HMK Madde 96



  • Süre

    Madde 96

    (1) Eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir.

    (2) İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabilir.




  • HMK Madde 96 Gerekçesi

    Bu hükümle, eski hâle getirme talebinin hangi süre içinde yapılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, eski hâle getirme talebi, işlemin süresinde yapılamamasına engel olan sebebin ortadan kalkmasından itibaren onbeş ("iki hafta" olarak yasalaşmıştır) gün içinde ileri sürülmelidir. Bu süre, 1086 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin birinci fıkrasında on gün olarak öngörülmüştü. Onbeş günlük ("iki hafta") süre, eski hâle getirme talebinin ileri sürülmesi için Komisyon tarafından da yeterli görülmüştür.

    İkinci fıkra ile, ilk derece yargılamasında ve istinaf aşamasında, eski hâle getirme talebinin en geç mahkemece nihaî karar verilmesine kadar ileri sürülmesi esası kabul edilerek, talep için nihaî bir süre getirilmiştir. Esasen, bu durum, söz konusu mahkemelerde, ön sorun olarak ileri sürülmesi ve incelenmesi kabul edilen eski hâle getirme talebinin niteliği gereği ortaya çıkmaktadır. Ancak nihaî karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, o tarafın hukukî dinlenilme hakkının muhafazası açısından, nihaî kararın verilmesinden sonra da, yine onbeş günlük ("iki hafta") süreye riayet edilerek eski hâle getirme talebinde bulunulabilecektir.

    Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talepleri açısından ise kural olarak Yargıtayda temyiz süresinin kaçırılması hâlinde, eski hâle getirme yoluna başvurulacağından, nihaî karar verilinceye kadar şeklinde bir süre sınırlaması gerekli olmayacaktır. Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak yargılama yaptığı hâllerde ise zaten ilk derece mahkemesi için belirtilen kurallar geçerli olacaktır.



  • HMK 96. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/8895 Karar : 2018/8012
    Tarih : 22.03.2018

    • HMK 96. Madde

    Mahkemenin gerekçeli kararının,davacı vekiline 20.11.2014 tarihinde tebliğ edildiği, hükmün yasal on beş günlük süre geçtikten sonra 08.12.2014 tarihinde temyiz edildiği, ne var ki, davacı vekilinin,temyiz dilekçesi ile birlikte temyiz süresi içerisinde rahatsızlandığını ve hastalığı nedeniyle sağlık raporu aldığını bildirilerek eski hale getirme isteğinde bulunduğu, dilekçesi ekinde de; Özel ... l’ dan aldığı 04.12.2014 tarihinden başlamak üzere beş günlük ev istirahatine ilişkin raporu sunduğu görülmektedir. Bu durumda, temyiz aşamasında ileri sürülen mazeretin , HMK.'nun 95. maddesi kapsamında eski hale getirme sebebi teşkil ettiği, söz konusu mazeretin geçerli ... raporu ile belgelendirildiği,anılan raporun mahiyeti itibariyle temyiz süresinin elde olmayan nedenle kaçırıldığını gösterdiği, eski hale getirme talebinin HMK.’nun 96. maddesinde öngörülen iki haftalık yasal süre içerisinde gerçekleştirildiği ve başvurulacak başka bir hukukî yol da bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekilinin HMK.’nun 95. vd. maddeleri koşullarına uygun eski hale getirme isteminin kabulüne karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi;

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle,davanın ,hukuki niteliği itibariyle HMK.'nun 106. maddesine dayalı tespit davası olduğu,anılan maddenin ikinci fıkrasına göre; tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının varlığının gerektiği, davalı ... 'nin vekili konumunda olan davacı ... 'in ise; eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş olması bu gerekçeyle ve sonucu itibariyle doğrudur. Davacı vekilinin, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 10.70 TL. bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/03/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

    (Muhalif)

    -KARŞI OY-

    HMK'nun 95 vd. maddeleri uyarınca elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya ... kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir. Düşen bir hakkın eski hale getirilebilmesine karar verilebilmesi için belli bir süre içinde işlem yapmaya mecbur olan kimsenin veya vekilin ... ve isteği dışında o işlemi yapmaktan aciz olduğunu kanıtlanmış bulunmalıdır. Somut olayda, rapor tarihi ile davacı vekilinin doktor raporuna konu rahatsızlığının niteliği de gözetildiğinde mevcut rahatsızlığın kişiyi yapması gereken işlerden alıkoyacak derecede acze düşürmediği gibi dosya kapsamından davacı vekilinin " tevkil" yetkisinin bulunduğu halde bunu kullanmadığı da anlaşılmakla davacı vekilinin eski hale getirme isteği reddedilmelidir. Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/127 Karar : 2015/9558
    Tarih : 29.06.2015

    - HMK 96. Madde

    Asıl ve birleşen davalar, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil ya da tazminat isteğine ilişkindir.

    Davacılar asıl ve birleşen davada, 21 parseldeki 6 nolu dairenin mirasbırakan ..........'ye ait olup davalılardan ............'yi elbirliği halindeki mülkiyetten müşterek mülkiyete çevrilmesi için vekil tayin ettiklerini, ancak vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazdaki paylarını önce kayınbiraderi ...........'e, ondan tekrar kendi adına, en sonunda davalı ........`ye devrettiğini ileri sürerek, payları oranında tapu iptal ve tescil, olmazsa tazminata karar verilmesini istemişlerdir.

    Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

    Mahkemece, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, ancak son kayıt malikinin iyiniyetli olduğu gerekçesi ile tapu iptal ve tescil isteğinin reddine, tazminat isteğinin kabulüne, birleştirilen Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/139 esas sayılı davanın HUMK`nın 409/son maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; noterde düzenlenen 28.5.2003 ve 25.6.2004 tarihli vekaletnameler ile davacılar Musa ve İhsan tarafından davalı ......'in vekil tayin edildiği, çekişme konusu 21 parsel sayılı taşınmazdaki muris ..........'e ait 167/2400 payın .........'in ölümü üzerine 8.9.2005 tarihinde mirasçıları adına intikâl ettirildiği, aynı tarih ve aynı akitle davacıların taşınmazdaki paylarının vekil tarafından diğer davalı .......'e, 29.11.2005 de ........'den davalı vekile, 18.5.2006 tarihinde ise vekil .......'den davalı ......'ye satış suretiyle temlik edildiği birleşen davanın 25.7.2006, 17.1.2007 ve 5.12.2007 tarihli oturumlarında davacı vekilinin mazeret bildirmeksizin hazır olmaması nedeniyle mahkemece anılan tarihlerde HUMK'nın 409. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırıldığı, davacı vekilinin 10.12.2007 tarihli dilekçesi ile dosyanın son işlemden kaldırılma tarihi olan 5.12.2007 tarihini de kapsar şekilde 29.11.2007 tarihinden itibaren 10 gün istirahatli olduğunu belirten doktor raporunu ibraz ederek 1086 sayılı HUMK`nın 168. (HMK madde 95) maddesi uyarınca eski hale getirme isteminde bulunduğu, mahkemece sağlık raporu hakkında ilgili sağlık kuruluşundan araştırma yapılarak resmi kayıtlar ile rapor bilgilerinin doğrulandığı anlaşılmaktadır..

    Bilindiği üzere; 1086 sayılı HUMK'un 166 ve devam eden maddeleri ile benzer hükümler getiren 6100 sayılı HMK`nın 95/1. madesinde " Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir." şeklinde, yine aynı yasanın 96/1. maddesinde ise "Eski hale getirme, işlemin süresinde yapılmamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilebilir" şeklinde düzenlemeler getirilmiştir.

    Ne var ki; mahkemece, davacı vekilinin eski hale getirme istemi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden yargılamaya devam edilerek son oturumda, birleşenen dava yönünden HUMK`un 409/son maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Diğer taraftan; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.

    Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK`nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.

    Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.

    Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. .

    Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def`i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.

    Somut olaya gelince; son kayıt maliki Döndü`nün çekişme konusu payları ediniminde iyiniyetli olmadığı iddia edilmiş ve bu konuda delil olarak tanıklar ile bazı dava dosyaları bildirilmiş ise de mahkemece anılan deliller toplanmadan ve tanıklar dinlenmeden sonuca gidilmiştir.

    Hâl böyle olunca; öncelikle birleşen davada, 1086 sayılı HUMK'nın 166 vd ( 6100 sayılı HMK'nın 95 ve 96) maddeleri uyarınca davacı vekilinin eski hale getirme isteminin kabul edilerek işin esasının incelenmesi, her iki davada son kayıt maliki ..........'nün TMK`nın 1023. maddesi uyarınca iyiniyetli olup olmadığı yönünden yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak tarafların delillerinin eksiksiz toplanması, tanıkların dinlenmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

    Asıl ve birleşen davada davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK`un 428.maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6203 Karar : 2017/9054
    Tarih : 19.12.2017

    • HMK 96. Madde

    Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece, uyulan bozma ilamı uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Dosya içeriğine göre, davacının 20.10.2014 ve 18.09.2017 tarihlerinde iki defa davayı takip etmemesi nedeniyle 18.09.2017 tarihi itibarıyla HMK'nın 320/4 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; davacı vekili 20.09.2017 tarihli dilekçe ve eki ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenmiş sağlık raporuyla "M79.9 Yumuşak doku bozukluğu” hastalığı nedeniyle 18 ve 19 Mart günleri için 2 gün istirahat verildiğine dair hekim raporu gözetilerek, HMK`nun 96. madde hükmü uyarınca 18.09.2017 günlü karardan dönülerek eski hale getirme talebinde bulunmuştur.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun Eski Hale Getirme başlıklı 95. maddesi " (1) Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.

    (2) Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz." hükmünü; aynı Kanunun Süre başlıklı 96. maddesi ise "(1) Eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir.

    (2) İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabilir." hükmünü içermekte olup; anılan madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, 95. maddeye göre elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabileceği, süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamayacağı; 96. maddeye göre ise, eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilebileceğini öngörmüştür.

    İnceleme konusu olayda; davacının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 96. maddesinin öngördüğü süre içerisinde sunduğu 20.09.2017 günlü dilekçe ve eki istirahat raporuyla 18.09.2017 tarihli oturuma HMK`nın 95. madde hükmü kapsamında isteği dışında duruşmaya katılamaması nedeniyle eski hale getirme talebinde bulunduğunun ve anılan resmi sağlık kurumundan alınmış sağlık raporunun sahteliğinin de iddia edilmemiş olması karşısında; belgelendirilmiş mazeret durumu gözetilerek anılan 20.09.2017 günlü dilekçe eski hale getirme istemi olarak değerlendirilip, bu istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi yönünde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/2707 Karar : 2015/10980
    Tarih : 4.06.2015

    • HMK 96. Madde

    1-)Davalı... temyiz ve eski hale getirme talebi yönünden yapılan incelemede;

    Yokluğunda verilen hükmün davalı ...’na 25.09.2014 tarihinde tebliğ edilmiş,... tarafından Kurban Bayramı ve devamında yaşanan Kobani olaylarından dolayı kamu kurumlarında hizmetlerin aksadığı gerekçesiyle yasal süresinde temyiz başvurusunda bulunulmadığı belirtilerek 14.10.2014 tarihli dilekçeyle, “davanın eski hale getirilmesi ve kararın temyizen tetkikiyle bozulması” talep edilmiştir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanununun 95. maddesi; “Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir.

    Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hale getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hale getirme talebinde bulunulamaz.” hükmünü 96/1.maddesi ise; “Eski hale getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir.” düzenlemesini içermektedir.

    Sıralanan yasal düzenlemeler, eski hale getirme isteminde bulunabilmek; sürenin arzu ve ihtiyar dışında kaçırılmış olması; yeniden süre elde edebilmek için kanun yollarına başvurmanın olanaksız bulunması; eski hale getirme talebinin HMK 96. maddesinde öngörülen sürede dile getirilmesi koşullarına bağlamıştır.

    Davalı ...nın yokluğunda verilen hükmün, 25.09.2014 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği anlaşılmış olup,somut olayda, eski hale getirmeye konu olayın 2014 yılı Ekim ayı başında gerçekleştiği, arada geçen süre de nazara alınarak, bu tarihe kadar temyiz süresinin çoktan dolmuş olduğu ve bu nedenle eski hale koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır.

    Hüküm İş Mahkemesinden verilmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir. Gıyabi hükmün 25.09.2014 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz talebinin ise 14.10.2014 tarihinde vuku bulmasına göre, davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.

    O halde, 01.06.1990 gün ve 1989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da gözönünde tutularak davalı ...nın temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden reddi cihetine gitmek gerekmiştir.

    2-)Davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından ileri sürülen temyiz itirazlarının incelemesine gelince;

    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi ve 5510 sayılı Yasanın 86/9 maddesidir.

    Anayasa’nın 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir”. Bu esası göz önüne alan anayasa koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60’ncı madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

    (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 6. maddesinde ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 92. maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.

    Gerek (mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında gerek ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a)Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde

    yapılması, c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanunun 3.maddesinde, 5510 sayılı Kanunun ise 6. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesine ve 506 sayılı Kanuna göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.

    İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kalkan 1475 sayılı İş Kanunu ile (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 3/11. maddesinde “bu Kanunun uygulamasında, Hizmet akdi: 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade eder” şeklinde düzenlemiştir. Yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanununda “Hizmet akdi” sözcüğü terkedilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır.

    Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce ...ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir.

    Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır.

    Ücret, Borçlar Kanununun m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır.

    4857 sayılı yeni İş Kanununun 32. maddesine göre genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutardır. Bu maddeden anlaşılacağı gibi ücretin işveren tarafından ödenebileceği gibi, üçüncü kişiler tarafından da ödenmesi mümkündür.

    Somut olay bakımından, çalışmaların geçtiği iddia edilen işyeri kamu kuruluşu olup, kamu kuruluşlarında çalıştırılanların hizmetlerinin kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıldır. Daval... tarafından, vakıf bünyesinde, davacının işçi statüsünde çalışmaya başlamasına dair bir onay veya başlayış yazısı olmayıp, bordro üzerinde bir ücret verilmediği ve ödeme yapılmadığı, vakıftan yardım talebi üzerine yardım yapıldığı, davacının vakıftan yardım aldığı sürelerde 26/04/2006 tarihinden 2008 yılına kadar Kaymakamlığa bağlı olduğu ileri sürülen halı ve klim kursunda temizlik işlerinde çalıştığı, 2008 yılından 15/11/2010 tarihine kadar ise ...'na bağlı ... Okulunda temizlik görevlisi olarak çalıştığı iddia edilmektedir. Davacının iddia ettiği çalışmaların iş görme ve bağımlılık unsurlarını içerdiği, zira

    davacının bu kuruluşta iş gördüğü ve bunu söz konusu halı ve klim kursu ile okul bünyesinden aldığı talimatlar doğrultusunda yani bağımlılık ilişkisi içinde gerçekleştirdiği, bu sırada vakfın, yapmış olduğu yardım karşılığında davacıyı adı geçen kuruluşta çalışmaya sevk ettiği görülmektedir. Gerçekte vakfın anılan yardımı bir sosyal yardım olup karşılıksız olması gerekirken dava konusu olayda, bu ödeme için bir karşılık olduğu iddia edilmektedir. Bu durumda, bahse konu ödemeyi ücret olarak nitelendirmek mümkün olur.

    Yukarıdaki açıklamalar ışığında; öncelikle çalışıldığı iddia edilen Halı ve Klim Kursunun İçişleri Baknalığına mı yoksa ...na mı bağlı olduğu tespit edilmeli, davacının çalışmasının üçüncü kişi konumundaki ... tarafından ücret ödenmesi esasına bağlı olarak yapıldığı iddiası nazara alındığında, davada husumetin Halı ve Klim Kursundaki iddia edilen çalışmalar yönünden tespit edilen ...Okulundaki iddia edilen çalışmaları yönünden ise ....’na ait olduğu anlaşılmakta olup, davacının çalışma iddiası bu kapsamda değerlendirilip araştırılmalıdır.

    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davacı, davalılardan Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.

    SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04.06.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/2714 Karar : 2015/3076
    Tarih : 26.03.2015

    • HMK 96. Madde

    Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine davalı-borçlu tarafından yapılan itiraz üzerine, davacı-alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın HMK 320/4 uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı alacaklı H.. T.. tarafından davalı borçlular aleyhine 21.12.2012 tarihinde başlatılan icra takibi ile 01.11.2011 başlangıç tarihli 1 yıl süreli yıllık 10.000,00-TL bedelli yazılı kira sözleşmesine dayanarak 2011 yılı Kasım, Aralık ile 2012 yılı Ocak ayı- Kasım ayı dahil kira bedeli ile 88,27-TL .. fatura bedeli, 731,07-TL . fatura bedeli olmak üzere toplam, 11.500,00-TL asıl alacak ile 1.176,78-TL işlemiş faizin tahsili istenmiştir. Ödeme emrinin borçlu davalıya tebliği üzerine davalı-borçlu süresinde takibe itiraz etmiş, itirazında "1 yıllk kira bedelinin peşin ödendiğini, alacaklının kendisi avukat olduğundan vekalet ücreti talep edemeyeceğini" bildirmiştir. Davacı alacaklının açtığı itirazın kaldırılması davası üzerine mahkemece 13.06.2014 tarihli celsede davanın ikinci kez takipsiz bırakılması üzerine HMK 320/4 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Davacı vekili 20.06.2014 tarihli dilekçesi ile duruşma günü hasta olduğu gerdekçesiyle HMK 95 vd uyarınca eski hale getirme talebinde bulunmuş, dilekçe ekilnede İstanbul Halk Sağlığı Maarif ASM ye ait 13.06.2014 tarihinden itibaren 3 gün istirahat raporu sunmuştur. Mahkemece 25.06.2014 tarihli ek karar ile HMK 95 uyarınca nihai karar verilmiş olduğu gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, ret kararının 16.01.2015 te davacı vekiline tebliğ edilmesi üzerine, davacı vekili 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile mahkemece verilen ek kararın bozulması için temyiz talebinde bulunmuştur.

    HMK 95. maddesinde; "(1)Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.

    (2) Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz." HMK 96. maddesinde: " (1)Eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir.

    (2) İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski

    hâle getirme talebinde bulunulabilir. " şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Mahkemece davacının sunduğu istirahat raporu incelenerek eski hale getirme talebinin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde HMK 96/2 ye aykırı olacak şekilde karar verilmesi doğru değildir.

    Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca Mahkemenin 25.06.2014 tarihli ve 2013/579 Esas, 2014/544 Karar sayılı ek kararının BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 26.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/12427 Karar : 2014/25821
    Tarih : 1.12.2014

    • HMK 96. Madde

    Dava,eksik işçilik bildirimine ilişkin ek prim ve gecikme cezası taahhuk ettirilmesi işleminin iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 14.3.2006, 12.9.2006, 4.3.2014 tarihlerinde üç defa davayı takip etmemesi nedeniyle HMK'nın 320/4 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacı vekilinin 3.3.2014 tarihinde ayağının sakatlanması nedeniyle hastaneye başvurduğu ve 3 gün istirahat etmesi gerektiğine dair rapor verildiği, davacı vekilinin hastane raporunu da sunarak yenileme ve eski hale getirme dilekçesi sunduğu, mahkemece HMK 95/1maddesi gereğince eski hale getirme talebinde bulunulabilmek için elde olmayan sebeplerle kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemin yapılamaması gerekmekte olup, davacıya hakim tarafından verilen bir kesin süre olmadığı gibi kanun tarafından verilen bir süre de bulunmadığı ve eski hale getirme şartları bulunmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

    Uyuşmazlık, eski hale getirme koşullarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 95.maddesine göre elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir. Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukuki yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz.

    Kanun'un 96.maddesine göre eski hâle getirme, işlemin süresinde yapılamamasına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren iki hafta içinde talep edilmelidir. İlk derece ve istinaf yargılamalarında, en geç nihai karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak mümkündür. Ancak, nihai karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme talebinde bulunulabilir.

    Somut olayda, davacı vekilinin 3.3.2014 tarihinde rahatsızlanması üzerine hekim raporuyla (3) gün istirahat verildiği, mahkemenin davacı vekilinin duruşmayı takip etmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verdiği ve kararın tebliği üzerine HMK'nın 96.maddesine göre eski hale getirme isteminde bulunduğu, davacı vekilinin duruşmaya katılmamasının "geçerli bir özüre" dayandığı ve bu nedenle dosyanın takipsiz bırakıldığının kabulünün mümkün bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde eski hale getirme isteminin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01/12/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.