HMK Madde 113



  • Topluluk Davası

    HMK Madde 113

    (1) Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgilileri gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir.




  • HMK Madde 113 Gerekçesi

    Maddede yer alan düzenlemeyle, esas itibarıyla Anglo–Sakson menşeli bir kurum olan ve Kıta Avrupası hukuk düzenlerinde de kabul görmeye başlamış bulunan, topluluk davası (grup, sınıf davası) kurumunun, kavramsal çerçevede de mevzuatımıza girmesi sağlanmıştır.

    Bu çerçevede dernekler ile diğer tüzel kişilerin statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarını tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlâl edilmesinin önüne geçilmesini temin amacıyla açılacak olan davanın, topluluk davası olacağına açıkça işaret edilmiştir.

    Topluluk davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukukî yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır. Mevzuatımız bağlamında, grup davasına örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle, aynı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gösterilebilir.



  • HMK 113 (Topluluk Davası) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2011/53783 Karar : 2014/3372
    Tarih : 5.02.2014

    • HMK 113. Madde

    • Topluluk Davası

    A) Davacı İsteminin Özeti:
    Davacı, Buca Halk Eğitim Merkezinde 1989-03.06.2009 tarihleri arası usta öğretici olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin emeklilik nedeniyle sona erdiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı alacağının davalıdan tahsilini istemiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti:
    Davalı, davacı ile aralarındaki ilişkinin statü hukukuna tabi olduğunu, davacının işçi olmadığını, görev yönünden davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
    Mahkemece, hizmet tespit dosyasına göre çalışma süresinin belirlendiği, iş sözleşmesinin emeklilik nedeniyle sona erdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    D) Temyiz:
    Kararı davalı temyiz etmiştir.

    E) Gerekçe:
    Taraflar arasındaki uyuşmazlık, aralarındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 89. maddesinde
    " Her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi (Askeri Akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebilir. Ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususlar ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunur. " hükümleri yer almaktadır.

    Bu maddeye istinaden çıkarılan, Milli Eğitim Bakanlığı kurumlarında sözleşmeli veya ek ders görevi ile görevlendirilecek uzman ve usta öğreticiler hakkında yönetmeliğin 5/2 maddesi uyarınca da;
    Uzman ve Usta Öğreticilerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca 02/12/1998 tarihli ve 98/12120 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslarda belirtilen miktarda ek ders görevi verilebileceği belirtilmiştir.

    Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır.

    İş mahkemelerinin görev alanını hakim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 1. maddesini esas alarak belirleyecektir.

    Ayrıca belirtmek gerekir ki, işçinin İş Kanunu kapsamında kalmaması halinde iş mahkemesine açılan davada, davanın esastan reddi usule aykırıdır. Dava dilekçesinin görev nedeni ile reddi ve adli yargı görevli ise davanın görevli hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
    İdari Yargının görevli olması "dava dilekçesinin yargı yolu yanlışlığı nedeni ile reddine" karar verilmesi gerekir. İdari Yargı görevli ise gönderme kararı verilemez.

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu`nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

    Davacının dışarıdan ücretli usta öğretici olarak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün istemi ve İlçe Kaymakamlığı`nın onayı ile görevlendirildiği, davacıya ücretlerinin 657 Sayılı Devlet Memurları kanununun 89.maddesine uygun olarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan kararlar uyarınca Maliye Bakanlığınca belirlenen ders ücretleriyle ödendiği anlaşılmaktadır.

    Davacının sosyal güvenlik hukuku yönünden Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamında gösterilmesi iş sözleşmesi ile çalıştığını göstermez. Bu nedenle Ankara 1. İş Mahkemesinin 2007/901 E, 2007/629 K sayılı dosyasında hükmedilen ve Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2008/246 e 2008/1047 k sayılı ilamı ile onanan "Davacının 15.09.1998 - 01.08.2002 tarihleri arasında davalı işveren yanında hizmet akdi ile asgari ücretle çalıştığının ve sigortalı hizmetlerine eklenmesi gerektiğinin tespitine" ilişkin karar ancak sosyal güvenlik hukuku açısından hüküm ifade eder.

    Davacı 657 sayılı yasanın 89. maddesinde belirtilen statü içinde ve Kaymakamlık onayı ile görevlendirilmiştir. Davacı ile davalı arasında iş sözleşmesi bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ilişkinin statü hukukuna tabi olduğunun kabulü gerekir. Aradaki hukuki ilişki iş sözleşmesi, bir başka anlatımla işçi-işveren ilişkisi olarak nitelenemez.

    Bu hukuki olguya göre uyuşmazlığın çözüm yeri idari yargı olup, Mahkemece "davanın HMK.nun 113 ve 115. maddeleri uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile dava şartı yokluğundan reddine" karar verilmesi gerekirken uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.



  • DANIŞTAY 6. DAİRE
    Esas: 2014/7272
    Tarih: 28.10.2014

    • HMK 113. Madde

    • Topluluk Davası

    Dava, 10 Mayıs 2014 tarih ve 28996 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulunun 21.04.2014 günlü, 2014/6272 sayılı kararı ile; Dernek dışındaki davacıların maliki ve hissedarı oldukları Manisa İli, Soma ilçesi, Yırca Köyündeki taşınmazların, Soma Kolin Termik Santralinin yapımı amacıyla 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesine göre acele kamulaştırılmasına ilişkin işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılmıştır.

    2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesinde, 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği, bu Kanunun 3 üncü maddesinin 2 nci fıkras 2 nci fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktar, ödenecek ilk taksit bedeli olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

    3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 1. maddesinde: Aşılı zeytinlerin bakım, tımar ve toplanma ve sıklarının kökletme ve yeniden fidan dikme suretiyle meydana getirilecek zeytinliklerin tesis ve yetiştirme, yabani zeytinliklerin açma ve aşılama işlerinin Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ( Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ) direktifi altında yapılacağı; 2. maddesinde: Orman sınırları dışında bulunan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yabani zeytinlik, Antep fıstığı ve harnupluklar ve her nevi sakız nevileri ile orman sınırları dışında olup da 17.10.1983 tarih ve 2924 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makiliklerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca tespit edilip haritalandırılacağı: 4086 sayılı Yasa ile değişik 3. maddesinde ise: 'Bu alanlarda yabani zeytin, fıstıklık ve harnupluk ile sakız nevileri olan menengiç, buttum, yabani sakız, Filistin sakızı ağaçlarını aşılayıp yetiştirecekler ile zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makilik alanlarda gerekli temizlemeyi yapıp zeytin dikim alanları meydana getirecekler, dilekçe ile arazinin bulunduğu en büyük mülki amire başvururlar. Başvuranlar arasında Bakanlıkça belirlenecek esas ve öncelik sırasına göre seçilen kişilerden, bu işlemleri yerine getireceklerine dair bir yükümlülük belgesi alınır. Fidan dikecek olanlara devletçe maliyet bedeli üzerinden zeytin fidanı sağlanır. Beş yıl süre ile taşınmazın gayesine uygun olarak kullanıldığı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca tespit edilenlere mahallin en büyük mülki amiri tarafından tapuları devredilir. Bu yolla verilen taşınmazlar hiç bir şekilde veriliş amacı dışında kullanılamaz. Bu taşınmazlar; miras dahil hiç bir şekilde bölünemez, veriliş tarihindeki yüzölçümü hiç bir şekilde küçültülemez. Aksi takdirde Hazinece geri alınır. Bu hususlarda taşınmaz siciline gerekli şerh verilir. Bu maddeye göre verilen süre içinde aşılama, temizleme, dikim ve bakım işlemleri yapılmamış olursa verilen izin Bakanlıkça resen iptal edilir." kuralları yer almıştır.

    Ayrıca, 3573 sayılı Kanunun 4086 sayılı Kanun ile değişik 17. maddesinin 1. fıkras 1. fıkrasında: "Devlet; zeytinciliğin ıslahı, yem zeytin dikim alanlarının tespiti, zeytin dikim ve yetiştirilmesinin teşviki ile verimin artırılması, hastalık ve zararlılarla mücadele ile ürün elde etmekte masrafları azaltıcı araç ve gereçlerin imal ve ithalinde gerekli kolaylıkları sağlar "; 20. maddesinde: "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegetatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının iznine bağlıdır. Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması hâlinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının %10'unu geçemez. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu hâlde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez. İzinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına altmış Türk Lirası İdarî para cezası verilir." kuralı bulunmaktadır.

    Dosyanın incelenmesinden, davalı idarelerden Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun savunma dilekçesinde, santral alanındaki imar planı çalışmalarına Ağustos 2013 tarihinde başlanıldığı, bu süreçte, taşınmazların tarım dışına çıkarılması izni alabilmek amacıyla ilgili kurumlara başvurulduğu, önlisans belgesi ve kamu yararı kararının alınmasıyla birlikte projenin 09.01.2014 tarihinde Manisa İl Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Müdürlüğüne Toprak Koruma Kurulunda değerlendirildiği, ancak zeytin alanlarının endüstriyel işletmeciliğe açılması ile ilgili Yönetmeliğin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen 2013/157 sayılı yürütmeyi durdurma kararı sebebiyle konu ile ilgili karar verilmediği, Tarım Bakanlığına görüş sorulduğu belirtilirken, dava dilekçesi ekinde yer alan Manisa İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 17.06.2013 günlü, 7161 sayılı yazısında; Manisa İli, Soma İlçesi, Yırca Mahallesi sınırlarında bulunan 450 MW kurulu gücünde Soma Kolin Termik Santrali kurulacak taşınmazların tarım dışı amaçla kullanılmak üzere Müdürlüklerine başvuru yapıldığı ve yazı eki listede yer alan 84 adet parselden oluşan toplam 388.501 m2 yüzölçümlü taşınmazların zeytinlik saha olarak değerlendirildiği, Manisa il Özel İdaresine gönderilen 04.03.2014 günlü, 69335303/2982 sayılı yazı ile 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun ve bu Kanunda değişiklik yapan 4086 sayılı Kanun kapsamında termik santral kurulması talebinin uygun görülmediğinin bildirildiğinin belirtildiği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20.06.2013 günlü, YD itiraz No:2013/157 sayılı kararı ile; 3573 sayılı Kanunun zeytinlik alanları korumaya, iyileştirmeye ve yeni zeytinlik alanlar kurmaya yönelik hükümleri gereği zeytinlik alanların daraltılması, küçültülmesi mümkün olmadığından ve Kanunda bir alanın zeytinlik saha olarak saptanabilmesi için asgari bir büyüklük şartı getirilmediğinden, Kanunun lafzına ve ruhuna aykırı olarak, Kanun metninde olmayan bir sınırlama getirdiği görülen Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmeliğin dava konusu edilen 4. maddesindeki "zeytinlik saha" tanımında hukuka uyarlık bulunmadığı gibi; 3573 sayılı Kanunun geneline yaygın koruyucu hükümler de dikkate alındığında, zeytinlik sahalarda ve bu sahalara üç kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası ve küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri dışında kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran bir tesisin yapılması mümkün olmadığı, kaldı ki, 3573 sayılı Kanunda Yönetmeliğin 23. maddesinde sayılan tesislere belli şartlar altında dahi izin verilebileceği yönünde hiçbir hükme yer verilmediği, bununla birlikte, zeytinlik alanların daraltılamayacağı yönündeki hükme istisna olarak gösterilen belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması hâlinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşmanın zeytinlik alanının %10'unu geçemeyeceği hükmü de dikkate alındığında; elektrik üretim tesisi, petrol ve doğal gaz arama işletmeleri gibi büyük ölçekli tesislerin anılan yapılaşma oranını ne şekilde sağlayacağı da açıklanabilir olmaktan uzak olduğu, sonuç olarak, Yönetmeliğin 23. maddesinin de, Yönetmeliğin temel aldığı Kanun hükümlerini aşan ve Kanunun gözettiği koruma amacına aykırı hükümler içerdiği gerekçesine yer verilerek anılan Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "Zeytinlik Saha" tanımının ve 23. maddesinin yürütmesinin durdurulduğu anlaşılmaktadır

    Uyuşmazlık, termik enerji santralı kurulması planlanan ve acele kamulaştırmaya konu edilen alanın 3573 sayılı Yasa kapsamında kalması ve bu kullanım amacı dışında kullanılmasına izin verilmemesine karşın; kamu yararı kararı alınmak ve Bakanlar Kurulunca aceleliği yolunda dava konusu karar alınmak suretiyle taşınmaz mallara el konulmasından kaynaklanmakladır.

    Dava dilekçesinde; gerçek kişi olan davacılar, uzun yıllardır Yırca Köyünde ikamet eden, zeytincilikle uğraşan ve zeytinciliğin kendilerinden sonraki kuşaklara aktanmı için çalışan kişiler olarak tanımlanarak, bazı taşınmazların tapu kayıtlarının eklendiği, davacı Derneğin Tüzüğünde ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 113. maddesi çerçevesinde topluluk davası açma, İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde çevre sorunları ile ilgili her türlü İdari dava açma konusunda yetkisinin bulunduğu belirtilerek termik enerji santralinin tarımsal ve çevresel değerlere olumsuz etki yapacağının ileri sürüldüğü görülmektedir.

    Termik enerji santralı kurulacak olan alanın zeytinlik alan olması, bu alanda enerji santrali kurulmasına olanak sağlayan Yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve bu sahanın amacı dışında kullanılmasına izin verilmemesine karşın, taşınmazlar için kamu yararı kararı alınması ve acelelik yoluyla el konulmasına olanak bulunmamasının yanı sıra zeytinlik alanın oluşturduğu bütünlük ve dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar dikkate alındığında, davacıların dava açma ehliyetinin, bulunduğu daha sonra da asliye hukuk mahkemesinde acele el koyma kararları verilmesi üzerine kararların uygulanmasına gidildiği göz önüne alındığında davanın süresi içerisinde açıldığı, aksi yöndeki iddiaların ise yerinde olmadığı görülmüştür.

    Termik santral yapımı amacıyla planlamaya konu edilemeyen ve bu amaçla kullanılmasına da izin verilmeyen alanda, kamu yararı kararı alınarak acele kamulaştırma yoluna gidilmesine, yukarıda yer verilen mevzuata göre olanak bulunmadığından, dava konusu Bakanlar Kurulu kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

    SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde öngörülen koşullar oluştuğundan, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile acele kamulaştırılmasına ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulmasına, 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesi uyarınca Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz edilemeyeceğinin duyurulmasına, 28.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/9314 Karar : 2016/4393
    Tarih : 20.04.2016

    • HMK 113. Madde

    • Topluluk Davası

    Davacı vekili, müvekkili derneğin, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun uyarınca ruhsat verilmiş özel güvenlik şirketlerinin oluşturduğu mesleki bir birlik olduğunu, müvekkili derneğe danışmanlık hizmeti veren davalının 28/02/2011 tarihinde bir bankanın nakit, taşıma ve merkez kasa sayımı hizmetlerinin temini amacıyla ihale açtığını bildirerek ihaleye katılmak ve teklif verebilmek gerekçesi ile sunulan hizmetlerin kapsamı, derneğe üye olan şirketlerin mali durum raporları ve hizmet için alınan ücretler de dahil olmak üzere üyelerin münhasıran sahip oldukları ticari sır niteliğindeki bilgilerin kendisine iletilmesini talep ettiğini, üyelerin de istenilen bilgileri yazılı olarak davalıya teslim ettiklerini, bu aşamada davalının kendisine verilen bilgiler ile ilgili olarak gizlilik sözleşmesi imzalamaya yanaşmadığını, aradan 2 aylık bir zaman geçmesine rağmen ihale ile ilgili herhangi bir gelişme olmadığını, davalının ise ihalenin iptal edildiği şeklinde üyelere bilgi verdiğini, yapılan araştırma ile davalının ihaleye katılan şirketlerin ticari sırlarına vakıf olma amacı güttüğünün ortaya çıktığını, davalının eyleminin TTK'nın 56. maddesinde düzenlenen haksız rekabet oluşturduğunu iddia ederek her türlü maddi ve manevi tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla sözkonusu ihalenin incelenmesi suretiyle haksız rekabetin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunmuştur.

    Mahkemece, tüm dosya kapsmaı ve uyulan bozma ilamı doğrultusunda, davacı tarafın sözü edilen ihalenin yapılmadığı bilgisini 22/04/2011 tarihinde öğrendiği, haksız rekabete ilişkin dava hakkının da bu tarihte doğduğu, dava tarihi itibariyle TTK'nın 62. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Dava, 6762 sayılı TTK'nın 56. ve devamı maddeleri uyarınca, haksız rekabetin tespiti istemine ilişkindir.

    Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 114/(1)-d maddesi gereğince aktif dava ehliyeti dava şartlarından olup, aynı Kanun'un 115/(1) maddesi gereğince mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır.

    HMK'nın 113. maddesinde düzenlenen topluluk davası ile, dernekler ve diğer tüzel kişilere statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilme hakkı tanınmış ise de, davacı derneğin statüsü (dernek tüzüğü) tüzel kişiye dava açma yetkisi tanımadığı gibi, aksinin kabulü halinde dahi davanın davacı tüzel kişinin üyelerinin tümünün menfaatleri ile ilgili olduğu da söylenemez.

    Şöyle ki, davacı ticari sır niteliğinde olan bilgi ve belgelerin, derneğin üyeleri tarafından davalıya verildiğini, geri istenilmesine rağmen davalı tarafça iade edilmediğini ve bu suretle davalı tarafça haksız rekabette bulunulduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bu dokümanların, davacı derneğin üyelerine ait olduğu, üyeler tarafından davalıya tevdi edildiği ve yine aynı şekilde üyelere iade edilmediği iddia edildiğine göre, iade etmeme şeklinde gerçekleştirildiği ileri sürülen haksız eylemin, dokümanları davalıya veren ve davalıdan geri alamayan bu üyelerin menfaatlerini zedeleyen bir eylem niteliğinde olduğu, dolayısıyla ancak bu üyeler tarafından davalıya karşı dava açılmasının mümkün olduğu açık olup, davanın HMK'nın 113. maddesi ve 6762 sayılı TTK'nın 58/3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

    Bu itibarla, mahkemece, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gözetilerek davanın salt bu nedenle reddedilmesi gerekirken, zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün 1086 sayılı HUMK'nın 438/son maddesi gereğince değişik bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru bulunan hükmün açıklanan değişik gerekçeyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 01,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 20/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.