HMK Madde 169



  • İsticvap

    Konusu

    HMK Madde 169

    (1) Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir.

    (2) İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.




  • HMK Madde 169 Gerekçesi

    Maddenin birinci fıkrası, 1086 sayılı Kanunun 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden, ifadesi sadeleştirilmek suretiyle, alınmıştır. İkinci fıkra ise aynı maddenin ikinci fıkrasının, güncelleştirilmiş şeklidir. Böylece hâkime, taraftan kendisini bağlayıcı beyan alma imkânı getirilmiştir.



  • HMK 169. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/5920 Karar : 2017/605
    Tarih : 15.02.2017

    • HMK 169. Madde

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak ile ilgili yapılan icra takibine itirazın iptâli talebine ilişkin olup mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraflarca temyiz edilmiştir.

    ...-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

    ...-Davacının temyizine gelince;

    Davacı davasında, davalının yaptığı inşaatta sözlü anlaşma ile pergule korkuluk yaptığını ....770,30 TL'lik fatura kestiğini aralarında düzenlenen mutabakat mektubunda kabul edilmesine rağmen bedelin ödenmediğini bu alacağının tahsili amacıyla icra takibi başlattığını, ancak davalının takibe itiraz ettiğini belirterek itirazın iptâli ile takibin devamına, icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı savunmasında ferforje korkulukların istenilen şekilde yapılmadığını, korkuluklarda paslanma olduğunu, elektrostatik toz boya kullanılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiş, mahkemece her iki tarafın ticari defterinde davacının düzenlediği faturanın kayıtlı olduğu, işin bedelinde taraflar arasında ihtilâf bulunmadığı ancak TBK 475/.... bendi uyarınca iş sahibinin ayıp oranında bedelden indirim isteyebileceği bu miktarın da korkuluklarda elektro statik boyanın kullanılmaması nedeniyle ....500,00 TL olduğu anlaşıldığından; fatura bedelinden ayıba denk gelen indirim yapılması sonucunda davalının davacıya ....270,30 TL borçlu olduğu gerekçesi ile davanın bu miktar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Taraflar arasında sözlü olarak pergule korkuluk yapımı konusunda akdi ilişkinin kurulduğu ihtilafsızdır. Davacı icra takibinde 31.....2013 tarihli faturayı dayanak göstererek takibe geçmiş, mahkemece taraf defterleri üzerinde yapılan incelemede bu faturanın her iki

    taraf defterlerinde kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Yargılama sırasında davacı davanın açılmasından sonra düzenlendiği anlaşılan ....01.2015 tarihli “Mutabakat Mektubu” örneğini sunmuş olup bu belgede davacı tarafından yapılan imalât nedeniyle ....770,30 TL alacak bulunduğu konusunda mutabakat sağlandığının taraflarca imzalanarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece bu belge ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

    O halde mahkemece yapılması gereken iş; davacı tarafın dayandığı bu belgenin aslının ibrazı için 6100 sayılı HMK'nın 216. maddesi hükmü gereğince davacı tarafa uygun süre verilip belge aslının ibrazının sağlanması, belgenin doğruluğu ve sıhhati gerektiğinde taraflar HMK'nın 169. ve devamı maddeleri hükümleri gereği isticvap edilerek araştırılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesinden ibaret iken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış, davacı yararına bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda .... bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, .... bentte açıklanan nedenlerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 321,... TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere ....02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/3605 Karar : 2016/2312
    Tarih : 14.04.2016

    • HMK 169. Madde

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, davalı tarafından yapılan icra takibi üzerine davacının banka hesabından haczedilerek icra dosyasına ödenmiş olan 53.953,35 TL`nin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davalı yüklenici tarafından 29.08.2013 tarihinde "inşaat tesisat ve fayans, demir sıva, boya, su tesisatları, moloz atma" açıklaması ile düzenlenen 120.000,00 TL bedelli fatura dayanak gösterilerek davacı iş sahibi aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün 2013/4114 sayılı takip dosyası ile ilâmsız icra takibi yapılmış, takibin kesinleşmesi üzerine borçlu iş sahibinin ...'ndeki hesabında bulunan 53.953,35 TL üzerine haciz konularak bu miktar icra dosyasına ödenmiştir. İş sahibi tarafından açılan temyize konu davada; "faturaya ilişkin davacının herhangi bir borcu bulunmadığı" ve yüklenici tarafından yapılan icra takibinde ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğu, tebligatın usulsüzlüğünden dolayı şikayet yoluna başvurulduğu, ... İcra Hukuk Mahkemesi'nin şikayetin kabulüne karar verdiği belirtilerek, usulsüz tebligata dayanarak kesinleşen icra dosyasına iş sahibinin hesabında haczedilerek ödenmiş olan 53.953,35 TL`nin davalıdan tahsili istenmiştir.

    Davalı vekili, müvekkilinin usulüne uygun fatura kestiğini, bu faturanın davacı tarafından imzalandığını, imzaya itiraz olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Yanlar arasında yazılı sözleşme bulunmamaktadır. Davacı iş sahibi, dava dilekçesinde faturaya ilişkin herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürmüştür. İcra takibine dayanak olan 29.08.2013 tarihli faturanın altında "Teslim aldım. ..." yazısı ile imza yer almaktadır. Davalı yüklenici vekili yargılama sırasında faturanın davacı tarafından imzalandığını beyan etmiş, temyiz dilekçesinde de, faturada bulunan imzanın davacının eki ürünü olduğunu, davacının yükleniciye borcu olduğunu bu şekilde kabul ettiğini ileri sürmüştür. Mahkemece fatura altında yer alan yazı ve imza yönünden inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemece öncelikle davacıya isticvap çağrı kağıdı (HMK m.169) gönderilmesi gerekir.

    İsticvap, 6100 sayılı HMK`nın 169 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, mahkeme kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan birini davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında dinleyebilir. İsticvap, bir tarafın kendi aleyhine olan belli bir vakıa hakkında mahkeme tarafından dinlenmesi anlamına gelmekte olup, davanın aydınlatılmasına katkıda bulunan bir usul işlemidir. İsticvap, bizzat taraf davet edilmek suretiyle yapılır ve usulüne uygun davetiyeye rağmen taraf isticvap için mahkemeye gelmezse isticvap edilen vakıa ikrar edilmiş sayılır. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, mahkemece davalı yüklenici tarafından icra takibine dayanak olarak gösterilen fatura altındaki yazı ve imza incelenip değerlendirilmeksizin, davacı bu konuda isticvap edilip diyecekleri tesbit edilip değerlendirilmeden davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.

    Mahkemece yapılması gereken iş, davacının isticvap hükümleri uyarınca usulüne uygun olarak davet edilerek fatura altındaki yazı ve imza hakkındaki diyeceklerinin tesbit edilmesi, akdî ilişki konusunda beyanın alınarak akdî ilişkiyi inkâr edip etmediğinin, akdî ilişkinin inkâr edilmemesi halinde faturaya ilişkin borcu olmadığını beyan ettiğinden buna yönelik delillerinin istenilmesi ve sonucuna göre taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesinden kaynaklandığı da dikkate alınarak davanın esası hakkında bir karar verilmesinden ibarettir.

    Eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yarararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 14.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/15357 Karar : 2015/8413
    Tarih : 12.05.2015

    • HMK 169. Madde

    Davacı vekili dilekçesinde;davalının adına kayıtlı bulunan ... mah., ... mevkisi,1172 ada 11 parselde kayıtlı arsanın 100 m2`lik kısmını davacıya harici satış senedi ile sattığını,davalının tapuda ferağ vermediğini, davacının aldığı arsanın tapusunu alamadığı gibi satın aldığı arsanın başkaları tarafından işgal edildiğini ve bir kısmının ise öğrendikleri kadarıyla okul yeri olarak davalıdan alınarak kamulaştırıldığını, bu nedenle de davalının tapuda ferağ vermesinin imkansız hale geldiğini, her ne kadar tapulu taşınmazın satışı resmi şekle bağlanmış ise de eğer resmi şekil şartlarına uyulmadan yapılan bir sözleşme var ise sebepsiz iktisap koşulları doğrultusunda verilen şeyin iadesinin gerektiğini, iadenin ise verilen şeyin iadesinin gerçekleştiği andaki reel değeri üzerinden yapılması gerektiğinin Yargıtay kararları ile sabit olduğunu,her ne kadar alım satım sözleşmesinde bedel belirtilmemiş ise de;dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden iadenin gerçekleşmesi gerektiğini, bu nedenle taşınmazın dava tarihindeki değeri belirlenerek hesaplanan bedelin taraflarına ödenmesi gerektiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

    Davalı vekili cevap dilekçesinde;taraflar arasında imzalanan bir sözleşme olmadığını,davalının davacı ile herhangi bir hukuki münasebeti olmadığını,yine davacının ibraz etmek istediği evrakın 1993 yılından kalma matbu bir evrak olduğunu,bu evrakın zamanaşımına uğradığını,davacının yıllarca taşınmazın kendisine devrini beklediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, tapu kayıtları celbedildiğinde bunun anlaşılacağını, nitekim bu yerde eski tarihlerden itibaren devirlerin yapıldığını, bu nedenle davacının iddia ettiği tarihte taşınmazın devri ile ilgili herhangi bir engelin bulunmadığını, dava konusu yerin başkaları tarafından işgal edildiğini, söz konusu sözleşmenin alıcı hanesinin noktalama işaretleriyle hazırlanmış olup alıcının sonradan da yazılmış olabileceğini,yazılı metinden alıcı ve satıcının kim olduğunun ve ne kadar bedelle taşınmazın alındığının anlaşılamadığını,bu metnin sonradan da doldurulmuş olabileceğini,yine metinde herhangi bir bedelin de belirtilmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

    Mahkemece;davaya konu taşınmazın satış işleminin resmi şekilde yapılmamış olması nedeniyle geçersiz olduğu,buna ilişkin adi senedin taraflarca kabul edilmediği,senette bedelin yazılı olmadığı,bedelin ödenip ödenmediğinin,ödenmiş ise ne miktar ödendiğinin kesin olarak ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,hüküm süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, harici taşınmaz satışına dayalı ödenen paranın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

    Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.

    1-) Davalının 03.10.2011 tarihli celsede senette bulunan M.. D.. ismi altındaki imzanın kendisine ait olup olmadığını bilemediğini beyan ettiği anlaşılmakla, senette bulunan imzanın kendisine ait olup olmadığının kesin olarak tespit edilebilmesi için mahkemece 6100 sayılı HMK`nun 169.vd. maddelerinde düzenlenen isticvap hükümlerine göre tekrar isticvap edilerek 26.07.1993 tarihli belgedeki imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, imzayı inkar ederse imza incelemesi yapılması, imzayı kabul eder veya imzanın davalıya ait olduğu tespit edilirse satış bedelinin kendisine ödendiğinin kabulü gerekeceğinden ve bu doğrultuda geçersiz sözleşmeye göre herkes verdiğini geri alabileceğinden, ödenen bedelin güncellenmiş haliyle tahsiline karar verilmesi gerekir.

    2-)Dosyada yer alan 26.07.1993 tarihli belge yazılı delil başlangıcı olarak kabul edileceğinden ödenen bedelin miktarı yönünden tanık dinlenmesi mümkündür.Bu nedenle bedelin miktarı yönünden taraf tanıkları dinlenip, gerekirse o tarihte satışa konu olan taşınmazın değeri keşif yapılarak saptanmalı ve ödenen bedelin güncellenmesi suretiyle davalının sorumlu olduğu miktar belirlenerek hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2013/17957 Karar : 2014/2859
    Tarih : 17.02.2014

    • HMK 169. Madde

    Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;

    Davacı, maliki olduğu çekişme konusu 440 parselde bulunan dairenin ölene kadar kendisine bakması şartı ile devri için kardeşinin kızı olan M... ile sözlü olarak anlaştıklarını, ancak hileli davranışlar ile dairenin Melek adına satış gösterilmek suretiyle devrinin sağlandığını, M... hakkında dava açtıktan sonra taşınmazın muvazaalı olarak davalı Rüştü`ye devredildiğini ileri sürerek davalı Rüştü adına olan tapunun iptali ile adına tescilini istemiştir.

    Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davalının taşınmazı ara malik M...`ten muvazalı şekilde devraldığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.

    Karar, davalı R... tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi A... `ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

    Dava tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, davacıya ait taşınmazın hileye düşürülmek suretiyle edinildiği, davalı R...'nün HMK`nın 169 ve devamı maddeleri uyarınca tebliğ edilen isticvap davetiyesi üzerine, gelip beyanda bulunmayarak kötüniyetli olduğunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

    Ancak, dava 18.000,00 TL dava değeri gösterilerek açılmış olup, yargılama aşamasında değer 52.000,00 TL saptanmış buna rağmen harç ikmali yapılmadan dava sonuçlandırılmıştır. Bu durumda 52.000,00 TL üzerinden harca, 18.000,00 TL üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde harca ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir.

    Ne var ki, değinilen bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün A kısmının 2. bendinin hükümden çıkarılarak, yerine “Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 3.552,12 TL harçtan, peşin alınan 243,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.309,12 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,” cümlesinin yazılmasına, yine hükmün A kısmının 4. bendinin hükümden çıkarılarak yerine “Davacı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden ve AAÜT`ye göre hesaplanan 2.160,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine,” cümlesinin yazılmasına,

    davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK`nın 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle (DÜZELTİLEREK ONANMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2014/1-1066 Karar : 2016/532
    Tarih : 20.04.2016

    • HMK 169. Madde

    Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

    Yerel mahkemece, davalının taşınmazı kullandığı ve kiraya vererek gelir elde ettiği hususu ispatlanamadığından davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece bozmadan önce yapılan yargılama sırasında taraflara delillerini bildirmeleri için yasal süreler verildiği, davacı vekilinin delil listesinde bildirdiği tanığın keşifte beyanının alındığı, davacı vekilinin yasal süre içinde başka delil bildirmediği, bozma gerekçesi olan hususların davacı tarafından ispatlanamadığı kanaatine varılarak davanın reddine karar verildiği, bozmadan sonra taraflara yeniden delil bildirmeleri için süre verilmesinin yasal olmadığı, gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

    Direnme kararını, davacı vekili temyize getirmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflara delil bildirmeleri için yeniden süre verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı, varılacak sonuca göre mahkemece yapılan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Öncelikle, ispat yükü ve hâkimin davayı aydınlatma yükümünün açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

    Bilindiği üzere, ispat yükü kural olarak davacıya düşer; yani, davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir.

    Yine, kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır.

    Fakat kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, ispat yükü kendisinde olan diğer tarafın iddiasını ispat etmesini beklemeden, onun iddiasının aksini ispat için delil gösterebilir. İşte bu delile, karşı (mukabil) delil denir.

    Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda, deliller kural olarak taraflarca gösterilir; hâkim, delillere kendiliğinden başvuramaz (Kuru, Baki /Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, 22. Baskı, s.377, 378).

    Ancak iki hali birbirinden ayırt etmek gerekmektedir:

    a) Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir.

    b) Taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalarda; deliller kural olarak taraflarca gösterilir; hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz.

    Fakat hâkim, bilirkişi ve keşif delillerine kendiliğinden de başvurabilir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun m. 266 ve m. 288). Hâkim isticvaba da kendiliğinden karar verebilir (HMK m. 169,1). Bundan başka hâkim, davanın her safhasında, iki tarafın iddiaları sınırı içinde olmak üzere, tarafları dinleyebilir ve gerekli olan delillerin gösterilmesini ve verilmesini emredebilir (HMK m. 31) (Kuru, Arslan, Yılmaz, age, s.377, 378).

    Bu aşamada, hâkimin davayı aydınlatma yükümünün de değerlendirilmesi gerekmektedir.

    Mahkemenin hüküm vermesi için, kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkan vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur.

    Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim, kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme, sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.

    Taraflarca getirilme ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir:
    “ (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
    (2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.”

    Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dahildir (HMK m. 25/2).
    Ancak hâkim, keşfe ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verebilir. Ayrıca hâkim, olayın aydınlatılması için tarafların delil ikamesini isteyebilir, ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz.

    Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez, Hakan/ Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet; Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd).

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31.maddesine göre,
    “ Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. ”

    Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez, Atalay, Özekes, age, s. 248 vd).

    Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, dosya içeriği ve toplanan delillerden; üzerinde bodrum, zemin ve 2 kattan oluşan bina bulunan 170 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tarafların ve dava dışı paydaşların ortak murisi adına kayıtlı olduğu,
    binanın bir katını kendisi kullanmak, diğer iki katını ise kiraya vermek suretiyle davalı tarafından müdahalede bulunulduğu ileri sürülerek, eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
    Davalı ... ise daha önce kullanımında olan en üst katı yaklaşık 2,5 yıl önce terk ettiğini, zemin katın dava dışı paydaş Meryem tarafından kiraya verildiğini, orta katta ise; dava dışı paydaş Nureddin`in oturduğunu savunmuştur.

    Yerel Mahkemece, yapılan yargılama sırasında taraflara delillerini bildirmeleri için yasal süreler verilmiş, davacı vekilince 14.12.2011 tarihinde tanık listesi verilmiş, yasal süre içinde davacı vekili tarafından başka delil bildirilmemiştir.
    Eldeki davada taraflarca getirilme ilkesi geçerli olduğundan Özel Daire bozma ilamında belirtildiğinin aksine taraflara yeniden delil bildirme imkanı tanınması, usul ve yasaya uygun değildir.

    Öte yandan, eldeki davada tüm paydaşları bağlayan harici taksim ya da tüm paydaşları kapsayacak şekilde fiili kullanım durumunun bulunup bulunmadığı tespit edilmemiş, taşınmazdaki katların kimlerin kullanımında olduğu, kiraya verilmişse hangi bölümlerin kim tarafından kiralanıp kira bedellerinin alındığı saptanmamış, davalı ...`ın taşınmazda kullandığı bir yerin bulunup bulunmadığı, var ise nereyi kullandığı, terk etmiş ise; hangi dönemde kullandığı açıklığa kavuşturulmamış, boş bina bölümlerinin bulunup bulunmadığı, davacının taşınmazda kullanabileceği yerlerin olup olmadığı belirlenmemiştir.

    Hal böyle olunca Mahkemece, yukarda belirtilen hususlar açıklığa kavuşturularak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; mahkemece davacının bildirdiği delillerin toplandığı ve dinlenen davacı tanığının taşınmazın kullanım durumunu bilmediğini beyan ettiği, bu nedenle davacının iddiasını ispat edemediği anlaşıldığından yerel mahkeme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de; bu görüş kurul çoğunluğu tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle kabul edilmemiştir.

    Direnme kararı bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2013/22-2386 Karar : 2015/1512
    Tarih : 5.06.2015

    • HMK 169. Madde

    Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

    Davacı, davacının davalı asıl işveren işyerinde, dava dışı alt işverenler işçisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işverence haklı neden olmadan feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir.

    Davalı, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

    Mahkeme, bilirkişi raporu uyarınca davanın kısmen kabulüne karar vermiş; davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

    Mahkeme, “...mahkememizce davalıya tensip zaptı ile birlikte davacının şahsi sicil dosyası, işyeri kayıtları ve ücret bordrolarının ilk duruşma gününe kadar gönderilmesi aksi takdirde dosyadaki mevcut deliller doğrultusunda karar verileceği ihtarını içerir müzekkere gönderilmiş olup davalı idarece davanın ihbar edilmesini talep ettiği şirketlerle yapılan hazır yemek yapımı hizmet alım sözleşmesini ve imzasız ücret bordrolarının ve işçilerin kimlik kartlarının ibraz edildiği bunun dışında herhangi bir belge ibraz edilmediği, ihbar olunan Ce-Ha yemek Hizmetleri Ltd. Şti. tarafından da davacının şahsi dosyası gönderildiği, ancak şahsi sicil dosyasının içinde işyerine giriş çıkış kayıtları ve nöbet listelerine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı görülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinin kanunla belirtilen durumlar dışında hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz`` hükmü gereğince mahkememizin delil toplama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Davalı kurumca davaya ilişkin sunulan belgelerde davacı tanıklarının beyanlarının aksini gösteren kayıt ve belge bulunmadığından mahkememizce bozma ilamına karşı direnilmiş...” gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.

    Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında, işin esasına geçilmeden önce; mahkemenin ilk kararında “5)Yasal kesintiler yapılmış olduğundan uygulanmasına yer olmadığına” karar verilmesine karşın, direnme kararında bu hüküm fıkrasının bulunmamasının, yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınmıştır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan tartışmalar sonucunda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu alacakların net olarak hesaplanması ve mahkemenin gerekçesinde bilirkişi raporuna atıfta bulunulması nedeniyle, anılan kararın yeni hüküm olmadığı sonucuna oybirliğiyle varılarak ön sorun bu şekilde aşılmış ve işin esasının görüşülmesine geçilmiştir.

    İşin esasına yönelik olarak yapılan incelemede;

    Uyuşmazlığın çözümü için, hâkimin davayı aydınlatma yükümü ile davanın dayanağını oluşturan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma iddiasının ispat koşulları üzerinde durulması gerekmektedir.

    Bilindiği üzere, ispat yükü kural olarak davacıya düşer; yani, davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir.

    Yine, kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır.

    Fakat, kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, ispat yükü kendisinde olan diğer tarafın iddiasını ispat etmesini beklemeden, onun iddiasının aksini ispat için delil gösterebilir. İşte bu delile, karşı (mukabil) delil denir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun konuya ilişkin ve “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesi uyarınca:

    “(1)Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.

    (2)Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.”

    Hükmün gerekçesine göre: “Bu hükümle, somutlaştırma yükünün (194/1) delillerle ilişkisi ortaya konulmuştur. Dava açılırken ve cevap dilekçesi verilirken taraflar, dayandıkları vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini de belirtmek zorundadırlar.

    Ancak iki hali birbirinden ayırt etmek gerekmektedir:

    a)Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir.

    b)Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda, deliller kural olarak taraflarca gösterilir; hâkim, delillere kendiliğinden başvuramaz.

    Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim, kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme, sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.

    Taraflarca getirilme ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

    (2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.”

    Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dahildir (m. 25/2).

    Fakat hâkim, bilirkişi ve keşif delillerine kendiliğinden de başvurabilir (m. 266 ve m. 288).

    Hâkim isticvaba da kendiliğinden karar verebilir (m. 169/1). Bundan başka hâkim, davanın her safhasında, iki tarafın iddiaları sınırı içinde olmak üzere, tarafları dinleyebilir ve gerekli olan delillerin gösterilmesini ve verilmesini emredebilir (m. 31) (Kuru Baki, Arslan Ramazan, Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, 22. Baskı, s.377, 378).

    Belirtilmelidir ki hâkim, olayın aydınlatılması için tarafların delil ikamesini isteyebilir, ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz.

    Mahkemenin hüküm vermesi için, kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkan vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi sözkonusudur.

    Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz, Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd).

    6100 sayılı Kanun`un “hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.”

    Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, age, s. 248 vd).

    Görüldüğü üzere, hakimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hakimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.

    Bu aşamada, davanın dayanağını oluşturan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıldığı iddiasının ispat koşulları üzerinde de durulması gerekmektedir.

    Gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse halen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı, genel hükümlere tabidir.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi uyarınca, “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”

    Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.

    Fiili bir olgu sözkonusu olduğundan, kural olarak, işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.

    Bu kapsamda, iş davalarında sıklıkla başvurulan delillerden biri olan tanık beyanı, takdiri bir delildir, hâkimi bağlamaz ancak hâkim, tanık beyanını serbestçe takdir ederken sadece vicdani kanaati ile karar veremez. Tanık beyanları yönünde ya da aksine hüküm tesis edilmesi durumunda, tanık beyanının neden kabul edildiği ya da edilmediği açıklanmalıdır.

    Belirtilmelidir ki, tanık beyanları arasında veya tanık beyanı ile diğer deliller arasında çelişki bulunduğu takdirde, sadece tanık sözlerine dayanılarak hüküm tesis edilmesi mümkün değildir.

    Yukarıda fazla çalışmanın isbatı konusunda anlatılan ilkeler, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde yapılan çalışmaların isbatı açısından da geçerlidir.

    Somut uyuşmazlık incelendiğinde, davacı işçi fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını kanıtlamak bakımından tanık anlatımlarına dayanmış olup, dinlenen ve birbiri ile tutarlı tanık anlatımlarına göre, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları ortaya çıkmıştır. Mahkemece müzekkere ile istenilmesine rağmen, yargılama sırasında davalı taraf, tanık anlatımlarının aksini gösteren herhangi bir kayıt ve belge dosyaya sunmamıştır. Öte yandan, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir konudur. Bu nedenle hâkimin resen delil toplama yetkisinden de söz edilemez.

    Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, mahkemece eksik inceleme ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına hükmedildiği, bu nedenle yerel mahkeme direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

    Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ( ONANMASINA ), 05.06.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.