HMK Madde 273



  • Bilirkişinin Görev Alanının Belirlenmesi

    HMK Madde 273

    (1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen hususlara yer vermek zorundadır:

    a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.

    b) Bilirkişinin cevaplaması gereken sorular.

    c) Raporun verilme süresi.

    (2) Bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir.




  • HMK Madde 273 Gerekçesi

    Maddenin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeyle, bilirkişinin görev alanının nasıl belirleneceğine ve bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararda, hangi hususlara yer verileceğine açıkça işaret edilmiştir. Bu çerçevede, mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle, inceleme konusunu, bilirkişinin cevaplandırması gereken soruları belirlemeli, bunlara görevlendirme yazısında açıkça işaret etmeli ve raporun verilme süresini de bu yazıda göstermelidir. Uygulamada, bu hususlara gereken özen gösterilmemekte; son derece genel, soyut ve hatta hukukî konularda da görevlendirmeyi kapsar bir biçimde “dosyanın bilirkişiye tevdiine”, “dosya ve eklerinin bilirkişiye havalesine”, “tarafların iddia ve savunması karşısında bilirkişi görüşünün alınmasına” gibi ifadelerle, bilirkişiye başvurulmaktadır. Bu şekilde yapılan bir görevlendirme sonucunda, bilirkişi, görevinin ne olduğunu tam olarak bilemediği veya kavrayamadığı için, hâkime, ya hiç yardımcı olamamakta ya da işlevinin sınırlarını aşıp hukukî değerlendirmelere girişerek, gerçekte hükmü veren konumuna geçmektedir. Bu durum ise hâkimin, bilirkişi karşısında bağımsızlığını koruyamamasına; hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü serbestçe takdir edeceği yönündeki düzenlemenin amacını ve işlevselliğini yitirmesine ve toplumda yargıya olan güvenin tümüyle sarsılıp, kararın fiilen bilirkişi tarafından verildiği yönündeki çarpık anlayışın yerleşmesine ve kökleşmesine neden olmaktadır. İşaret edilen sakınca nedeniyle, hâkim, dava dosyasına tümüyle egemen olduktan sonra, maddî sorunlarla hukukî sorunları kesin çizgileriyle birbirinden ayırmalı, hangi maddî vakıa veya vakıaların özel ve teknik bilgilere dayalı olarak aydınlatılmasını ya da tespit edilmesini istiyorsa, somut sorular hâlinde bu konudaki iradesini herhangi bir tereddüde mahal bırakmayacak bir biçimde bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararda açıklamalıdır. Raporun sağlıklı ve eksiksiz olmasının temini ile taraflarca yapılması muhtemel itirazların daha işin başında bertaraf edilmesi ve dolayısıyla usul ekonomisine uygunluğunun sağlanması açısından, inceleme konusu ile bilirkişiye yöneltilecek soruların tayini sürecinde, tarafların da görüşü alınmalıdır.

    Maddenin ikinci fıkrasında yer alan düzenlemeyle, bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, belgelerle, inceleyeceği diğer şeylerin, bir dizi pusulasına bağlı olarak, gerekiyorsa mühürlenmek suretiyle verileceği ve bu hususa da tutanakta işaret edilmesi gereği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeyle, incelenecek şeyler ve belgeler üzerinde, mahkemenin kontrolünün sağlanması amaçlanmıştır. Bilirkişi de, kendisine, görev yazısının ekinde mahkemece sunulmuş olan şeyleri, bir dizi pusulasına bağlı bir biçimde, mahkemeye teslim edecektir.



  • HMK 273 (Bilirkişinin Görev Alanının Belirlenmesi) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2013/12-2076 Karar : 2015/1318
    Tarih : 6.05.2015

    • HMK 273. Madde

    • Bilirkişinin Görev Alanının Belirlenmesi

    Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;

    Lüleburgaz İcra Hukuk Mahkemesince ihalenin feshi isteminin reddine dair verilen 28.04.2011 gün ve 2010/241 E- 2011/133 K. Sayılı kararın incelenmesi davacı-borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine,

    Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 18.10.2012 gün ve 2012/12549 E-2012/30254 K. Sayılı ilamı ile;

    (...İhalenin feshi istemi ile İİK.nun 134.maddesi koşullarında yapılan başvuru üzerine ihtilafın, hakimlik mesleğinin gerektirdiği bilgi birikimi ile çözümlenmesi gerekmekte olup, hukuk bilgisi dışında özel ve teknik bir bilgiyi içermediğinden bu konuda bilirkişi görüşüne başvurulamaz (HUMK.nun 275-279 mad. HMK.nun 266-273.mad.).

    Bu itibarla, mahkemece bilirkişi tayin olunarak rapor alınması ve alınan rapor doğrultusunda hüküm tesisi doğru olmadığı gibi, bu hal hakimlik mesleği ile de bağdaşmayan eylemler kapsamındadır. Bu nedenle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir...)

    gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    TEMYİZ EDEN : Davacı-borçlu vekili

    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Dava, ihalenin feshi istemine ilişkindir.

    Mahkemenin, ihalenin feshi isteminin reddine dair verdiği karar

    davacı-borçlu vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuştur.

    Yerel mahkemece, “…Yargıtay`ın bozma ilamına uyularak bilirkişi raporu olmaksızın değerlendirme yapılmış, bu aşamada tüm hususlar irdelenmiştir…” gerekçesi ile önceki kararda direnildiğinden bahisle, davanın reddine karar verilmiştir.

    Hükmü temyize davacı-borçlu vekili getirmiştir.

    Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce, temyize konu kararın gerçekte bozmaya eylemli olarak uyularak yeni bir gerekçeye dayalı yeni bir hüküm olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.

    Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi).

    Başka bir anlatımla; mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek, dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukuki olguyu değiştirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemez (Hukuk Genel Kurulunun 26.06.2013 gün ve E:2012/9-1892, K:2013/881; 26.03.2014 gün ve E:2013/18-632, K:2014/394; 19.11.2014 gün ve E:2013/13-1206, K:2014/931 sayılı ilamları).

    Somut olayda ise; yerel mahkeme temyize konu kararında ilk kararının gerekçesinde yer vermediği ve dolayısıyla Özel Daire tarafından değerlendirilmeyen ve bozmaya eylemli olarak uyularak, yeni bir gerekçeye dayalı olarak "direnme" olarak adlandırdığı kararı vermiştir.

    Mahkemenin "direnme" olarak adlandırdığı temyize konu kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; yeni gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

    Hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi, Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.

    Bu nedenle, yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

    Yukarıda gösterilen nedenlerle davacı-borçlu vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 12.HUKUK DAİRESİNE ( GÖNDERİLMESİNE ), oyçokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2012/39846 Karar : 2014/29816
    Tarih : 15.10.2014

    • HMK 273. Madde

    • Bilirkişinin Görev Alanının Belirlenmesi

    A) Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı işçi, işe iade davası sonrası işe başlatılmadığını ileri sürerek, 4 aylık boşta geçen süre ücret alacağı, 4 aylık işe başlatmama tazminatı ve icra inkar tazminatının ödenmesine yönelik yaptığı icra takibine ilişkin itirazın iptalini talep etmiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı işveren, davacının işe başlatılma talebinin kabul edildiğini davacının işe başlamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    D) Temyiz:

    Karar, davalı vekilince temyiz etmiştir.

    E) Gerekçe:

    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2-Davacı vekili 02.10.2010 tarihinde geçerli olduğunu bildirdiği ücret üzerinden 4 aylık boşta geçen sure ücreti karşılığı, aylık ücret miktarı belirtilmeden net 3800 TL ve 4 aylık işe başlatmama tazminatı karşılığı net 5308 TL icra takibi yapmış, davalı şirket vekili müvekkilinin işe başlatmama tazminatına yönelik itirazı üzerine takip durmuştur.

    Davacı vekili ücret miktarını belirtmeden itiraza uğrayan 5.308 TL ye yönelik olarak itirazın iptali davası açmış mahkemece dosya “davacının iddiası, davalının savunması doğrultusunda rapor hazırlanmak üzere” bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi hukuki mütalada bulunmuştur. Mahkemenin bilirkişi görevlendirmeye ilişkin ara kararı HMK 273.maddeye aykırıdır. HMK’ nın 273.maddesinde bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin ara kararda nelerin belirtilmesi gerektiği aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.

    (1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen hususlara yer vermek zorundadır:

    a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.

    b) Bilirkişinin cevaplaması gereken sorular.

    c) Raporun verilme süresi.

    (2) Bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir.

    Öncelikle bilirkişiye verilen görev net bir şekilde belirtilmemiştir. Ayrıca mahkemee davacının ücretinin ne kadar olduğu ve takibin devamına karar verilen miktarın nasıl bulunduğu açıklanmamıştır.

    İcra takibine konu her iki alacak kalemi de 4 aylık ücret karşılığı olarak belirtilmiş ancak farklı rakamlara ulaşılmıştır. Ilk bakışta 4 aylık boşta geçen ücret karşılığının net 3.800 TL olarak belirtilmesine rağmen yine 4 aylık ücret karşılığı olan işe başlatmama tazminatının neden 5.308 TL olarak belirtildiği anlaşılamadığı gibi bunun nedeni gerekçeli kararda da açıklanmamıştır.

    Mahkemece yapılacak iş, davacının 02.12.2010 tarihi itibariyle ücretinin ne kadar olduğu açıklatılıp tespit edilerek 4 aylık net işe başlatmama tazminatını belirlemektir. Yukarıda açıklanan gerekçeyle eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir.

    3- Hakkın özünü oluşturan işe başlatma/başlatmama olgusu taraflar arasında tartışmalı olduğundan işe başlatmama tazminatının likit olmadığı ortadadır. Bu nedenle icra tazminatına hükmedilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

    F) Sonuç:

    Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 15.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.