HMK Madde 59



  • Mecburi Dava Arkadaşlığı

    HMK Madde 59

    (1) Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.




  • HMK Madde 59 Gerekçesi

    Bu maddede, yapılan düzenleme maddî bakımdan mecburi dava arkadaşlığıdır.

    Burada 1086 sayılı Kanundan farklı olarak maddî bakımdan mecburî dava arkadaşlığından ne anlaşılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Buna göre, mecburî dava arkadaşlığı, maddî hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu olan hâllerde söz konusudur.



  • HMK 59. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/11036 Karar : 2018/10424
    Tarih : 22.05.2018

    • HMK 59. Madde

    Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

    Davacı, mirasbırakan annesinden intikal eden 9274 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 15 nolu bağımsız bölümü davalı eski eşinin borçlarının ödenebilmesi için kredi temin etmesi amacıyla dava dışı... satış suretiyle devrettiklerini, kredi borçları ödenmekte iken evlilik birliğinin devamı sırasında davalının dava dışı ... ’ı ikna ederek taşınmazı devraldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

    Davalı, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, iddianın yazılı delille kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, davalıya yapılan temlikte davacının 3. kişi olduğu, bu nedenle yazılı delil şartına bağlı olmaksızın iddiasını kanıtlayabileceği, iddianın tanık beyanları ile sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 9274 ada 4 parsel sayılı taşınmazdaki 15 nolu bağımsız bölümün tamamı davacının mirasbırakanı ... adına kayıtlı iken 06.02.2009 tarihinde intikal suretiyle 3/8 payın davacı, kalan 5/8 payın ise dava dışı mirasçılar ... adına tescil edildiği, davacı ve dava dışı mirasçıların çekişmeli taşınmazın tamamını 10.02.2009 tarihinde dava dışı ... ’ın da 24.05.2010 tarihinde davalı ... ’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.

    Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davanın inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı olarak açıldığı açıktır.

    ./..

    Bilindiği gibi; inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (818 sayılı Borçlar Kanununun (BK) 18. maddesi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 97. maddesi) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nin 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.

    İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi "ifa uğruna edim" olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamayacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde herhangi bir düzenleme olmamasına karşın, inanç sözleşmelerinin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur.

    Uygulamada mesele, 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.

    İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.

    Somut olaya gelince; iptal ve tescil davalarının taşınmazın kayıt maliki aleyhine açılması zorunludur. Nitekim, eldeki dava kayıt maliki davalı ... aleyhine açılmıştır.

    Ancak, somut olayın özelliği itibariyle taşınmazın son maliki bakımından iddianın incelenebilmesi için ilk el durumundaki dava dışı... arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işleme dayalı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğinde kuşku yoktur. Ne var ki, davacının çekişme konusu taşınmazı devrettiği ilk el durumundaki ... davada yer almamıştır.

    Hal böyle olunca; davacıdan sonra ilk el durumundaki ... davada yer almasının sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacı ile ... arasındaki temlikin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, taraflar arasında inanç ilişkisi var ise davalının inanç ilişkisini bilebilecek durumda olduğu gözetilerek davacı tarafından temlik edilen 3/8 pay yönünden davanın kabulüne, aksi takdirde ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

    Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.05.2018 tarihinde gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.

    ...

    Dava, inançlı işlem hukuki sebebine dayalı tapu iptal ve tescil talebine ilişkindir.

    Mahkemece iddiaların ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

    Olayların oluş şekline ilişkin sayın çoğunluk ile aramızda bir ayrılık bulunmamaktadır.

    Çoğunluk ile uyuşmazlık konusu, somut olayda zorunlu dava arkadaşlığı bulunup bulunmadığı, bir başka ifadeyle davacıdan taşınmazı satın alan ancak davada taraf olmayan... resen davaya dahil edilip edilemeyeceğine ilişkindir.

    Sayın çoğunluğun “Davacıdan taşınmaz satın alan ... davada yer almasının sağlanması, ondan sonra davacı ile ... arasındaki temlikin inançlı işlem olup olmadığının açıklığa kavuşturulması... ” şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir.

    Zorunlu dava arkadaşlığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 59. maddesinde “ Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.” şeklinde düzenlenmiştir.

    Devam eden 60. maddede ise “mecburi dava arkadaşları ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır... ” hükmü bulunmaktadır.

    İhtiyari dava arkadaşlığında ise dava arkadaşları birbirinden bağımsız hareket ederler.(58.m)

    Yine aynı yasanın 24. maddesinde “Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.”, 25.maddede ise “ Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davaranışlarda dahi bulunamaz... ” demektedir.

    Somut olay, tapu iptal- tescil davası olup “tarflarca getirilme ilkesine” tabidir. Hiçbir şekilde kamu düzeni ile ilgisi bulunmamaktadır.

    Dava, niteliği gereği, dava tarihindeki tapu maliki aleyhine açılmalıdır. Nitekim davacı tapu maliki aleyhine dava açmıştır. Ara malik niteliğindeki şahıs ... ise olsa olsa ihtiyari dava arkadaşı olur ki ancak davacının talebi ile davalı olabilir... ile Davalı ... birlikte hareket etmek zorunda olmadığı gibi davanın niteliği gereği menfaatleri de çatışmaktadır. Bu davada ispat külfeti davacıya düştüğünden, davanın ispatı açısından önemli olan ara malikin beyanlarının alınması, taraflardan birinin lehine olabileceği gibi aleyhine de olabilecektir. Bu durumda yukarıda belirtildiği üzere mahkeme davacıya yol gösterme durumuna düşecek ki usul yasası bunu yasaklamıştır.

    Bir başka açıdan ise, dava dışı şahsın davaya katılması mahkeme tarafından isteniyor ise bu hususun yerine getirilmemesi halinde usulü eksiklikten (somut olayda taraf teşkili yapılmadığından) davanın reddedilmesi gerekir ki eldeki davada bunu söylemek mümkün değildir.

    Davacının, inaçlı işlemin ispatına yarayan yazılı bir delili veya delil başlangıcı niteliğinde bir belgesi bulunmamaktadır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru değildir.

    Açıklanan bu gerekçelerle yerel mahkeme kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/10804 Karar : 2017/5605
    Tarih : 20.03.2017

    • HMK 59. Madde

    Davacı vekili, koruyucu anne olarak çalışan müvekkilinin üzerine atılan iftira sonucu haksız olarak işten çıkarıldığını ileri sürerek feshin geçersizliğini, işe iade ile işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen sürelere ilişkin ücret alacağı ve diğer hakların hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

    Davalı Cevabının Özeti:

    Davalı Bakanlık vekili, davacı açısından işveren, ... ... ve ... ... İl Müdürlüğü açısından ise alt işveren konumunda olan ... Ltd. Şti. ile Yeni Nesil şirketi ortak girişimi ile kurumları arasında bakım ihalesi sözleşmesinin olduğunu, davacının davranışlarının İş Kanununun 25/II-e maddesi ve ihale şartnamesine aykırı olduğunu, bunların davacının sözleşmesinin haklı fesih nedenleri olduğunu, alt işverenin davacının sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

    Mahkeme Kararının Özeti:

    Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak davacının davalı kurum bünyesinde koruma altına alınan çocukların bakımı için tahsis edilen evlerde koruyucu anne olarak çalışmakta iken iş akdinin çocuk evinde kötü muamelede bulunması nedeniyle feshedildiği, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından bu durumun açıklığa kavuştuğu, davalı tarafça yapılan feshin geçerli nedenle yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Temyiz :

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Gerekçe:

    Alt işveren işçisi tarafından, feshin geçersizliğine karar verilmesi istemiyle yalnızca alt işveren hakkında veya geçersizlik yahut muvazaa iddiasıyla sadece asıl işveren aleyhine açılan davalarda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçersiz veya muvazaaya dayandığının belirlenmesine bağlı olarak, davalı olarak gösterilen kişinin işçinin gerçek işvereni olmadığının belirlenmesi halinde taraf sıfatı sorunu ortaya çıkmaktadır. Davanın taraf sıfatı yokluğu sebebi ile reddedilmesi halinde, gerçek işverene karşı açılacak davada işçi, çoğunlukla, işe iade davaları için öngörülen bir aylık dava açma süresini kaçırma tehlikesi ile karşılaşmaktadır. Böyle bir sonuç işçiyi mağdur edeceği gibi, bir aylık süre geçmemişse yeni bir dava açılmasını gerektirmesi sebebi ile usul ekonomisine de uygun düşmez. Gerek daha önce işe iade davalarına bakan Yargıtay .... Hukuk Dairesince ve gerek Dairemiz tarafından davacının temsilcide yanıldığı veya taraf sıfatında maddi hataya düştüğü kabul edilmek suretiyle taraf değişikliği konusunda mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun katı kuralları aşılarak sorun çözülmeye çalışılmıştır.

    Ne var ki, işe iade davası asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açıldığında asıl işveren hakkında taraf sıfatı yokluğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmezken, sadece asıl işveren hakkında dava açılmışsa taraf sıfatının bulunmadığı ve taraf sıfatında yanılgı olduğunun kabulüne karar verilmesi sözü edilen çözümün çelişkisi olarak dikkat çekmiştir.

    Öte yandan, 01.....2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesinde kabul edilebilir yanılgıya dayanan iradi taraf değişikliği taleplerinin mahkemece kabul edilmesi yönünde düzenleme yapılmıştır. Ancak sözü edilen düzenlemede taraf değişikliğinin talep şartına bağlanması karşısında, hâkim tarafından bu hususta taraflara hatırlatmada bulunulması mümkün değildir. Bu sebeple talep olmadığı halde, taraf sıfatında maddi hataya düşüldüğünden söz edilmek suretiyle mahkeme kararının bozulmasına yönelik uygulamaya devam edilmesinin, kanunun belirtilen açık düzenlemesi karşısında, mümkün olmadığı görülmektedir.

    Hal böyle olunca, Dairemizde yukarıda belirtilen içtihadın yeniden gözden geçirilerek değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur.

    Mahkemece verilecek hükmün etkisi bakımından mecburi dava arkadaşlığı, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ve şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi zorunlu hallerde söz konusu olur (6100 sayılı HMK.m.59). Şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı ise, kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denir. Şekli dava arkadaşlığı, gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak için kabul edilmiştir. Bu durumda, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu yoktur. Ayrıca dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler birbirinden bağımsızdır.

    4857 sayılı İş Kanunu'nun .... maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarına göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olup olmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığına yönelik re’sen yapılması gereken yargısal denetim, ilişkinin taraflarının, yani asıl işveren ve alt işverenin davada yer almalarını ve kendi hukuklarını koruyacak açıklama ve ispat haklarını zorunlu kılmaktadır. Aksince bir düşünce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin .... maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ve 6100 sayılı Kanun’un 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil eder. Buna göre, işe iade davalarına özgü olarak, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu davalarda, davalı taraf yönünden bir çeşit şekli (usûlî) bakımdan mecburi dava arkadaşlığının mevcut olduğu kabul edilmelidir.

    Görüldüğü üzere, bu çözüm tarzı hem işçi hem de işveren yönünde hukuka uygun maddî ve usûlî bakımdan her iki tarafın haklarını korumasını sağlayan bir çözümdür.

    Böyle olunca, işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işveren aleyhine açılması durumunda, mahkemece, dava hemen reddedilmemeli, davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı tarafa süre verilmeli, verilen süre içinde, diğer dava arkadaşına teşmil edilirse davaya devam edilmeli, aksi halde dava usulden reddedilmelidir.

    Taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına yönelik olarak yapılacak inceleme sonucunda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna aykırı olarak kurulması veya muvazaaya dayanması halinde feshin geçersizliğine yönelik verilen karar gerçek işveren hakkında kurulmalı, muvazaaya dayalı ilişkinin diğer taraf ise işe iadenin mali sonuçlarından birlikte sorumlu tutulmalıdır.

    Somut olayda dava davalı ... ve ... ... Bakanlığı (... İl Müdürlüğü) huzurunda görülüp sonuçlandırılmıştır.

    Dosyaya ... tarafından gönderilen davacıya ilişkin hizmet döküm cetveli ile işe giriş ve işten ayrılış bildirgelerine göre davacının fesih tarihi itibariyle son işvereni olarak ... Bilişim Ltd. Şti.-Yeni ... Sis. Hiz. Ltd. Şti. iş ortaklığı görülmektedir. Davalı Bakanlık ile ortak girişim olarak söz konusu şirketler arasında yapılan ve 01.01.2015-31.....2017 tarihleri arasını kapsayan Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi Müdürlüğü bakım ihale sözleşmesi de dosyada bulunmaktadır.

    Mahkemece yapılacak iş; dava dilekçesi ve duruşma gününün iş ortaklığını oluşturan ... ... ... Bil. Tem. Tur. Nak. Yem. Gıda İnş. Med. Teks. Pet. Oto. San.ve Tic. Ltd. Şti. ile ... ... ... Hizm. Bilişim Teknik Yemekçilik Gıda İnş. Tur. Taş. Elektrik Elekt. San. ve Tic. Ltd. Şti.ne de tebliğ edilmek suretiyle husumetin yöneltilerek taraf teşkili sağlandıktan ve adı geçen şirketlerin bildireceği delillerde toplandıktan sonra çıkacak sonuca göre bir karar vermek ve davayı sonuçlandırmaktır.

    Mahkemece taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgiliye iadesine, ....03.2017 gününde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/4189 Karar : 2017/2780
    Tarih : 14.03.2017

    • HMK 59. Madde

    Dava, aile konutu olduğu ileri sürülen taşınmazın, davacı eşin rızası alınmadan davalı ... tarafından dava dışı tarafından da tapu kayıt maliki İlhami'ye satış yoluyla yapılan devir sonucu oluşan tapu kaydının iptali ile yeniden davalı eş Kenan adına tescili ve taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulması talepli olarak, Kenan ve İlhami aleyhine açılmış, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

    Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın 26/08/2011 tarihinde davalı erkek eş ... tarafından ...'ye, ... tarafından da 03/11/2011 tarihinde ...'ye satıldığı anlaşılmaktadır. Dava sonucunda verilecek taşınmazı davalı eşten ilk defa satın alan ve son tapu kayıt malikine taşınmazı satış yoluyla devreden ...'nin de hak ve hukukunu etkileyeceğinden, mahkemece taşınmazı ilk satın alan ...'nin de davaya katılımı sağlanmalıdır. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir ( sayılı kararları). O halde mahkemece; dava konusu taşınmazı davalı eşten ilk defa satın alan ...'nin de davaya katılımı sağlanarak, gösterdiği takdirde delilleri toplanıp, diğer delillerle birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik hasım ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 1.480,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 14.03.2017(Salı)

    KARŞI OY YAZISI

    Bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek bir hüküm kurulması gereken hallerde mecburi dava arkadaşlığı vardır. (HMKm.59) Mecburi dava arkadaşları ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. (HMK m.60)

    Somut olayda; dava konusu taşınmazın davalı ... tarafından, davacı kadın eşin açık rızası alınmadan satış suretiyle devri sebebiyle açılan tapu iptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması isteğine ilişkindir. Dava, erkek eş Kenan ile tapu maliki olan ... aleyhine açılmıştır. Davalı ... bahsi geçen taşınmazı 26/08/2011 tarihinde kardeşi olan dava dışı Sedat Demirciye, tarafından da 03/11/2011 tarihinde satış yolu ile davalı ...'ye temlik edilmiştir.

    Uyuşmazlık; dava konusu taşınmazı davalı ...'dan devir olan ve davalı ...'ye devir eden ...'nin davada taraf olarak gösterilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkindir.

    Tapu iptali ve tescil davaları tapu malikine karşı açılır. Dava kabul edildiği takdirde verilecek iptal kararı da tapu malikleri yönünden hukuki sonuç doğuracaktır. Tapu malikleri birden fazla ise onlar arasında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 59. maddesi anlamında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Eldeki davada ise tek tapu maliki . Nitekim davada da kendisi taraf olarak gösterilmiştir. Ara malik olan dava dışı ise dava tarihin de ve halen tapu maliki değildir. Dolayısıyla davalı ... ile arasında mecburi dava arkadaşlığı yoktur.

    Gerçekleşen duruma göre, davalılar ile arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmayan ...'nin davada taraf olarak gösterilmesi gerekmemektedir.

    Dava dışı Sedat'a davanın ihbar edilmesinin gerekip gerekmediği hususuna gelince, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 61. maddesi "Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." hükmünü içermektedir. Davalı ...'nin yargılama sırasında davanın ihbarı yönünde mahkemeye ulaşmış bir talebi bulunmamaktadır. Mahkemenin de re'sen davayı ihbar etme yükümlülüğü ve yetkisi yoktur. Kaldı ki dava dışı tarafından yapılan bir müdahale talebi de mevcut değildir. Davanın kabul edilmesi halinde de tapu malikinin devir aldığı ara malike rücu davası açması da imkan dahilindedir.

    Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı tarafından husumet tam ve doğru olarak yöneltilmiştir, eksik hasım yoktur. İşin esasının incelenmesini düşündüğümden değerli çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/3432 Karar : 2017/64
    Tarih : 18.01.2017

    • HMK 59. Madde

    Davacılar vekili, müvekkilleri ile davalılardan ... ve ... arasında ... .... Noterliği'nin ....06.2009 tarih ve 20666 yevmiye numaralı işlemi ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, bu kişilere işlerin yürütülmesi için vekaletname verildiğini, sözleşmenin yapılmasından itibaren ... yıllık sürenin geçmesine rağmen sözleşmede belirtilen edimlerin yerine getirilmediğini, verilen vekaletnamelerin kötüye kullanılarak diğer davalılara tapuda hisse devredildiğini ileri sürerek, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshini, müvekkillerinin davalılara vermiş olduğu vekaletnamelerin iptali ile devredilen hisselerin iptali ile müvekkilleri adına tapuya kayıt ve tescilini talep ve dava etmiştir.

    Mahkemece, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı yükleniciler ... ve ...'ın dava konusu arsada hiç bir edimi yerine getirmediği, davalılardan taşınmazı devralan kişilerinde iyiniyet iddiasında bulunmalarının mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile sözleşmenin feshine, tapunun davacıların hissesi oranında iptali ile adlarına tesciline ve vekaletnamelerin iptaline karar verilmiştir.

    Karar, davalılardan ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    ...- TMK'nın 692. maddesi gereğince, paylı taşınmaz malın özgülendiği amacın değiştirilmesi, korumanın veya olağan şekilde kullanmanın gerekli kıldığı ölçüyü aşan yapı işlerine girişilmesi olağanüstü tasarruflardan sayıldığından, oybirliği ile aksi kararlaştırılmış olmadıkça, bütün paydaşların kabulüne bağlıdır. Öncelikle sözleşme konusu taşınmaz üzerine arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapılabilmesi ve yapılan sözleşmenin paydaşları ve yükleniciyi bağlayıcı olması için tüm paydaşlarca ya da yetkili temsilcilerince sözleşmenin imzalanmış olması veya yapılan sözleşmeye "onay" verilmesi zorunludur.

    Dava konusu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin birden çok parseli içerecek şekilde bir kısım arsa sahipleri ile imzalandığı görülmüş ise de, davacılara ait taşınmaza paydaş olan diğer arsa malikleri ve sözleşme gereğince inşaatın yapılacağı diğer tüm taşınmazların paydaşlarıyla arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığı dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

    Bu durumda, mahkemece, öncelikle davalı yüklenicilerin sözleşmeye konu inşaatın yapılacağı tüm taşınmazların diğer paydaşları ile sözleşme imzalayıp imzalamadıkları, imzalamamışlarsa dava konusu sözleşmeye onay verip vermediklerinin araştırılması, diğer paydaşlarla sözleşme yapılmamış ya da sözleşmeye onay vermemiş iseler, davacılar ile davalılar arasındaki bu sözleşmenin geçersiz olduğunun kabulü ile, hüküm fıkrasında da sözleşmenin geçersizliğinin tespiti ile tapu iptali ve tescile karar verilmesi gereklidir.

    Öte yandan, inşaatın yapılacağı tüm taşınmazların diğer paydaşları ile sözleşme imzalanmış olduğunun ya da sözleşmeye onay verdiklerinin anlaşılması durumunda ise, sözleşmenin feshi ya da iptali davası da "olağanüstü tasarruf" niteliğinde olduğundan, paydaşların tamamının birlikte dava açmasının zorunlu olup, diğer arsa maliklerinin davada zorunlu dava arkadaşı sıfatı bulunduğu dikkate alınarak, mahkemece, HMK'nın 59. ve 60. madde hükümleri de gözetilerek, davaya dahil edilmeleri için davacı yana önel verilerek ya da diğer paydaşların da dava açmış olmaları halinde davalar birleştirilerek, taraf teşkili sağlandıktan sonra iddia ve savunma üzerinde durulup toplanan deliller çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.

    ...-Bozma nedenine göre, davalılardan ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün re'sen BOZULMASINA, (...) no'lu bentte açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren ... gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, ....01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/5059 Karar : 2016/9507
    Tarih : 30.05.2016

    • HMK 59. Madde

    Davacı vekili, tarafların paydaş olduğu ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan iki adet binanın davacıya ait olduğunu, ayrıca tapunun beyanlar hanesindeki Kargir ev ...`ya aittir `` şeklindeki şerhin imardan önceki taşınmaza ait olduğunu, yanlışlıkla dava konusu taşınmazın tapu kaydına aynen aktarıldığını açıklayarak taşınmaz üzerinde bulunan binaların davacıya ait olduğunun tespitine, beyanlar hanesindeki şerhin terkinine karar verilmesini istemiştir.

    Davalı vekili, ortaklığın giderilmesi davasında sunulan bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen ön taraftaki binanın davacıya ait olduğuna bir itirazlarının olmadığını, ancak raporda (B) harfiyle gösterilen arka taraftaki binanın davalının pay satın aldığı ...`a ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece, muhdesatın tespiti davasının kısmen kabulü ile; ... parsel sayılı taşınmaz üzerindeki evlerden bilirkişi Metin Delibaş`ın raporuna ekli krokide (B) harfiyle gösterdiği evin davacıya ait olduğunun tespitine, (A) harfiyle gösterdiği evle ilgili davanın reddine, tapunun beyanlar hanesinde yer alan "Kagir ev ...ya aittir" şerhinin terkinine ilişkin istemin ise pasif husumetten reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava konusu taşınmazın tapu kaydının incelenmesinde; taşınmazın tapuda paylı mülkiyet şeklinde davacı ile davalı adına kayıtlı olduğu, tapunun beyanlar hanesinde ise " Kargir ev ...ya aittir " şeklinde şerh bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda tapu kayıt maliki davalı ile lehine şerh verilen ... arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır (HMK m.59). Mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde mecburi dava arkadaşı olanların tamamının davada yer alması gerekmekte ve bu eksikliğin yargılama sırasında tamamlanması da mümkündür. Bu sebeple davacıya lehine şerh verilen ...yu davaya dahil etmesi için süre verilmesi, dahil edildikten sonra varsa onun da delillerinin toplanarak gerçekleşecek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; usulünce taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK`un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 375,70 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 30.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2013/10-1962 Karar: 2015/1172
    Tarih: 08.04.2015

    • HMK 59. Madde

    Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mengen Asliye Hukuk (İş) Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.3.2010 gün ve 2008/24 E.-2010/35 K sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 19.12.2011 gün ve 2010/10030 E.-20121/18559 K. Sayılı ilamı ile;

    (... Husumet konusu, 6100 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 187. maddesinde yer alan ilk itirazdan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. Eldeki gibi sigortalı hizmetlerin saptanmasına yönelik davalarda elde edilecek hükmün sigortalılık hakları yönünden uygulayıcısı konumundaki davalı Kurum tarafından yerine getirilebilmesi için, her ne kadar hukukumuzda buna dair bir hüküm bulunmamakta ise de; Kurumun işverenle birlikte zorunlu dava arkadaşı ve yasal hasım konumunda olduğu doktrin ve Yargıtay tarafından kabul edilmiş bir ilkedir. Hal böyle olunca; her ne kadar usul hukukunda açılan bir davanın devamı sırasında 3. bir kişiye dahili dava yoluyla husumetin yöneltilmesi kural olarak mümkün değilse de; yargılama aşamasında, davacının harcını ödemek suretiyle; davalılar SGK Başkanlığı ve F... Muhasebe Bürosu- F. Ö.'e yönelik hizmet tespiti istemi, bu davalılar hakkında ayrıca dava açılmış ve bu davayla birleştirilmiş ayrı bir dava gibi kabul edilir. Usul ekonomisi açısından Dairemizin yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır. Hal böyle olunca; istem hakkında işin esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    Kabule göre de: aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunan davalılar yararına tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde her bir davalı için ayrı ayrı vekalet ücreti taktiri isabetsizdir.

    Mahkemenin, yukarda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...),

    Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

    H.G.K.nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

    Karar: Dava, davacının davalı işverene ait iş yerinde 28.7.2003-4.8.2005 tarihleri arasında çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.

    Davacı, davalı Ö... Sigorta ve Aracılık Hizmetleri unvanlı işyerinde 28.7.2003 ile 4.8.2005 tarihleri arasında çalıştığını, işe girdiği ilk günden itibaren çeşitli bahanelerle sigortasının yapılmadığını, yoğun ısrarı üzerine işiyle alakası olmayan F... Muhasebe Bürosundan sigortalı gösterildiğini belirterek, Ö... Sigorta ve Aracılık Hizmetleri iş yerinde 28.7.2003-4.8.2005 tarihleri arasında çalışmalarının tespiti ve sigortalılık başlangıç tarihinin 28.7.2003 tarihi olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.

    Davalı G. Ö. ve dahili davalı F. Ö. vekili; Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarının her ne şekilde olursa olsun davada tarafların değiştirilemeyeceği ve dahili dava kurumu olmadığı yönünde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

    Dahili davalı SGK vekili: davacının işveren dahili davalı F. Ö. adına tescilli iş yerinde 24.12.2004 ila 3.8.2005 devresinde 221 gün, davalı G. Ö. adına işlem gören Axa Oyak Sigorta acentesindeki işyerinde ise 4.8.2005 ile 30.11.2009 günleri arasında 481 gün sigortalı gösterildiğini, sigortalı işe giriş bildirgelerinin bizzat davacı tarafından imzalandığının çıplak gözle dahi anlaşıldığını, kesin kanıt niteliğinde olan ve yazılı olan belgelere karşı yazılı belgeyle aksinin ispatının mümkün olmadığını, belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Yerel mahkemece; usul hukukumuzda davaya yeni davalı dahil edilmesinin sınırlı hallerde mümkün olduğu, davacı hizmetini ilk önce Ö... Sigorta ve Aracılık Hizmetlerine yönelik olarak talep etmesine rağmen tespiti gereken zaman aralığında dahili davalı F. Muhasebe bürosunda çalıştığını beyan ettiğini, hem dahili davalı F. Muhasebe bürosu hem de dahili davalı Sosyal Güvenlik Kurumu bakımından açılan davanın usulden reddi, davalı Ö... Sigorta ve Aracılık Hizmetleri bakımından ise davacının tespit talebinin kendisine yönelik olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece, yukarda açıklanan sebeplerle karar bozulmuştur. yerel mahkemece ilk karardaki gerekçeler tekrar edilerek önceki kararda direnilmiştir. Direnme hükmü, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    H.G.K.nun önüne gelen uyuşmazlık; tamamlama harcı yatırılarak davaya dahil edilen Sosyal Güvenlik Kurumu ve F. Ö. hakkında usulüne uygun açılmış bir dava bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

    Öncelikle belirtilmelidir ki bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda bu bağlantı karşılığını dava arkadaşlığı kurumunda bulmakta; zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında; zorunlu dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmektedir.

    Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının, zorunlu olduğu hallerde, bu hak davaya konu edildiği zaman o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında: dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise. dava sonunda zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında davaya konu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.

    Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde, kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki. bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.

    Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında ise dava arkadaşlığı ihtiyaridir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (H.M.K.'nun "Mecburi Dava Arkadaşlığı" başlıklı 59. maddesine göre; "(1) Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hallerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır."

    hükmü bulunmaktadır.

    Şu durumda; maddede açıkça sayılan, davaya konu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması, hallerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.

    Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacının fiilen çalışmadığı halde çalışmış gibi gösterilerek gerçeğe aykırı yapılan bildirimlerin iptali edilerek çalışmaların fiilen yapıldığını iddia ettiği Ö... Sigortacılık ve Aracılık Hizmetleri iş yerinde geçtiğinin tespiti istemine dair dava sonucunda verilecek kararın, davaya dahil edilmesi istenilen Sosyal Güvenlik Kurumu ve F. Ö.'in hak alanını ilgilendirdiği kuşkudan uzaktır. Bu sebeple dava, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığıyla birlikte, F. Ö.'e de yöneltilmelidir. Sosyal Güvenlik Hukukunun özelliğinden kaynaklanan ve davanın F. Ö. ile SGK'ya birlikte yöneltilmesini zorunlu kılan bu gereklilik karşısında, davalı G. Ö. ile davaya dahil edilmesi istenilen Sosyal Güvenlik Kurumu ve F. Ö. arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunun kabulü gerekir.

    Yargıtay H.G.K.nun 4.7.2012 gün ve 2012/10-296 E. 2012/438 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

    Bir davanın, aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunanların tümü hakkında açılmadığı durumlarda, dava dışında kalan diğer zorunlu dava arkadaşlarının davaya dahil edilmesi usul hukuku bakımından, zorunludur.

    Sonuç itibariyle: yerel mahkemece işin esasına girilerek bir sonuca varılmak gerekirken; aksine düşünceyle F... Muhasebe bürosu ve Sosyal Güvenlik Kurumu bakımından açılan davanın usulden reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

    Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 08.04.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.