HMK Madde 66



  • Fer’î Müdahale

    HMK Madde 66

    (1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.




  • HMK Madde 66 Gerekçesi

    Madde ile fer’î müdahale, mümkün olduğunca temel unsurlarını içerecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu çerçevede, fer’î müdahilin davanın tarafları dışında üçüncü kişi olduğu belirtilmiştir. Maddede üçüncü kişinin fer’î müdahalede bulunabilmesi için bu konuda “hukukî yararının bulunması” şeklinde genel bir çerçeve çizilmiş, hukukî yararın ne olduğu doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Yargı organlarına yöneltilen her talep gibi fer’î müdahalede bulunmak için de hukukî yararın bulunması gerekir.

    Maddede açıklığa kavuşturulan bir başka husus ise fer’î müdahilin tarafın yardımcısı olduğu ve onun yanında davaya katılacağıdır. Böylece, fer’î müdahilin taraf mı, taraf yardımcısı mı veya taraf benzeri bir konuma mı sahip olduğu konusundaki tartışmalar ortadan kalkacaktır. Fer’î müdahilin tarafın yardımcısı olması, fer’î müdahilin davadaki durumunu ve kullanacağı yetkileri doğrudan belirleyici niteliktedir. Örneğin, fer’î müdahil, taraf yardımcısı olması sebebiyle, tarafa rağmen bir işlem yapamayacaktır. Fer’î müdahil, davada kimin yanında yer almasında hukukî yararı varsa onun yanında yer alacaktır.

    Aslî müdahaleden farklı olarak, tahkikat sona erinceye kadar fer’î müdahalede bulunulacağı kabul edilmiştir. Zira aslî müdahil taraftır ve bir dava açmaktadır; oysa fer’î müdahil taraf yardımcısı olarak mevcut bir davanın içinde yer almaktadır. Ayrıca, ihbarla fer’î müdahalenin yakın ilişkisi dikkate alındığında da her ikisinin de tahkikat sonuna kadar kullanılan hukukî kurumlar olmasına dikkat edilmiştir.



  • HMK 66 (Fer’î Müdahale) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/1113 Karar : 2017/3852
    Tarih : 19.06.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Mahkemece verilen karar fer'i müdahil TSMF vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, fer’i müdahil sıfatıyla temyiz isteminde bulunan ..., mülga HUMK'nın 57 ile yürürlükteki HMK'nın 66 ve devamı maddeleri uyarınca yanında katıldığı tarafla birlikte hareket etmek zorunda olup, mahkemece feri müdahil aleyhine de bir hüküm kurulmadığından feri müdahilin tek başına temyiz hakkı bulunmamaktadır. Kaldı ki karar tarihinde yürürlükte bulunan HUMK’un 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. maddesi hükmüne göre, miktar veya değeri 1.000 TL'yi geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar kesindir. Bu miktar, karar tarihi olan 27/10/2015 tarihi itibariyle 2.080,00 TL'dir. Dava dilekçesinde 1.500,00 TL'nin hükmedilmesine karar verilmesi istenilmiş, mahkemece, davanın kabulü ile 1.500,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Mahkemece kabul edilen miktar, yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kalmaktadır. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün, 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden, fer'i müdahil vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, fer'i müdahil ... vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, 19/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/2987 Karar : 2017/1185
    Tarih : 19.04.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince, müvekkilinin davalıya tapuda devrettiği hisselerin iptali ile müvekkili adına tescilini talep ve dava etmiş,

    mahkemece, verilen karar, fer`i müdahil ... vekilince temyiz edilmiştir.

    Temyiz eden fer`i müdahil davalı yüklenici yanında davaya müdahale etmiş olup, hüküm davalı tarafından temyiz edilmemiştir.

    6100 sayılı HMK’nun 66. ve devamı maddesinde belirtildiği üzere fer'i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi aleyhine hüküm kurulan davalıya aittir. Yanında fer`i müdahil olunan davalı, hükmü temyiz etmediğinden, hakkında hüküm kurulmayan fer’i müdahilin tek başına kararı temyiz etme yetkisi bulunmamaktadır.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, fer’i müdahil vekillinin temyiz isteminin REDDİNE, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 19.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/19279 Karar : 2017/2609
    Tarih : 30.03.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1985-1999 yılları arasında geçen ve Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

    Hükmün, davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

    Dava, hizmet istemine ilişkindir.

    Mahkemece, bozma ilamına uyulup, davanın kısmen kabulü ile hükümde yazılı şekilde karar verilmiştir.

    6552 sayılı Kanunun 11.09.2014 günü yürürlüğe giren 64. maddesiyle 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7. maddesine eklenen 4. fıkrada, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, davanın Kuruma resen ihbar edileceği, ihbar üzerine davaya davalı yanında feri müdahil olarak katılan Kurumun, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabileceği belirtilmiştir.

    6552 sayılı Kanun ile ilgili olarak öncesinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan hükümet teklifinde, söz konusu düzenleme 54. madde olarak yer almış, izleyen 55. maddede “5521 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.” denildikten sonra “7 nci maddeye bu Kanunla eklenen dördüncü fıkra hükmü, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalarda da uygulanır.” hükmü Geçici 3. madde olarak öngörülmüş, ancak yasalaşma aşamasında anılan Geçici madde çıkarılıp 6552 sayılı Kanunda bu türden düzenlemeye yer verilmemiştir.

    Diğer taraftan, 5521 sayılı Kanunun 15. maddesinde, bu Kanunda açıklık bulunmayan durumlarda Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 66. maddesinde, üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği, 447/2. maddesinde, mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamaların, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı, 448. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanacağı açıklanmıştır.

    Şu durumda, hizmet tespiti davalarında kurumun feri müdahilliğine ilişkin hükmün geçmişe yürütüleceği yönündeki düzenlemenin kanun koyucu tarafından benimsenmemiş olması, ayrıca ve özellikle yukarıda değinilen 448. madde kapsamında, kurum bakımından taraf oluşumu gerçekleştiğinden tamamlanmamış işlemden söz edilemeyeceğinin de belirgin bulunması karşısında 5521 sayılı Kanunun 7. maddesine eklenen 4. fıkranın 11.09.2014 tarihinden önce açılan davalarda uygulanamayacağı açıktır.

    6100 sayılı HMK nun “yargılama giderlerinin kapsamı” başlığını taşıyan 323. maddesinde yargılama giderlerinin hangi kalemleri kapsadığı tek tek sayılmış, “yargılama giderlerinden sorumluluk” başlığını taşıyan 326. maddede “kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği,” “yargılama giderlerine hükmedilmesi” başlığını taşıyan 332. maddesinde ise “yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği, yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümün hüküm altında gösterileceği,” hüküm altına alınmıştır. Mahkemece hizmet tespiti yönünden kurulan hüküm yerinde ise de, mahkemece verilen hükümde davalı ...’nın, 5502 sayılı Yasanın 36. maddesi uyarınca yargılama harçlarından muaf tutulması yerinde olup, harçlar dışında avukatlık ücretinden ve yargılama giderlerinden herhangi bir muafiyetinin bulunmadığı gözetilmeksizin 6552 sayılı Kanun hükümleri göz önünde bulundurularak davalı ... lehine ve aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi ve 6552 sayılı Kanunun 54. maddesi ile 6100 sayılı HMK.'nun 312 ve 323. maddelerine aykırı şekilde ve hatalı değerlendirme sonucu, davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin tamamının diğer davalıdan tahsiline karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir, ayrıca kısmen kabule karar verilmesine rağmen yargılama giderlerinin sadece davalı işverenden alınması ve davalı işveren lehinede herhangi bir vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

    SONUÇ: 1- Hükmün karar başlığı bölümünde ... ... Kurumu Başkanlığı'nın “Feri Müdahil” olarak yazılan taraf sıfatının silinerek yerine “Davalı” ibaresinin yazılması,

    2- Hükmün 3. fıkrasının silinerek yerine “ Davacı tarafça yapılan bozma öncesi toplam 421,90 TL yargılama gideri ile bozma sonrası yapılan 127 TL tebligat gideri, 300 TL bilirkişi ücreti ile 24,10 TL posta masrafı olmak üzere toplam 873 TL yargılama giderinin kısmen kabul oranına göre 437,00 TL'sinin davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, geri kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,

    3- Hükmün 4. fıkrasının silinerek yerine “ Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan ... gereğince 1.800,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına,

    4- Hükme davalılara ödenecek vekalet ücretini düzenleyen 6. fıkra eklenerek “ Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan ...'ne göre hesaplanan 1.800,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine” sözcüklerinin yazılmasına ve kararın bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan ...'na yükletilmesine, 30.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/16046 Karar : 2017/2437
    Tarih : 23.03.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.

    Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

    Hizmet tespiti davalarında Kurumun feri müdahilliğine ilişkin hükmün geçmişe yürütüleceği yönündeki düzenlemenin kanun koyucu tarafından benimsenmemiş olması, HMK. 66 maddesi ayrıca ve özellikle 447/2 nci maddesinde, mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamaların, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı, 448. madde kapsamında, Kurum bakımından taraf oluşumu gerçekleştiğinden tamamlanmamış işlemden söz edilemeyeceğinin de belirgin bulunması karşısında 5521 sayılı Kanunun 7. maddesine eklenen 4. fıkranın 11.09.2014 tarihinden önce açılan davalarda uygulanamayacağı açıktır. Bu bağlamda Mahkemece, karar başlığında davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının ihbar olunan olarak gösterilmesi ve davanın reddine karar verilmesi karşısında temyiz eden davalı Kurum kendisini vekil ile temsil ettirdiği nazara alınarak lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.

    Ne var ki; bu aykırılıkların giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır.

    SONUÇ : Hükmün karar başlığında yer alan “İHBAR OLUNAN” sözcüklerinin silinmesine, hüküm fıkrasının sonuna (5). bent olarak “Davalı Kurum vekil ile temsil olunduğundan hüküm tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince 1.500,00.-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Kuruma verilmesine” cümlesinin yazılarak, hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 23.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10869 Karar : 2017/2166
    Tarih : 21.03.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Davacı vekili 15.07.2013 tarihli dilekçesi ile; davacıya ait olan 2349 ve 2381 parsel sayılı taşınmazların 3194 sayılı Kanununun 16. maddesine göre 4.571,31 m2'lik bölümünün kamunun yararlanması amacıyla park, kıyı kenar ve yol olarak kullanılması koşuluyla bedelsiz olarak kamuya terk edilip bağışlanmasına rağmen davalı ... tarafından bağışın amacı ve koşulları dışında ticari amaçla büfe yapılarak ... adlı şahsa kiraya verildiği, kıyı kenarında bulunan taşınmazın duvarla çevrilip kamunun yararlanmasına engel olunduğu, davacıya ait taşınmazların denizle ve sahille olan bağlantısının kesildiğini ileri sürerek tedbiren davacının fiili kullanımına bırakılarak

    taşınmazın 4577 m2'lik bölümünün yeniden ve ihdasen davacı adına tesciline, mümkün olmazsa güncel değerinin tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili daha sonra Belediye Encümeninin 02.04.2013 tarihinde park alanı içerisinde bulunan ruhsatsız yapıların yıkılmasına karar verdiğini bildirmiş, keşiften sonra dava konusu 3204 m2'lik taşınmazın değeri olan 448.656 TL üzerinden harcı ikmal etmiştir.

    Davalı ... vekili, 02.12.1993 tarihli Belediye Encümeni Kararı ile mülkiyeti davacıya ait olan 2349 ve 2381 parsel sayılı taşınmazların 3194 sayılı Kanununun 16. maddesine göre tevhit edildiğini, davacının rızasıyla özel parselasyon işleminin gerçekleştirildiğini, 1336 m2'sinin bedelsiz olarak yol, 3204 m2'sinin bedelsiz olarak park, 35.72 m2'sinin kıyı kenar terki yapıldıktan sonra 4876 sayılı parselin arsa olarak 3371 m2 yüzölçümüyle davacı adına, yine 4877 sayılı parselin 2698 m2'nin arsa cinsi ile davacı adına tescil edilip beyanlar hanesine (günübirlik tesis alanıdır) şeklinde 13.01.1994 tarihinde şerh verildiğini, davacıya kalan parsellerin değerinin çok arttığını, dava konusu 3204 m2'lik park alanının 9.10.2009 tarihli Belediye Meclisi Kararı ile feri müdahil ...'e kiraya verildiğini, ihale şartnamesinde tahsis edilen alanın herkesin kullanımına açık olacağının belirtildiğini, parkın giriş kapısının kapatılamayacağının yazılı bulunduğunu, ayrıca 2942 sayılı Kanunun 35. maddesine göre davacının mülkiyeti geri isteyemeyeceğini, keşif ve fotoğraflarda görüldüğü üzere park alanı üzerinde kamunun istifadesini sağlayacak düzenlemelerin yapıldığını, yasaya aykırı tasarruf bulunulmadığını, bu sebeplerle davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.

    Feri müdahil ... vekili, belediye meclis kararı ve 15.4.2011 tarihli yazılı kira sözleşmesi ile park alanını kiralamış bulunduğunu, bu alanı yeşillendirerek oturma ve kullanma alanı yaratıp, çevrede bulunanların kullanımına ve denizden faydalanmalarına uygun hale getirdiğini, davacının bu alanın kamuya kullandırılmadığı yönündeki iddialarının doğru olmadığını ve belediyenin savunmalarını tekrar ile davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, 19.6.2015 tarihinde yapılan keşif sonucu alınan şehir plancısı, inşaat mühendisi ve fen memurunun müşterek rapor ve krokisinde ve mahkeme gözlemine göre, dava konusu taşınmazın park olarak ayrılan 3204,69 m2'lik kısmında Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'ne ve Kıyı Kanunu'na aykırı uygulama yapıldığı, yeşil alan niteliğindeki bu yerde amaç dışı kullanım olduğu anlaşıldığından davalı ...'nin ve Feri müdahil ...'in bu yere müdahalesinin menine, bu yerin park (yeşil alan) olması itibariyle amaca uygun hale getirilmesine, davacı tarafın dava konusu taşınmazla ilgili tescil talebinin ve bu yerle ilgili tazminat talebinin reddine, davacı vekille temsil edildiğinden 31.346 TL avukatlık ücretinin davalıdan ve feri müdahilden

    alınarak davacıya verilmesine, davalı ve feri müdahil vekille temsil edildiklerinden 31.346 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya ve feri müdahile verilmesine karar verilmiştir.

    Hüküm, feri müdahil ... vekili, davalı ... vekili ve davacı vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

    1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davacı vekili ve davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    2- 6100 sayılı HMK'nun 297. maddesinin 2. fıkrası gereğince; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

    Ayrıca, HMK'nın 66, 68 ve 69. maddeleri gereğince feri müdahil asıl davanın kazanılmasında yararı bulunan taraf yanında ona yardımcı olmak için davada yer alabilir, tek başına hareket edemez. HMK'nın 69. maddesi gereğince feri müdahil hakkında bir hüküm kurulamaz. Hüküm, ancak davanın tarafları hakkında kurulabilir.

    Somut olaya gelince; mahkemece verilen karar 6100 sayılı HMK 297/2. maddesi hükmüne aykırıdır. Kararın hüküm sonucunda “dava konusu taşınmazın park olarak ayrılan 3204,69 m2'lik kısmında Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'ne ve Kıyı Kanunu'na aykırı uygulama yapıldığı, yeşil alan niteliğindeki bu yerde amaç dışı kullanım olduğu anlaşıldığından davalı ...'nin ve Feri Müdahil ...'in bu yere müdahalesinin menine, Bu yerin park (yeşil alan) olması itibariyle bu amaca uygun hale getirilmesine” şeklinde karar verilmekle yetinilmiş; ancak, hüküm fıkrasında dava konusu taşınmazın infazına elverişli olacak şekilde keşif krokisine atıf yapılarak taşınmazın yeri belirtilmemiştir. Hükmün, infazında şüphe ve tereddüt oluşturacak şekilde oluşturulduğu, feri müdahil davalıymış gibi hakkında karar verildiği görülmüştür. Bu hali ile verilen karar 6100 sayılı HMK'nın 69 ve 297/2. maddesine aykırı olduğundan usulüne uygun şekilde hüküm sonucu oluşturulması için kararın bozulması gerekmiştir.

    Bunun yanısıra, davalının elatmasının önlenmesine ve park (yeşil alan) olması itibariyle bu amaca uygun hale getirilmesine karar verilen dava konusu taşınmazda davacının mülkiyet hakkı bulunmadığından, davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru görülmemiş, bu nedenlerle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bent uyarınca temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harçların istek halinde yatırana iadesine, 1480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı Belediyeden alınarak davacıya verilmesine, 1480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'ye verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/2828 Karar : 2017/3108
    Tarih : 13.03.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Yerel mahkemece 20/05/2014 tarihinde verilen Karar Müdahale talep eden ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 66. maddesinde feri müdahale düzenlenmiş olup, buna göre; fer'i müdahalede bulunan; hukuki yaran olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak, taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle, fer'i müdahale; bir davanın yanında bulunmak istediği taraf aleyhine sonuçlanmasının, hukuksal durumu dolaylı şekilde etkileyecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yol olup, genellikle amaç, açılmış davanın yanında katıldığı taraf yararına sonuçlanmasını sağlamaktır. Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer'i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edebilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.09.2012 gün ve E:2012/1-330, K:20l2/558 sayılı ilamı)

    Açıklanan nedenlerle; müdahale talebine ilişkin dilekçe içeriğinden talebin Davacı yanında feri müdahale talebi niteliğinde olduğu anlaşılmakta; davacı tarafından hüküm temyiz edilmediğinden; fer'i müdahilin karar düzeltme dilekçesinin REDDİNE, 60,80 TL harcın karar düzeltme isteyen asli müdahil ...'a iadesine, 13/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10780 Karar : 2017/1128
    Tarih : 24.02.2017

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Uygulama kadastrosu sırasında ... Mahallesi çalışma alanında bulunan ve tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 715 parsel sayılı 5190 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 192 ada 10 parsel numarasıyla ve 4.942,95 metrekare yüzölçümlü olarak; ... adına tapuda kayıtlı bulunan eski 680 parsel sayılı 1000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 192 ada 9 parsel numarasıyla ve 1077 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı ..., uygulama kadastrosu sırasında kendisine ait taşınmazın yüzölçümünün eksildiği ve eksikliğin davalıya ait 192 ada 9 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığı iddiasına dayanarak dava açmıştır. Yargılama sırasında davacı ...'in ölümü nedeniyle mirasçıları ... ve arkadaşları davaya dahil edilmiş, ... ise aynı nedenle davaya katılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacı ... ile katılan ...'in davalarının reddine ve çekişmeli taşınmazların uygulama tespiti gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, katılan ... tarafından temyiz edilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun fer'i müdahale başlığını taşıyan 66. maddesine göre ''üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer'i müdahil olarak davada yer alabilir.'' Öte yandan; 69/1. maddesinde de açıkça; fer'i müdahilin de yer aldığı bir davada, hükmün ancak taraflar hakkında verileceği düzenlemesine yer verilmiş olup, asıl tarafın temyiz etmesi halinde taraf yanında yer alan yani müdahil olan da temyiz edebilir ve bu halde temyiz eden fer'i müdahilin temyiz eden asıldan ayrı olarak gerekli harç ve temyiz giderini yatırması halinde kararı temyiz etme hakkı doğar. Davanın tarafı olmayan fer'i müdahilin hükmü tek başına temyiz yetkisi bulunmamaktadır. Somut olayda çekişmeli 192 ada 10 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydında davacı ... adına kayıtlıdır. Mahkemece davanın reddine dair verilen karar yargılama sırasında davacı ...'in vefatı nedeniyle davaya dahil edilen ... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmemiştir. Mahkeme kararını temyiz eden müdahil davacı ...,dava dosyasında fer'i müdahil konumundadır. Bu halde davaya fer'i müdahil olarak dahil olan ... kararı kendi adına temyiz edemeyeceği gibi diğer davacı adına da hükmü temyize yönelik bir yetki verilmediğine göre fer'i müdahil ...'in temyiz inceleme isteğinin bu nedenlerle REDDİNE, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden fer'i müdahile iadesine, 24.02.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/13600 Karar : 2014/15706
    Tarih : 7.07.2014

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.

    1-Dava, M. G.'e karşı 01.12.2011 tarihinde açılmıştır. Davacı vekili, 19.12.2011 tarihli dilekçesiyle, davanın lehine ipotek tesis edilmiş olan Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş`ye ihbar edilmesini istemiştir. Davanın ihbarına ilişkin davetiye “dava dilekçesi ve tensip zaptıyla” birlikte adı geçen bankanın Sanayi şubesine 26.12.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.

    Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında davaya fer`i müdahil olarak katılabilir (HMK md. 63, 66). Müdahale talebinde bulunan üçüncü kişi, yanında katılmak istediği tarafı, müdahale sebebini ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkemeye başvurur (HMK md. 67/1). Müdahale dilekçesi davanın taraflarına tebliğ edilir. Mahkeme, gerekirse taraflarla birlikte üçüncü kişiyi de dinlemek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir (HMK md. 67/2). Müdahale talebinin kabulü halinde, müdahil ancak davayı bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, kimin yanında davaya katılmış ise, katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebilir. Onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir. Mahkeme katıldığı noktadan itibaren taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder (HMK md. 69).

    Dava, kendisine ihbar edilen davalı banka, mahkemeye müdahale talebini ihtiva eden herhangi bir dilekçe vermemiş, ancak kendisine karşı da dava açılmış gibi, kendisini “davalı” yerine koyarak, davaya bu sıfatla cevap dilekçesi vermiş, davanın reddini istemiş ve savunmasını dayandığı delilleri göstermiş, bu deliller mahkemece de toplanmış, taraflara bildirilen bütün işlemler bankaya da bildirilmiş, duruşmalara banka vekili başından sonuna kadar katılmıştır. Mahkemece, müdahale talebi hakkında bir karar verilmemiş olmakla birlikte, bankanın davaya cevap vermiş olması, davanın reddini talep etmesi ve her türlü usul işlemini yapmış olması ve davalı Murat'la arasında rücu ilişkisi bulunması karşısında, bankanın davadaki sıfatının davalı M. G. yanında "fer'i müdahil” (HMK. m. 66/1) olduğu kabul edilmelidir. Hal böyleyken, bankanın davadaki sıfatının “fer`i müdahil” yerine, “davalı” olarak gösterilmesi doğru olmadığı gibi, müdahilin yer aldığı asıl davada hükmün taraflar hakkında verileceği (HMK md. 69/1) nazara alınmadan, banka hakkında da hüküm kurulması ve davacı yararına tayin edilen vekalet ücretinden bankanın sorumlu tutulması da doğru bulunmamıştır.

    2- Davacı, “aile konutu” olarak özgülenen taşınmaz üzerine açık rızası alınmadan Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi hükmüne aykırı olarak tesis edilen ipoteğin iptalini istemiştir.

    İpotek, dava dışı “Opal Halı Dekor Sanayi Ltd. Şti'nin” Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş.'den aldığı 400.000 TL tutarındaki kredinin teminatını oluşturmak üzere, 02.12.2009 tarihinde bu banka lehine tesis edilmiştir. Üzerinde ipotek tesis edilen taşınmazın, davacı ve eşinin "aile konutu" olarak özgülendiği, ipotek tesis tarihinde ve halen aile konutu olarak kullanıldığı toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Davaya müdahil olarak katılan banka, ipotek tesisine davacı eşin muvakatinin alındığını ileri sürmüş, davacı ise sunulan “muvafakatname”deki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek muvafakatnameyi kabul etmemiştir. “Eş Muvafakatnamesi” başlıklı belgedeki davacının ismi altındaki imzanın davacının eli ürünü olmadığı adli tıp raporu ile tespit edilmiştir. ipotek alacaklısı banka, alacağının ödenmeyen kısmı (262.043 TL) için, genel kredi sözleşmesini “müşterek borçlu ve müteselsil kefil” olarak imzalamış olan davalı M... G...’e 11.05.2011 tarihinde bu kişinin yaptığı ödeme tutarı kadar sahip olduğu alacak hakkını noterde düzenlenen temlikname ile temlik etmiştir. 11.05.2011 tarihli temliknamede; “M... G...’in, müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğu kredi borcunun ödenmeyen 262.043 TL'sini kefalet borcuna karşılık Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş`ye ödediği, böylelikle kredi borcunun tasfiye edildiği, M... G... tarafından ödenen meblağla sınırlı olarak alacağın teminatını oluşturan rehin hakkıyla birlikte bankanın M...G...’e temlik ettiği” belirtilmektedir.

    Kefil eda ettiği şey nispetinde alacaklının haklarında, ona halef olur ( BK. md. 496, 6098 s. TBK. md. 596/1). Genel kredi sözleşmesini “müşterek ve müteselsil kefil” sıfatıyla imzalayan davalı Murat, borcun bakiyesini alacaklıya ödediğine göre, ödediği tutar oranında alacaklının haklarında, ona halef olmuştur. Dolayısıyla, kefilin ödediği tutar oranında alacakla birlikte, rehin hakları da kefile geçmiştir. Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefile teslim etmek ve bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorundadır (6098 s. TBK. md. 592/3) Halefiyet yoluyla rehin hakları da alacakla birlikte kendisine geçen kefilin, rehne ilişkin hak tesis edilirken, rehin olarak gösterilmiş olan konutun aile konutu olup olmadığını bilmesi beklenemeyeceği gibi, biliyor olsa bile, az önce değinilen yasal zorunluluk gereği alacaklının, rehin verenin eşinin ipotek tesisine muvafakat ettiğine ilişkin verdiği bilgi ve buna ilişkin kendisine teslim edilen belge karşısında yapacağı herhangi bir araştırma da yoktur. Halefiyet yoluyla, ödediği tutar oranında alacakla birlikte rehin haklarına sahip olan kefilin, muvafakat belgesindeki imzanın rızası gereken eşe ait olup olmadığını araştırma yükümlülüğü de bulunmamaktadır. Bu bakımdan isteğin reddi yerine, borcu ödediği için alacaklının haklarına halef olan kefilin, rehnin paraya çevrilmesini istemek hakkını ortadan kaldıracak şekilde ipoteğin iptaline karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

    Ne var ki gerek yukarıda birinci bentte açıklanan husus, gerekse ikinci bentte açıklanan yönler, ilk incelemede sehven gözden kaçtığından hükmün onanmasına karar verilmiş olmakla, davalının ve bankanın bu yönlere temas eden karar düzeltme talepleri haklı ve yerinde olup kabulüne, Dairemizin onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeplerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

    Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440/I-4. maddeci gereğince karar düzeltme talebinin yukarıda gösterilen sebeplerle KABULÜNE, Dairemizin 6.3.2014 tarihli ve 2014/3251 esas, 2014/4913 karar sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, yerel mahkeme kararının yukarıda 1. ve 2. bentlerde gösterilen sebeplerle (BOZULMASINA), istek halinde karar düzeltme harcının yatırana geri verilmesine oyçokluğuyla karar verildi.

    KARŞI OY YAZISI
    Malik olmayan eşin "açık rızası" alınmadan yapılan işlem kesin hükümsüzdür. Bu sebeplerle davanın reddi usul ve kanuna aykırıdır. Çoğunluk kararına katılamıyoruz.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2013/15904 Karar: 2014/146
    Tarih: 06.01.2014

    • HMK 66. Madde

    • Fer’î Müdahale

    Dava, davalıların murisleri Ö. Y. ile davacı arasında yapılan taşınmaz satış vadi sözleşmesine dayalı olarak 219 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 1. kat 12 numaralı bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacılar adına tescili ayrıca taşınmazlar üzerine konulan tüm takyitlerin terkini isteğine ilişkindir.

    Davalı mirasçılar davaya cevap vermemişlerdir.

    Yargılama devam ederken Y. Y. mirasçıları ve B. Ö. vekili tarafından müdahale talebinde bulunulmuş, davalıların murisi Ö. Y.'dan alacakları bulunduğu, yapılan satışın muvazaalı olduğu ileri sürülerek Ö. Y. mirasçıları tarafından açılan mirasın reddi davasının bekletici mesele yapılması ve davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

    Mahkemece, davalılar mirası reddettiklerinden yargılamaya tereke temsilcisi aracılığı ile devam edilerek müdahillerin asli müdahale talebinde bulundukları ancak nispi harç yatırmadıkları gerekçesi ile asli müdahale taleplerinin reddine, haciz alacaklıları davada taraf olmadığından taşınmazlar üzerindeki takyitlerin terkini konusunda karar verilmesine yer olmadığına, davacının dayandığı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin usul ve yasaya uygun bulunduğundan davanın kabulü ile 219 sayılı parseldeki 12 numaralı bağımsız bölümlerin muris N. oğlu Ö. Y. adına olan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.

    Hükmü davalı tereke temsilcisi A. Ü., müdahale talebi reddedilen Y. Y. mirasçıları ve B. Ö. vekili temyiz etmiştir.

    Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. 23.03.2006 tarihinde vefat eden muris N. oğlu Ö. Y.'ın mirasçıları olan eşi Asiye Y. ve çocukları Z. Y., K. Y., N. Y. ve M. Y.'ın sulh hukuk mahkemesine başvurarak 10.06.2008 tarihli ve 2008/32-211 sayılı Yargıtay 2. Hukuk Dairesince temyiz incelemesi yapılarak 25.06.2009 tarihinde kesinleşen hüküm ile mirası reddettikleri anlaşılmaktadır. Dava bu mirasçılara husumet yöneltilmek suretiyle açılmış ve davalılar mirası reddettiklerinden atanan tereke temsilcisi aracılığı ile davaya devam edilerek esastan sonuçlandırılmıştır. Görülüyor ki N. oğlu Ö. Y.'ın mirası mirasçılarının tamamı tarafından reddedilmiştir. Bu gibi durumlarda Türk Medeni Kanununun gereğince terekenin re’sen tasfiyesi gerekir. Miras, en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddedildiğinden mirası reddeden mirasçılar ve TMK'nın 592. maddesi gereğince terekeye atanan temsilci davada taraf olamaz.

    Bu durumda mahkemece davacıya yetki verilerek sulh hukuk mahkemesine başvurması sağlanmalı, dava sulh hukuk mahkemesince terekeye atanacak tasfiye memuru huzuruyla görülmelidir. Taraf teşkili bu şekilde tamamlanmadan davanın N. oğlu Ö. Y.'ın mirası reddeden mirasçıları ve tereke temsilcisi huzuruyla sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.

    Diğer taraftan müdahale talebinde bulunan Y. Y. mirasçıları ve B. Ö. vekilinin müstakil hak talebinde bulunmadıkları, müdahil olarak davalı yanında yer almak istedikleri ve davanın reddini savunduklarından talepleri 6100 sayılı HMK'nın 66. maddesine göre davaya fer'i müdahale niteliğindedir. Bu nedenle yalnızca başvurma harcı yatırmaları gerektiğinden kendilerine davaya konu taşınmazın değeri üzerinden nispi harç yatırmak üzere süre verilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemesi ve nispi harç yatırmadıkları gerekçesiyle müdahale talebinin reddi de doğru görülmemiş, hükmün açıklanan bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

    Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı tereke temsilcisi ve müdahiller vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 06.01.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.