HMK Madde 43



  • Ret Talebine İlişkin Kararlara Karşı İstinaf

    HMK Madde 43

    (1) Esas hüküm bakımından istinaf yolu kapalı bulunan dava ve işlerde, hâkimin reddi talebiyle ilgili merci kararları kesindir.

    (2) Esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde ise ret talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tefhim veya tebliği tarihinden itibaren bir hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir; bu hâlde 347 nci madde hükmü uygulanmaz. Bölge adliye mahkemesinin bu husustaki kararları kesindir.

    (3) Ret talebinin reddine ilişkin merci kararının bölge adliye mahkemesince uygun bulunmayarak kaldırılması veya ret talebinin kabulüne ilişkin merci kararının bölge adliye mahkemesince uygun bulunması hâlinde, ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa etkili işlemler, davaya daha sonra bakacak hâkim tarafından iptal olunur.




  • HMK Madde 43 Gerekçesi

    Esas hüküm bakımından istinaf yolu kapalı bulunan dava ve işlerde, hâkimin reddi talebiyle ilgili merci kararlarının, kesin olması ilkesi benimsenmiştir.

    Esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve işlerde ise ilk derece mahkemesi hâkimleri hakkındaki ret talepleriyle ilgili kararlara karşı, sadece istinaf yolu kabul edilmiştir.

    Hâkimin reddi konusundaki kararın kesinleşmesinden sonra, ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa etkili işlemlerin, davaya daha sonra bakacak hâkim tarafından iptal olunması öngörülmüştür.



  • HMK 43. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2018/2388 Karar : 2018/11050
    Tarih : 6.06.2018

    • HMK 43. Madde

    Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

    Davacılar, mirasbırakan ... ’un ölmeden önce adına kayıtlı ... ada ... parsel D Blok 12 numaralı taşınmazını ... ’a, ... ada ... parsel ... , ... , ... numaralı bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazlarını ... ’a, ... ada ... parsel ile ... ada ... parsel ... , ... , ... , ... nolu bağımsız bölüm niteliğindeki taşınmazlarını ... ’a, ... ada ... parsel B blok ... numaralı bağımsız bölümü ... ’a, ... ada ... parsel sayılı taşınmazını ... ’na, ... ada ... parsel , ... ada ... ve ... parsel, ... ada ... parsel, ... , ... ve ... parsel sayılı taşınmazlarını ... ’a, ... ada ... parsel sayılı taşınmazını ... ’a, ... ada ... parsel, ... ada ... ve ... parsel sayılı taşınmazlarını ... ’a, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel sayılı taşınmazlarını ... ’a, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel, ... ada ... parsel, ... ada ... , ... ve ... parsel, ... ada ... parsel ve ... ada ... parsel B blok ... numaralı taşınmazlarını ... ’a satış göstermek sureti ile mal kaçırmak amacı ile temlik ettiğini ileri sürerek davalılar üzerine kayıtlı bulunan taşınmazların tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişler, 17.11.2014 havale tarihli dilekçeleri ile de, ... ada ... parsel ve ... ada ... parsel sayılı taşınmazlarla ilgili davalılar adına olan tapunun iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini, mirasbırakana ait olmayan taşınmazlar yönünden davalarından feragat ettiklerini bildirmişlerdir.

    Davalılar ... , ... , ... , ... , ... , ... , ... , ... ile ... , dava konusu taşınmazlardan ... ada ... parsel ve ... ada ... ,... , ... parseller ile ... ada ... parsel sayılı taşınmazların muris ... ’ten tüm mirasçılara intikal ettiğini, davacıların murisi ... da dahil olmak üzere tüm mirasçıların paylarını davalılardan ... ’e sattıklarını, diğer dava konusu edilen taşınmazların mirasbırakan ... ile bir ilgisinin olmadığını, dava dışı şahıslardan edindiklerini, mirasbırakanın mal kaçırma amacının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

    Mahkemece, ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

    Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1922 doğumlu mirasbırakan ... ’un 07.04.1998 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davalı çocukları ... , ... , ... , ... , ... , ... , ... , mirasbırakanın kendisinden sonra ... 011 yılında ölen oğlu ... ’dan olma davacı torunları ... ve ... , davalı üçüncü eşi ... ile dahili davalı çocukları ve torunlarının kaldıkları, davacılar vekili tarafından sunulan 17.11.2014 havale tarihli dilekçe de ... ada ... parsel ile ... ada ... parsel sayılı taşınmazların ara malik kullanılmak sureti ile muris tarafından davalılardan ... , ... , ... , ... , ... , ... ve ... ’ya temlik edildiği, bu taşınmazlar açısından pay oranında tapu iptal tescil isteminde bulunup, mirasbırakana ait olmayan taşınmazlar hakkındaki davalarından feragat ettiklerinin bildirildiği, noksanın tamamlanması yolu ile getirtilen kayıtlardan mirasbırakan adına kayıtlı ... ada ... parsel sayılı taşınmazını 01.07.1991 tarihinde oğlu ... ’a satış yolu ile temlik edildiği, ... tarafından 16.08.1996 tarihinde ... ’a satıldığı, ... tarafından ise ../../1996 tarihinde davalılardan ... ’a satılarak temlik edildiği, diğer ... ada ... parsel sayılı taşınmazın ise 1/8 payı mirasbırakan adına kayıtlı iken ... 5.07.1996 tarihinde ... ’a satıldığı, ... tarafından ise ... 0.09.1996 tarihinde davalılar ... , ... , ... , ... , ... , ... ve ... ’a satılarak devredildiği anlaşılmaktadır.

    Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

    Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) ... 37. (Borçlar Kanunu'nun (BK) ... 3.) ve Tapu Kanunu'nun ... 6. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

    Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

    Somut olaya gelince; mahkemece yukarıda belirtilen ilke ve olgular çerçevesinde yeterli araştırma yapıldığını söyleme imkanı yoktur. Şöyle ki, davacı tarafın dava dilekçesinde tanık deliline dayandıkları, ancak tanıklarının isimlerinin bildirilmediği, 08.04.2014 tarihli davacılar vekilinin mazeret dilekçesi gönderdiği celsede, davacılar vekiline bir sonraki celse tanıklarını hazır etmek üzere süre verildiği, ancak sonraki celse tanıkların hazır edilmediği, bu nedenle davacı tanıkları dinlenmeden sonuca gidildiği görülmektedir.

    Bilindiği üzere,Hukuk Muhakemeleri Kanunu ... 43/1.maddesinde, “ Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir.” hükmü yer almaktadır.

    Hemen belirtmek gerekir ki; tanıkların taraflarca hazır edilmesini zorunlu kılan bir kural yoktur. Bunun aksinin kabulü, adil yargılanma hakkı (TC. Anayasası ... madde) kapsamında olan iddia ve savunma hakkının (6100 s. HMK'nın ... , 1086 sayılı HUMK'un 78. maddeleri) kısıtlanması ve eksik inceleme sonucunu doğurur.

    Somut olayda, yukarıda belirtilen madde hükmü ve ilkeler dikkate alınmadan, davacı vekiline tanıklarını bildirmesi için süre verilip, davacı tanıkları dinlenmeden eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.

    Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde hareket edilmesi,davacılar vekiline tanıklarını bildirmesi hususunda süre verilmesi ve isimlerin bildirilmesi halinde tanık deliline dayanan davacıların tanıklarının eksiksiz bir şekilde dinlenmesi, toplanan delillerin toplanacak delillerle birlikte değerlendirilerek, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda araştırma yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.

    Davacıların yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenle (6100 sayılı Yasanın geçici ... maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/3618 Karar : 2017/13328
    Tarih : 27.11.2017

    • HMK 43. Madde

    Mahkemece verilen hüküm Dairemizin 22.12.2016 tarih 2016/14580 Esas ve 2016/16388 Karar sayılı ilamı ile davalı kadına yapılan dava dilekçesinin tebliğinin usulsüz olduğu ve usulüne uygun bir ön inceleme duruşması yapılmadığı gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş, dava dilekçesi davalıya ve vekiline tebliğ edilmiş, davalı vekili de süresinde verdiği dilekçe ile davaya cevap vermiş, cevap dilekçesinde de tanık delili de olmak üzere bir kısım delillere dayanmıştır. 13.04.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında davalı vekili delillerini ve tanıklarını bildirmek üzere süre talep etmiş ancak mahkemece davalı vekilinin bu talebi ile ilgili olumlu olumsuz bir karar verilmeden hüküm kurularak dava sonuçlandırılmıştır.

    Davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesi ile tanık deliline dayanmasına rağmen, ön inceleme duruşması yapıldıktan sonra mahkemece davalıya Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137. maddesi gereğince tanıklarını bildirmesi için süre verilmemiş, delilleri toplanmamıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137/1. maddesi gereğince mahkemece tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemler ön inceleme duruşmasında yapılır. Diğer bir deyişle ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu belirlendikten sonra taraflara delillerini bildirmesi için süre verilir. O halde, mahkemece davalıya Hukuk Muhakemeleri Kanununun 137. maddesi gereğince tanıklarını bildirmek üzere süre verilmesi ve bildirdiği tanıkların HMK m.43 vd. gereğince dinlenilmesi, cevap dilekçesinde dayandığı diğer delillerin toplanması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7813 Karar : 2017/6420
    Tarih : 11.07.2017

    • HMK 43. Madde

    ... 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2015/58 Değişik iş sayılı ihtiyati tedbir davası sırasında aleyhinde ihtiyati tedbir istenilen ... Ltd. Şti. vekili tarafından reddi hakim yoluna başvurulduğuna, 1086 sayılı HUMK'nın 427. ila 454. maddesi hükümleri gözetildiğinde ihtiyati tedbire ilişkin verilen kararlara karşı temyiz yolu kapalı olduğuna, 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesinin atfıyla uygulamasına devam edilen 1086 sayılı HUMK'nın 36/A (6100 sayılı HMK`nın 43/1) maddesi uyarınca esas hüküm bakımından temyiz yolu kapalı bulunan dava ve işlerde hakimin reddi istemi ile ilgili merci kararlarının kesin nitelikte olduğuna göre usûl ve kanuna uygun bulunan ... 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin temyiz talebinin reddine ilişkin verilen 11.11.2015 tarihli ek kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı onam aharcının temyiz edene yükletilmesine 11/07/2017 günü oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2014/4080 Karar : 2014/7114
    Tarih : 8.12.2014

    • HMK 43. Madde

    Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, ıslah istemi de gözetilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine, ıslah edilen kısım bakımından (5) yıllık zamanaşımı dolduğundan bahisle Dairemizce karar bozulmuş, taraf vekilleri bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.

    1- Yargıtay ilâmında belirtilen gerektirici nedenler karşısında davalının karar düzeltme istemi tümüyle reddedilmelidir.

    2- Davacının karar düzeltme istemine gelince; Dairemizin 17.2.2014 tarih ve 2013/2038-2014/1016 sayılı bozma ilamında; "Taraflar arasında ... ili doğalgaz şebekesinin tasarım ve avan projelerinin yapılabilmesi için kullanılacak haritaların hazırlanması konusunda 30.08.2004 tarihli sözleşme imzalanmıştır.Davacı 06.10.2006 günlü dava dilekçesiyle işi yapıp 09.12.2004 tarihinde teslim etmesine karşın iş bedelinin 233.537,30 TL'lik kısmının ödenmediğini belirterek şimdilik, 50.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiş, yargılama sırasında 31.10.2011 günlü ıslah dilekçesiyle istemini 253.297,00 TL artırarak 303.297,00 TL'ye çıkartmıştır. Somut olayda uygulanması gereken ve dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 126/IV maddesi gereğince; eser sözleşmelerinde zamanaşımı süresi 5 yıl olup bu süre, yine aynı Kanunun 128. maddesi uyarınca davacı yüklenicinin alacağının muaccel olduğu tarihten işlemeye başlayacaktır. Alacağın muaccel hale geldiği tarih ise, eserin iş sahibine teslim edildiği tarih olup, davacı dava dilekçesine eseri 09.12.2004 tarihinde teslim ettiğini açıkça belirttiğinden bu tarih itibariyle alacak muaccel hale gelmiştir. Davacı yüklenici dava dilekçesindeki istemini 31.10.2011 tarihinde harçlandırdığı ıslah dilekçesiyle artırmıştır. Alacağın muaccel hale geldiği 09.12.2004 tarihi ile 31.10.2011 ıslah tarihi arasında 5 yıllık zamanaşımı süresi geçmiştir. Davacının ıslah dilekçesine karşı davalı vekilince de süresi içerisinde cevap verilerek, ıslah edilen alacağın zamanaşımına uğradığı ileri sürülmüştür. Bu durumda davalı vekilince süresi içerisinde ıslah talebine karşı zamanaşımı def`inde bulunulduğundan ıslahla artırılan kısım yönünden talebin reddi gerekirken kabulü yolunda hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir." denilmişse de; davacı vekili dosyada bulunan 22.12.2011 havale tarihli dilekçenin sonradan konulduğunu belirterek karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

    Karar düzeltmeye konu dilekçe 22.12.2011 tarihini taşımaktadır. Bu nedenle yürürlükte olan 6100 sayıl" HMK ve o tarihte yürürlükte bulunan Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yönetmeliği hükümleri (HMK.nın 449. maddesi gereği) ile karar tarihindeki Yönetmeliğin ilgili hükmünün irdelenmesi gerekmektir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 448. maddesi gereğince henüz tamamlanmış bir iş bulunmadığından "derhal yürürlüğe girer" prensibi uyarınca HMK'nın 160. maddesi hükmü uyarınca, zabıt katibi dosya içindeki her türlü belgeyi gösteren bir dizi listesi düzenlemek zorundadır. Dosyaya ibraz edilen veya çıkarılan belgeler derhal bu belgeye kaydedilir. Öte yandan, HMK'nın "tutanak" başlıklı 154. maddesinin 3/e maddesi duruşma dışında yapılan işlemlerin özetinin neler olduğu ve 3/f maddesi ise, tarafların sundukları belgelerin neler olduğunun tutanağa yazılması gerektiğini, HMK'nın 156. maddesi ön inceleme, tahkikat ve yargılama işlemleri, ancak tutanakla ispat olunabilir düzenlemesini getirmiştir. Yine, dilekçenin havale tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği'nin Hukuk ve Ticaret davaları dosyalarının düzenlemesi başlığı altında 25. maddesi 1/1. maddesinde, dava arzuhali, cevap layihaları, davacının karşılık layihası ve bunun cevapları, vekâletnameler tarih sırasıyla kartona bağlanır. 25/2. maddesine göre de, dosyaya konulan ve bağlanan her kağıt, müsveddeler de dahil olmak üzere, dosyanın kapağında gösterilen hanelere sıra ile düzgünce yazılır. Her evrakın kapakta aldığı sıra numarası dosyaya konan bu kağıdın üzerine de işaret edilir. Diğer taraftan karar tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği`nin 43. maddesi, dava dosyasının bir başka mahkemeye veya mercie gönderilmesi halinde dizi pusulası yapılması gerektiğini belirterek dava dosyalarının içerisine giren belgelerin neler olduğu konusunda şüphe ve tereddüt uyandırılmaması amaçlanmıştır.

    Somut olayda ise; davalı tarafın dosyada bulunan 22.12.2011 tarihli dilekçesinin yazı işleri müdürü tarafından havale edildiği anlaşılmakta ise de, dosyanın 6100 sayılı HMK'nın 160. maddesi ve gerek Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 25. gerekse, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği'nin 43. maddesi uyarınca dizi pusulası bulunmadığından ve 08.12.2011 tarihli duruşmada da, anılan dilekçenin verildiği duruşma tutanağında belirtilmediğinden bu durumda bu dilekçenin usulünce ibraz edilip, davalı vekiline de tebliğ edilip edilmediği anlaşılamadığından, bu hususların araştırılarak, zamanaşımı def`i konusunda bir karar verilmesi gerekirken, bu husus araştırılmadan, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup, kararın bu gerekçeyle bozulması gerekirken, yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle bozulduğu bu kez yapılan incelemeyle anlaşıldığından, Dairemizin 17.02.2014 gün ve 2013/2038 esas ve 2014/1016 karar sayılı bozma ilâmının kaldırılarak, açıklanan gerekçeyle bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle davalının karar düzeltme isteminin reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 17.02.2014 gün ve 2013/2038 esas ve 2014/1016 karar sayılı bozma ilâmının kaldırılarak, açıklanan gerekçeyle BOZULMASINA, ödediği karar düzeltme harcının istek halinde davacıya geri verilmesine ve HUMK’nın 442. maddesi hükmünce 226,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyen davalıya yükletilmesine, 08.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.