HMK Madde 267



  • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    HMK Madde 267

    (1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.




  • HMK Madde 267 Gerekçesi

    Maddede görevlendirilecek olan bilirkişinin sayısı ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmiştir.

    Bu düzenleme uyarınca, bilirkişiye başvurulması gereken hâllerde, kural, hâkimin, yalnızca bir kişiyi, bilirkişi olarak atamasıdır. Ancak, açıklığa kavuşturulması gereken maddî vakıa birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa, bu durumda, hâkim, bu hususa da açıkça işaret etmek suretiyle, karar alınmasını mümkün kılmak amacıyla, tek sayı oluşturacak şekilde, birden fazla bilirkişiyi, kurul hâlinde çalışmak üzere görevlendirebilecektir.



  • HMK 267 (Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/12242 Karar : 2016/15688
    Tarih : 28.06.2016

    • HMK 267. Madde

    • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    Davacılar,...`nın hamileliği boyunca davalı hastahanede davalı doktorun kontrolünde bulunduğunu, 09.6.2005 tarihinde doğum sıvısı gelince davalılara müracaat ettiğini, nöbetçi doktor tarafından muayene edildiğini, davalı doktorun talimatları doğrultusunda sabaha kadar yatar pozisyonda bekletildiğini, ancak sabahında bebeğin kalp atışları alınamayınca acilen sezaryana alındığını, bu aşamada bebeğin kakasını yutması nedeni ile aspire edildiğini, ancak oksijensiz kaldığından yoğun bakıma alındığını, bebeğe beyin felci teşhisi konulduğunu ileri sürerek, davalıların zamanında doğum yaptırmayarak kusurlu olduklarını ileri sürerek, asıl ve birleşen dava ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesini istemişlerdir.

    Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.

    Mahkemece, asıl davada tedavi gideri bakımından 106.336,07 TL’nin davalılardan müşterek-müteselsil alınarak davacılara verilmesine, bu bedele istem gibi dava tarihi olan 12.6.2006 tarihinden yasal faiz yürütülmesine; birleşen ve asıl davada,... in beden gücü kaybı nedeni ile, a- Beden gücü kaybı tazminatı 308.388,60 TL; b- Sürekli bakıcı gideri 403.237,40 TL’nin olay tarihi olan 10.6.2005 tarihinden itibaren yürüyen yasal faizi ile davalılardan müşterek müteselsil alınarak davacılara verilmesine, Manevi tazminat yönünden; anne ...n için 50.000 TL, baba ... için 50.000 TL,.... için 25.000 TL manevi tazminatın istem gibi dava tarihi olan 12.6.2006 tarihinden yürüyen yasal faizi ile davalılardan müşterek-müteselsil tahsiline, fazla isteği reddine, karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, davalı doktorun ihmali ile zamanında gerekli müdahalenin yapılmaması nedeniyle küçük Lal`ın beyin felci geçirmesine sebebiyet verildiği iddiasıyla istenilen maddi manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir.

    Dosya kapsamı incelendiğinde, mahkemece maddi tazminatın hesaplanması için bilirkişi raporu alındığı görülmektedir. 6100 sayılı HMK’nın 266. maddesine göre, Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Aynı Kanun’un 267. maddesi uyarınca, Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.

    Uyuşmazlığın çözümünde, bilimsel teknik inceleme gerektiği açıktır. Ne var ki mahkemece, bir adli tıp uzmanı ve bir hukukçu bilirkişi heyetinden rapor alınarak hüküm kurulmuştur. Bilirkişi raporunda, davalının itirazları karşılanmamıştır. Yetersiz bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulamaz.

    Davalının itirazları da gözetilmek suretiyle, konusunda uzman üç kişilik aralarında aktüerya, tıbbi bilirkişi ve davaya konu olay ile ilgili uzmanlığı bulunan bilirkişilerden teşekkül eden yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, bu heyetin hazırlayacağı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle hükmün temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılardan alınarak davalılara ödenmesine, peşin alınan 16.104,00 TL harcın istek halinde davalılara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/22794 Karar: 2015/2828
    Tarih: 19.02.2015

    • HMK 267. Madde

    • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davacının tüm, davalı Kurumun ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,

    2.Dava, asgari işçilik oranının tespiti ile davalı Kurumun 16.100,98 TL borç tahakkuk işleminin iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davanın 07/05/2013 tarihli bilirkişi heyet raporu doğrultusunda kısmen kabulüne, bu itibarla davaya konu işteki işçilik oranının % 2 olarak kabulüne, davacının borcunun 10.816,64 TL pirim borcu olarak kabulü gerektiğinin tespitine, 13.100,98 TL olarak tahakkuk ettirilen ve tahsil edilen pirim borcunun 10.816,64 TL olarak kabul edilerek fark miktarının iptali gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

    5510 sayılı Kanun'un 85.maddesinin5510 sayılı Kanun'un 85.maddesinin 2.fıkrasına göre “Kamu idareleri, döner sermayeli kuruluşlar kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ile bankalar tarafından ihale mevzuatına göre yaptırılan işlerden ve özel nitelikteki inşaat işlerinden dolayı bu işleri yapan işveren tarafından yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır. Bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğu anlaşılırsa, eksik bildirilen işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı, 89 uncu madde gereği hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde ödenmek üzere işverene tebliğ edilir. Tebliğ edilen prim ve gecikme cezası ve gecikme zammının ödendiği veya ödeneceğinin işveren tarafından yazılı olarak taahhüt edilmesi halinde borç kesinleşir. Kuruma verilecek taahhütnamede üstlenilen ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde, işveren hakkında 88 inci, 89 uncu maddeler uyarınca işlem yapılır. Tebliğ edilen prim ve gecikme cezası ve gecikme zammının ödenmemesi, taahhütname verilmemesi veya Kurumca işyerinin denetlenmesine gerek görülmesi durumunda Kurumca inceleme yapılır."

    Asgari işçilik uygulamasında "araştırma" (ön değerlendirme) aşaması, Kurumun idari bir işlemi olup işverene prim ve gecikme zammının tebliği, 5510 sayılı Kanun'un 85.maddesinin 3.fıkras 3.fıkrası anlamında prim tahakkuk ve tebliği olmadığından bu aşamada ilke olarak itiraz ve dava yolu uygulanmaz.

    Kurumun ilişiksizlik belgesine esas olmak üzere işverene prim borcunu, gecikme cezasını ve zammını bildirmesi halinde işveren bu borcu ödemek zorunda olmadığı gibi bu aşamada borcun kayıtsız-şartsız ödenmesi halinde borç teknik anlamda kesinleşir, ödenmez ise Kurumca müfettiş incelemesi yapılır. Borcun ihtirazi kayıtla ödenmesi Kurum alacağının (borcun) bu madde kapsamında (teknik anlamda) kesinleşmesine engel değildir. Ne var ki borcun ihtirazi kayıtla ödenmesi işverene istirdat davası açma imkanı tanır. Çünkü ilişiksizlik belgesini almak isteyen işveren bu aşamada Kurumca tahakkuk ve tebliğ edilen prim borcunu, gecikme cezasını ve zammını ödemek zorundadır. Ne var ki işverenin ödeme isteği, Kurumun yapmış olduğu "araştırma" (ön değerlendirme) işlemlerinin doğru olduğunu kabul anlamına gelmeyeceğinden, ilişiksizlik belgesi alabilmek için borcu ödeyen işveren, ihtirazi kayıt yoluyla haklarını saklı tutmaktadır.

    İşveren, "araştırma" aşamasında tebliğ edilen prim borcunu ve gecikme zammını ihtirazi kayıtla ödemesi koşuluyla istirdat davasını 10 yıllık süre içerisinde açabilir.

    Olumsuz tespit istemine ilişkin davanın açılmasından sonra işverenin tebliğ edilen prim ve gecikme zammını ödemesi halinde dava kendiliğinden istirdata dönüşür. Bunun için davacının ıslah dilekçesi sunmasına gerek yoktur. Yalnızca ödemeye ilişkin belgelerin sunulması ve ödenen miktarın olumsuz tespit istemine konu dava değerini aşması halinde eksik harcı tamamlanması yeterlidir. 72.maddesi kıyasen uygulanmalıdır.

    Dava açıldıktan sonra prim ve gecikme zammı ödenirken ihtirazi kayda gerek yoktur. İşveren, asgari işçilik uygulamasının hukuka aykırı olduğu savına dayalı olumsuz tespit davası açmakla ihtirazi kayıt iradesini zaten daha önceden ortaya koymuştur.

    Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında, davacının "araştırma" (ön değerlendirme) aşaması sonucunda kendisine 11.05.2012 tarihinde tebliğ edilen prim ve gecikme zammı için 23.05.2012 tarihinde taahhütname verdiği, davacı şirketin 07.06.2012 tarihli dilekçe ile taahhütnamenin işlemden kaldırılarak prim ve gecikme zammı borcunun terkinini talep ettiği, davacının itirazının Prim Tahakkuk İtiraz Komisyonunun 10.07.2012 tarih ve 55 sayılı kararı ile “fark işçiliğin taahhütname verilmesi nedeniyle kesinleştiği” gerekçesiyle reddedildiği, davacının borcunu 13.07.2012 tarihinde ihtirazı kayıt koymadan ödendiği anlaşılmakla dava konusu Kurum alacağının 5510 sayılı Kanun'un 85.maddesinin 2.fıkras 2.fıkrasına göre ön inceleme aşamasında kesinleştiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    Kabule göre; Kurumca re'sen tahakkuk ettirilen prim tutarı 16.100,98 TL olduğu halde karara 13.100,98 TL yazılması ve 6100 sayılı HMK'nın 267.maddesine aykırı biçimde bilirkişi kurulunun iki kişiden oluşturulması da doğru değildir.

    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davacıya yükletilmesine, 19.02.2015 gününde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/130 Karar: 2014/14592
    Tarih: 22.09.2014

    • HMK 267. Madde

    • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.

    Mahkemece, müdahalenin keşfen belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının, kayden maliki olduğu 1713 parsel sayılı taşınmazın bir kısmına, ekip dikmek ve ahır-depo inşa etmek suretiyle davalılar tarafından müdahale edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açtığı, dava konusu 1713 parselin Fethiye 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/249 E-2003/709 K sayılı ilamı ile davacı adına hükmen oluştuğu, mahkemece yapılan 1. keşif sonrasında 2 bilirkişi tarafından düzenlenen 2.11.2010 tarihli raporda tecavüzün olmadığının bildirildiği, 2. keşif sonrası 2 bilirkişi tarafından düzenlenen 27.12.2012 tarihli raporda ise tecavüzün varlığının bildirildiği, raporlar arasında çelişki olduğu anlaşılmaktadır.

    Bilindiği üzere, çaplı taşınmaza elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle çap kaydının ya da kayıtlarının getirtilerek tarafların tüm delilleri toplanılmalı, dosya keşife hazır hale geldikten sonra yapılacak uygulamada çekişmeli yer ile yanların ellerinde bulunan kısımların sınırları tarafların ortak beyanlarına göre açıklığa kavuşturulmalı, gerektiğinde bu yön taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmalıdır. Daha sonra belirlenen bu durum gözönünde tutularak hazır bulundurulan kadastro fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilere kadastro sırasında konan nirengi noktalarından, bunlar yoksa hem paftada hem arazide mevcut sabit noktalardan yararlanılarak takometrik aletlerle kadastral yöntemlere uygun biçimde ölçüm yaptırılmalı; bilirkişilerden uygulamayı yansıtan, infazı sağlamaya yeterli ve özellikle davacı tarafın taşınmazına bir tecavüzün bulunup bulunmadığını varsa miktarını açıkça gösteren kroki ve rapor alınmalıdır.

    Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 267. maddesinde düzenlenen ''Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.'' hükmü uyarınca 2 kişi ile keşif yapılması da 267. maddesine aykırılık oluşturmaktadır.

    Hal böyle olunca; yerinde yeniden keşif yapılarak 3 harita mühendisi bilirkişinin dinlenilmesi, aslolanın ilamın paftaya işlenmiş hali olduğu gözetilerek önceki raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi, davacıya ait taşınmaza müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptanması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

    Davalılar H. ve İ.. U..'nun temyiz itirazları açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.09.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/2656 Karar : 2018/194
    Tarih : 24.01.2018

    • HMK 267. Madde

    • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan edimin sözleşmeye uygun ifa edilmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    Davacı düğün organizasyonu için davalı şirketle anlaştığını, düğünde fotoğraf çekimi işini diğer davalı ...’nın yapacağını, yüz adet fotoğrafı teslim almak istediğinde yanan fotoğrafların kurtarılmaya çalışıldığının bildirildiğini, telafisi mümkün olmayan zararına karşılık 1.000,00 TL maddi, 15.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalı ... kendisine video çekimi için 900,00 TL ödendiğini, sözleşmenin organizasyon firmasıyla yapıldığını, video kaseti teslim ettiğini, 70 adet fotoğrafın kurtarıldığını davacıya bildirdikleri halde almadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde hazırlanan 70 fotoğrafın orijinal olduğu, bu miktar fotoğrafın beklenen amacı karşıladığı kabulüyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu iki kişiden oluşan bir kurulca düzenlenmiş olup, bilirkişiler farklı görüşlere sahiptir. Asıl rapor ve itiraz üzerine alınan ek raporu veren bilirkişi ...’ın görüşleri çelişkili, kanaat verici ve denetime elverişli olmaktan uzaktır. Bu haliyle çelişkili raporların hükme esas alınması mümkün bulunmadığından mahkemece benimsenmesi ve davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. HMK'nın 267. maddesi hükmü dikkate alınarak yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 24.01.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/43848 Karar : 2015/36803
    Tarih : 15.12.2015

    • HMK 267. Madde

    • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    Davacı, davalı ...2011 model ... marka araba satın aldığını, aracın bir süre sonra belirli bir hızda giderken direksiyon ve aracın titreme yaptığını, yine aracın hareket halindeyken kendiliğinden el freninin çekildiğini ileri sürerek aracın 0 km ayıpsız misliyle değiştirilmesine, mümkün olmadığı takdirde arızanın başladığı 17.121 km ayarında ayıpsız misliyle değiştirilmesine veye bu yönde fark bedelinin tespit edilmesine karar verilmesini istemiştir.

    Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.

    Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    1-Davacı davalı şirketten satın aldığı aracın ayıplı çıkması sonucu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesine ilişkin eldeki davayı açmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda araçta ayıp bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 267. maddesinde "Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür." hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda yargılamada alınan hükme dayanak bilirkişi raporu iki kişilik heyet tarafından düzenlenmiştir. Bununla birlikte davacı bilirkişi raporuna, araçta incelemenin eksik yapıldığı, dosyada bulunan cd kaydında yer alan problemlere açıklama getirilmediğini ileri sürerek itiraz etmiştir. Davacı tarafın bilirkişi raporuna itirazında ileri sürdüğü iddialar da dikkate alındığında hükme dayanak alınan bilirkişi raporu yetersizdir. Mahkemece HMK'nın 267. maddesi de gözetilerek oluşturulacak bilirkişi heyeti aracılığıyla tarafların iddia ve savunmalarını karşılayan Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı rapor alınmak suretiyle sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

    2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bent gereğince davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 25, 20 TL. harcın istek halinde iadesine, 15/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/10472 Karar : 2015/6594
    Tarih : 15.10.2015

    • HMK 267. Madde

    • Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

    Davacı vekili, müvekkilinin müflis A...Müh. ve İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'ne genel kredi sözleşmesine istinaden kredi kullandırdığını, kullandırılan kredinin geri ödenmemesi üzerine hesabın kat edildiği ve davalıya noter aracılığı ile ihtar gönderildiğini, akabinde İstanbul 4. İcra Müdürlüğü'nün 2011/8992 E. sayılı takip dosyası ile takip yapıldığını, takibin kesinleştiğini, bu sırada davalı şirketin iflas ettiğini, alacaklarının iflas masasına kaydı için iflas idaresine başvurduklarını, iflas idaresinin taleplerini ret ettiğini, kararın 31.01.2013 tarihinde tebliğ edildiğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere 1.946.200,95 TL alacağın iflas masasına kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, davacının alacağını kayıt isteminin reddine karar verilmesinin usule uygun olduğunu, mükerrer tahsilatlar olabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; 20.06.2013 tarihli tahkikat oturumunda iki no'lu ara kararı ile davacı vekiline 1.200,00 TL ek bilirkişi ücretini HMK'nın 324. maddesi gereğince delil gider avansı olarak yatırması hususunda iki haftalık kesin süre verildiği, ancak gider avansının yatırılmadığı, bu nedenle davacı tarafın bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasının gerektiği, uyuşmazlığın içeriğine göre üç kişilik uzman bilirkişi atanması için anılan ara kararının oluşturulduğu, davacı yanın dayandığı diğer deliller ve tüm dosya kapsamına göre davanın ispat edilemediği gerekçesiyle, reddine karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Mahkemece 20.06.2013 tarihli duruşmada verilen iki no'lu ara kararda, 6100 sayılı HMK'nın 324. maddesi uyarınca ek delil ikamesi için avans yatırılması hususunda davacı yana kesin süre verilmiş ise de, takibeden üç no'lu ara kararında bilirkişilerden hangi konularda inceleme yapmalarının isteneceğinin açıkça yazılmadığı gibi belirlenen ve davacı yandan talep edilen ücretin kaç kişilik bilirkişi heyeti için alınacağı da yazılmamıştır. Keza, HMK'nın 267. maddesine aykırı şekilde birden fazla bilirkişi seçilmesinin gerekçesi izah edilmemek suretiyle soyut olarak “ bilirkişilerin” tayin edileceği kararlaştırılmıştır. Açıklanan nedenlerle, bu şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş bozmayı gerektirmiştir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına ( BOZULMASINA ), kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.