HMK Madde 106



  • Tespit Davası

    HMK Madde 106

    (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.

    (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.

    (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.




  • HMK Madde 106 Gerekçesi

    Maddenin birinci fıkrasında, tespit davalarıyla ilgili genel bir tanımlamaya yer verilmiş ve ikinci ve üçüncü fıkralarında ise tespit davasının açılabilmesi için varlığı gereken şartların neler olduğuna açıkça işaret edilmiştir.

    Bu çerçevede, bir hakkın yahut hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut da bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesini hedefleyen davalara, tespit davası denir. Tespit davaları, uygulamada sıkça müracaat edilen bir dava türüdür. Çoğu kere de bir geçici hukuksal korunma türü olan delil tespiti kurumuyla karıştırılmaktadır. Bu genel tanımlama ile tespit davasının hukukumuzda caiz olduğu ve delil tespitinden tümüyle farklı bir kurum olduğu hususuna, uygulamada duyulan tereddüt giderilmek suretiyle açıklık kazandırılmıştır.

    İkinci fıkrada, kanunla belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacının, eda davası ile inşaî davalardan farklı olarak dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğu hususunu açıkça ortaya koyması, bir şart olarak öngörülmüştür.

    Üçüncü fıkrada ise maddî vakıaların tek başlarına tespit davasına konu yapılamayacağı; ancak bir hakkın yahut hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun belirlenmesi bağlamında tespit davasına konu yapılabileceği hususu hüküm altına alınmıştır.

    Bu çerçevede, maddî vakıaların tek başlarına tespiti isteniyor ise tespit davasına değil; delil tespiti kurumuna başvurulması gerekecektir.

    Maddenin birinci fıkrasında, tespit davalarıyla ilgili genel bir tanımlamaya yer verilmiş ve ikinci ve üçüncü fıkralarında ise tespit davasının açılabilmesi için varlığı gereken şartların neler olduğuna açıkça işaret edilmiştir.



  • HMK 106 (Tespit Davası) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/13306 Karar : 2018/11623
    Tarih : 28.06.2018

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Taraflar arasında görülen davada;

    Davacı, mirasbırakanı ... ’nin maliki olabileceği ve aynı zamanda ... , ... , ... , ... , ... ve ... parsel sayılı taşınmazlara komşu olan taşınmazların tapu kayıtlarının tespiti istemiyle davalı ... müdürlüğüne başvurduğunu ancak taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek, mirasbırakanı ... ’nin maliki olduğu taşınmazların tespitini istemiştir

    Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

    Mahkemece, davacının mirasbırakanın davacı haricinde mirasçılarının da olduğu, bu nedenle davacının eldeki davayı tek başına açamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi ... 'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; davacının mirasbırakanın 1917 yılında öldüğü, ölüm tarihi itibariyle mirasçılar arasında paylı mülkiyet hükümlerinin geçerli olduğu; bu bakımdan davacının açtığı dava dinlenebilir ise de, tespit davasının (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 106.vd maddeleri) koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemez. Davanın reddi bu gerekçe ve sonucu itibariyle doğru olduğuna göre davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazların reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 10.70 TL. bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 28/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/8895 Karar : 2018/8012
    Tarih : 22.03.2018

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Mahkemenin gerekçeli kararının,davacı vekiline 20.11.2014 tarihinde tebliğ edildiği, hükmün yasal on beş günlük süre geçtikten sonra 08.12.2014 tarihinde temyiz edildiği, ne var ki, davacı vekilinin,temyiz dilekçesi ile birlikte temyiz süresi içerisinde rahatsızlandığını ve hastalığı nedeniyle sağlık raporu aldığını bildirilerek eski hale getirme isteğinde bulunduğu, dilekçesi ekinde de; Özel ... l’ dan aldığı 04.12.2014 tarihinden başlamak üzere beş günlük ev istirahatine ilişkin raporu sunduğu görülmektedir. Bu durumda, temyiz aşamasında ileri sürülen mazeretin , HMK.'nun 95. maddesi kapsamında eski hale getirme sebebi teşkil ettiği, söz konusu mazeretin geçerli ... raporu ile belgelendirildiği,anılan raporun mahiyeti itibariyle temyiz süresinin elde olmayan nedenle kaçırıldığını gösterdiği, eski hale getirme talebinin HMK.’nun 96. maddesinde öngörülen iki haftalık yasal süre içerisinde gerçekleştirildiği ve başvurulacak başka bir hukukî yol da bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin HMK.’nun 95. vd. maddeleri koşullarına uygun eski hale getirme isteminin kabulüne karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi;

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle,davanın ,hukuki niteliği itibariyle HMK.'nun 106. maddesine dayalı tespit davası olduğu,anılan maddenin ikinci fıkrasına göre; tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının varlığının gerektiği, davalı ... 'nin vekili konumunda olan davacı ... 'in ise; eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş olması bu gerekçeyle ve sonucu itibariyle doğrudur. Davacı vekilinin, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 10.70 TL. bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/03/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    (Muhalif)

    -KARŞI OY-

    HMK'nun 95 vd. maddeleri uyarınca elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya ... kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir. Düşen bir hakkın eski hale getirilebilmesine karar verilebilmesi için belli bir süre içinde işlem yapmaya mecbur olan kimsenin veya vekilin ... ve isteği dışında o işlemi yapmaktan aciz olduğunu kanıtlanmış bulunmalıdır. Somut olayda, rapor tarihi ile davacı vekilinin doktor raporuna konu rahatsızlığının niteliği de gözetildiğinde mevcut rahatsızlığın kişiyi yapması gereken işlerden alıkoyacak derecede acze düşürmediği gibi dosya kapsamından davacı vekilinin " tevkil" yetkisinin bulunduğu halde bunu kullanmadığı da anlaşılmakla davacı vekilinin eski hale getirme isteği reddedilmelidir. Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/16289 Karar : 2017/17592
    Tarih : 26.12.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Davacılar vekili; taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen 2416 ada 10 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 6 daireden ibaret binanın; 2. ve 4. katlardaki dairelerin davacı ..., 1.kattaki dairenin davacı .., zemin kattaki dairenin davacı ..., ... kattaki dairenin davacı ... 3. kattaki dairenin ise, davacı ...`e ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı ..., davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

    Mahkemece, bir kısım davacıların tapu maliki olmadığı, binanın 3. ve 4. katlarının kaçak olarak yapıldığı, davanın dayanağı olan izaleyi şuyu davasının açılmamış sayılmasına karar verildiği ve esasen yapı alım satımlarının kat irtifakı yada kat mülkiyeti esasına göre yapılması gerektiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine;

    hüküm, bir kısım davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, taraflar arasında görülen ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 6 daireden ibaret binanın davacılara ait olduğunun tespiti isteğine ilişkindir.

    Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m).

    Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m).

    22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez.
    Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez.

    Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

    Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re`sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir. (HMK 114/1-h, 115 m.)

    Öğretide ve Yargıtay`ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.

    Somut olaya gelince; tespit davasına konu edilen muhdesatın üzerinde bulunduğu taşınmazın satış suretiyle ortaklığın giderilmesine ilişkin olarak görülen ... 5.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2007/1238 Esas, 2011/12181 Karar sayılı dosyasında davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, ancak Daire'nin 3.4.2017 tarihli geri çevirme kararı sonrası dosya arasına alınan ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesi`nin 2013/193 Esas sayılı dosyasında, taşınmazın satış suretiyle ortaklığın giderilmesine ilişkin davanın derdest olduğu ve muhdesatın tespitine ilişkin eldeki davanın bekletici mesele yapıldığı görülmüştür.

    Az yukarıda da zikredildiği üzere, bu tür davaların (muhdesat tespiti) görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Yargıtayın ve Dairemizin uygulamaları ile birlikte usul ekonomisi de göz önünde bulundurulduğunda, taşınmaz hakkındaki ortaklığın giderilmesine ilişkin dava derdest olduğu sürece muhdesatın tespiti davası açılabilir ve görülebilir. Bu durumda, davacıların dava konusu parsel üzerindeki muhdesat yönünden tespit davası açmalarında güncel hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir.

    Bundan ayrı, dava konusu taşınmazın davacı ve davalılar adına paylı mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı olduğu, yargılama devam ederken davacılardan ... ve ...'in hisselerini dava dışı şahıslara devrettikleri görülmüştür.
    6100 sayılı HMK`nin 125/2 maddesine göre, davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilecek olması halinde, devralmış olan kişinin, görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği düzenlendiğinden, Mahkemece davacı sıfatıyla yeni maliklere davanın ihbar edilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeksizin bir kısım davacıların malik olmadığı gerekçelerine yer verilmesi doğru görülmemiştir.

    O halde Mahkemece, öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması, HMK`nun 125/2. maddesinde belirtilen hükümlerin göz önünde bulundurulması; davaya katıldığı takdirde delillerini sunması konusunda süre ve imkan tanınması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek istek hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Bir kısım davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, yerel Mahkeme hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK`nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, 26.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/5469 Karar : 2017/10351
    Tarih : 13.06.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    A) Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 30/09/2014 tarihli müfettiş raporunda iş müfettişlerinin fazla çalışma ile ilgili olarak inceleme yapılan mutfak, bar, restoran bölümünde çalışan işçilerin haziran-temmuz-ağustos 2013 aylarına ait ücret bordrolarında aldıkları ücrete dahil olan aylık 19 saate tekabül eden fazla çalışma ücretlerinin ayrıca 4857 S.K. Nun 41/2 maddesi gereği % 50 zamlı olarak işçilerin maaş hesaplarına yatırılması gerektiği şeklindeki görüşüne hukuken ve fiilen katılımların mümkün olmadığını, işçilerin fazla mesai ücretlerinin ödendiğinin yazılı belge ile sabit olduğunu, yıllık 270 saate kadar yapılan fazla mesai ücretlerinin işçinin aldığı ücrete dahil olduğuna dair taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin yasal ve geçerli olduğunu, fazla mesai düzenlemesinin gece postasında çalışan işçileri iş sözleşmesinde de yer aldığını, sözleşme serbesti gereği gece fazla çalışma yapılmayacağına dair müfettiş raporunun ilgili kısmının da iptalinin gerekmekte olduğunu, raporda fazla çalışma ile ilgili belirlenen haftalık fazla mesai saatleri üzerinden işçilere işe giriş tarihinden itibaren % 50 zamlı fazla mesai alacağının aldığı ücrete dahil olmayacağına dair kısmına ve haziran-temmuz-ağustos 2013 aylarına ait 19 saatlik fazla mesai ücretlerinin ödenmesi kararına itirazlarının kabulü ile buna bağlı yazı ve yaptırımlarından rapordan çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece toplanan deliller,tanık beyanları,bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinde;davacı taraf her ne kadar Bölge Çalışma müdürlüğü müfettişlerinin 30/09/2013 tarihli raporunun iptalini talep etse de; işçilerin 19 saat dahil fazla çalışma ücretinin işçinin aldığı asgari ücretin veya buna yakın bir ücretin içinde yer almasına dair iş sözleşmesinde ki hükmün 6098 sayılı yasanın 20 maddesi gereğince geçerliliğinin kabulünün mümkün olamayacağı, işverenin yasal düzenleme gereğince asgari ücretin altında işçi çalıştırmasının yasak olduğu bir durumda asgari ücret veya buna yakın bir maaş alan işçinin iş sözleşmesindeki 270 saat uygulamasına dayanılarak işçiye fazla mesai yaptırılması ve bunun karşılığının ödenmemesinin hakkaniyette aykırı olacağı, raporda belirtilen işçilerin aylık ücretlerinin asgari ücret veya buna yakın ücret olduğu, Bölge Çalışma müdürlüğü müfettişlerinin raporunun yasaya ve usule uygun olduğu anlaşılmakla 20/11/2014 havale tarihli bilirkişi raporu da dikkate alınarak davacının davasının reddine karar verilerek hüküm kurulmuştur.

    D) Temyiz:

    Kararı davacı temyiz etmiştir.

    E) Gerekçe:

    4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesine göre ise:

    “91. madde hükmünün uygulanması için iş hayatının izlenmesi, denetlenmesi ve teftişiyle ödevli olan iş müfettişleri, işyerlerini ve eklentilerini, işin yürütülmesi tarzını ve ilgili belgeleri, araç ve gereçleri, cihaz ve makineleri, ham ve işlenmiş maddelerle, iş için gerekli olan malzemeyi 93 üncü maddede yazılı esaslara uyarak gerektiği zamanlarda ve işçilerin yaşamına, sağlığına, güvenliğine, eğitimine, dinlenmesine veya oturup yatmasına ilişkin tesis ve tertipleri her zaman görmek, araştırmak ve incelemek ve bu Kanunla suç sayılan eylemlere rastladığı zaman bu hususta T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çıkarılacak İş Teftişi Tüzüğünde açıklanan şekillerde bu halleri önlemek yetkisine sahiptirler.

    Teftiş, denetleme ve incelemeler sırasında işverenler, işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişiler izleme, denetleme ve teftişle görevli iş müfettişleri ve işçi şikayetlerini inceleyen bölge müdürlüğü memurları tarafından çağrıldıkları zaman gelmek, ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve vermek; iş müfettişlerinin birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmaları için kendilerine her çeşit kolaylığı göstermek, bu yoldaki isteklerini geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlüdürler.

    Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir”.

    Anılan yasal hükümler ile Çalışma ilişkilerini korumak ve geliştirmek, ortam ve koşullarını denetlemek görevi iş müfettişlerine verilmiştir. Buna göre iş müfettişleri işyerinde genel, kontrol ve inceleme denetimi yaparlar.

    İşyerinde işin yürütümü yönünden çalışma hayatı ile ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ise; işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuat hükümlerinin uyulup uyulmadığının tespiti, genel denetimdir. Genel denetim ise yargısal faaliyet olarak nitelendirilemez.

    Kontrol denetimi ise, genel denetim sonrası (işin yürütümü veya işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin) mevzuata aykırılık ve eksiklik olarak tespit edilen olguların, verilen süre içinde giderilip giderilmediğini kontrol edilmesidir.

    İnceleme denetimi, bir kişinin ya da kurumun başvurusu üzerine yapılan denetimdir.

    6100 sayılı HMkK.’un 106/son maddesine göre ise Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.

    Diğer taraftan 6100 sayılı HMK.’un 114/1.d maddesi uyarınca “Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları” dava şartıdır. Aynı kanunun devam eden 115/2 maddesine göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”.

    Dosya içeriğine göre davalı Bakanlığın İş Müfettiş raporu, işyerinde çalışan Kemal Karadoğan adlı işçinin şikayeti üzerine düzenlenmiştir. Bu hali ile raporun inceleme denetimi sonrası tanzim edildiği açıktır. Ancak burada raporun iptalinde zarar görecekler başvuran dolayısı ile taraf olması gereken işçilerdir. Bu rapora karşı iptalin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesi kapsamında itiraz olarak değerlendirilmesi ve başvuran işçilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bu nedenle davacı işverene şikayet eden işçilere davayı yöneltmesi için süre verilmeli, adı geçenlerin savunması alınmalı ve delilleri toplanmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi hatalıdır.

    F) SONUÇ:

    Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 13.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4880 Karar : 2017/3679
    Tarih : 13.06.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Davacı vekili, müvekkilinin davalı ve dava dışı kız kardeşi ile birlikte ... Bankası'nda ortak hesap açtırdıklarını, ancak davalının ortak hesabı tamamen boşaltarak 902.006,68 TL'yi kendi hesabına geçirdiğini, bu paranın 1/3'ünün müvekkiline ait olduğunu ileri sürerek, 300.668,89 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

    Birleşen davada davacı vekili, müvekkilinin eşi vefat ettikten sonra müvekkili ve eşi adına olan hesaplardaki tüm paranın tek bir hesapta toplandığını, toplam 2.121.506,92 TL paranın müvekkili davalı ve dava dışı kızı arasında eşit olarak paylaşıldığını, ancak müvekkilinin yaşlı olması, seyahat etmekte zorlanması ve finansal piyasaları takip etmekte yetersiz olması oğlu olan davalıya güveninden ötürü kendi payına düşen 1/3 oranındaki parayı kişisel hesabı değil de davalının da dahil olduğu ortak hesapta tuttuğunu, müvekkilinin oğlu olan davalı ile ilişkilerinin bozulması üzerine ortak hesapta tutulan parasının davalının üzerinde tasarruf edebilme ihtimaline binaen kendi kişisel hesabına aktardığını ileri sürerek, müşterek hesapta bulunan ancak daha sonra müvekkil tarafından kendi şahsi hesabına aktarılan tüm paranın kendine ait olduğunun ve bu paranın davalı tarafça talep edilen 1/3'ünün davalıya ait olmadığının tespiti ile muarazanın giderilmesini talep ve dava etmiştir.

    Birleşen davada davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ... ile davalı ... ve dava dışı ...'nin ... Bankası A.Ş. ... Şubesi'nde 05/07/2012 tarihinde ortak hesap açtırdıkları, davalının 12/02/2014 tarihinde hesaptaki vade işlemini iptal edip toplam 902.006,68 TL'yi kendisine ait hesaba aktardığı, müşterek hesaptaki payların aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşit olduğu, hesap sahiplerinden her birinin tek başına para çekme yetkisi söz konusu olsa dahi ortak hesaptan kendi payından fazla para çeken kişinin diğer hak sahibine karşı sorumlu olacağı, davaya konu hesabın müşterek olduğu ve davacının davalıdan 300.668,89 TL alacaklı olduğu, birleşen dava yönünden ise, hesaptaki paranın tamamının birleşen davanın davacısına ait olduğu iddiasının yazılı bir delille ispatlanamadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.

    Kararı, asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili temyiz etmiştir.

    1-Birleşen dava, müşterek hesaptaki paranın tamamının davacıya ait olduğunun tespiti ile muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir.

    6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinde düzenlenen, tespit davası; bir hakkın veya bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi için açılan bir dava türüdür. Tespit davası eda davasının öncüsü durumunda olup, aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, eda davası açılması mümkün olan hallerde davacının tespit davası açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması şarttır. Hukuki yararın varlığının kabulü için ise, talepte bulunanın hakkının tehlike altında bulunması ve verilecek bu tespit kararının bu tehlikeyi bertaraf edici nitelikte bulunması gereklidir.

    Somut olayda, mahkemece işin esasına girilerek hesaptaki paranın tamamının birleşen davanın davacısına ait olduğu iddiasının yazılı bir delille ispatlanamadığı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiş ise de; asıl davada eda davası açılmış ve birleşen dava davacısı birleşen davadaki taleplerini asıl davada savunma olarak getirmiş olup, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı, ancak davanın reddine ilişkin hükmün, sonucu itibariyle doğru olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca birleşen davada davacı ortak hesapta bulunan paranın tamamının kendisine ait olduğunu ileri sürmüş olup, ortak hesapta hak sahibi olan Ayşe Nurten Çetin’in davalı olarak gösterilmeyerek eksik hasımla dava açılması da doğru olmamıştır.

    Bu durum karşısında, birleşen dava davacısının tespit davası açılmakta güncel hukuki yararın bulunmadığı gözetilerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-h maddesi atfıyla 115/2. maddesi uyarınca, hukuki yarar yokluğuna ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle birleşen davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesi doğru olmamış, birleşen davaya ilişkin kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438/son maddesi uyarınca değişik gerekçe ile onanması yoluna gidilmiştir.

    2-Asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; asıl dava, davalı tarafça müşterek hesaptan çekilen paranın davacının payına düşen kısmın tahsili istemine ilişkindir. Davalı savunmasında, eşi vefat ettikten sonra kendisi ve eşi adına olan hesaplardaki tüm paranın tek bir hesapta toplandığını, toplam 2.121.506,92 TL'nin ...bank ... Şubesi'nin ... Bankası ... Mah. Şubesi'ne aktarılması ile birlikte paranın 3'e bölünerek 1/3 davacı adına, 1/3 kızı ... hesabına, 1/3 ise dava konusu ortak hesaba yatırıldığını ve dava konusu hesaptaki paranın tümünün kendisine ait olup davacının herhangi bir hakka sahip olmadığını belirtmiştir. Mahkemece müşterek hesaptaki payların aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşit olduğu, hesap sahiplerinden her birinin tek başına para çekme yetkisi söz konusu olsa dahi ortak hesaptan kendi payından fazla para çeken kişinin diğer hak sahibine karşı sorumlu olacağı, hesaptaki paranın tamamının davalıya ait olduğu iddiasının yazılı bir delille ispatlanamadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı savunmasında geçen hesap hareketleri incelenmeksizin sadece davaya konu ortak hesap incelenmiştir. Bu durumda mahkemece öncelikle davalının savunmasında geçen hesaplara ait detaylı dökümler ilgili bankalardan istenmek suretiyle bilirkişiden ek rapor alınarak söz konusu ortak hesaba paranın ne şekilde, kim tarafından ve hangi hesaplardan aktarıldığı tespit edilerek oluşacak sonuç çerçevesinde karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru olmamış, asıl davaya ilişkin kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddiyle birleşen davada sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan değişik gerekçeyle ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/16370 Karar : 2017/5124
    Tarih : 8.06.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Davacı vekili, müvekkilinin murisi ...`nün 2510 sayılı İskan Kanunu gereğince ... ... ilçesi, ... mahallesi ... nüfusuna kayıtlı olduğunu, nüfusta soyadı ... olan murisin aslında soyadının ... olduğunu, murise 2510 sayılı Kanun gereği verilen kaydın çıkarılması için yaptıkları başvuruya ... Tapu Müdürlüğünün cevap vermediğini, eski tapu kaydı olan dava konusu taşınmazın yeni ada, parsel numarasına ulaşmalarının mümkün olmadığını, müvekkilinin haricen dava konusu yerin ... ilçesi, ... mevkii doğuda 1082 ada 1 parsel ve batıda 127 ada 329 parsel ile çevrili olduğunu, dava konusu yerin orman sınırları içinde kalsa da taşınmazın kısmen tarım arazisi, kısmen de çayır olduğunu belirterek ekte sundukları komşu parsele ait ... ili, ... ilçesi, 13/05/1945 tarih ve 12-70-132-231 sıra nolu kaydın etrafı ... olarak gösterilen taşınmazın yeni ada, pafta ve parsel numarası ile yerinin tespitine, dava konusu taşınmazın kadastroda durumunun ne olduğunun tespitine, muris adına iskan kaydının tapu kaydına çevrilip çevrilmediği, çevrilmemiş ise ada ve parsel numarasının tespitine, kadastroda dava konusu yerin tespit dışı bırakılıp bırakılmadığının tespitine, dava konusu taşınmazın kadastro ilanı usulune uygun yapılmadığından oluşturulan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

    Mahkemece, 6100 sayılı HMK.114/1-4 maddesi gereği davacının böyle bir dava açmakta hukuki yararının olmadığı, 106/3 maddesi gereğince maddi vakaların tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamayacağı, davacının dava yoluyla talep ettiği konuları gidip kadastro müdürlüğünden öğrenebileceği gerekçesiyle davacının davasının dava şartı bulunmadığından reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 08/06/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/16018 Karar : 2017/587
    Tarih : 26.01.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Dava, HMK`nın 106. maddesi uyarınca açılan tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiş, karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı, ... ... ... isimli işyerinin işletmecisi olduğunu, davalılar tarafından davaya konu işletmenin 6306 sayılı .... ... Altındaki Alanların Dönüştürülmesine İlişkin Kanun kapsamında risk tespiti yapıldığından bahisle yıktırılmasına karar verildiğini belirterek söz konusu yapının riskli yapı olup olmadığının tespitini talep etmiştir.

    Mahkemenin davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine dair .../05/2015 tarihli ilk kararı, Dairemizin .../01/2016 gün, 2015/14080 esas, 2016/419 karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Bozma ilamında; “davacının istemi delil tespiti olmayıp dava ve temyiz dilekçelerinden açıkça anlaşılacağı üzere HMK`nun 106. maddesinde düzenlenen tespit davası niteliğindedir. Mahkemece yapılması gereken davacının dilekçesinin tespit davası olarak kabul edilip mahkemenin esas sırasına kaydı yapıldıktan sonra sonucuna göre karar vermektir. Davacının isteminin delil tespiti olarak değişik iş sırasına kaydedilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek inceleme yapılması gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı düştüğünden kararın bozulması ” gerektiği belirtilmiştir.

    Mahkemece, bozma ilamına uyulmuş; fakat davalıların kamu kurumu olduğu, yapılan işlemlerin idari işlem teşkil ettiği, davanın idari yargıda açılması gerektiği gerekçesiyle mahkemenin yargı yolu nedeniyle görevsizliğine karar verilmiştir.

    6100 sayılı HMK`nın 106. maddesinde tespit davası düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.”

    Dosya incelendiğinde, davacının istemi HMK`nın 106. maddesinde düzenlenen tespit davası niteliğindedir. Buna göre, davanın görüm ve çözüm yeri adli yargıdır. Mahkemece açıklanan yönler ile idari işlemlere esas olacak şekilde tespit kararı verilemeyeceği hususu da nazara alırak işin esasının incelenmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yargı yolu nedeniyle görevsizlik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı düştüğünden kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 26/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/764 Karar : 2017/372
    Tarih : 19.01.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Yerel mahkeme kararının davalı tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesince 10/07/2014 gün 2014/5752 Esas, 2014/9262 Karar sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.

    Mahkemece, davalının BK.302 maddesine aykırı olarak KDV`nin ayrıca ödenmesine ilişkin ek sözleşme yapmak istemesi karşısında davacı tarafından muarazanın giderilmesi amacıyla işbu davanın açıldığı , dava tarihi itibariyle eda davası açılması koşullarının oluşmadığı, davacının dava açmakta hukuki yararı olduğu belirtilerek davanın kabulüne karar verilerek bozmaya karşı direnme kararı verilmiştir.

    Direnme kararı süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiş olup, Dairemizin 6763 sayılı Kanun'un 45. maddesi ile 6100 sayılı HMK`na eklenen geçici 4/4. maddesi uyarınca öncelikle inceleme yetkisi olduğu anlaşılmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

    Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin “Taraflar arasındaki uyuşmazlık kira bedeli içinde KDV`nin de bulunduğunun tespit edilmesi noktasında toplanmaktadır. Davacı tarafın bu uyuşmazlığı tespit davası yoluyla değil, açacağı eda davasında ileri sürmesi gerekir. Ayrıca davalı Belediye tek taraflı olarak, kiracı davacıyı ek sözleşme yapmaya zorlayamayacağından, davacı kiracının istemi hukuki değildir. H.M.K.nun 106. maddesi gereğince davacının dava açmasında güncel bir hukuki yararı bulunmadığından mahkemece istemin bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilerek yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesi ile verdiği bozma kararına karşı mahkemece Eldeki dava; davalının yasaya aykırı şekilde çıkardığı muarazanın giderilmesine ilişkin olup TBK 302 maddesi uyarınca sözleşmede aksine bir kararlaştırma da olmadığından KDV ödeme yükümlülüğü kiralayana ait olup davalının kamu gücünü kullanarak KDV nin ayrıca kiracı tarafından ödenmesine ilişkin ek sözleşme yapma konusundaki dayatmasında davacının bu aşamada muarazanın giderilmesi amacı ile tespite ilişkin dava açmasında hukuki yarar görüldüğü, bu aşamada eda davası açmasının mümkün olmadığı `` gerekçesi ile direnilmiştir.

    02.12.2016 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373. maddesinin 5.fıkrası “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, kararına direnilen dairece yapılır. Direnme kararı öncelikle incelenir. Daire, direnme kararını yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir” hükmünü içermektedir.

    Aynı Yasanın 45. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunununa eklenen geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda bulunan dosyalar, kararına direnilen daireye gönderilir.”, 4. fıkrasında ise “ Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderir.” hükmü getirilmiştir.

    Anılan yasa maddeleri gereğince, yerel mahkemece verilen direnme kararına yönelik olarak yeniden inceleme yapılması neticesinde; mahkemece verilen direnme kararının doğru olduğu, yerel mahkemece bu hususun düzeltildiği anlaşıldığından; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kısmen direnme hükmünün 6763 sayılı Kanunun 44. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa eklenen geçici 4. maddesinin 4. fıkrası uyarınca ONANMASINA, 3.70 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, HUMK`nun 440/1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.01.2017 günü oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/38961 Karar : 2015/33705
    Tarih : 19.11.2015

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Davacı, davalı idare ile aralarında hazineye ait taşınmazda 29 yıllık irtifak hakkının sağlanması ile ilgili sözleşme bulunduğunu,
    davalının sözleşmeye göre tespit edilmesi gereken yıllık izin bedelinin hesaplanmasında haksız şekilde taşınmazın sahile cepheli olduğuna dair kabulle işlem yapıldığını, bu durumun gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek,
    İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Ş.... Mahallesi 1.. ada 28,.. ve 4..parsel nolu taşınmazların sahil yolu caddesine cephesinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece taşınmazların sahil yolu caddesine cephesinin bulunmadığının tespitine karar verilmiş, hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir.

    1-Tespit davaları HMK md.106 ile düzenlenmiş olup, madde metninde
    “- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
    (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” denmektedir.

    3.bentte açıkça belirtildiği üzere somut olayda davacının irtifak hakkına konu taşınmazların konumlarının tespitini istemesi mümkün değildir.
    Davacı ancak çekişmeli yargı ile dile getirebileceği iddiadan beklediği sonucu, dinlenmesi hukuken mümkün olmayan bir tespit davası hükmü ile sağlayamaz. Mahkemece bu husus gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.

    2-Bozma nedenine göre davalının sair itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.

    Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün ( BOZULMASINA ),
    ikinci bent gereğince davalının birinci bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/5836 Karar : 2015/8180
    Tarih : 3.06.2015

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Dava, davalı B.. B..nın ecrimisilden sorumlu olduğunun ve istenebilecek ecrimisil miktarının tesbiti isteğine ilişkindir.

    Davacılar, kayden paydaş oldukları ...... ada 1 parsel sayılı taşınmaza Bornova Belediyesi tarafından yol olarak kamulaştırmasız elatıldığı gerekçesi ile 19.12.2006 tarihinde 2008/470 E (Bozma öncesi 2006/501 E) sayılı tazminat davası açtıklarını, yargılama sonucunda taşınmazın ifraz edilerek .....ada 32 parselin Belediye adına tesciline, kalan kısmın ise yol olarak terkinine karar verildiğini, İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/487 E sayılı dosyasında Bornova Belediyesi aleyhine ecrimisil davası açıldığını ve mahkemece dava konusu yerin 5747 sayılı yasa kapsamında kurulan Bayraklı Belediyesi sınırlarında kaldığından bahisle husumetten ret kararı verildiğini ileri sürerek eldeki davada davalı Bayraklı Belediyesinin ecrimisilden sorumlu olduğunun ve talep edilebilecek ecrimisil miktarının tespitini istemişlerdir.

    Davalı Bayraklı Belediyesi, Bornova Belediyesinin sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

    İhbar Olunan Bornova Belediyesi, haklarında kesinleşen husumetten ret kararı bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davacıların dava konusu ..... ada 1 parsel sayılı taşınmazda mülkiyet haklarının 19.12.2006 tarihinde son bulduğu gerekçesi ile davacıların 18.12.2001 – 19.12.2006 tarihleri arasındaki dönem için davalı B.. B..ndan 7.130,16 TL ecrimisil talep edebileceklerinin tespitine karar verilmiştir.

    Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı HMK`nun 106. maddesinde “ Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz” hükmü düzenlenmiştir.

    Somut olayda, davacılar doğrudan eda davası açtığında da davanın dinleneceği kuşkusuzdur. Eda davası açılması yerine eldeki davanın açılmasında güncel ve hukuki yarar bulunmamaktadır.

    Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile tespit hükmü tesisi doğru değildir.

    Davalı B.. B..nın temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK`un 428.maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2016/1477 Karar: 2017/2663
    Tarih: 21.06.2017

    • HMK 106. Madde

    • Tespit Davası

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm, davacı vekilince temyiz olunmuştur.

    Davacı vekili, davalı tarafından açılan ihale sonucunda ihaleyi kazanan müvekkili şirket ile davalı yan arasında 05.05.2010 tarihinde 52.000,00 TL bedelli 3 yıllık kira sözleşmesi imzalandığını, 60 adet ışıklı bilbord, 20 adet CLP raket ışıklı reklam vitrini, 20 adet ışıklı reklam vitrinli otobüs durağı, 30 adet vitrinsiz otobüs durağı, 3 adet megalight ışıklı reklam panosi ile 1 adet led erkanın kiralandığını, sözleşmenin düzenlendiği üzere teknik şartnamedeki ilan araçlarının montajının yapılması gerektiğini, davalı belediyece montajın yapılması beklenmeden Encümen kararı ile sözleşmenin feshedildiğini, sözleşmenin aynen ifası ve tazminat talepli olarak açılan davada verilen tedbir kararına rağmen, davalı yanca her yıl encümence belirlenen kira bedelinin talep edildiğini, sözleşmenin feshedildiğinin ve bahse konu reklam araçlarının hali hazır durumlarının tespiti ile bu araçlara yapılan haksız ve hukuka aykırı müdahalenin önlenmesine, mülkiyetin müvekkilen ait olduğunun, reklam araçlarının belediyenin fen işlerini şantiyesine konulduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı vekili, 05.05.2010 tarihinde imzalanan sözleşmenin 3 yıl süreli olduğunu, sözleşme şartlarına riayet edilmemesi sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, feshin iptâline dair açılan davanın da reddedildiğini, sözleşme hükümlerine göre her halde yapılan masrafların belediyeye gelir kaydedileceği ve tüm teknik cihazların belediyeye demirbaş olarak kaydedileceğinin öngörüldüğünü, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

    Davada, 05.05.2010 tarihli sözleşmenin fesh edildiğinin tespiti ile uyuşmazlığa konu reklam araçlarının tespiti ile davacı şirkete ait olduğunun tespiti, haksız ve hukuka ayıkırı müdahalenin önlenmesi ve ihtiyati tedbir kararı verilmesi istenmiş, mahkemece davanın esastan reddine karar verilmiştir.

    Dava tarihinde yürürlükte bulunan HMK'nın 106/2. maddesi uyarınca davada hukuki yarar dava şartıdır. Tespit davaları, bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine dair davalardır. Tespit davası yolu ile, mahkemeden bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir ( HMK'nın 106/1 ). Tespit davasının dinlenebilmesi için ayrıca davanın konusunun yalnız hak veya hukuki ilişkiler olabilmesi ve bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının hemen tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması gerekir. Davada tespit ile istenen hukuki koruma diğer dava çeşitleri ( örneğin eda davası gibi )'den biri ile sağlanabiliyorsa bu durumda tespit davası açılmasında yarar bulunmamaktadır. Somut olayda davacının eda dava açması gerekirken tespit davası açmasında hukuki yararı bulunmadığından bu sebeple dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından kararın bu sebeple bozulması gerekir ise de; bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK'nın 438/ son maddesi gereğidir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz itirazının kabulü ile, mahkemece kararının az yukarıda açıklanan sebeplerle gerekçesinin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 21.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.