için dava açtığını bildirmemiş ise, dava tam dava sayılır.

    Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesi zorunlu değildir. Dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının talebinin dava edilenden daha fazla olduğunun ve bunun yalnız bir bölümünün dava edildiğinin açıkça anlaşılması gerekli ve yeterlidir.

    Davacının kısmi dava açabilmesi için, bu davayı açmada korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması şarttır. Hukuki yarar; dava konusuna ilişkin dava şartlarından olup, dava açıldığı anda var olmalıdır.

    Somut olayda; davacı, davalı şirketlerin kayıp-kaçak bedeli adı altında faturalara yansıttıkları bedellerin yasal olmadığını, alacağının dava dilekçesinde belirtilen bedelden daha fazla olduğu halde bu bedellerin faturalardan tam ve kesin şekilde tespit edilemediğini, davalı şirketlerden istenilecek belgeler üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılması halinde alacak miktarının belirleneceğini ve bunun üzerine talebin artırılacağını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 3.000.00 TL istirdadını isteyerek kısmi dava açmış olup, bu davayı açmakta hukuki yararı olduğunun kabulü gerekir. Diğer anlatım ile, davacının alacağı tam olarak davalıların sunacağı belgelerden tespit edilebileceğinden, davacının doğrudan ... başvurarak kısmi dava açmakta hukuki yararı olduğu ve dava konusu talebin ... görev alanında olduğu tartışmasızdır.

    Öyle ise, mahkemece; dava dilekçesi ve duruşma gününün davalıya (taraflara) usule uygun şekilde tebliğ yapılarak, taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek, karar tarihinden sonra yürürlüğe girmiş bulunan 6446 sayılı ...17., geçici 19. ile 20. maddelerinin, somut olaya etkisinin bulunup bulunmadığının yerel mahkemece değerlendirilmek sureti ile davacı ve davalıların delilleri toplanarak varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    2-)Bozma nedenlerine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı tarafın diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK'nun 440/I maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.09.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2018/2764 Karar : 2018/6693
    Tarih : 24.05.2018

    • HMK 320. Madde

    ... İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından ... ve ...’un boşanma kararından sonra ancak kararın kesinleşme tarihinden önce nüfusa tescil edilen çocukları ...’ın velayeti hakkında karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece duruşma açılmaksızın dosya üzerinden velayetin davalılardan anne ...’a bırakımasına karar verilmiştir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/2-b-13. maddesine göre velayetle ilgili davalar bir "çekişmesiz yargı" işidir. Çekişmesiz yargı işlerinde kural olarak "basit yargılama usulü" uygulanır (HMK m. 385/1.) Talep; boşanma kararından sonra nüfusa tescil ettirildiğinden dolayı velayet altında olmayan ...’in velayetinin düzenlenmesine ilişkin olduğuna göre, talebin bir çekişmesiz yargı işi olarak basit yargılama usulüne göre incelenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; velayet davalarının kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alındığında mahkemece basit yargılama usulünde duruşma yapılmaksızın da karar vermeye imkan tanıyan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 320/1. maddesinin uygulanmasında hataya düşülmüştür. Şöyleki; davalıların ortak çocukları olarak nüfus kaydında gözüken ...’in velayetinin düzenlenmesi yönünden, taraflara vakıa ve olguları bildirme ve bunları kanıtlama olanağının tanınması, adil yargılama hakkı"nı da içeren "hukuki dinlenilme hakkı"nın bir gereğidir (HMK m. 27). Öyleyse: açıklanan hususlar gözetilerek, davalılara ... İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün dilekçesi tebliğ olunarak, taraflara cevap verme ve iddiaları doğrultusunda delillerini bildirmeleri için süre verilmesi, gösterdikleri takdirde taraf delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hükmün tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 24.05.2018 (Per.)



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7944 Karar : 2018/439
    Tarih : 16.01.2018

    • HMK 320. Madde

    Dava dilekçesinde, davacı ... vekili, ...'ın TMK`nun 408. maddesi gereği kısıtlanarak vasi tayini istemiş; Mahkemece, duruşma yapılmadan ve kısıtlı adayı dinlenmeden dosya üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 408. maddesi kapsamında vesayet altına alınma istemine ilişkindir.

    6100 sayılı HMK.nun 33. maddesi uyarınca, olayları açıklamak taraflara, hukuki niteleme hakime aittir.

    Vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkindir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 382/2b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanacağı, 317. maddesinde ise, davalıya tebligat yapılması gerektiği düzenlenmiştir.

    Aynı Kanun`un 320-1 maddesinde: “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Mahkemece, bu madde hükmü gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmişse de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki; anılan maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde duruşma açmadan dosya üzerinden karar verilebilir. (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanındığı hallerde dosya üzerinden karar verilebilir. (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet başvurusu gibi) Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.

    Bilindiği üzere HMK.nun Hukuki Dinlenme Hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

    Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.

    Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasa’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK`nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece taraf, dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

    Bu nedenlerle, mahkemece duruşma açılması gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    Diğer yandan, Türk Medeni Kanunu'nun 408. maddesinde, yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her erginin kısıtlanmasını isteyebileceği hükme bağlanmıştır. Dosya kapsamından kısıtlı adayı ...`ın yargılama sırasında dinlenilmediği, kısıtlanmak isteyip istemediğinin sorulmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece kısıtlı adayının dinlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, kısıtlı adayının beyanı alınmadan karar verilmesi de hatalı olmuş, kararının bu sebeple de bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK`nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 16.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/17059 Karar : 2017/18241
    Tarih : 26.12.2017

    • HMK 320. Madde

    Davacı; davalı şirketin elektrik abonesi olduğunu, davalının faturalarda haksız olarak kayıp kaçak, PSH sayaç okuma bedeli, iletim bedeli ve dağıtım bedeli tahsil ettiğini beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL`nin yasal faizi ile birlikte iadesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı, kayıp kaçak bedellerinin tahsilinin yasal zorunluluk olduğunu beyan ederek davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece; 6719 sayılı kanunun 21 .maddesi ile 6446 sayılı yasanın 17. maddesinde yapılan değişiklikle kayıp kaçak bedelinin alınabileceği yasal hale getirilmiş olup, 6719 sayılı yasanın Geçici 20. maddesi uyarınca yasanın açılmış olan davalara da uygulanacağı belirtildiğinden yasa değişikliği nedeni ile davacının davasının reddine karar verilmiş;

    hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp-kaçak vb. bedellerin istirdadı istemine ilişkindir.

    1-Savunma hakkı Anayasada güvence altına alınmış haklardandır. Buna göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. (1982 Anayasası m. 36)

    Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK`nın 27. maddesi hükmüne göre, davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; tarafların yargılama konusunda tam bilgi sahibi olmalarını, açıklama ve ispat hakkını eşit olarak kullanabilmelerini, yargı organlarının tarafların açıklamalarını dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermelerini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda hakim, tarafları dinlemeden, açıklama ve ispat hakkını kullanmaları için onları kanuna uygun biçimde duruşmaya davet etmeden karar veremez.

    Her ne kadar HMK`nın 320/1.maddesinde, basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden karar vereceği belirtilmiş ise de; bunun ancak ön inceleme aşamasında ve mümkün olan hallerde olduğu belirtilerek uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir.

    HMK`nın 137. maddesinde;
    dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, ön incelemede dava şartlarının ve ilk itirazların inceleneceği,
    uyuşmazlık konularını tam olarak belirlenip, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemlerin yapılacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onların sulhe veya arabuluculuğa teşvik edileceği düzenlenmiştir.

    Bu bağlamda, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez.

    Dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olan ön inceleme işlemleri, dava şartları ve ilk itirazlardır.

    Dava şartları ve ilk itirazlarda eksiklik yoksa diğer ön inceleme işlemleri için duruşma açılmalıdır. Dava şartları ve ilk itirazlar dışında ön inceleme işlemlerinin duruşmalı olarak incelenmesi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra gerekli görülmesi halinde tarafların tahkikat için duruşmaya davet edilerek davanın esasına yönelik karar verilmesi gerekir.

    Somut uyuşmazlıkta; mahkemece duruşma gününün verilmediği, ön inceleme için taraflara tebligat çıkarılmadığı, dosya üzerinden karar verildiği görülmektedir. Öncelikle ön inceleme için taraflara tebligat çıkarılarak hüküm tesisi gerekirken ; "Davacının davasının reddine" şeklinde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir .

    Hal böyle olunca mahkemece; ön inceleme işlemlerini yapmak üzere tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi, ön inceleme duruşmasında gerekli usul işlemleri yapıldıktan sonra gerekli görülmesi halinde tahkikat duruşmasına geçilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tüm bu hususlar göz ardı edilmek suretiyle tarafların hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

    2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK`nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/2064 Karar : 2017/5669
    Tarih : 20.06.2017

    • HMK 320. Madde

    Dava dilekçesinde, siteye yönetici atanması istenilmiştir. Mahkemece 27/09/2013 tarihinde takip edilmemesi nedeni ile müracaata bırakılan ve üç aylık yasal süresi içerisinde yenilenmeyen davanın HMK`nın 150 ve 320/4. maddeleri uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, davacının kat maliki bulunduğu siteye yönetici atanması istemine ilişkin olup, mahkemece davanın takipsiz bırakılması ve süresinde yenilenmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Mahkeme duruşma gününü bildiren tebligatın davacıya “muhatabın geçici olarak çarşıya gittiğini, muhattapla çalıştığını beyan eden ehil ve reşit işçisi Abidin Bulut imzasına” tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Tebligatın aynı konutta ikamet etmediği ve davacının çalışanı olmadığı anlaşılan Abidin Bulut`a tebliği usûlsüz olup Tebligat Kanununun 16. maddesine ve Tebligat Tüzüğüne göre geçerli bir tebligat sözkonusu değildir. Duruşma gününün davacı yana usûlune uygun olarak tebliği ile varılacak sonuç çevresinde bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece usulsüz tebligat esas alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi bozma nedenidir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 20/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/18118 Karar : 2017/3948
    Tarih : 4.04.2017

    • HMK 320. Madde

    Davacı, ... Otomotivden 05/01/2012 tarihinde ... Marka 2011 model araç satın aldığını, aracı satın aldıktan sonra 10,000 Km'den sonra araçta paslanmalar oluşmaya başladığını, servise gönderdiklerini, paslı yerlere rötuşlar yapıldığını, ilerleyen zamanlarda paslanmaların artmaya başladığını, 90.000 km`de arka bagaj kısmında, ön motor içinde 4 kapı altında paslanmalar bulunduğunu, paslanmalar için 2 defa servise başvurduğunu birinde rötuş yaptıklarını, ikinci gidişinde aracı boyayacaklarını bildirdiklerini, sıfır olarak aldığı araca boya yapılmasını istemediğini beyan ettiğini ileri sürerek ayıplı olarak kendisine satılan aracın yenisi ile değiştirilmesini veya ödemiş olduğu paranın faizi ile birlikte tarafına iadesini istemiş, yargılama sırasında aracın bedelinin iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı, cevap vermemiştir.

    Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu aracın davalıya iade edilerek bedeli olan 22.372,00 TL`nin iade tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    1-Dava dilekçesinde davalı olarak ... otomotiv-... gösterilmiş, mahkemece, davalı "... otomotiv-..." yazılmak suretiyle dava dilekçesi tebliğ edilmiştir. Davacının dava dilekçesinde ... Otomotiv Tic. Ltd. Şti. yerine, yanılgı nedeniyle davalı olarak ... otomotiv-... şeklinde yazılmış olması maddi hata olarak nitelendirilmelidir. 6100 sayılı kanunun 124/4 maddesinde "dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Bu gibi durumlarda kanun gereği davacıya davayı gerçek hasıma yöneltip, dava dilekçesinin tebliği için mehil verilmesi gerekir. Ancak, mahkemece davalı şirketin ünvanı tam yazılmak suretiyle dava dilekçesi tebliğ edilmemiş, davada yer alması sağlanmamış, bu suretle de savunma hakkı kısıtlanmıştır. Bilindiği üzere, savunma hakkı Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alındığı gibi, karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK.nun 27. maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. HMK.'nın 320/1. maddesinde "mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği" belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve "mümkün olan hallerde" olduğu belirtilmek suretiyle yasanın uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir. HMK'nın 27. maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Hal böyle olunca, davalı ... Otomotiv Tic. Ltd. Şti.`nin yasal adresine usulüne uygun dava dilekçesi tebliğ edilip, taraf teşkili sağlandıktan ve taraf delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

    2-Bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle davalı sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 383,00 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/04/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1241 Karar : 2017/4747
    Tarih : 30.03.2017

    • HMK 320. Madde

    Davacı vekili dava dilekçesinde müvekkilinin ...'nin babası olarak tanınmasına ve soybağının kurularak ilgili birimlere bildirilmesine ve küçüğün velayetinin müvekkiline verilmesini talep etmiş, Mahkemece duruşma açılmadan dosya üzerinden davanın reddine karar verilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 317. maddesinde; davalıya tebligat yapılması gerektiği, 320/1. maddesinde ise; “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Mahkemece, bu madde hükmü gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmişse de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki; anılan maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde duruşma açmadan dosya üzerinden karar verilebilir (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanındığı hallerde dosya üzerinden karar verilebilir (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet başvurusu gibi). Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.

    Bilindiği üzere HMK.nun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

    Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.

    Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK.nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece, davalı taraf dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

    Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde iadesine 30.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/12822 Karar : 2017/4765
    Tarih : 28.03.2017

    • HMK 320. Madde

    Borçlunun meskeniyet iddiasına dayalı haczedilmezlik şikayeti ile icra mahkemesine yaptığı başvuruda, mahkemece, taraflarca takip edilmediği ve yenilenmediğinden bahisle HMK`nun 320/4. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Borçlunun icra mahkemesine başvurusu, İİK'nun 16. maddesi kapsamında şikayet olup, HMK anlamında bir dava değildir. Şikayette yargılama usulü ise İİK`nun 18. maddesindeki hükümlere tâbidir.

    İİK`nun 18. maddesinin 3. fıkrası; “Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir” hükmünü içermektedir.

    Bu durumda, borçlu geçerli bir mazeret bildirmemiş ve duruşmaya gelmemiş olsa dahi, dosyanın işlemden kaldırılmasına ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilemez.

    O halde mahkemece, taraflar gelmeseler bile inceleme yapılarak şikayetin sonuçlandırılması gerekirken, olayda uygulama yeri olmayan HMK`nun 320/4. maddesine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsizdir.

    SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1140 Karar : 2017/3300
    Tarih : 9.03.2017

    • HMK 320. Madde

    Dava dilekçesinde nüfus kayıtlarının düzeltilmesine karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece duruşma açılmadan dosya üzerinden davanın reddine karar verilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 317. maddesinde; davalıya tebligat yapılması gerektiği, 320/1. maddesinde ise; “Mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.” hükmü öngörülmüştür. Mahkemece, bu madde hükmü gözetilerek, dosya üzerinden karar verilmişse de, varılan sonucun maddenin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki; anılan maddeye göre, duruşma yapmadan karar verilebilmesi için, hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla, ancak hukukun cevaz verdiği hallerde duruşma açmadan dosya üzerinden karar verilebilir (Örneğin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları gibi) veya kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanındığı hallerde dosya üzerinden karar verilebilir (Örneğin İİK.nun 17-18. maddelerinde öngörülen şikayet davası gibi). Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği hallerde dosya üzerinden karar verilemez.

    Bilindiği üzere HMK.nun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.

    Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan hüküm verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.

    Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK.nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece, davalı taraf dinlenmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

    Bu nedenlerle, duruşma açılmak suretiyle inceleme yapılması gerekirken, dosya üzerinden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile şimdilik diğer yönleri incelenmeksizin hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,

    09.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/19778 Karar : 2017/841
    Tarih : 9.02.2017

    • HMK 320. Madde

    Davacılar, murisinin aylık primi esas kazancının 1800 USD olduğunun tespitiyle maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde HMK'nın 150/5. Maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

    Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davanın işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren üç aylık yasal süre içinde yenilenmediği anlaşıldığından davanın açılmamış sayılmasına dair karar verilerek, vekalet ücreti konusunda hüküm kurmamıştır

    Karar tarihinde yürürlükte olan 2015 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1. maddesinde “Görevsizlik veya yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, davanın nakline veya davanın açılmamış sayılmasına ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar karar verilmesi durumunda Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur.” hükmü yer almaktadır.

    HMK'nın "Ön İnceleme ve Tahkikat" başlıklı 320. maddesine göre mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilir ise de daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.

    Somut olayda mahkemece, dosyanın işlemden kaldırıldığı 12/05/2015 tarihinden itibaren üç aylık yasal süre içerisinde yenilenmemiş olması nedeniyle HMK 150.Maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına ön inceleme duruşması yapılmadan karar verildiğine göre, 2015 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1. maddesi hükmüne göre maktu ücretin yarısı olan 750,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    Ne var ki bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden, HMK’nın 370/2 maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.

    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın vekalet ücretine ilişkin (5 nolu) yeni bir hüküm fıkrası eklenerek; "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1. maddesi gereğince, yarı oranında maktu vekalet ücretinin (750,00 TL) davacıdan alınarak davalı kuruma ödenmesine," yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA,16.02.2017 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/16515 Karar : 2017/307
    Tarih : 19.01.2017

    • HMK 320. Madde

    Davacı, davalıdan satın aldığı ... aracın bir süre sonra ön camı ile tavan boyalarının kalktığının ortaya çıktığını ileri sürerek, gizli ayıptan dolayı fazla hakları saklı kalarak tamirat giderleri ile değer kaybı zararından şimdilik 1.000 TL.nin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalılar, davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Mahkemece aldırılan ilk bilirkişi raporunda, aracın boya masrafı olarak 2.000 TL harcanacağı ve 5.000 ila 7.000 TL de araçta değer kaybının olacağı açıklanmış, itiraz üzerine aldırılan 2. Bilirkişi raporunda da, ortalama 2.500 TL.değer kaybının olacağı açıklanmış ve bu rapora da davacı tarafça itiraz edilmiştir. Mahkemece, 6502 sayılı kanuna göre, dava değeri bakımından tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu dava şartı olduğundan , davanın 6502 sayılı yasanın 68/1, HMK'nun 114/2,115 ve 320/1 maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmiştir. Ancak 6502 sayılı kanun 28.5.2014 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, dava tarihi ise 31.1.2014 tarihidir. Ayrıca ilk bilirkişi raporu ile 2. bilirkişi raporu da çelişkili olup, mahkemece 2. Bilirkişi raporundaki bedele göre değerlendirme yapılması da doğru değildir. O halde dava tarihi itibariyle uyuşmazlığın çözümünde hakem heyetinin değil Tüketici mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/19770 Karar : 2017/317
    Tarih : 19.01.2017

    • HMK 320. Madde

    Davacı, 06/04/2012 tarihinden itibaren tarım bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, HMK'nun 150. Maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

    Hükmün Feri Müdahil vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dava, zorunlu Bağ-Kur tarım sigortalığının tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, 05.08.2013 tarihnde açılan dava ile ilgili olarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve davalı Kurum fer'i müdahil kabul edilerek lehine vekalet ücretine hükmedilmemiştir.

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 10/9/2014 tarih ve 6552 sayılı kanunun 64. Maddesi ile değişik 7. Maddesinin son fıkrasında “Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dâhi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür” hükmü yer almaktadır.

    Ancak somut olayda dava, 6552 sayılı Kanundan önce 02/04/2014 tarihinde açılmış olup, Kanunun 64. maddesi gereğince davalı Kurumun davanın açıldığı tarihte fer'i müdahilliği söz konusu değildir. Ayrıca dava; hizmet tespiti değil, zorunlu Bağ-Kur tarım sigortalığının tespiti istemine ilişkindir.

    Somut olayda mahkemece, HMK 320/4 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği gözetilerek, kendisini vekille temsil ettiren davalı Kurum lehine Tarifenin 7/1. maddesi hükmüne göre tam maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Ne var ki bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'un 370/2. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.

    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle 28.04.2015 tarihli karara, vekalet ücretine ilişkin (4 nolu) yeni bir hüküm fıkrası eklenerek “Kendisini vekille temsil ettiren davalı Kurum lehine AAÜT m.7 hükmü gereğince 1.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiline” yazılmak suretiyle DÜZELTİLMESİNE, kararın düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, 19.01.2017 gününde oy birliğiyle ile karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/13147 Karar : 2016/6749
    Tarih : 16.11.2016

    • HMK 320. Madde

    Dava, kira alacağının tahsili için haciz ve tahliye istemli olarak başlatılan icra takibine davalı borçlunun itiraz etmemesi üzerine davacı alacaklının tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece dosya üzerinden inceleme yapılarak tahliye davasının kabulüne karar verilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    Uyuşmazlık, 2004 Sayılı İİK.nın 10.babında kiralanan taşınmazların tahliyesini düzenleyen 269 ve devamı maddelerine dayanılarak açılan bir davada 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.nun 320/1 maddesi karşısında tarafların duruşmaya davet edilmeksizin dosya üzerinden karar verilip verilmeyeceği noktasındadır. Bilindiği gibi icra mahkemeleri icra-iflas işleri için kurulmuş, kendine özgü kuralları olan özel bir yargı organıdır. İİK.nın 18.maddesinde icra mahkemesine arz edilen hususlarda basit yargılama usulünün uygulanacağı belirtilmiş, aynı Kanunun 70.maddesinde icra mahkemesinin itirazın kaldırılması hakkındaki talep üzerine iki tarafı davet ettikten sonra 18.madde hükmüne göre karar vereceği düzenlenmiştir. Öte yandan İİK.nın 269/d maddesinin uygulanması gereken maddeler arasında gösterdiği 70.maddesine göre, 18.maddede düzenlenen, aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder hükmü ilamsız tahliye takibinde uygulanmamalıdır. İcra mahkemesinin duruşma yapması zorunludur.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK.nun 320/1 maddesinde düzenlenen mahkeme, mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir hükmü yukarıda açıklanan İİK.nın ilgili maddeleri ile takip hukuku açısından yorumlanmalı ve değerlendirilmelidir. Öncelikle belirtmek gerekir ki anılan maddeye göre duruşma yapmadan karar verilebilmesi için hukuken bunun mümkün olması gerekir. Başka bir anlatımla ancak hukukun cevaz verdiği “ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz vb gibi” veya İİK.nın 17-18 maddelerinde öngörülen şikayet davalarında olduğu gibi Kanunun duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesinde hakime takdir hakkı tanıdığı hallerde dosya üzerinden karar verilebilir. Kanunun açıkça duruşma açılarak yargılama yapılmasını emrettiği durumlarda dosya üzerinden karar verilemez. Bu arada HMK.nun hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27.maddesi, T.C. Anayasası`nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36.maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılama hakkına ilişkin 6.maddesi de dikkate alınmalıdır.

    Yukarıda açıklanan kanun hükümleri ve yasa koyucunun takip ettiği amaç gözetildiğinde daha özel bir kanun olan İİK.daki hükümlerin daha genel bir kanun olan HMK.u ile değiştirildiği söylenemez. Uygulamada da HMK.daki hükümlerin açıkça bir yollama yapmadıkça İİK.da uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Bu nedenlerle yargılamanın duruşma açılmak suretiyle yapılması gerekirken değerlendirmede yanılgıya düşülerek evrak üzerinden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Karar bu nedenle bozulmalıdır.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 16.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/23126 Karar : 2016/18357
    Tarih : 12.10.2016

    • HMK 320. Madde

    Davacı, davalı bankadan aldığı kredi nedeniyle masraf adı altında alınan bedelin iadesi için Battalgazi Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığı`na yapılan başvuru üzerine, yeterli bilgi ve belge bulunmadığından bahisle talebin reddine karar verildiğini ileri sürerek, anılan hakem heyeti kararının iptaliyle, yapılan kesintilerin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, dosya üzerinden karar verilerek davanın kabulüne karar verilmiş; karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına temyiz edilmiştir.

    Savunma hakkı Anayasanın 36.maddesinde güvence altına alındığı gibi, karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK.nun 27.maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. HMK.'nın 320/1.maddesinde "mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği" belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve "mümkün olan hallerde" olduğu belirtilmek suretiyle yasanın uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir. HMK`nın 27.maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Hukuki dinlenilme hakkının usul hukukundaki bir diğer yansıması ise, HMK madde 297/ 1-c bendinde yer almış olup buna göre, mahkemelerin gerekçeli kararlarında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Hal böyle olunca, tarafların hukuki dinlenilme hakkı bağlamında ilk derece mahkemesince duruşma yapılması kural olup, mahkemece tarafların iddia ve savunmalarının toplanarak duruşma açılması ve tarafların açıklamaları dinlenildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dosya üzerinde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirir. Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi`nin (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) 09.03.2016 tarih ve 2016/440 esas 2016/334 karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, 12/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/9055 Karar : 2016/13943
    Tarih : 29.06.2016

    • HMK 320. Madde

    Davacı vekili 18.12.2014 tarihinde teknik servis elemanı ve tedarik sorumlusu olarak davalı işyerinde çalışmaya başlayan davacının iş sözleşmesinin ücretine gelen haciz yazısı gerekçe gösterilerek yılını doldurup kıdem tazminatına hak kazanmasına kısa bir süre kala sözlü feshedildiğini, savunmasının alınmadığını, yazılı fesih bildirimi bulunmadığını belirterek feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine ve diğer kanuni hakların tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı vekili, 11.12.2015 tarihli cevap dilekçesinde davayı kabul ettiğini belirterek ön inceleme duruşmasından önce davayı kabul etmeleri nedeniyle vekalet ücretinin yarısı oranında belirlenmesini talep etmiştir. Sonrasında bila tarihli dilekçe vererek davacının işe davet ihtarına rağmen işe başlamadığını, işe devam etme niyetinde olmayıp tazminat alma peşinde olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, davacı vekilinin mahkemenin 14.01.2016 tarihli ön inceleme duruşmasına mazeret dilekçesi gönderdiği, dosyanın duruşmasının 21.01.2016 tarihine ertelendiği ancak bu duruşmaya da mazeret verdiği, HMK 140/4 maddesi uyarınca Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir.`` hükmü uyarınca ön inceleme duruşmasının ikinci kez ertelenmesinin mümkün olmaması nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    6100 sayılı HMK`nun 139.maddesi hükmüne göre; Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. Çıkarılacak davetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve savunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceğini ayrıca ihtar eder.

    Yine 140.maddesi; Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe (Ek ibare: 07/06/2012-6325 S.K./35.md) veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder. Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh (Ek ibare: 07/06/2012-6325 S.K./35.md) veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir. Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir hükmünü amirdir.

    Somut olayda mahkemenin tarafları ön inceleme duruşmasına davet etmiş olmasına karşın, 14.01.2016 günü yapılan ön inceleme duruşmasına davacı vekilinin mazeret sunduğu mahkemece mazeretinin kabul edilerek duruşmanın bir hafta sonrasına 21.01.2016 tarihine ertelendiği, bu sefer ise hem davacı hem de davalı vekilinin mesleki mazeret sunmalarına karşın mahkemece ön inceleme duruşmasının ikinci kez ertelenmesinin hukuken mümkün olmaması nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Dava dilekçesi davalı tarafa 07.12.2015 te tebliğ edilmiş ve davalı taraf 10.12.2015 tarihinde davayı kabul ettiğini belirtir cevap dilekçesi vermiştir. Feragat ve kabul davayı sonuçlandıran taraf işlemi olup mahkemenin ve karşı tarafın kabulüne de gerek bulunmamaktadır. Ayrıca davalı taraf kabulü ile bağlı olup kabulden rücu edemez. Mahkeme davalının davayı kabul ettikten sonra yaptığı savunmayı da nazara alamaz. (Baki Kuru. Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 22. Baskı 531. sayfa.)

    Oysaki mahkemece 6100 sayılı HMK 139, 140 ve 320. maddelerinin "daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe (Ek ibare: 07/06/2012-6325 S.K./35.md) veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür” düzenlemesi karşısında usulün emredici hükümlerine aykırı olarak davalı tarafın davayı kabul ettiğine dair cevap dilekçesi hakkında bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı gerekçe ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yerinde değildir.

    SONUÇ:Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.06.2016 gününde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.



  • YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/9524 Karar : 2016/9547
    Tarih : 14.06.2016

    • HMK 320. Madde

    ... Bakanlığı ... İl Müdürlüğü dava dilekçesinde; kurumlarına yapılan bir ihbar üzerine, ... ve ....’un oturdukları evde, müdürlüklerine bağlı meslek elemanlarınca yapılan incelemede, adı geçen şahısların oturdukları evi "çöplük" haline getirdiklerini, sağlıksız bir ortamda yaşadıklarının tespit edildiğini,
    kendilerine yapılan hastaneye götürülmeleri yönündeki teklifi kabul etmediklerini,
    müdürlüklerine bağlı kuruluşlara yerleştirilmeleri yönündeki öneriye de olumsuz yanıt verdiklerini,
    adı geçenlerin yeterli düzeyde gelirlerinin mevcut olmadığını, sadece ölüm aylığı ve vakıf yardımlarıyla hayatlarını sürdürdüklerini,
    bunlardan Derya Karakuş'un kısıtlanarak, annesinin velayeti altına konulduğunu ileri sürerek, hastaneden alınacak sağlık kurulu raporu doğrultusunda, adı geçenlerin akıl ve ruh sağlıklarının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılması halinde, öncelikle, anne Nurgül'ün kızı üzerindeki velayetin kaldırılması için ... Asliye Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulmasını,
    daha sonra her ikisinin Türk Medenî Kanununun 432`nci maddesi gereğince korunması amacıyla re’sen gerekli önlemin alınarak, kanunda belirtilen ilgili kurumlara yerleştirilmeleri yönünde karar alınmasını istemiş;

    mahkemece; duruşma açılmaksızın yapılan inceleme sonucu istek reddedilmiştir.

    Dava dilekçesi ekinde sunulan ve sosyal hizmet merkezî müdürlüğü elemanlarınca hazırlanan 18.05.2015 tarihli "Vaka Görüşme Raporunda", haklarında korunmaları amacıyla önlem alınması, talep edilenlerden ....'un 1952, kızı olduğu belirtilen ... ...'un ise 1971 doğumlu oldukları, bunlardan Derya`nın, daha önce "bipolar bozukluk" tanısıyla ...Merkezinde yatarak tedavi gördüğü ve ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/316 Esas 2013/471 Karar sayılı kararıyla kısıtlanarak annesinin velayeti altına konulduğu, her ikisin de herhangi bir gelirlerinin mevcut olmadığı, yaşadıkları evi "çöplük" haline getirdikleri, vücut temizliklerinin aylardır yapılmadığı, sağlıksız bir ortamda yaşadıkları bildirilmiştir.

    Türk Medeni Kanununun 432`nci maddesinde;
    "akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişinin kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması halinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirileceği veya alıkonulabileceği" hükme bağlanmış,
    aynı hükmün devamında
    "Görevlerini yaparlarken, bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlilerinin, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorunda oldukları" belirtilmiştir.

    Aynı Kanunun 436`ncı maddesinde,
    koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasında uygulanacak usul kuralları,

    437`nci maddesinde de yargılama usulü gösterilmiştir.

    Bu yasal düzenlemeye göre; ergin bir kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlanabilmesi için; akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturması, kişisel korunmasının da başka şekilde sağlanamamasının gerçekleşmesi gerekir.

    Ergin kişinin bu madde gereğince, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilebilmesi veya kurumda alıkonulabilmesi için, kısıtlı olması ya da olmaması önem taşımaz.
    Kısıtlı olmamasına rağmen, maddede sayılan sebeplerden biri varsa, toplum için tehlike oluşturan bu kişiler, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için bir kuruma yerleştirilebilir veya kurumda alıkonulabilir.

    Şu halde, ergin kişi kısıtlanmamış olsa bile, şartların varlığı halinde korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlanması yoluna gidilebilir.

    Bu yola gidilebilmesi için Yasada iki temel şart öngörülmüştür.
    Bunlardan birincisi; maddede sayılan hallerin varlığına bağlı olarak ergin kişinin toplum için tehlike oluşturması;
    Diğeri ise; kişisel korunmasının başka türlü sağlanamamasıdır.

    Maddede sayılan hallerin varlığına rağmen ergin kişinin korunması için yasal başka imkanlar varsa, özgürlüğünün kısıtlanmasına karar verilemez.
    Böyle bir durumda vesayet makamı, kişisel korunmasını sağlayacak diğer imkanları kararında gösterir ve özgürlüğün kısıtlanması isteğini bu sebeple reddeder.
    Aksi durumda, kişinin korunması amacıyla, ne için (tedavisi, eğitimi veya ıslahı) olduğunu da belirtmek suretiyle, kuruma yerleştirilmesine veya alıkonulmasına, eş değiyişle özgürlüğünün kısıtlanmasına karar verecektir.

    O halde, sayılan hallerin mevcut olup olmadığı, toplum için tehlike oluşturup oluşturmadığı, oluşturuyor ise, kişinin korunmasının başka türlü sağlanıp sağlanamayacağı, ayrıntılı bir araştırma ve inceleme yapılmasını ve ilgili kişilerin dinlenmesini (TMK. m. 437/...) gerektirir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanununun 320/...’nci maddesine göre, basit usule tabi davalarda taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden karar verilebilmesi için, bunun kanunen mümkün olması gerekir.

    Oysa, ergin kişinin korunması amacıyla özgürlüğünün kısıtlanması, basit yargılama usulüne tabi (TMK. m. 437/...) olmakla birlikte, Türk Medeni Kanununun 436`nci maddesinde gösterilen özel usul kuralları ve 437/.... madde hükmü gözetildiğinde; taraflar davet edilmeden duruşma açılmaksızın karar verilebilecek işlerden değildir.
    Bu bakımdan, taraflar davet edilerek incelemenin duruşmalı yapılması gerekir.

    Öyleyse mahkemece yapılacak iş;
    Tarafları duruşmaya davet etmek, korunması için özgürlüğünün kısıtlanması talep edilenlerin nüfus kayıtlarını dosyaya almak, bunlardan Derya`nın "bibolar bozukluk" sebebiyle medeni haklarının kısıtlandığını ve annesinin velayeti altına konulmuş olduğunu nazara almak, gerekmesi halinde vesayet dosyasını getirtmek, hastalığının toplum için tehlike oluşturup oluşturmadığı konusunda yeniden rapor almak,

    Yaşadıkları evde çöp biriktirmelerine bağlı olarak sağlıksız bir ortamda yaşamaları ve vücut temizliklerini yapmamalarının maddede sözü edilen "serserilik" kapsamında sayılıp sayılamayacağını değerlendirmek;

    Bundan sonra 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu hükümleri de gözetilerek, adı geçenlerin bu Kanunda yer alan "bakıma ve yardıma muhtaç kişiler ile sosyal hizmetlere ihtiyacı olan kişiler" (2828 s. SHK. m.21/...) olarak tespitinin mümkün olup olmadığı ve dolayısıyla bu Kanunda ve Kanunun 21/...’ncİ maddesine dayanılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca çıkarılan "Sosyal ve Ekonomik Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmelik" (........2015 tarihli ve 29284 sayılı R.G.) hükümlerine göre, adı geçenlerin kişisel korunmalarının başka türlü sağlanmasının mümkün olup olmadığını araştırmak ve hasıl olacak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.

    Açıklanan hususlar gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

    Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/12070 Karar : 2016/11570
    Tarih : 13.06.2016

    • HMK 320. Madde

    Davacı erkek tarafından akıl hatalığına TMK m. 165`e dayalı olarak açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sırasında davalı kadının akıl hastası olması nedeni ile kendisine vasi atanmıştır. Ne varki bu aşamadan sonra Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörüldüğü şekilde usulüne uygun bir ön inceleme duruşması gerçekleştirilmemiştir. Mahkemece taraflar usulüne uygun şekilde ön inceleme duruşmasına davet edilip, iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti (HMK m. 320/2), taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar belirlenip, tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen deliller toplanıp bir sonuca ulaşılması gerekirken, eksiklikler giderilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple ( BOZULMASINA ), bozma kapsamına göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/1096 Karar : 2016/13919
    Tarih : 11.05.2016

    • HMK 320. Madde

    Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine başlandığı, örnek 10 ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun, imzaya itiraz ettiği, mahkemece 18.06.2015 tarihli celsede taraflarca takip edilmeyen dosyanın HMK'nun 150. maddesi gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmesinin ardından, 30.09.2015 tarihli duruşmanın da takip edilmemesi nedeni ile bu defa HMK`nun 320/son maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmektedir.

    HMK`nun 150. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; tarafların usulüne uygun şekilde davet edilmiş olmaları koşuluyla dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır.

    7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. ve Tebligat Kanunu`nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri gereğince; vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    HMK'nun 81. maddesi uyarınca vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur. HMK`nun 82. maddesinde ise; istifa eden vekilin vekâlet görevinin, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam edeceği öngörülmüştür.

    Somut olayda, mahkemece 18.06.2015 tarihli duruşmada davacı vekilinin istifa ettiği ve davacıya çıkarılan duruşma davetiyesinin bila tebliğ iade edildiği tutunağa geçirildiği görülmüştür. Vekilin istifa dilekçesinin davacı asile tebliği gerektiğinden HMK'nun 82. maddesinde düzenlenen kanun hükmü yerine getirilmeden HMK`nun 150/1. hükmü uygulanamaz.

    O halde, davacı asilin adresine usulüne uygun olarak vekilin istifa dilekçesi tebliğ edilmeden dosyanın işlemden kaldırılması ve akabinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsizdir.

    SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/4441 Karar : 2015/1338
    Tarih : 4.03.2015

    • HMK 320. Madde

    Davacı, davalı kooperatifin üyesi iken parasal yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle hakkında verilen çıkarma kararına dayanak ihtarnamelerin kendisine tebliğ edilmediğini, borç miktarlarında farklılık olduğundan ihtarnamelerin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, ihraç kararının iptali ile kooperatife üye olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, dava dosyasının müracaata kaldığı tarihten itibaren üç ay içinde taraflarca yenilenmediği ve herhangi bir başvuru yapılmadığı gerekçesiyle, HMK`nın 150/5. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Kararı, davacı temyiz etmiştir.

    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davacının temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    2-Dava, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99/2. maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi olup, kararın verildiği tarihte yürürlükte olan HMK'nın 322/1. madde hükmü yollamasıyla aynı Kanun'un genel hüküm niteliğindeki 150/5. maddesi hükmü ile aynı Kanun'un özel hüküm niteliğindeki 320/son madde hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, sadece genel hüküm niteliğindeki yazılı yargılama usulüne ait HMK'nın 150/5. maddesinin yasal dayanak olarak gösterilmiş olması doğru olmamış ise de hüküm fıkrasında yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK`nın 438/7. maddesi uyarınca hükmün aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.

    Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacının tüm temyiz itirazlarının reddine,
    (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle "HÜKÜM" bölümünün 1. bendindeki "HMK 150/5. maddesi" hüküm fıkrasından çıkarılarak yerine,
    "HMK`nın 150/5 ve 320/son maddeleri" yazılmak suretiyle düzeltilerek ( ONANMASINA ), karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/20086 Karar : 2015/3209
    Tarih : 23.02.2015

    • HMK 320. Madde

    Davacı, yaşlılık aylığına hak kazanacağı yasal şartların hizmet süresi, yaş ve prim ödeme gün sayısı ile birlikte tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, usulden reddine karar vermiştir.

    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,

    Dava, davacının yaşlılık aylığına hak kazanacağı yasal şartların hizmet süresi, yaş ve prim ödeme gün sayısı ile birlikte tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 320’nci maddesi uyarınca dosya üzerinden esasa ilişkin olarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle HMK 115/2 maddesi gereğince usülden reddine karar verilmiştir.

    1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununda; yazılı, sözlü, basit ve seri olmak üzere dört yargılama usulü düzenlenmiş iken 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yazılı ve basit yargılama usulleri düzenlenmiş ve 5510 sayılı Kanununun 101’inci maddesinde, anılan Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde İş Mahkemeleri'nin görevli olduğu belirtilmiş, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 7’nci maddesinde ise, İş Mahkemelerinde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 447’nci maddesindeki diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hallerde bu Kanununun basit yargılama usulü ile ilgili hükümlerinin uygulanacağına ilişkin hüküm karşısında; artık, iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanması gerekecektir.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320/1 maddesine göre "basit yargılama usulüne" tabi davalarda mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilir ise de bunun “mümkün olan hallerde” olduğu belirtilmek suretiyle sınırlı bir alan gösterilmiş ancak "mümkün olan haller "`in neler olduğu madde metninde sayılmamıştır.

    Dosya üzerinden karar verilebilecek "mümkün olan haller" belirlenirken HMK'nın 27.maddesinde yer alan ve hukuk yargılamasında temel ilke olarak kabul edilen "hukuki dinlenilme hakkı" kavramının da gözönünde tutulması zorunludur. Taraflara hukuki dinlenilme hakkı verilmesi Anayasa`nın 36.maddesinde tanımını bulan "hak arama hürriyetinin" gereğidir. Bu hak; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerdiğinden, dosya üzerinden karar verilebilecek hallerin hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmeyecek haller ile sınırlı tutulması doğru olacaktır.

    Öte yandan basit yargılama usulünü düzenleyen HMK'nın 319.maddesinde ise basit yargılama usulüne tabi davalarda, iddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağının ise cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayacağı belirtilmiştir. Bu hususun istisnası ise HMK`nın 149.maddesinde sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar ön inceleme duruşmasına taraflardan birinin gelmemesi, ıslah ve karşı tarafın açık muvafakatıdır. İddianın genişletilmesi; hem talep sonucunu hem de vakıaları içine alır.

    Mahkemece duruşma günü verilerek, tarafların açıklamaları dinlendikten ve iddia ve savunmaları çerçevesinde deliller toplandıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ayrıca davacının dava konusunu değiştirme hakkının bulunduğu gözetilmeksizin tarafların hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek biçimde dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda davanın esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 23/02/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/13091 Karar : 2014/15948
    Tarih : 3.06.2014

    • HMK 320. Madde

    Alacaklı tarafından borçlu şirket aleyhine bonolara dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan icra takibinde, keşideci şirket vekili, usulsüz tebligat şikayeti ile birlikte takip dayanağı bonodaki imzanın şirket yetkilisine ait olmayıp, İ...G... isimli şahsa zorla imzalattırıldığını ileri sürerek borca itiraz ettiği, mahkemece, usulsüz tebligat şikayetinin kabulüne, ancak Menderes 1. Noterliğince düzenlenen ve borçlu şirket yetkilisince İ.G. vekil tayin edildiği, vekalette vekilin borçlandırma yetkisinin olmadığı belirtilmişse de anılan vekaletnameye istinaden söz konusu kişinin bonoyu imzaladığı, dolayısıyla İdris`in yetkisinin olmadığının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanımı olduğundan bahisle borca itirazın reddine karar verildiği görülmektedir.

    Türk Borçlar Kanunu`nun 504.maddesi gereğince vekilin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi için özel yetkiyi haiz olması gerektiği gibi, ticari vekilin böyle bir taahhüt altına girmesi de aynı Kanunun 551.maddesinde özel yetkinin bulunması koşuluna bağlanmıştır.

    Somut olayda takip dayanağı bonodaki imzanın şirket yetkilisi H...G...'ye ait olmayıp İ...G...'ye ait olduğu tarafların kabulündedir. Menderes 1. Noterliğinin 08.08.2011 tarih ve 6898 yevmiye no'lu vekaletnamesi ile şirket yetkilisince İ...G...`ye, üçüncü kişilerle şirket ve iştigal konuları ile ilgili her türlü sözleşme yapma yetkisi verilmiş ise de, kambiyo taahhüdüne ilişkin açıkça bir yetkinin olmadığı görülmektedir.

    Öte yandan takibe konu senedi imzalayan İ.G., verilen vekalete göre TBK`nın 548 ve devamı maddelerinde öngörülen ticari temsilci de değildir. Her ne kadar ticari temsilcinin (yani ticari mümessil) kambiyo taahhüdünde bulunmaya yetkisi varsa da, limited şirketlerde ticari temsilciyi atama yetkisi genel kurula ait olup somut olayda böyle bir durum da söz konusu değildir.

    Diğer taraftan, icra mahkemeleri İİK'nın 18.maddesi delaletiyle 6100 sayılı HMK`nın 316-322. maddeleri arasında düzenlenen basit yargılama usulüne göre yargılama yapar. İcra mahkemelerinin kuruluş amacı, icra organlarınca yürütülen cebri icra yetkisinin, hukuka ve kanuna uygunluğunu, icra ve iflas hukuku çerçevesinde denetlemektir. İcra dairelerinin işlemleriyle ilgili olarak yapılan şikayet ve itirazlara ilişkin uyuşmazlıkları sınırlı ve biçimsel olarak incelemek ve en seri şekilde karara bağlamak icra mahkemelerinin görevidir. Bu nedenle icra mahkemelerinin yargılama yetkileri, genel mahkemelere göre sınırlıdır. Ekseriyetle sadece yazılı belge üzerinden inceleme yaparak uyuşmazlığı çözüme kavuşturmak zorundadırlar. Yetkisi sınırlı icra mahkemesi, sadece itiraz konusu kambiyo senedi ile ilgili imza incelemesi yaptırıp sonucuna göre bir karar vermekle yükümlüdür.

    Bu durumda kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi olmayan vekilin imzaladığı bonodan dolayı borçlu şirket sorumlu tutulamayacağından mahkemece borca itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi isabetsizdir.

    Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2013/16668 Karar : 2014/13473
    Tarih : 2.06.2014

    • HMK 320. Madde

    Dava, ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M... A... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda; yazılı, sözlü, basit ve seri olmak üzere dört yargılama usulü düzenlenmiş iken 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nda yazılı ve basit yargılama usulleri düzenlenmiştir.

    Bir davada hangi yargılama usulünün uygulanacağı uyuşmazlığın niteliği veya davanın görüleceği mahkemeye göre belirlenmektedir.

    Bu bağlamda;
    5510 sayılı Kanunun 101’inci maddesinde, anılan Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesinde İş Mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş,
    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 7’nci maddesinde ise, İş Mahkemelerinde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 447’nci maddesindeki diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hallerde bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümlerinin uygulanacağına ilişkin hüküm karşısında; artık, iş mahkemelerinde basit yargılama usulünün uygulanması gerekecektir.

    Yazılı yargılama usulü 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nda ayrıntılı olarak düzenlenmiş, basit yargılama usulü ise temel özellikleriyle kaleme alınmış, 322/1’inci maddesinde basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanacağı belirtilmiştir. (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammet Özekeş, Medeni Usul Hukuku, 12. Baskı, Ankara 2011, s.586)

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 320’nci maddesinin birinci fıkrasında “mümkün olan hallerde” mahkemenin tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebileceği öngörülmüş, ancak “mümkün olan haller”in neler olduğu madde metninde sayılmamıştır.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun “Hukuki Dinlenilme” başlıklı 27’nci maddesi,
    T.C. Anayasası’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36’ncı maddesi,
    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesi nazara alındığında “bir dava hakkında karar verilirken duruşma yapılması esastır.” Gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve gerekse Yargıtay ve doktrinin kabulü de bu yöndedir.

    Duruşma yapılmasında amaç, tarafların iddia ve savunmalarını yazılı beyanlar dışında bir kez de sözlü olarak hâkime aktarmalarına imkan tanıyarak, hâkime de bu iddia ve savunmalarda açık olmayan, tereddüt oluşturan konularda soru sormasını sağlamaktır.

    Tecrübeler bu uygulamanın uyuşmazlıkların sağlıklı çözümü için büyük önem taşıdığını, taraflar ve hâkimin yüz yüze gelmesinin gerçeğe erişimi kolaylaştırdığını göstermektedir. (Ejder Yılmaz, Geçici Hukuki Himaye Tedbirleri, C1, Ankara 2001, s. 888) (Cenk Akil, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Kasım 2012, s.17).

    Ayrıca, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır.

    Duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilmesi ise istisna olup, ancak bu konuda kanuni dayanak bulunması halinde mümkündür.

    Eş deyişle;
    Ancak hukukun izin verdiği “ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti, İcra ve İflas Kanunu`nun 17 ve 18’inci maddelerinde öngörülen şikâyet davaları” gibi durumlarda dosya üzerinden karar verilebilir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 320/1’inci maddesi hükmünün de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

    Öte yandan; Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hukuk yargılama usulüne önemli bir yenilik olarak “ön inceleme” müessesesini getirmiştir.
    Kanun gerekçesinden “...yargılamanın gecikme sebebi olarak gösterilen, mahkemelerce tam hazırlık yapılmadan tahkikata başlanılmasını” engellemek amacına yönelik olduğu anlaşılan bu müessese ile; tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin dilekçelerin verilmesinin ardından,

    Ancak tahkikat aşamasına geçilmeden önce, ama bu aşamaya hazırlık niteliğinde tarafların sulhe teşviki, delillerin toplanması ve sunulması için gerekli işlemlerin yapılması, tarafların anlaştıkları ya da uyuşmadıkları konuların tespiti ve dava şartları ile ilk itirazların değerlendirilerek sonuca bağlanması ön incelemenin kapsamını oluşturmaktadır. Bu nedenle mahkeme ön inceleme için bir gün tespit ederek taraflara tebliğ edecektir.

    Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda; eldeki davada, ön inceleme ve tahkikata ilişkin duruşma açılmaksızın dosya üzerinde karar verilmiş olması isabetsizdir.

    O hâlde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/607 Karar : 2014/738
    Tarih : 20.01.2014

    • HMK 320. Madde

    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitine, işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, hizmet tespit davasının açılmamış sayılmasına, işçilik davasının feragat nedeniyle reddine karar vermiştir.

    Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mehmet Oktar tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,

    2-Dava, hizmet tespiti ve işçilik alacakları istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davacı tarafça feragat edilen hizmet tespiti davası hakkında açılamamış sayılmasına; işçilik alacağı davasının feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, davalı Kurum lehine yarı oranında maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir.

    Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1. maddesine göre
    “Görevsizlik, yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, davanın nakline veya davanın açılmamış sayılmasına; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce karar verilmesi durumunda, Tarifede yazılı ücretin yansına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonraki aşamada ise tamamına hükmolunur. Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti ikinci kısmın ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. ”

    Tarifenin 7/1. maddesinde ifadesini bulan "delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesi" kavramının 01. 11. 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK`nın basit yargılama usulünü düzenleyen 316-322. maddeleri çerçevesinde nasıl anlaşılması gerektiğinin açıklanması gerekmektedir.

    HMK`nın 318. maddesine göre
    "Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. "

    HMK`nın "Ön İnceleme ve Tahkikat" başlıklı 320. maddesine göre mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilir ise de daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.

    Tahkikat, iki tarafın esas dava hakkında göstereceği bütün iddia ve savunmaların birlikte incelendiği, tarafların gösterdikleri delillerin ileride hükme esas alınmak üzere ispat hukuku kurallarına göre değerlendirildiği aşamadır. Ön inceleme aşamasında veya öncesinde HMK'nın 318. maddesine uygun bir biçimde taraflarca deliller sunulmuş olsa dahi tahkikat aşamasına geçilmediği müddetçe delillerin ispat hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesine de geçilmez. Bu nedenledir ki tahkikat aşamasına geçilmeyen hallerde delillerin sunulmuş olması Tarifenin 7/1. maddesinde ifadesine göre delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesi olarak nitelendirilemez. Tahkikat aşamasına geçilmesi halinde ise delillerin Yasa`nın 318. maddesine uygun bir biçimde ön inceleme aşamasında veya öncesinde yada tahkikat aşamasında sunulması halinde Tarife ile belirlenen ücretin tamamına hükmedilmesi gerekir.

    Yukarıda yer alan hukuki açıklamalar ışığında, mahkemece ön inceleme aşamasında karar verilmesi halinde Tarife ile belirlenen avukatlık ücretinin yarışma, tahkikat aşamasında karar verilmiş ise delillerin tahkikat aşamasında veya daha önce sunulmuş olması koşuluyla Tarife ile belirlenen avukatlık ücretinin tamamına, tahkikat aşamasında karar verilmiş ancak deliller sunulmamış ise yine Tarife ile belirlenen avukatlık ücretinin yarısına hükmedilmesi gerekir.

    Öte yandan, iki tarafın esas dava hakkında göstereceği bütün iddia ve savunmalar birlikte incelenmediği takdirde gerçek anlamda tahkikat aşamasına geçildiği kabul edilemeyeceğinden; ön inceleme duruşmasının sona erdiği belirtilerek usulen tahkikat aşamasına geçilmesi veya ön inceleme ile tahkikat aşamasının birleştirilerek aynı oturumda görülmesi hallerinde dahi avukatlık ücretinin yukarıdaki gibi belirlenmesi gerekir.

    Somut olayda, davanın 06. 01. 2012 tarihinde açıldığı, mahkemece feragat edilen hizmet tespiti davası hakkında açılmamış sayılmasına karar verildiği, yargılamada iki tarafın esas dava hakkında gösterdiği iddia ve savunmaların incelenmesine ve delillerin değerlendirilmesine geçildiği, gerçek anlamda tahkikat aşamasına geçildiği, bu durumda yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde "delillerin toplanmasına ilişkin ara karan gereğinin yerine getirildiği" kabul edilerek Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesine göre Tarife ile belirlenen maktu avukatlık ücretinin tamamına hükmedilmesi gerekirken yazılı biçimde yarıoranında maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı düzeltilerek onanmalıdır.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle karardaki hüküm kısmının (7. ) bendinin silinerek, yerine; "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 1. 320, 00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı Kurum’a ödenmesine, " rakam ve sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ( ONANMASINA ), oybirliğiyle ile karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2017/13-1702 Karar: 2017/869
    Tarih: 26.04.2017

    • HMK 320. Madde

    Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Antalya 2. Tüketici Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.10.2013 gün ve 2013/247 E., 2013/132 K. sayılı kararın davalı ING Bank A.Ş. vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 20.01.2014 gün ve 2014/1356 E., 2014/1227 K. sayılı kararı ile;

    ( ... Davacı, davalı bankadan konut kredisi kullandığını, krediyi alırken kendisinden toplam 2.104,00TL ücret alındığını ileri sürerek, hiç bir hukuki dayanağı olmayan miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, dosya üzerinden karar verilerek davanın kabulüne karar verilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    1.Savunma hakkı Anayasanın 36.maddesinde güvence altına alındığı gibi, karar tarihinde yürürlükte bulunan ...nun 27.maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. HMK.'nın 320/1.maddesinde "mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği" belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve "mümkün olan hallerde" olduğu belirtilmek suretiyle Kanun'un uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir. HMK'nın 27.maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Hukuki dinlenilme hakkının usul hukukundaki bir diğer yansıması ise, madde 297/ 1-c bendinde yer almış olup buna göre, mahkemelerin gerekçeli kararlarında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Hal böyle olunca, tarafların hukuki dinlenilme hakkı bağlamında ilk derece mahkemesince duruşma yapılması kural olup, mahkemece tarafların iddia ve savunmalarının toplanarak duruşma açılması ve tarafların açıklamaları dinlenildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dosya üzerinde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirir.

    1. Bozma nedenine göre, davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir... ),

    Gerekçesi ile hüküm bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    KARAR : Dava; 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanundan kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.

    Davacı konut kredisi kullandığı ve yapılandırdığı sırada davalı Banka tarafından dosya masrafı adı altında haksız tahsilat yapıldığını ileri sürerek 2.104,00 TL'nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı ING Bank A.Ş. vekili yapılan kesintinin hukuka ve sözleşmeye uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece duruşma açılmaksızın dosya üzerinden davanın kabulüne hükmedilmiştir.

    Davalı ING Bank A.Ş. vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

    Yerel Mahkemece yargılamada tarafların yazılı beyanlarının alındığı, bildirilen delillerin toplandığı, davanın niteliği gereği dosyaya sunulan belgeler ve tarafların kabulünde olan masraf tutarları dışında araştırmayı gerektirir başkaca bir hususun söz konusu olmadığı, HMK'nın 320. maddesinde düzenlenen "Mahkeme mümkün olan hallerde, tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinde karar verir" hükmü gereğince dosya üzerinde inceleme yaparak karar verildiği, bu sebeplerle savunma hakkının kısıtlanması ve HMK'nın 27 . maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkının ihlalinin bulunmadığı kanaatiyle önceki kararda direnilmiştir.

    Direnme kararı davalı ING Bank A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketicinin kullandığı kredi sebebiyle masraf adı altında yapılan kesintilerin iadesine dair basit yargılama usulüne tâbi davada mahkemenin dosya üzerinden karar vermesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Gerek mülga 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 23/2. maddesi, gerekse yürürlükte bulunan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 73/4. maddesine göre tüketici mahkemelerinde "basit yargılama usulü"nün ( 6100 Sayılı HMK. m.316 vd. ) uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

    Bu noktada basit yargılama usulünün özellikleri üzerinde durmakta yarar vardır:

    6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı ( m.118-186 ) ve basit ( m.316-322 ) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir. Örneğin, asliye hukuk mahkemelerinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanırken, sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.

    HMK'nın "Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler" başlıklı 316. maddesininHMK'nın "Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler" başlıklı 316. maddesinin ( g ) bendi düzenlemesi uyarınca; "Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler" basit yargılama usulüne tabidir.

    HMK'da yazılı yargılama usulü ayrıntılı olarak düzenlenmiş, basit yargılama usulü ise temel özellikleri ve farklı noktalarıyla belirtilmiş olup, hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne dair hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiştir ( m.322/1 ).

    Basit yargılama usulü daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit ve daha seri bir yargılama usulüdür.

    Basit yargılama usulünde dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçeyle olur ( m.317/1 ). Ancak dava ve cevap dilekçeleri yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir ( m.317/4 ). Burada amaç, basit işlerde avukat tayin edemeyenlere kolaylık ve böyle bir durumda dahi dava ve cevap dilekçelerinin bir düzen içinde mahkemeye verilmesini sağlamak, ayrıca hak kayıplarının önüne geçmektir.

    Basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, mahkeme duruma göre, bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise, bu süre içinde başvurulmak kaydıyla bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir ( m.317/2 ).

    6100 Sayılı HMK'nın 317.maddesinin6100 Sayılı HMK'nın 317.maddesinin 3.fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ( replik ) ve ikinci cevap ( düplik ) dilekçesi verilemez. Bu çerçevede, taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini ( açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek ) bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de, bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar. Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından, birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir.

    Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar ( m.319 ).

    HMK'nın basit yargılama usulünde "Ön inceleme ve tahkikat" başlıklı 320. maddesi uyarınca; Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir, daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.

    Görüldüğü üzere basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön inceleme ve tahkikat işlemleri de basitleştirilmiştir. Bu kapsamda eğer dosya üzerinden karar verilmesi mümkünse ( örneğin, geçici hukuki korumalarda ), taraflar duruşmaya çağrılmadan sadece dilekçe ve delilleri dikkate alınarak karar verilebilir.

    Buna göre; HMK'nın 320. maddesinin açık düzenlemesi karşısında mahkeme, basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde, dava şartları yoksa davayı usulden reddedebilir; ilk itirazlar hakkında ya da dilekçelere eklenen deliller yeterli görülürse davanın esası hakkında karar da verebilir. Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların dilekçelerine ekledikleri ya da ilgili yerlerden getirtilmesini istedikleri delillerin toplanması ile mahkemece tarafların iddia ve savunmaları ile delilleri incelenmiş olacaktır. Bu sebeple ön inceleme duruşması yapılmadan dosya üzerinden, mevcut deliller ile dava şartları ve ilk itirazlardan başka, davanın esası hakkında da karar verilmesi mümkündür. Bu şekilde dosya üzerinden karar verildiğinde, taraflara dava ve cevap dilekçesinin tebliği ile bu dilekçelerinde bildirdikleri deliller toplanmış olacağından, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyecektir.

    Yukarıda açıklandığı üzere, dosya üzerinden karar verilemiyorsa, bu durumda mahkeme ön inceleme yapar. Burada da, mahkeme dava şartları ve ilk itirazların varlığını inceleyerek, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri hakkında tarafları dinler. Bundan sonra hakim, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları; sulh olmamışlarsa anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır ve tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Tahkikat bu tutanağa göre yürütülür ( m.320/2 ).

    Yukarıda belirtilen ön incelemeden sonra mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikatın yürütülmesi için en fazla iki duruşmada yargılamayı tamamlamak zorundadır ve duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır ( m.320/3-c.1 ).

    Basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi sözlü yargılama için ayrı bir kesit öngörülmemiştir; bunun için ayrıca süre verilmez. Hakim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder ( m. 321/1 ).

    Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; mahkemece tensip zaptı düzenlenerek, taraflara delillerini bildirmeleri yönünde ara karar kurulduğu ve davanın taraflarına anılan bu tutanağın tebliğ edildiği, yine davalı bankadan kredi sözleşmesi ve eklerinin istenildiği, tüm bu aşamalardan sonra taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden nihai kararın verildiği anlaşılmaktadır.

    6100 Sayılı HMK'nın 320. maddesinin6100 Sayılı HMK'nın 320. maddesinin 1. fıkrasında "mümkün olan hallerde" taraflar duruşmaya davet edilmeksizin karar verileceği düzenlenmiş olup, mahkemece, re'sen delil toplanmakla, dosyada mevcut delillerin karar verilmesine yeterli görülmediğinin kabulü zorunludur. Bu durumda somut olayda, dosya üzerinden karar verilebilmesi "mümkün olan hal" söz konusu olmadığından, davalıya hukuki dinlenilme hakkı tanınmadan, taraflar duruşmaya davet edilmeksizin karar verilmesi isabetsizdir.

    Hal böyle olunca, somut olay itibariyle duruşma açmadan dosya üzerinden karar verilmesi doğru değildir.

    Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 gün ve E:2013/13-2430, K:2015/1500; 28.01.2015 gün ve E:2013/13-1697, K:2015/790 Sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.

    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında mahkemenin zaten taraflarca delil olarak dayanılmış banka kayıtlarını celp etmesinin re'sen delil toplama olarak değerlendirilemeyeceği, basit yargılama usulüne tabi davalarda asıl olanın duruşma açılmaksızın karar vermek olduğu, somut uyuşmazlığın da dosya üzerinden yapılacak inceleme ile çözümlenmesinin mümkün bulunduğu gözetilerek kararın onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

    Buna göre, yerel mahkeme direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Davalı ING Bank A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 26.04.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2014/21-2371 Karar: 2017/263
    Tarih: 15.02.2017

    • HMK 320. Madde

    Taraflar arasındaki "iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya 2. İş Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 16.04.2013 gün ve 2010/585 E., 2013/289 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 10.10.2013 gün ve 2013/14608 E., 2013/18371 K. sayılı kararı ile;

    (… Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davacı vekilinin 15.04.2013 tarihli mazeret dilekçesinin kabul edilmeyerek davanın (2.) kez takipsiz bırakıldığı gerekçesiyle HMK'nın 320 /4.maddesine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Uyuşmazlık, davacı vekilinin mazeretinin reddine dair ara kararın ve sonucunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanun'un 7.maddesine5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanun'un 7.maddesine göre İş Mahkemelerinde uygulanan şifahi yargılama usulünü düzenleyen 473 vd. maddeleri 6100 Sayılı HMK'nın 450.maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Kanun'un 316/d bendine göre "hizmet ilişkisinden doğan davalara", 316/g maddesine göre de "Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işlere" basit yargılama usulünün uygulanması gerektiğinden eldeki uyuşmazlığa basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği açıktır.

    Basit yargılama usulüne dair kurallar HMK'nın 316-322.maddelerinde düzenlenmiş olup Kanun'un 320/4 maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve Kanun'un 322/1 maddesine göre bu Kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hâllerde, yazılı yargılama usulüne dair hükümler uygulanır.

    HMK'nın 150.maddesineHMK'nın 150.maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

    6100 HMK'nın 30.maddesine "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür" ve HMK'nın 150/2 maddesinde ifade edildiği üzere "geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez".

    Yukarıda yer alan hükümler birlikte değerlendirildiğinde; Anayasa'nın 141/ son ve HMK'nın 30.maddelerine göre "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilke çerçevesinde, davacının duruşmaya katılmama gerekçesi "geçerli bir özür" olarak kabul edilebilir ise yargılamaya devam edilmeli ve dosya işlemden kaldırılmamalıdır.

    Somut olayda, davanın 16.04.2013 tarihinde takipsi z bırakılması sebebiyle birinci defa işlemden kaldırılmasına karar verildiği, davacı vekilinin 15.04.2013 tarihinde sunduğu mazeret dilekçesi ile Adana 4.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/218 Esas sayılı dava dosyasının karar duruşması yapılacağından eldeki davada yapılacak 16.04.2013 tarihli duruşmaya katılamayacağını belirterek Kurum işlemlerinin sonucunun beklenmesini ve mazeretinin kabulüyle duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesini talep ettiği, dilekçe ekinde yeni duruşma gününün tebliği için posta pulu ile Adana 4.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/218 Esas sayılı dava dosyasında 16.04.2013 günü saat 09:00 da duruşma yapılacağına dair tebligat fotokopisini sunduğu anlaşılmaktadır.

    Öncelikle davacı vekilinin mazeret dilekçesinde duruşmaya katılmama gerekçesi yer aldığı gibi mazeret dilekçesi ekinde yeni duruşma gününün tebliği için gerekli masrafın da sunulduğu anlaşılmaktadır. Dava maddi ve manevi tazminat istemine dair olup davacı tarafın davanın sürüncemede kalmasında kural olarak menfaati bulunmamaktadır.

    Mahkemece davacı vekiline 20.11.2012 tarihli duruşmada mazeretinin son kez kabul edildiğine dair bildirimde bulunulmuş ise de daha sonra dile getirilecek mazeretlerin haklı olup olmadığı bu aşamada bilinemeyeceğinden, sunulacak mazeretlerin reddedileceğine dair ara karar kurulması doğru değildir.

    Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında davacı vekilinin 15.04.2013 tarihli mazeret dilekçesinin "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması" biçiminde açıklanan temel ilkeye aykırı ve kötüniyetli bir davranış olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin geçerli bir özrü bulunmasına karşın yetersiz gerekçe ile mazeret dilekçesinin reddi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...),

    Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    KARAR : Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

    Davacı vekili müvekkilinin davalılara ait inşaatta çalışırken 18.06.2004 tarihinde kafasına aldığı darbe sonucunda hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını ileri sürerek, 5.000-TL maddi ve 5.000- TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilsen tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı ... davacının yaralanmasına sebep olan kazayı geçirdiği sırada kendi işçisi olmadığını, davacının kaza tarihinden 3-4 gün önce istemi üzerine işine son verildiğini, ücretinin kalan kısmını almak için geldiği sırada kaza geçirdiğini belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

    Davalı ... kendisinin asıl işverenin işçisi olarak çalıştığını husumetin kendisine yöneltilemeyeceği ayrıca davacının kardeşiyle şakalaştığı sırada yük asansöründen yere düştüğünü, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurlu olduğunu ifade etmiştir.

    Mahkemece 21.02.2013 tarihli celsede dosyanın HMK. 150. madde gereği işlemden kaldırılmasına karar verildiği ve 16.04.2013 tarihli duruşmanın takip edilmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Yerel mahkemece verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

    Mahkemece; önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

    Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; basit yargılama usulünün uygulandığı İş Mahkemelerinde davacı vekilinin 15.04.2013 tarihli mazeret dilekçesinin kabul edilmemesi sonucu 6100 Sayılı HMK'nın 320. maddesinin 4. bendi 4. bendi gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Bilindiği üzere hukuk yargılamasına dair kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı bulurlar. Aksi halde, araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır.

    Bu sebeple geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen usul kuralları, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.

    Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, mahkemece davacı vekilinin 16.04.2013 tarihli oturuma, aynı gün başka mahkemedeki duruşması sebebiyle katılamayacağı yönünde vermiş olduğu 15.04.2013 tarihli mazeret dilekçesinin davanın gereksiz yere uzatıldığı gerekçesiyle reddine ve davanın 320. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Ne var ki, davacı vekilinin 15.04.2013 tarihli mazeret dilekçesinde Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşması olması sebebiyle katılamayacağını ve mazeretinin kabulüyle duruşmanın ileri bir tarihe ertelenmesini talep ettiği, mahkemece kabul edilmeyen söz konusu mazeretin haklı bir mazeret olduğu ve özellikle davanın niteliği gereği davacı tarafın davayı uzatmakta hukuki yararı bulunmadığı gibi, söz konusu iş kazası dosyalarında davacının maluliyetinin belirlenmesinin öncelikli olması sebebiyle mazeretin kabul edilmesi gerekli iken, mazeretin reddine dair verilen kararın usul kurallarının ruhuna ve özüne uygun düşmediği açıktır.

    O halde, dosyadaki tutanak ve kayıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken, davacı vekilinin mazeret talebinin reddi ile davanın açılmamış sayılmasına dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2015/13-1697 Karar: 2015/790
    Tarih: 28.01.2015

    • HMK 320. Madde

    Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya (1.) Tüketici Mahkemesi'nce davanın kısmen kabulüne dair verilen 31.10.2012 gün ve 2012/291 Esas, 2012/480 Karar sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 19.03.2013 gün ve 2013/5345 Esas, 2013/6980 Karar sayılı ilamı ile;

    (... Davacı, davalı bankadan konut kredisi kullandığını, kendisinden farklı isimler altında haksız yere ücret alındığını belirterek, 2.666,34 TL bedelin kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, HMK'nın 320.maddesi uyarınca dosya üzerinden karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    1-Savunma hakkı Anayasanın 36.maddesinde güvence altına alındığı gibi, karar tarihinde yürürlükte bulunan 27.maddesi hükmüne göre de, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, başka bir anlatımla, davalıya savunma hakkını kullanma olanağı verilmeden hüküm kurulamaz. HMK'nın 320/1.maddesinde "mahkeme mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar vereceği" belirtilmişse de bunun ancak ön inceleme aşamasında ve "mümkün olan hallerde" olduğu belirtilmek suretiyle yasanın uygulama alanı dar bir çerçeve ile belirlenmiştir. HMK'nın 27.maddesinde belirtildiği üzere davanın taraflarının, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakları mevcut olup, bu hak çerçevesinde tarafların açıklama ve ispat hakkını kullanabilmeleri gerekmektedir. Hukuki dinlenilme hakkının usul hukukundaki bir diğer yansıması ise, madde 297/ 1-c bendinde yer almış olup buna göre, mahkemelerin gerekçeli kararlarında, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ile sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Hal böyle olunca, tarafların hukuki dinlenilme hakkı bağlamında ilk derece mahkemesince duruşma yapılması kural olup, mahkemece tarafların iddia ve savunmalarının toplanarak duruşma açılması ve tarafların açıklamaları dinlenildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dosya üzerinde karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirir.

    2-Bozma nedenine göre, davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir...),

    Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    Sonuç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. Maddesi gereğince bozulmasına, bozma nedenine göre davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 28.01.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.