HMK Madde 71



  • Genel Olarak

    HMK Madde 71

    (1) Dava ehliyeti bulunan herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip edebilir.




  • HMK Madde 71 Gerekçesi

    1086 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin birinci fıkrası aynen kabul edilmiş; dava ehliyetine sahip olan tarafın daha önce olduğu gibi davasını bizzat açabilmesi, takip edebilmesi ve bu işlemleri tayin edeceği vekil aracılığıyla da yapabilmesi benimsenmiştir. Aynı Kanunun aynı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm, yasal temsilcilerin kanunî görevi arasında yer almakla burada tekrara lüzum görülmemiştir.



  • HMK 71 (Genel Olarak) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7691 Karar : 2017/12586
    Tarih : 4.05.2017

    • HMK 71. Madde

    • Genel Olarak

    Dava, 4650 sayılı Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini istemine ilişkindir.

    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı idare vekili ve davalı ... adına oğlu .... tarafından temyiz edilmiştir.

    6100 sayılı HMK'nın 71. maddesi uyarınca dava açmaya ehil olan kişi davasını bizzat açabileceği gibi vekil aracılığıyla da açabilir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35. maddesine göre de, dava açma hakkının yalnızca baroya kayıtlı avukata ait olduğu hususu düzenlenmiştir. Temsilci olan kimse avukat değilse Avukatlık Kanunu 35. madde ve HMK'nın 71. maddesi uyarınca dava açamaz ve davayı takip edemez.

    Bu itibarla davalı ... adına mahkeme kararını temyiz eden oğlu ...'in davaya vekalet ehliyeti bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddine,

    Davacı idare vekilinin temyizine gelince;

    Arsa niteliğindeki ....mahallesi 41920 ada 7 parsel sayılı taşınmaz ile emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınarak, üzerindeki yapıya; yaş, cins ve verim durumu dikkate alınmak suretiyle ağaçlara değer biçilmesinde ve tespit edilen bedelin bloke ettirilerek hükmün kesinleşmesi beklenmeden davalı tarafa ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

    Davacı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olmadığından usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, davalıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, davacıdan peşin alınan temyiz ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 04/05/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/12530 Karar : 2017/3973
    Tarih : 16.03.2017

    • HMK 71. Madde

    • Genel Olarak

    Alacaklı tarafından çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, alacaklı vekilinin, takip dosyasına sunduğu vekaletname suretinin noter tarafından tanzim edilmiş onaylı suret olmadığı,söz konusu vekaletnamenin vekilin icra programından alınmış vekaletname olması gerekçesi ile icra müdürünün takip talebinin reddi kararının iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece icra müdürlüğü kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.

    Mahkeme nezdinde tarafı, icra takiplerinde de alacaklı veya borçluyu HMK'nun 71-83. ve Avukatlık Kanunu'nun 42. maddeleri gereğince usulüne uygun vekaletname ile yetkili kılınmış avukat temsil eder.

    6100 sayılı HMK'nun 76/1. maddesi uyarınca, avukat açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekaletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır.

    Avukatlık Kanunu'nun 56. maddesinde de; "Usulüne uygun olarak düzenlenen ve avukata verilmiş olan vekaletname 52 nci maddede yazılı dosyada saklanır. Avukat, bu vekaletnamenin örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu imzası ile onaylayarak kullanabilir. Avukatın çıkardığı vekaletname örnekleri bütün yargı mercileri, resmi daire ve kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler için resmi örnek hükmündedir.

    Asıllarının verilmesi kanunda açıkça gösterilmeyen hallerde avukatlar, takip ettikleri işlerde, aslı kendilerinde bulunan her türlü kağıt ve belgelerin örneklerini kendileri onaylayarak yargı mercileri ile diğer adalet dairelerine verebilirler " hükmüne yer verilmiştir.

    Somut olayda, icra dosyasında mevcut bulunan ... 1. Noterliği'nce düzenlenen 30.10.2015 tarih ve 21734 yevmiye numaralı vekaletnamenin incelenmesinde; ...A.Ş yetkilisi ...tarafından; "Adına avukat ve avukatlar tayin etmek sureti ile, leh veya aleyhine açılmış, açılacak bilumum dava ve takiplerden dolayı...dava açmaya....temyiz talebinde bulunmaya.......'nin vekil tayin edildiği" görülmektedir. İcra müdürlüğünce, vekilin kendi programından maktu şekilde hazırlanmış bir çıktı olduğu gerekçesi ile reddettiği vekaletname sureti incelendiğinde; vekilin yetkileri ile vekaletnamenin noter, tarih ve yevmiye numarasının bildirilerek aslına uygun olduğu vekil tarafından imza ile tasdik edildiği, yukarıda anılan yasa hükümleri uyarınca avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğinin sunulması da vekaletname ibrazı için yeterli görülmüş olup, takip talebine eklenen vekaletname suretinin bu şekliyle usulüne uygun olduğu anlaşılmaktadır.

    Kaldı ki; vekaletname ibraz etmeden icra müdürlüğünde takip talebinde bulunan avukata, icra takipleri hakkında da uygulanması gereken HMK'nun 114/f, 115/2. maddeleri gereğince, verilecek kesin sürede bu eksiklik tamamlatılarak icra dosyasına vekaletname ibraz edilmesi halinde takip talebi geçerli sayılır.

    O halde mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle şikayetin kabul edilerek icra müdürlüğü kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

    SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2015/3262 Karar : 2016/115
    Tarih : 29.01.2016

    • HMK 71. Madde

    • Genel Olarak

    Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin ( REDDİNE ), aynı Kanunun 442/3. ve 4421 sayılı Kanunun 4/b-1 maddeleri gereğince takdiren 261-TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine; Harçlar Kanunu uyarınca eksik yatırılan 3,20-TL ilam harcının karar düzeltme talep edenden alınmasına, 29.01.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    KARŞIOY

    Davaya konu somut olayda, sahte bonolarla aleyhine icra takibi başlatıldığı iddiasıyla davacı borçlu adına oğlu ... tarafından icra takibinin durdurulması istemiyle açılan davada, yargılamanın tüm aşamalarında davacı asilin (babanın) ya da onun adına yasal temsilcisi olan vekili tarafından takip edildiği, bilirkişi raporu alındığı ve bonolardaki imzaların sahteliğinin tespitinden sonra karar aşamasında davalı şahsın, davanın davacı tarafından açılmadığı gerekçesiyle usul itirazında bulunduğu, ancak mahkemece HMK 115/3 maddesi uyarınca itirazın reddiyle davanın esastan kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

    Özel Daire’nin Bozma kararından sonra yerel mahkeme önceki kararında direnmiş, bu karar da davalının temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulu tarafından oybirliğiyle bozulmuştur. Hukuk Genel Kurulu’nun sayın çoğunluğu, taraf ehliyetinin HMK 114 maddesi uyarınca dava şartlarından olduğu, bu nedenle davanın başlangıçta davacının kendisi değil, oğlu tarafından açılmış olmasının bozmayı gerektirdiği düşüncesindedir. Sayın çoğunluğun görüşlerine katılmıyoruz.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 01.09.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, karar tarihi olan 04.11.2011 tarihi itibariyle HMK yürürlüktedir.

    1086 sayılı HUMK’dan farklı olarak 6100 sayılı HMK’nın II.Bölümünde, “Yargılamaya Hakim Olan Temel İlkeler” belirlenmiştir. Bu bağlamda HMK’nın tüm maddelerinin bu temel ilkeler kapsamda yorumlanması ve icra olunması gerekmektedir. Söz konusu temel ilkelerden birisi de “Dürüst Davranma” ilkesidir. Somut olayda, davalının cevap dilekçesinde ve sonraki celselerde herhangi bir itiraz ileri sürmeyip de karar aşamasında HMK 114/1 (d) maddesi uyarınca “taraf ehliyeti” dava şartını ileri sürmesi HMK’nın 29.maddesindeki anılan temel ilkeye açık aykırılık teşkil etmektedir.

    HMK’nın 115/3 maddesinde;

    “Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez”

    Şeklindeki düzenleme ile yargılamanın tüm aşamasının davacı asil veya yetkili vekili tarafından takip edilmesi karşısında dava şartı noksanlığının karar aşamasında ileri sürülmesi HMK’nın 115/3 maddesine aykırılık teşkil edeceği gibi, dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil edecektir.

    Davacının açık savunmasında ve yerel mahkemenin kararında HMK’nın 115/3 maddesindeki kurala dayanılmasına rağmen, Özel Dairenin ve direnme kararını bozan HGK’nın 11.03.2015 gün ve 2013/12-1684 E. 2015/1013 K. kararında bu yaklaşımın karşılanmamış olması aynı zamanda HMK’nın 27.maddesindeki hukuki dinlenilme hakkına ve buradan hareketle Anayasa’nın 36.maddesindeki adil yargılanma hakkına aykırıdır.

    HMK’nın 77 (HUMK 67) maddesi irdelendiğinde, bizzat davacı asil tarafından açılmayan, vekil olduğunu iddia eden kişi tarafından açılan davalarda mahkemece verilen sürede vekaletname sunulmaması halinde, asilin yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmesi halinde yokluğunda yapılan iş ve işlemlerin geçerli addedileceği düzenlenmiş olup, avukatlar veya avukat olduğunu iddia edenler için öngörülen bu imkanın davacının oğlu için öngörülmemiş olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu hususta kanun koyucunun aradığı şart dürüstlük kuralına uyulmuş olmasıdır. Nitekim HMK 124/3.maddesinde yer alan “Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir” hükmünde de görüleceği, üzere bırakalım asılın muvafakat etmesini, dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği dahi karşı tarafın rızasına tabi kılınmamıştır.

    Yargıtay uygulamasında bu güne kadar, asıl hak sahibi tarafından açılmayan bir çok davada verilen muvafakatla taraf ehliyetinin geçerli hale dönüşebileceği kabul edilmektedir. Özellikle, sigortalıdan temlikname almadan açılan rücuan tazminat davalarında, uzun süreli menkul (araç, makine vs.) kiralamasında araca verilen zarara ilişkin davalarda sonradan hak sahibi tarafından verilen muvafakatla taraf ehliyetindeki eksiklikler tamamlanarak yargılamaya devam olunmaktadır. O nedenle, taraf ehliyetine ilişkin hususların sonradan tamamlanması mümkün olmayan bir dava şartı olarak görülmesi doğru değildir.

    Yukarıda anılan nedenlerle, karar düzeltme isteminin kabulü ile HGK’nın 11.03.2015 gün ve 2013/12-1684 E. 2015/1013 K. sayılı direnmeye karşı bozma kararının kaldırılarak yerel mahkemenin direnme kararının onanması gerektiğini düşündüğümüzden Hukuk Genel Kurulu’nun çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.



  • YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/11005 Karar: 2014/9798
    Tarih: 23.06.2014

    • HMK 71. Madde

    • Genel Olarak

    Davacı vekili, müvekkilinin sürücüsü olduğu motosikletin, davalıya trafik sigortalı araçla karışmış olduğu kaza sırasında müvekkilinin sürekli özürlü kalacak biçimde yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL’nin 02.06.2011 tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalı tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı sigorta şirketi vekili, sorumluluklarının poliçe limiti ve sigortalılarının kusuru ile sınırlı olduğunu belirtip, kusur oranı ile talep edilen tazminat tutarına itiraz ederek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece tüm dosya kapsamına göre davanın HMK’nin uyarınca 3 aylık yasal süre içinde yenilenmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

    7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11.,7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11., Avukatlık Kanunu'nun 41. ve 6100 sayılı HMK.nin 71 ve devamı (1086 s. 62., 68.maddeleri) maddeleri gereğince vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur.

    Somut olayda, davacı vekili yanlışlıkla adli tatilde 23.07.2013 gününe ertelenen duruşma için mazeret isteminde bulunmuş, mahkemece davanın adli tatilde görülemeyeceği belirtilerek taraflara duruşma günü tebliği ile duruşmanın 08.10.2013 gününe ertelenmesine karar verilmiş, dava, davacı vekili tarafından takip edildiği halde duruşma günü tebligatı davacı asıl adına çıkarılmış, duruşma gününde de tarafların gelmemesi nedeniyle dava işlemden kaldırılmış, daha sonra da davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

    Vekille takip edilen davalarda, tebligatın vekile yapılması zorunlu olup davacı asile yapılan tebligat geçersiz bulunduğundan, davacı vekiline yeniden duruşma gününün bildirilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde dosyanın işlemden kaldırılması ile daha sonra davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiştir.

    Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 23.06.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.