HMK Madde 69



  • Fer’î Müdahalenin Etkisi

    HMK Madde 69

    (1) Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, taraflar hakkında verilir.

    (2) Fer’î müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir.




  • HMK Madde 69 Gerekçesi

    Maddede fer’î müdahalenin etkisi düzenlenmiştir. Bu çerçevede, önce müdahilin de yer aldığı asıl uyuşmazlığın çözümlendiği davada, hükmün sadece taraflar hakkında verileceği açıkça belirtilmiş; sonra da müdahil ile taraf arasında görülecek davada, asıl davaya fer’î müdahil olarak katılmanın ve verilen hükmün, rücu davasındaki etkisi düzenlenmiştir.

    Birinci fıkra, asıl davada hükmün kim hakkında verileceğini düzenlemektedir. Oysa, uygulamada zaman zaman 1086 sayılı Kanunun 57 nci maddesindeki hükme rağmen, fer’î müdahili de içine alacak nitelikte hükümler verildiği görülmekte idi. Bu tereddütlü durumu ortadan kaldırmak için, fer’î müdahilin de yer aldığı bir davada, hükmün ancak taraflar hakkında verileceği açıkça belirtilmiştir.

    İkinci fıkra, müdahil ile taraf arasında görülecek rücu davasında, ilk davada verilen kararın etkisini düzenlemektedir. Fer’î müdahil, asıl tarafa yardımcı olmasına rağmen, taraf davayı kaybetmiş olabilir. Bu durum, asıl tarafın fer’î müdahile karşı bir dava açmasını gerektirebilir veya fer’î müdahil asıl tarafa karşı bir dava açabilir. Fer’î müdahil ile taraf arasında görülen ikinci davada, ortaya çıkan bazı sorunlar, ilk davada çözümlenmiş ve karara bağlanmış olabilir. İlk davada karara bağlanan sorunların, ikinci davada yeniden incelenip incelenemeyeceği, ilk davada verilen hükmün, ikinci davada kesin hüküm teşkil edip etmeyeceği, kesin hüküm teşkil etmeyecek ise kesin hüküm etkisi dışında bir etki doğurup doğurmayacağı, açıklığa kavuşturulmalıdır. Ortaya çıkan bu etkiye, müdahalenin etkisi denilmektedir. Madde ile bu etkinin kapsamı açıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır.

    Fer’î müdahalenin etkisi, fer’î müdahil ile taraflar arasında değil, sadece fer’î müdahil ile yanında davaya katıldığı taraf arasında geçerlidir. Müdahalenin etkisi, ilk davada verilen hüküm ne olursa olsun müdahilin hem lehine hem de aleyhine uygulanır. Müdahalenin etkisi, önceki davada verilen hükmün sadece hüküm fıkrasıyla değil, hükmün dayandığı maddî ve hukukî unsurlarla da geçerli olacaktır. Bu açıdan müdahalenin etkisi, kesin hükme nazaran daha geniştir. Fer’î müdahil ilk davada verilen hükmün yanlış olduğunu ileri süremeyecektir. Bu, hükmün dayandığı vakıaların da yanlış olduğunu ileri süremeyeceği anlamına gelir. İlk davadaki verilen hükmün tümü değil, sadece alternatif ilişkide, birbirinin unsuru olan hususlar bağlayıcıdır.

    Ancak ilk davada hükümde bulunması gerekmeyen, yani tarafların talep etmediği ve dava ile ilgisi bulunmayan hususlar hakkında karar verilmişse, bu tespitler ikinci davada bağlayıcı olmaz.

    Kesin hükmün aksine, müdahalenin etkisi mutlak değildir. Fer’î müdahil davaya etki edebildiği ölçüde müdahalenin etkisine tâbi olacaktır. Bu sebeple, müdahilin davaya katıldığı zaman çok önemlidir. Çünkü fer’î müdahil davaya katıldığı andan itibaren, tarafa ait usulî işlemleri yapıp tarafa yardım edebilecektir. Önceki işlemlere itiraz edemez ve onların tekrarını isteyemez. Eğer müdahil davaya geç katılmışsa, geç katılmasının taraftan kaynaklandığını, asıl tarafın davayı iyi yürütemediğini, eksik veya yanlış iddia ve savunmada bulunduğunu, bu nedenle davanın kısmen veya tamamen kaybedilmesine neden olduğunu ileri sürebilir.

    Fer’î müdahilin işlemleri, asıl tarafın işlemlerine aykırı olamayacağından, eğer asıl tarafça onun bazı işlemleri engellenmişse, yine müdahil, müdahalenin etkisine tâbi olmadığını ileri sürebilir. Örneğin, müdahil, asıl tarafın ikrarı sebebiyle bazı savunma vasıtalarını ileri sürememişse veya ileri sürdüğü işlem geçersiz ise müdahalenin etkisinin buna göre sınırlandırılmasını talep edebilir.

    Bunların yanında, asıl taraf, müdahilin bilmediği iddia ve savunma vasıtalarını ve delilleri kasten veya ağır kusuru ile ileri sürmemişse, müdahil, ikinci davada ilk davanın iyi yönetilmediğini ileri sürebilir. Bunu ispat edebildiği ölçüde, müdahalenin etkisinden kurtulur. Örneğin fer’î müdahilin bilmediği zamanaşımı def’ini, asıl taraf bilmesine rağmen kasten ileri sürmemişse ve bu sebeple dava asıl tarafın aleyhine sonuçlanmışsa, müdahil için bu hükmün bir etkisi olmamalıdır.

    Müdahalenin etkisi, mahkeme tarafından kendiliğinden göz önünde tutulmalıdır. Çünkü, bu etki, çelişik kararların verilmesini önlemek, bu sayede tarafların mahkeme kararlarına güvenini sağlamak yanında, usul ekonomisi yönünden de önem taşımaktadır. Bu sebeple mahkemece kendiliğinden nazara alınmalıdır.



  • HMK 69. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/5276 Karar : 2018/723
    Tarih : 5.02.2018

    • HMK 69. Madde

    Davacı vasisi, davacı ...'ın 2007 yılından itibaren alzheimer ve şizofreni rahatsızlıkları nedeniyle akli dengesinin yerinde olmadığını, ...’ın maliki olduğu 9866 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 19 ve 23 nolu bağımsız bölümleri davalı ...’e satış suretiyle devrettiğini, satış işleminin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, dava konusu bağımsız bölümlerin davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, davaya cevap vermemiş ve duruşmalara katılmamış, feri müdahiller ise; tapuya güven ilkesi gereğince alacağın garanti altına alınması için dava konusu taşınmazlar üzerine ipotek tesis edildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

    Mahkemece, davacının satış işlemleri sırasında fiil ehliyetine haiz olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Kararı temyiz eden davacı ve feri müdahil ... Bankası’nın temyiz isteğinin reddine dair ek karar, davacı ve feri müdahiller vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...’nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, davacının lehlerine ipotek tesis edilen bankalara husumet yöneltmek suretiyle ipoteğin kaldırılması talebini içerir usulüne uygun açtığı bir dava olmadığı gözetildiğinde davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA,

    Öte yandan, fer'i müdahilin ancak lehine katıldığı tarafla birlikte hareket edebileceği ve tek başına temyiz yetkisi bulunmadığı, hükmü davalının da temyiz etmediği, öte yandan, feri müdahillerin; HMK'nın 69/2. maddesinde belirtilen; "... zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığı veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkanlarını kullanmasını engellediği ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkanlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığı'' yönünde bir iddiasının da bulunmadığı anlaşıldığına göre, feri müdahillerin asıl ve ek karara yönelik temyiz dilekçelerinin REDDİNE, aşağıda yazılı 4.50.-TL. bakiye onama harcının temyiz eden davacı ve feri müdahillerden alınmasına, 05.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6248 Karar : 2017/5150
    Tarih : 8.06.2017

    • HMK 69. Madde

    Davacı vekili 09/01/2014 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... ili, ... ilçesi, ... köyü (Mah.) 161 parsel sayılı 114.000 m² büyüklüğündeki tarla vasfındaki gayrimenkulü 13/02/1995 tarihinde tapu sicil kayıtlarına itimat edilerek ...A.Ş'den bedelini ödeyerek satın aldığını, şirketin taşınmazı 28/07/1986 tarihinde ...'dan satın aldığını, ...'ın taşınmazı 16/12/1955 yılında 4753 sayılı Kanuna uygun olarak kurulan Maki Tefrik Komisyonu tarafından orman kapsamı dışına çıkarılması nedeniyle 4753 sayılı Topraklandırma Kanunu hükümlerine göre T.C Devleti tarafından tanzim edildiğini, söz konusu tapunun defalarca el değiştirmesine izin verildiğini, dava konusu taşınmazda İSKİ lehine kamulaştırma şerhi bulunması nedeniyle İSKİ ile müvekkili arasında kamulaştırma görüşmelerinin yapıldığını, müvekkilinin söz konusu gayrimenkulü iktisap ettiği tarihte tapu kaydı üzerinde "Ormanla ilişkisi vardır" şerhinin bulunmadığını, müvekkilinin iktisap tarihinin 13/02/1995 olduğunu, 28/11/1995 tarihinde tapuya orman şerhinin işlendiğini, müvekkilinin ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/02/2002 tarihinde orman şerhinin kaldırılması için dava açıldığını, 11/12/2003 tarih, 2000/276 E. - 2003/1018 sayılı kararı ile reddedildiğini, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/04/2005 tarihli ve 2005/1208 E. - 2005/5174 K. sayılı kararıyla kararın usûlden bozulduğunu, ilgili davalar sonucunda Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 02/06/2008 tarih 2008/5562 E. - 2008/8055 sayılı kararıyla müvekkilinin karar düzeltme talebinin reddedildiğini ve müvekkilinin tapusunun iptaline dair mahkeme kararının kesinleştiğini, müvekkilinin zarara uğramasının nedeninin özel mülkiyete tabi olduğu kabul edilen söz konusu gayrimenkulü daha sonra "Orman" olarak sayıp kamulaştırma yapmadan ve hiçbir bedel ödemeden tapusunun iptal edildiğini, bu nedenlerle müvekkilinin gerçek zararının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 14/01/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile;100.000,00.-TL olarak gösterdiği dava değerini 6.840,000,00.-TL’ye yükseltmiştir.

    Mahkemece yapılan yargılama sonucu davacının ıslah edilmiş davasının kabulü ile; 4721 sayılı Kanunun 1007 sayılı maddesi uyarınca, 6.840.000,00.-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiş, hükmün davalı Hazine ve ihbar olunan Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19/01/2017 tarih ve 2015/13023 – 2017/257 E.- K. sayılı ilamı ile sair hususlar incelenmeksizin nisbi dava ve ıslah harcı yatırılmadığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacılar vekili tarafından hüküm kurulmadan önce ıslah harcının yatırıldığı belirtilerek karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.

    Dava, TMK`nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemine ilişkindir.

    İhbar olunan ... temyiz itirazları bakımından;

    1- Usul hükümlerine göre davada taraf olmayan bir kimse aleyhine veya lehine hüküm kurulamaz. Hüküm ancak taraflar hakkında verilebilir. 6100 Sayılı HMK'nın 61. vd. maddeleri uyarınca (mülga 1086 Sayılı HUMK'nun 49. vd. maddeleri) ihbar üzerine davaya katılan 3.kişi, ihbar eden tarafın yardımcısı ve temsilcisi olup, feri müdahil konumundadır ve aynı kanunun 69. maddesi (mülga 1086 sayılı HUMK`nun 57. md.) uyarınca da yargılama sonunda, hüküm feri müdahil hakkında değil, taraflar hakkında verilir. Dolayısıyla ihbar olunan 3.kişi, ihbar edenin adına, onun temsilcisi olarak, hükmü temyiz edebilirse de, kendisi adına temyiz edemez. Ancak, aynı madde hükmüne aykırı olarak ihbar olunan hakkında da hüküm verilmişse, ihbar olunan, hükmün kendisine ilişkin bölümünü kendi adına temyiz edebilir.

    Somut olayda; davalı Hazinenin talepte bulunması üzerine, Orman Yönetimi açılan davada ihbar edilen sıfatıyla yer almış ancak davaya bir müdahalesi de olmamıştır. ihbar olunan davanın tarafı değildir. Zaten mahkemece de buna uygun olarak aleyhine ya da lehine hüküm kurulmamıştır. Bu nedenle ihbar olunan vekilinin hükmü temyiz etme yetkisi bulunmamakla, temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    2- Davalı ... temyiz itirazları bakımından;

    İncelenen dosya kapsamına göre dava konusu ... köyü 161 parsel sayılı taşınmazın 114000 m2 yüzölçümü ve tarla vasfı ile tapulama sonucu 1969 yılında... adına tapuya tescil edildiği,13/02/1995 tarihinde davacı tarafından satın alındığı, 28.11.1995 tarihinde “ormanla ilişiği vardır”şerhinin yazıldığı, daha sonra davacı ...’ın ... ve ... karşı 161 parsel sayılı taşınmazda bulunan orman şerhinin kaldırılması için dava açtığı, birleşen dosyada ise Orman Yönetimi tarafından tapu maliki ...’a karşı taşınmazın kesinleşen orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesi ile tapu iptal ve orman vasfı ile tesciline yönelik dava açtığı, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/319 Esas - 2007/62 Karar sayılı dosyada yapılan yargılama sonucu ... tarafından açılan davanın reddine, ...i tarafından açılan davanın kabulü ile 161 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile tesciline karar verilmiş, hüküm temyiz incelemesinden geçerek 02/06/2008 tarihinde hüküm kesinleşmiş, taşınmaz 19/10/2010 tarihinde hükmen orman vasfı ile tescil edilmiştir. Eldeki dava ise; 09/01/2014 tarihinde açılmıştır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. - 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. - 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. - 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.

    4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Dolayısıyla bu tür bir dava taşınmazların mülkiyetinin yitirilmesine ilişkin iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra açılabileceğinden, mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle de taşınmazların değerlerinin tespit edilmesi gerekmektedir.

    Zararın meydana geldiği tarihe göre de tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.

    Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.

    Taşınmaz değerlendirme tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde ise Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.

    Bu hususlar belediye başkanlığından ve su ve elektrik idarelerinden ve diğer ilgili merciilerden sorulup alınacak cevap yazılarına göre taşınmazın değerlendirme tarihinde (tapu iptali ve tescil davalarının kesinleştiği tarihte) arsa niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.

    Mahkemece tapusu iptal edilen taşınmazın arsa olarak belirlenmesi halinde, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek, üzerinde bina var ise, Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re`sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda denetlenmesi, dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği arazi olarak belirlenir ise, arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazların değeri, tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihe göre hesaplanmalı, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre tespit ettirilmeli, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması gerekmektedir.

    Somut olaya gelince ormanlar özel mülkiyete konu olamayacak ise de genel arazi kadastrosu sırasında taşınmaz hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenerek tapu kütüğünün gerçek kişiler adlarına oluşturulduğu, daha sonra satış yoluyla davacıya geçtiği, bu şekilde tapu sicili hatalı olarak tutulduğundan, TMK`nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların gerçek zararlarının karşılanması gerektiği kuşkusuzdur.Davacıların zararı, ... 1. Asliye Hukuk mahkemesinin 2005/319 Esas -2 007/62 Karar sayılı kararının kesinleştiği 02/06/2008 tarihinde oluşmuş olup, mahkemece bu tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve bu tarih itibari ile yularda belirtilen esaslara göre taşınmazın niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir.

    Ne var ki;dosyada dava tarihi değerlendirme tarihi olarak esas alınmış ve değerlendirme tarihi itibari ile taşınmazın niteliği belirlenmemiştir.

    Hal böyle olunca çekişmeli taşınmazın tapu iptali ve tescil davasının kesinleştiği tarihte yukarıda açıklanan Bakanlar Kurulu kararı ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı çerçevesinde arsa vasfında olup olmadığı yeniden araştırılmalı, taşınmazın bu ilkelere göre arsa niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde emsal incelemesi ve kıyaslaması yöntemiyle, arazi niteliğinde olduğunun saptanması halinde ise tarımsal gelir metoduna göre tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihteki gerçek değeri tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

    Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairenin 19/01/2017 tarih, 2015/13023 E. - 2017/257 K. sayılı bozma kararının kaldırılarak,
    1)Birinci bentte açıklanan nedenlerle ihbar olunan ... temyiz itirazlarının REDDİNE,
    2)İkinci bente açıklanan nedenlerle hükmün değişik gerekçe ile BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 08/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10869 Karar : 2017/2166
    Tarih : 21.03.2017

    • HMK 69. Madde

    Davacı vekili 15.07.2013 tarihli dilekçesi ile; davacıya ait olan 2349 ve 2381 parsel sayılı taşınmazların 3194 sayılı Kanununun 16. maddesine göre 4.571,31 m2'lik bölümünün kamunun yararlanması amacıyla park, kıyı kenar ve yol olarak kullanılması koşuluyla bedelsiz olarak kamuya terk edilip bağışlanmasına rağmen davalı ... tarafından bağışın amacı ve koşulları dışında ticari amaçla büfe yapılarak ... adlı şahsa kiraya verildiği, kıyı kenarında bulunan taşınmazın duvarla çevrilip kamunun yararlanmasına engel olunduğu, davacıya ait taşınmazların denizle ve sahille olan bağlantısının kesildiğini ileri sürerek tedbiren davacının fiili kullanımına bırakılarak

    taşınmazın 4577 m2'lik bölümünün yeniden ve ihdasen davacı adına tesciline, mümkün olmazsa güncel değerinin tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili daha sonra Belediye Encümeninin 02.04.2013 tarihinde park alanı içerisinde bulunan ruhsatsız yapıların yıkılmasına karar verdiğini bildirmiş, keşiften sonra dava konusu 3204 m2'lik taşınmazın değeri olan 448.656 TL üzerinden harcı ikmal etmiştir.

    Davalı ... vekili, 02.12.1993 tarihli Belediye Encümeni Kararı ile mülkiyeti davacıya ait olan 2349 ve 2381 parsel sayılı taşınmazların 3194 sayılı Kanununun 16. maddesine göre tevhit edildiğini, davacının rızasıyla özel parselasyon işleminin gerçekleştirildiğini, 1336 m2'sinin bedelsiz olarak yol, 3204 m2'sinin bedelsiz olarak park, 35.72 m2'sinin kıyı kenar terki yapıldıktan sonra 4876 sayılı parselin arsa olarak 3371 m2 yüzölçümüyle davacı adına, yine 4877 sayılı parselin 2698 m2'nin arsa cinsi ile davacı adına tescil edilip beyanlar hanesine (günübirlik tesis alanıdır) şeklinde 13.01.1994 tarihinde şerh verildiğini, davacıya kalan parsellerin değerinin çok arttığını, dava konusu 3204 m2'lik park alanının 9.10.2009 tarihli Belediye Meclisi Kararı ile feri müdahil ...'e kiraya verildiğini, ihale şartnamesinde tahsis edilen alanın herkesin kullanımına açık olacağının belirtildiğini, parkın giriş kapısının kapatılamayacağının yazılı bulunduğunu, ayrıca 2942 sayılı Kanunun 35. maddesine göre davacının mülkiyeti geri isteyemeyeceğini, keşif ve fotoğraflarda görüldüğü üzere park alanı üzerinde kamunun istifadesini sağlayacak düzenlemelerin yapıldığını, yasaya aykırı tasarruf bulunulmadığını, bu sebeplerle davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

    Feri müdahil ... vekili, belediye meclis kararı ve 15.4.2011 tarihli yazılı kira sözleşmesi ile park alanını kiralamış bulunduğunu, bu alanı yeşillendirerek oturma ve kullanma alanı yaratıp, çevrede bulunanların kullanımına ve denizden faydalanmalarına uygun hale getirdiğini, davacının bu alanın kamuya kullandırılmadığı yönündeki iddialarının doğru olmadığını ve belediyenin savunmalarını tekrar ile davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, 19.6.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan şehir plancısı, inşaat mühendisi ve fen memurunun müşterek rapor ve krokisinde ve mahkeme gözlemine göre, dava konusu taşınmazın park olarak ayrılan 3204,69 m2'lik kısmında Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'ne ve Kıyı Kanunu'na aykırı uygulama yapıldığı, yeşil alan niteliğindeki bu yerde amaç dışı kullanım olduğu anlaşıldığından davalı ...'nin ve Feri müdahil ...'in bu yere müdahalesinin menine, bu yerin park (yeşil alan) olması itibariyle amaca uygun hale getirilmesine, davacı tarafın dava konusu taşınmazla ilgili tescil talebinin ve bu yerle ilgili tazminat talebinin reddine, davacı vekille temsil edildiğinden 31.346 TL avukatlık ücretinin davalıdan ve feri müdahilden

    alınarak davacıya verilmesine, davalı ve feri müdahil vekille temsil edildiklerinden 31.346 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya ve feri müdahile verilmesine karar verilmiştir.

    Hüküm, feri müdahil ... vekili, davalı ... vekili ve davacı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

    1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacı vekili ve davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    2- 6100 sayılı HMK'nun 297. maddesinin 2. fıkrası gereğince; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

    Ayrıca, HMK'nın 66, 68 ve 69. maddeleri gereğince feri müdahil asıl davanın kazanılmasında yararı bulunan taraf yanında ona yardımcı olmak için davada yer alabilir, tek başına hareket edemez. HMK'nın 69. maddesi gereğince feri müdahil hakkında bir hüküm kurulamaz. Hüküm, ancak davanın tarafları hakkında kurulabilir.

    Somut olaya gelince; mahkemece verilen karar 6100 sayılı HMK 297/2. maddesi hükmüne aykırıdır. Kararın hüküm sonucunda “dava konusu taşınmazın park olarak ayrılan 3204,69 m2'lik kısmında Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'ne ve Kıyı Kanunu'na aykırı uygulama yapıldığı, yeşil alan niteliğindeki bu yerde amaç dışı kullanım olduğu anlaşıldığından davalı ...'nin ve Feri Müdahil ...'in bu yere müdahalesinin menine, Bu yerin park (yeşil alan) olması itibariyle bu amaca uygun hale getirilmesine” şeklinde karar verilmekle yetinilmiş; ancak, hüküm fıkrasında dava konusu taşınmazın infazına elverişli olacak şekilde keşif krokisine atıf yapılarak taşınmazın yeri belirtilmemiştir. Hükmün, infazında şüphe ve tereddüt oluşturacak şekilde oluşturulduğu, feri müdahil davalıymış gibi hakkında karar verildiği görülmüştür. Bu hali ile verilen karar 6100 sayılı HMK'nın 69 ve 297/2. maddesine aykırı olduğundan usulüne uygun şekilde hüküm sonucu oluşturulması için kararın bozulması gerekmiştir.

    Bunun yanısıra, davalının elatmasının önlenmesine ve park (yeşil alan) olması itibariyle bu amaca uygun hale getirilmesine karar verilen dava konusu taşınmazda davacının mülkiyet hakkı bulunmadığından, davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bent uyarınca temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harçların istek halinde yatırana iadesine, 1480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı Belediyeden alınarak davacıya verilmesine, 1480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'ye verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10780 Karar : 2017/1128
    Tarih : 24.02.2017

    • HMK 69. Madde

    Uygulama kadastrosu sırasında ... Mahallesi çalışma alanında bulunan ve tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 715 parsel sayılı 5190 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 192 ada 10 parsel numarasıyla ve 4.942,95 metrekare yüzölçümlü olarak; ... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 680 parsel sayılı 1000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 192 ada 9 parsel numarasıyla ve 1077 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı ..., uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait taşınmazın yüzölçümünün eksildiği ve eksikliğin davalıya ait 192 ada 9 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığı iddiasına dayanarak dava açmıştır. Yargılama sırasında davacı ...'in ölümü nedeniyle mirasçıları ... ve arkadaşları davaya dahil edilmiş, ... ise aynı nedenle davaya katılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacı ... ile katılan ...'in davalarının reddine ve çekişmeli taşınmazların uygulama tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, katılan ... tarafından temyiz edilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun fer'i müdahale başlığını taşıyan 66. maddesine göre ''üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer'i müdahil olarak davada yer alabilir.'' Öte yandan; 69/1. maddesinde de açıkça; fer'i müdahilin de yer aldığı bir davada, hükmün ancak taraflar hakkında verileceği düzenlemesine yer verilmiş olup, asıl tarafın temyiz etmesi halinde taraf yanında yer alan yani müdahil olan da temyiz edebilir ve bu halde temyiz eden fer'i müdahilin temyiz eden asıldan ayrı olarak gerekli harç ve temyiz giderini yatırması halinde kararı temyiz etme hakkı doğar. Davanın tarafı olmayan fer'i müdahilin hükmü tek başına temyiz yetkisi bulunmamaktadır. Somut olayda çekişmeli 192 ada 10 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydında davacı ... adına kayıtlıdır. Mahkemece davanın reddine dair verilen karar yargılama sırasında davacı ...'in vefatı nedeniyle davaya dahil edilen ... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmemiştir. Mahkeme kararını temyiz eden müdahil davacı ...,dava dosyasında fer'i müdahil konumundadır. Bu halde davaya fer'i müdahil olarak dahil olan ... kararı kendi adına temyiz edemeyeceği gibi diğer davacı adına da hükmü temyize yönelik bir yetki verilmediğine göre fer'i müdahil ...'in temyiz inceleme isteğinin bu nedenlerle REDDİNE, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden fer'i müdahile iadesine, 24.02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/21520 Karar : 2016/17447
    Tarih : 26.12.2016

    • HMK 69. Madde

    1- TMSF vekilinin karar düzeltme talebinin incelenmesinde;

    6100 sayılı HMK'nun 69. maddesi ve Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 49-52. maddelerine göre müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm taraflar hakkında verilir. Dava ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Taraf sıfatı bulunmayanların temyiz yoluna gitmesi mümkün olmadığından davada taraf sıfatı bulunmayan TMSF vekilinin ihbar edileni bağlayıcı nitelikte bulunmayan daire ilamına karşı karar düzeltme talebinde bulunmasında hukuki yararı bulunmadığından karar düzeltme dilekçesinin reddine,

    2- İng Bank vekilinin karar düzeltme talebinin incelenmesinde;

    Düzeltilmesi istenen Yargıtay ilamıyla bunda atıf yapılan mahkeme kararında yazılı gerekçeler ve dosyada mevcut belgeler karşısında karar düzeltme isteği yerinde görülmediği gibi HUMK'nun 440. maddesinde yazılı dört halden hiç birine de uymadığından İİK'nun 366. ve HUMK'nun 442. maddeleri uyarınca REDDİNE, takdiren 261,00`er TL para cezasının karar düzeltme isteyenlerden alınmasına ve 60,80 TL peşin harcın karar düzeltme harcına mahsubuna, 26.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/19978 Karar: 2017/1154
    Tarih: 09.03.2017

    • HMK 69. Madde

    Davacı, muris ...'ın maliki bulunduğu 73 parsel sayılı taşınmazın 5080.53 m² kısmını ve 79 parsel sayılı taşınmazını davalı kardeşi bağış, 73 parsel sayılı taşınmazın 5174.14 m²'lik kısmını satış ve 99 parsel sayılı taşınmazın tamamını davalı ...'e bağış yapmak suretiyle temlik ettiğini, davalı kardeşlerinin muris babalarını kandırarak taşınmazları devraldıklarını ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir.

    Davaya davacı yanında katılma talebinde bulunanlar, yapılan devirlerin muvazaalı olduğunu ileri sürmüşlerdir.

    Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

    Mahkemece, murisin 99 parsel sayılı taşınmazı davalı ...'e, 73 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını ve 79 parsel sayılı taşınmazı davalı ...'a bağışladığı, bağışlanan hisselere dair muvazaa iddiasında bulunulamayacağı, 73 parsel sayılı taşınmazın davalı ...'e satışını gerektirecek herhangi bir ekonomik sıkıntı içerisinde bulunmadığı gerekçesiyle, 79 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddine, 73 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davalının davacı ...'e yönelik temyiz itirazı yerinde olmadığından reddine.

    Davalının, müdahillere yönelik temyiz itirazlarına gelince;

    Bilindiği ve 6100 Sayılı HMK. nun düzenlendiği üzere " bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır."

    Diğer bir deyişle iki kişi arasında belli bir şey veya hak konu edilerek açılmış ve derdest bir dava mevcut iken, üçüncü bir kişinin, davaya konu üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edip aynı mahkemede harç yatırmak suretiyle dava açması halinde ortada asli bir müdahale talebinin ( davasının ) bulunduğundan söz edilmek gerekir. Böyle bir durumda, asli müdahale davasının ilk davadan bağımsız ve ayrı bir dava olduğu, davalıların ise ilk açılan davanın tarafları, bir başka deyimle davacı ve davalıları olduğu ve asli müdahale davası hakkında ayrıca bir karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu şekilde açılmış bir müdahale davasına dair dilekçenin tebliğe çıkarılmamış olmasından kaynaklanan usulü eksikliğin mahkemece müdahale talebinde bulunan yana önel verilmek suretiyle giderilmesi gerektiği gibi harcı yatırılarak usulünce dile getirilmiş bir asli müdahale isteminin mahkemece feri müdahale talebi olarak kabulü de mevcut müdahale davasının varlığını ortadan kaldırmaz.

    Somut olayda, müdahale talebinde bulunan ... ve ..., sunmuş oldukları dilekçeleri ile bağımsız hak talebinde bulunmuş iseler de, dilekçelerini harçlandırarak, dinlenebilecek dava haline dönüştürmemiştir. Müdahiller ... ve ... ise, davacı yanında fer'i müdahil olarak davaya müdahil olduklarından haklarında HMK'nın 69. maddesi gereğince karar verilmesi de doğru değildir.

    Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda belirtildiği gibi müdahale talebinde bulunanlar hakkında esas yönünden karar verilmesi isabetsiz olduğundan, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Davalının temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir. Kabulüyle hükmün ( 6100 Sayılı Kanun'un geçici 3.maddesi yollaması ile ) 1086 Sayılı 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene iadesine, 09.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.