HMK Madde 105



  • Eda Davası

    HMK Madde 105

    (1) Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir.




  • HMK Madde 105 Gerekçesi

    Bu maddede, hukuk uygulaması bakımından son derecede önem taşıyan ve sıklıkla kendisine müracaat edilen bir dava çeşidi olan, eda davalarına ilişkin genel bir düzenleme getirilmiştir.

    Eda davaları, davalının bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkum edilmesini hedefleyen bir dava çeşididir. Buradaki “yapmamaya” ibaresinin kapsamına bir şeyi yapmaktan kaçınma eski deyişle “içtinap etme” hâli de dahildir.



  • HMK 105. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/6864 Karar: 2015/1358
    Tarih: 19.03.2015

    - HMK 105. Madde

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı iş sahibi, davalının yapmış olduğu takibe dayanak olan çekin 67.000,00 TL'sinin ödenmesine karşın tamamı üzerinden takibe geçildiğini ileri sürerek istirdat davası açmış, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı vekili, müvekkili olan şirketin davalıya 67.000,00 TL bedelli çekten dolayı borçlu olduğunu, Bursa 13. İcra Müdürlüğü'nün 2010/11006 esas sayılı dosyasında çeke dayalı olarak takip başlattığını, ancak davalıya takip öncesi farklı tarihlerde ve değişik miktarlarda toplam 57.000,00 TL ödeme yaptığını, takibin bakiye 10.000,00 TL üzerinden yapılması gerekirken çek bedelinin tamamı üzerinden yapıldığını, icra takibi sırasında üçüncü şahıs Sinpaş Şirketine de haciz ihbarnamesi göndermek suretiyle davacının istihkakı olan 30.739,40 TL tahsilat yapıldığını, bu nedenle fazla ödemenin istirdadını istemiş ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı vekili ise, takibe ve davaya konu çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle Bursa 13. İcra Müdürlüğü'nün anılan takip dosyası ile takip başlattıklarını, üçüncü kişiye yapılan haciz ihbarı ve alacak haczi sonunda dosyaya 25.11.2010 tarihinde intikal eden 30.739,40 TL'den yasal kesintiler tenzil edildikten sonra 27.690,20 TL tahsilat yaptıklarını, istirdat davası açmak için gereken bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının önceki davalarda çeke mahsuben toplam 47.000,00 TL ödeme yaptığını ispatlaması gerektiğini, ödeme makbuzlarında bu açıklamanın yer almadığını, faturadan kaynaklanan başka alacaklarına mahsup edildiğini, davacının halen borçlu olduğunu savunmuş ve davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, usulüne uygun şekilde bir menfi tespit davası açılmadığı, takibin iptali istenmediği sürece davacının borçlu görünmeye devam edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Taraflar arasında düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 355. ve devamı maddelerinde öngörülen eser sözleşmesi niteliğinde taşeron sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu husus tarafların da kabulündedir. Davacı yüklenici, davalı ise taşerondur. Davalı taşeron davalının yüklenicisi olduğu inşaatta bulunan yerden ısıtma imalatı tamamlanmış olan dairelerin şap dökülmesi ve mastarlanması işini üstlenmiştir. Sözleşmede bedel birim fiat olarak ve KDV hariç olmak üzere, malzeme ve işçilik 9,00/m2 olarak kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 5. maddesinde ilk hakediş ve ödemenin 30 günlük çekle yapılacağı, ikinci ve daha sonraki ödemelerin ise 60 günlük çeklerle yapılacağı belirlenmiştir. Davacı vekili, müvekkili yüklenici tarafından, iş bedeli karşılığı verilen dava ve takibe konu olan Bursa 13. İcra Müdürlüğü'nün 2010/11006 esas sayılı dosyasına ve davaya konu olan 67.000,00 TL miktarındaki çekin 57.000,00 TL'sinin muhtelif tarihlerde banka kanalıyla ödenmesine rağmen, davalı taşeronun bu çekin tamamı üzerinden takip başlattığını, müvekkilinin Sinpaş nezdinde bulunan bir kısım istihkaklarına da, haciz konulduğunu, halen takip dosyasının derdest olduğunu ileri sürerek borçlu olmadığının tespitiyle fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili ise, ödemelerden 20.000 TL ve 10.000 TL olanlarında hiçbir açıklama bulunmadığını, 27.000,00 TL olanın ise, bu çeke istinaden yapıldığını, ancak halen müvekkiline borcunun bulunduğunu, tahsilatın borcu karşılamadığını savunmuştur. Mahkemece, usulüne uygun bir menfi tespit davası açılmadığından bahisle davanın reddine karar verilmişse de, davacının açmış olduğu davanın 6100 sayılı HMK'nın 105. maddesinde düzenlenen "eda" davası niteliğinde olduğu, eda davalarının aynı zamanda tespit/menfi tespit niteliğinde de olduğu, Yargıtay ve Dairemiz uygulamalarının da bu doğrultuda olup, somut olayda olduğu gibi davalının edaya mahkum edilebilmesi için ilk önce dava konusu hakkın veya hukuki ilişkinin tespit edilmesi gerekir. Bu nedenlerle, mahkemece, öncelikle alacak davasının tespit istemini de içerdiği gözetilerek usulüne uygun bir dava açıldığı kabul edilmeli, takip konusu çeke karşılık ödendiği kabul edilen ve çekişmesiz olan 27.000,00 TL miktar kadar çek nedeniyle davacının borçlu olmadığı gözetilip, ancak bakiye borç yönünden, icra dosyası da incelenerek bilirkişiden rapor alınarak bakiye borç miktarı belirlenmeli ve fazla tahsil edilen miktar varsa davalıdan tahsiline karar verilmelidir. Eksik inceleme ile hatalı değerlendirmelerle ve hukuki olmayan gerekçeyle davanın reddi doğru olmayıp kararın açıklanan nedenle bozulması uygun bulunmuştur.

    Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına bozulmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 19.03.2015 gününde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2013/5649 Karar: 2014/968
    Tarih: 13.02.2014

    • HMK 105. Madde

    Dava, davacı taşeronla davalı yüklenici arasında ödenmeyen iş bedelinin tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itirazın iptali ve %40 icra inkar tazminatı ödenmesi talebinden ibaret olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.

    Davacı, davalı yüklenicinin üstlendiği Akyazı Devlet Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin inşaatında muhtelif dolgu ve hafriyat işi yaptığını ve iş bedelinin ödenmediğinden bahisle dava açmış ve 9.4.2009 tarihli "Akyazı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Binası Şantiyesi" başlıklı belgeye ve davalı şirket ortağı D. G. tarafından düzenlenen bonolara delil olarak dayanmıştır. Mahkemece tanıklar dinlenmiş ise de: sözü edilen belge ve bonolara dair bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın akdin varlığının yazılı delille ispat edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.

    Mahkemece yapılması gereken iş; davacının delil olarak dayandığı 9.4.2009 tarihli sözü edilen belgeyle davalı şirket ortağı olduğu anlaşılan D. G. tarafından düzenlenen bonolarla ilgili olarak davalı şirket yetkilisi 6100 Sayılı H.M.K.nın 169 vd. maddeleri gereğince isticvap edilmeli, imzayı inkar etmeleri halinde belge asılları ibraz ettirilmeli ve gerektiğinde imza incelemesi yaptırılmalı, imzaların aidiyeti sübuta erdiğinde bu belgelerde imzaları bulunanların mülga 818 Sayılı B.K.nın 32 vd. maddeleri gereğince davalı şirketi temsil edip etmedikleri de araştırıldıktan sonra davacı tarafın yemin deliline dayandığı da dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

    Öte yandan; itirazın iptali davası olup, H.M.K.nın 105. maddesinde düzenlenen eda davası niteliğinde olması ve H.M.K.nın 118 vd. maddelerinde düzenlenen yazılı yargılama usulüne tabi olmasına rağmen, yargılamanın 23.11.2011 tarihli oturumunda eda davası olduğu ve basit yargılama usulüne tabi olduğunun, 22.2.2012 tarihli oturumunda ise davanın inşai dava olduğu ve basit yargılama usulüne tabi olduğunun belirlenmesi doğru olmamıştır.

    SONUÇ : Yukarıda yazılı sebeplerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcının istenmesi halinde temyiz eden davacıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 13.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.