HMK Madde 111



  • Terditli Dava

    HMK Madde 111

    (1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilikferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.

    (2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.




  • HMK Madde 111 Gerekçesi

    Maddenin birinci fıkrasında uygulaması son derece yoğun olan terditli dava kurumunun yasal çerçevede bir tanımı yapılmış ve terditli davanın hukukumuzda caiz olduğu konusundaki tereddüt tümüyle giderilmiştir.

    Bu düzenleme çerçevesinde davacının, aynı davalıya karşı olan birden fazla talebini aralarında aslîlik–ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi hâlinde ortada bir terditli davanın bulunduğundan söz edilecektir. Terditli davanın varlığı için gereken şartların neler olduğu hususuna da yasal düzenlemede açıklık
    getirilmiştir.

    Buna göre bir terditli davadan söz edilebilmesi için şu iki şartın bir arada bulunması gerekir:

    a) Aynı davalıya karşı ileri sürülecek birden ziyade talep arasında bir aslîlik–ferîlik ilişkisi mevcut olmalıdır. Yani dava dilekçesinde önce aslî talep daha sonra da fer’î talep belirtilmiş bulunmalıdır.

    b) Birlikte ileri sürülen bu talepler arasında, hukukî veya ekonomik bir bağ bulunmalıdır.

    Terditli dava açılması, şarta bağlı dava ikame edilmesi anlamına gelmez. Davacı böyle bir yol izlemek suretiyle taleplerine ilişkin olarak mahkemece gerçekleştirilecek olan incelemenin sırasını belirlemektedir.

    Maddenin ikinci fıkrasında ise terditli davada incelemenin ve kararın nasıl verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Terditli davada, mahkeme öncelikle asıl talebi inceleyecek ve karara bağlayacaktır. Mahkeme asıl talebin esastan reddine karar vermediği sürece, fer’î talebi inceleyemez ve hükme bağlayamaz. Yani, fer’î talebin incelenip hükme bağlanması, aslî talebin mahkemece esastan reddedilmiş olmasına bağlıdır.

    Terditli dava açılmasıyla, pratik zaruretlerin bir ürünü olarak bazı hâllerde terditli hüküm olarak sayılabilecek durumların (örnek; menkul teslimine ilişkin ilamların icrasına ilişkin İcra ve İflâs Kanununun 24 üncü maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenlemede olduğu gibi) ortaya çıkmasını birbirine karıştırmamak gerekir. Çünkü, terditli dava sonucunda verilen hüküm terditli değildir. Aslî talep hüküm altına alınmışsa, zaten fer’î talep hakkında herhangi bir karar verilmeyecektir. Aslî talep reddedilmişse ancak bu durumda fer’î talep hakkında karar verilecektir. Fer’î talep de mahkemece esastan reddedilmişse zaten ortada bir menfi tespit hükmü bulunacaktır.



  • HMK 111 (Terditli Dava) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/18484 Karar : 2018/1696
    Tarih : 6.02.2018

    • HMK 111. Madde

    • Terditli Dava

    Davacı vekili, vekil edeninin davalı ...'ten dava konusu 6429 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 300 m2'lik kısmını 2.1.1990 tarihli arsa senedi ile satın aldığını ancak davalının kötü niyetli olarak tapuda devir yapmadığını belirterek dava konusu edilen 300 m2'lik yerin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini, bunun mümkün olmaması halinde sözleşmeye aykırılık hükümleri çerçevesinde vekil edeninin müspet zararı olan gayrimenkulün 300 m2lik kısmının değerinin davalıdan dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine, bunun da mümkün olmaması halinde 2.1.1990 tarihindeki satış sözleşmesine istinaden ödenen 6.000.000 TL`nin uyarlanmış hali ile vekil edenine dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 2/9/2015 tarihli beyan dilekçesi ile; asıl dava edilen 6429 ada 2 parselin dava konusu ile ilgili olmadığı ve söz konusu taşınmazın 1799 ada 1 parsel ve 1799 ada 15 parsel olduğunu belirtmiştir.

    Davalı vekili, davacının sunduğu satış senedinin dava konusu yere ait olmadığını, 1996 yılında yapılan satış sözleşmesinin feshedildiğini ve satış bedelinin tamamen davacıya ödendiğini, dava konusu parselin evveliyatının 813 ada 36 nolu parsel olduğunu ve hazine adına kayıtlı olduğunu, davacının satın aldığını iddia ettiği yerde herhangi bir tasarrufta bulunmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, terditli taleplerinden alacak talebinin kabulü ile 84.180,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının dava dilekçesinde terditli taleplerinin olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle ki; davacı vekili, 02.01.1990 tarihli harici satım senedine dayalı olarak davalı adına olan tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini,bunun mümkün olmaması halinde sözleşmeye aykırılık hükümleri çerçevesinde vekil edeninin müspet zararı olan gayrimenkulün 300 m2'lik kısmının değerinin davalıdan dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tazminine, bunun da mümkün olmaması halinde 2.1.1990 tarihindeki satış sözleşmesine istinaden ödenen 6.000.000 TL`nin uyarlanmış hali ile vekil edenine dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır.

    Terditli (kademeli) davalarda (6100 sayılı HMK 111. md), davacı aynı davalıya karşı aralarında hukuki veya ekonomik bağlantı bulunan birden fazla talebini aralarında aslilik ve fer'ilik ilişkisi kurarak aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Terditli davalardaki taleplerden biri asıl taleptir; ikincisi fer`i taleptir. Davacı, ilk önce asıl talep hakkında karar verilmesini ister, yardımcı talebini ise asıl talebin reddedilmesi ihtimali için yapar.

    Mahkeme de, davacının asıl talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer`i talebi inceleyemez ve karara bağlayamaz.

    6100 sayılı HMK`nın 297. maddesinde; mahkeme kararında taraflara yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüt gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Hüküm fıkrası, kararın esası olup, açık ve infazı mümkün olmalıdır. Davanın açıldığı tarihteki duruma göre hüküm fıkrasında, asıl talep ile terditli talepler hakkında, şüphe ve tereddütü gerektirmeyecek biçimde, açık olarak karar verilmelidir.

    Somut uyuşmazlık incelendiğinde, davacı taraf, dosyaya sunulan satış sözleşmesine istinaden dava konusu taşınmaz yönünden tapu iptal ve tescil, bu talep mümkün olmadığı takdirde, müspet zararın tazmini, bu talep de mümkün olmadığı takdirde, satış sözleşmesine istinaden ödenen 6.000.000 TL nin uyarlanmış hali ile vekil edenine dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacı tarafın asli talebi olan tapu iptal ve tescil isteği hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeden, doğrudan alacak talebi hakkında hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.

    O halde, mahkemece yapılacak iş; yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında, HMK 297. madde uyarınca, davacının terditli talepleri hakkında ayrı ayrı olumlu-olumsuz bir karar verilmesi olmalıdır. Bu hususlar gözönüne alınmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ:Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı vekili ve davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 1.438,00 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 4.312,34 TL`nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 06.02.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/2177 Karar : 2017/522
    Tarih : 24.01.2017

    • HMK 111. Madde

    • Terditli Dava

    Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun terditli dava başlıklı 111. maddesinin 2 fıkrasının " Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer'i talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz" hükmünü ihtiva etmesi nazara alındığında, mahkemece de davacı tarafın asıl talebi doğrultusunda karar verilmiş olmasına göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 8.217.50 .TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, HUMK`nun 440/1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/36352 Karar : 2016/21310
    Tarih : 29.11.2016

    • HMK 111. Madde

    • Terditli Dava

    A) Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili; davacı işçinin davalı bankada 16.06.2014 tarihinde bankacılık işlemleri yetkili yardımcısı olarak işe başladığını, çalışmasının 1 haftalık kısmını geçici görevlendirmelerle Koza şubesinde, 3 haftalık kısmını ...Şubesinde kalan kısmını ise... şubesinde geçirdiğini, gişe biriminde kadrosu bulunmasına rağmen... şubesinde gişede çalışmayıp norm fazlası olarak çalıştığını, gişe biriminde çalışmadığı için de alması gereken kasa tazminatını alamadığını, ... şubede çalıştığı dönem boyunca şubede bir kişi fazla denilerek kendisine sürekli psikolojik baskı yapıldığını, şube müdürü tarafından mobbing uygulandığını, şubede bir kişi fazla olmasına rağmen kimsenin tayinin çıkarılmadığını hatta bu dönemde tayinle personel alındığını, davacı işçinin çalıştığı dönemde verilen görevleri büyük bir titizlik ve özenle yerine getirdiğini, bu sebepten dolayı ...Şube Müdüründen birlikte çalışma teklifi aldığını, davacı işçinin de isteğiyle tayin isteminin şube müdürü tarafından talep edildiğini, davacı işçi tayin beklerken 11.12.2014 Perşembe günü saat 17.00 sularında kıdeminin 16.12.2014 Salı günü 6 ayının dolmasına 2 iş günü kala şube müdürü tarafından odasına çağrılmış ve iş sözleşmesinin feshedildiğini, istifa etmesinin kendi yararına olacağını sonraki iş hayatında kovulmuş olmaktansa istifa etmesinin lehine olacağını, aksi takdirde iş bulmasının zor olacağı söylenip korkutularak iradesinin baskı altına alındığını ve istifa dilekçesini imzalamak zorunda kaldığını, davacı işçinin 12.12.2014 Cuma günü ... isimli sendikaya gittiğini ve kendisi ile birlikte eğitime başlayan 2 kişinin daha istifa ettirilerek iş sözleşmelerinin feshedildiğini öğrendiğini, bankanın insan kaynaklarıyla görüştüğünde kendisine yapılacak bir şeyin olmadığı, iş sözleşmesinin zaten feshedildiği, istifayı imzalayıp imzalamamasının herhangi bir önemi olmadığı şeklinde bilgi verildiğini, konuyla ilgili insan kaynaklarına şikayet maili attığını, davalı bankanın iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaması için 6 aylık kıdeminin dolmasına 2 iş gün kala iş sözleşmesini feshettiğini, Yargıtay içtihatları uyarınca 6 ayın dolmasına bir kaç gün kala iş sözleşmesinin feshedilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu iddia ile feshin geçersizliğine ve davacı işçinin işe iadesine, feri talep olarak İş Kanunu 17. maddesi uyarınca ihbar tazminatının üç katı tutarında kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

    B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:

    Davalı vekili; davacı işçinin işe iade davası açma koşullarına haiz olmadığından davanın usulden reddi gerektiğini, davacı işçinin istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını ve 6 aylık kıdemi henüz doldurmadığından iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağını ve dava açma hakkının bulunmadığını, davacı işçinin 11.12.2014 tarihinde kendi el yazısıyla düzenleyerek imza altına aldığı istifa dilekçesinde “16.06.2014 tarihi itibariyle başladığım görevimden 11.12.2014 tarihi itibariyle kişisel nedenlerden dolayı ayrılıyorum. Yasal ihbar süremde iş arama iznim ve brüt yıllık iznim düşüldükten sonra 11.12.2014 tarihi itibariyle son günüm olacak şekilde çıkış işlemlerimin başlatılmasını rica ederim” şeklinde düzenleyerek imza ettiğini, her ne kadar şube müdürü tarafından 11.12.2014 tarihinde çağrılarak iş sözleşmesinin feshedildiğini, istifa etmesinin kendi yararına olacağını ve baskı ile istifa dilekçesi vermek zorunda bırakıldığını iddia etmiş ise de söz konusu beyanların gerçeği yansıtmadığını, davacı işçinin yersiz ve kötü niyet barındıran bu iddialarını ispatla mükellef olduğunu,... şubesinde çalıştığı dönem boyunca kendisine psikolojik baskı yapıldığı ve müdür tarafından mobbing uygulandığı iddialarının haksız ve gerçeklerden uzak olduğunu, davacı işçinin bu konuda hiç bir delil bildirmediğini ispat külfetini yerine getiremediğini, somut olayda davacı işçi iş sözleşmesini istifa iradesi ile sonlandırdığından haksız fesih olarak nitelendirilebilecek bir durumun varlığının söz konusu olamayacağını savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

    D) Temyiz:

    Karar süresinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    E) Gerekçe:

    Dava dilekçesinde, HMK'nun 111. maddesi uyarınca davanın terditli olarak açıldığı, asli talep olarak davacının işe iadesine karar verilmesi, fer`i talep olarak ise kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istenmiştir.

    Her iki talep arasında hukuki bağlantı bulunduğu tartışmasızdır. Çünkü iş güvencesi kapsamında yer alan bir işçi ayrıca kötüniyet tazminatı talebinde bulunamaz.

    Mahkemece, davacının 6 aylık kıdemi bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, fer`i talep hakkında bir karar verilmemiştir.

    Dosya kapsamından davacının 6 aylık kıdemi bulunmadığı ve bu nedenle iş güvencesi kapsamında yer almadığı gerekçesi ile işe iade talebinin reddine hükmedilmesi yerindedir. İşe iade talebinin esasdan reddedilerek kesinleşmesi karşısında kötüniyet talebine ilişkin harcın Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca tamamlattırılarak iş güvencesi kapsamında yer almayan davacının fer`i talebi olan kötüniyet tazminatına hak kazanıp kazanmadığı değerlendirilmelidir.

    Davacının fer`i talebi hakkında herhangi bir karar verilmemesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

    F)SONUÇ:

    Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2016/7277 Karar: 2017/9391
    Tarih: 20.06.2017

    • HMK 111. Madde

    • Terditli Dava

    Davacı ... vekili, boşanma dava dilekçeleri ile birlikte fazlaya dair haklarını saklı tutarak davalı adına kayıtlı taşınmazların ve araçların bedellerinin yarısının katılma alacağı olarak tahsilini istemiştir. Mal rejiminin tasfiyesine dair bu talep yönünden taşınmaz ve araçların açıklanıp harcın yatırılması için mahkeme tarafından verilen süre içerisinde davacı vekilince sunulan 10.02.2010 tarihli dilekçeyle davalı adına kayıtlı 764 ada 4 parsel sayılı arsa yönünden 20.000,00 TL, 871 ada 2 parsele kayıtlı 10 numaralı bağımsız bölümler yönünden 20.000,00'er TL ve 17 numaralı dükkan yönünden 5.000,00 TL olmak üzere fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 105.000,00 TL harca esas değer olarak bildirilmiş ve harç yatırılmıştır.

    Boşanma davasının son celsesi talep tefrik edilmiş olup; davacı vekili 13.01.2012 tarihli dilekçede taleplerini, taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının 1/2 iptali ile davacı adına tescili, bu mümkün olmadığı takdirde fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 105.000,00 TL alacağın faiziyle birlikte davalıdan tahsili olarak açıklanmıştır. Bilirkişi raporundan sonra 11.02.2016 tarihli dilekçelerinde davacı vekili davaya konu taşınmazların dosya kapsamında tespit edilen değerlerinin az olduğu yönündeki itirazlarıyla birlikte aynen taksim taleplerini yineleyerek alacaklarını 111.905,00 TL olarak ıslah ettiklerini açıklamış ve arttırılan miktarın harcı yatırılmıştır.

    Davalı ... vekili, davacının ev hanımı olduğu ve malvarlığının edinilmesinde hiçbir katkısının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davanın katılma alacağı istemine dair olduğu, davaya konu edilen 871 ada 2 parsel 17 numaralı taşınmazların 1999 yılında taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı adına tescil edildiği, bu dönemde davalının ev hanımı olduğu, dışarıda çalışmadığı, ayrıca katkısının ispat edilemediğinden davacının bu taşınmazlardan dolayı alacak hakkının bulunmadığı, davaya konu 764 ada 4 parselde kayıtlı taşınmazın taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 2005 yılında edinildiği, davacının taşınmazın keşif tarihindeki değerinin yarısı kadar alacak hakkı olduğu anlaşılmakla davanın kabulüyle 111.905,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Terditli (kademeli) davalarda (6100 Sayılı HMK 111. md), davacı aynı davalıya karşı aralarında hukuki veya ekonomik bağlantı bulunan birden fazla talebini aralarında aslilik ve fer'ilik ilişkisi kurarak aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Terditli davalardaki taleplerden biri asıl taleptir; ikincisi fer'i taleptir. Davacı, ilk önce asıl talep hakkında karar verilmesini ister, yardımcı talebini ise asıl talebin reddedilmesi ihtimali için yapar. Mahkeme de, davacının asıl talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer'i talebi inceleyemez ve karara bağlayamaz.

    Somut uyuşmazlık incelendiğinde, davacı taraf, 6 parça taşınmaz yönünden tapu iptal ve tescil, bu talep mümkün olmadığı takdirde ise mal rejiminin tasfiyesi ile alacak isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, davacı tarafın asli talebi olan tapu iptal ve tescil istemi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmeyip, doğrudan alacak talebi hakkında hüküm tesis edilmesi hatalıdır. Ayrıca davaya konu edilen taşınmazlar yönünden talep 764 ada 4 parsel sayılı arsa için 20.000,00 TL, 871 ada 2 parsele kayıtlı 5,, 6,, 7 ve 10 numaralı bağımsız bölümler yönünden 20.000,00'er TL ve 17 numaralı dükkan yönünden 5.000,00 TL olmak üzere 105.000,00 TL olup, ıslah ile talep 111.905,00 TL olarak arttırılmış ise de bu talebinin ayrı ayrı hangi mal için ne kadar olduğu hususu davacı tarafa açıklattırılarak talep somutlaştırılmamıştır. Öte yandan Mahkemece, feri talep olan alacak istemi sadece katılma alacağı olarak nitelendirildiği halde mal ayrılığı döneminde edinilen taşınmazlar yönünden yazılı şekilde değerlendirme yapılıp davanın reddedilmesine karşın, "davanın kabulüne" şeklinde karar verilerek davacı lehine alacağa hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

    Mahkemece yapılacak iş, davacı ve vekiline yukarıda açıklandığı şekilde ıslah ile arttırılan miktarla ilgili olarak her bir mal için ayrı ayrı ne kadar alacak isteğinde bulunduğu hususunda açıklama yapmaları için süre ve imkan verilmeli, istek somutlaştırıldıktan sonra taraflar arasındaki uyuşmazlık konusunda davacının asli talebinin tapu iptal ve tescil olduğu gözetilerek bir karar verilmelidir.

    SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebeplerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün 6100 Sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istenmesi halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 20.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2016/10860 Karar: 2017/307
    Tarih: 17.01.2017

    • HMK 111. Madde

    • Terditli Dava

    Davacı vekili 10.4.2104 tarihli dilekçesi ile eski 634 yeni 101 ada 6 Sayılı parsel, 17.532 m2 bağ cinsli taşınmazda 5/16 pay ( 5140 m2'lik payı ) 27.05.2013 tarihinde tapuda babasından satın aldığını, davalı kardeşinin taşınmaz üzerinde mevcut olan kayısı ağaçları ile birlikte kullanmaya devam ettiğini ileri sürerek müdahalesinin önlenmesini ve 6746 TL ecrimisil bedelinin yasal faiziyle davalıdan tahsilini istemiştir.

    Davalı 1992 yılından itibaren iyiniyetli malik olarak kayısı ağacı yetiştirdiğini, maliki babasının 27.03.2005 tarihli sözleşme ile şahitler huzurunda kendisine hibe ettiğini davanın reddini savunmuş, birleştirilen davada davalı vekili 2011/368 Esas saylı dosyada 10.06.2015 tarihli dilekçesi ile 27.03.2005 tarihli babası tarfından imzalanan sözleşme ile iyiniyetli malik olarak kayısı ağacı yetiştirdiğini, ancak muvazzalı olarak tapudan davacı kardeşine 27.05.2015 tarihinde yapmış olduğu 5/16 pay satışının iptali ile 2683 m2'lik kısmın adına tescilini, mümkün değil ise muhdesat, bedellerinin tahsilini istemiştir.

    Mahkemece, asıl davanın kabulüne, birleştirilen davada davalının dayandığı sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiştir.

    Hükmü, davalı ve birleştirilen dosyanın davacısı vekili temyiz etmiştir.

    1- )Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı ve birleştirilen dosyanın davacısı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    2- ) Davalı ve birleştirilen dosyanın davacısı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;

    Birleştirilen dava, tapu iptali ve tescil mümkün olmaz ise muhdesat bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.

    6100 Sayılı HMK'nın 111. maddesi6100 Sayılı HMK'nın 111. maddesi gereğince birleştirilen terditli davada davacının talebindeki sıraya uygun şekilde öncelikli talebi olan tapu iptali ve tescil istemi incelenmiş ise de ikinci kademede terditli talebi olan muhdesat bedellerinin tahsili istemi konusunda 6100 Sayılı HMK'nın 26 . maddesi gereğince inceleme yapılıp karar verilmesi gerekirken, bu konuda olumlu olumsuz bir karar verilmemesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan sebeple davalı ve birleştirilen dosyanın davacısı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) numaralı bent uyarınca davalı ve birleştirilen dosyanın davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istenmesi halinde yatırana iadesine, 1.480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacı ve birleştirilen dosyanın davalısından alınarak davalı ve birleştirilen dosyanın davacısına verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.