HMK Madde 73



  • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    HMK Madde 73

    (1) Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar.

    (2) Belirtilen bu yetkiyi kısıtlamaya yönelik bütün sınırlandırıcı işlemler, karşı taraf yönünden geçersizdir




  • HMK Madde 73 Gerekçesi

    Tasarının bu maddesinde 1086 sayılı Kanunun 62 nci maddesinde olduğu gibi vekilin vekâlet kapsamında yapabileceği işler belirtilmiştir.



  • HMK 73 (Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2018/395 Karar : 2018/1184
    Tarih : 13.06.2018

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    Asıl ve birleşen davadaki istekler maddi ve manevi tazminata ilişkindir.

    Davacılar vekili; davalı şirketin imal ederek sattığı, davacı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ait Mercedes marka aracın sürücü Şefik Öztürk kullanımında iken Kayseri Pınarbaşı-Malatya karayolunda meydana gelen tek taraflı kaza sonucunda Asef Çoban, Levent Gökpınar ve Şefik Öztürk'ün vefat ettiğini, ...'ün ise yaralandığını,
    aracın kaza sırasında tahminen dokuz takla atıp tamamen hurdaya dönecek kadar hasar görmesine karşın,
    Mercedes marka araçlar içerisinde en üstün özelliklere sahip ve güvenlik açısından da "...güvenliğiniz önceliğiniz..." sloganı ile satılan araçtaki sekiz adet hava yastığından hiçbirinin açılmadığını,
    araçta bu yönde bir üretim hatası ve imalatçının sorumluluğunun bulunduğunu,
    maddi ve manevi olarak tüm müvekkillerinin büyük bir zarar gördüğünü ileri sürerek, asıl davada; her bir davacı yönünden şimdilik 1.000,00 'er TL olmak üzere toplam 16.000,00 TL maddi tazminatın, birleşen davada da aynı iddialar ile toplam 295.000,00 TL maddi, 725.000,00 TL manevi tazminatın davalı Daimler AG'den (izafeten Mercedes Benz Türk A.Ş.'den), 3.000,00 TL maddi tazminatın da davalı ...Ş.`den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı ...Ş. vekili,
    asıl davada;
    müvekkilinin aracın üreticisi ya da satıcısı olmadığını, sadece ithalatçısı olduğunu, aracı ithal edip Koluman Motorlu Araçlar A.Ş.'ye sattığını, onunda davacı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.`ye sattığını, bu nedenle üretim hatası bulunduğundan bahisle müvekkili şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, uyuşmazlığın gizli ayıp iddiasından kaynaklandığını, süresinde yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu,
    ayrıca hava yastığı sisteminin emniyet kemerine ilave olarak düşünülmüş bir güvenlik önlemi olduğunu, kaza anında hava yastıklarının açılmasını sağlayan şeyin aracın hızı ya da araçtaki hasar olmayıp, araç gövdesi üzerinde oluşan negatif ivme olduğunu, bunun da tamamen kaza koşullarına bağlı olduğunu ve araçta bir üretim hatası bulunmadığını belirterek, davanın öncelikle husumet ve zamanaşımı nedeniyle, olmadığı takdirde ise esastan reddine karar verilmesini istemiştir.

    Birleşen dava bakımından da,
    müvekkili şirket ile Daimler AG'nin birbirinden tamamen farklı tüzel kişiliklere sahip olduğunu, Mercedes Benz Türk A.Ş.'nin aracın üreticisi ve satıcısı olan Daimler AG'nin genel müdürlüğü, ticari mümessili, acentesi ya da tek yetkili temsilcisi olmadığını, sadece Mercedes Benz marka binek ve hafif ticari araçların Türkiye'de münhasır olmayan distribütörü olduğunu, bu nedenle Daimler AG`ye izafeten müvekkili şirkete dava açılamayacağını, davacı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile de aralarında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını belirterek, birleşen davanın da öncelikle husumet ve zamanaşımı nedeniyle olmadığı takdirde ise esastan reddine karar verilmesini istemiştir.

    Yerel Mahkemece, davanın ayıplı mal satışından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olduğu, ancak uzman bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen ve mahkemece de hüküm kurmaya elverişli kabul edilen 24.05.2011 tarihli rapor uyarınca kaza esnasında ön hava yastıklarının tetiklenmesini gerektiren teknik şartların oluşmadığı, dolayısıyla hava yastığının açılmamasının ayıp olarak sayılmayacağı,
    kazanın meydana gelmesinde müteveffa sürücü Şefik Öztürk`ün tam kusurlu olduğu, hava yastıklarının açılmaması ile yaralanma ve ölümler arasında illiyet bağının da bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

    Karar, asıl ve birleşen dosya bakımından davacılar vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle bozulmuştur.

    Mahkemece, ilk hükmün gerekçesinde açıklanan nedenlerden dolayı bozma kararında belirtilen hususların benimsenmediği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

    Direnme kararı davacılar vekilleri tarafından temyize getirilmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu kazada, araç içerisinde bulunan hava yastıklarının açılmamasının üretim hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi açısından yerel mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı, 24.05.2011 tarihli bilirkişi raporunun yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre alanında uzman akademisyenlerden seçilerek oluşturulacak bilirkişi heyetinden yeniden rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, davacılardan ... ile ...`ın yargılama sırasında ergin (reşit) olmaları nedeniyle daha önce velileri tarafından küçükler adına velâyeten verilen vekâletnamenin sona erip ermeyeceği; bu bağlamda velileri tarafından atanan vekilin küçüklerin reşit olmalarından sonra onlar adına yaptığı temyiz isteminin geçerli sayılıp sayılamayacağı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.

    Bilindiği üzere davaya vekâlet, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun (HMK) 71 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, bu hükümlerde açıklık olmayan hallerde Borçlar Kanununun temsile ilişkin hükümleri uygulanır.

    Hukuk sistemimizde bir davanın vekil (avukat) vasıtasıyla takibi zorunluluğu bulunmamaktadır. Dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığı ile takip edebilir (HMK. m.71).

    Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar (HMK. 73/1).

    Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 335. maddesine göre ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır. TMK`nın "çocuğun temsil edilmesi" başlıklı 342. maddesi uyarınca da ana ve baba, velâyetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler. Ancak çocuğun ergin (reşit) olması ile velayet ve buna bağlı olarak da velinin temsil görevi sona erer. Bu nedenle bir dava sırasında çocuğun ergin (reşit) olması durumunda da yasal temsilcinin (velinin) temsil görevi sona erer ve davaya (ergin olan) çocuk tarafından devam edilir. Rüştün gerçekleşmesinden sonra yasal temsilcinin yaptığı işlemler ise çocuk onay (icazet) vermezse geçersizdir. Eğer yasal temsilci, çocuk ergin olmadan önce davayı takip için vekil tayin etmişse, rüşt ile birlikte vekilin görevi sona ermez. Zira kanuni mümessilin atadığı vekil, zaten çocuk adına (çocuğu temsilen) seçilmiştir (Yılmaz E.: Çocuk Hakları Açısından Çocuğun Davada Temsilinin ve İradesinin Önemi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, Özel Sayı, s. 829; Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, İstanbul 2001, s. 1336, 1337).

    Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 04.04.2012 gün ve 2012/21-73 E., 2012/285 K.; 20.03.2013 gün ve 2012/21-1121 E., 2013/386 K; ve 12.02.2014 gün ve 2013/21-586 E., 2014/95 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

    Vekâlet ilişkisinin sona erme sebeplerinin düzenlendiği (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 396 ve 397) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 512 ve 513. maddelerinde de çocuğun ergin olması hâli, vekaletten azil, istifa durumları, ölüm, iflas veya ehliyetin kaybı gibi vekâleti sona erdiren hâller arasında sayılmamıştır.

    Şu hâle göre, ergin olmayan çocuğu temsilen düzenlenen vekâletname ile verilen vekâlet görevi çocuğun ergin olmasıyla sona ermeyeceği gibi, çocuğun ergin olmasından sonra yapılan işlemler de ancak onun icazeti olmadığı durumda geçersiz hale gelecektir.

    Somut olayda da küçüklerin ergin olmalarından sonra kendileri adına vekil tarafından, direnme kararının temyizine ilişkin olarak yapılan işleme icazet vermedikleri yönünde bir irade bildirimleri bulunmadığından Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca, yukarıda isimleri geçen davacılar bakımından geçerli bir temyiz isteminin bulunduğu kabul edilmiştir.

    Yapılan görüşmeler sırasında, somut olayda vekâlet ilişkisini sona erdiren ve Türk Borçlar Kanunu'nda sayılan hâller bulunmasa da vekâlet ilişkisini sona erdiren özel durumların da bulunduğu, çocuğun yargılama sırasında ergin olmasının da bu durumlardan biri olduğu, çocuğun ergin hâle gelmesiyle yasal temsilcinin temsil görevi ve buna bağlı olarak küçük adına velisi tarafından verilen vekâletin sona erdiği, somut olayda da ergin olan ... ile ...`ın Hukuk Genel Kurulunun geri çevirme kararına rağmen kendi adlarına temyiz isteminde bulunan vekile vekâletname vermedikleri, bu durumda onlar adına temyiz isteminde bulunan vekilin yetkisiz olduğu ve onun tarafından yapılan istemin geçerli kabul edilemeyeceği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle, davacılar ... ile ... adına direnme kararının temyizine ilişkin istemin geçerli olduğuna oy çokluğu ile karar verilerek ön sorun bu şekilde aşılmış ve işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.

    İşin esasına gelince;

    Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Hemen belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK`nın 266. (mülga1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 275.) maddesine göre; mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.

    Bilirkişi, görüşüne başvurulan husus hakkında özel ve teknik bilgisine dayanarak inceleme yapar ve vardığı sonuçları (görüşünü) mahkemeye yazılı ya da sözlü olarak bildirir.

    Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK.m. 282). Bu düzenleme, bilirkişinin belirteceği oy ve görüşün bir takdiri delil niteliği taşıdığına işaret etmekte olup, hâkim bilirkişi raporunu yeter derecede kanaat verici bulmaz ise rapordaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması için bilirkişiden ek rapor isteyebileceği (HMK.m.281/2) gibi gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme de yaptırabilir (HMK. m. 281/2).

    Eldeki davada, bilirkişiler tarafından dosya incelenmek ve araç üzerinde gözlem yapmak suretiyle düzenlenen raporda, hava yastıklarının aktive olmasında rol oynayan en önemli parametrenin aracın kaza anındaki hızı değil, kaza esnasında oluşan negatif ivme olduğu, hava yastıklarının açılıp açılmamasının çarpışmanın esnek olup olmadığı ile doğrudan ilgili olduğu, aracın kesinlikle önden + 30 derece açılı bir koni içinde kalacak doğrultuda çarpışma türü bir darbe almadığından ön hava yastıklarını tetikleyici şartların oluşmadığı, böyle olunca araçta üretimden kaynaklı bir ayıbın bulunmadığı belirtilmiştir.

    Mahkemece, bilirkişilerin bu görüşü esas alınarak hüküm kurulmuş ise de,
    kaza yapan araçta ön hava yastıkları haricinde çok sayıda yan, tavan ve perde hava yastıklarının da bulunduğu anlaşılmaktadır. Olay günü Pınarbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen kaza raporunda araç içindeki hava yastıklarının hiç birinin açılmadığı belirtildiği gibi bu durum kaza sonrası çekilen resimlerde de gözükmektedir. Bilirkişi raporunda ise sadece ön hava yastıklarının açılmama nedeni tartışılmış, kaza sırasında aracın çok sayıda takla atmasına ve çok ağır bir şekilde hasar görmesine karşın araçtaki tüm bu hava yastıklarının hiç birinin açılmamış olmasının üretim hatasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususu üzerinde durulmamış, bu konuda bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.

    Bu durumda, bilirkişi raporunun yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme imkânı bulunmamaktadır.

    Ayrıca, bilirkişi raporunda kaza tutanaklarındaki basit krokiden anlaşıldığı kadarıyla takla atan araçtan fırlayarak uzak mesafelere savrulma sonucu meydana gelen yaralanma ve ölümlerin emniyet kemerinin takılı olmamasından kaynaklandığı,dolayısıyla hava yastıklarının açılmaması ile yaralanma ve ölümler arasında nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varıldığı bildirilmiş, yerel mahkemece de anılan rapor uyarınca nedensellik bağının bulunmadığı kabul edilerek karar verilmiş ise de bu konudaki incelemenin de yeterli olduğu söylenemez.
    Çünkü, kaza raporuna göre Şefik Öztürk kaza sonrasında emniyet kemeri takılmış vaziyette araç içerisinde ölü olarak bulunmuş ve emniyet kemeri çıkartılarak araçtan indirilmiştir. Böyle olunca bütün ölümlerin emniyet kemerinin takılı olmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği gibi hava yastıklarının açılması hâlinde araçtan fırlamaların önlenip önlenemeyeceği hususu da tartışılmamıştır.
    Dolayısıyla hükme esas alınan bilirkişi raporu hava yastıklarının açılmaması ile yaşanan ölümler ve yaralanma arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı noktasında da yeterli değildir.

    O hâlde, yerel mahkemece Özel Dairenin bozmada gösterdiği gerekçe yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ile bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ: Davacılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.06.2018 gününde yapılan ikinci görüşmede oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/21354 Karar : 2017/4699
    Tarih : 30.03.2017

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    Alacaklı vekili, icra emrinin borçluların ilamdaki vekillerine tebliğ edildiğini, satışa hazırlık işlemlerinin yapılması yönündeki talebin, İcra Müdürlüğü'nce icra emrinin borçlular vekillerince iade edildiğinden takibin kesinleşmediği gerekçesiyle reddedildiğini belirterek 24.02.2016 tarihli bu kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, HMK.nun 81. madde gereğince azlin davacı alacaklı tarafa tebliğ edilmemesi ve vekaletin kapsamını daraltacak kayıt ve tasarrufların alacaklı tarafı bağlamaması nedeniyle yapılan tebliğ işlemlerinin geçerli olduğu gerekçesiyle 24.02.2016 tarihli kararın kaldırılmasına ve talep doğrultusunda işlem tesisine karar verilmiştir. Hüküm borçlular vekilince temyiz edilmiştir.

    Takip dayanağı ilama ait dava dosyasında bulanan vekaletlerden, ... tarafından verilen vekaletin süresinin 31.12.2015 tarihinde sona ereceği, ... tarafından verilen 10.12.2014 tarihli vekaletin ise 1 yılllık süreyle verildiği, takip konusu ilamın karar tarihinin 03.12.2015 ve takip tarihinin ise 09.02.2016 olduğu anlaşılmaktadır. İlamdaki davalıların vekillerine verilen bu vekaletnamelerin süreli olduğu ve davacıların (takip alacaklısının) dava dosyasına girmiş vakaletnamelerin sürelerinin sona ermiş olduğunu dosya kapsamından bildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, vekalet süresi dolan vekillere icra emrinin tebliği ile icra takibi kesinleşmez. İcra takibi kesinleşmeden yapılan haciz talebi geçersiz olduğundan satış talebinin İcra Müdürlüğü'nce reddi kararı bu nedenle yerindedir.

    6100 sayılı HMK'nun davaya vekâletin kanuni kapsamı başlıklı 73. maddesinde ''Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini gerektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, vekilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine getirilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin makbuz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabilmesine ilişkin yetkiyi kapsar. (2) Belirtilen bu yetkiyi kısıtlamaya yönelik bütün sınırlandırıcı işlemler, karşı taraf yönünden geçersizdir.'' hükmü düzenlenmiştir. Anılan maddede vekaletin kapsamı belirtilmiş, 2. fıkrada ise bu kapsamın sınırlandırılamayacağı belirtilmiş ise de; vekalet için süre bu kapsamda sayılmadığından süre sınırlandırılmasına ilişkin kayıt geçerlidir. Mahkemece şikayetin bu nedenlerle kabulü gerekirken reddi doğru değildir.

    SONUÇ: Borçlular vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/479 Karar : 2017/794
    Tarih : 30.01.2017

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    Dava, itirazın kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne, davalının itirazının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davalı adına icra takibine itiraz, borçlu vekili tarafından yapılmış olup icra dosyasında da itiraz edenin, davalının vekili olduğuna dair vekaletnamesinin bulunduğu görülmüştür. Mahkemece duruşma gün ve saatini bildirir tebligat ve hüküm tebliği davalı asile yapılmıştır. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi, Avukatlık Kanunu'nun 41. maddesi, HMK`nun 73, 81, 82, 83 maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde tebligat vekile yapılacağından, duruşma gün ve saatini bildirir tebligatın da vekile tebliğe gerekir. Borçlu asile tebligat yapılması taraf teşkilinin tamamlandığı sonucunu doğurmaz. Borçlu vekiline duruşma gününü bildirir tebligat yapıldıktan sonra, işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken bu yön gözetilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'na 6217 sayılı Kanunla eklenen Geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK`nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyize edene iadesine, 30.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/18955 Karar : 2016/21514
    Tarih : 13.10.2016

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    Alacaklı tarafından genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek, tebliğ tarihinin öğrenme tarihi olan 05.06.2015 olarak düzeltilmesini istediği, mahkemece, noterden verilen vekaletname gereğince borçlunun temsilcisi tarafından yapılan protokolde belirtilen adrese tebligat yapıldığı, tebligatı alan temsilcinin tebliğ ve tebellüğe ilişkin vekaletnamede yetkisi olduğu gerekçeleri ile tebligat usulüne uygun kabul edilerek şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

    HMK'nun 73 ile 81., Avukatlık Kanunu'nun 41 ve Tebligat Kanunu`nun 11. maddelerine göre, vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    Anılan maddede yer verilen ve görevin geçerli kabul edilmesine imkan tanınan vekilin Baroya kayıtlı Avukat olması zorunludur.

    Avukatlık Kanunu`nun 35/1. maddesinde ise; “Yargı yetkisini haiz bulunan organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işleme ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı Avukatlara aittir” düzenlemesine yer verilmiştir.

    Somut olayda, ödeme emri tebligatı borçlunun taşınmaz alımı, araç alımı ve şirket hissesi alımı için vekalet verdiği ve avukat olmayan Bahar Ünver`e “imzaya yetkili temsilci ve vekil” şerhiyle tebliğ edilmiştir. Mahkeme gerekçesinin aksine, avukat olmayan gerçek kişiye vekaletname ile tebligat almak üzere özel yetki verilemez. Usulüne uygun tebligat yapılabilmesi için vekilin avukat sıfatını taşıması zorunludur.

    O halde mahkemece, borçlunun tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin şikayetinin kabulü ile Tebligat Kanunu`nun 32. maddesi gereğince tebligat tarihinin öğrenme tarihi olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, tebligatın usulüne uygun olduğu gerekçesiyle istemin reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir.

    SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2013/35520 Karar : 2014/1384
    Tarih : 22.01.2014

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11, Avukatlık Kanunu`nun 41. ve HMK.nun 73 üncü maddeleri gereğince vekil takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    Somut olayda alacaklı tarafından Ödemiş İcra Hukuk Mahkemesinin 25.12.2012 tarih ve 2012/249 -303 sayılı dosyasıyla kıymet takdirine itiraz edildiği, karar başlığında borçlu şirket vekili olarak Av.Selahattin A..’ın adını yazılı olduğu dikkate alındığında ihaleden önce borçlu vekilinin var olduğunun kabulü gerekir.

    Bu durumda satış ilanın borçlunun adı geçen vekiline tebliğ edilmesi gerekirken asile tebliği usulsüz olup, İİK. nun 127 nci maddesi uyarınca bu husus başlı başına ihalenin feshi sebebidir.

    O halde mahkeme yukarıda açıklanan nedenlerle ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

    Öte yandan, satışa esas kıymet taktirinden taşınmazların bulunduğu alan üzerinde tuğla fabrikası ve müştemilatının mevcut olduğu ve tuğla fabrikasının 5 parsel üzerinde faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır.

    Buna göre taşınmazların arasında ekonomik bütünlük bulunup bulunmadığı ve tüm parsellerin birlikte satılmasının tarafların menfaatlerine uygun olup olmadığının değerlendirilmemesi de doğru değildir.

    Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK`nun 366 ve HUMK’nun 428 inci maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2014/19-622 Karar: 2016/493
    Tarih: 06.04.2016

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.

    Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'ne ait yukarıda esas ve karar numarası belirtilen karar ile bozulmuştur.

    Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, dosya arasında davalı vekili olarak vekâletnamesi bulunan Av. ... vekillikten çekildiği veya azledildiğine dair bir bilgi bulunmaksızın vekil yerine ikinci bozma ilamı, duruşma günü, direnme kararı ve davacı vekilinin temyiz dilekçelerinin davalı şirket çalışanına yapılması karşısında, direnme kararı ile temyiz dilekçesinin davalı vekili Av. ... tebliği için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesinin gerekip gerekmediği ön sorun olarak incelenmiştir.

    Bilindiği üzere, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11., 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 41 ve nihayet 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 73,, 81,, 82, 83. maddeleri gereğince; vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    Yerel mahkemece, dosya arasında davalı vekili olarak vekâletnamesi bulunan Av. ...'in vekillikten çekildiği veya azledildiğine dair bir bilgi bulunmaksızın vekil yerine ikinci bozma ilamı, duruşma günü, direnme kararı ve davacı vekilinin temyiz dilekçelerinin davalı şirket adına çıkartılarak çalışanına tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.

    O halde, mahkemece dosya arasında davalı vekili olarak vekâletnamesi bulunan Av. ...'e yerel mahkeme direnme kararı ile davacı vekilinin temyiz dilekçeleri usulüne uygun olarak tebliğ edilerek, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanlığı'na gönderilmesi gerekmektedir.

    SONUÇ : Yukarıda yazılı eksikliğin tamamlanması için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 06.04.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/3821 Karar: 2015/5054
    Tarih: 09.03.2015

    • HMK 73. Madde

    • Davaya Vekâletin Kanuni Kapsamı

    7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11.,7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11., Avukatlık Kanununun 41. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 73,, 81,, 82, 83. maddeleri gereğince; vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    Somut olayda, takip dosyası içerisinde bulunan Bolu İcra Hukuk Mahkemesi'nin 25.11.2013 tarih ve 2013/558 E., 2013/534 K. sayılı kararına göre, şikayetçi M. A. vekili Avukat E. T.'in 22.11.2013 şikayet yoluyla icra mahkemesine başvurduğu ve müdürlük işlemlerinin iptalini talep ettiği, adı geçen avukatın şikayetçi M. A.'ı temsil ettiği ve böylece takibin vekille sürdürüldüğü anlaşılmaktadır.

    İİK.nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Satış ilanının borçlu vekiline tebliğ edilmemiş olması başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğundan, mahkemece şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

    Sonuç: Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle 366 ve 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.03.2015 gününde oybirliği ile, karar verildi.