HMK Madde 65



  • Asli Müdahale

    HMK Madde 65

    (1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.

    (2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır.




  • HMK Madde 65 Gerekçesi

    Bu maddede, doktrin ve uygulamada tereddüt etmeden kabul edilen ve bazı kanunlarımızda açıkça veya dolaylı olarak zikredilen (örneğin, Kadastro Kanunu), ayrıca yabancı ülke kanunlarında da yer verilen aslî müdahale kurumu düzenlenmiştir.

    Aslî müdahale, çelişkili kararların önüne geçmek, gerçeğin ortaya çıkartılması, usul ekonomisi, hukukî dinlenilme hakkının tam gerçekleştirilmesi, muvazaalı yargılamaların önüne geçmek gibi amaçlara hizmet eden bir kurumdur.

    Birinci fıkrada, öncelikle davaya aslî müdahale değil, yargılamaya müdahale ifadesi kullanılmıştır. Zira, fer’î müdahale çekişmesiz yargıda mümkün değilken, aslî müdahale çekişmesiz yargıda da mümkündür ve aslî müdahalede bulunulmasıyla çekişmesiz yargı işi kural olarak çekişmeli
    yargıya dönüşür. Zaman bakımından, hüküm verilinceye kadar aslî müdahalede bulunulması kabul edilmiştir. Özellikle konusu aynı olan davalardaki hak veya şeyle ilgili çelişkili kararların önüne geçmek bakımından, hükme kadar müdahalenin mümkün olduğu kabul edilmiştir.

    Aslî müdahale davasını diğer davalardan ayıran temel özellik, aslî müdahalede bulunmakta hukukî yararı olan kimsenin, ilk davanın veya yargılamanın görüldüğü mahkemede, ilk davanın veya yargılamanın taraflarını davalı göstererek dava açması ve bu iki davanın birlikte görülmesidir. Bu sebeple, birinci fıkrada bu durum açıkça belirtilmiştir. Ancak, aslî müdahale şartları oluşsa da, hak iddiasında bulunan üçüncü kişi, yetkili ve görevli olmak kaydıyla ilgili mahkemede ilk davanın taraflarına karşı bağımsız bir dava da açabilir. Yani, aslî müdahale bir zorunluluk değil, üçüncü kişiye tanınan bir imkândır. Bu sebeple, üçüncü kişinin dava açacağı şeklinde mutlak ifade kullanılmayıp dava açabileceği belirtilmekle yetinilmiştir.

    Maddenin ikinci fıkrasında, asıl yargılamayla, müdahale davasının birlikte görülüp karara bağlanacağı belirtilmiştir. Her iki yargılamaya ilişkin tahkikatın birlikte yürütülüp yürütülmeyeceği veya birinin diğeri için bekletici sorun yapılıp yapılamayacağına, yargılamanın özelliğine göre, mahkemece karar verilecektir. Ancak her hâlde yargılamaların birlikte yürütülmesi ve kararın da ayrı ayrı değil, aynı anda birlikte verilmesi gerektiği fıkrada açıkça belirtilmiştir.



  • HMK 65 (Asli Müdahale) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2018/2685 Karar : 2018/11530
    Tarih : 27.06.2018

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

    Asıl davada davacı, mirasbırakan babası ... 'nun, ... ada ... parsel sayılı taşınmazını davalı torunu ... ’a temlik ettiğini, işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının miras payı oranında iptali ile adına tescile karar verilmesini istemiştir.

    Asıl davada davalı ... , büyükbabasının ve büyükannesinin her türlü ihtiyacında yardımcı olduğunu, onların hizmetlerini gördüğünden dolayı manevi bir sevgi ve değerinin olduğunu, davaya konu taşınmazın da bunların karşılığı olarak devredildiğini, mirasbırakanın mal kaçırmak gibi bir düşüncesinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Birleştirilen davada davacı, ... ada ... parsel sayılı taşınmaz hakkında aynı istemde bulunmuş, davalı ... ise davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, asıl dava yönünden temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davacı ve müdahillerin davasının kabulüne, birleştirilen dava yönünden ise davacı ... ’un davasının vasiyetnamenin bu davacı bakımından kesinleştiği gerekçesiyle reddine, müdahillerin davasının da kabulü ile davalı adına olan kaydın miras payları oranında iptali ve mirasbırakan adına tescile karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ... ’nun 02.06.2013 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı ... , birleştirilen davada davalı ... , kendisinden önce ölen kızı ... ’in çocukları dahili davacılar ... ve ... , dava dışı çocukları ... , ... , ... , ... , ... ile kendisinden önce ölen oğlu ... ’nin çocukları ... ve ... ’ın kaldıkları, davalı ... ’ın davalı ... ’nın oğlu olduğu, mirasbırakanın çekişme konusu ... ada ... parsel sayılı 1.262,37m2 ev ve arsa nitelikli taşınmazını 16.03.2011 tarihinde davalı ... ’a 10.700TL bedelle satış suretiyle temlik ettiği, davalının devir tarihinde 19 yaşında ve öğrenci olduğu, alım gücünün olmadığı, mirasbırakanın ... ada ... parsel sayılı 836,09m2 miktarlı ev ve arsa nitelikli taşınmazını 19.04.2006 tarihinde 6.000TL bedelle davalı ... ’ya yine satış suretiyle temlik ettiği, aynı akitle ... ada ... parsel sayılı taşınmazı da dava dışı torunu ... ’a devrettiği, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2013/141Esas sayılı vasiyetnamenin açılmasına ilişkin dosyaya konu ... Noterliğinin 01.05.1992 tarih 0382 yevmiye numaralı vasiyetnamede mirasbırakanın maliki olduğu ... parsel sayılı taşınmazı davalı ... ’nın eşi ... ’e, ... , ... ve ... ada ... parsel sayılı taşınmazlarını davalı ... ’ya vasiyet ettiği, ... Noterliğinin 06.04.2004 tarih 00275 yevmiye numaralı vasiyetnamesiyle de dava dışı ... , ... , ... , ... , ... , ... ve ... parsel sayılı taşınmazlarını davalı ... ’ya vasiyet ettiği, mirasbırakan adına kayıtlı dava dışı 14 adet taşınmaz daha olduğu(7 adeti vasiyete konu), yapılan zabıta araştırmasına göre mirasbırakan İbrahim’in ölmeden önce emekli maaşı aldığı, eşi ile birlikte yaşadığı, bronşit ve kalp rahatsılığı bulunduğu, ihtiyaçlarının oğlu ... tarafından karşılandığı, davalı ... ’nın 03.03.2014 tarihli dilekçesi ile mirasbırakanın oğlu ... ’nin ölümü ile eşi ... ile evlenmesi ve ailesine bakması karşılığında taşınmazı devrettiğini, çekişme konusu taşınmazda bulunan evin tarafından yapıldığı, mirasbırakanın mal kaçırma amacının olmadığını beyan ettiği, 08.02.2014 tarihli dilekçe ile dava değeri belirtmeksizin sadece başvurma harcı yatırmak suretiyle mirasçılardan ... ve ... ’nın davaya müdahale dilekçesi verdikleri, davalılara yapılan işlemin muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payları oranında iptal-tescile karar verilmesini istedikleri anlaşılmaktadır.

    Hemen belirtilmelidir ki; her ne kadar mahkemece birleştirilen dava yönünden davacı ... ’un davasını vasiyetnamenin iptali veya tenkis davası olarak açmadığı, davacının vasiyetnameyi kabul ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de yukarıda değinilen somut olgular ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davalı ... ’ya yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı saptandığından, davanın reddi bu gerekçe ile ve sonucu itibariyle doğrudur. Davacının temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.

    Davalı ... 'nın temyiz itirazlarına gelince;

    Usul hukukumuzda davaya dahil diye bir müessese bulunmayıp, bir kimseye dahili dava yoluyla taraf sıfatı verilemeyeceği gibi, hakkında hüküm kurulmasına da olanak yoktur.

    Bilindiği gibi, 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu'nun (HMK) 65.maddesine göre, açılan bir davaya dava konusu edilen şey hakkında tarafların dışında hak iddia edilerek o şeyin kendisine ait olduğunu ileri süren ve harcını yatırmak suretiyle davaya dahil olan kimsenin hukuki durumu asli müdahildir. Değinildiği üzere, asli müdahalede dava edilen müddeabih esastır. Anılan müddeabihin dışına çıkılarak dava konusu edilmeyen hususta hak talebinde bulunulmasına asli müdahale yoluyla yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile asli müdahale dava konusuyla bağlantılı olarak tarafların dışında müstakil hak arama durumudur.

    Somut olaya yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca bakıldığında; davacının miras payına yönelik açtığı eldeki davada, asli müdahillerin kendi paylarına yönelik taleplerinin kabul görmeyeceği açıktır.

    Bu durumda, davaya müdahil olan Selda ve Hanife yönünden usulünce açılmış dava ve davada davacı taraf sıfatı bulunmadığına göre, birleştirilen davada isteklerinin kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Her ne kadar, asıl dava bakımından da müdahale olmaz ise de, temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma sebebi yapılmamıştır.

    Kabule göre; davalar birleştirilse dahi her dava bağımsız varlığını sürdürdüğünden birleştirilen her dava için ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru olmadığı gibi, 4721 sayılı TMK’nun 28/1. maddesinde; ‘’ Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.‘’ düzenlemesi karşısında mirasbırakan ... ’in ölümü ile kişiliğinin son bulduğu gözetilmeksizin ölü kişi adına tescile karar verilmesi de isabetsizdir.

    Davalı ... ’nın bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nun geçici 3/2. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27/06/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/10353 Karar : 2017/4541
    Tarih : 5.07.2017

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    1-Davalı ...`un asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.

    Mahkemece, davanın ve asli müdahale davasının kısmen kabulüne karar verilmiş;

    hüküm davalı ... ve asli müdahale talebinde bulunan ve talebi kabul edilen ... tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı, maliki olduğu binanın zemin katında davalılar tarafından işletilen ekmek fırınına ait bacanın temizlenmemesi nedeniyle baca içerisinde bulunan kurumun tutuşması sonucunda çatı katında yangın meydana geldiğini ve çatı katının tamamen yandığını belirterek, uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesi isteminde bulunmuştur.

    Davalılar ise, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

    Mahkemece, davaya konu yangının binanın zemin katında faaliyet gösteren ve davalı ... tarafından işletildiği anlaşılan ısı değeri yüksek yakacak kullanılan fırın bacasının içinde biriken kurumlar nedeniyle, ısı tahliyesinin tam olarak yapılamaması ve baca içinde biriken kurumların tutuşması neticesinde meydana geldiği gerekçesiyle davalı ... yönünden istemin kısmen kabulüne karar verilmiş,
    diğer davalı ... yönünden ise davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiştir.

    6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi (818 sayılı Borçlar Kanunu`nun 53. maddesi) uyarınca ceza mahkemesinin kararı hukuk hakimini bağlayıcı değil ise de, hem ilmi, hem de kökleşmiş yargı kararlarında ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayacağı kabul olunmaktadır.

    Dava dosyasının incelenmesinde; ....... karar sayılı ilamı ile, davalı ...'un taksirle yangına neden olma eylemi nedeni ile cezalandırılmasına dair kararın temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nce; temizlenmeyen fırın bacası içinde biriken kurumlar nedeniyle ısı ve duman tahliyesinin tam olarak yapılamaması sebebiyle baca içinde biriken kurumların tutuşması sonucunda binanın çatısında meydana gelen yangında; Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin 58/5. madde ve fıkrasındaki bacaların temizliğinden bina sahibi ve yöneticisi sorumludur`` hükmü gereğince
    fırını işleten ...'a kusur atfedilemeyeceği ve bu nedenle beraatine karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş ve mahkemece bozma ilamına uyularak ...`un beraati yönünde hüküm kurulmuştur.

    Şu durumda, ceza mahkemesince belirlenen maddi olgunun hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olması ve Binaların Yangından Korunması Hakkındaki Yönetmeliğin 58/5. madde si uyarınca, davacı bina malikinin kusurlu eylemi nedeniyle meydana gelen yangında, davalının tazminattan sorumlu tutulması doğru değildir.
    Mahkemece, davalı ... yönünden de istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü yerinde olmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

    2-Davalı ...`un, müdahil davacı tarafından açılan davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Davacı ... tarafından ikame edilen asıl davaya ilişkin davacı talebinin, dava konusu yangında maliki olduğu çatı katının yanması nedeniyle binaya yönelik zararın tazmini istemine ilişkin olduğu,
    mahkemece alınan bilirkişi raporunda çatı katının yeniden yapım maliyeti ile binanın ortak alanlarında meydana gelen zararın 69.265,00 TL olarak belirlendiği ve bu miktara davanın ıslah edildiği,
    ayrıca çatı katında bulunan dairede davacı ...'ın kiracısı olarak torunu ...'in oturduğunu ve ev içerisinde bulunan eşyaların ...`e ait olduğunun beyan edilmesi,
    asıl yargılamaya konu davada eşya zararına ilişkin bir talep olmamasına rağmen bilirkişi tarafından çatı katında bulunan daire içerisindeki eşya nedeniyle de zarar kapsamının belirlendiği, bunun üzerine ... tarafından dosyaya sunulan 26/08/2014 tarihli dilekçe ile asli müdahale talebinde bulunulduğu ve mahkemece asli müdahale talebi kabul edilerek asli müdahale davasının da kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

    6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 65. maddesinin, (1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.
    (2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır. `` hükmüne amirdir.

    Yukarıda belirtilen yasal düzenleme uyarınca, asli müdahale yolu ile dava açılabilmesi ve bu dava ile asıl yargılamanın birlikte görülebilmesi için asıl davanın konusu olan hak veya şey üzerinde hak iddia edilmiş olması gerekir.

    Eldeki davada müdahil davacı ...'in talebi asıl yargılamaya konu talep dışında, yanan daire içerisinde bulunan eşyalarda oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Şu durumda, asli müdahil davacı ...`in davası dinlenebilir nitelikte olmadığından asli müdahale yoluyla açılan davanın mahkemece usulden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü yerinde olmamış, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (1 ve 2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre müdahil davacı ...`in temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/221 Karar : 2017/5379
    Tarih : 14.06.2017

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Yörede 2009 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında ... köyü 104 ada 71 parsel sayılı 57674,99 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, senetsizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak tarla niteliğinde davalılar adına tesbit edilmiş olup, halen aynı şekilde tapuda kayıtlıdır.

    Davacı ..., dava konusu taşınmazın 3402 sayılı Kanunun 16/B maddesi gereğince orta malı olan yerlerden olduğu ve zilyetlikle kazanılamayacağı iddiasıyla dava açmıştır. Yargılama sırasında 31.10.2011 tarihinde ... Yönetimi davaya dahil edilmiştir.

    Mahkemece, ... davasının reddine, ... Yönetiminin davasının kısmen kabulüne-kısmen reddine, dava konusu taşınmazın 05.12.2014 tarihli ... bilirkişi raporuna göre ( A ) harfi ile gösterilen 20606.00 m2`lik alanın tapusunun iptali ile ... vasfıyla ... adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı ... ve dahili davacı ... Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptali tescil davası niteliğindedir.

    Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede ... kadastrosu 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılmıştır.

    1)Dahili davacı ... Yönetiminin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    ... ile gerçek kişiler arasında görülmekte olan tapu iptali ve tescil davasına, davacı ... çekişmeli taşınmazın sınırında ... olduğu ve ... Yönetiminin yasal hasım olduğu iddiasıyla davaya dahil edilmesi talebi üzerine, ... Yönetimine dahili davacı sıfatıyla dava dilekçesi duruşma günü tebliğ edilmiştir. Çekişmeli taşınmazlar davalı gerçek kişi adına kayıtlı olması nedeniyle ... Yönetiminin davada pasif husumet ehliyeti yani davalı sıfatı bulunmadığı gibi davada yasal hasım konumunda da değildir. Ayrıca, ... Yönetimi tarafından, davaya 6100 sayılı HMK`nın 65. maddesi uyarınca müdahil davacı sıfatıyla harçlı katılımı da bulunmamaktadır. Davaya taraf olmayanın kararı temyiz etme hakkı bulunmadığından, ... Yönetiminin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

    2)Davacı ... temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Bilindiği üzere hakim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz (6100 sayılı Kanunun m. 24/1). Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir (HMK. m. 26/1). Anlatılan bu hususlar kamu düzenine ilişkin olup taraflarca öne sürülmese dahi hakim tarafından resen dikkate alınır. Somut olayda, davacı ... tarafından davaya konu taşınmazın mera olduğu iddiasıyla ve mera olarak sınırlandırılması istemiyle dava açılmış olup, “...” iddiasında bulunulmamıştır. ... Yönetimi tarafından ise açılmış bir dava veya davaya katılım bulunmamaktadır. ... Yönetimi mahmekemece davaya dahil edilmiştir. Bu durumda sadece davacı ... talebiyle ilgili bir karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, davacı sıfatı bulunmayan ... Yönetiminin davasının kısmen kabulüne şeklinde davadaki istem ve talep aşılarak taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmının tapusunun iptali ile ... vasfıyla ... adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu yönden bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda anlatılan nedenlerle ... Yönetiminin temyiz dilekçesinin REDDİNE, davacı ... temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ... Yönetimine iadesine, 14/06/2017 günü oy birliğiyle karar verilmiştir.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1631 Karar : 2017/3303
    Tarih : 1.06.2017

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Davacı vekili; müvekkili ...'in tasfiye edilen ... Ltd. Şti'nin tasfiye memuru olduğunu, şirketin 22/05/2006 tarihinde tasfiyeye girip tasfiye kararının 26/05/2006 tarihinde tescil edildiğini, bir yıllık tasfiye süresi geçtikten sonra şirketin kaydının 09/07/2007 tarihinde silindiğini, ancak şirket hakkında ... 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/23 Esas sayılı dosyasında tasfiye edilen şirketin alacaklı olduğu bir alacak davası olduğunu, söz konusu dava dosyasında şirketin ihyası için dava açmak üzere süre verildiğini, dosyada taraf teşkilinin sağlanması açsından şirketin tüzel kişiliğinin ihyasının zorunlu olduğunu ileri sürerek tasfiye edilmiş olan ... Ltd. Şti.'nin ihyasına karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı vekili; tasfiye prosedürünün eksik bırakılmış olmasının tasfiye memurunun sorumluluğunda olduğunu, müvekkilinin ise yasal hasım olduğunu, bu nedenle müvekkilinden yargılama gideri ve vekalet ücreti istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece bozma ilamına uyulup, asli müdahilin müdahale talebi kabul edilerek; tüm dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, ... 18. Asiyle Ticaret Mahkemesi’nde görülmekte olan davada, taraf teşkilinin sağlanabilmesi için tasfiye edilen ... Ltd. Şti.'nin ihyasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak, şirketin tüzel kişiliğinin ihyasına, ticaret siciline kaydedilmesine ve ek tasfiye işlemlerini yapması için son tasfiye memuru ...’in tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmiştir. Kararı, fer'i müdahil vekili temyiz etmiştir.

    Dava dışı ... A.Ş. tarafından davaya asli müdahale talebinde bulunularak davanın reddi talep edilmiştir. Davaya asli müdahaleyi düzenleyen HMK’nın 65. maddesi, ancak yargılama konusu hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen hak iddia edilmesi halinde asli müdahalenin mümkün olduğu, feri müdahaleyi düzenleyen HMK’nın 66. maddesi ise dava dışı 3. kişinin davanın taraflarından birinin yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla yer alması halinde fer'i müdahalenin söz konusu olduğu belirtilmiştir. Buna göre, 3. kişi ... A.Ş.’nin davalı ile birlikte davanın reddini talep ettiği gözetildiğinde, ancak feri müdahil olarak bu davada yer alabilir. Bu nedenle, mahkemece 3. kişinin asli müdahilliğine karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan, dava dışı 3. kişinin fer'i müdahil olduğu kabul edilerek HMK’nın 68. maddesi gereğince ancak katıldığı yan ile birlikte kararı temyiz edebileceğinden, davalı tarafın da mahkeme kararını temyiz etmediği gözetildiğinde fer'i müdahil 3. kişi ... A.Ş'nin tek başına yapmış olduğu temyiz talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz talebinde bulunan 3. kişi ... A.Ş.’nin temyiz talebinin REDDİNE, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 01/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/462 Karar : 2017/2088
    Tarih : 17.05.2017

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Dava eser sözleşmesi ilişkisi nedeniyle alınıp ihtilaf nedeniyle tevdi mahalline yatırılan nakdi teminat kesintisi alacağının aidiyetinin tespiti ve tevdi mahalindeki paranın ödenmesi istemine ilişkindir.

    Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı iş sahibi ve müdahil şirket vekillerince temyiz edilmiştir.

    ...-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle ... ith. İhr. San. Turz. İnş. Nak. ve Gıda Mad. Tic. Ltd. Şti. dava dilekçesinde taraf olmadığı gibi zorunlu dava arkadaşı olarak sonradan davaya dahil edilmediği,
    niteliğini belirtmeden 29.....2014 tarihli dilekçesiyle müdahale talebinde bulunduğu ve müdahale isteminde teminat alacaklısının kendisi olduğunun tespitini isteyerek asli müdahale telebinde bulunmasına ragmen karar başlığında dahili davalı yazılmış olmasının maddi hataya dayalı olduğu ve mahallinde her zaman düzeltilmesi mümkün bulunduğunun anlaşılmasına göre davalı ...`nin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    ...-Az yukarıda açıklandığı üzere .... ith. İhr. San. Turz. İnş. Nak. ve Gıda Mad. Tic. Ltd. Şti.'nin müdahalesi hak sahibinin kendisi olduğunu iddia etmesi nedeniyle 6100 sayılı HMK`nın 65. maddesinde düzenlenen asli müdahale olduğu,

    Asli müdahale talebinde bulunan şirket yargılama konusu olan nakdi teminat kesintisi alacağı üzerinde hak iddia ettiğinden mahkemece asli müdahale talebiyle birlikte dava değeri üzerinden peşin nispi harç ve maktu peşin başvurma harcı alınarak müdahale isteminin değerlendirilmesi gerekirken bu husus üzerinde durulmadan müdahale talebi kabul edilerek davanın sonuçlandırılması doğru olmamıştır.

    Mahkemece yapılması gereken iş, asli müdahale dilekçesiyle birklikte sadece maktu başvurma harcı ödendiğinden dava değeri 40.800,00 TL üzerinden hesaplanacak .../... peşin nispi ilam harcını yatırmak üzere talepte bulunana süre verilip, harcın yatırılmaması halinde asli müdahale talebinin reddine karar verilmesi, harcın tamamlanması durumunda işin esası incelenerek ve dava dilekçesine ekli davacının davalı iş sahibine verdiği 29.04.2014 tarihli dilekçe ve bu dilekçe altındaki müdahale talebinde bulunan şirketin kaşe ve imzası ve ödenmesinde bir sakınca yoktur`` yazısı içeriği, sıhhati ve müdahil yönünden hukuken bağlayıcı olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar vermek olmalıdır.

    Bu hususlar üzerinde durulmadan yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılması doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.

    SONUÇ: Yukarıda .... bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, .... bent uyarınca davalı ve müdahilin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren ... gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/8848 Karar : 2017/1560
    Tarih : 28.02.2017

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

    Davacı vekili, davacının 23818 ada 9 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu, davalının diğer paydaş Ali Rıza Arslan'ın 2707/21850 payını satın aldığını, bu nedenle tapuda davalı adına kayıtlı payın davacı adına tescilini istemiştir.

    Davalı vekili, müvekkilinin dava konusu parselde arsa payını değil, satıcıya ait gecekondu yerini satın aldığını, davacının iyi niyetli olmadığını beyan ederek, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davanın kabulü ile davalı adına kayıtlı olan 2707/21850 payın davacı ... adına tesciline karar verilmiştir.

    Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.

    Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.06.1947 tarihli 1947/5 E., 1947/18 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince önalım hakkını kullanan paydaşlar pay oranları ne olursa olsun önalım hakkına konu paydan eşit oranda yararlanırlar. 6100 sayılı HMK’nın 65. maddesi uyarınca asli müdahale yoluyla veya diğer paydaşların açtığı önalım davasının HMK’nın 166. maddesi uyarınca davaların birleştirilmesi yoluyla davaya diğer paydaşların katılması halinde, eğer asli müdahale talebi veya birleştirilen dava hak düşürücü süre içinde açılmışsa o paydaşlar da önalıma konu paydan eşit oranda yararlanırlar.

    Bunlarla birlikte;

    Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz, paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Kötüniyet iddiası 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.

    Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olaya gelince;

    1-Davalı vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu pay satışına ilişkin diğer paydaşlar tarafından da dava açıldığını ileri sürerek, dosya numaralarını bildirmiş olup; mahkemece, bu dosyalar getirtilerek, gerekirse davaların birleştirilmesi hususu da değerlendirilerek ondan sonra işin esasına yönelik karar verilmesi gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru değildir.

    2-Davalı fiili taksim savunmasında bulunmuş olmasına rağmen mahkemece davalının fiili taksim savunması araştırılmadan karar verilmiş olup; mahkemece, davalının fiili taksim savunması üzerinde durularak, keşif yapılmak suretiyle tarafların gösterdiği tanıklar mahallinde dinlenerek, taraf delillerinin değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmediğinden açılanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/7562 Karar : 2017/515
    Tarih : 21.02.2017

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Davacı vekili, şirketin borca batık olduğunu, ancak borçların iyileştirme projesindeki plan dahilinde ödenebileceğini ileri sürerek, iflas erteleme talebinde bulunmuştur.

    Müdahale talebinde bulunan ... vekili, davacı şirketten 9.550,00 Euro fatura alacağı bulunduğunu, alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatmak zorunda kalındığını, iflas erteleme talepli dosyada tedbir kararı verildiğinden takiplerinin durduğunu, müvekkilinin alacağının halen ödenmediğini, müvekkilinin iflas erteleme davasına müdahil olarak katılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

    Mahkemece, müdahale talebinde bulunan ...’nin davaya müdahale isteminde bulunduğu, 6100 sayılı HMK'nın 65. maddesinde müdahale isteminin hüküm tarihine kadar yapılabileceğinin düzenlendiği, somut olayda mahkemenin 15.05.2015 tarihinde karar verdiği, müdahale talebinin süresinde yapılmadığı ve iflas erteleme talebinin ilanının İİK'nın 166/2. maddesinde öngörülen usule göre yapıldığı gerekçesiyle 08.09.2015 tarihli ek karar ile müdahale talebinin reddine karar verilmiştir.

    Mahkemece verilen 08.09.2015 tarihli ek kararı müdahale talebinde bulunan ... vekili temyiz etmiştir.

    Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, müdahale talebinde bulunan vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, müdahale talebinde bulunan vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/10906 Karar : 2014/20973
    Tarih : 15.09.2014

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlar bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

    Arsa niteliğinde taşınmazlara emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
    Ancak;

    1- Dava konusu 102 parsel sayılı taşınmazın son tapu kaydına göre, 25.6.2012 tarihi itibariyle taşınmazda pay sahibi olduğu anlaşılan. A... S... ve D... K...'nun, mahkemenin karar tarihi olan 7.3.2013 tarihinden sonra, 7.4.2014 havale tarihli dilekçeyle davaya müdahil olmak istedikleri anlaşılmış olup, 6100 Sayılı H.M.K.nın 65. maddesi ( Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. Asli müdahale davasıyla asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır )uyarınca, mahkemece hüküm verildikten sonra müdahele talebinde bulunan A... S... ve D... K...`nun davacı olmadıkları hususu gözetilmeden mahkemece bu şahısların da payını kapsar şekilde hüküm kurulmuş olması,

    2- Dava konusu 102 parsel sayılı taşınmazın yapılan dere ıslahı sebebiyle kamulaştırmasız el atılan bölümlerinden arta kalan kısmında %5 oranında değer artışı olacağı hususu gözetilmeden, fazla bedele hükmedilmesi,

    3- Dava konusu taşınmazların tapu kaydında davacı H. B. hissesi üzerinde bulunun haciz şerhlerinin bedele yansıtılmaması,

    4- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, 2.11.2011 tarihinde yürürlüğe giren 662 Sayılı K.H.K.`nın 58. maddesi uyarınca genel bütçeli idareler arasından çıkartılarak özel bütçeli idareler arasına alınmıştır. Bu sebeple 492 Sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi hükmünden kaynaklanan yargı harçlarından muaf olmadığı gözetilmeksizin harç tahsiline karar verilmemiş olması,

    Doğru olmadığı gibi;

    5- 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6. maddesinde değişiklik yapan ve 11.6.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle "kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan tazminat davalarında mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri bedel tespit davalarında öngörülen şekilde maktu olarak belirlenir. ... açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır." hükmünün getirilmiş olduğu gözetildiğinde, harç ve vekalet ücretinin maktu olarak hüküm altına alınması gerektiğinden:

    Mahkeme kararının açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin temyiz itirazları doğrultusunda H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istenildiğinde ödeyenlere iadesine ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 15.9.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/17457 Karar: 2016/10336
    Tarih: 13.12.2016

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Dava, önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

    Davacı vekili, davacının 6041 ada 9 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu, davalının taşınmazın 10 paydaşından farklı tarihlerde paylarını satın aldığını, ancak dava devam ederken davalının satın aldığı bu payların bir kısmını ilgiliye sattığını öne sürerek davalının başkasına sattığı pay dışında kalan payın davacı adına tescilini istemiştir.

    Davaya müdahil olan, 03.04.2012 tarihli harçlandırılmış dilekçe ile; davaya konu taşınmazda pay sahibi olup davalı payının adına tescilini talep etmiş; ancak davasını takip etmemiştir.

    Davaya müdahil olan, 23.06.2014 tarihli harçlandırılmış dilekçe ile; davaya konu taşınmazda pay sahibi olup davalı payının adına tescilini istemiştir

    Davalı, davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, müdahilin davasının açılmamış sayılmasına, müdahil tarafından açılan davanın reddine, davalı payından bir kısmının davacı adına tesciline karar verilmiştir.

    Hükmü, davalı vekili vekili temyiz etmiştir.

    Önalım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara bu satılan payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.06.1947 tarihli 1947/5 E., 1947/18 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince önalım hakkını kullanan paydaşlar pay oranları ne olursa olsun önalım hakkına konu paydan eşit oranda yararlanırlar. 6100 Sayılı HMK'nın 65. maddesi uyarınca asli müdahale yoluyla veya diğer paydaşların açtığı önalım davasının HMK'nın 166. maddesi uyarınca davaların birleştirilmesi yoluyla davaya diğer paydaşların katılması halinde, eğer asli müdahale talebi veya birleştirilen dava hak düşürücü süre içinde açılmışsa o paydaşlar da önalıma konu paydan eşit oranda yararlanırlar.

    1-)Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.

    2-)Asli müdahale kurumu HMK'nın 65. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca davaya konu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden kişi karar verilinceye kadar hakkını ileri sürerek davanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. Harcı da yatırılarak yapılan müdahale başvurusunun konusu da ayrı bir dava olarak incelenerek sonuçlandırılmalıdır. Buna göre ilgilinin davasının açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacı davasının reddine karar verildiği halde davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi de doğru görülmemiş bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeple davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istenmesi halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2015/8604 Karar: 2016/2566
    Tarih: 21.04.2016

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Asıl davada davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasında davalıların maliki bulunduğu taşınmaz üzerinde bir ticaret merkezi ve konut inşa edilmesi için arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, davalılara isabet eden ticaret merkezinin anlaşma şartlarına göre müvekkilince bitirildiğini, müvekkilinin edimlerini yerine getirmesine rağmen davalıların müvekkiline isabet eden konutlara isabet eden kat irtifaklı tapularını devretmediğini, tadilat projesi ile ilk projede bulunmayan bölmelerin ilave edildiği ve taraflar arasındaki sözleşmeden doğmayan ve tamamen davalıların istemine göre yapılan 65.294.000.000,00TL tutarında fazladan imalat meydana geldiğini ileri sürerek, müvekkiline isabet eden meskenlerin davalılar adına olan tapuların iptali ile müvekkili adına tesciline, davalıların isteklerine göre verilen tadilat projesi ile anlaşma projesi arasındaki fark ile sözleşme dışı yapılan fazla imalat bedelinin tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Asıl davada davalılar vekili, davanın reddini istemiş, karşılık davada ise; sözleşme uyarınca 09.08.1998 tarihinde anahtar teslimi olarak teslimi gerekirken davacının sadece kendi dairelerini tamalandığını, iş merkezinde 40 kadar iş yerinin bitirilmediğini, boş beklediğini, sözleşmeye aykırı imalatlar olup nesafet farkı gerektiğini eksikliklerin ikmali, kalitesi işlerin projeye ve sözleşmeye uygun hale getirilmesi mahrum kalınan kira bedeli olarak şimdilik 20.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Asli müdahale talep eden ... vekili, müvekkilinin kooperatif ortağı olduğunu, davalı arsa sahiplerinin kendi yükümlülüklerini öne sürerek devir borcunu ikmal etmeyip, müvekkili hissesine isabet eden daire ve dükkanın tapularını müvekkilinin adına tescil ettirmediklerini ileri sürerek, A blok 4. bölüm 3 numaralı dairenin ve tadilat projesi ile anlaşma projesi arasındaki fark sebebiyle sözleşme dışı kazanılan fazlaya dair bağımsız bölümlerde paylaşım oranında dükkanın davalı arsa sahipleri adına olan tapularının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesi talep ve dava etmiştir.

    Asli müdahale talep edenler ... ve ..., aynı şekilde ortağı olduğu kooperatifin yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek A blok 81 numaralı dairenin ... adına ve 82 numaralı dairenin ... adına, tadilat projesi ile anlaşma projesi arasındaki fark sebebiyle sözleşme dışı kazanılan fazlaya dair bağımsız bölümlerde paylaşım oranında dükkanların davalı arsa sahipleri adına olan tapularının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesi talep ve dava etmişlerdir.

    Mahkemece iddia, savunma, tüm dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; ... ve ... tarafından asli müdahale talebinde bulunulmuş ise de 12.09.2013 tarihli ara kararı ile müdahale talebi yönünden uyuşmazlığın kooperatif üyeliğine dayandığı müdahale talep tarihi itibariyle 6102 Sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki iş bölümü ilişkisinin görev ilişkisine dönüştüğü, asli müdahale talep edenin davasında görevli olunması halinde müdahillik talebinin kabul edilebileceğini bu sebeple asli müdahale taleplerinin reddine karar verildiği, davacı tarafın 36 adet daire tapusunun yükleniciye devri için ön koşulun yapı kullanma izninin alınmış olması olup inşaat tamamlanıp yapı kullanma izni alınmamış olduğundan davacı tarafın tapu iptali ve tescil talebinde bulunamayacağı, davacı tarafın fazla iş bedeli yönünden davacının davalı tarafı bağlayıcı nitelikte toplu fatura bedeli içinde fazla iş bedelinin bulunduğu hususunu kanıtlayamadığı diğer taraftan davacının davaya konu sözleşme kapsamında ve eki teknik şartnameye uygun olarak yapılması gereken bir takım imalatların usulüne uygun yapılmamış olduğu, bunların bedelinin 149.371,00 TL olduğu, yüklenici tarafından yapılması gereken bir takım imalatlarında arsa sahibi davalı-karsı davacı tarafından yapılmış olduğu, bunlarında bedelinin 40.716,18 TL olduğu, arsa sahiplerinin buna göre davacı kooperatiften 190.087,18 TL isteyebilecekleri, arsa sahibi ... vekilinin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki dava nedeni ile kira kaybına dair taleplerinden vazgeçmiş olduğu, diğer davacı ... yönünden ise kira kaybına dair herhangi bir vazgeçme bulunmadığı halde Mahkemece bu hususun atlandığı ve ek rapor alınmadığı, ancak bu hususun temyiz edildiği taktirde bozma nedeni olabileceği diğer taraftan karşı davacı-davalı vekillerinin 20.8. 2007 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 190.087,18 YTL olarak ıslah ettikleri buna göre bu bedelin içinde olmayan mahrum kalınan kiraların talebi yönünden zımnen vazgeçilmiş olduğu gerekçesiyle, davacının tapu iptali ve tescil davası isteminin reddine, fazla imalat bedeli yönünden kanıtlanamayan davanın reddine, 190.087,18TL eksik işler bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı - davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine karar verilmiştir.

    Kararı, asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili ile asli müdahale talep edenler ..., ... ve ... temyiz etmiştir.

    1- )Asıl davada davacı-karşı davada davalı kooperatif vekilinin asıl davaya dair temyiz itirazları yönünden;

    a- )Dosya temyiz aşamasında iken davacı vekili 25.11.2015 havale tarihli dilekçeyle temyizden feragat ettiğini beyan etmiş ise de, kooperatif temsilcileri imzasıyla verilen 23.10.2015 tarihli dilekçede davadan ve temyizden feragat edildiği bildirilmiş olup dilekçenin kooperatifi temsile yetkili kişiler tarafından sunulup sunulmadığı anlaşılamadığı gibi imza sahiplerinin kimlik tespiti de yapılmamıştır.

    Hüküm verildikten sonra davadan feragat edilmesi veya davanın kabul edilmesi halinde yerel mahkemenin davadan feragat veya kabul hakkında bir karar verebilmesi uygulaması hakkında 1086 Sayılı bir düzenleme bulunmamakta olup, 11.04.1940 gün ve 1939/15-70 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde hükümden sonra ortaya çıkan ve esas hükmün temyiz yoluyla incelenmesine engel bir durum karşısında, feragatın veya kabulün mahkemesince incelemesinin ve bu konuda bir karar verilebilmesinin sağlanabilmesi için kararın bozulması yoluna gidilmiş, uygulama bu şekilde yerleşmiştir. ( YHGK'nın 16.11.1966 gün ve 1438 E., 290 K.; 27.05.1992 gün ve 2-250 E., 364 K.; 29.09.1993 gün ve 2-49 E., 543 K. sayılı ilamları bu yöndedir. )

    6100 Sayılı bu konuda açık bir düzenleme yapılmamış, ancak bu kanuna dayanılarak çıkarılan ve yeni yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 06.08.2015 tarihine kadar yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin "Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat, davayı kabul veya sulh halinde, hâkim dosya üzerinden bu konuda ek karar verir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sırf bu sebeplerle dosya istinaf veya temyiz incelemesine gönderilmez." düzenlemesi getirilmiştir. 06.08.2015 tarihinde yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin de, aynı düzenlemeyi içermektedir.

    HMK'nın 5. kısım 3. bölümünde yer alan ve davaya son veren taraf işlemlerinden olan feragat, 6100 Sayılı HMK'nın 311/1. maddesi hükmü uyarınca, kesin hüküm sonuçlarını doğurduğu gibi, aynı Kanun'un 309/2. maddesi uyarınca karşı tarafın kabulüne de bağlı bulunmamaktadır. Öte yandan, aynı Kanun'un 310/1. maddesi uyarınca davadan feragat kesinleşinceye kadar her aşamada mümkündür. Mahkeme davadan el çektiğinden, karar ortada durduğu müddetçe, davayı yeniden ele alıp, feragat sebebiyle bir karar veremez. ( 11.04.1940 gün ve 1939/15-70 Sayılı İBK ile YHGK'nın 21.11.1981 gün ve 2 E., 551 K. sayılı ilamı bu yöndedir. ) YHGK'nın 19.12.2012 gün ve 13-1369 E., 1221 K. sayılı ilamı ile Dairemizin 06.12.2013 tarih ve 5603 E., 7763 K; 29.09.2014 tarih ve 2028 E; 6027 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere; 6100 Sayılı açık bir hüküm bulunmayan ve İçtihadı Birleştirme Kararı ile yöntemi belirlenmiş bir konuda, yönetmelik hükmüne dayalı olarak, hükümden sonra davanın ele alınması suretiyle ek karar tesis edilmesi doğru değildir.

    Bu durumda mahkemece, 23.10.2015 tarihli dilekçenin kooperatifi temsile yetkili kişiler tarafından verildiğinin belirlenmesi ve kimlik tespitlerinin yapılması halinde asıl davadan feragat sebebiyle mahkemece bir karar verilmesi gerektiğinden, bunun sağlanabilmesi için hükmün öncelikle bu sebeple bozulması gerekmiştir.

    b- )Bozma nedenine göre, asıl davada davacı-karşı davada davalı kooperatif vekilinin asıl davada temyiz ve temyizden feragat isteminin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

    2- )Asıl davada davacı-karşı davada davalı kooperatif vekilinin karşı davaya yönelik temyiz itirazları yönünden;

    Asıl davada davacı-karşı davada davalı kooperatif vekili, kararı süresi içerisinde temyiz etmiş ise de, daha sonra temyiz isteminden feragat etmiş olup, feragate yetkili olduğu vekâletnamesinden de anlaşılmaktadır. Bu itibarla, asıl davada davacı-karşı davada davalı vekilinin temyiz isteminin feragat sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir.

    3- )Asıl davada müdahale talebinde bulunan ...'nun temyiz itirazları yönünden;

    a- ) Asıl davada müdahale talebinde bulunan ...'nun 19.10.2015 havale tarihli dilekçeyle davadan ve temyizden feragat ettiği, dilekçe ekinde kimlik tespiti yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.

    Bu itibarla, 1-a bendinde açıklanan gerekçelerle davadan feragat sebebiyle mahkemece bir karar verilmesi gerektiğinden, bunun sağlanabilmesi için hükmün öncelikle bu sebeple bozulması gerekmiştir.

    b- )Bozma nedenine göre, asıl davada müdahale talebinde bulunan ...'nun temyiz ve temyizden feragat isteminin şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

    4- )a-Asıl davada müdahale talebinde bulunan ... ve ...'nun müdahale taleplerine dair temyiz itirazları yönünden;

    6100 Sayılı HMK'nın 65. maddesi6100 Sayılı HMK'nın 65. maddesi " ( 1 ) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.

    ( 2 ) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır." hükmünü içermektedir.

    Bu durumda mahkemece, HMK'nın 65. maddesi uyarınca asli müdahale yoluyla açılmış davanın varlığı kabul edilip, davalı kooperatifin asıl davadan feragat etmediği tespit edilir ise bu davanın asıl yargılama ile birlikte yürütülmesi ve karara bağlanması, davalı kooperatifin davadan feragat ettiği tespit edilirse 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 99. maddesi uyarınca ticari dava niteliğini haiz işbu davada Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğu gözetilerek asli müdahale yoluyla açılmış davanın tefrikine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeye dayalı olarak asli müdahale taleplerinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

    b- ) Bozma nedenine göre, asıl davada müdahale talebinde bulunan ... ve ...'nun esasa dair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

    SONUÇ : Yukarıda ( 1-a ), ( 2 ) ve ( 3-a ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, ( 1-b ) ve ( 3-b ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili ile asıl davada müdahale talebinde bulunan ...'nun temyiz ve temyizden feragat istemlerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ( 4-a ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada müdahale talebinde bulunan ... ve ...'nun temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, anılan taraflar yararına BOZULMASINA, ( 4-b ) numaralı bentte açıklanan sebeplerle asıl davada müdahale talebinde bulunan ... ve ...'nun esasa dair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harçların istenmesi halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/25 Karar: 2014/14838
    Tarih: 25.09.2014

    • HMK 65. Madde

    • Asli Müdahale

    Asıl ve birleşen dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.

    Mahkemece, işlemlerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden mirasbırakan A. Y.'in .. ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 20/32 payını davalı G. Y.'in eniştesi olan B. U.'a, bu kişinin de dava konusu edilen payı eşit şekilde davalılara satış göstererek temlik ettiği, işlemlerin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı biçimde yapıldığı saptanmak suretiyle davaların kabulüne karar verilmiş olması kural olarak doğrudur. Davalı tarafın bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.

    Ne var ki, dava konusu .. ada 9 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakandan gelen 5/16 pay dışında davalı Ö.. Y..'in kendi payının da bulunduğu gözetilmeksizin asıl ve birleşen davada, Ö.. Y.. adına olan tapu kaydının pay oranında iptal ve tesciline karar verilmek suretiyle mirasbırakandan gelen pay dışındaki davalıya ait payların da iptal kapsamına alınması isabetsizdir.

    Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 65. maddesi ve yerleşik yargıtay içtihatlarında, açılan bir davaya dava konusu edilen şey hakkında tarafların dışında hak iddia ederek o şeyin kendisine ait olduğunu ileri süren ve harcını yatırmak suretiyle davaya dahil olan kimse, asli müdahil olarak nitelendirilmektedir. Değinildiği üzere, asli müdahalede dava edilen müddeabih esastır. Anılan müddeabihin dışına çıkılarak dava konusu edilmeyen hususta asli müdahale yoluyla hak talebinde bulunulmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Bir başka ifade ile asli müdahale, dava konusuyla bağlantılı olarak tarafların dışında müstakil hak arama durumudur.

    Somut olaya gelince, davacıların miras paylarına yönelik açtıkları davada, mirasçı S.. T..'ın kendi miras payına yönelik asli müdahale talebinin dinlenemeyeceği dikkate alınmadan karar verilmiş olması da doğru değildir. Zira davacıların kendi miras paylarına hasren açtıkları eldeki davanın konusu ile S.. T..'ın miras payına yönelik açacağı davanın konusunun diğer bir deyişle müddeabihlerinin birbirinden farklı olduğu gözetildiğinde, eldeki davada asli müdahilin talebinin dinlenmesine olanak bulunmamaktadır.

    Hal böyle olunca, dava konusu taşınmazda davalı Ö.. Y..'in muvazaalı şekilde edindiği payın, davacıların miras payı oranında iptali ve tesciline karar verilmesi ve asli müdahilin talebinin müstakil bir dava olarak düşünülüp eldeki davadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydının yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

    Davalı Ö.. Y..'in bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı 428.maddesi gereğince bozulmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.09.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.