HMK Madde 36



  • Ret Sebepleri

    HMK Madde 36

    (1) Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâkimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir:

    a) Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş olması.

    b) Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerekmediği hâlde görüşünü açıklamış olması.

    c) Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması.

    ç) Davanın, dördüncü derece de dâhil yansoy hısımlarına ait olması.

    d) Dava esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması




  • HMK Madde 36 Gerekçesi

    Madde, 1086 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin yeniden düzenlenmiş hâlidir.

    Birinci cümlede, genel ret sebebi olarak, 29 uncu maddenin birinci fıkrasının altıncı bendindeki durum kabul edilmiş ve diğer hâller örnek olarak sayılmıştır.



  • HMK 36. Madde Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7371 Karar : 2017/6405
    Tarih : 11.07.2017

    • HMK 36. Madde

    Vesayet davası sırasında kısıtlanması istenilen ... tarafından sunulan 05.06.2014 tarihli dilekçe ile özetle "...sulh hukuk mahkemesi hakiminin, kendisini zorla akıl hastanesine sevk etmeye çalıştığını, görevini kötüye kullandığını, objektif olmadığını..." belirterek reddi hakim talebinde bulunmuştur

    Reddedilen hakim tarafından, talebin reddinin gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine dosyayı inceleyen merci tarafından reddi hakim talebinin reddine, reddi hakim talebinde bulunanın HMK`nın 42/4. maddesi uyarınca takdiren 2.000,00.-TL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen karar kısıtlanması istenilen ... tarafından temyiz edilmiştir.

    Hakimin reddi için ileri sürülen iddialar HMK'nın 36. maddesinde tanımı yapılan sebeplerden olmadığından talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, HMK`nın 42/4. maddesi uyarınca hükmedilecek para cezasının cinsi disiplin para cezası olduğu halde mahkemece ret talebinde bulunanın idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi doğru değil ise de bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple; hükmün iki rakamlı bendinde yer alan "idari para cezası" ibarelerinin çıkarılarak bunların yerine "disiplin para cezası" sözcüğünün yazılması suretiyle düzeltilmesine ve 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla HUMK’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 11/07/2017 günü oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/7829 Karar : 2017/6423
    Tarih : 11.07.2017

    • HMK 36. Madde

    Taraflar arasında görülen dava sırasında katılan vekili tarafından sunulan 22.07.2014 tarihli dilekçe ile özetle "...Mahkeme hakiminin tensiben tedbir ile kayyum tayinine karar verdiğini, icra müdürü, hakim ve davacı şirket ortağı...'in adliyede görüştüklerini, anılan görüşmede mahkeme hakiminin ...`da mali müşavirlik yapan bir kişiyi duruşmada kayyum atayacağını söylediğini öğrendiklerini, hakimin dosyayı incelemeden davacı şirket lehine kararlar verdiğini, tarafsızlığını yitirdiğini..." belirterek reddi hakim talebinde bulunmuştur.

    Reddedilen hakim tarafından, talebin reddinin gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine dosyayı inceleyen merci tarafından reddi hakim talebinin reddine, reddi hakim talebinde bulunan şirketin HMK`nun 42/4 maddesi uyarınca takdiren 500,00.-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen karar katılan ... Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir .

    İncelenen dosya kapsamına göre, hakimin reddi için ileri sürülen hususlar HMK’nın 36. maddesinde tanımı yapılan sebeplerden değildir. Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının katılan ... Ltd. Şti.`ye yükletilmesine 11.07.2017 günü oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/2154 Karar : 2017/5079
    Tarih : 9.03.2017

    • HMK 36. Madde

    Davacı, davalı kurum nezdinde alt işveren işçisi olarak çalıştığını, aradaki hizmet alım ilişkisinin muvazaalı olduğunu, ödenmemiş işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

    Davalı, aradaki ilişkinin ihale ile hizmet alımı olduğunu muvazaa iddiasının yersiz olduğunu, davacının tüm haklarının ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, davacının taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 272. maddesi düzenlemesine göre; hâkimler hakkındaki yasaklılık ve ret sebepleriyle ilgili kurallar, bilirkişiler bakımından da uygulanacaktır. Bu atıf nedeniyle Kanun'un 36. maddesinin .... fıkrasında; hakimin tarafsızlığından şüpheyi gerektirecek önemli bir sebebin bulunması hakimin reddi ve çekinme sebebi olarak düzenlenmiştir. Mahkeme kararlarının her türlü şüpheden uzak olmasının gerekliliği ve verilen kararın tarafsızlığı ve doğruluğu konusunda taraflarda hiçbir kuşkuya sebep olmaması zorunludur.

    Somut olayda; temyiz incelemesi aynı gün yapılan benzer nitelikteki dosyalarda bilirkişi olarak rapor tanzim eden bilirkişi ..., ... .... İş Mahkemesi'nin 2015/396 esas; bilirkişi ..., 2015/653 esas; bilirkişi ... 2015/105 esas; bilirkişi ... 2015/476 vd. esas sayılı dosyalarında davacı işçi vekili olarak yer almışlar ve bilirkişilik yaptıkları benzer başka dosyalarda bu durum bozma sebebi yapılmıştır. Buna göre, bilirkişinin tarafsızlığı ilkesi ile çelişen bir olgu ortaya çıkmış olup, Mahkemece diğer mahkemelerde de davalı ... aleyhine davası olmayan -davanın taraflarıyla ilişkisi bulunmayan- bir bilirkişi seçilerek rapor alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir.

    O halde davalı vekilinin temyiz itirazı bu yönden kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 09.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/8404 Karar : 2016/7561
    Tarih : 13.07.2016

    • HMK 36. Madde

    Taraflar arasında görülen dava sırasında davalı .... vekili tarafından sunulan 07/03/2016 tarihli dilekçeyle özetle; [... dava konusu iş kazasının Türkiye’nin en büyük iş kazası olduğu; ancak meydana gelen kazanın Türkiye’nin en büyük iş kazası olmasının yargılamanın taraflı yapılması için neden oluşturamayacağı, yargılamanın en başında taleple birlikte müvekkil şirketin tüm malvarlığı üzerine, gayrimenkullerine, taşınır mallarına ve tek gelir kaynağı olan TKİ nezdindeki hak ve alacaklarına konulan tedbirin kaldırılması talebinin gerekçesiz olarak reddedildiği, davacı tarafça yapılan “adli yardım” taleplerinin ise kanunun aradığı ekonomik durum araştırması yapılmadan kabul edildiği, meydana gelen olayla ilgili açılan çok sayıda dava için tek bir dosyadan rapor alma yoluna gidildiği, bunun yanlış olduğu, mahkemenin kendi kararına aykırı olarak rapor düzenlendiği ve hazırlanan rapora karşı yapılan haklı itirazlarının reddedildiği, bilirkişilerden bir kısmının daha önce basında açıklama yapan kişilerden olduğu, dava konusu olayla ilgili olarak ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... sayılı dosyasından yargılama yapıldığı, hukuk mahkemesinin aksine ceza yargılamasının çok daha geniş araştırma yapmakta olduğu, adil bir karar verebilmek için ceza yargılamasının sonucunun, en azından bilirkişi raporunun beklenmesi gerektiği, müvekkil şirket aleyhine aynı olay nedeniyle açılan davalarda hükmettiği manevi tazminat miktarlarının çok fahiş olduğu, hükmedilen tazminat miktarının mahkemenin kendi kararları ile de çeliştiği, mahkeme hâkiminin son celsede kararı verip, özet olarak kısa kararını yazıp daha sonra gerekçeli kararı taraflara tebliğe çıkarması gerekir iken, mahkeme hâkiminin nihai kararla birlikte daha önceden hazırlamış olduğu gerekçeli kararı da kısa kararla birlikte yazdığı ve müvekkilinin kısa temyiz yapıp gerekçeli temyiz dilekçesini sonradan yazması için ihtiyacı olan zamanı elinden aldığı ileri sürülerek hâkimin tarafsızlığını, objektifliğini, bağımsızlığını kaybettiği, kamuoyu ve basının baskısı ile davacılar yanında yer alarak karar verdiği...] gerekçeleri ileri sürülerek reddi hâkim talebinde bulunulmuştur.

    Reddedilen hâkim tarafından, istemin reddinin gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine, dosyayı inceleyen merci tarafından ret isteminin esastan reddine, ret isteminde bulunan davalı ....`nin 1.500,00.-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen karar, davalı .... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Hâkimin reddi için ileri sürülen sebepler işin esası yönünden temyiz sebebi olup, HMK’nın 36. maddesinde tanımı yapılan sebeplerden değildir. Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/10529 Karar : 2016/10820
    Tarih : 17.06.2016

    • HMK 36. Madde

    ... 20.04.2015 tarih 2015/4351 Esas 2015/5857 Karar sayılı ilamı ile özetle; davacı ... tarafından bir kısım resmi evrak ve mahkeme kararlarının sahteliğinin tespiti için... 2014/37 Esas 2014/45 Karar sayılı davanın açıldığını, yerel mahkemece verilen kararın temyizi üzerine dosyanın dairelerine gönderildiğini, ancak aynı davacıya ait 2008/243 Esas sayılı bir başka dava dosyasının daha önceki karar düzeltme incelemesi sırasında Dairelerinin başkan ve üyelerinin reddedilmesi nedeniyle söz konusu dosyanın karar düzeltme incelemesinin 8. Hukuk Dairesi tarafından yapıldığını ileri sürerek, eldeki dava dosyasının Yargıtay Başkanlar Kurulu`na sunulmasına karar verilmiştir.

    ...'nin anılan ilamı üzerine Başkanlar Kurulu 26.06.2015 tarih 2015/1 Esas 2015/4 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay Kanunu'nun 17/1-a maddesi gereğince ... Asliye Hukuk Mahkemesi`ne 2014/37 Esas 2014/45 Karar sayılı dava dosyasının temyiz incelemesini yapmak üzere Dairemiz görevlendirilmiştir.

    Ne var ki; bu kez de davacı ... 08.06.2016 tarihli dilekçesi ile Dairemiz'in başkan ve Üyelerini 6100 sayılı HMK'nun 36/1-d maddesi uyarınca çekilmeye davet etmiştir. Aynı Yasa`nın 38/8 maddesine göre Hakimi çekilmeye davet hakimin reddi hükmündedir.

    Tüm bu açıklamalara göre 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 17/1-a maddesi uyarınca gereğinin takdir ve ifası için dosyanın YARGITAY BAŞKANLAR KURULU`na sunulmasına, 17.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/12636 Karar : 2015/12084
    Tarih : 3.12.2015

    - HMK 36. Madde

    Taraflar arasında görülen dava sırasında davalı vekili tarafından 01.06.2015 havale tarihli dilekçe ile özetle; "...tarafları aynı olan Ankara 10. Aile Mahkemesinin 2014/366 E. sayılı boşanma davasında ekli dilekçeler mahkemeye sunulmak sureti ile mahkeme hâkimin reddedildiği ve ret sürecinin o dosyada işlediği, taraflar arasındaki boşanma davasının da aynı mahkemede sürmekte olup katkı payı alacağı davası yönünden bekletici mesele yapıldığı, katkı payı alacağına ilişkin 2014/374 E. sayılı dosyada hâkimin HMK`nın 389 vd. özellikle de 391. maddesine uygun şekilde karar verilmeksizin davacı yanın talebi ile doğrudan müzekkereler yazılıp ayrıca davacı vekiline elden tebliğ edilmek sureti ile infaz sürecinin başlatılmasının hâkimin tarafsızlığı konusunda şüpheyi gerektiren önemli bir sebep olduğu, yargılamanın taraflarının aynı olması, katkı payı alacağı dosyasının, boşanma davasını bekletici mesele olarak beklemesi ve yargılamanın aynı hâkim tarafından yürütülmesi ile o dosyadaki hâkimin tarafsızlığında şüpheyi gerektiren, davacı lehine önemli olumsuz bir davranışın gerçekleşmiş olması sebebi ile boşanma davası sürecinde de yargılamaya bu şekilde devam edilmesinin hukuken mümkün olmaması ve davalının bu dosya için de hâkimin tarafsızlığından şüphe duyduğu..." gerekçesi ile reddi hâkim talebinde bulunmuştur.

    Reddedilen hâkim tarafından, istemin reddinin gerektiği yönünde görüş belirtilmesi üzerine, dosyayı inceleyen merci tarafından reddi hâkim talebinin reddine ve ret talebinde bulunan davalının HMK`nın 42/4. maddesi uyarınca 1500.-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    İncelenen dosya kapsamına göre, hakimin reddi için ileri sürülen hususlar HMK’nın 36. maddesinde tanımı yapılan sebeplerden değildir. Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ( ONANMASINA ), aşağıda yazılı onama harcının A.. S..`a yükletilmesine oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas: 2014/4-1054 Karar: 2016/566
    Tarih: 04.05.2016

    • HMK 36. Madde

    Dava dilekçesinde, davacı Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı tarafından Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği karara dayalı olarak, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan davalının makamında arama yapıldığı; arama sırasında davalının: "Ne yaptığınızın farkında değilsiniz herhalde. Kesinlikle eşkıya gibi davranıyorsunuz; hayır hayır yani bu eşkiya kılıçla silahla olmaz, yani eşkiyanın değişik şeyleri var: Bu karar, bu kararda eşkiyalık öyle anlaşılıyor; bu kadar ahlaksız, bu kadar hukuk dışı bir şeyi nasıl yapabiliyorsunuz" ifadeleriyle davacıya hakaret ettiği; bu sözlerin, basın yayın organlarında yer aldığı; ayrıca, davalı tarafından yönlendirilen iki muhbirin, baskı ve menfaat karşılığında davacı aleyhinde gerçek dışı ifadeler vermesinin sağlandığı; ancak, kurulan komplonun engellendiği ileri sürülerek; 100.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi ve yasal faiz yürütülmesi, talep olunmuştur.

    CEVAP: Cevap dilekçesinde, davacının yetkilerinin HSYK tarafından kaldırıldığı; davaya konu sözlerin, ağır ve yasaya aykırı uygulamalara karşı söylenildiği; eleştiri niteliğinde bulunduğu, savunulmuştur.

    GEREKÇE: Dava, haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir.

    Başlangıçta Erzurum 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davada görevsizlik kararı verilmiş; kesinleşen karar üzerine, süresi içinde gönderme isteminde bulunulmuş ve dairemiz tarafından dosya ilk derece mahkemesi sıfatıyla incelenmiştir.

    Yargılama aşamasında yürürlüğe giren 6110 Sayılı Kanun ile değişik 2802 Sayılı Kanun'un 93/A maddesiyle 6100 Sayılı 46 vd. maddeleri hükümleri uyarınca; dava, Hazine'ye yöneltilmiş; davalı olarak gösterilen Cumhuriyet Başsavcısı, ihbar olunan sıfatı ile yargılamada yer almıştır.

    Davalı Hazine vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde: Dava şartlarının gerçekleşmediği ve sorumluluk koşullarının da oluşmadığı savunulmuştur.

    Davacı vekili tarafından sunulan 05.12.2012 tarihli dilekçede, davaya konu edilen her bir eylem sebebiyle 50.000,00-TL manevi tazminat isteminde bulunulduğu belirtilmiştir.

    Yargılamanın 16.04.2013 tarihli oturumunda, hakaret oluşturduğu ileri sürülen sözlere dayalı olarak açılan dava, eylem görevi sebebiyle veya görevinden dolayı değil, şüpheli sıfatıyla işlendiğinden kişisel eylem niteliğinde değerlendirilmiş; bu bakımdan, Hazine'nin taraf sıfatı bulunmadığı benimsenmiş; ayırma kararı verilerek, davalı sıfatıyla ... hakkında hüküm oluşturulmuştur.

    Esasında, kişisel eylem sebebiyle manevi tazminat davasına bakma görevi, yasa değişikliğinden önce her iki talebin ( kişisel kusura dayalı ve C.Başsavcısı'nın hukuki sorumluluğu ) birlikte açıldığı Erzurum 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nindir. Ne var ki, başlangıçta, yerel mahkemenin her iki eylem sebebiyle kısmen kabul kararı, belirtilen yasa değişikliği sebebiyle tefrik edilmeksizin Dairemizce görev yönünden bozulmuştur. Yerel mahkemece bozmaya uyularak görevsizlik kararı verilmiştir. 440/III-3 maddesi uyarınca Yargıtay'ın görevsizliğe dair kararları bağlayıcıdır, karar düzeltme istenemez. Bu yüzden tefrik edilen dosya yerel mahkemeye gönderilmemiş, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Dairemizde görülmüştür.

    Taraflar arasında, davaya konu sözlerin söylenildiği hususu çekişmesizdir. Sorun, bu ifadelerin kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.Mahkeme kararına dayalı olarak yapılan adli işlem nedeniyle, görevli Cumhuriyet Savcısı'na yöneltilen sözlerin söylenilmesinde bir gereklilik bulunmamaktadır. Eleştiri veya sitem olarak da değerlendirilemez. Şu durumda, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Bu sebeplerle hukuka aykırılık benimsenmiştir.Manevi tazminat miktarının takdirinde, hukuka aykırılığın niteliği ve derecesi ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilmek suretiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmek gerekmiştir.

    HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

    1- )Davanın kısmen kabulüyle 5.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den alınıp davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,

    2- )Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 341,55.-TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına,

    3- )Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca davacı yararına takdir olunan 3.000,00.-TL maktu avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

    4- )Karar tarihinde yürürlükte bulanan Avukatlık Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir olunan 3.000,00.-TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

    5- )Davacı tarafından yapılan 12,00.-TL yargılama giderinden takdiren 9/10'unun üzerinde bırakılarak, 1/10'unun davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ... ),

    Dair oyçokluğu ile verilen 11.02.2014 gün ve 2013/30 E., 2014/7 K. sayılı karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

    Tarafların temyiz isteminin süresinde olduğunun anlaşılmasından ve dosyadaki tüm kağıtların okunmasından sonra gereği düşünüldü:

    KARAR : Dava, kişilik hakkına saldırı nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.Davacı vekili, 20.05.2010 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen arama kararı doğrultusunda özel yetkili Cumhuriyet Savcısı olarak, davalının Erzincan'daki makam odasında arama yaptığını, arama sırasında davalının sergilemiş olduğu hukuka aykırı eylem ve söylemler nedeni ile müvekkilinin kişilik hakları zedelendiğini ve manen zarar gördüğünü ayrıca davalının İliç Savcısına ve müvekkiline karşı bir komplo hazırladığını ve bunu hayata geçirmeye çalıştığını, davalının X ve Y kod adı altında muhbirlere asılsız ve hukuka aykırı ifade de bulunmaları karşılığında baskı kurduğunu, bir takım menfaat vaadinde bulunduğunu, davalının eyleminin tam olarak hayata geçiremeden tespit edildiğini ve gerçeklerin ortaya çıkarıldığını, konu hakkındaki soruşturma dosya ve evraklarının eklendiğini iddia ederek 50.000 TL kişilik hakkına saldırı nedeni ile 50.000 TL de komplo nedeni ile manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

    Özel Dairece, "davanın kısmen kabulüne" karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    ÖNSORUN

    İşin esasına geçilmeden önce, 18.06.2014 gün ve 6545 Sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 Sayılı CMK 141. maddesine eklenen 3., 4. fıkraların görev bakımından eldeki davaya etkileri tartışılmıştır.

    Ön sorun tartışılmadan önce mevzuat ve davanın muhakeme süreci hakkında kısaca bilgi verilmelidir.6100 Sayılı HMK 23. maddesinin ilgili bölümü;"İnceleme usulü ve sonucu

    MADDE 23- ( 1 )…

    ( 2 ) … kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye dair kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar."

    şeklindedir.Buna göre kanun yolu incelemesi sonunda onanarak kesinleşen görevsizlik kararları davaya ondan sonra bakacak mahkemelerin görevsizlik karar vermesine engeldir.Somut olaya gelindiğinde; dava, 26.05.2010 tarihinde komplo kurmak ve kişilik haklarına saldırı iddiaları ile Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştır.Erzurum Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, her iki iddia hakkında görevsizlik kararı verilmiş, temyiz istemi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.10.2011 gün ve 2011/9328 Esas, 2011/10078 Karar sayılı ilamı ile karar onanmıştır. Süresinde talepte bulunulmuş ve dosya görevli Yargıtay 4. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.Mevcut bu durum dikkat alındığında ilk derece mahkemesince verilen ve kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşen görevsizlik kararı ondan sonra davaya bakan mahkemeleri bağlayacağına göre, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin görevli olduğu kabul edilmiştir.

    Ayrıca, 18.06.2014 gün ve 6545 Sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5271 Sayılı CMK 141. maddesine eklenen 3., 4. fıkralarına bakıldığında suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler sebebiyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine ağır ceza mahkemesinde açılabileceği düzenlenmiştir. Kişilik hakkına saldırı nedenine dayalı eldeki davada ise suç soruşturması yapan bir Cumhuriyet savcısının eyleminin haksız fiil olduğu olgusuna değil, suç soruşturması yapan bir Cumhuriyet savcısına karşı yapılan bir haksız fiil olgusuna dayanılmaktadır. Davalının 5271 Sayılı CMK141/3 fıkrasına giren ve davaya konu edilen eylemi zaten eldeki davadan ayrılmıştır.Eldeki dava kişisel kusura dayalı açılan ve asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gereken bir dava ise de yukarıda açılandığı üzere 6100 Sayılı HMK'nın 23/2. maddesi gereğince kanun yolundan geçerek kesinleşen bir görevsizlik kararı bulunması karşısında Yarıgtay 4. Hukuk Dairesinin görevli olduğu oybirliği ile kabul edilmiştir.İşin esası incelenmeden önce tartışılan bir diğer sorun da temyiz sebepleri arasında yer alan hakimlerin reddi talebinin usulüne uygun şekilde incelenmediği iddiası olmuştur.

    Hemen ifade edilmelidir ki, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi eldeki dosyayı temyiz mahkemesi sıfatı ile değil, 6100 Sayılı HMK'nın 47. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi sıfatı ile incelemektedir. Bu sebeple ileri sürülen usul itirazlarının yürürlükteki 6100 Sayılı hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gereklidir ki, öncelikle 6100 Sayılı HMK'nın hakimin ret sebeplerini incelenmesine dair usul hakkında bilgi verilmelidir.

    6100 Sayılı HMK'nın 36. maddesinde6100 Sayılı HMK'nın 36. maddesinde ret sebepleri, 38. maddesinde ise ret usulü düzenlenmiştir. HMK'nın 36. maddedeki ret sebeplerine dayanılarak 38. maddeye uygun bir şekilde ret isteminde bulunulması halinde ret isteminin incelenmesi usulü aynı Kanun'un 40. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde şu şekildedir;

    "Ret talebini incelemeye yetkili merci

    MADDE 40- ( 1 ) Hâkimin reddi talebi, reddi istenen hâkim katılmaksızın mensup olduğu mahkemece incelenir. ( 2 ) Reddedilen hâkimin katılmamasından dolayı mahkeme toplanamıyor ya da mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise ret talebi, o yerde asliye hukuk hâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tarafından incelenir. O yerde, asliye hukuk hâkimliği görevi tek hâkim tarafından yerine getiriliyorsa, o hâkim hakkındaki ret talebi, asliye ceza hâkimi varsa onun tarafından, yoksa en yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir.

    ( 4 ) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi talebi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece karara bağlanır. Hukuk dairelerinin toplanmasını engelleyecek şekildeki toplu ret talepleri dinlenmez."

    Buna göre Özel Daire ilk derece mahkemesi sıfatı ile görev yaptığına göre, ret talebi öncelikle reddi istenen hâkim katılmaksızın mensup olduğu Özel Dairece incelenmelidir. Reddedilen hâkimin katılmamasından dolayı mahkeme ( Özel Daire ) toplanamıyor ise ret talebi, o yerde ilk derece mahkemesi sıfatı ile görev yapan diğer Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından incelenmelidir.

    Somut olaya gelindiğinde; ihbar olunan ... vekili 04.12.2012 tarihli celsede sunduğu 04.12.2012 tarihli ret dilekçesi ile muhakeme sırasında Dairenin altı üyesini reddetmiştir. Dilekçe üzerine HMK'nın 38/5. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere ara karar alınmış, takip eden celse de ise "İhbar olunan ... Dairemizin altı üyesi reddedilmiş ise de Dairemiz başkan ve dokuz üyeden oluşmakta olup, Yargıtay Kanunu'nun 39. maddesine göre Daire toplantılarını engelleyen toplu ret istemleri dinlenemeyeceği" gerekçesi ile önceki ara kararından vazgeçilerek ret isteminin oyçokluğu ile reddine karar verilmiştir.Karşı görüşte olanlar ise "davaya temyiz mahkemesi sıfatıyla değil ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakıldığından reddi hakim talebi hakkında Yargıtay Kanunu değil 6100 Sayılı hükümlerinin uygulanması gerektiği ve HMK'nın 38 vd. maddeleri hükmüne göre de ret talebinin mercii tarafından incelenmesi gerektiği" şeklinde karşı görüş bildirmişlerdir.

    11.06.2013 tarihinde bu kez davalı ... vekili olarak verilen ikinci ret dilekçesi yine aynı gerekçeler ve oyçokluğu ile reddedilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ilk derece mahkemesi sıfatı ile yargılama yaptığına göre ret talebinin 6100 Sayılı hükümleri çerçevesinde incelenmesi gereklidir. Bu kapsamda ret talebi öncelikle reddi istenen hâkim katılmaksızın mensup Özel Dairece incelenmeli, reddedilen hâkimin katılmamasından dolayı mahkeme ( Özel Daire ) toplanamıyor ise ret talebi, o yerde ilk derece mahkemesi sıfatı ile görev yapan diğer Yargıtay Hukuk Dairesi tarafından incelenmelidir.Görüşmeler sırasında azınlıkta kalan ve işin esasının incelenmesini görüşünde olan üyelerden bir kısmı; temyiz hükümleri yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HMUK 428/4 maddesinde "usulü muhakameye muhalefet edilmesi" bir bozma nedeni sayılmış ise de, bu neden ile bozma yapılabilmesi için aynı Kanun'un 428/ son fıkrasının şartlarının da oluşması gerektiğini, olayımızda ret nedenlerinin geçerli olup olmadığı bir yana, bunun usulen bozma yapılmasının reddedilen Daire üyelerinin karardan sonra başka dairelerde görevlendirilmiş olması da dikkate alındığında sonuca etkili olmadığını, buna yönelik temyiz talebinin işin esası hakkında kurulacak kararda karşılanması gerektiğini bu sebeple işin esasına girilmesini savunmuşlarıdır.Azınlıkta kalan üyelerden bir kısmının savunduğu görüş ise 6100 Sayılı HMK'nın 40/ son maddesinin Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi talebini düzenlediğini, benzer düzenlemenin Yargıtay Kanunu 39. maddesinde de yer aldığını, gerek 6100 Sayılı HMK'nın 40/ son ve gerekse Yargıtay Kanunu'nun 39. maddesine göre toplu mahkemelerde toplu ret taleplerinin dinlenmeyeceğinin düzenlediği, ilk derece mahkemelerinde toplu ret istemine dair bir düzenlemenin 6100 Sayılı HMK'nın 40. maddesinde düzenlenmediğine göre Yargıtay Kanunu'nun 39. maddesinin gerekçede kullanılmasının doğru olduğu, bu sebeple işin esasının incelenmesi gerektiğini savunmuşlardır.Kurul çoğunluğunca, ret talebinin usulüne uygun bir şekilde incelenmeden esas hakkında karar verilmesinin işin esasını temelden sakatlayacağı, öncelikle ret talebinin usulüne göre incelenip karara bağlandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.Bu sebeple Özel Daire kararının bozulması gerekmiştir.

    SONUÇ : : Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm davalı vekilinin yukarıda belirtilen neden haricindeki diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelemesine yer olmadığına, istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatıranlara iadesine, 04.05.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi