HMK Madde 302



  • İlamın Alınması, Kesinleşme Kaydı ve Harçlar

    HMK Madde 302

    (1) Taraflar, harcının ödenmiş olup olmamasına bakılmaksızın ilamı her zaman alabilirler.

    (2) Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.

    (3) 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu dâhil, diğer kanunların bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.

    (4) Hükmün kesinleştiği, ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hâkim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir.

    (5) (Ek: 20/7/2017-7035/27 md.) Kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimler de ilk derece mahkemesince yapılır.




  • HMK Madde 302 Madde Gerekçesi

    Bu madde ile, taraflarca ilâmın alınması ve kesinleşme şerhinin ne suretle verileceği hususları düzenlenmiştir.

    Buna göre, ilâmı almak isteyen taraf, karar ve ilâm harcının tamamını değil, hüküm sonucunda kendisine yüklenmiş olan kısmını ödemek durumundadır. Taraflardan birinin kendisine yüklenmemiş olan harcı ödemeye zorlanması doğru görülmemiştir. Bu düzenleme hakkaniyete uygun düşmektedir. Aslında karar ve ilâm harcı süresinde ödenmediği takdirde kanunî yoldan tahsili her zaman mümkündür. Bu açıdan diğer tarafın, ödemekle yükümlü olduğu harcın tahsil edilmemiş olması, ilâmın verilmesine engel oluşturmayacaktır.

    Son fıkra hükmü, kesinleşme şerhinin nasıl verileceği prosedürünü düzenlemektedir.



  • HMK 302. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/3778 Karar : 2018/5298
    Tarih : 5.07.2018

    • HMK 302. Madde

    Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 302/5 ve 373. maddeleri uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 05/07/2018 gününde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/3988 Karar : 2018/11818
    Tarih : 4.07.2018

    • HMK 302. Madde

    Karar düzeltme dilekçesinde yazılı nedenler HUMK'nun 440. maddesinde gösterilen dört halden hiçbirine uymamaktadır. Bu nedenle, 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollamasıyla karar düzeltme isteklerinin REDDİNE, HUMK'nun 442/3. maddesi ve 4421 sayılı Yasa gereğince takdiren 310,00.-TL para cezası ve 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca bakiye 9.40.-TL karar düzeltme harcının davalı ... 'dan alınmasına, 04.07.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    -K A R Ş I O Y Y A Z I S I-

    Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davanın kabulüne ilişkin karar, yargıtay denetiminden geçerek 22.03.2010 tarihinde kesinleşmiştir.

    Keşinleşen hükmün tavzihi talebi, 20.06.2011 tarihinde kabul edilmiş, davacıların temyizi üzerine, "tavzih talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir." gerekçesiyle bozulması üzerine, bu kez mahkemece , "tavzih talebinin reddine,... tarafların yokluğunda verilen kararın tebliğinden itibaren 1 ay içinde temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi" yönündeki 04.10.2016 günlü ek karar davalıya 17.02.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, 17.03.2017 tarihinde davalı tarafça ek karar temyiz edilmiştir.

    Ek kararın temyizi üzerine, Dairece, " Hüküm davalı ... vekiline 17.02.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi ise 17.03.2017 tarihinde verilmiştir. Bu durumda, 15 günlük temyiz süresi geçmiş bulunduğundan 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 432/4 maddesi ve Yüksek Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 01.06.1990 tarih ve 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süreden reddine" karar verilmiştir.

    Dairenin 25.04.2017 gün, 2017/1866 Esas, 2017/2142 karar sayılı, "Temyiz dilekçesinin süreden reddine" ilişkin kararı davalı tarafça, " Anayasanın 40/2, HMK'nun 292,, 298, 299, 301, 302 maddelerine aykırı olarak, kararda, tarafların TC numaralarının yazılmadığı, temyiz süresi 1(bir) ay olarak belirtilerek tarafların yanıltıldığı, kanun yoluna başvurulma şekli ve başvurulmadığında hükmün kesinleşeceği hususlarının gösterilmediği" gerekçeleriyle daire kararının kaldırılarak esas yönünden mahkamenin ek kararının temyizen incelenerek bozulması talep edilmiştir.

    Uyuşmazlık, davalıların temyizinin süresinde olup olmadığına ilişkindir.

    Bilindiği üzere; 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi, " 1- Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici, 2nci maddesi uyarınca Resmi Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki uygulanmasına devam olunur. 2- Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kununun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454'üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olnur. 3- Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir

    1086 sayılı HUMK'nun, temyiz süresi, usulü ve tebliğ şeklini düzenleyen 432. maddesine göre, asliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi onbeş gündür. Bu süre usulen taraflardan herbirine tebliğ ile başlar.

    Yine, anılan kanunun, kararın kapsadığı hususları düzenleyen, 388/4 maddesi ile aynı yönde düzeleme getiren 6100 sayılı HMK'nun 297/1-ç maddesinde , "... varsa kanun yolları ve süresini" demek suretiyle, hakime kanun yolu ve süresini taraflara bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.

    Anayasa Mahkemesi 26.06.2014 gün, 2012/855 sayılı kararında; usul hükümlerine göre mahkeme kararlarının hüküm kısmında, kanun yolu ve süresinin belirtilmesi gerekliliğini, davada uygulanan yargılama usulü ile verilen karara karşı kanun yolları bakımından tarafların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayarak, tarafların kararlara karşı temyiz haklarını zamanında ve usulüne uyguın olarak kullanmalarına hizmet ettiği belirtilmiştir.

    Somut olayda, davanın kabulüne ilişkin Yargıtay denetiminden geçerek 22.03.2010 tarihinde keşinleşen hükmün tavzihi talebi, 20.06.2011 tarihinde kabul edilmiş, davacıların temyizi üzerine, Dairece, "tavzih talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir." gerekçesiyle bozulması üzerine, bu kez mahkemece , "tavzih talebinin reddine,... tarafların yokluğunda verilen kararın tebliğinden itibaren 1 ay içinde temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi" yönündeki 04.10.2016 günlü ek karar, davalıya 17.02.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, 17.03.2017 tarihinde davalı tarafça ek karar temyiz edilmiştir.

    Açıklanan olgular ve anılan yasal düzenlemelere göre, temyiz incelemesinde 1086 sayılı HUMK'nun uygulanması gerektiği, asliye mahkemesi kararlarının temyiz süresinin tebliğden itibaren onbeş (15) gün olduğu açıktır.

    Ne varki; asliye hukuk mahkemesi, kararında, temyiz süresi " 15 gün " olmasına rağmen

    "1 ay" olarak belirlemiş, bu hüküm kararı temyiz eden davalılar vekiline 17.02.2017 tebliğ edilmiş, mahkemenin belirlediği 1 aylık süre içinde 17.03.2017 tarihinde karar temyiz edilmiştir.

    Somut uyuşmazlıkta, kanun yolu başvurusunda, mahkemece hatalı belirlenen sürenin mi, kanunda belirlenen sürenin mi uygulanması gerektiği, mahkeme kararında belirtilen sürenin kabul edilmemesi halinde adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediğinin incelenmesi gerekir.

    Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, yine taraf olduğumuz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde de, herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmış olup, bu madde kapsamında, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır.

    Yasal düzenlemeler ve belirtilen olgular ışığında değerlendirildiğinde; davalı, mahkemenin kararında belirtilen süreye uyarak, bu süre içinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Hakim, uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit edip uygulamakla yükülüdür (1086 sayılı HUMK.m.76, 6100 sayılı HMK 33. maddesi). Mahkemenin, kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü göz önüne alındığında, mahkeme tarafından kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi sonucu davanın taraflarının kanun yolu başvuru talebinin süreden reddedilmesi, hatanın tüm sonuçlarının davanın taraflarına yüklenmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında adalete erişim hakkının sınırlandırılmasıdır.

    Bu gibi hallerde, usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması, mahkemenin kanun yolu ve süresini hatalı belirlemesi halinde, kararda belirtilen süreye uyularak yapılan kanun yolu başvurusunun, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında süresinde yapıldığının kabül edilmesi gerektiği ve karar düzeltme talebinin kabulüyle, temyiz başvurusu süresinde kabul edilerek, temyiz incelemesinin yapılması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, çoğunluğun kararına katılamıyoruz



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/8004 Karar : 2017/6428
    Tarih : 14.07.2017

    • HMK 302. Madde

    Temyiz incelemesi yapılabilmesi için;

    ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.05.2017 gün ve 2014/289 2017/194 sayılı kararın taraflara tebliğ edilip kesinleşme şerhi verilmeden gönderildiği anlaşılmaktadır.

    6100 sayılı HMK’nın 22/2. maddesinde
    " İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.

    Yargı yeri belirlenebilmesi için, her iki kararın da temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olması gerektiğinden öncelikle, anılan yetkisizlik kararının mahkemesince taraflara tebliği sağlanmalı, temyiz edilmesi halinde dosyanın Yargıtay ilgili hukuk dairesine, temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde kesinleşme şerhi verildikten sonra yargı yeri belirlenmesi için Daireye gönderilmesi,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. maddesi ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine 14/07/2017 günü oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/361 Karar : 2017/6122
    Tarih : 3.07.2017

    - HMK 302. Madde

    Temyiz incelemesi yapılabilmesi için;

    Çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanı kapsayan en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile 1985-1990 yıllarına ait hava fotoğrafları bulunduğu yerlerden getirtildikten sonra; dava dosyasının hükme esas alınan raporları düzenleyen fen ve ... bilirkişilerine tevdi ile memleket hariası ve hava fotoğrafları ölçekleri kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafları ölçeğine bilgisayar ortamında (... veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra, bu haritalar komşu ve yakın komşu parselleri de gösterecek şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın fen bilirkişi raporunda gödterilen her bir bölümünün niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf dınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının ayrı ayrı açıklandığı müşterek imzalı, açıklamalı ve krokili ek rapor alınarak, bu dosya içine konulması,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddeleri uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE 03/07/2017 günü oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7166 Karar : 2017/5539
    Tarih : 19.06.2017

    • HMK 302. Madde

    Temyiz incelemesinin yapılabilmesi için;

    Mahkemece taraflar arasındaki dava nedeniyle yapılan yargılama sonunda dosya 11.09.2015 tarihinde karara çıkmış, 6360 sayılı Büyükşehir Belediyesi kapsamına alınan iller Kanunu ise karar tarihinden önce 30.03.2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Mahkeme kararı ... Belediye Başkanlığına 19 Ekim 2015 tarihinde tebliği edilmişse de kararın tebliği tarihinde 6360 sayılı Kanun nedeniyle sadece ilçe belediye başkanlığının davada temsil sıfatı yoktur. Kararın Büyükşehir Belediye Başkanlığına da tebliği gerekir.

    Bu nedenle mahkemenin 11.09.2015 gün ve 2015/221 E. 2015/79 sayılı kararı ile Dairenin 05.04.2017 gün ve 2015/14039 E. -2017/2853 K. sayılı onama kararının ... Büyükşehir Belediye Başkanlığına ayrı tebliğ edilerek tebliğat parçalarının dosyaya konulması yasal temyiz ve karar düzeltme sürelerinin beklenmesi,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. maddesi ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE 19/06/2017 günü oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/107 Karar : 2017/5577
    Tarih : 19.06.2017

    - HMK 302. Madde

    Temyiz incelemesi yapılabilmesi için,

    Çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanı kapsayan 1985-1990 yıllarına ait hava fotoğrafları bulunduğu yerlerden getirtildikten sonra; dava dosyasının hükme esas alınan raporları düzenleyen fen ve ... bilirkişilerine tevdi ile hava fotoğrafları ölçekleri kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ölçeğine bilgisayar ortamında (... veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra, bu haritalar komşu ve yakın komşu parselleri de gösterecek şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli, hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu belirlenmeli, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı müşterek imzalı, açıklamalı ve krokili ek rapor alınarak bu dosya içine konulması,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddeleri uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE 19/06/2017 günü oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. CEZA DAİRESİ
    Esas : 2016/11756 Karar : 2017/4790
    Tarih : 22.05.2017

    • HMK 302. Madde

    Mahkeme kararını yasal süresi içinde bildirmemek eyleminden dolayı ... hakkında, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 68/1-a maddesi uyarınca 41,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasına dair Burhaniye Nüfus Müdürlüğünce düzenlenen 10/11/2015 tarihli ve 1216/2015/999 sayılı idari yaptırım kararına yönelik başvurunun reddine ilişkin Burhaniye Sulh Ceza Hakimliğinin 30/12/2015 tarihli ve 2015/1959 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 11/06/2016 gün ve 3606 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/06/2016 gün ve KYB-2016-262157 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.

    Anılan ihbarnamede;

    İdari yaptırım kararına konu Burhaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/02/2015 tarihli ve 2014/396 esas, 2015/60 sayılı kararının 24/08/2015 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme şerhinin ise 18/09/2015 tarihinde hakim tarafından onaylanması üzerine 10 günlük kanuni süresi içinde 18/09/2015 tarihinde Burhaniye Nüfus Müdürlüğüne gönderildiğinin anlaşılması karşısında, başvurunun kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla;

    Gereği görüşülüp düşünüldü;

    6100 sayılı HMK' nın 302/4. maddesinde '' Hükmün kesinleştiği, ilamın altına veya arkasına yazılıp, tarih ve mahkeme mührü konmak ve başkan veya hakim tarafından imzalanmak suretiyle belirtilir'' hükmünün yer aldığı, Burhaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/02/2015 tarihli ve 2014/396 esas, 2015/60 sayılı ilamının temyiz süreleri dikkate alınarak belirlenen kesinleşme tarihi 24/08/2015 ise de Hakim imzası ile bu hususun tespit edildiği kesinleştirme tarihinin 18/09/2015 olduğu, Yazı İşleri Müdürlü olan kabahatli tarafından da aynı gün Nüfus Müdürlüğü'ne müzekkere ile kararın gönderildiği anlaşılmakla,

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Burhaniye Sulh Ceza Hakimliğinin 30/12/2015 tarihli ve 2015/1959 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309/4-d. maddesi uyarınca BOZULMASINA, kabahatli ...'e verilen idari para cezasının kaldırılmasına, 22/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/16032 Karar : 2017/4573
    Tarih : 18.05.2017

    • HMK 302. Madde

    Yargıtayca temyiz incelemesi yapılabilmesi için;

    1)Dava konusu taşınmaza komşu taşınmazlar hakkında açılmış bir tescil davası olup olmadığının araştırılması, varsa dava dosyalarının dosya arasına getirtilmesi,

    2)Taşınmazın bulunduğu yörede kesinleşmiş uygulama imar planı bulunup bulunmadığının, varsa taşınmazın uygulama imar planı içerisinde olup olmadığının, uygulamanın askı ilan tarihleri ile kesinleştiği tarihin Belediye Başkanlığından sorulması ve 1/1000 ölçekli planın getirtilerek, çekişmeli taşınmazın bu plandaki konumunun gösterildiği ek raporun fen bilirkişiden alınması,

    3)Dava konusu taşınmazın arazi kadastrosu sırasında neden tescil harici bırakıldığının sorulması,

    4)3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yer alan kısıtlama araştırmasının adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları ve satın alınan kişiler yönünden aynı çalışma alanı içerisinde belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı,
    varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilmesi,

    5)En eski tarihli ve dava tarihi olan 19.06.2012 tarihinden 20-25 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek getirtilmesi,

    bundan sonra dava dosyasının hükme esas alınan raporu düzenleyen fen ve 29.03.2013 tarihli keşfe katılan orman bilirkişisine verilerek memleket haritaları ve hava fotoğrafları ölçekleri kadastro pafta ölçeğine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ve hava fotoğrafı ölçeğine bilgisayar ortamında (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra,
    dava konusu taşınmazın konumu çevre parsellerle birlikte memleket haritaları ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmesi,
    hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazların niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, bu tarihlerde dava konusu taşınmazlarda imar-ihya ve zilyetliğin devam edip etmediği hususlarının ve
    üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, sayısı, dağılımı ve kapalılık oranı ile kullanım durumu ve tasarruf sınırlarının bulunup-bulunmadığının ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir müşterek imzalı ek rapor alınması,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddeleri uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/12892 Karar : 2017/2807
    Tarih : 4.04.2017

    - HMK 302. Madde

    Temyiz incelemesi yapılabilmesi için;

    Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Kanuna göre yapılmış orman kadastro çalışmalarına ait harita dosyaya getirtilmiş ise de; bu haritada çekişmeli taşınmazın yeri işaretlenmediği gibi, uzman bilirkişi raporunda da 3116 sayılı Kanuna göre yapılıp kesinleşen orman kadastro haritası ile irtibatlı kroki çizilmemiş, taşınmazın konumu sadece aplikasyon haritasında gösterilmiştir.

    Bu nedenle; 3116 sayılı Kanuna göre yapılan çalışma tutanakları ve çekişmeli taşınmazın yerinin işaretlendiği orman kadastro haritası dosyaya getirtildikten sonra; dava dosyasının önceki raporu düzenleyen fen ve orman bilirkişilerine verilerek; çekişmeli taşınmaza ait 1945 yılında 3116 sayılı Kanuna göre düzenlenen ilk orman kadastro haritası ile daha sonra 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanunla değişik aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin haritaların ölçekleri kadastro paftası ölçeğine bilgisayar ortamında (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra, komşu ve yakın komşu parseller ve değişik açı ve uzaklıkta en az 10-12 OS noktası görülecek şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunun her iki harita üzerinde ayrı renklerle işaretlendiği müşterek imzalı rapor kendilerinden alınarak dosya içine konulması,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. maddesi ve Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine 04/04/2017 günü oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/11531 Karar : 2017/2220
    Tarih : 21.03.2017

    - HMK 302. Madde

    Temyiz incelemesi yapılabilmesi için;

    Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Kanuna göre yapılmış ... kadastro çalışmalarına ait harita dosyaya getirtilmiş ise de bu haritada çekişmeli taşınmazın yeri işaretlenmediği gibi, uzman bilirkişi raporunda da 3116 sayılı Kanuna göre yapılıp kesinleşen ... kadastro haritası ile irtibatlı kroki çizilmemiş, taşınmazın konumu sadece aplikasyon haritasında gösterilmiş, ayrıca 2012 yılında yapılan aplikasyon çalışmalarına ait çalışma tutanakları da getirtilmemiştir.

    Bu nedenle; 2012 yılında 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanun ile değişik hükümlerine göre yapılan aplikasyon çalışmalarına ait çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerden geçen... noktalarını ilgilendiren çalışma tutanakları ve 3116 sayılı Kanuna göre yapılan çalışma tutanakları ve çekişmeli taşınmazın yerinin işaretlendiği haritası dosyaya getirtildikten sonra; dava dosyasının önceki raporu düzenleyen fen ve ... bilirkişilerine verilerek; çekişmeli taşınmaza ait 1945 yılında 3116 sayılı Kanuna göre düzenlenen ilk ... kadastro haritası ile daha sonra 2012 yılında düzenlenen aplikasyon haritalarının ölçekleri kadastro paftası ölçeğine bilgisayar ortamında (... veya benzeri programlar kullanılarak) çevrildikten sonra, komşu ve yakın komşu parseller ve değişik açı ve uzaklıkta en az 10-12 ... noktası görülecek şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunun her iki harita üzerinde ayrı renklerle işaretlendiği müşterek imzalı rapor kendilerinden alınarak dosya içine konulması,

    Ayrıca, dava dosyasının, 6100 sayılı Kanunun 302/4. ve Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddeleri uyarınca tarih ve işlem sırasına göre düzenlenip, dizi listesine bağlandıktan sonra gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda değinilen eksikliklerin giderilmesi için dosyanın YEREL MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİNE 21/03/2017 günü oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/1539 Karar : 2015/7061
    Tarih : 8.04.2015

    - HMK 302. Madde

    Davacı-davalı erkek, kadının açtığı boşanma davasını temyiz etmiş ise de; davacı-davalı erkeğin temyiz talebinden feragat etmesi sonucunda, tarafların boşanmalarına dair karar 13.09.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Mahkeme kararlarına kesinleşme şerhi verilmesi idari işlem niteliğinde olup, temyizi mümkün değildir. Açıklanan husus gözetilerek davalı-davacı tarafın 24.07.2014 tarihli ek karara ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    Temyiz dilekçesinin yukarıda gösterilen sebeple ( REDDİNE ), oyçokluğuyla karar verildi

    KARŞI OY YAZISI:

    Mahkemece, davacı-davalının davasının reddine, davalı-davacının davasının kabulüyle tarafların boşanmasına karar verilmiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiş , hükmü boşanma yönünden temyiz eden davacı-davalı 13.09.2012 tarihinde temyiz talebinden feragat etmiştir. Yargıtay tarafından da davacı-davalının temyiz talebi feragat sebebiyle reddedilmiştir. Hal böyleyken mahkemece hüküm “boşanma” yönünden 06.11.2013 tarihinde kesinleştiği şerhi verilerek nüfus müdürlüğüne gönderilmiş, kesinleşme şerhinin 13.09.2012 olarak düzeltilmesine ilişkin davacı-davalı erkeğin talebi 24.07.2014 tarihli ek karar ile reddedilmiştir. Temyiz bu ek karara yöneliktir.

    Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı, davanın taraflarından birinin başvurusu üzerine, hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin tespitiyle ilgili olarak mahkemece verilen karara veya bu yönde yapılan işleme karşı temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığına ilişkindir.

    Bir hükmün, şeklen kesinleşip kesinleşmediğini, eş deyişle şekli kesinlik kazanıp kazanmadığını tespit etme, maddi anlamda “kesin hüküm” vasfını kazanıp kazanmadığının ve o ilamın kesin hüküm etkisine haiz olup olmadığının ön koşuludur (HMK. m. 303/1) Başka bir ifade ile, "kesin hüküm" etkisinin başlaması için ilamın usulen kesinleşmiş olması yasal olarak zorunludur. Bu hususu tespit etme, mahkemenin yargılama faaliyetinin bir parçasıdır ve bu faaliyetinin kapsamındadır. Hakim bu tespiti yapmakla, görülmekte olan davanın nihayete erdiğini belirlemiş olmaktadır. Kesinleşmiş bir karara, “kesinleşme şerhinin” kim tarafından ve nasıl verileceği ise, hukuki veya fiili bir engel bulunmadıkça kararı veren mahkemece yapılması gereken bir usul işlemidir. (HMK. m. 302/4) Bu bakımdan ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin tespiti ile kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işlemini, mahkemelerin “idari işlemi” kabul etmek mümkün değildir. Kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işleminin, hata halinde her zaman geri alınması mümkün olduğundan temyize tabi olmadığı kabul edilebilir ise de, görülmekte olan davanın nihayete erdiğinin ve ilamın kesin hüküm etkisinin başladığının tespitiyle ilgili işlemin yargısal denetimin dışında olduğu kabul edilemez.

    Mahkemece kesinleştirme tarihi doğru belinlenmemiş, davacı-davalının bu yöne ilişkin düzeltme talebi de mahkemece temyize konu ek kararla reddedilmiştir. Bu durumda davacı-davalının temyizden başka başvurabileceği bir kanun yoluda kalmamıştır. Bu bakımdan temyiz itirazlarının incelenmesi ve kararın bozulması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/12495 Karar: 2014/13569
    Tarih: 16.06.2014

    • HMK 302. Madde

    Boşanma davasının davalısı K. G. vekili, Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesine 28.10.2013 tarihinde verdiği dilekçe ile, müvekkili ile eşinin aynı mahkemece 30.07.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiğini, bu kararın 20.09.1991 tarihinde kesinleştiğini belirterek, boşanma kararının ilgili nüfus müdürlüğüne bildirilmesini talep etmiş, mahkemece, "ilamın infazının zamanaşımına uğradığı" gerekçesiyle istek reddedilmiş, kararı talepte bulunan ( davalı ) temyiz etmiştir.

    Öncelikle, davanın taraflarından birinin başvurusu üzerine, hükmün kesinleşip kesinleşmediğinin tespitiyle ilgili olarak mahkemece verilen karara veya bu yönde yapılan işleme karşı temyiz yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığı, ön sorun olarak incelenmiştir.

    Bir hükmün, şeklen kesinleşip kesinleşmediğini, eş deyişle şekli kesinlik kazanıp kazanmadığını tespit etme, maddi anlamda "kesin hüküm" vasfını kazanıp kazanmadığının ve o ilamın kesin hüküm etkisine haiz olup olmadığının ön koşuludur ( HMK. m. 303/1 ) Başka bir ifade ile, "kesin hüküm" etkisinin başlaması için ilamın usulen kesinleşmiş olması yasal olarak zorunludur. Bu hususu tespit etme, mahkemenin yargılama faaliyetinin bir parçasıdır ve bu faaliyetinin kapsamındadır. Hakim bu tespiti yapmakla, görülmekte olan davanın nihayete erdiğini belirlemiş olmaktadır. Kesinleşmiş bir karara, "kesinleşme şerhinin" kim tarafından ve nasıl verileceği ise, hukuki veya fiili bir engel bulunmadıkça kararı veren mahkemece yapılması gereken bir usul işlemidir. ( HUMK. 6100 sayılı HMK. m. 302/4 ) Bu bakımdan ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin tespiti ile kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işlemini, mahkemelerin "idari işlemi" kabul etmek mümkün değildir. Kesinleşme şerhinin verilmesine ilişkin usul işleminin, hata halinde her zaman geri alınması mümkün olduğundan temyize tabi olmadığı kabul edilebilir ise de, görülmekte olan davanın nihayete erdiğinin ve ilamın kesin hüküm etkisinin başladığının tespitiyle ilgili işlemin yargısal denetimin dışında olduğu kabul edilemez. Bu bakımdan, kararın temyizinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.

    Mahkeme, "boşanma dosyasının imha edildiğini" belirtmiştir. Bu husus Ankara Cumhuriyet Savcılığının dosyaya gönderilen 11.11.2013 tarihli yazısından da anlaşılmaktadır. Dosyaya alınan aynı mahkemenin 1991/476 - 488 sayılı kararına göre, tarafların 30.07.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiği görülmektedir. Dava dosyası imha edildiği için bu kararın taraflara tebliğ edilip edilmediğini dosyaya bakarak tespit etmek mümkün olmamıştır. Ancak temyiz dilekçesi ekinde sunulan, o yıla ait esas defterindeki kayıtta, "tebliğ tarihinin 04.09.1991, kesinleşme tarihinin 20.09.1991 olduğuna" ilişkin bilgi notu yer almaktadır. Bu notun altında nüfusa yazıldığına ilişkin bir açıklama da bulunmaktadır. Boşanma kararı kesinleşmiş ise, üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, kesinleşmiş bu ilam, yargılamanın yenilenmesi kanun yolu kullanılmak suretiyle ortadan kaldırılmadıkça, hüküm ve sonuçlarını doğurmakta devam eder ve geçerlidir. Başka bir ifade ile kesin hüküm halini almış bir boşanma ilamı için zamanaşımı söz konusu olamaz. Nüfusa tescil, kurucu değil bildirici etkiye sahiptir.

    Hüküm tarihi ile ilamın taraflarına tebliği arasında on yıl veya daha fazla zaman geçtiği iddia edilmiş ve Yargıtay temyiz incelemesi sırasında bu hususu tespit etmiş ise, ileri sürülmüş olması koşuluyla Yargıtay, hükmün esasını inceleyemez ve esasla ilgili bir bozma tesis edemez. Böyle bir durumda, diğer taraf zamanaşımını kesen veya durduran bir sebep ileri sürmüş ise bunların mahalli mahkemece araştırılması için kararı bozar. ( 11.04.1940 tarihli 1939/5 esas, 1940/70 sayılı içt.bir.kararı ) Ancak, bu ilke icrası gereken ilamlar için geçerlidir. Kesinleşen bir boşanma hükmünün icraya konulmasına gerek yoktur. Çünkü boşanma hükmü, inşai niteliktedir ve inşai hükümlerde hukuki durumdaki değişiklik, hükmün kesinleşmesiyle meydana gelir. Başka bir ifade ile eşler, boşanma kararı kesinleştiğinde boşanmış olurlar. Bunun için kararın nüfusa tescil edilmiş olması gerekli değildir.

    Mahkeme, davalının talebini "ilamın zamanaşımına uğradığı" gerekçesiyle reddetmekle, hüküm tarihinden itibaren on yıl geçtiğini, bu süre içinde ilamın tebliğe çıkarılmadığını ifade etmiş olmaktadır. Oysa esas defterindeki bilgi notunda ilamın taraflara tebliğ edildiği ve kesinleştiği, nüfusa da yazıldığı belirtilmiştir. Öyleyse esas defterindeki bilgiler ışığında, boşanma ilamının nüfusa gönderilip gönderilmediği ilgili nüfus müdürlüğünden sorulup tespit edilmeli, gönderilmiş ve buna ilişkin yazı nüfus müdürlüğüne ulaşmış ise, kişilerin medeni durumundaki değişikliğe ilişkin bu ilamın, hangi sebeple nüfusa tescil edilmediği açıklattırılmalı, ilam kesinleşmiş ise, kesinleştiği tarihin tespiti ile yetinilmeli, kesinleşmemiş ise, ilamın taraflara tebliğ edilmediği kabul edilip, davalının talebinin reddine karar verilmelidir. Bu husus araştırılmadan yazılı gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

    SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla 16.06.2014 tarihinde karar verildi.

    KARŞI OY :

    Sayın çoğunluğun "boşanma davasının davalısı K. G. vekili Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesine 28.10.2013 tarihinde verdiği dilekçe ile müvekkili ile eşinin aynı mahkemece 30.7.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiğini bu kararın 20.09.1991 tarihinde kesinleştiğini belirterek boşanma kararının ilgili nüfus müdürlüğüne bildirilmesini talep etmiş mahkemece; ilamın infazının zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle istek reddedilmiş, kararı talepte bulunan ( davalı ) temyiz etmiştir.

    Mahkeme boşanma dosyasının imha edildiğini belirtmiştir. Bu husus Ankara Cumhuriyet Savcılığının dosyaya gönderilen 11.11.2013 tarihli yazısından da anlaşılmaktadır. Dosyaya alınan aynı mahkemenin 1991/476 - 488 sayılı kararına göre tarafların 30.07.1991 tarihinde boşanmalarına karar verildiği görülmektedir. Dosyası imha edildiği için bu kararın taraflara tebliğ edilip edilmediğini tesbit etmek mümkün olmamıştır. Ancak temyiz dilekçesi ekinde sunulan o yıla ait esas defterinde tebliğ tarihinin 4.9.1991, kesinleşme tarihinin 20.9.1991 olduğuna ilişkin bilgi notu yer almaktadır. Bu notun altında nüfusa yazıldığına ilişkin bir açıklamada bulunmaktadır. Boşanma karan kesinleşmiş ise üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun kesinleşmiş bu ilam yeni bir hükümle ortadan kaldırılmadıkça hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam eder ve geçerlidir. Başka bir ifade ile kesin hüküm halini almış bir boşanma ilamı için zaman aşımı söz konusu olmaz." şeklindeki görüşüne aynen iştirak etmekle birlikte, kararın kesinleştirilmesi işlemi mahkemenin yaptığı bir idari işlem olup bu konuda mahkemenin yaptığı bir hata varsa her zaman mahkemesince düzeltilebilir. Kesinleştirme işlemi mahkeme hakimi tarafından her zaman düzeltilmesi mümkün idari işlem niteliğinde olup, temyiz edilebilir nitelikte nihai bir mahkeme kararı değildir. ( HUMK.427/l.md. ) Bu nedenle temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Sayın çoğunluğun bozma gerekçesine bu sebeple katılamıyorum.