HMK Madde 61



  • İhbar ve Şartları

    HMK Madde 61

    (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.

    (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.




  • HMK Madde 61 Gerekçesi

    Maddede taraf ihbarı ve şartları düzenlenmiştir.

    Birinci fıkrada, rücu için temel şart olarak, hem tarafın kendisine rücu edilmesi, hem de kendisinin rücu etmesi ihtimali dikkate alınarak düzenleme yapılmıştır. 1086 sayılı Kanunda, sadece tarafın üçüncü kişiye rücu ihtimali dikkate alınmıştır. Oysa, davanın sonucuna göre tarafın kendisine de rücu ihtimali ortaya çıkabilecektir. İhbar yapılacak kişinin o yargılama bakımından üçüncü kişi sayılması gerekir. Şartları oluşmuşsa, her iki tarafın da bu yola başvurması mümkündür. İhbarın tahkikat sonuçlanıncaya kadar yapılabilmesi öngörülmüştür. Böylece genel bir ifade yerine, tahkikat sonuçlanıncaya kadar ihbarın mümkün olduğu kabul edilmiştir. Tahkikat aşamasından sonra ihbarın yapılması, istenen sonucu tam olarak gerçekleştirmeyeceği gibi, yargılamayı uzatıcı bir sonuç da doğuracağından kabul edilmemiştir.

    İkinci fıkrada, kendisine dava ihbar edilenin de başkasına bu davayı ihbar edebileceği açıkça belirtilmiştir. 1086 sayılı Kanunda ayrı bir maddede düzenlenen bu husus, sistematik bütünlük sağlamak amacıyla maddenin ikinci fıkrası hâline getirilmiştir.



  • HMK 61 (İhbar ve Şartları) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/13447 Karar : 2018/11774
    Tarih : 4.07.2018

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Asıl dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı satış işleminin iptali birleşen dava vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

    Mahkemece, davalı ... bakımından davanın kabulüne, diğer davalılar bakımından davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece, “Somut olayda, davacı her nekadar yargılama aşamasında tapu iptali ve tescil isteği olarak talebini açıklamışsa da, usuli dairesinde bir tescil davası açılmadıkça ıslah suretiyle davanın iptal ve tescil davası olarak sürdürülmesi olanağı yoktur. Hal böyle olunca; yukarıdaki ilkeler gözetilerek işlem yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. ” gerekçesi ile bozulmuş mahkemece bozmaya uyulduktan sonra tescil istekli olarak açılan 2013/558 esas sayılı dava eldeki dava ile birleştirilip yapılan yargılama neticesinde asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiş, hüküm tüm davalılar ve ihbar olunan Hazine tarafından temyiz edilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacıya ait çekişme konusu 1306 parsel sayılı taşınmazın davacı tarafından dava dışı ... ’e verilen ... .Noterliği’nin 18.08.2005 tarih ... yevmiye numaralı vekaletnamesi kullanılarak 25.12.2008 tarihli resmi akitle davalı ... ’na satış suretiyle temlik edildiği, daha sonra davalı ... adına vekaleten dava dışı ... tarafından ise 16.03.2009 tarihinde diğer davalı ... ’e devredildiği anlaşılmaktadır.

    Hemen belirtmek gerekir ki, vekil ... ile davalı ... ’in el ve işbirliği içinde davacıyı zararlandırdıkları, son kayıt maliki ... ’ın ise ... ile önceden birbirlerini tanıdıkları, arkadaş oldukları ve iyiniyetli olmayıp Türk Medeni Kanunu 1023.maddesi koruyuculuğundan yararlanamayacağı gözetilerek davanın kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davalılar ... ve ... ’ın temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.

    Birleşen davaya gelince, tapu iptal ve tescil davalarının kayıt maliki ya da malikleri aleyhine açılması gerektiği kuşkusuzdur. Bir başka husus ise Türk Medeni Kanunu 1007.maddesi uyarınca açılacak davalarda hasım Hazine olmalıdır. Tapu Müdürlüğü’nün bu dava bakımından husumet ehliyeti yoktur.

    Diğer bir husus ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu 61 ve devamı maddelerinde davayı ihbar kurumu düzenlenmiş olup, dava kendisine ihbar edilen, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.

    Hukuk Muhakemeleri Kanunu 61. maddesinde düzenlendiği üzere, görülmekte olan davanın taraflarından birinin üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesi ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesi davanın ihbarıdır.

    Kendisine dava ihbar edilen kişi ihbar eden tarafın yardımcısı durumunda olduğundan ihbar edilen kişi hakkında hüküm kurulamaz ve dava kendisine ihbar edilen kişi kararı kendi adına temyiz edemez. Bu nedenle ihbar olunan Hazine’nin temyiz dilekçesinin reddine.

    Tapu Müdürlüğünün temyiz itirazlarına gelince; Tapu müdürlüğü hakkındaki davanın husumetten reddi gerekirken bu konuda olumlu olumsuz bir karar verilmediği gibi yargılama giderlerinden sorumlu tutulması da doğru değildir.

    Davalı ... ’nün temyiz itirazları değinilen yönler itibari ile yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/7983 Karar : 2018/6909
    Tarih : 13.03.2018

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Taraflar arasında görülen davada;

    Davacılar, kayden maliki oldukları 4 ... sayılı taşınmaza, davalı tarafın haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın yapı yapmak ve oturmak suretiyle müdahale edildiğini ileri sürerek, haksız el atmasının önlenmesi ve yapının yıkımını istemişlerdir.

    Davalı, çekişmeli taşınmazla ilgili kamulaştırma kararı alındığını ve ilgili ... nin 775 sayılı Yasa uyarınca kendisine tahsis ettiğini, yapının maliki olduğunun da ... siciline tescil edildiğini, davacılara ait ... kaydının hukuki değerini yitirdiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.

    İhbar olunan ... vekili, hukuki sorumluluğunun bulunmadığını belirtmiştir.

    İddianın sabit olmadığı gerekçesi ile bir kısım davacıların davasının reddine, bir kısım davacıların davasının ise açılmamış sayılmasına ilişkin olarak verilen karar, Dairece; ‘’ … ... kaynaklanan mülkiyete değer verilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru değildir. ‘’ gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davacılar ... ve ... ’in davasının kabulüne, diğer davacılar yönünden ise karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir.

    Karar, ihbar olunan ve davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 13.03.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat ... ile temyiz edilen davacılar ... vd. vekili Avukat ... Köroğlu, yine temyiz eden ihbar olunan ... vekili Avukat ... Öner geldiler duruşmaya başlandı, davetiye tebliğine rağmen davacılar ... vd. vekili Avukat ... gelmedi, yokluğunda süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

    Her ne kadar ihbar olunan ... vekili tarafından da hüküm temyiz edilmiş ise de, 6100 sayılı HMK’nun 61. vd maddeleri uyarınca dava ihbar olunan üçüncü kişinin kendiliğinden davada taraf haline gelmeyeceği ve ihbar olunan ... ’nın da asli veya fer’i müdahale talebi bulunmadığı gözetilerek ihbar olunan vekilinin temyiz dilekçesinin sıfat yokluğundan reddine.

    Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

    Hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyiz itirazı yerinde değildir. Reddi ile usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan gelen davalı vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz eden ihbar olunandan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz eden ihbar olunana geri verilmesine, aşağıda yazılı 4.037.15.-TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 13.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/5424 Karar : 2017/10528
    Tarih : 15.06.2017

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    A) Davacı İsteminin Özeti:

    Davacı vekili; müvekkilinin 2009 Ağustos ayında davalı Bakanlık’a bağlı ... Askeri Veteriner Okulu’nda ihaleyi alan taşeron firmada servis elemanı olarak asgari ücret karşılığı çalıştığını, Nisan 2010 ayında fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti ve hafta tatili ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle iş akdini haklı olarak feshettiğini iddia ederek, fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

    B) Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı vekili; husumet ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, hazır yemek işinin asıl işleri olmadığını, bu işin yürütülmesine yönelik işçi çalıştırılmadığını, hazır yemek hizmetinin piyasadan ihale ile alındığını, bu durumda asıl işveren olarak değerlendirilemeyeceklerini, ihaleyi alan yüklenicinin asıl işveren olduğunu, işçi alımını yüklenicinin yaptığını, talimatları yüklenicinin verdiğini, işçilerin ücretini ödediğini, bordrolarını düzenlediğini, SGK primlerini yatırdığını ve işten çıkarttığını, bu sebeple asıl işveren olarak yüklenicinin sorumlu tutulması gerektiğini, idarenin elinde bulunmayan kayıtların yüklenici firmalardan celbedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

    C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    D) Temyiz:

    Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

    E) Gerekçe:

    Taraflar arasında, davanın ihbarı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

    6100 sayılı HMK'nın 61'inci maddesinde, “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” hükmü getirilmiştir.

    İş davalarında özellikle işçinin aynı asıl işverene ait işyerinde aralıksız şekilde birden çok alt işveren nezdinde çalışması durumunda, davalı asıl veya alt işverenlerin dava sonunda ödemek durumunda kalacakları dava konusu alacakları diğer alt işverenlere rücu etme hakkı bulunduğundan ve özellikle uzun bir çalışma dönemine ilişkin davalarda birden çok alt işveren nezdinde çalışmalar mevcut olduğundan, bu çalışmalara ilişkin ödeme yapılmış olması ve bu ödemelere ilişkin evrakların bu alt işverenlerde bulunması ihtimaline karşı davanın ihbarı ayrıca önem kazanmaktadır.

    Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi davalı asıl işveren bünyesinde değişen alt işverenler nezdinde yemek servis görevlisi olarak çalışmış olup, dava sadece asıl işverene karşı açılmıştır.

    Davalı asıl işveren vekili 17.03.2014 havale tarihli dilekçesinde idarenin elinde bulunmayan tüm bilgi ve belgelerin dava dışı şirketlerde bulunduğunu belirterek davanın, davacı işçinin çalıştığı alt işverenlere ihbarını istemiş, anılan yazı ekinde ilgili alt işverenlerin unvanlarını bildirmiştir. Özellikle davacıya bir ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti bakımından alt işverenlere davanın ihbarı önem arz etmektedir.

    Davalının açık talebine rağmen bu talep hakkında bir işlem yapılmayarak hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

    F) Sonuç:

    Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 15.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/6248 Karar : 2017/5150
    Tarih : 8.06.2017

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Davacı vekili 09/01/2014 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... ili, ... ilçesi, ... köyü (Mah.) 161 parsel sayılı 114.000 m² büyüklüğündeki tarla vasfındaki gayrimenkulü 13/02/1995 tarihinde tapu sicil kayıtlarına itimat edilerek ...A.Ş' den bedelini ödeyerek satın aldığını, şirketin taşınmazı 28/07/1986 tarihinde ...'dan satın aldığını, ...`ın taşınmazı 16/12/1955 yılında 4753 sayılı Kanuna uygun olarak kurulan Maki Tefrik Komisyonu tarafından orman kapsamı dışına çıkarılması nedeniyle 4753 sayılı Topraklandırma Kanunu hükümlerine göre T.C Devleti tarafından tanzim edildiğini, söz konusu tapunun defalarca el değiştirmesine izin verildiğini, dava konusu taşınmazda İSKİ lehine kamulaştırma şerhi bulunması nedeniyle İSKİ ile müvekkili arasında kamulaştırma görüşmelerinin yapıldığını, müvekkilinin söz konusu gayrimenkulü iktisap ettiği tarihte tapu kaydı üzerinde "Ormanla ilişkisi vardır" şerhinin bulunmadığını, müvekkilinin iktisap tarihinin 13/02/1995 olduğunu, 28/11/1995 tarihinde tapuya orman şerhinin işlendiğini, müvekkilinin ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/02/2002 tarihinde orman şerhinin kaldırılması için dava açıldığını, 11/12/2003 tarih, 2000/276 E. - 2003/1018 sayılı kararı ile reddedildiğini, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 25/04/2005 tarihli ve 2005/1208 E. - 2005/5174 K. sayılı kararıyla kararın usûlden bozulduğunu, ilgili davalar sonucunda Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 02/06/2008 tarih 2008/5562 E. - 2008/8055 sayılı kararıyla müvekkilinin karar düzeltme talebinin reddedildiğini ve müvekkilinin tapusunun iptaline dair mahkeme kararının kesinleştiğini, müvekkilinin zarara uğramasının nedeninin özel mülkiyete tabi olduğu kabul edilen söz konusu gayrimenkulü daha sonra "Orman" olarak sayıp kamulaştırma yapmadan ve hiçbir bedel ödemeden tapusunun iptal edildiğini, bu nedenlerle müvekkilinin gerçek zararının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 14/01/2014 tarihli ıslah dilekçesi ile;100.000,00.-TL olarak gösterdiği dava değerini 6.840,000,00.-TL’ye yükseltmiştir.

    Mahkemece yapılan yargılama sonucu davacının ıslah edilmiş davasının kabulü ile; 4721 sayılı Kanunun 1007 sayılı maddesi uyarınca, 6.840.000,00.-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiş, hükmün davalı Hazine ve ihbar olunan Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 19/01/2017 tarih ve 2015/13023 – 2017/257 E.- K. sayılı ilamı ile sair hususlar incelenmeksizin nisbi dava ve ıslah harcı yatırılmadığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacılar vekili tarafından hüküm kurulmadan önce ıslah harcının yatırıldığı belirtilerek karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.

    Dava, TMK`nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemine ilişkindir.

    İhbar olunan ... temyiz itirazları bakımından;

    1- Usul hükümlerine göre davada taraf olmayan bir kimse aleyhine veya lehine hüküm kurulamaz. Hüküm ancak taraflar hakkında verilebilir. 6100 Sayılı HMK'nın 61. vd. maddeleri uyarınca (mülga 1086 Sayılı HUMK'nun 49. vd. maddeleri) ihbar üzerine davaya katılan 3.kişi, ihbar eden tarafın yardımcısı ve temsilcisi olup, feri müdahil konumundadır ve aynı kanunun 69. maddesi (mülga 1086 sayılı HUMK`nun 57. md.) uyarınca da yargılama sonunda, hüküm feri müdahil hakkında değil, taraflar hakkında verilir. Dolayısıyla ihbar olunan 3.kişi, ihbar edenin adına, onun temsilcisi olarak, hükmü temyiz edebilirse de, kendisi adına temyiz edemez. Ancak, aynı madde hükmüne aykırı olarak ihbar olunan hakkında da hüküm verilmişse, ihbar olunan, hükmün kendisine ilişkin bölümünü kendi adına temyiz edebilir.

    Somut olayda; davalı Hazinenin talepte bulunması üzerine, Orman Yönetimi açılan davada ihbar edilen sıfatıyla yer almış ancak davaya bir müdahalesi de olmamıştır. ihbar olunan davanın tarafı değildir. Zaten mahkemece de buna uygun olarak aleyhine ya da lehine hüküm kurulmamıştır. Bu nedenle ihbar olunan vekilinin hükmü temyiz etme yetkisi bulunmamakla, temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

    2- Davalı ... temyiz itirazları bakımından;

    İncelenen dosya kapsamına göre dava konusu ... köyü 161 parsel sayılı taşınmazın 114000 m2 yüzölçümü ve tarla vasfı ile tapulama sonucu 1969 yılında... adına tapuya tescil edildiği,13/02/1995 tarihinde davacı tarafından satın alındığı, 28.11.1995 tarihinde “ormanla ilişiği vardır”şerhinin yazıldığı, daha sonra davacı ...’ın ... ve ... karşı 161 parsel sayılı taşınmazda bulunan orman şerhinin kaldırılması için dava açtığı, birleşen dosyada ise Orman Yönetimi tarafından tapu maliki ...’a karşı taşınmazın kesinleşen orman sınırları içerisinde kaldığı gerekçesi ile tapu iptal ve orman vasfı ile tesciline yönelik dava açtığı, ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/319 Esas - 2007/62 Karar sayılı dosyada yapılan yargılama sonucu ... tarafından açılan davanın reddine, ...i tarafından açılan davanın kabulü ile 161 parsel sayılı taşınmazın tapusunun iptali ile orman vasfı ile tesciline karar verilmiş, hüküm temyiz incelemesinden geçerek 02/06/2008 tarihinde hüküm kesinleşmiş, taşınmaz 19/10/2010 tarihinde hükmen orman vasfı ile tescil edilmiştir. Eldeki dava ise; 09/01/2014 tarihinde açılmıştır.

    4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. - 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. - 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. - 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.

    4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil istekli davaların kesinleştiği tarih itibariyle mülkiyet hakkı sona ereceğinden bu tarih itibariyle tapusu iptal edilen gerçek ve tüzel kişilerin zararı oluşacaktır. Dolayısıyla bu tür bir dava taşınmazların mülkiyetinin yitirilmesine ilişkin iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihten sonra açılabileceğinden, mülkiyetin kaybedildiği tarih itibariyle de taşınmazların değerlerinin tespit edilmesi gerekmektedir.

    Zararın meydana geldiği tarihe göre de tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Değerlendirme tarihi itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.

    Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.

    Taşınmaz değerlendirme tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde ise Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.

    Bu hususlar belediye başkanlığından ve su ve elektrik idarelerinden ve diğer ilgili merciilerden sorulup alınacak cevap yazılarına göre taşınmazın değerlendirme tarihinde (tapu iptali ve tescil davalarının kesinleştiği tarihte) arsa niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.

    Mahkemece tapusu iptal edilen taşınmazın arsa olarak belirlenmesi halinde, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek, üzerinde bina var ise, Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re`sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi, emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip, dava konusu taşınmazın, emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda denetlenmesi, dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği arazi olarak belirlenir ise, arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazların değeri, tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihe göre hesaplanmalı, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre tespit ettirilmeli, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması gerekmektedir.

    Somut olaya gelince ormanlar özel mülkiyete konu olamayacak ise de genel arazi kadastrosu sırasında taşınmaz hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenerek tapu kütüğünün gerçek kişiler adlarına oluşturulduğu, daha sonra satış yoluyla davacıya geçtiği, bu şekilde tapu sicili hatalı olarak tutulduğundan, TMK`nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların gerçek zararlarının karşılanması gerektiği kuşkusuzdur.Davacıların zararı, ... 1. Asliye Hukuk mahkemesinin 2005/319 Esas -2 007/62 Karar sayılı kararının kesinleştiği 02/06/2008 tarihinde oluşmuş olup, mahkemece bu tarihin değerlendirme tarihi olarak esas alınması ve bu tarih itibari ile yularda belirtilen esaslara göre taşınmazın niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir.

    Ne var ki;dosyada dava tarihi değerlendirme tarihi olarak esas alınmış ve değerlendirme tarihi itibari ile taşınmazın niteliği belirlenmemiştir.

    Hal böyle olunca çekişmeli taşınmazın tapu iptali ve tescil davasının kesinleştiği tarihte yukarıda açıklanan Bakanlar Kurulu kararı ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı çerçevesinde arsa vasfında olup olmadığı yeniden araştırılmalı, taşınmazın bu ilkelere göre arsa niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde emsal incelemesi ve kıyaslaması yöntemiyle, arazi niteliğinde olduğunun saptanması halinde ise tarımsal gelir metoduna göre tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihteki gerçek değeri tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

    Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairenin 19/01/2017 tarih, 2015/13023 E. - 2017/257 K. sayılı bozma kararının kaldırılarak,
    1)Birinci bentte açıklanan nedenlerle ihbar olunan ... temyiz itirazlarının REDDİNE,
    2)İkinci bente açıklanan nedenlerle hükmün değişik gerekçe ile BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 08/06/2017 günü oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4189 Karar : 2017/2780
    Tarih : 14.03.2017

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Dava, aile konutu olduğu ileri sürülen taşınmazın, davacı eşin rızası alınmadan davalı ... tarafından dava dışı tarafından da tapu kayıt maliki İlhami'ye satış yoluyla yapılan devir sonucu oluşan tapu kaydının iptali ile yeniden davalı eş Kenan adına tescili ve taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulması talepli olarak, Kenan ve İlhami aleyhine açılmış, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

    Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın 26/08/2011 tarihinde davalı erkek eş ... tarafından ...'ye, ... tarafından da 03/11/2011 tarihinde ...'ye satıldığı anlaşılmaktadır. Dava sonucunda verilecek taşınmazı davalı eşten ilk defa satın alan ve son tapu kayıt malikine taşınmazı satış yoluyla devreden ...'nin de hak ve hukukunu etkileyeceğinden, mahkemece taşınmazı ilk satın alan ...'nin de davaya katılımı sağlanmalıdır. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir ( sayılı kararları). O halde mahkemece; dava konusu taşınmazı davalı eşten ilk defa satın alan ...'nin de davaya katılımı sağlanarak, gösterdiği takdirde delilleri toplanıp, diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 1.480,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 14.03.2017(Salı)

    KARŞI OY YAZISI

    Bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek bir hüküm kurulması gereken hallerde mecburi dava arkadaşlığı vardır. (HMKm.59) Mecburi dava arkadaşları ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. (HMK m.60)

    Somut olayda; dava konusu taşınmazın davalı ... tarafından, davacı kadın eşin açık rızası alınmadan satış suretiyle devri sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması isteğine ilişkindir. Dava, erkek eş Kenan ile tapu maliki olan ... aleyhine açılmıştır. Davalı ... bahsi geçen taşınmazı 26/08/2011 tarihinde kardeşi olan dava dışı Sedat Demirciye, tarafından da 03/11/2011 tarihinde satış yolu ile davalı ...'ye temlik edilmiştir.

    Uyuşmazlık; dava konusu taşınmazı davalı ...'dan devir olan ve davalı ...'ye devir eden ...'nin davada taraf olarak gösterilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkindir.

    Tapu iptali ve tescil davaları tapu malikine karşı açılır. Dava kabul edildiği takdirde verilecek iptal kararı da tapu malikleri yönünden hukuki sonuç doğuracaktır. Tapu malikleri birden fazla ise onlar arasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 59. maddesi anlamında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Eldeki davada ise tek tapu maliki . Nitekim davada da kendisi taraf olarak gösterilmiştir. Ara malik olan dava dışı ise dava tarihin de ve halen tapu maliki değildir. Dolayısıyla davalı ... ile arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur.

    Gerçekleşen duruma göre, davalılar ile arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmayan ...'nin davada taraf olarak gösterilmesi gerekmemektedir.

    Dava dışı Sedat'a davanın ihbar edilmesinin gerekip gerekmediği hususuna gelince, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 61. maddesi "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." hükmünü içermektedir. Davalı ...'nin yargılama sırasında davanın ihbarı yönünde mahkemeye ulaşmış bir talebi bulunmamaktadır. Mahkemenin de re'sen davayı ihbar etme yükümlülüğü ve yetkisi yoktur. Kaldı ki dava dışı tarafından yapılan bir müdahale talebi de mevcut değildir. Davanın kabul edilmesi halinde de tapu malikinin devir aldığı ara malike rücu davası açması da imkan dahilindedir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafından husumet tam ve doğru olarak yöneltilmiştir, eksik hasım yoktur. İşin esasının incelenmesini düşündüğümden değerli çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/7160 Karar : 2017/200
    Tarih : 26.01.2017

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Kullanım kadastrosu sırasında ... Mahallesi çalışma alanında bulunan ... ada ... parsel sayılı 4.335,54 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, 6831 sayılı Yasa'nın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, taşınmaz ve üzerindeki bir katlı binanın 2000 yılından beri ..., ..., ... ve ...'ın müştereken fiili kullanımlarında bulunduğu şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ..., taşınmazın 1/2 hissesinde kendi adına şerh verilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Mahkemece; davalılar ..., ... ve ...'in çekişmeli ... ada ... parsel sayılı taşınmazdaki zilyetlik haklarını dava tarihinden önce Noterlik tarafından düzenlenen 24.12.2012 tarihli muvafakatname ile dava dışı ...'na devrettikleri gerekçesiyle, davacının ... aleyhinde dava açma hakkının saklı olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç usul ve Yasa'ya uygun düşmemektedir. Dosya içerisinde bulunan ... Noterliği tarafından düzenlenen 24.12.2012 tarihli muvafatname ile, davalılar ..., ... ve ...'in, ... ada ... parsel sayılı taşınmazı, 6292 sayılı Kanun kapsamında akdi halefleri olarak ...'nun almasına ve adına tescil edilmesine muvafakat ettikleri anlaşılmaktadır. Ne var ki, dava tarihinde ve halen çekişmeli ... ada ... parsel sayılı taşınmazın Hazine adına kayıtlı olduğu ve beyanlar hanesinde davacı ... ile davalılar ..., ... ve ...'in müşterek kullanıcı oldukları anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davanın tapu kaydının beyanlar hanesinde lehine kullanıcı şerhi verilen davalılara karşı görülmesi gerekir. Davalıların, dava dışı ... lehine verdikleri muvafakatname davanın kendilerine karşı açılıp görülmesine engel olmadığı gibi, davalılar diledikleri takdirde 6100 sayılı HMK'nın 61. maddesi gereğince, davayı lehine muvafakat verdikleri ...'na ihbar edebileceklerdir. Belirtilen nedenlerle tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde tüm delilleri toplanarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup, davacı ... vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davacıya iadesine,

    26.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4215 Karar : 2017/53
    Tarih : 9.01.2017

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir. Davacılar iş sahipleri davalılar ise yüklenici ve sigorta şirketidir. Davacı iş sahipleri: Davaya konu hasarın meydana geldiği yer olandava dosyasında sunulmuş olan 13.12.2011 tarihli delil tespiti talepli dilekçede de ayrıntıları görüleceği üzere müvekkili şahısların maddi ve manevi zararlara maruz kaldıklarını, bu duruma sebebiyet verenin yüklenici firma ve temsilcisi ... isimli şahsın kötü ve kusurlu ifası olduğunu, Hukuk Mahkemesi'ne sunulmuş olan dilekçe mucibince, Mahkemece karşı tarafa tebligat yapılmaksızın hasara konu ilgili emniyet lojmanları konutlarında keşif yapıldığını ve imzalı bilirkişi raporuna göre davacı müvekkillerden ...'ın hasarının 6.150,00 TL, ...'ın toplam hasarının 8.900,00 TL, ...'ın toplam hasarının 4.900,00 TL, ...'in toplam hasarının 3.600,00 TL olduğunu, bilirkişi sunmuş olduğu 12/01/2012 tarihli bilirkişi raporuna göre davacı müvekkillerden ...'in evinde 609 TL, ...'ın evinde 603,00 TL, ...'ın evinde 603,00 TL, ...'ın evinde 607,00 TL hasar meydana geldiğini, bilirkiş 23.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre davacı müvekkillerin tümünün toplam hasarının 271,50 TL olduğunu belirtmiş, bu nedenle ... için 6.767,00 TL maddi 10.000 TL manevi, ... için 9.654,00 TL maddi 10.000,00 TL manevi, ... için 4.515,00 TL maddi 10.000,00 TL manevi, ... için 4.277,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat verilmesini talep etmiş, davalı ... cevabında; işi ihale ile aldığını ve işe geç başladığını, kusurunun bulunmadığını savunmuş mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın maddi tazminat davası yönünden kısmen kabulüne manevi tazminat yönünden reddine karar verilmiş, verilen karar davacılar vekilince yasal süresinde temyiz edilmiştir.

    Temyiz incelemesine konu davada 8 davacı, 3 de davalı bulunmaktadır. Mahkemece verilen hükümde; "1-Tüm davacıların Manevi Tazminat talebi yönünden davalarının reddine, A) Maddi tazminat yönünden davacı ...'ın talebinin 543,00 TL yönünden kabulüne, 4.750,38 TL yönünden reddine, B) Maddi tazminat yönünden davacı ...'ın talebinin 337,00 TL yönünden kabulüne, 4.178,00 TL yönünden reddine, C) Maddi tazminat yönünden davacı ...'in talebinin 335,50 TL yönünden kabulüne, 3.841,50 TL yönünden reddine, D) Maddi tazminat yönünden davacı ... talebinin 351,50 TL yönünden kabulüne, 9302,50 TL yönünden reddine, ...” şeklinde hüküm kurulmuştur.

    6100 sayılı HMK'nın Hükmün Kapsamı başlıklı 297. maddesinin 2. bendi hükmüne göre; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli ve zorunludur.

    Mahkemece verilen hükümde davacılar ..., ..., ... ve ... açısından maddi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmiş ise de; diğer davacılar ..., ..., ... ve ...'ın davaları ile ilgili bir karar verilmediği gibi kabul kararı verilen davacıların tazminatlarının hangi davalıdan tahsil edileceği konusunda bir tahsil hükmü de kurulmamıştır. Hükmün bu hali ile icra edilmesi mümkün değildir. Bir başka deyişle icra kabiliyeti yoktur. Bu nedenlerle hükmün bozulması gerekmiştir.

    Öte yandan davanın ihbar edildiği HMK'nın 61, 64 ve bu maddenin yaptığı atıfla 69. maddesine aykırı şekilde taraf konumuna alınarak gerekçeli kararda davalı olarak gösterilmesi de hatalı olmuştur.

    O halde mahkemece yapılması gerekli iş; davacılar ..., ..., ... ve ...'ın davaları ile ilgili bir karar vermek, kabul kararı verilen davacıların tazminatlarının hangi davalıdan tahsil edileceği konusunda bir tahsil hükmü kurmak suretiyle 6100 sayıl HMK'nın 297. maddesine uygun icrası mümkün bir karar vermek olmalıdır.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 09.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/7091 Karar : 2014/7762
    Tarih : 10.04.2014

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Davacı toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

    Davalı Sağlık Bakanlığı, zamanaşımı süresinin dolduğunu ve davacının işi üstlenen şirketlerin işçisi olduğundan davanın davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece bilirkişi raporundaki hesaplamalar göre davanın kabulüne karar verilmiştir

    Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. maddesinde taraflardan birinin davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği anılan Kanun`un 62. maddesinde ise ihbarda, yazılı olarak sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerektiği, ihbar sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamayacağı ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemeyeceği açıkça düzenlenmiştir.

    Somut olayda davalı asıl işveren cevap dilekçesinde isimlerini ve sorumluluk sebeplerini de açıklar şekilde alt işverenlerin davaya ihbarını talep ettği halde usule uygun yapılan bu istemin değerlendirilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

    Kabule göre mahkemece, bilirkişi tarafından toplu iş sözleşmesine göre hesaplanan alacak isteklerinin dayanağı olan toplu iş sözleşmesi dosyaya getirtilip, hesap raporunun denetimi yapılmadan ve Yargıtay denetiminine de imkan vermeyecek şekilde eksik bilgi ve belgelerle karar verilmesi hatalıdır.

    Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden ( BOZULMASINA), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2013/16985 Karar : 2014/1708
    Tarih : 10.02.2014

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Dava 09.01.2007 tarihindeki iş kazası nedeniyle %32 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kalan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir.

    Mahkemece, davalı S. A.Ş. aleyhine açılan davaların reddine, maddi tazminat davalısının reddine, 10.000,00 TL.manevi tazminatın diğer davalılardan reddine karar verilmiş yine bakiye harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı U. İnş.A .Ş. ile E. İnş. A.Ş.’den tahsili yönününde hüküm tesis edilmiştir.

    Dosya kapsamından, 09.01.2009 tarihindeki zararlandırıcı olayın iş kazası olduğu, kazanın oluşumunda %20 dava dışı E. İnş. Ltd. Şti.’nin, %60 oranında davalı U. İnş.Müh. Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ve %20 oranında da kazalının kusurlu bulunduğu, iş kazası nedeniyle sigortalının %32 oranında işgöremezliğe maruz kaldığı, aleyhine karar ihdas edilen E. İnş. Tic. Ve San. Ltd. Şti.`nin davada taraf sıfatının bulunmadığı, bu şirketin davadaki sıfatının ihbar olunan tüzel kişilik olduğu anlaşılmıştır.

    Görülmekte olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı (duyurulması) denir. Davayı ihbarın usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. 6100 sayılı HMK'nın 61.maddesinde de açıkça yazılı olduğu gibi, bir dava ancak davanın taraflarına oranla üçüncü kişi konumunda olan kişilere ihbar edilebilir. İhbar olunan kişinin HMK`nın 63.maddesine göre ancak davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılma imkanı bulunmaktadır. Buraya kadar açıklanan hususlardan anlaşılacağı üzere, kendisine dava ihbar edilen üçüncü kişi davada taraf olma sıfatını kazanmaz. İhbar olunan gerçek veya tüzel kişi, derdest bir davada en fazla olarak müdahil sıfatı alabilecek kişidir. Bir davada hüküm ancak o davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle açılmış bir davada, taraf ehliyeti bulunmayan üçüncü kişi konumunda olan ihbar olunanın aleyhine karar verilemez.

    Bunun yanında HMK'nın 114.maddesinde dava şartlarının nelerden ibaret olduğu belirtilmiş olup madde kapsamında taraf ehliyeti dava şartları arasında sayılmıştır. Dava şartlarının varlığı kamu düzenine ilişkin olup HMK`nın 115.maddesi kapsamında yargılamanın her aşamasında Mahkemece resen araştırılması gereken bir husustur.

    Bu açıklamalardan olarak somut olayda, tüm dosya kapsamından dava kendisine ihbar olunan üçüncü kişi olduğu anlaşılan E. İnş.Tic. ve San. Ltd. Şti.`nin dava şartlarından olan taraf olma ehliyetinin bulunmamasına rağmen davada tarafmış gibi aleyhine hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, taraf ehliyetinin dava şartlarından olup yargılamanın her aşamasında Mahkemece resen gözetilmesi gereken bir husus olduğu da dikkate alınarak davalı Ulubaş İnş.Müh. Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ( BOZULMASINA ), temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, oyçokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2017/4978 Karar: 2017/9003
    Tarih: 25.05.2017

    • HMK 61. Madde

    • İhbar ve Şartları

    Davacı vekili, müvekkilinin asıl işveren davalının alt işvereni bir şirket bünyesinde park ve bahçeler müdürlüğünde sulama işçisi olarak 01.06.2004-30.08.2010 tarihleri arasında 87 TL brüt maaş ile çalıştığını, emeklilik sebebiyle iş akdinin sona erdiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.

    Davalı vekili, davacının ihaleyi alan işveren şirketin işçisi olduğunu ve belediye ile arasında hizmet akdi bulunmadığını, ihaleyi alan şirket ile aralarında alt işveren asıl işveren ilişkisi olmadığından davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, belediye tarafından personel çalıştırmaya yönelik hizmet alım işinin bir tüm içerisinde istisna akdi ile verildiğini, teknik şartname uyarınca personel ile ilgili tüm alacakların yüklenici tarafından ödeneceğini, yüklenici şirket ile aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi için kanunun öngördüğü şartların yerine gelmediğini, yüklenici şirketler ile imzalanan ihale sözleşmesinde de açıkça belirtildiği gibi işçilerin ücret ve tazminatlarından yüklenici şirketin sorumlu olduğun savunarak, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

    1- )Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

    2- )Taraflar arasında, davanın ihbarı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.

    6100 Sayılı HMK'nın 61. maddesinde6100 Sayılı HMK'nın 61. maddesinde "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." hükmü getirilmiştir.

    İş davalarında özellikle işçinin aynı asıl işverene ait işyerinde aralıksız şekilde birden çok alt işveren nezdinde çalışması durumunda, davalı asıl veya alt işverenlerin dava sonunda ödemek durumunda kalacakları davaya konu alacakları diğer alt işverenlere rücu etme hakkı bulunduğundan ve özellikle uzun bir çalışma dönemine dair davalarda birden çok alt işveren nezdinde çalışmalar mevcut olduğundan, bu çalışmalara dair ödeme yapılmış olması ve bu ödemelere dair evrakların bu alt işverenlerde bulunması ihtimaline karşı davanın ihbarı ayrıca önem kazanmaktadır.

    Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi davalı asıl işveren Belediye bünyesinde değişen alt işverenler nezdinde temizlik görevlisi olarak çalışmış olup, iş akdini emeklilik sebebiyle feshetmiştir.

    Dava sadece asıl işverene karşı açılmış, davalı asıl işveren vekili 04.04.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde davanın, davacı işçinin çalıştığı alt işverenlere ihbarını isteyip, ilgili alt işverenlerin unvan ve adreslerini bildirmiştir. Özellikle davacıya bir ödeme yapılıp yapılmadığı ve yıllık ücretli izin hakkının kullandırılıp kullandırılmadığının tespiti bakımından alt işverenlere davanın ihbarı önem arz etmektedir.

    Davalının açık talebine rağmen bu talep hakkında bir işlem yapılmayarak hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması hatalıdır.

    3- )Taraflar arasındaki diğer bir uyuşmazlık, emeklilik sebebiyle iş sözleşmesinin sona ermesi durumunda kıdem tazminatı faizinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

    4857 Sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi4857 Sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca, halen yürürlükte bulunan 1475 Sayılı kanunun 14. maddesinin 11. fıkras 11. fıkrası hükmüne göre, kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir. Faiz başlangıcı fesih tarihi olmalıdır. İş sözleşmesinin ölüm ya da diğer sebeplerle son bulması faiz başlangıcını değiştirmez. Ancak, yaşlılık, malullük aylığı ya da toptan ödeme almak için işyerinden ayrılma halinde, işçinin bağlı bulunduğu kurum ya da sandığa başvurduğunu belgelemesi şarttır. Bu halde faiz başlangıcı da anılan belgenin işverene verildiği tarihtir.

    Yaşlılık aylığı sebebi ile kıdem tazminatına hak kazanıldığında faiz başlangıcı, Sosyal Güvenlik Kurumundan alınan yaşlılık aylığı bağlandığına dair belgenin işverene tebliğ edildiği tarihtir. İşverene bu tür bir yazılı bildirim yapılmadığı takdirde faiz başlangıcının dava tarihi olarak kabulü gerekir.

    Somut uyuşmazlıkta, davacı, emekli olarak iş akdini sona erdirdiğinden, yaşlılık aylığı tahsis belgesini işverene bildirdiği tarihten itibaren faiz yürütülmelidir. Ancak davacı, buna dair belge sunmadığından kıdem tazminatına yürütülecek faizin dava tarihinden başlatılması gerekirken, fesih tarihinden başlatılması isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde ilgiliye iadesine, 25.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.