HMK Madde 62



  • İhbarın Şekli

    HMK Madde 62

    (1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.

    (2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.




  • HMK Madde 62 Gerekçesi

    Bu maddede ihbarın şekli ve nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.

    Birinci fıkrada, ihbarın yazılı olarak yapılacağı öngörülmüş, bunun dışında bir sınırlama getirilmemiştir. İhbar yapılırken, gerek kötüniyetli davranışların önüne geçmek gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi aranmıştır.

    İkinci fıkrada, davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek, yargılamanın gereksiz uzaması ve kötüniyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi, zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir. Böylece, zorunluluğu hâkim takdir ederek süre verebilecek, ancak ihbar sebebiyle yargılamanın uzamasının da önüne geçilmiş olacaktır. 1086 sayılı Kanunda ihbarın tevali etmesi hâlinde hâkimin mutlaka süre vereceği, ancak teminat alabileceği öngörülmüştür.

    Hâkime tanınan yetki ve konulan kural sebebiyle teminat alınması gerekli değildir. Zira hukukî dinlenilmenin bir uzantısı olan ihbar için, teminat alınması uygun olmadığı gibi, uygulamada da ortaya çıkan güçlükler sebebiyle süre verilmesi durumunda, teminat alınmasından vazgeçilmiştir.



  • HMK 62 (İhbarın Şekli) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2015/1643 Karar : 2018/200
    Tarih : 14.02.2018

    • HMK 62. Madde

    • İhbarın Şekli

    Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

    Davacı vekili müvekkilinin davalı ... Bakanlığına bağlı hastanede alt işverenler nezdinde 01.09.2001 tarihinden 01.03.2010 tarihine kadar çalıştığını, emeklilik sebebiyle iş sözleşmesini feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı vekili müvekkiline ihale makamı olması sebebiyle husumet yöneltilemeyeceğini, davacının işe girdiğini iddia ettiği 2001 yılından itibaren hastanede ihale alan temizlik şirketlerinin isim ve adreslerinin belirlenerek bu şirketlere davanın ihbar edilmesini talep ettiklerini bildirmiş ve davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece davacının 18.09.2001-28.02.2010 tarihleri arasında farklı alt işverenlerin elemanı olarak hastanede çalıştığı,
    davalının ihaleler ile alt işveren şirketlerden hizmet alımı gerçekleştirdiği ve asıl işveren olduğu,
    dolayısıyla davacının talebinden alt işverenlerle birlikte sorumlu olduğu,
    davacının emekliliği sebebiyle işten ayrıldığı ve kıdem tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

    Mahkemece cevap dilekçesinde ihbar yapılacak şirket veya şirketlerin adreslerinin bildirilmediği,
    davalı kurumun ihalesini kendisinin yaptığı hizmet alım sözleşmesine taraf şirketleri bilmemesinin düşünülemeyeceği,
    devlet hastanesinden taşeron firmaların sorulduğu, masraf yokluğu nedeniyle müzekkere gönderilemediği, daha sonra 05.10.2011 tarihinde masraf yatırıldıktan sonra sorulduğu, 24.10.2011 tarihinde cevap verildiği,
    müzekkere cevabının 25.10.2011 tarihli 4. celsede okunduğu ancak davalı tarafın bu celse davacının çalıştığı taşeron şirketlerin ismini ve adresini öğrenmesine rağmen ihbar talebinde bulunmadığı ve
    dosyanın bilirkişiye gönderildiği celse arasında ihbar dilekçesinin sunulduğu, dava devam ederken 01.10.2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu’nun (HMK) yürürlüğe girdiği,
    HMK’nın 62’inci maddesinde belirtildiği gibi ihbar nedeniyle yargılamanın başka güne bırakılamayacağı, bu nedenle de son celse yeni HMK yürürlüğe girdiğinden ihbar edilen şirketlerin adresinin ticaret odasından sorulma talebinin reddedildiği,
    62’inci maddedeki ana kuralın bu olduğu, davalının kamu gücüne sahip olduğu ve hastaneden taşeron şirketlerin isim ve adreslerini sorup ticaret odasından da gerekli araştırmayı yapabileceği, buna rağmen mahkeme vasıtasıyla müzekkere yazdırma yoluna gittiği,
    ihbarın delil olmadığı, savunma hakkının kısıtlanma olgusunun kamu gücüne sahip olan davalı kamu kurumu için gerçekleşmediği, basit yargılama usulüne tabi bu davanın kısa sürede sonuçlandırılması gerektiğinden HMK’nın 62’inci ve 320/3’üncü maddelerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle talebin reddedildiği,

    Önemli olan bir hususun da ihbarın ne zamana kadar yapılabileceği olduğu,

    somut davada tahkikatın tamamlandığı, yapılan ihbarın delillerin toplanmasından sonra karara bir etkisinin olmayacağı,
    ihbar olunanın HMK’nın 69’uncu maddesi gereğince rücu davasında savunma hakkının zamanında ihbar yapılmaması nedeniyle kısıtlandığını ileri sürebileceği,
    bu iddianın da rücu davasında dinleneceği, ihbar nedeniyle davalının değil ihbar olunanın savunma hakkının kısıtlanmasının söz konusu olduğu, HMK’nın 61’inci ve 67/2’nci maddelerinden ihbarın mutlaka mahkeme kanalıyla yapılmasında zorunluluk olmadığının anlaşıldığı,
    harici ihbar hâlinde ihbar olunanın HMK 67/2’nci maddesi gereğince davaya feri müdahil olabileceğinin kabul edildiği,
    davalı taraf ihbar edilen şirketlerden davacıya ait özlük dosyası, yapılan ödemelere ilişkin bilgi ve belge talebinde bulunsa ve bu yerine getirilmese o zaman savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilebileceği gerekçesiyle ve önceki gerekçeler de eklenmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

    Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davalının davanın ihbarını istediği şirketlerin adreslerinin ilgili ticaret odalarından araştırılmasının ve varsa bildirecekleri delillerin toplanmasının gerekip gerekmediği ile,
    bu hususun davalının savunma hakkını kısıtlayıp kısıtlamadığı noktalarında toplanmaktadır.

    Bozma kararının kapsamına göre öncelikle ispat yükü ve taraflarca getirilme ilkesinden kısaca bahsetmekte yarar bulunmaktadır.

    Bilindiği üzere ispat yükü kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir.

    Yine kural olarak herkes iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, kendisine ispat yükü düşmeyen diğer tarafın onun iddiasının aksini ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş sayılır.

    Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.

    Taraflarca getirilme ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanununun 25’inci maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir:
    “(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
    (2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.”

    Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dâhildir (m. 25/2).

    Bu açıklamalardan sonra davanın ihbarı konusunda açıklama yapmak gerekmektedir.

    Görülmekte (derdest) olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı (duyurulması) denir. Davanın ihbarının iki amacı vardır:

    Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. Bu yardım da, iki şekilde olur:

    Üçüncü kişi davaya (ferî) müdahale edebilir ya da dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davada ihbar eden tarafı temsil edebilir.

    Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:IV, 2001, s.3515 vd).

    Davanın ihbarı ve şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “(1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.

    (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.”

    Davanın ihbar edilebilmesi için bazı şekli unsurların bulunması gerekmektedir.
    Bunlardan birincisi, açılmış ve görülmekte olan (derdest) bir davanın mevcut olmasıdır. Özel durumlar bir tarafa bırakılırsa, davanın ihbarından söz edilebilmesi için eşyanın tabiatı gereği her şeyden önce, ortada ihbar edilebilecek bir davanın mevcut olması gerekir.
    Bunun yanında, davanın ihbar edileceği üçüncü kişinin dava ehliyetine sahip olması,
    ayrıca görülmekte olan davanın taraflarına nazaran “üçüncü kişi” durumunda bulunması, davanın ihbarının diğer usuli şartlarıdır.

    Şüphesiz bütün bunların yanında, ihbarı haklı kılan bir “ihbar sebebi”nin, diğer bir ifadeyle, hukuki yararın da mevcut olması gerekir (Atalı, M.: Medeni Usul Hukukunda Davanın İhbarı, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.71).

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İhbarın şekli” başlıklı 62’nci maddesine göre,
    “(1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.
    (2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.”

    Bu düzenlemeler karşısında davanın ihbarının yazılı yapılması gerektiği, bunun dışında bir sınırlama bulunmadığı görülmüştür.

    Ayrıca gerek kötü niyetli davranışların önüne geçebilmek gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi de maddede vurgulanmıştır.

    Maddenin ikinci fıkrasında ise,
    davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek, yargılamanın gereksiz uzaması ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir.

    Davanın ihbarı mahkeme aracılığı ile yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da yapılması mümkündür. Davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar vermemelidir.

    Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı Bakanlık vekili cevap dilekçesinde davacının işe girdiğini iddia ettiği 2001 yılından itibaren hastanede ihale alan şirketlerin isim ve adreslerinin belirlenerek bu şirketlere davanın ihbar edilmesini talep etmiş,
    bunun üzerine mahkemece 05.07.2011 tarihli celsede “..Devlet hastanesine yazı yazılarak 2001-2010 tarihleri arasında ihale alan temizlik şirketlerinin ad ve adreslerinin bildirilmesinin istenilmesine, masrafın davalı tarafça karşılanmasına..” karar verilmiştir.

    Bandırma Devlet Hastanesi Baştabipliği 24.10.2011 havale tarihli yazısı ile 2001-2010 tarihleri arasında ihale ile temizlik işini alan firmaların isim ve adreslerini bildirmiş,
    davalı Bakanlık vekili 02.11.2011 havale tarihli dilekçesinde hastanenin bildirdiği şirketleri ve adreslerini de belirterek davanın ihbarı talebini yinelemiştir.
    Mahkemece hastane tarafından belirtilen adreslere tebligatlar çıkarılmış ise de, şirketlerin bir kısmına ihbar dilekçesi usulüne uygun şekilde tebliğ edilirken, bir kısım şirketler adına çıkarılan tebligatların bilâ ikmal iade edildiği görülmüştür.

    Bu aşamada, her iki tarafın hazır olduğu 06.12.2011 tarihli oturumda ihbar olunan Belpa Dilara Temizlik Şirketi adına çıkarılan tebligatın bilâ ikmal iade edildiği duruşma tutanağında belirtilmesine karşın bu oturumda davalı vekili herhangi bir talepte bulunmamış ise de, takip eden oturumda ihbar olunan şirketlerin adreslerinin ticaret odalarından sorulması talep edilmiş ancak mahkemece dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak davalı vekilinin talebi reddedilmiş ve aynı celse açık yargılamaya son verilerek esas hakkında hüküm kurulmuştur.

    Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, 6100 sayılı HMK’nın 62’nci maddesinde belirtildiği gibi davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı ve ihbarın mahkeme dışı vasıtalarla da yapılabileceği dikkate alındığında mahkemece, bildirilen adresler esas alınarak ihbar dilekçesinin tebliğe çıkarılması ile yetinilmesi yerindedir.

    Diğer taraftan, bozma kararında ayrıca davanın ihbarının talep edildiği şirketlerin tespit edilen adreslerine tebliğ yapıldıktan sonra varsa bildirecekleri delillerin de toplanması gerektiğine işaret edilmiş ise de,
    ihbar olunan şirketlerin “bildirecekleri delillerinin toplanması” hususu 6100 sayılı HMK’nın 25’inci maddesinde düzenlenen taraflarca getirilme ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden, bozma kararında yer alan söz konusu ifadenin de isabetsiz olduğunu belirtmek gerekmektedir.

    O hâlde açıklanan bu nedenlerle yerel mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olup direnme kararı yerindedir.

    Ne var ki, hüküm altına alınan alacak miktarlarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

    S O N U Ç: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup; hüküm altına alınan alacak miktarlarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.02.2018 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2017/2316 Karar : 2017/1512
    Tarih : 6.12.2017

    • HMK 62. Madde

    • İhbarın Şekli

    Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

    Davacı vekili davalı şirket ile dava dışı firmalar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunduğunu ve davacı işçinin arıza bakım ve onarım teknisyeni olarak çalıştığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, yol ve yemek ücretlerinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili davacı işçinin yüklenici firma işçisi olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece bilirkişi tarafından düzenlenen raporun dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Hükmün davalı Dicle Elekt. Dağ. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

    Mahkemece ihbar dilekçesinde ihbar sebebi olarak davacının yüklenici firmanın işçisi olması, sosyal haklar ve ödemelerin yüklenici firma tarafından yapılması gösterilmiş olup, ihbar istemi incelendiğinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereği asıl işverenlerin alt işveren işyerleri ile ilgili tüm defter ve belgeleri ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak belli süre saklama yükümlülüğü bulunduğu, davalı işverenin alt işverendeki tüm belgeleri saklamak zorunda olduğundan ihbar dilekçelerin tebliği ile yetinilmesi gerektiği, söz konusu ihbar dilekçelerinin ihbar talep edilen şirketlerin adreslerinin davalı tarafından mahkemeye doğru sunulmaması nedeniyle tebliğ edilemeden döndüğü, bu nedenle bozma kararının son paragrafında geçen özlük dosyalarının ve ödemelerin alt işverenden müzekkere ile istenmesine gerek olmadığı, bu hususta benzer mahiyette birçok karar verildiği, Yargıtay tarafından da saklama yükümlülüğü gözetilerek kararların onandığı, genel nitelikte bozma yapılması ve asıl işverenin belge saklama yükümlülüğü göz ardı edilerek kararın bozulmasının hatalı olduğu gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir.

    Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davalı şirket tarafından hizmet alımı suretiyle iş üstlenen yüklenici firmalara davanın ihbar edilmesine ilişkin dilekçenin tüm şirketlere tebliği sağlanıp tebliğ edildiğine dair tebligat parçalarının eksiksiz temin edilmesinin gerekip gerekmediği, ayrıca tebliğe rağmen ihbar olunan şirketlerin yargılamayı takip etmemeleri hâlinde davacı işçiye ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgelerinin ve hizmet alım sözleşmelerinin birer suretlerinin söz konusu şirketlerden müzekkere ile istenilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.

    Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce direnme kararı gerekçesi dikkate alındığında, mahkemece verilen kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre de temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılacağı hususu ön sorun olarak tartışılmış olup hükmün Özel Dairece davanın ihbarı yönünden bozulması üzerine mahkemece davanın ihbarı ile ilgili olarak bozma kararına karşı gerekçeleri sıraladığı ve böylece bozma nedenlerini karşıladığı görülmekle ön sorun bulunmadığı oy çokluğu ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

    İşin esasına geçilmeden önce davanın ihbarı ile hukuki dinlenilme hakkı üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.

    I- Görülmekte (derdest) olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı (duyurulması) denir. Davanın ihbarının iki amacı vardır:

    Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. Bu yardım da, iki şekilde olur:

    Üçüncü kişi davaya (fer’î) müdahele edebilir ya da dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davada ihbar eden tarafı temsil edebilir.

    Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:IV, 2001, s.3515 vd).

    Davanın ihbarı ve şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61’nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “(1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.

    (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.”

    Davanın ihbar edilebilmesi için bazı şekli unsurların bulunması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, açılmış ve görülmekte olan (derdest) bir davanın mevcut olmasıdır. Özel durumlar bir tarafa bırakılırsa, davanın ihbarından söz edilebilmesi için, eşyanın tabiatı gereği, her şeyden önce, ortada ihbar edilebilecek bir davanın mevcut olması gerekir. Bunun yanında, davanın ihbar edileceği üçüncü kişinin dava ehliyetine sahip olması, ayrıca görülmekte olan davanın taraflarına nazaran “üçüncü kişi” durumunda bulunması, davanın ihbarının diğer usuli şartlarıdır. Şüphesiz bütün bunların yanında, ihbarı haklı kılan bir “ihbar sebebi”nin, diğer bir ifadeyle, hukuki yararın da mevcut olması gerekir (Atalı, M.: Medeni Usul Hukukunda Davanın İhbarı, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.71).

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İhbarın şekli” başlıklı 62’nci maddesine göre, “(1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.

    (2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.”

    Bu düzenlemeler karşısında davanın ihbarının yazılı yapılması gerektiği, bunun dışında bir sınırlama bulunmadığı görülmüştür. Ayrıca gerek kötü niyetli davranışların önüne geçebilmek gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi de maddede vurgulanmıştır.

    Maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek, yargılamanın gereksiz uzaması ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir.

    Davanın ihbarı mahkeme aracılığı ile yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da yapılması mümkündür. Davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar vermemelidir. Mahkeme ihbar dilekçesinin üçüncü kişiye tebliği ile yetinmelidir.

    II- Ülkemizin de taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir.
    Bu düzenleme ile adil yargılanma hakkını oluşturan ilkeler; kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde makul sürede açık ve hakkaniyete uygun olarak yargılama yapılması şeklinde ifade edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında masumiyet karinesi, üçüncü fıkrasında ise suç şüphesi altındaki kişinin hakları sıralanmıştır.

    1982 tarihli Anayasa’nın 36’ncı maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklik ile “adil yargılanma hakkı” anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Söz konusu düzenleme ile “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

    Adil yargılanma hakkı ile ilgili anayasal düzenlemenin bu madde ile sınırlı olmadığı, İHAS’ın 6’ncı maddesinde düzenlenen ilkelerin bir kısmının dağınık şekilde Anayasa’da yer aldığı da bir gerçektir (Anayasa’nın 2’nci maddesi ile hukuk devleti ilkesi; 141’inci maddesi ile aleni yargılama ve kararların gerekçeli olması ilkesi; 138’inci maddesinde mahkemelerin bağımsız olması ilkesi gibi).

    Bununla birlikte adil yargılanma ilkesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda göz önünde bulundurulacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıca düzenlenmiştir. Bu Kanun’un 27’nci maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasa’nın 36’ncı maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.

    İHAS’ın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında “Her şahıs…davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkına haizdir…” şeklindeki düzenleme karşısında silahların eşitliği ve çelişmeli yargı ilkeleri de hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesini sağlayan unsurlar arasında önemli bir yere sahiptir.

    İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) silahların eşitliği ilkesini şöyle tanımlamaktadır: "Silahların eşitliği, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu" demektir (İnceoğlu, S.: Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme, 1. Baskı, 2013, s.239 vd.).

    Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmıyorsa, silahların eşitliği açısından ihlal doğabilmektedir (De Haes ve Gijsels-Belçika davası, Başvuru no:19983/92, 24.02.1997; İnceoğlu, a.g.e. s.239).

    Sözleşme organları, bilirkişi tayin edilmesi, tanık dinlenmesi gibi taleplerin veya başka tür delillerin reddedilmesinin yargılamayı hakkaniyetsiz hâle getirebileceğini dikkate almakla birlikte, bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esas olarak milli mahkemelerde olduğunu belirtmektedir. İHAM, Vidal-Belçika kararında, delillerin davayla ilgisi hakkında görüş açıklamanın kendi görevi olmadığını belirtmekle birlikte, milli mahkemenin kararında dinletilmek istenen tanıkların neden reddedildiğine ilişkin gerekçe göstermemesinin md 6’ya aykırı bulmuştur. Milli mahkeme tanık dinlenmesini gerekçe göstererek reddetse dahi, gösterdiği gerekçe İHAM tarafından tutarlı olup olmaması bakımından incelenmektedir (İnceoğlu, a.g.e., s. 251).

    Yine İHAM’a göre hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, milli mahkemelere davanın taraflarınca sunulan delil ve iddiaları, davayla ilgili olup olmadığına ilişkin bir ön yargı taşımaksızın, iyi inceleme yükümlülüğü vermektedir (İHAM, Kraska-İsviçre kararı, İnceoğlu, a.g.e., s.251).

    Anayasa Mahkemesi (AYM) de silahların eşitliği ve çelişmeli yargı ilkelerini adil yargılanma hakkının temel ilkelerinden biri olarak kabul etmiştir. Mahkemeye göre, “silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, para.32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B. No. 2013/2116, 23/1/2014, para.18)”.

    Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altında oldukları tespitinde bulunduktan sonra, “…Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri için de gereklidir. Kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasında açık ve somut biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Bayram Özkaptanoğlu, B. No:2013/1015, 08.04.2015; AYM’nin aynı yönde Sencer Başat ve diğerleri, B. No.2013/7800, 18/6/2014 kararı).

    III- Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı şirket vekili davanın ihbarına ilişkin dilekçede davacı işçinin yüklenici firma işçisi olduğunu ve tüm sosyal haklar ve SGK gibi ödemelerinin yüklenici firma tarafından yapıldığını belirterek davanın bu firmalara ihbarını talep etmiştir.

    Mahkemece davalı tarafından adresleri bildirilen firmalara ihbar dilekçesi tebliğe çıkarılmıştır.

    Takip eden 19.01.2015 tarihli duruşmada mahkemece, bir kısım ihbar olunan firmalara tebligat yapıldığına dair tebligat parçalarının döndüğü, bir kısmının ise dönmediği belirtilerek, bu aşamada ihbar dilekçelerinin dönüşünün beklenilmesinin gereksiz yere yargılamayı uzatacağından tebligat parçalarının bazılarının dönüşünün beklenilmesine yer olmadığına karar verilerek yargılamaya devamla hüküm kurulmuştur.

    Hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece öncelikle ihbar dilekçelerinin tebliği sağlanarak tebligat parçalarının eksiksiz dosyaya alınarak söz konusu ihbar olunan şirketlerin sunmaları hâlinde beyan dilekçeleri ile varsa delillerinin toplanması gerektiği belirtilmiş, akabinde ihbar talep edilen şirketlerin yargılamayı takip etmemeleri hâlinde davalı şirketin cevap dilekçesinde ve aşamalarda belirttiği üzere davacı işçiye ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgelerinin ve hizmet alım sözleşmelerinin birer suretlerinin bu şirketlerden müzekkere ile istenilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur.

    Mahkemece bozma kararının ihbar dilekçelerinin tebliğine ilişkin kısmına yönelik olarak ihbar isteminin sosyal haklar ve ödemeler nedeniyle yapılması talebi dikkate alındığında bu dilekçelerin tebliği ile yetinilmesi gerektiği, davalı tarafından ihbar talep edilen firmalara ait adreslerin doğru sunulmaması nedeniyle bir kısmının tebliğ edilemediği belirtilmiş olup, gerçekten de söz konusu adreslerin davalı tarafından mahkemeye bildirildiği, mahkemece ihbar dilekçelerinin belirtilen adresler gözetilerek tebliğe çıkarıldığı, bir kısmının tebliğ edildiği buna karşılık bir kısmının ise tebliğ edilemediği görülmüştür.

    Hâl böyle olunca, davanın ihbarı talep edilen şirket adreslerine ihbar dilekçesinin tebliği ile yetinilmesi gerekeceğinden mahkemece, bozma kararının bu yönüne ilişkin direnme gerekçesi yerindedir.

    Ne var ki mahkemenin belge saklama yükümlülüğü yönünden oluşturulan gerekçesi isabetli değildir. Şöyle ki; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, “işveren, işyeri sahipleri; iş yeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflas idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde on beş gün içinde ibraz etmek zorundadır.”

    Bu düzenleme ile belge saklama yükümlülüğünün, işçiyi çalıştıran gerçek ve hukuki işverene ait bulunduğu, asıl işverenin işçiye yapılan ödemelere (ücret, fazla çalışma, genel tatil, hafta tatili vs) ilişkin bordro, ücret pusulası ya da banka kayıtlarını tutmakla yükümlü olmayacağı açıktır. Dolayısıyla somut olayda davacı, davalı şirket işçisi olmayıp davalı şirketten ihale ile iş üstlenen dava dışı ihbar olunan şirketler işçisi olarak davalı iş yerinde çalıştığı, davalı şirketin asıl işveren sıfatıyla sorumluluğu bulunduğundan bahisle davanın açıldığı görülmekle asıl işveren sıfatına sahip davalı şirketin, davacının özlük dosyası ile yapılan ödemelere ilişkin bordro, banka kaydı gibi belgeleri tutma ve saklama yükümlülüğünün bulunmadığı açıktır.

    Mahkemece, davalı şirket tarafından cevap dilekçesinde ve yargılamanın devam eden aşamalarında davacıya ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgeleri ve hizmet alım sözleşmelerinin dava dışı ihbar olunan firmalardan istenilmesine dair talebi dikkate alınarak bu belgelerin dava dışı ihbar olunan şirketlerden istenilmesi gerekmektedir.

    Dolayısıyla mahkemece, davalı şirketin savunmasının dayanağını oluşturan işin esasına ilişkin davacı işçinin şahsi dosyası, bordro gibi ödeme belgeleri ile hizmet alım sözleşmelerinin ihbar olunan dava dışı şirketlerden istenilmemiş olması davalı yönünden hukuki dinlenilme hakkının da ihlali niteliğindedir.

    O hâlde mahkemece yapılması gereken davalının talebi dikkate alınarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221’inci maddesi uyarınca üçüncü kişi durumunda bulunan ihbar olunan firmalardan söz konusu belgeleri müzekkere ile isteyerek dosya arasına almak ve sonucuna göre karar vermek olmalıdır.

    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen gerekçelerle bozulması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle çoğunlukça benimsenmemiştir.

    Sonuç olarak yukarıda belirtilen bu değişik gerekçe ile direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.12.2017 gününde oy çokluğu ile karar verildi.



  • YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/36079 Karar : 2015/20475
    Tarih : 26.10.2015

    • HMK 62. Madde

    • İhbarın Şekli

    Davacı, davalı idarenin alt işverenlerinde aralıksız olarak işçi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir sebebe dayanmaksızın feshedildiğini beyanla kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

    Davalı, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Taraflar arasında davanın davacının çalıştığı diğer alt işverenlere ihbar edilip edilmeyeceği hususu uyuşmazlık konusudur.

    Davanın ihbarının düzenlediği 6100 sayılı HMK.'nun 61`inci maddesinde “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” hükmü getirilmiştir.

    İş davalarında özellikle işçinin aynı asıl işverene ait işyerinde aralıksız şekilde birden çok alt işveren nezdinde çalışması durumunda, davalı asıl veya alt işverenlerin dava sonunda ödemek durumunda kalacakları dava konusu alacakları diğer alt işverenlere rücu etme hakkı bulunduğundan ve özellikle uzun bir çalışma dönemine ilişkin davalarda birden çok alt işveren nezdinde çalışmalar mevcut olduğundan, bu çalışmalara ilişkin ödeme yapılmış olması ve bu ödemelere ilişkin evrakların bu alt işverenlerde bulunması ihtimaline karşı davanın ihbarı ayrıca önem kazanmaktadır. Mahkemece davanın ihbarı talepleri, 6100 sayılı HMK'nun 62`nci maddesi gereği asıl veya alt işveren davalıların davayı ihbar taleplerinin yazılı olması, davanın ihbar edileceği kişilerin adresleri ile bildirilip bildirilmediği ve tebligat masraflarının yatırılıp yatırılmadığı hususları dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir.

    Somut olayda davalının dava dilekçesine karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde, davanın ihbar edileceği şirketlerin adreslerini içerir listesini de ekleyerek davanın ihbarı talebinde bulunmuş olmasına rağmen mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması hatalı olup bozma nedenidir.

    Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle ( BOZULMASINA ), bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/7091 Karar : 2014/7762
    Tarih : 10.04.2014

    • HMK 62. Madde

    • İhbarın Şekli

    Davacı, toplu iş sözleşmesinden doğan ücret zammı farkı, sosyal yardım alacağı ile ücret fark alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

    Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

    Davacı toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

    Davalı Sağlık Bakanlığı, zamanaşımı süresinin dolduğunu ve davacının işi üstlenen şirketlerin işçisi olduğundan davanın davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece bilirkişi raporundaki hesaplamalar göre davanın kabulüne karar verilmiştir

    Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. maddesinde taraflardan birinin davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği anılan Kanun`un 62. maddesinde ise ihbarda, yazılı olarak sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerektiği, ihbar sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamayacağı ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

    Somut olayda davalı asıl işveren cevap dilekçesinde isimlerini ve sorumluluk sebeplerini de açıklar şekilde alt işverenlerin davaya ihbarını talep ettği halde usule uygun yapılan bu istemin değerlendirilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

    Kabule göre mahkemece, bilirkişi tarafından toplu iş sözleşmesine göre hesaplanan alacak isteklerinin dayanağı olan toplu iş sözleşmesi dosyaya getirtilip, hesap raporunun denetimi yapılmadan ve Yargıtay denetiminine de imkan vermeyecek şekilde eksik bilgi ve belgelerle karar verilmesi hatalıdır.

    Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden ( BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/15126 Karar: 2015/751
    Tarih: 28.01.2015

    • HMK 62. Madde

    • İhbarın Şekli

    Davacı, 02.03.2004-26.03.2013 tarihleri arasında davalı idarenin alt işverenlerinde aralıksız olarak işçi olarak çalıştığını, iş akdinin kendisi tarafından emekli olması nedeniyle feshedildiğini bildirerek kıdem tazminatı alacağının tahsilini talep etmiştir.

    Davalı, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Taraflar arasında davanın davacının çalıştığı diğer alt işverenlere ihbar edilip edilmeyeceği hususu uyuşmazlık konusudur.

    Davanın ihbarının düzenlediği 6100 sayılı HMK'nun 61 inci maddesinde "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." hükmü getirilmiştir. İş davalarında özellikle işçinin aynı asıl işverene ait işyerinde aralıksız şekilde birden çok alt işveren nezdinde çalışması durumunda, davalı asıl veya alt işverenlerin dava sonunda ödemek durumunda kalacakları dava konusu alacakları diğer alt işverenlere rücu etme hakkı bulunduğundan ve özellikle uzun bir çalışma dönemine ilişkin davalarda birden çok alt işveren nezdinde çalışmalar mevcut olduğundan, bu çalışmalara ilişkin ödeme yapılmış olması ve bu ödemelere ilişkin evrakların bu alt işverenlerde bulunması ihtimaline karşı davanın ihbarı ayrıca önem kazanmaktadır. Mahkemece davanın ihbarı talepleri, 6100 sayılı HMK'nun 62'nci maddesi gereği asıl veya alt işveren davalıların davayı ihbar taleplerinin yazılı olması, davanın ihbar edileceği kişilerin adresleri ile bildirilip bildirilmediği ve tebligat masraflarının yatırılıp yatırılmadığı hususları dikkate alınmak suretiyle değerlendirilmelidir.

    Somut olayda davalının dava dilekçesine karşı vermiş olduğu cevap dilekçesinde, davanın ihbar edileceği şirketlerin adreslerini içerir listesini de ekleyerek davanın ihbarı talebinde bulunmuş olmasına rağmen mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması hatalı olup bozma nedenidir.

    SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, temyiz nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 28.01.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.