HMK Madde 54



  • Temsil veya İzin Belgelerinin Verilmesi

    HMK Madde 54

    (1) Kanuni temsilciler, davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde izin belgelerini, tüzel kişilerin organları ise temsi belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi takdirde dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar. Şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanuni temsilcilerin veya tüzel kişilerin organlarının, yukarıda belirtilen eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmalarına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir.

    (2) İzin belgesinin alınması için mahkemeye müracaat edilmesi gerekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Bu süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde bu konuda karar verilinceye kadar beklenir.

    (3) Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye başvurulmaması hâlinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.




  • HMK Madde 54 Gerekçesi

    Bu maddede, kanunî temsilcilerin temsil belgesini veya davanın takibinin izne bağlı olduğu hâllerde izin belgesini verme zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca, bu belgelerin usul ekonomisi açısından dava veya cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilmesi zorunluluğu kabul edilmiştir.

    İkinci fıkrada, izin belgesinin alınması için mahkemeye başvurunun zorunlu olduğu hâllerde, mahkemenin bir süre vereceği ve bu sürenin de kesin olacağı düzenlenmiştir. Verilen kesin süre içinde mahkemeye başvurulması yeterli olup ayrıca mahkemenin bu süre içinde karar vermesi zorunlu
    değildir; mahkeme karar verinceye kadar beklenecektir.

    Üçüncü fıkrada ise gerek birinci fıkraya göre sunulması gereken belgelerin sunulmaması, gerekse ikinci fıkraya göre mahkemeye başvurulması gereken durumlarda başvurulmamasının
    sonuçları düzenlenmiştir. Süresinde belirtilen işlemler yapılmadığında dava açılmamış, şayet herhangi bir işlem yapılmışsa işlemler de yapılmamış sayılacaktır.



  • HMK 54. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/14338 Karar : 2017/2159
    Tarih : 20.03.2017

    • HMK 54. Madde

    İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/3. maddesi gereğince iş mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.

    Gerçekten; davacı 16.11.1997 – 01.08.2000 tarihleri arasında davalı ....'ne ait işyerinde geçen çalışmalarının tespitini talep etmiş ise de; Dairemizin 01.02.2016 Tarih ve 2015/21852 E, 2016/752 K sayılı bozma kararında; davacının talep ettiği süre “09.03.2003 – 10.03.2006” tarihleri arası olarak ve davalı şirketin adı “...” olarak yanlış yazılmıştır. Hal böyle olunca; Dairemize ait anılan bozma kararının ortadan kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır.

    SONUÇ: Dairemizin 10.06.2014 Tarih ve 2013/194 E, 2014/415 K sayılı mahkeme kararının bozulmasına ilişkin 01.02.2016 Tarih ve 2015/21852 E, 2016/752 K sayılı kararının KALDIRILMASINA,

    Dava, davacının 16.11.1997 – 01.08.2000 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerlerinde geçen ve davalı Kurum'a bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece; davacının 16.11.1997 – 01.08.2000 tarihleri arasında 1036107.16 sicil sayılı dosyada işlem gören davalı... tarafından davalı Kurum'a bildirilen günler dışında sürekli ve kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmiştir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı şirketin ticaret sicili kaydının 23.01.2014 tarihi itibari ile ...'nın geçici 7. maddesi gereğince re'sen silindiği anlaşılmaktadır.

    Dava ehliyeti, gerçek ve tüzel kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir temsilci veya vekil aracılığı ile bir davayı takip etme ve usuli işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti dava şartlarından olup davaya bakan hakim tarafından kendiliğinden gözönünde tutulması gerekir.

    Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Fesih ve tasfiye işlemi, bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eder. Tüzel kişiliğini kaybeden limited şirketlere davada husumet tevcih edilebilmesi için şirketin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın limited şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir. Taraf sıfatının bulunmaması halinde dava, sıfat yokluğundan (husumet yönünden) reddedilecektir.

    .../...

    Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HMK'nın 52 ve 54. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde tüzel kişiliğe tebligat yapılarak usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir.

    Mahkemece yapılacak iş; öncelikle davacıya ticaret sicilinden kaydı silinerek tüzel kişiliği sona eren ... Şirketi'nin ihyasını sağlamak amacıyla dava açması için uygun süre vermek, ihya edilen ... Şirketi usulüne uygun olarak davaya dahil edildikten varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, karar düzeltme harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 16. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/2538 Karar : 2017/1554
    Tarih : 14.03.2017

    • HMK 54. Madde

    Davacı ... ve arkadaşları vekili; 04.11.2010 tarihli dilekçesi ile Kadastro çalışmaları sonucunda ... Köyünde bulunan 3, 6, 7, 11, 12, 13, 14, 15, 179, 208, 209, 210, 211, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224 parsel sayılı muhtelif yüzölçümlü taşınmazların bir kısım payının davacılar ve murisleri adına kayıtlı iken davalı ... tarafından müvekkilleri ... ve ... ile adı geçenlerin murisleri ... aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/367 Esas sayılı dosyası ile tapu iptali ve tescili davasının açıldığını, müvekkilleri ve murisleri aleyhine alınan gaiplik kararına dayalı olarak taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile ... adına tesciline karar verildiğini, kararın 03.11.2010 tarihinde tapuya tescil edildiğini, kendilerinin de bu tarihte işlemden haberdar olduklarını, oysa ki davacıların gaip olmayıp sağ olduğunu, gaiplik kararının iptali için dava açtıklarını belirterek taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ve davacılar adına tescili istemiyle dava açmışlar; daha sonra 24.04.2014 tarihli dilekçe ile davalarını tamamen ıslah etmişler, yargılama sırasında Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/732 Esas sayılı dosyası ile açtıkları gaiplik kararının iptaline dair davanın sonuçlandığını ve gaiplik kararının iptal edildiğini, hükmün de 05.12.2012 tarihinde kesinleştiğini böylece eldeki davanın açılmasının nedeni olan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/367 Esas sayılı dosyası ile görülen tapu iptali ve tesciline dair davanın mesnedi olan gaiplik kararının ortadan kalkmış olduğunu öne sürerek davaya yargılamanın yenilenmesi olarak devam ettiklerini belirterek; Asliye Hukuk Mahkemesininin 2006/367 Esas sayılı dosyasında verilen hükmün kaldırılmasını, ... tarafından açılan davanın reddini, bu mahkeme kararı nedeniyle davalı adına tescil gören hisselerin davacılar adına payları oranında tekrar tescilini, ... adına herhangi bir tescil işlemi yapılmamışsa tapunun aynen korunmasını istemişlerdir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yargılamanın yenilenmesi davasının kabulüne, Mahkemenin 30.01.2006 tarih 2006/363-588 Esas, Karar sayılı ilamının iptaline, anılan dosyada davacı ...'in davasının reddine, tescil işlemi yapılmış olmasına binaen ... adına verilen tescil kararından önceki durumun yeniden tesisi için kararın bir örneğinin iptal edilen karar örneği ile birlikte Tapu Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, yargılama sırasında ölen davalı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Mahkemece, davanın esasına girilerek, yargılamanın iadesine konu Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/363 Esas sayılı ilamının dayanağını oluşturan gaiplik kararının iptal edildiği gerekçe gösterilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ne var ki, davacı ...'ın Marmaris Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 20.10.2009 tarih 2007/727 Esas, 2009/717 Karar sayılı ilamıyla kısıtlandığı ve diğer davacı ...'ın kendisine vasi atandığı, Av. ...'ya verilen vekaletname ekindeki karar örneğinden anlaşılmakta ise de; vesayete ilişkin kararda, vasi olarak atanan kişiye verilmiş husumet (dava açma) izni bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 52. ve 54. maddeleri hükmü gözetilerek davacı vasisine Türk Medeni Kanunu'nun 462/8. maddesi hükmü uyarınca vesayet makamından "husumete izin" kararı alınması için süre verilmesi, ancak bu izinin alınmasından sonra dava ehliyeti sağlanmış olacağından bundan sonra esası bakımından bir karar verilmesi gerekirken; bu husus göz ardı edilerek esasa girilip yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, eldeki davada taraf olmayan ... isimli kişi adına bir talep olmadığı halde yargılamanın iadesine konu ilamda bu kişilerden davalı tarafa intikal ettiği belirtilerek davalı ... ... adına tescil edilen paylar yönünden de iptal kararı verilmesi isabetsiz olup, davalı tarafın temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Yargıtay duruşması için belirlenen 1.350,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak, duruşmada kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine,

    peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, 14.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 23. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/3727 Karar: 2014/6988
    Tarih: 05.11.2014

    • HMK 54. Madde

    Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davalarının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

    Davacı vekili, davalı kooperatif yönetim kurulu üyeleri ile davalı şirket arasında asansör imalatına ilişkin bir sözleşme düzenlendiğini, bu sözleşmeye istinaden davalı şirkete senet verildiğini ancak buna rağmen davalı şirketin asansör imalatını yapmadığını, bunun üzerine yapılan sözleşme fesih edilmeden başka bir şirket ile davalı yönetim kurulu üyeleri arasında yeni bir sözleşme düzenlenip bu sözleşmeye istinaden yeni senetler verildiğini, ancak bu senetlerin de üçüncü kişilere ciro edildiğini ve kooperatifin bu senetlerden ötürü üçüncü kişilere ödemelerde bulunduğunu, bu şekilde müvekkil kooperatifin uğradığı zararlardan davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürerek, şirkete senetler nedeni ile borçlu olmadıklarının ve senetlerin bedelsizliğinin tespitine, fazlaya ilişkin hakları sakları kalmak sureti ile 90.000,00 TL tazminatın işlemin veya ödemenin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

    Davalılar E. Y., N. Ö. ve M. A. K. vekili, sorumluluk davası ile menfi tespit davasının bir arada görülemeyeceğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

    Davalı şirket, davaya cevap vermemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalı şirketin davacı kooperatif ile düzenlendiği sözleşmeye rağmen edimini yerine getirmemesi sonucu, verilen senetler yönünden davacı kooperatifin borçlu olmadığının tespitine ve ödenen bedelin bir kısım imalat ücretinin düşümü ile istirdadına, davalı yönetim kurulu üyeleri yönünden ise dava tarihi itibariyle davalı şirketten alacağın tahsilinin belirsiz olması nedeniyle üyelerin zarardan sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    1- Dava, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin verdikleri zararın tazmini istemine ilişkindir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollamasıyla 6762 sayılı TTK’nın 341. maddesi uyarınca, böyle bir davanın açılabilmesi için genel kurulca davanın açılması yolunda karar alınması ve davanın denetçiler tarafından açılıp davada denetim kurulunun heyet halinde bulunması zorunludur.

    Somut olayda, davanın yedek denetim kurulu üyesi vekili tarafından açılmış olup dosya içerisinde denetim kurulu asıl üyelerinin davayı açan vekile verdikleri bir vekaletnameye veya davayı asıl olarak takip edeceklerini mahkemeye bildirdiklerine dair beyanlarına rastlanmamıştır. Bu durumda, mahkemece, davacı tarafa 6100 sayılı HMK’nın 52,, 53 ve 54. ( 1086 sayılı HUMK’nın 39. ve 40.) maddeleri uyarınca uygun süre verilerek, davanın gelindiği aşamada görevde olan denetçilerin muvafakatininin alınması ve vekaletnamesinin ibrazı için davacı vekiline süre verilmesi ya da asıl olarak davayı takip etmelerine olanak tanınması gerekirken, bu eksiklik yerine getirilmeden yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetli olmamıştır.

    2- Bozma nedenine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

    Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün, BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.11.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.



  • YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/10125 Karar: 2014/21465
    Tarih: 27.10.2014

    • HMK 54. Madde

    Dava, davacının davalı işyeri nezdinde geçen 2000 Ekim - 2003 Haziran arası Kurum'a bildirilmemiş hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir.

    Mahkemece, hizmet tesbit talebine ilişkin davanın kısmen kabulü ile, davacının 01.02.2001-16.06.2003 tarihleri arasında davalı iş verenlikte, 855 gün asgari ücretle çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

    Dava ehliyeti, gerçek ve tüzel kişinin kendisinin veya yetkili kılacağı bir temsilci veya vekil aracılığı ile bir davayı takip etme ve usuli işlemlerini yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti dava şartlarından olup davaya bakan hakim tarafından kendiliğinden gözönünde tutulması gerekir.

    Limited şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi ( terkini ) ile sona erer. Fesih ve tasfiye işlemi, bir tüzel kişiliğin son bulmasını ifade eder. Tüzel kişiliğini kaybeden limited şirketlere davada husumet tevcih edilebilmesi için şirketin yeniden ihyasına gidilerek yargılamanın limited şirket tüzel kişiliğine karşı devamının sağlanması gerekmektedir. Taraf sıfatının bulunmaması halinde dava, sıfat yokluğundan ( husumet yönünden ) reddedilecektir.

    Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için tasfiye memuru ile Ticaret Sicili'ne husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesi'nde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa HMK'nın 52., 54. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Dava açıldığı, takdirde ve alınacak sonuca göre eldeki davaya devam edebilme olanağı bulunduğu belirlendiğinde, tüzel kişiliğe tebligat yapılarak, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekir.

    Dosyadaki kayıt ve belgelerden, Dairemizin 13/01/2014 tarih 2013/16416 Esas ve 2014/82 Karar sayılı kararı ile "gerekçeli kararın Davalı D... Eğitim Hizmetleri Çocuk İhtiyaçları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekillerine yöntemince tebliğ edilerek temyiz süresi geçtikten sonra ve gerektiğinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432. maddesindeki prosedür işletildikten sonra gönderilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verildiği, geri çevirme kararından sonra Ticaret Sicil Müdürlüğünden alınan 18/04/2014 tarihli yazı ile davalı D... Eğitim Hizmetleri ve Çocuk İhtiyaçları Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin 10/01/2011 tarihi itibariyle tasfiyeye girdiği, tasfiye memurluğu görevine N. Ç.'in atandığı, 27/01/2012 tarihi itibariyle tasfiye kapanışının yapıldığı, şirketin sicil kaydının 30/01/2012 tarihi itibariyle tescil edilerek silindiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.

    Somut olayda; davalı D... Eğitim Hizmetleri ve Çocuk İhtiyaçları Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin tüzel kişiliğinin tümüyle ortadan kalktığının anlaşılmasına göre, açılan davada pasif husumetin kendisine yöneltilebilmesi için yukarıda açıklandığı üzere yeniden şirketin ihyasının sağlanması hususunda davacıya önel verilerek neticesine göre karar verilmesi yerine, tüzel kişiliği sonlanmış D... Eğitim Hizmetleri ve Çocuk İhtiyaçları Sanayi Ticaret Limited Şirketi aleyhine açılan bu davada yargılamaya devam olunarak yazılı şekilde aleyhine hüküm kurulması hatalıdır.

    Yapılacak iş, davalı limited şirket ile ilgili olarak ihya yapması için davacıya süre vermek, taraf teşkilini sağlamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2014/241 Karar: 2014/5383
    Tarih: 22.09.2014

    • HMK 54. Madde

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, munzam zarar alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece HMK'nın 150. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına dair verilen karar davacı şirket tarafından temyiz edilmiştir.

    Dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın “temsil ve izin belgelerinin verilmesi” başlıklı 54. maddesinde, temsil ve izin belgelerinin dava veya cevap dilekçelerine eklenmesi gerektiği, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanuni temsilcilerin veya tüzel kişiliğin organlarının eksikliği gidermesi şartıyla dava açmalarına veya davayla ilgili işlem yapmalarına izin verilebileceği belirtildikten sonra aynı maddenin 3. fıkrasında süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye başvurulmaması halinde davanın açılmamış veya gerçekleştirilen işlemlerin yapılmamış sayılacağı hükmü getirilmiştir.

    04.01.2012 tarihli dava dilekçesinde davacı şirketin unvanı altında tek kişinin imzası olup, bunun E..K..'a ait olduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesine yetki belgesi eklenmemiş ise de mahkemenin 22.03.2012 tarihli duruşmada verdiği iki haftalık kesin sürede Sinop Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığı ile gönderilen 03.04.2012 tarihli dilekçe ekinde imza sirküleri başlıklı yetki belgesi ibraz edilmiştir. Mahkemenin 02.03.2012 tarihli yazısı üzerine Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü'nce yapılan 10.03.2013 tarihli ticaret sicil kaydında da şirketin yetkilisi bildirilmiştir. İmza sirkülerinde yazılı 13.12.2010 tarihli ortaklar kurulu kararına göre şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olan kişi dava dilekçesi altında imzası bulunan E.. K..'dır.

    Bu durumda mahkemece verilen kesin süre içerisinde yetki belgesi ibraz edilerek dava açılmasındaki eksiklik tamamlandığından işin esası incelenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken ibraz edilen belgeler dikkate alınmaksızın ve 54. maddesinde özel bir düzenleme bulunduğu gözden kaçırılarak, takipsiz bırakılan bir dava varmış gibi 150. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur.

    Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına bozulmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.