HMK Madde 74



  • Davaya Vekâlette Özel Yetki Verilmesini Gerektiren Hâller

    HMK Madde 74

    (1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez.




  • HMK Madde 74 Gerekçesi

    Bu maddede vekile açık yetki verilmesi gereken durumlar geniş tutulmuş, 1086 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde yazılı olan vekilin sulh olması, hükmolunan şeyi teslim alması (hükmolunan şeyi teslim almaya ilişkin kısım yasalaşmamıştır), haczin kaldırılması, hakem tayini, davadan feragat, karşı tarafın davasını kabul ve karşı tarafı ibraya ilişkin düzenleme muhafaza edilmiştir. Ancak yeminin reddi ve iadesi bu Tasarıda ayrı ayrı belirlendiğinden, iade konusu fıkraya ayrıca ilâve edilmiştir.

    63 üncü maddenin ikinci cümlesinde, yeminin kabulü ve reddine ilişkin beyan için, vekile, ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ıttıla kesbettikten sonra, yetki verilebilmesine ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Ancak işin mahiyeti icabı, vekilin, talimat almaksızın yapacağı işlem kendisini de sorumlu kılacak bir yetkinin kullanılması sonucunu doğuracağından ve pratikte de 1086 sayılı Kanundaki düzenlemenin bir yarar sağlamadığı görüldüğünden bu maddeye alınmamıştır.

    Düzenleme gereğince hâkimin reddi, davanın tamamının ıslahı, yemin teklifi, iadesi veya reddi, başkasını tevkil, müvekkilinin iflâsını istemek, hakem sözleşmesi yapmak, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunmak ve bunlara muvafakat vermek, davanın alternatif çözüm yollarına başvurmak, kanun yollarından feragat etmek, yargılamanın yenilenmesi (iadesi) yoluna gitmek, hâkimlerin sorumlulukları sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açmak, vekile açıkça belirtilerek yetki verilmesi hâlinde mümkündür. Bunun yanı sıra kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili olarak da hangileri hakkında yetkilendirildiği açıkça belirtilmek kaydı ile vekil sıfatıyla işlem yapılabilir.



  • HMK 74. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2017/3181 Karar : 2018/12
    Tarih : 17.01.2018

    • HMK 74. Madde

    Davacı vekilinin dava dilekçesi ekinde ibraz ettiği vekaletnamede, “hakimleri redde” yetkisi bulunduğu tespit edilmiştir.

    6100 sayılı HMK’nın 74. maddesinde açıkça yetki verilmemiş ise vekilin hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamayacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme karşısında yukarıda niteliği belirtilen vekaletname ile eldeki davanın vekil aracılığı ile açılıp açılmayacağı Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında tartışılmıştır.

    6100 sayılı HMK’nın 46 ve devamı maddelerinde hakimin hukuki sorumluluğu düzenlenmiş, söz konusu davaların ancak devlet aleyhine açılabileceği, anılan Kanun’un 74. maddesinde ise açıkça yetki verilmemesi halinde vekilin hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamayacağı kabul edilmiştir.

    Dava şartlarından birisinin eksik olması halinde nasıl hareket edileceği de HMK’nın 115. maddesinde düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusu olan dava şartı eksikliği tamamlanabilir bir eksiklik olduğuna göre HMK’nın 115/2. maddesi uyarınca davacıya HMK’nın 74. maddesine uygun vekâletname ibraz etmesi için kesin süre verilmesi, verilen kesin süre beklenildikten sonra Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmesi gerekmiştir.

    S 0 N U Ç : Yukarıda açıklanan usul işlemlerinin yerine getirilmesi için dosyanın Özel Dairesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 17.01.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/9832 Karar : 2017/4108
    Tarih : 14.07.2017

    • HMK 74. Madde

    Taraflar arasındaki ortaklar kurulu kararının iptali, alacağın tahsili ve şirket ortaklığından çıkarma istemli asıl ve birleşen davalarda;

    mahkemece verilen asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen 2004/478 E. sayılı davanın kabulüne, birleşen 2011/341 E. sayılı davanın konusu kalmadığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün,

    Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekili tarafından istenilmekle dava dosyası Dairemize gönderilmiş olup, aşamada mümeyyiz taraf vekilinin temyiz isteminden feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmakla dosya re`sen ele alındı, düzenlenen rapor okundu, gereği görüşülüp düşünüldü.

    Feragat, HMK’nın 307. maddesi uyarınca istemde bulunanın talep sonucundan vazgeçmesidir.

    Mümeyyiz davalı-davacı vekilinin taraflar arasındaki sulhten bahisle 25.04.2017 havale tarihli dilekçesi, taraf vekillerince konuya ilişkin sunulan bir dizi dilekçe ve ibraz edilen sulh sözleşmesindeki hüküm de gözetildiğinde temyiz talebinden vazgeçme mahiyetinde ve HMK`nın 74. maddesi gözetildiğinde sonuç doğurucu niteliktedir.

    Bu itibarla, temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin temyiz isteminin feragat nedeniyle REDDİNE, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/07/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/3865 Karar : 2017/4120
    Tarih : 14.07.2017

    • HMK 74. Madde

    Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali istemli davada mahkemece verilen yukarıda tarih ve numarası yazılı olup davanın kısmen kabulüne dair kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, dava dosyası Dairemize gönderilmiş olup,

    aşamada davacılar vekili Av. ...`in 04.07.2017 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiklerini bildirdiği, buna mukabil davalı vekilinin ise dilekçeye derkenar olarak masraf ve vekalet ücreti istemediklerini beyan ettiği gözlenmiş olmakla dosya re’sen ele alındı, gereği görüşülüp düşünüldü:

    Uyuşmazlık, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri nitelikte olup davadan feragat hüküm kesinleşinceye değin yapılabilir ve karşı tarafın kabulüne bağlı olmadığı gibi yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur.

    Davacılar vekilinin davadan feragate ilişkin beyanının, HMK`nın 74. maddesi ile HMK’nın 307 vd. maddeleri uyarınca sonuç doğurucu nitelikte olduğu anlaşılmış, Yargıtay İBK’nun 11.04.1940 gün ve 70 sayılı ve HGK’nun 21.11.1981 gün ve 1981/2-551 sayılı kararları uyarınca, öncelikle, davacı yanın davadan feragatine ilişkin bir hüküm verilmesini teminen yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yanın davadan feragatine yönelik bir karar verilmek üzere yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz isteminin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/017/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/6701 Karar : 2017/7684
    Tarih : 24.05.2017

    • HMK 74. Madde

    Borçlu aleyhine başlatılan ilamlı takip dosyasında alacaklı vekili dosyadaki paranın tamamının hesaplarına gönderilmesi yönünde talep açtıklarını, İcra Müdürlüğü'nce alacaklı vekilinin takip dosyasında mevcut 03.05.2013 tarihli vekaletnamesinde ahzu kabz yetkisi olmadığından bahisle paranın ödenmesi talebinin reddine karar verilmiş olup, alacaklı vekili İcra Mahkemesi`ne başvurusunda; 2012 yılında yürürlüğe giren HMK ile vekaletnamede ahzu kabz yetkisinin özel yetki olmaktan çıkarıldığını, genel vekaletname ile ahzu kabz yetkisi olmadan tahsilatın yapılabileceğini, dolayısı ile İcra Müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece; 03.05.2013 tarihli Tekirdağ Noterliği`nce düzenlenen vekaletnameye dayalı olarak başlatılan takibe dair vekaletname incelendiğinde Avukata sadece adına açılmış veya açılacak tüm davaları takip yetkisi verildiği ancak ahzu kabza yetkili olmadığı bu sebeple İcra Müdürlüğü işlemi yerinde bulnduğundan şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.

    "Davaya vekalette özel yetki verilmesini gerektiren haller" başlıklı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 74. maddesinde ahzu kabz yetkisine yer verilmemiş olmasının, avukatın bu yetkiye sahip olmadığı anlamına gelmediği, tam aksine bu yetki vekaletname ile birlikte vekile tanınan yetkiler arasında yer aldığından, aksi açıkça belirtilmedikçe, avukatın ahzu kabz yetkisine sahip olduğu kabul edilmelidir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun yürürlüğe girdiği 01/10/2011 tarihinden önce düzenlenmiş ve "ahzu kabz" yetkisi içermeyen vekaletnamelere dayanılarak 01/10/2011 tarihinde ve sonrasında vekaletnamede bulunmayan bir yetkinin, dolayısıyla "ahzu kabz" yetkisinin vekalet verenin iradesine aykırı bir şekilde kullanılamıyacağı da kuşkusuzdur.

    Somut olayda, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun yürürlüğe girdiği 01/10/2011 tarihinden sonra düzenlenmiş 03.05.2013 tarihli vekaletnamesinde ahzu kabz yetkisi olmadığından bahisle dosyada bulunan paranın ödenmesi talebinin reddine dair İcra Müdürlüğü kararının Yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, şikayetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddine karar verilmesi isabetsizdir.

    SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle Mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK'nun 366/3. maddesi ve 6100 Sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK`nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 24.05.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/740 Karar : 2017/5666
    Tarih : 9.05.2017

    • HMK 74. Madde

    1- 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu kanuna ekli “Yargı Harçları” başlıklı (1) sayılı tarifede, 4.6.2008 tarihinde kabul edilen 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gereğince; harca tabi davalarda kanunun yürürlüğe girdiği 6.6.2008 tarihinden sonra yapılan temyiz başvurularından;

    Temyiz başvuru harcının ve kararda gösterilen ilam harcının dörtte birinin (maktu harca tabi davalarda maktu harcın tamamı) temyiz peşin harcı olarak alınması (1 sayılı Tarife III /e bendi) zorunludur.

    Davalı kadından alınması gerekli temyiz başvuru harcı ve maktu temyiz karar harcının alınmadığı görülmektedir. Sözü edilen noksan harcın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 434/3. maddesinde gösterilen usul uygulanılarak temyiz edenden tahsili ile buna ilişkin makbuzun dosyaya alınmasından sonra gönderilmesi,

    2-Dosya içerisinde bulunan davalı kadın vekili Av. ...`e ait vekaletname genel vekaletname olup, boşanma davası ile ilgili özel yetkiyi içermemektedir. Boşanma davası açmak ve açılan davayı takip etmek kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Bu bakımdan vekaletnamede bu hususta özel yetkiyi gerektirir (HMK m. 74). O halde, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 74. maddesi gereğince boşanma davası ile ilgili özel yetkiyi içeren vekaletnamesini sunması için davalı kadın vekiline süre verilmesi, bu süre içinde vekaletname verilmez veya asıl yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye bildirmez ise gerekçeli kararın davalı kadına tebliği sağlanıp, yasal temyiz süresi beklenildikten sonra gönderilmek üzere dosyanın mahalli mahkemesine İADESİNE oybirliğiyle karar verildi.09.05.2017 (Salı)



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/17911 Karar : 2017/2390
    Tarih : 27.03.2017

    • HMK 74. Madde

    Davacı, yurtdışında çalışmaya başladığı ve borçlanma yaptığı tarih olan 14/11/1973 tarihinin Türkiye'de sigorta başlangıcı olarak tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava; davacının, Alman Rant sigortasına giriş tarihi olan 14.11.1973 tarihinin Türkiye'deki sigorta başlangıcı olarak kabulü istemine ilişkindir.

    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden; Dairemizin 26.02.2015 Tarih ve 2015/387 E, 2015/3515 K sayılı geri çevirme kararı ile; Avukat ...'in davacıdan alınmış davadan feragat yetkisini içeren vekaletmanesinin dosya içinde bulunmadığı anlaşıldığından; davacı vekilinden davacıdan alınmış davadan feragat yetkisini içeren vekaletnamesinin istenerek eklendikten sonra gönderilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine iadesine karar verildiği, ancak; anılan geri çevirme kararından sonra mahkemece davacı vekiline feragat yetkisini içeren vekaletname sunması için 1 aylık süre verilmişse de süresi içerisinde istenilen belgenin sunulmadığı, bu nedenle de mahkemece dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır.

    6100 sayılı HMK'nın 74. maddesinde; “ Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez. ” düzenlemesi yer almakadır.

    Somut olayda; davacı vekilince, davadan feragat yetkisini içeren vekalet sunulmadığı, davacı asilin de yazılı veya sözlü beyanı bulunmadığı anlaşılmaktadır.

    Mahkemece yapılacak iş; davacı asilin davadan feragate ilişkin beyanını alarak varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davalının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/24995 Karar : 2017/3606
    Tarih : 30.03.2017

    • HMK 74. Madde

    1- Dosya içerisinde bulunan davacı-karşı davalı kadın vekili Av. ...`a ait vekaletname genel vekaletname olup, boşanma davası ile ilgili özel yetkiyi içermemektedir.
    Boşanma davası açmak ve açılan davayı takip etmek kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımı niteliğindedir. Bu bakımdan vekaletnamede bu hususta özel yetkiyi gerektirir (HMK m. 74).

    O halde. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 74. maddesi gereğince boşanma davası ile ilgili özel yetkiyi içeren vekaletnamesini sunması için davacı-karşı davalı kadın vekiline süre verilmesi, bu süre içinde vekaletname verilmez ve asıl yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye bildirmez ise gerekçeli kararın davacı- davalı kadına tebliği sağlanıp, yasal temyiz süresi beklenildikten sonra gönderilmek üzere dosyanın mahalli mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.

    2- 492 sayılı Harçlar Kanununda ve bu kanuna ekli “Yargı Harçları" başlıklı (1) sayılı tarifede. 4.6.2008 tarihinde kabul edilen 5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gereğince; harca tabi davalarda kanunun yürürlüğe girdiği 6.6.2008 tarihinden sonra yapılan temyiz başvurularından;

    Temyiz başvuru harcının ve kararda gösterilen ilam harcının dörtte birinin (maktu harca tabi davalarda maktu harcın tamamı) temyiz peşin harcı olarak alınması (1 sayılı Tarife III /e bendi) zorunludur.

    Davacı-davalı kadından alınması gerekli temyiz başvuru harcı ile maktu temyiz karar harcının alınmadığı görülmektedir. Sözü edilen noksan harçların Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 434/3. maddesinde gösterilen usul uygulanılarak temyiz eden davacı-karşı davalı kadından tahsili ile buna ilişkin makbuzun dosyaya alınmasından sonra gönderilmek üzere dava dosyasının yerel mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda (1.) ve (2.) bentlerde gösterilen sebeplerle dosyanın mahalli mahkemesine İADESİNE, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/8059 Karar : 2017/3033
    Tarih : 14.03.2017

    • HMK 74. Madde

    Tarf vekillerince sunulan ve yerel mahkemece Dairemize gönderilen dilekçelerin incelenmesinde; hükmü temyiz eden davacı vekilinin, 24.02.2017 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini, davalı vekilinin ise 24.02.2017 tarihli dilekçesi ile temyiz isteminden feragat ettiğini bildirdiği, dava dosyasında yer alan vekaletnamelerde ise taraf vekillerinin, HMK'nun 74. maddesi uyarınca davadan ve kanun yollarından feragate ilişkin özel yetkilerinin bulunmadığı, ayrıca hükmü temyiz eden davalı vekili tarafından UYAP üzerinden elektronik ortamda gönderilmiş olan temyiz dilekçesinin fiziki örneğinin alınıp dosyaya konulmadığı gibi temyiz isteminin kayıtlara işlenmediği anlaşılmıştır.

    Bu itibarla;

    1- Davadan feragat yetkisini içeren vekaletnamenin davacı vekilinden,

    2- Kanun yollarından feragat yetkisini içeren vekaletnamenin davalı vekilinden temin edilmesi,

    3- Davalı vekili tarafından Uyap kanalı ile verilmiş olan temyiz dilekçesinin fiziki örneğinin onaylanıp dosyaya konulması ve temyiz istemi ile ilgili kayıt işlemlerin tamamlanması,

    Ve ondan sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 14.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/19701 Karar : 2017/1107
    Tarih : 8.03.2017

    • HMK 74. Madde

    Asıl dava, elatmanın önlenmesi-ecrimisil birleştirilen dava ise, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat isteklerine ilişkindir.

    Davacı, 6258 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 54 nolu bağımsız bölümü 05/06/2006 tarihinde satın aldığını, davalının sadece ilk ay bedel ödediğini, ihtarname ile ödenmeyen ecrimisil bedelleri talep edilmesine rağmen sonuç alamayınca icra takibi başlattığını, ancak davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek haksız işgal nedeni ile davalının taşınmazdan tahliyesine ve aylık 600, 00TL olmak üzere toplam 75 aylık ecrimsil bedeli olarak 45.000, 00TL ecrimisilin gecikme faizleriyle birlikte tahsilini istemiştir.

    Davalı, taşınmazı aralarındaki danışıklı satış sözleşmesine dayanarak kullandığını belirterek davanın reddini savunmuş, birleştirilen davasında, çekişme konusu 54 nolu bağımsız bölümü bankadan kredi çekmek amacıyla danışıklı olarak önce ...'a, ondan da ...'e satış suretiyle devredildiğini, kredi borcunun bir kısmını ödeyebildiğini, kalan borcu ...’in ödediğini ancak tapunun iade edilmediğini ileri sürerek tapu iptal ve tescile olmadığı takdirde ödediği 34.910, 00TL'nin iadesine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, asıl davanın kabulü ile elatmanın önlenmesine ve toplam 42.471, 68TL ecrimisilin yasal faizleriyle birlikte tahsiline, birleştirilen 2013/493 Esas sayılı davada, inançlı sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil talebinin ispat edilemediğinden reddine ve 4.365, 00TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

    Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 6258 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 54 nolu bağımsız bölüm davalı ... adına kayıtlı iken 20.03.2006 tarihinde dava dışı ...’a satış suretiyle temlik edildiği, onun da 05.06.2006 tarihinde davacı ...’e devrettiği, aynı gün ... lehine 200.000TL ipoteğin tescil edildiği, 7.7.2009 tarihinde de ipoteğin terkin edildiği, davalı tarafından sunulan 2006-2009 yılları arasında olmak üzere toplam 47 adet banka dekont fotokopisinden, yalnızca 4.365TL ödemeye ilişkin 7 adet dekontta “... tarafından kredi ödemesi için yatan” ibaresinin bulunduğu, davacı hesabına konut ve tüketici olamak üzere iki ayrı kredi ödemesi yapıldığı, 17.09.2013 tarihli keşifte taşınmazın hala davalının kullanımında olduğunun tespit edildiği, davalı vekilinin 24.04.2014 tarihli 6. celse bayanında davacıya yemin teklif ettiği, davalı vekilinin vekaletnamesinde yemin teklifine ilişkin özel yetkinin olmadığı, davacının duruşmada davalı tarafından ...’a sadece 4.365, 00TL ödeme yaptığını ve aralarında herhangi bir inanç sözleşmesi olmadığı hususunda yemini eda ettiği anlaşılmaktadır.

    Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.

    Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.

    Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.

    Sözleşmenin ve buna bağlı temliğin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.

    Uygulamada mesele, 5.2.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.

    Anılan kararın sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.

    Belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202 vd. maddeleri uyarınca delil başlangıcının varlığı halinde tanık dinletilebileceği kuşkusuzdur.

    Aynı kanunun 227/1 maddesi; “Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir.” şeklinde kat’i delil olan yemin teklifini düzenlemektedir.

    Davada taraflardan herhangi birisi istek ve savunmasının ispatı için takdiri veya kanuni(kesin) delillerden herhangi birisi ile birlikte hasmına yemin yöneltmiş olursa bu durumun ispatın yalnız yemine bırakıldığı, gösterilen diğer delillerden vazgeçildiği anlamına yorumlanamaz. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeler Usulü, 6. Baskı, cilt 3, sh:2493) Bu durumda tarafın diğer delillerinden vazgeçmediği ve münhasıran yemin deliline dayanmadığı gözetilerek ilk önce diğer delilleri incelenir, diğer delillerle iddia veya savunma ispat edilemediği takdirde yemine başvurulur.

    Diğer taraftan; davaya vekalette özel yetki verilmesini gerektiren halleri düzenleyen HMK 74. maddesi (1086 sayılı HMUK 63. maddesi); “(1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; sulh olamaz, hakimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez...”şeklinde olup, vekilin yemin teklifinde bulunabilmesi için vekaletnamede açıkça yetkilendirilmiş olması gerekmektedir.

    Bu durumda, usulüne uygun olarak teklif edilmeyen yemin nedeniyle, diğer delillerden vazgeçildiğinin kabulü de olanaklı değildir.

    Öte yandan, davacının karşılıklı edimler içeren inanç sözleşmesine dayanarak taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini isteyebilmesi için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97 maddesi, (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 81. maddesi) hükmü uyarınca öncelikle kendi edimini yerine getirmesi zorunludur.

    Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda somut olaya bakıldığında; dosyada bulunan banka dekontlarının bir kısmında davalı davacı ...'in ödeme yaptığının kesin olduğu, bu nedenle dekontların yazılı delil başlangıcı kabul edilmesi gerektiği açıktır.

    Hal böyle olunca, mahkemece ödemelere ve krediye ilişkin bilgilerin bankadan temin edilmesi, ödemelerin kim tarafından yapıldığının tespiti, tanık anlatımlarının değerlendirilmesi ve öncelikle inançlı işleme ilişkin uyuşmazlığın çözülmesi, daha sonra asıl dava bakımından TBK 97. maddesi de değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

    Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/14486 Karar : 2017/493
    Tarih : 26.01.2017

    • HMK 74. Madde

    Taraflar arasında görülen dava sırasında davalı vekili 29.01.2016 tarihli dilekçe ile reddi hakim talebinde bulunmuştur.

    Reddedilen hâkim tarafından, talebin reddinin gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine dosyayı inceleyen mercii tarafından reddi hakim talebinin reddine ilişkin verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    HMK'nın 74. maddesine göre reddi hâkim yoluna, taraflardan birisi veya onun adına takip yetkisi bulunan yetkili vekili tarafından, vekâletnamesinde özel yetkisi var ise başvurulabilir.

    Somut olayda, reddi hâkim yoluna başvuran davalının ... Noterliğince düzenlenen 12.10.2012 günlü vekaletname ile avukat ...'i vekil olarak atadığı, ancak anılan vekaletnamede hâkimin reddi yoluna başvurulabilmesi için vekile özel yetki verilmediği, avukat ...'in anılan vekalete istinaden yetkili kıldığı avukat ... tarafından reddi hakim talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır.

    Bu durumda reddi hakim talebini değerlendiren merci tarafından reddi hakim talebinin esastan değil usulden reddine karar verilmesi ve usulden ret kararı verilmesi nedeniyle de reddi hakim talep eden hakkında para cezasına hükmedilmemesi gerekir ise de bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu nedenle, hükmün 1 ve 2 rakamlı bentlerinin tamamen kaldırılarak bunların yerine, "1-Davalı vekilinin vekaletnamesinde reddi hakim talep etme hususunda özel yetkisi olmadığından reddi hakim talebinin usulden reddine,

    2-Reddi hakim talebinin usulden reddedilmesi nedeni ile HMK'nın 42/4. maddesinde yazılı koşullar oluşmadığından davalı hakkında disiplin para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına” cümlelerinin yazılması sureti ile düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK’nın 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 26/01/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/10574 Karar : 2015/7895
    Tarih : 5.10.2015Dava, kira alacağından dolayı başlatılan icra takibine karşı vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına, takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına ve davalının 11.02.2011 tarihli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği beyanında davaya konu taşınmazı 1984 yılında Ö. M. K.'dan kiraladığını ve 1999 yılına kadar kiracı olduğunu, 1999 yılında davaya konu yeri Ö. K. mirasçılardan M. K.`dan satın aldığını, satın aldığında murisin ölü olduğunu 1999 yılından, 11/02/2011 tarihine kadar kira ödemediğini, zilyet olduğunu belirttiği ancak herhangi bir resmi yada yazılı satış belgesi sunamadığı ayrıca davalının satın aldım dediği 1999 yılında murisin dosya içerisinde bulunan veraset ilamına göre tapu maliki ve kiraya veren murisin sağ olduğunun ve davalının tüm beyanlarına göre taraflar arasındaki kiracılık ilişkisinin varolduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- Taraflar arasında ikinci uyuşmazlık icra takibine konu edilen 05.12.2005 ile 05.12.2010 tarihleri arasında aylık kira bedellerinin ne olduğu hususundadır. Davacı söz konusu dönemlerde aylık kira bedellerini iddia ettiği miktar olduğunu kanıtlamakla yükümlüdür. Davacı vekili 13.03.2014 tarihli oturumda icra takibine konu aylık kira bedelleri konusunda yazılı bir delilleri bulunmadıklarını, davalı tarafa bu hususta yemin teklif ettiklerini bildirmiş, davalı vekili aynı celsede yemin teklifini kabul etmediklerini beyan etmiş, mahkemece bedele ilişkin yemin teklifinin davalı tarafça reddedildiği gerekçesiyle davacının bildirdiği bedeller üzerinden itirazın iptaline karar verilmiştir.

    6100 sayılı HMK'nın 228. maddesinde Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır düzenlemesi ile 232. maddesinde Yemin, tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur düzenlemesi bulunmaktadır. HMK 232. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak aynı yasanın 74. maddesinde Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez düzenlemesi bulunmaktadır. Nitekim bu husus 1086 sayılı HUMK'un 63. maddesinde Yeminin kabul veya reddini beyan için salahiyet ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ittıla kesbettikten sonra verilebilir `` şeklinde ifade edilmiştir. Bütün bu düzenlemeler ışığında vekile yeminin kabul veya reddi için vekâletnameye özel yetki konulmuş olsa bile vekil buna dayanarak yemini kabul veya red edemez.Vekilin yemini kabul veya red yetkisini kullanabilmesi için müvekkilin (yemin edecek kimsenin) yemin teklif olunan meseleyi öğrendikten sonra vekiline yeminin kabul veya reddini bildirmek için özel yetki vermiş olması gerekir. Çünkü, yeminin kabul veya redddini bildirmek için özel yetki ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleyi öğrendikten sonra verilebilir. Davacı vekili yemin teklifini 6100 Sayılı HMK`nın 232 maddesine uygun olarak tarafa yöneltmiştir, vekile yemin teklifi sözkonusu değildir. Ancak müvekkile hangi konuda yemin teklif edildiği bildirilmeden yemin teklif olunan celsede vekilin yemini reddetmesi usule aykırıdır. Bu durumda bedel konusunda davalı asile yemin teklifi iletilip oluşacak sonuca göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

    Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.

    Yukarıda 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün ( BOZULMASINA ), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, oybirliğiyle karar verildi



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/2399 Karar : 2015/943
    Tarih : 22.01.2015

    • HMK 74. Madde

    Dava, Alman rant sigortasına giriş tarihinin Türkiye`de sigorta başlangıç tarihi olduğunun,
    yurtdışında Türk vatandaşlığında geçen borçlanmaya esas süreleri talep tarihinde Türk vatandaşı olma şartı aranmaksızın 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanabileceğinin ve borçlanmasının 5510 sayılı Kanunun 4/1-a maddesi kapsamında kabul edilmesi gerektiğinin tespiti istemlerine ilişkindir.

    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

    Karar:
    Çekişmeli yargıda kural olarak, "tasarruf ilkesi" geçerlidir ve taraflar dava konusu üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilirler.

    Bu suretle davaya son verilebilmesinin bir yöntemi davadan feragattir ve anılan kurum 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun 307 ila 312. maddelerinde (mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 91 ila 94. maddelerinde) düzenlenmiştir.

    Hükmün kesinleşmesinden önceki herhangi bir aşamada davadan feragat edilebilir. Temyiz edilen ve fakat henüz temyiz Dairesince görüşülmeyen bir karar, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş olmadığından, bu aşamada davadan feragat mümkündür.

    Hakim, gördüğü davada tahkikatı bitirip hüküm kurduktan sonra davadan elini çekmiş olur ve kural olarak dava sonunda verilen karar temyiz edilip bozulmadan ve bu suretle yargılamaya yeniden başlanmadan davanın esası ile ilgili hiç bir karar veremez.

    Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olduğundan, hakim karar verdikten sonra dahi belgelendirilen feragat üzerine davanın bu nedenle reddine karar verebilir ise de, Yargıtay uygulamalarında (örneğin Hukuk Genel Kurulunun 21.10.1981 gün 1981/2-551, 1981/683 ve 2.6.1982 günlü 1982/376-547 sayılı kararları ile 11.4.1940 gün ve 1939/15-1940/70 sayılı tevhidi içtihat kararının gerekçesinden esinlenen uygulama) hüküm temyiz edildikten sonra vaki feragat üzerine mahkemece kendiliğinden bir karar verilmeyerek Yargıtay`ın bu konuda (feragat konusunda) mahkemece bir karar verilmek üzere hükmün ( BOZULMASINA ) dair verilecek kararından sonra ancak dosyayı ele alabilir ve feragate dayanarak davayı reddedebilir.

    Bu itibarla; somut olayda 6100 sayılı HMK'nun 74. maddesine uygun (Mülga 1086 sayılı HUMK`nun 63. maddesi) şekilde davadan feragat yetkisi verilmiş olan davacı vekili davadan feragat ettiğini; açıkça ve koşulsuz olarak bildirdiğinden, hükümden sonra ortaya çıkan ve temyiz incelenmesine usulen engel oluşturan bu durumun yerel mahkemece değerlendirilip bu beyan konusunda bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekir.

    O halde, taraf vekillerinin temyiz başvurusu kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Temyiz edilen hükmün sair hususlar incelenmeksizin yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, bozma içeriğine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2013/25649 Karar : 2014/8916
    Tarih : 26.03.2014

    - HMK 74. Madde

    Davacı, Davalı Banka`nın Gümüşhane Şubesi ile dava dışı H. İ. O. isimli şahıs arasında konut kredisi sözleşmesi imzalandığını, sözleşme uyarınca, adına kayıtlı olan Gümüşhane Hanbey Mahallesi 32 ada 18 parsel üzerinde bulunan taşınmaz üzerine ipotek konulduğunu, kredinin ödenmemesi üzerine, borçlunun maaşına el konulduğunu, ancak dosya borcunun dava dışı kefil Y...D... tarafından ödenmesine karşın ipoteğin kaldırılmadığını ileri sürerek, taşınmazı üzerinde bulunan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, Banka'nın borcu ödeyen kefil Y... D...'ın alacağının tahsil etmesi için gerekli önlemleri almakla yükümlü olup, adı geçen şahsın açık muvafakatı olmadan ipoteğin fekkedilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca, dava konusu resmi senette borçlu H... İ... O...`un doğmuş ve doğacak tüm borçları kapsamında konulduğunu, borç ilişkisi bitmeden ipoteğin kaldırılmasının mümkün olmadığını, davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, davanın kabulü ile ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

    2- Davacı, dava dışı H... İ... O... isimli şahsın kullanmış olduğu kredinin teminatı olarak adına kayıtlı bulunan Hanbey mahallesi 32 ada 18 parselde kayıtlı bulunan bağımsız bölüm üzerine ipotek konulduğunu, ipoteğe konu edilen kredi borcunun dava dışı kefil tarafından ödenmesine karşın, ipoteğin kaldırılmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Davalı ise, sözü edilen ipoteğin dava dışı H... İ... O... isimli şahsın doğmuş ve doğacak borçları için tesis edildiğini, borcun tamamının ödenmediğini, ayrıca, borcu ödeyen Y... D... isimli kişinin açık muvafakatının bulunmadığını savunmuştur.

    Öncelikle, kefaletle ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesi ve ayrıca, dava dışı Y... D... isimli kişinin vermiş olduğu vekaletnamenin kapsamı konusunun ele alınması gerekmektedir.

    Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 596. maddesinde; (1)"Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir. (2) Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından sonradan özellikle bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan kefil rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir." düzenlemesi bulunmakta olup, bu madde ile kefilin rücu hakkı düzenlenmektedir. Yine 6098 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 592.maddesinde de; "(1) Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra asıl borçludan alacağın özel güvencesi olmak üzere elde ettiği rehin haklarını, güvenceyi ve rüçhan haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğu alacaklı tarafından ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da buna uygun düşen bir miktarda azalır. Kefilin fazladan ödediği miktarın geri verilmesini isteme hakkı saklıdır." (3) Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorundadır. Alacaklı diğer alacakları sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis hakları, kefilin haklarından sıraca önce geldikleri ölçüde saklıdır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu maddedeki düzenlemeyle de, özen gösterme, rehin ve borç senetlerini teslim konusunda kefilin haklarını alabilmesi için alacaklının özen borcu konusunda yükümlülükler getirmektedir. Bu durumda davalı alacaklı 2013/25649-2014/8926 Banka2nın kefilin alacaklarını temin amacıyla gerekli önlemleri alma yükümlülüğü altına olup, kefilin açık muvafakatı olmadan ipoteği feketmesi olanaklı değildir. Diğer yandan, ipoteğin fekki konusunda dosya arasında mevcut bulunan 3.12.2012 tarihli Vakıfbank Şube Müdürlüğü'ne hitaben yazılan dilekçede ipoteğin kaldırılmasına muvafakat edilmişse de, bu muvafakatin vekil aracılığıyla yapıldığı anlaşıldığından vekilin bu konuda yetkili olup olmadığının da irdelenmesi gerekmektedir. Yine yürürlükte olan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 504. maddesinde, "(1) Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (2) Vekalet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar. (3) Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz. Hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz." düzenlemesi mevcut olup, 818 Sayılı Borçlar Kanunu`na nazaran iflas ve iflasın ertelenmesi ile konkordato talebinde bulunması yönünde özel yetki aranmaktadır. Diğer hükümler yeni yasa ile paralellik arzetmektedir. Yine dava ve muvafakat tarihinde yürürlükte olan HMK.nun 74. maddesinde ise," (1) Açıkça yetkili verilmemiş ise, vekil, sulh olamaz, hakimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez. Yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez. Haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hakimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez." düzenlemesi getirilmiştir. HUMK.nun 63. maddesinde de, benzer hükümler bulunmakta idi.

    Borçlar Kanunu`nun 504 ve HMK.nun 74. maddelerinde özel yetkili gerektiren haller olarak sayılan hususların sınırlı olup olmadığının değerlendirilmesinin yapılmasında, tahdidi olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda sözü edilen işlemin önemi bakımından o işlem için de özel yetki verilmesi gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim anılan yasa maddelerinde sayılan tüm haller müvekkil açısından işlemin niteliği de nazara alındığında önem arz eden hususlardır.

    Somut olayda da, dava dışı kefilin vermiş olduğu vekaletnamede ipoteğin kaldırılması yönünde bir özel yetki verilmemiştir. Alacağın önemi göz önünde bulundurulduğunda özel yetki aranması sonucuna varılmaktadır. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, dava dışı vekil Av. H...'nin ipoteğin kaldırılması yönünde özel yetki verilmiş vekaletnamesini ibraz etmesi yada kefil Y... D...`ın bizzat ipoteğin kaldırılmasına muvafakat edip etmediği yönünde beyanının alınması yönünde Davacı vekiline önel verilmesi gerekir. Verilen önele karşın vekaletname sunulamaması yada kefilin muvafakatının alınamaması halinde davanın bu sebeplerle reddi gerekir. Bu eksiklik tamamlanmadan yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

    Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına ( BOZULMASINA ), HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, oybirliği ile, karar verildi.