HMK Madde 90



  • Sürelerin Belirlenmesi

    HMK Madde 90

    (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez.

    (2) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.




  • HMK Madde 90 Gerekçesi

    1086 sayılı Kanunun 159 uncu madde metni dil yönünden güncelleştirme yapılarak ve madde iki fıkraya ayrılarak yeniden düzenlenmiştir.

    Birinci fıkrada, sürelerin kanunda belirtileceği veya hâkim tarafından tespit edileceği kuralı benimsenmiştir. Kanunda belirtilen istisnalar dışında sürelerin, hâkim tarafından artırılıp eksiltilemeyeceği açıklıkla belirtilmiştir.

    Maddenin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye göre ise hâkim, kendi tespit ettiği süreleri, haklı sebepler varsa artırıp, eksiltebilecek ve bu konudaki kararını vermeden önce gerekli görürse tarafları da dinleyebilecektir.



  • HMK 90. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/7140 Karar : 2018/505
    Tarih : 29.01.2018

    • HMK 90. Madde

    Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup mahkemece eksik harcın tamamlanmamış olması nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

    Bilindiği gibi; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.'nun 114. maddesi dava şartlarını düzenlenmiş, 114/1-g maddesinde gider avansının yatırılmış olmasını dava şartı olarak tanımlamış; 115/2 maddesinde ise dava şartının yokluğu halinde izlenecek yol gösterilmiş; 120. maddesi ile de gider avansına ilişkin düzenlemeler getirilmiş, 324. maddesiyle de delil ikamesi için avans düzenlemesine ve avansın yatırılmaması halinde o delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağı öngörülmüştür.

    Ayrıca; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle 6100 sayılı HMK. nun 90. (1086 sayılı HUMK.nun 159.) maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, 6100 sayılı HMK. nun 94. (1086 sayılı HUMK.nun 163.) maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir.

    Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur.

    Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere düzenlenen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir.

    Somut olaya gelince mahkemece; verilen kesin sürenin yukarıda açıklanan ilke ve olgulara uygun olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Mahkemece yatırılması gereken eksik harcın miktarı ara kararında belirtilmemiştir. Öte yandan harcın tamamlanmamış olması, 492 Sayılı Harçlar Kanununun 30. maddesi delaletiyle 6100 sayılı HMK. nun 150. (1086 sayılı HUMK.nun 409.) maddesi uyarınca işlem yapılmasını zorunlu kılar.

    Hal böyle olunca; öncelikle eksik harcın tamamlattırılması konusunda davacıya çekişme konusu taşınmazların değerinin açıklattırılması, bu değere itiraz edilmesi halinde keşfen belirlenecek değere göre harç ikmali yaptırılarak işin esasına girilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

    Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6240 Karar : 2017/5838
    Tarih : 23.03.2017

    • HMK 90. Madde

    Davacı vekili, müvekkili işçinin emekli olarak işyerinden ayrıldığını belirterek kıdem tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

    Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

    ...-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    ...-6100 sayılı Kanun’un 90. maddesinin birinci fıkrasında, “Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez.” hükmü; aynı Kanun'un 181. maddesinde, “Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” hükmü düzenlenmiştir.

    Davacı vekili, bilirkişi raporunun sunulmasının ardından, 07.05.2014 tarihli celsede, davasını ıslah etmek üzere süre talebinde bulunmuştur. Mahkemece, aynı celsede, ıslah için iki haftalık süre verilmiştir. Davacı vekili, ....06.2014 tarihinde kısmi ıslah dilekçesini sunmuş ve harçlandırmıştır.

    6100 sayılı Kanun’un 90. maddesinin birinci fıkrası hükmü açık olup, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hakimin kanundaki süreleri artırması veya eksiltmesi mümkün değildir. Bu halde, Mahkemece, 6100 sayılı Kanun'un 181. maddesinde düzenlenen bir haftalık sürenin artırılması hukuken geçersizdir. Bahse konu ıslah işleminin kanunun tanıdığı bir haftalık süre içerisinde yapılmadığı sabit olup, ıslah geçersizdir. Kaldı ki mahkemenin verdiği iki haftalık süre içinde de ıslah yapılmamıştır. Mahkemece, ıslahın hiç yapılmamış sayılarak hüküm tesis edilmesi gerekirken, süresi geçtikten sonra sunulan ıslah dilekçesine göre karar verilmesi hatalı olmuştur.

    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, ....03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/17777 Karar : 2017/2980
    Tarih : 13.03.2017

    • HMK 90. Madde

    Davacı , eşiyle birlikte davalıların yaşlı ve bakıma muhtaç murisleri olan babalarına 01/07/2005 ile 01/05/2007 tarihleri arasında mesaisinden arta kalan akşam 8 saat süreyle, bu tarihten sonra ise 7 gün 24 saat esası üzerinden baktığını, murisin Demirlibahçe semtindeki evini kendisi ve eşine bağışlamak istemesi üzerine bu evde gereken tamirat ve tadilatları yaptıklarını, ancak davalıların murisin ölümünden sonra işçilik haklarını ödemedikleri gibi bu eve yapılan tamirat ve tadilat bedelini de ödemediklerini ileri sürerek, tamirat ve tadilat bedellerinin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalılar ,birinci dönemde herhangi bir iş ilişkisi bulunmadığını, bu tarihlerde başka bir firmadan bu hizmetin alındığını, 15/06/2007 tarihinden itibaren ise davacının eşi Kıymet ile sözleşme imzalandığını, Demirlibahçe’deki murise ait evin ise kapıcı dairesinden çıkarılan davacı ve eşinin mağdur olmaması için kiralandığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.

    Mahkemece;dosyanın görevsizlikle gelmesi nedeniyle işlem yapılabilmesi için 400,00 TL’lik gider avansının tebliğden itibaren iki hafta içerisinde dosyaya yatırılması gerektiği ,aksi takdirde HMK’nun 119 ve 318 maddelerine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususunda davacıya muhtıra çıkarıldığı, tebligatın davacıya 27.03.2015 tarihinde tebliğ edildiği,iki haftalık kesin süre içerisinde ise dosyada işlem yapılabilmesi için gerekli gider avansının ikmal edilmediği gerekçe gösterilerek HMK’nun 119/2 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş,hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.

    Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle usul kanunlarında yer alan süreler hususuna değinmek gerekmektedir.

    Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler bulunmakta olup, her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.

    Mülga 1086 sayılı HUMK ile 6100 sayılı HMK'nda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır:

    Mahkemeler için öngörülen sürelerin, taraflar için öngörülen sürelerden farkı; sürenin geçirilmiş olmasının, o sürede yapılması öngörülen işlemin yapılma olanağını ortadan kaldırmamasıdır. Eş söyleyişle hakim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir.Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur.

    Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler; kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır:

    Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir.

    Hakimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir (Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).

    Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2, HUMK m.159).

    Yukarıda da belirtildiği üzere, ilke olarak, hakimin verdiği süre kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığı zorunludur:

    İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HUMK m.163, c.4, HMK. 94/2); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi, sonuç değişmez.

    İkinci halde ise; yasaya göre hakimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HUMK m.163/3 c.3, HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. -3-

    Mülga 1086 sayılı HUMK'nun 163. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. (Benzer ilkelere YHGK’nun 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir.).

    Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir. (HGK. nun 12.12.2012 günlü ve 2012/9-1180 E. 2012/1182 K. sayılı ilamı).

    Somut olaya gelince;eldeki dava dosyasının Ankara 3 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28.01.2015 tarih ve 2015/46 E.-2015/11 K.sayılı ilamı ile verdiği görevsizlik kararı üzerine bu mahkemeye geldiği ve ilgili esasa kaydının yapıldığı,mahkemece ‘’tebligatın taraflarına tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde 400,00 TL’lik gider avansını yatırmaları,yatırılmadığı takdirde ise HMK’nun 119 ve 318 maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği’’ ihtaratını içerir muhtıranın davacı vekiline 27.03.2015 tarihinde tebliğ edildiği , mahkemece verilen iki haftalık kesin süre içerisinde belirtilen gider avansının yatırılmadığı gerekçe gösterilerek HMK’nun 119 ve 318 maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. -4-

    Ne var ki,yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar da incelendiğinde görüleceği üzere ,davacı tarafa çıkarılan muhtırada sadece 400,00 TL’lik gider avansının yatırılması gerektiğinin belirtildiği,ancak davacıya yüklenen yükümlülüklerin ,yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve yine her iş için yatırılacak ücretin ayrı ayrı belirtilmediği ve bu haliyle de davacı tarafa verilen kesin sürenin yasanın aradığı koşulları karşılamadığı ve usulüne uygun verilmiş bir kesin süreden söz edilemeyeceği açıktır. Bu durumda, anılan ihtar hukuki sonuç oluşturmaya elverişli değildir.Nitekim kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için usulünce ve eksiksiz olması gerekir.(Benzer ilkelere YHGK’nun 12.12.2012 gün ve 2012/9-1200 E. 2012/1216 K sayılı ve 05/03/2014 gün ve 2013/9-651 E . 2014/202 K sayılı kararlarında da değinilmiştir.)

    Hal böyle olunca mahkemece;yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle,davacı tarafa usulüne uygun şekilde kesin süre ihtaratının yapılması ve sonucuna göre inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.03.2017 günü oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/6085 Karar : 2017/245
    Tarih : 16.01.2017

    • HMK 90. Madde

    Davacılar vekili, dava konusu 1836 parselde kayıtlı taşınmazın 1/4`ünün davalılar murisi ... adına kayıtlı olduğunu, taşınmazın vekil edenlerinin zilyetliğinde bulunduğunu açıklayarak TMK.nun 713. maddesine göre 1/4 hissenin tapusunun iptali ile 1/2 oranında vekil edenleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Asli müdahil davacı ... vekili, dava konusu 1... parsel sayılı taşınmazın 3500, 3501, 3507,3509 ve 3535 parsel sayılı taşınmazlara ayrıldığını, bu taşınmazlarda 3/4 hissenin maliki bulunduğunu, diğer 1/4 hisseyi de malik sıfatıyla kullandığını açıklayarak, TMK.nun 713. maddesi gereğince dava konusu hisselerin iptali ile vekil adına tesciline karar verilmesini istemiştir. 30.12.2013 tarihli yargılama oturumunda, asli müdahil ... tarafından açılan davanın bu davadan tefriki ile ayrı bir esas sırasına kaydına karar verildiği görülmüştür.

    Bir kısım davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

    Mahkemece, 12.10.2012 tarihinden, 30.12.2013 tarihine kadar, usulüne uygun olarak davacı tarafa vefat ettikleri belirtilen ..., ..., ..., ...`a ilişkin veraset ilamlarının ibraz edilerek mirasçılarının davaya dahil edilmesi hususunda kesin süreler verildiği ancak veraset ilamlarının ibraz edilerek mirasçılarının davaya dahil edilmediği ve taraf teşkilinin sağlanmadığı gerekçeleriyle davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Bilindiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için Hâkime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle HMK.nun 90. (HUMK'nun 159. md.) maddesinin açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler Hâkim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HMK'nun 94/2. maddesine (HUMK`nun 163. md.) göre Hâkimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, Hâkim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.

    Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse Hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.

    Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca Hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında Hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği Hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir.

    Mahkemece, ilk olarak 26.02.2009 tarihindeki yargılama oturumunda bir kısım davalılar ..., ... ve ...'ın veraset ilamlarının ibraz edilmesi ve mirasçılarının davaya dahil edilmesi için davacı tarafa süre verildiği, yargılamanın devam eden aşamalarında ara kararının tekrarlandığı, 14.06.2012 tarihli yargılama oturumunda Müeeser Atabay ve ...‘a, 13.11.2012 tarihli yargılama oturumunda ..., ... ve ...‘a ve 23.05.2013 tarihli yargılama oturumunda ...’a ait veraset ilamlarının ibrazı ile mirasçıların davaya dahil edilmesi için kesin süreler verildiği ve kesin süre içerisinde veraset ilamları ibraz edilerek, mirasçıların davaya dahil edilmemesi halinde dosyada mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği, davacı vekili tarafından 23.05.2013 tarihli yargılama oturumunda, açmış oldukları veraset davalarının ...10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/512 Esas, 2012/513 Esas, 2012/514 Esas sayılı dosyalar ile devam ettiğini, ... yönünden ...2. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını ve sonuçlandığını, ... yönünden ...16. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını ancak yetkisizlik kararı verildiğini, 02.07.2013 tarihli yargılama oturumunda ise,... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/667 Esas sayılı dosyası ile veraset davası açtıklarını bildirdiği görülmüştür. Gerçekten de dosya arasında mevcut davacı tarafından açılan mirasçılık belgesi istemine ilişkin dava dosyalarının incelenmesinde; ...16. Sulh Hukuk Mahkemesi 2011/1110 Esas, 2011/1046 Karar sayılı dosyasında, ...'ın mirasçılık belgesinin verilmesi talep edildiği, davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, ...2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/953 Esas sayılı dosyasında Müyesser Atabay'ın mirasçılık belgesisinin talep edildiği ve halen derdest olduğu, ...10. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/512 Esas sayılı dosyasında ..., 2012/513 Esas sayılı dosyasında ..., 2012/514 Esas sayılı dosyasında ...`a ait mirasçılık belgelerinin verilmesinin talep edildiği, davaların reddine karar verildiği anlaşılmış ancak Mahkemece bahsi geçen dava dosyalarının kesinleşip kesinleşmediği ve yine davacı tarafından mirasçılık belgesi istemine ilişkin olarak açıldığı bildirilen... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/667 Esas sayılı dosyasının akibetinin araştırılmadığı belirlenmiştir.

    Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasanın 90/son maddesi delaletiyle AİHS’nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.

    Mahkemece, vefat ettikleri belirlenen bir kısım davalıların veraset ilamlarının ibrazı ile mirasçılarının davaya dahil edilmesi için süre ve kesin süreler vermiş ise de, verilen süre ve kesin sürelerin usulüne uygun olduğunun kabulü mümkün değildir. Az yukarıda açıklandığı üzere, davacı tarafından mirasçılık belgelerinin verilmesine ilişkin davaların açıldığı görülmüş, tespit edilmemiş mirasçıların davaya dahil edilmesi için kesin süreler verilmiştir. Tespit edilmemiş mirasçıların davaya dahil edilmesi düşünülemez. Hal böyle olunca, Mahkemece, davacı tarafından açılan ve halen derdest olan mirasçılık belgesi istemine ilişkin dava dosyalarının sonuçlarının beklenmesi, belirlenen mirasçıların davaya dahil edilmesinin sağlanması, yine davacı tarafından açıldığı ve davanın reddi ile sonuçlanan dava dosyalarının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması ve taraf teşkili sağlandıktan sonra tarafların sunmaları halinde iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde makul ve usulüne uygun olmayan süreye itaatsizlik gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    SONUÇ: Açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla halen yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK`nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/6821 Karar : 2017/150
    Tarih : 11.01.2017

    • HMK 90. Madde

    Dava, terekeye temsilci atanması talebine ilişkindir.

    Mahkemece, davanın usulden reddine karar verilmiştir.

    Hükmü, davacı temyiz etmiştir.

    6100 sayılı HMK’nun 90.maddesi gereğince; süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.

    Aynı yasanın 94.maddesi gereğince; kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.

    Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.

    Bu nedenle de hakim tarafından kesin süre verilirken;

    1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,

    2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,

    3-Yapılması gereken iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,

    4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.

    Somut olayda; davacıya diğer mirasçılar ...`yı davaya dahil etmesi için 2 haftalık kesin süre verilen tensip tutanağında, davacının dosyaya yatırması gerekli olan davetiye giderinin açıkça gösterilmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen ilkelere göre verilen kesin sürenin usule uygun olmadığı anlaşıldığından mahkemece, davacıya yeniden usule uygun şekilde süre verilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 11.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/17909 Karar : 2016/3576
    Tarih : 24.03.2016

    • HMK 90. Madde

    Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

    Davacılar, mirasbırakanları ...'nın 2339 ada 2 parsel sayılı taşınmazdaki 55/109 payından 40/109 payını 10.05.1996 tarihinde satış suretiyle oğlu olan aynı zamanda davalıların da murisi olan Atalay Salamcı`ya devrettiğini,
    temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve miras payları oranında tecile karar verilmesini istemişlerdir.

    Davalılar, iddiaların doğru olmadığını, dava konusu payın bedeli ile alındığını, mal kaçırılmak istense murisin tüm payını devretmesi gerektiğini, taşınmazın değerlenmesi üzerine bu davanın açıldığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

    Muvazaa iddiasının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne dair verilen karar,

    Dairece; ...Özellikle, davalı vekiline tanıklarla ilgili eksik gider avansının yatırılması ve tanıkların dinlenmesi ile ilgili 14.03.2013 ve 16.07.2013 tarihli oturumlarda süre verilmesine rağmen tanıklar için eksik gider avansı karşılanmadığı gibi tanıkların da hazır bulundurulmadığı dikkate alındığında, yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı`` gerekçesi ile onanmış, davalılar vekilince karar düzeltme istenmiştir.

    Hemen belirtmek gerekir ki; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır.
    Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkca belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir.

    Bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 90. maddesi hükmü gereğince; kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz.

    Buna karşın, hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim kendisinin tayin ettiği süreleri haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir.

    Yine aynı kanunun 94/2. maddesi hükmü gereğince;
    Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir.
    Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Hemen belirtmek gerekir ki; kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. İster kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur.
    Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazan davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır.

    Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
    Bu nedenle kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önliyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkca anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.

    Somut olaya gelince; gerçekten de Mahkemece 14.03.2013 tarihli celsede verilen 2 nolu ara kararla;
    Her iki tarafın listesindeki tanıkları için 50 şer TL ücret ve masrafla davetiye çıkarılmasına, işlemlerin bu tarihten itibaren 2 haftalık kesin süre içinde yerine getirilmesine, gider ve masraf avansları yetmez ise taraf vekillerinin tamamlamasına şeklinde ve 16.07.2013 tarihli celsede de
    Davalı vekiline tanıkları için 14.3.2013 tarihli ara kararının 2 nolu bendi gereğince yeniden görev verilmesine,`` şeklinde ara kararlar verildiği tartışmasızdır.

    Ne var ki; 14.03.2013 tarihli celsede verilen ara kararda yatırılması gereken davetiye masrafının açıkça gösterilmediği, her iki celsede verilen sürenin gereklerinin yerine getirilmemesi halinde sonuçlarının anlatılıp gösterilmediği, diğer bir söyleyişle müeyyidesinin hatırlatılmadığı, bu nedenle anılan ara kararlarının yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde yasal koşulları içermediği anlaşılmaktadır.

    Kaldı ki; davalılar vekilinin 04.02.2012 tarihinde ... Nolu Mahkemeler Veznesine ... sıra numaralı tahsilat makbuzu ile 150.-TL gider avansı yatırdığı, yatırılan bu avansın da kullanılmadığı görülmektedir.

    Hâl böyle olunca; davalılar vekilinin yatırmış olduğu sözkonusu gider avansı gözetilerek, bildirmiş olduğu tanıkların dinlenmesi bakımından eksik kalan gider avansı mevcut ise, bu miktar açıkça belirtilerek davalı tarafa tamamlanması için yukarıda belirtilen ilkelere uygun şekilde süre verilmesi,
    ondan sonra yatırılan ve yatırılacak olan gider avansı kullanılmak suretiyle (eksik kalan kısım yatırılmaz ise yatırılmış olan 150 TL`nin yettiği kadar) davalı tarafın bildirmiş olduğu tanıklara usulüne uygun olarak davetiye çıkartılarak, tanıklarının olaya ilişkin beyanlarının alınması, dinlenen tanık beyanlarının, toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.

    Anılan husus, karar düzeltme isteği üzerine yeniden yapılan inceleme sonunda anlaşıldığından, davalılar vekilinin karar düzeltme isteğinin 1086 sayılı HUMK’un 440. maddesi uyarınca kabulüne,
    Dairenin 05.10.2015 gün ve 2014/1627 E. 2015/11285 K. sayılı ilamının ORTADAN KALDIRILMASINA, 14.11.2013 gün ve 2012/301 E. 2013/446 K. sayılı yerel mahkeme kararının açıklanan nedenden ötürü BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/3682 Karar : 2016/3104
    Tarih : 29.02.2016

    • HMK 90. Madde

    Davacı, yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, yetkisizliğine karar vermiştir.

    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava, hizmet süresinin tespiti ile emekli aylığını kesen kurum işleminin iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece, dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmeden, tensiple yetkisizlik kararı verilmiştir.

    Uyuşmazlık, yetkili mahkemenin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.

    5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde işçi-işveren arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin kesin yetki kuralı düzenlenmiş olup Kanun'un 1/B bendinde "İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar" hükmü doğrultusunda 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan davalar İş Mahkemesinde görülmekle birlikte Kurumun taraf olduğu uyuşmazlıklarda yetkili mahkemenin neresi olacağına dair Kanun`da açık bir düzenleme bulunmamaktadır.

    5521 sayılı Yasa`nın 15. maddesinde bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükmü yer almaktadır.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 447/2.maddesine göre "Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır" hükmü gereğince genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında 6100 sayılı HMK`da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin İş Mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği ortadadır.

    6100 sayılı HMK 6/1. maddesi genel yetki kuralını düzenlemekte olup; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." denilmektedir. Tüzel kişilere karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme tüzel kişinin ikametgahının (merkezinin) bulunduğu yer mahkemesidir. (6102 s. TTK. 213., 339., ve 576. maddeleri) HMK. 14. maddesi ise, bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olabileceğini hüküm altına almıştır.

    Yukarıda anlatılanlar ışığında; hizmet tespiti davalarında şu dört yer yetkili sayılır. Birincisi, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi gereğince işin (hizmetin) yapıldığı yer mahkemesi, ikincisi, yine İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesi ile genel yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesi gereğince işverenin (davalının) ikametgahı mahkemesi, üçüncüsü, genel yetki kuralını düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesi ile ... Kurumu'nun merkezi bulunduğundan Ankara mahkemeleri, dördüncüsü ise, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 14. maddesi gereğince hizmetin geçtiği yerin bağlı olduğu ... Kurumu şubesinin bulunduğu yer mahkemesidir. Davacı, seçimlik hakkını kullanarak belirtilen yer mahkemelerinden herhangi birinde dava açarsa, yetkisizlik kararı verilmemesi ve işin esasına girilmesi gerekir.

    Yetkinin kamu düzenine ilişkin olmadığı hallerde yetki itirazı cevap dilekçesi ile birlikte ileri sürülmelidir. (HMK m.116 ve 117) Kesin yetki kuralı bulunmadığı durumlarda, hâkim re`sen yetkisizlik kararı veremez.

    Diğer taraftan, savunma hakkı, ... (m.36) ile güvence altına alınmış olup, HMK`un 27. maddesinde de ayrıca düzenlenmiştir. Davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler ve bu hak, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını da içerir (HMK m.27). Başka bir anlatımla; Hâkim, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez (mülga HUMK m. 73). Buna göre hâkim, ... ile güvence altına alınan ve usul kanunlarında ayrıca düzenlenmiş bulunan iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafları duruşmaya çağırmak zorundadır.

    HMK'un 90/1 maddesine göre; Kanunda gösterilen süreler kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında artırılıp eksiltilemeyeceğinden, HMK`un taraflara iddia ve savunmalarını sunmaları için süre verdiği hallerde, bu sürelere riayet edilmeden yargılama sürdürülerek karar verilmesi de savunma hakkının ihlali niteliğindedir.

    Hal böyle olunca Mahkemece, somut olayda, yetkinin kamu düzenine ilişkin olmadığı ve kesin yetkinin bulunmadığı, taraf teşkilinin sağlanmadığı ve ortada usulüne uygun bir yetki itirazı olmadığı gözetilerek; yargılamaya devam edilip esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile re`sen yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

    O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/4951 Karar : 2015/8076
    Tarih : 1.10.2015

    • HMK 90. Madde

    Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.

    Davacı Orman Yönetimi, 02.03.2012 tarihinde, 3402 sayılı Kadastro Kanununun Ek-4. maddesi uyarınca yapılan kullanım kadastrosu sonucunda 2/B arazisi olarak Hazine adına tespit edilen çekişmeli taşınmazın eylemli orman vasfında olduğunu iddia ederek kadastro mahkemesinde dava açmıştır.

    Kadastro mahkemesince, davanın, 30 günlük askı ilân süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

    Asliye hukuk mahkemesi tarafından ise, davanın, 30 günlük askı ilân süresi içinde açıldığı belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir.

    3402 sayılı Kadastro Kanununun 11 ve 26/B maddeleri uyarınca, kadastro sonuçları (askı ilân cetvelleri ve pafta örnekleri) 30 gün süre ile ilân edilir ve bu süre içinde açılacak davalarda kadastro mahkemeleri görevlidir. 30 günlük askı ilân süresi, kadastro sonuçlarının ilâna çıkarıldığı gün hesaba katılmaksızın (HMK m.90-94, Kadastro İlânları Hakkında Yönetmelik m.9) 30. günün mesai saati bitiminde sona erer.

    Somut olayda, kadastro tutanaklarında askı ilânının 01.02.2012 ilâ 01.03.2012 tarihleri arasında yapıldığı yazılı ise de dosya içinde bulunan askı ilân tutanaklarından, kadastro sonuçlarının 31.01.2012 tarihinde askıya çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, 30 günlük askı ilân süresi 01.03.2012 günü mesai saati bitiminde sona ermiştir. Dava, 02.03.2012 tarihinde açılmış bulunduğuna göre, 30 günlük askı ilân süresi içinde açılmadığı anlaşılan davada görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK`nın 21 ve 22. maddeleri gereğince Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 01/10/2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/6783 Karar: 2017/192
    Tarih: 11.01.2017

    • HMK 90. Madde

    Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

    Davacı vekili, müvekkilinin de paydaş olduğu 1725 parsel sayılı taşınmazların dava dışı paydaşları tarafından davalıya 25.12.2012 ve 17.07.2013 tarihlerinde hisse satışı yapıldığını ancak müvekkiline bu satışlarla ilgili bildirimde bulunulmadığını ileri sürerek önalım hakkı nedeniyle davalı adına kayıtlı hisselerin iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir.

    Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, ihtar edilen kesin süreye rağmen davacı tarafça önalım bedelinin yatırılmadığı, davacının iki vekille temsil edilmekte olup mazeretlerini belgelendirmedikleri, davalı vekilinin de mazereti kabul etmediği gerekçesiyle mazeret talebinin ve davanın reddine karar verilmiştir.

    6100 sayılı HMK'nun 90.maddesi6100 sayılı HMK'nun 90.maddesi gereğince süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.

    Aynı yasanın 94. maddesi gereğince kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.

    Kanun ya da hakim tarafından tayin edilmiş olan kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlem bazen davanın kaybedilmesi sonuçlarını da doğurmaktadır. Davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.

    Bu nedenle de hakim tarafından kesin süre verilirken;

    1-Kesin süreye konu işlemin gerekli ve tarafların yerine getirebileceği bir işlem olması,

    2-Verilen sürenin işlemin yapılması için yeterli ve makul bir süre olması, duruşma gününe kadar kesin süre nedeniyle yapılacak işlem sonrası başka bir işleme gerek yok ise bu sürenin takip eden duruşma gününe kadar verilmesi,

    3-Yapılması gereken iş veya işlemler birer birer, varsa masraflarının da miktarıyla birlikte açıkça gösterilmesi,

    4-Sürenin kesin olduğu ve sonuçlarının tarafa açıklanması zorunludur.

    Somut olaya gelince; satış bedeli ile tapu harç ve masraflarının yatırılması için davacı tarafa bir ay kesin süre verildiğine ilişkin ihtaratlı davetiye davacı vekiline 10.11.2014 tarihinde tebliğ edilmiş; mahkemece, önalım bedelinin kesin süre içerisinde yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair 01.12.2014 tarihinde karar verilmiştir. Ancak davacı tarafa verilen bu sürenin, ihtaratlı davetiyenin davacı vekiline tebliğ edildiği tarihten itibaren hesaplanması gerekmekte olup tebliğ tarihinden itibaren bir aylık sürenin 10.12.2014 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.

    Bu durumda mahkemece, davacı tarafa verilen bir aylık süre dolmadan önalım bedelinin depo edilmediğinden söz edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.