HMK Madde 250



  • Menfaat İhlali Tehlikesi Nedeniyle Tanıklıktan Çekinme

    HMK Madde 250

    (1) Aşağıdaki hâllerde tanıklıktan çekinilebilir:

    a) Tanığın beyanı kendisine veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birine doğrudan doğruya maddi bir zarar verecekse.

    b) Tanığın beyanı kendisinin veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birinin şeref veya itibarını ihlal edecek ya da ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına sebep olacaksa.

    c) Tanığın beyanı, meslek veya sanatına ait olan sırların ortaya çıkmasına sebebiyet verecekse.




  • HMK Madde 250 Gerekçesi

    Bu madde, 1086 sayılı Kanunun 246 ncı maddesinin mevcut düzenlemede aynen korunmuş hâlini ifade etmekte olup, yeni bir hüküm içermemektedir. Bu hüküm tanığın kendisini koruma düşüncesiyle hareket edebileceği ve doğruyu söylemeyebileceği ihtimali dikkate alınarak düzenlenmiştir.



  • HMK 250. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/12252 Karar : 2016/20517
    Tarih : 21.11.2016

    - HMK 250. Madde

    A) Davacı isteminin özeti:

    Davacı vekili, davalı tarafından iş aktinin haksız feshedildiğini, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.

    B) Davalı cevabının özeti:

    Davalı vekili,davalı tarafından iş aktinin haklı nedenle feshedildiğini, “lost” adlı müşteriler tarafından unutulan eşyaların tutulduğu kasadan kaybolan 5000 USD ve bazı eşyalarla ilgili olarak davalı bünyesinde içinde soruşturma başlatıldığını, çalışanların ifadelerinin alındığını, davacının kaybolma vakıasına dair beyanını verdiğini, bu esnada çalışanlar benzer dosya davacısı ...’nun ve eldeki dosya davacısı Aslı’nın birbirleri aleyhine özel hayatlarına dair bazı beyanlarda bulunduklarını, hırsızlık soruşturması yaparken davalının o güne kadar bilmediği, bilmek de istemediği, bilmesi de gerekmeyen özel ilişkilere vakıf olduğunu, davalıyı çalışanlarının özel hayatının, bu özel hayat çalışanlar arasındaki iş ilişkisini, iş ilişkisindeki güveni ve sadekati, işyeri barışını, huzurunu etkileyinceye kadar ilgilendirmediğini, bu özel ilişkilerin tüm davalı işyeri bünyesinde bilinir hale geldiğini, çalışanların davacı ve diğer 2 kişiyi dışlamaya başladıklarını, her ortamda konuşmaya başladıklarını, davacı ve diğer 2 kişinin yemekhanede yemek yerken kafalarını kaldırıp mesai arkadaşları ile göz göze gelemez olduklarını, birbirleri hakkındaki ifşaatları nedeni ile birbirlerinin yüzüne bakamaz olduklarını, aralarında husumet oluştuğunu, birbirleri ile çalışmak bir yana artık yan yana duramaz olduklarını, işyerinde huzuru barışı bozduklarını, diğer çalışanların dedikodu malzemesi haline geldiklerini, iş akitlerini feshetmekten başka davalıya çare kalmadığını, bu nedenle ifşaatların gerçekliğine bile bakılmadan her 3 işçinin de iş aktinin feshedildiğini, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

    C) Yerel Mahkeme kararının özeti:

    Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davalı iş yerinde şifresinin çalışanlarca bilinen kasalardan 5000 USD paranın kaybolduğu, bunun üzerine savunmaların alındığı, dosyaya sunulu 9.11.2012 tarihli yazılı savunmasında davacının 4.11.2012 tarihinde 707 nolu oda kasasının kilitli olduğunu deftere işlediğini, akşam şefi ...’nun kendisini arayarak 707 nolu oda kasasından 5000 $ para çıktığını söylediğini deftere işleyerek kasaya kilitlediğini söylediğini kasanın şifresini sorduğunu ertesi sabah işe geldiğinde ...nun yazdığı notu ve paranın kasada olduğunu öğrendiğini 8.11.2012 tarihinde yapılan kontrol esnasında paranın kasada bulunmadığını öğrendiğini defterde üzerinin çizildiğini ancak teslim tutanağının olmadığının belirtildiğini kayıp eşyalarla ilgili bir bilgisinin olmadığını beyan ettiği, 4.12.2012 tarihli insan kaynakları dikkatine başlıklı yazıda ise olayla ilgili bir kısım çalışanla konuştuğunu ... ile İlhan’ın bir yıl önce arkadaşlıklarının başladığını ...nun kendisine hamile olduğunu söylediğini bir kısım alt kadroda çalışan personel ile arkadaşlık kurup eğlence içki durumlarında bulunduğunu kendisine anlattığını Ahmet isimli personelle arkadaşlık kurduğunu beyan ettiği, ... ’ın bila tarihli yazılı savunmasında ise 6-7 ay önce davacı İlhan, davacı ve bir başka çalışan ile dışarı çıktıklarını, İlhanla yakınlaşmalarının olduğunu görüşmeye başladığını ancak pişman olduğunu ve görüşmeyi kestiğini, davacının erkek arkadaşı ile bir akşam evine geldiğinde siz şimdi esrar da içmişsinizdir dediğin de davacının gülerek neden olmasın dediğini beyan ettiği, 7.12.2012 tarihli disiplin Kurulu kararının içeriğinde yazdı savunmalar özetlendikten sonra ... ve davacı aslının departman içindeki hiyerarşik yapı içerisinde ast üst ilişkilerini hiçe sayarak gayri ahlaki ilişki yaşamaları ve bunu da işyerine yansıtmaları nedeniyle 4857 sayılı yasanın 25/11 maddesi uyarınca iş akitlerinin sonlandırılmasına oybirliğiyle karar verildiği, tanık olarak dinlenen ...’nun ifadesinde kasayı ilişkin defter kaydını farketmeyen müdürün işten atılma korkusuyla birilerini suçlamak için birbirleri aleyhine ifade vermesini istediğini, davacının madde bağımlısı olduğu ve esrar içtiğine dair kendisinden zorla yazı alındığını yoksa işten çıkartacağını beyan ettiği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25 inci maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu, yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği, yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanıdığı, Yargıtayın benzer olaylarda, işyeri dışında yaşanan olayların işyerine sirayet etmesi, bir başka anlatımla işyeri işleyişini etkilemesi ve işin aksamasına neden olması durumunda, dışarıda yaşanan olaylar nedeni de iş akdini sonlandırmada işverenin haklı nedene sahip olduğunu içtihat ettiği, somut dosyada tartışılması gereken husus, çalışanlar arasında işyeri dışında yaşanandan yakınlaşmanın işyerine sirayet edip etmediği, dinlenen tanık anlatımları nazara alınarak yaşanan ...sal yakınlaşmaların işyerindeki huzuru ve çalışma ortamını bozacak nitelikte olduğu, yine iş yeri kasası içinden kaybolan para olayına ilişkin de çalışana karşı işverenin güveninin sarsıldığı tüm bu olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde iş aktinin haklı nedenle sonlandırdığı, davacı resmi dini bayram çalışması alacak talebinde bulunmuşsa da dosya içeriği itibariyle bu iddiasını ispatlar yeterli kesin inandırıcı delil bulunmadığı, yıllık izinlerin kullandırıldığının ücretlerin ödendiğinin ispat külfetinin davalıya ait olduğu, davacının kullanmadığı yıllık izinler ve ücret alacağı bulunduğu, davacının fazla mesai yaptığı ve fazla mesai alacağının bulunduğu görüldüğü, 1/3 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı gerekçesi ile karar verilmiştir.

    D) Temyiz:

    Karar süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    E) Gerekçe:

    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- İş hukukunda çalışma olgusunu, bu kapsamda fazla mesai yaptığını, tatillerde çalıştığını iddia eden işçi, karşılığı ücretin ödendiğini de işveren kanıtlamalıdır.

    Fazla ve tatillerde çalışma her türlü delille kanıtlanabilir. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir.

    İşçinin çalışma olgusunun tespitinde işyerinde veya komşu işyerinde çalışanların tanıklığı önemli olduğu gibi tanık olarak dinlenecek kişinin tanıklığına güveni etkileyebilecek bir durumun olup olmadığı da araştırılmalıdır.

    Diğer taraftan 6100 HMK.’un tanıkla ilgili hükümleri incelendiğinde, 240/1 maddesinde “Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir”, 250. maddesinde “Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir” ve 254. Maddesinde ise “Dinleme sırasında öncelikle tanıktan adı, soyadı, doğum tarihi, mesleği, adresi, taraflarla akrabalığının veya başka bir yakınlığının bulunup bulunmadığı, tanıklığına duyulacak güveni etkileyebilecek bir durumu olup olmadığı sorulur” kurallarına yer verilmiştir.

    Dairemizin istikrarlı uygulaması gereği, davalı aleyhine dava açanlar tanık olarak dinlenmiş ise bu işçilerin tanıklıklarına kural olarak itibar edilmemesi gerekir. Bu beyanların diğer yan delillerle birlikte değerlendirilerek, sonuca gidilmesi gerekir.

    İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, kural olarak bordro hilesi taşımadığı sürece işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yapıldığını yazılı delillerle kanıtlanması gerekir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazî kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Keza bordro hilesi bulunmadığı ve bordro ile fazla mesai ücreti ödenmiş ve ihtirazı kayıt konmamış ise tanık beyanlarına dayalı fazla çalışma tespitinde ödenen ayların dışlanması, aksi halde ise ödenenlerin mahsup edilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, işverence işçilerin fazla çalışma ücreti talep etmesine engel olacak şekilde sembolik fazla çalışma tahakkukları yapılırsa bu aylar fazla çalışma hesabından dışlanmaz ancak yapılan fazla çalışma ödemeleri tespit edilen fazla çalışma ücreti alacağından mahsup edilir.

    Dosya içeriğine ve kayıtlara göre davacı tanıklarının davalı aleyhine dava açan kişiler olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle salt bu tanık beyanları esas alınamaz. Ancak Dairemiz tarafından temyiz incelemeleri aynı gün yapılan benzer dosya olan Dairemizin 2015/5147 Esas sayılı dosyasında (.... İş Mahkemesi’nin 2013/678 Esas sayılı dosyası) bir takım işyeri giriş çıkış kayıtları olduğu anlaşılmıştır. Davacının işyeri giriş çıkış kayıtları taraflardan sorularak celbedilmeli, bordrolarda da fazla mesai ödemesi olduğu dikkate alınarak bu delillerle birlikte değerlendirilmeli ve fazla mesai belirlenmelidir.

    Diğer taraftan bir kısım fazla mesai tahakkuku olan bordrolar da sunulmuştur. Bu nedenle işe giriş-çıkış kayıtları olan dönemler için, giriş-çıkış kayıtları gün gün incelenerek her hafta için haftalık şekilde fazla mesai süresini hesaplamalı, fazla mesai tahakkuku olan bordrolardaki fazla mesai süresi eğer giriş-çıkış kayıtlarına uygun ise o aylar dışlanmalı, imzasız bordrolar nedeni ile bu bordrodaki ücretlerin bankaya ödenip ödenmediği araştırılmalı, bordrolarda tahakkuku yapılan fazla mesai süresi giriş-çıkış kayıtlarındakinden düşük olan ay var ise o ay için bordroya göre ödenen fazla mesai ücreti mahsup edilerek giriş çıkış kayıtlarına göre artan fazla mesai süresi hesaplanarak sonuca gidilmelidir.

    Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır.

    F) SONUÇ:

    Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21/11/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4000 Karar : 2016/7670
    Tarih : 9.05.2016

    • HMK 250. Madde

    Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Davacı vekili tarafından, duruşma talebinde bulunulmuş ise de, temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verilerek işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi ile 5510 sayılı Kanununun 86. maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

    Davacı, 01.10.1989-1994 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitini talep etmiş, Mahkemece, ispatlanmayan davanın reddine karar verilmiştir.

    Dosyanın tetkikinde; bozma ilamına uyularak Mahkemece, bordro tanıklarının tespit edilerek, duruşmaya davet edildiği, tanıklara davalı şirkette çalışıp çalışmadıkları sorusu üzerine HMK 250 maddesi gereğince tanıklıktan çekildikleri, davalı iş yerinin davalı Kurumda iki sicil numarası ile kayıtlı olduğu tanıkların

    (...) sicil nolu işyeri çalışanları olduğu, davacının işe giriş bildiriminin davalıya ait (...) sicil nolu işyerinden bildirildiği, tespit edilen bordro tanıklarının işe giriş bildirimi yapılan işyeri çalışanları olmadığı, bu bakımından (...) sicil nolu işyeri bodro tanıkları tespit edilerek davacının çalışmasına ilişkin bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bordro tanıkları tespit edilemezse davalı Kurumdan talep konusu dönemde faaliyette bulunan komşu işyeri çalışanları ve yetkilileri tespit edilerek beyanlarına başvurulmalı, sonradan dinlenen tanık beyanları ile daha önce dinlenen tanık beyanları arasında çelişki oluşması halinde bu çelişki giderilmeye çalışılmalı, davacı ... hangi tarihte işe başladığı tespit edilerek, davalı Kurumun ... ve ... dönem bordrolarının işleme konulmaması yönünde teftiş raporu da nazara alınarak, bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 9.5.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/6919 Karar : 2015/2179
    Tarih : 2.04.2015

    - HMK 250. Madde

    Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan 10.01.2005 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde işin ruhsat tarihinden itibaren 24 ay içerisinde bitirileceğinin kararlaştırıldığını, ancak davalı yüklenicinin işi halen teslim etmediğini ve iskân ruhsatını almadığını, binada eksik işler bulunduğunu, gecikme nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, iskâna ilişkin eksiğin davalı namına ifasına izin verilmesini, kira kaybının ve eksik işlerden kaynaklanan müspet zararın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, davacının talep ettiği tüm hususların müvekkili tarafından karşılandığını ve bu konuda 27.05.2008 tarihli ibranamenin imzalandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, taraflar yargılama esnasında 27.05.2008 tarihli belgeyle birbirlerini ibra ettiklerinden konusuz kalan dava hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına dair verilen karar, davacı vekilince temyizi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 25.10.2011 tarih ve 2010/5684 E, 2011/6198 K sayılı ilamıyla, ibraname ile ilgili olarak düzenlenen bilirkişi raporunda davacının ismi altındaki imzanın davacıya ait olduğu açıklanmış ise de, bu raporda belgedeki isim ve imzalarda gözlemlenen sıkışıklık, düzensizlik konusunda herhangi bir açıklama yapılmadığı, aynı bilirkişi, ek raporunda sıkışık olan kısımların boş yerlere yazılmış izlenimi verdiğinin açıklandığı, bu haliyle bilirkişi raporunun davacının itirazlarını cevaplar nitelikte olmadığı, bu durumda, konusunda uzman bilirkişi heyetinden alınacak rapor ile imzanın davacıya ait olup olmadığının ve belge üzerinde sonradan ilave yapılmış olup olmadığının saptanması, tutanakta imzası bulunan ve daha önce dinlenmeyen ...mesi, imzanın davacıya ait olduğunun saptanması halinde anlaşmaya aykırı olarak sonradan ilaveler yapıldığı hususunda davacıya, davalıya yemin teklif hakkı bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, bozma ilamı doğrultusunda alınan bilirkişi raporunda, 27.05.2008 tarihli belge üzerindeki imzanın davacıya ait olduğunun ve belgenin üzerinde yer alan, “kira kaybı, kazanç kaybı ve her türlü zararlar için ayrıca iskân raporu çıkartılması için ... ...'a 20.000,00 TL teslim edilmiştir” ibarelerinin sonradan ilave edildiğinin bildirildiği, tanık Çağlar Kutlu'nun belge altındaki imzanın kendisine ait olduğunu ve belge içeriğinin doğru olduğunu yazılı olarak bildirdiği, bilahare verdiği dilekçe ile de .../...

    HMK'nın 250. maddesi uyarınca tanıklıktan çekildiği, tarafların da bu tanığın dinlenmesinden vazgeçtikleri, davacıya, belge üzerindeki ilaveler konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatıldığı, davacının yemin teklifinde bulunmadığı, bu haliyle 27.05.2008 tarihli ibranamenin, üzerine sonradan eklendiği belirlenen ibareler hususunda ispat yükünü yerine getirmeyen davacıyı bağladığı gerekçesiyle, davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.