HMK Madde 17



  • Yetki Sözleşmesi

    HMK Madde 17

    (1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.




  • HMK Madde 17 Gerekçesi

    Yetki sözleşmesine ilişkin olarak yapılan düzenlemede, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile diğer kişiler, yetki sözleşmesi yapmak açısından, birbirinden ayırt edilmiştir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri kendi aralarındaki hukukî ilişkilerde her ikisi de hukuken eşit konumda sayılabilirler. Buna karşılık, tacirler veya kamu tüzel kişileri, diğer bir gerçek kişiye göre, daha güçlü konumda bulunmaktadırlar. Daha zayıf konumda olan kimselerin daha güçlü olan tacir veya kamu tüzel kişilerine karşı, korunma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Özellikle iltihakî sözleşmelerle bu durum daha da belirginleşmektedir. Tüketiciler, satıcı veya hizmet sunucu şirketlere karşı, hiçbir pazarlık şansı olmaksızın, sadece kendilerine uzatılan sözleşmeye imza atarak, şirket veya kamu tüzel kişisi tarafından konulan şartları, bu arada, yetki şartını da kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. O nedenle, örneğin Alman hukukunda, yetki sözleşmesinin her durumda yapılması kabul edilmemektedir. Yetki sözleşmesi yapılabilen alanlar oldukça sınırlandırılmış bulunmaktadır.

    Tacirlerle kamu tüzel kişilerinin kendi aralarında, yapmış oldukları işlemlerde, belirtildiği gibi, daha zayıf konumda olan bir taraf yoktur. Kural olarak her iki tarafı da eşit kabul etmek mümkündür. Bu kimseler, kanunda belirtilen şartlara uygun olmak kaydı ile, aralarında yetki sözleşmesi
    yapabileceklerdir. Taraflar ayrıca, yapmış oldukları yetki sözleşmesi ile, yetkili kıldıkları bir veya birden fazla mahkemenin yetkisinin, münhasır yetki olup olmadığını da kararlaştırabileceklerdir.

    Buna göre, tacirlerin ve kamu tüzel kişilerinin, hukukumuzda tartışmalı olan, münhasır yetki sözleşmesini de yapabilecekleri kabul edilmiştir. Taraflar, yetki sözleşmesinde, aksini kararlaştırmadıkça, dava sadece sözleşmeyle belirlenen mahkemede veya mahkemelerde açılabilecektir. Bu durumda, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, yapılan yetki sözleşmesi, münhasır yetki sözleşmesi şeklinde olacaktır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkemelerin de yetkisinin devam etmesini istiyorlarsa, yani yetki sözleşmesinin münhasır olmayan yetki sözleşmesi şeklinde olmasını istiyorlarsa, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekecektir.

    Tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kişiler, özellikle, tacir olmayan gerçek kişi tüketiciler, tacirler veya kamu tüzel kişilerine karşı hukuken daha zayıf durumdadır. O nedenle, bu kimselerin, daha güçlü olanlara karşı korunmaları gereklidir. Bu amaçla, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile bu nitelikte olmayan kimseler arasındaki yetki sözleşmesine, örneğin bir gerçek kişi tüketici ile bir tacirin, yetki sözleşmesi yapmalarına engel olunmak istenmiştir. Buna göre, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile bu nitelikte olmayan kimseler yetki sözleşmesi yapamayacaklardır. Ayrıca bu kapsamda belirtmek gerekir ki, tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kimselerin, kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmaları da kabul edilmemiştir.



  • HMK 17 (Yetki Sözleşmesi) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2017/1001 Karar : 2018/245
    Tarih : 21.02.2018

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Dava, aboneliğin bulunduğu adreste kaçak ve usulsüz kullanıldığı ileri sürülen elektrik bedelinin tahsili için girişilen icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.

    Davacı vekili, davalının kaçak ve usulsüz elektrik kullandığını, hakkında düzenlenen tutanak nedeniyle cezalı olarak tahakkuk ettirilen kullanım bedelini de ödemediğini, bunun üzerine davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, ancak davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaliyle % 40 oranındaki icra inkâr tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı, yerleşim yerinin Kocaali`de bulunduğunu ve mahkemenin yetkisiz olduğunu belirterek, yetkisizlik kararı verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, yetkili mahkemenin davalının yerleşim yerinin bulunduğu Kocaali mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın yetki nedeniyle reddine karar verilmiştir.

    Karar davacı vekilince temyiz edilmiş, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen gerekçeyle bozulmuştur.

    Yerel Mahkemece kaçak elektrik kullanımının haksız fiil niteliğinde olduğu, buna göre de uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemesinin değil, genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

    Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.

    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; elektrik abonesi olan davalının kaçak ve usulsüz elektrik kullandığı ileri sürülerek açılan icra takibine itirazın iptali davasında, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi yoksa tüketici mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.

    Görevli mahkemenin belirlenebilmesi için öncelikle uyuşmazlığın sözleşmeye aykırılıktan mı, yoksa haksız eylemden mi kaynaklandığı hususunun açıklanmasında yarar vardır.

    Bilindiği üzere borç ilişkilerini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu`nda) borç ilişkisinin kaynakları, diğer bir anlatımla borç ilişkisini kuran sebepler; sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme olmak üzere üç başlık altında düzenlenmiştir. Sözleşme; belirli bir hukuki sonucu doğurmaya yönelik olarak karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla oluşan bir hukuki işlem olup, hukuki işlemlerin en önemli türlerinden biridir. Sözleşmenin meydana gelip hukuki sonuçlarını doğurabilmesi için bazı unsurların mevcut olması gerekir. Bu unsurlar en genel anlamda, sözleşmenin tarafları ile karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıdır. Bununla taraflar, kendi iradeleriyle kendi aralarında uygulanacak hukuk normunu belirlerler.

    Haksız fiilin borç doğurmasının sebebi ise; kişinin iradesi dışında kendisine yönelik hukuka aykırı bir eylemdir. Dar anlamda haksız fiil sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu davranışı ile diğer bir kimseye verdiği zararın giderilmesini amaçlayan sorumluluk türüdür.

    Bu kısa açıklamadan sonra, dava hakkı bakımından hakların yarışması kavramı da irdelenmelidir.

    Bir kişinin (alacaklının) diğer bir kişiye (borçluya) karşı, aynı konuda belirli bir sonucu sağlamak amacıyla değişik hukuksal nedenlere dayanarak istemde bulunmasına hakların yarışması denilmektedir.

    Bazı hâllerde başkasına zarara uğratan olay hem sözleşmeden hem de haksız eylemden doğan sorumluluğun koşullarını içerebilir. Sözleşmeden doğan sorumluluk ile haksız eylem (sözleşme dışı) sorumluluğun birlikte bulunmaları hâlinde, dava hakkı bakımından hakların yarışması söz konusu olur. Zarar verici olay (haksız fiil), aynı zamanda taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine aykırı ise zarar gören bu sözleşme ilişkisine dayanarak zararının tazminini isteyebileceği gibi zararını haksız fiile dayanarak da isteyebilir. Bunlardan birisi ile zararını tazmin ettiren alacaklının, bunu yapmakla, dayanabileceği diğer hukuki sebebi tüketmiş olacağı izahtan varestedir.

    Burada önemle vurgulanmalıdır ki, haksız eylemlerde kusurun ispatı davacıya (zarar görene) ait olduğu hâlde, sözleşme sorumluluğunda kusurun varlığı karine olarak kabul edilir; davacı sadece davalı borçlu ile kendi arasında bir sözleşme ilişkisinin varlığını ispatlamakla yetinecektir.

    Diğer taraftan sözleşmeden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi haksız fiile dayanan davaların zamanaşımı süresinden daha uzundur (TBK m.72, m.146-161). Yine, sözleşme sorumluluğu taraflarca sözleşmeye konulacak bir hüküm ile hafifletilebileceği hâlde haksız eylemde böyle bir imkândan söz edilemez.

    Bu durumda, sözleşmeden doğan sorumluluk ile haksız eylem (sözleşme dışı) sorumluluğun birlikte bulunmaları ve hakların yarışması hâlinde, davacı zarar görenin sözleşme ilişkisine dayanmasında kendisi yönünden yarar bulunmaktadır. Yarışan iki haktan daha düşük hukuki değer karşısında, üstün olan hukuki değere öncelik verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

    Somut olayda, dosyada mevcut tutanak kapsamlarından anlaşılacağı üzere kaçak ve usulsüz elektrik tutanaklarının düzenlendiği tarihten önce davacı şirket ile davalı arasında elektrik aboneliği tesis edilmiştir. Şu durumda, taraflar arasında kurulan abonelik ilişkisi sözleşme niteliğinde olup, davacının bu sözleşme ilişkisine dayanarak ve sözleşmeye aykırılık iddiasıyla oluşan zararının giderilmesini talep ettiği kabul edilmelidir.

    O hâlde sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın, haksız fiil kurallarına göre değil sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

    Diğer taraftan, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun 28.11.2013 tarih ve 28835 sayılı Resmî Gazete`de yayımlanmış ve aynı kanunun 87. maddesi uyarınca yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmiş ise de, adı geçen Kanunda geçiş hükümlerini düzenleyen Geçici Madde 1/2. bent uyarınca, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki tüketici işlemlerine, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise kural olarak o kanun hükümleri uygulanacağından, uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin açıklanması gerekmektedir.

    4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun`un 1. maddesinde; bu kanunun amacının, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmek olduğu açıklanmış; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde de “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verilmiştir.

    Aynı Kanun`un "tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (c) bendinde mal; “Alış-verişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları” (e) bendinde tüketici; “Bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan veya yararlanan gerçek ya da tüzel kişileri”; (f) bendinde satıcı; “Kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri” ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.

    Yine aynı Kanun`un 23. maddesinde bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı düzenlenmiştir.

    Burada hemen belirtilmelidir ki tüketici, ticari dağıtım zincirinin nihai halkasını oluşturur. Ekonominin nihai hedefi olan tüketicinin, satıcı karşısında daha etkin olarak korunması gereği, tüketici hukukunun temel düşüncesini oluşturmaktadır. Bu noktada yasa koyucunun iradesi, 4077 sayılı Yasa kapsamında malları veya sunulan hizmetleri satın alan ve sözleşmede satıcıya karşı zayıf durumda olan tüketicinin korunmasına yöneliktir.

    Bir hukuki işlemin, 4077 sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.

    Somut uyuşmazlıkta, davalının mesken elektrik aboneliğinin bulunmasına, taraflar arasındaki uyuşmazlığın bu sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanmasına, sözleşmenin taraflarından birinin tüketici, diğerinin satıcı, uyuşmazlığın da tüketime konu mala ilişkin olmasına göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın 4077 sayılı Kanun kapsamında kaldığı belirgindir.

    O hâlde, davaya bakma görevi de Tüketici Mahkemesine aittir.

    Ayrıca, bir davada görev ve yetki uyuşmazlığının her ikisinin de aynı anda bulunması hâlinde öncelikle hangisi bakımından karar verilmesi gerektiği hususuna da değinilmelidir.

    Usul hukukumuzda mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK m.1). Mahkemenin görevli olması aynı zamanda dava şartıdır (HMK m.11/1-c). Bu nedenle taraflarca yargılamanın her aşamasında görev itirazında bulunabileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemenin de yargılamanın her aşamasında görevli olup olmadığını resen gözetmesi ve görevsiz olduğu kanısına varırsa kendiliğinden görevsizlik kararı vermesi gerekir (HMK m.115). Davaya bakan hüküm mahkemesi gibi kanun yolu incelemesini yapan üst mahkemelerin de görev hususunu resen gözetip, hükmü veren mahkemenin görevli olup olmadığını incelemesi gerekir. Hatta bunun için tarafların hükme karşı görevsizlik nedeniyle kanun yoluna başvurmuş olmalarına dahi gerek yoktur.

    Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa görevsizlik kararı verilmelidir. Görevsizlik kararında görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğu belirtilmeli ve dava dosyasının bu görevli mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir (HMK m.20).

    Yetki kuralları ise (HMK m. 5-19) kural olarak kamu düzenine ilişkin değildir. Sadece istisnai olarak bazı yetki kuralları kamu düzenine ilişkindir. Yetkinin kesin olduğu hallerde, mahkemenin yetkili bulunması dava şartıdır (HMK m. 114/1-ç). Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını dava sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir (HMK m. 19/1).

    Yetkinin kamu düzenine ilişkin olmadığı hâllerde ise taraflar yetki sözleşmesi (HMK m. 17) ile başka bir mahkemeyi yetkili kılabileceği gibi bu durumda yetki itirazı ancak ilk itiraz olarak ileri sürülebilir (HMK m. 116/1-a). Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir (HMK m.119).

    Yukarıda açıklandığı gibi davalının yetkiye ilişkin ilk itirazını inceleyen mahkeme yetkisiz olduğu ve davalının bildirdiği mahkemenin de yetkili olduğu kanısına varırsa yetkisizlik kararı verir. Yetkisizlik kararı ile mahkeme davadan elini çeker, diğer bir anlatımla yetkisizlik kararı nihai bir karardır.

    Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki yetki itirazının incelenmesi işi görevli mahkemeye aittir. Bu nedenle, mahkemenin hem yetkisine hem de görevine ilişkin bir itirazın ya da incelemenin söz konusu olduğu hâllerde mahkemenin öncelikle görevli olup olmadığı hakkında bir karar vermesi gerekir. Mahkeme görevsiz ise öncelikle görevsizlik kararı verip, dava dosyası görevli mahkemeye gönderilmeli ve yetki itirazı hakkında bu görevli mahkemede bir karar verilmelidir.

    Hâl böyle olunca, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun`un 23. maddesi uyarınca eldeki davaya bakma görevi tüketici mahkemesine ait olup, yerel mahkemece Özel Dairenin bozma gerekçesi yanında yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ile bozma kararına uyulması gerekirken, yetki itirazı nedeniyle mahkemenin yetkisizliğine dair verilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    O hâlde, açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

    S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun`un 440/III-3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 21.02.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/17254 Karar : 2017/9256
    Tarih : 13.06.2017

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun yasal süresi içinde icra mahkemesine başvurusunda; sair itirazları yanında ikametgahının ... olduğunu bu nedenle ... İcra Müdürlüğü`nün yetkili olduğunu ileri sürerek takibi yapan ... İcra Müdürlüğünün yetkisine itiraz ettiği, mahkemece, takip konusu bonoda ... İcra Dairelerinin yetkili kılındığı ve borçlunun ad ve soyadının yanında gösterilen adresin ... olduğu gerekçesi ile yetki itirazının reddine karar verildiği görülmektedir.

    İİK’nun 50. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken HMK`nun 6. maddesi, "Genel yetkili mahkeme, dava açıldığı tarihte davalı gerçek ve tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir" hükmünü içermektedir.

    İİK'nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK'nun 447/2. maddesi atfıyla aynı Kanun`un yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. Ayrıca, takip dayanağı akdin yapıldığı yer icra dairesi de yetkilidir.

    Buna göre, bonoya dayalı takip, genel yetkili yer olan borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde (HMK. 6. md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde (6102 sayılı TTK'nun 777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, ödeme yeri olarak tanzim yeri kabul edilir) (HMK. 10. md.) ve ayrıca İİK`nun 50/1. maddesi uyarınca bononun tanzim edildiği yerdeki icra dairesinde yapılabilir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu`nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir.

    Somut olayda; takip dayanağı bonoda keşideci ve lehtar gerçek kişi olup dosyada tacir olduklarına ilişkin belge bulunmadığına göre ... İcra Dairelerinin yetkili kılındığına dair yetki kaydı geçersizdir. Ayrıca bono üzerinde tanzim yeri bulunmadığı, tanzim eden ad ve soyadının yanında gösterilen adresin ... olduğu, borçlunun bonoda bildirilen ... adresine çıkartılan örnek 10 ödeme emrinin bila tebliğ iade edilmesi üzerine yeniden çıkartılan ödeme emrinin 12.01.2016 tarihinde ... adresine tebliğ edildiği ve 5 günlük yasal süresi içinde icra mahkemesine başvurduğu görülmüştür.

    Bu durumda alacaklının icra takibini başlattığı ... İcra Dairesi, bononun tanzim yeri, ödeme yeri ya da borçluların yerleşim yeri olmadığına göre yetkisizdir.

    O halde; mahkemece, yetkiye itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

    SONUÇ:

    Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/5506 Karar : 2017/3030
    Tarih : 10.04.2017

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Dava, hizmet sözleşmesi nedeniyle, ödenmeyen bedelin tahsili amacıyla yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.

    ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesince; davanın, taraflar arasındaki yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan ...Mahkemelerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.

    ....Asliye Ticaret Mahkemesince ise taraflarca doğacak anlaşmazlıklarda yetkili mahkeme ...Mahkemeleri olarak kararlaştırılmışsa da; davalı tarafça yetki itirazında bulunulmadığı, kesin yetki de sözkonusu olmadığından mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilemeyeceği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 17. maddesinde "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." düzenlemesi yer almaktadır.

    Yetki sözleşmesi tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında yapıldığı takdirde HMK'nın 17. maddesi uyarınca geçerlidir. Yalnızca tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi yetkili kılabilir. Bu yeni düzenleme, 01.10.2011 tarihinden sonra açılacak davalar bakımından uygulanmakla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 19. maddesinin 2. bendi “Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.” hükmünü içermektedir.

    Mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilebilecek haller, dava şartı olan, kesin yetki halleridir. HMK'nın 18. maddesi kesin yetkinin olduğu hallerde tarafların yetki sözleşmesi yapamayacaklarını açıkca düzenlemiştir. Bu nedenle yetki sözleşmesi kesin yetkinin olduğu hallerde yapılamaz. Yetki sözleşmesinin yapılmış olması da resen yetkisizlik kararı verilebilecek hallerden değildir. (11. HD 2016/15056 -2017/319 vb).

    Somut olayda, kesin yetki durumu bulunmadığından ve taraflar yetki itirazı ileri sürmediğinden, davanın ilk açıldığı ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi yetkili hale gelmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın, davanın ilk açıldığı ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp çözümlenmesi gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. Maddeleri ile 5235 sayılı Kanunun 36/3.maddesi gereğince ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 10/04/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/1853 Karar : 2017/3898
    Tarih : 27.03.2017

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Dava, kira bedelinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile kira bedelinin 15.01.2012 tarihinden itibaren 9.000.-TL + KDV olarak tespitine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

    Davacılar vekili dilekçesinde; ... Türk A.Ş. ile aralarında 15.1.2002 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira akdinin imzalandığını, 08.08.2011 tarihinde ... Türk A.Ş.nin kiracılık hakkını Şok Marketler Tic.A.Ş. ye devrettiğini, mevcut şartlar ile kira sözleşmesinin yenilenmeyeceğinin davalı tarafa ihtarname ile bildirildiğini, davalının ise cevap vermediğini belirterek bu nedenle aylık kira bedelinin 15.01.2012 tarihinden itibaren aylık 14.750 TL+ KDV olarak tespitini talep etmiştir.

    Davalı vekili dilekçesinde; kira sözleşmesinin 19. Maddesinde " Sözleşmeden doğacak uyuşmazlıkların çözümünde Kadıköy Mahkemelerinin yetkili olduğu" şartının kararlaştırıldığını, davanın yetkisizlik nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, talebin fahiş olduğunu davanın reddini savunmuştur.

    6100 Sayılı ...nun 17.maddesi "tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü getirilmiştir. ( 1086 Sayılı HUMK`nun 22.maddesi)

    Ancak, yetki itirazında bulunmak için HMK`nun 19/2.maddesi gereğince "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz."

    HMK.` nun 19/4.maddesinde; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir" hükmü getirilmiştir.

    Yetki itirazı HMK nun 116/1-a maddesi uyarınca ilk itirazlardan olup davanın görüldüğü Sulh Hukuk Mahkemesine göre ilk duruşma gününe kadar (ilk duruşma günü dahil) ileri sürülebilir.

    Somut olayda; Davaya konu 15.01.2002 başlangıç tarihli kira sözleşmenin 19. maddesinde “İş bu sözleşmeden doğacak ihtilafların hallinde Kadıköy Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkili olduğu" hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı ...nun 17.maddesi "tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü getirilmiştir. Taraflar tacir olup sözleşmedeki yetki şartı geçerlidir. Bu nedenle, davalı vekili tarafından süresi içinde yapılan yetki itirazının Mahkemece kabul edilerek yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, davalının yetki itirazı reddedilip işin esasının incelenerek karar verilmesi doğru değildir.

    Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.

    2-) Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK`nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,

    27/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/2640 Karar : 2017/1245
    Tarih : 21.03.2017

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Dava, eser sözleşmesinin feshi nedeniyle, davalıya peşin ve senet karşılığı ödenmiş bulunan iş bedelinin istirdadı istemine ilişkin olup, yerel mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı taraf vekilince temyiz edilmiştir.

    Davacı iş sahibi davalı yüklenici ile Workcube E-Business Portal Yazılımı ile yazılımın kurulumu, analiz, uyarlama, danışmanlık, eğitim ve yerinde ve uzaktan destek hizmetleri konusunda sözleşme yapıldığını bu amaçla 63.313,00 TL çekle ödeme yapıldığını ancak davalının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini hiçbir surette yerine getirmediğini, Gaziantep 1. Noterliği'nin 08.01.2015 tarih 00580 Yevmiye nolu ihtarnamesiyle sözleşmenin feshedildiğini belirterek, bedelsiz kalan 68.313,00 TL'lik ödemenin davalıdan tahsilini istemiştir.

    Davalı vekili cevap dilekçesinde öncelikle yetki itirazında bulunup, sözleşmede belirlenen yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, yerleşim yerine göre davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılması gerektiğini belirterek yetkisizlik kararı verilmesini istemiştir.

    Tacir olan taraflar arasında mevcudiyeti çekişme konusu olmayan 01.08.2014 Tarihli yazıl eser sözleşmesinin 11-e maddesinde anlaşmazlık halinde İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olacağı hükme bağlanmıştır.

    6100 sayılı HMK'nın 17. maddesine göre; “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.”

    Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için gerekli koşulların mevcut olduğu, geçerli yetki şartının bulunduğu davada, mahkemece süresinde yapılan yetki itirazının kabulüne yetkisizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esası hakkında hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bozma nedenine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 22.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/28986 Karar : 2017/1786
    Tarih : 14.02.2017

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Davacı vekili, davacının optik malzeme satan ticarethane işlettiğini, davalı kurum ile sağlık yardımları karşılanan kişilerin gözlük, cam ve çerçevesi, kontak lenslerin temini ve satışı için Sosyal Güvenlik Kurumu Optik Sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşmeye istinaden sağlık yardımları davalı kurumca karşılanan şahısların müvekkili firmaya başvurmaları halinde reçeteye bağlı ihtiyaçları karşılandığını, davalı kurumun 20/01/2010 tarih ve ... sayılı yazısı ile bahsi geçen sözleşmeyi, sözleşmenin 6.3.17 maddesine istinaden 5 yıl süre ile feshettiklerini, sözleşmenin hukuka aykırı olarak feshedildiğini, bu sebeple fesih işleminin iptalini talep etmiştir.

    Davalı, davanın reddini dilemiştir.

    Mahkemece, 6100 sayılı HMK'nın 17. maddesi gereğince yetkisizlik kararı verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    Eldeki dava, sözleşmenin feshi işleminin iptaline ilişkin olup, davanın kamu düzeni ile ilgisi olmadığından ve yetkisizlik itirazı da davalı tarafından ileri sürülmediğinden yetkisizlik kararı verilmesi olanaklı değildir. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek işin esasına girilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan 29,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 14/02/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/21 Karar : 2017/662
    Tarih : 8.02.2017

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Karşı taraf (alacaklı) vekili borçlulardan 14/05/2016 düzenlenme, .../05/2016 vade tarihli, 200.000,00 TL bedelli senetten kaynaklanan alacağının vadesinde ödenmediğini, borcun rehinle temin edilmediğini, 200.000 TL. alacağının temini için borçluların taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiştir.

    İhtiyati hacze itiraz eden SS. ... Motorlu Taşıtlar Koop. vekili, müvekkilinin bir kooperatif olduğunu, ikametgahının ...... adresi olduğunu, senette de ihtilaf vukuunda .../ ... mahkemelerinin yetkili kılındığı ayrıca ihtiyati haciz talep edenin alacaklı sıfatını taşıması gerektiği oysa talepte bulunanın senette adının dahi geçmediğini savunarak ihtiyati haciz kararının iptalini talep etmiştir.

    Mahkeme kararında, ihtiyati hacze itiraz edenin ikametgahının Yenişehir/... olduğu, senet ile ihtilaf vukuunda .../... Mahkemelerinin yetkili kılındığı dikkate alınarak itiraz edenin talebinin kabulüne, itiraz eden yönünden ihtiyati haciz kararının iptaline karar verilmiştir.

    Kararı karşı taraf (alacaklı) vekili temyiz etmiştir.

    Talep, ihtiyati hacze itiraz istemine ilişkindir.

    Mahkemece, ihtiyati haciz istemine dayanak olan bonodaki yetki sözleşmesinde ... mahkemelerinin yetkili kılınması ve aleyhine talepte bulunulanların yerleşim yerinin ... olduğu gerekçesiyle, yetkisizlik nedeniyle itirazın kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar davalıların ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğuna ilişkin gerekçe yerinde değilse de HMK 17. Maddesi uyarınca yetki sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşme ile belirlenen mahkemede açılabileceğinden, ... mahkemelerinin taleple ilgili bu nedenle yetkili olduğu anlaşıldığından hükmün onanmasına karar verilmiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün ONANMASINA, istek halinde aşağıda yazılı ...,90 TL harcın temyiz edene iadesine, 08/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/2125 Karar : 2016/6381
    Tarih : 2.11.2016

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Dava, aidat bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece, yetkisizlik kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı, 24.07.1997 başlangıç tarihli 99 yıl süreli kira sözleşmesi ile eski malik .... Turizm A.Ş. tarafından 99 yıllığına davalıya kiralandığını ve kira sözleşmesinin Tapu Sicil müdürlüğüne şerh verildiğini, daha sonra belirtilen yerinde bulunduğu...ilçesi 115 ada 19 ve 20 parsel nolu taşınmazların tüm bağımsız bölümü davacı şirket tarafından satın aldığını, bu nedenle dava konusu bağımsız bölümü de kapsar şekilde söz konusu parsel üzerinde davacının tek başına mülkiyet hakkını elinde bulundurduğundan davaya konu meskenin bulunduğu sitenin doğal olarak yöneticisi olduğunu, buna göre davacı tarafından belirlenen kiralananında bulunduğu yeri kapsar şekilde küçük villaların aidatlarının 700 TL, büyük villaların aidatlarının 800 TL olarak belirlendiğini, belirlenen aidat ve yönetim gideri miktarlarının davalıca ödenmediğini, bunun üzerine davalı hakkında malik ve yönetici sıfatıyla ... 14.İcra Müd.nün 2014/1062 esas nolu dosyası üzerinden icra takibi geçtiklerini, TBK 315. Maddesi gereğince yan giderleri ödememenin de temerrüt nedeniyle tahliye nedeni olarak düzenlendiğini, davalının haksız yere takibe itiraz ettiğini dava konusu taşınmazda davacının tek başına yönetici olması nedeniyle söz konusu takipte davalı yönünden tahakkuk eden ve aidat ve yönetim giderleri alacaklarının talep edildiğini ve buna göre de bu miktarların ödenmemesi nedeniyle tahliyenin istendiğini belirterek davalının belirtilen KMK.na göre tahakkuk eden yönetim gideri ve aidat alacakları ile bir kısım alacaklarına yönelik itirazın iptali ile takibin devamına ayrıca bu aidat ve giderlerin ödenmemesi nedeniyle taşınmazdan tahliyesini istemiştir. Davalı vekili cevabında; Takibe konu alacağın kira bedeli olmayıp 2014 yılı aidat alacağına ilişkin olduğunu, sözleşmede kararlaştırılan aidat bedelinin davacı tarafından tek taraflı olarak artırılarak belirlenen katılım payına dayanılarak tahliye talep edilmesinin hakkaniyete aykırı olacağını, belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı tarafından yetki itirazında bulunulmadığı halde “Kat Mülkiyeti Yasasının 33. maddesi hükmüne göre bu nitelikteki uyuşmazlıklarda ana taşınmazın bulunduğu yerin Sulh Hukuk Mahkemesinin yetkili olduğu belirtildiği, ve bu yöndeki yetkiye ilişkin düzenlemenin kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz etmiştir.

    Somut olayda uyuşmazlık; mahkemenin kendiliğinden yetkisizlik kararı verip vermeyeceği noktasında toplanmaktadır

    6100 sayılı HMK.nun 17.maddesi "tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü getirilmiştir.

    Ancak, yetki itirazında bulunmak için HMK`nun 19/2.maddesi gereğince "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz."

    HMK.nun 19/4.maddesinde; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir" hükmü getirilmiştir.

    O halde, somut olayda, uyuşmazlık T.B.K`nin 315 maddesine dayalı tahliye ve alacağa ilişkin olup kamu düzenine ilişkin kesin bir yetki kuralı olmadığına ve usulüne uygun yetki itirazında da bulunulmadığına göre, mahkemece kendiliğinden yetkisizlik kararı verilemeyeceği ortadadır. Mahkemece; bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın doğrudan yetkisizlik kararı verilmesi usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 02/11/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/2969 Karar : 2016/12507
    Tarih : 19.09.2016

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Davacı vekili, müvekkili banka tarafından davalıya genel kredi sözleşmesine istinaden kredi kartı ve .... kullandırıldığı, kredi kartından 2.534,91 TL ve diğer krediden ise 18.365,59 TL davalının borçlu olduğunu, bu borçlardan dolayı takibe başlanıldığını, bu takibe yapılan itiraz nedeniyle takibin durduğunu, esas açısından davalıya .... Noterliğinden yapılan ihtarname ile bildirimin yapılmak suretiyle davalının temerrüde düşürüldüğünü, faiz yönünden ...`nın belirlediği oranlara uyulduğunu, yetki yönünden ise yapılan itirazın HMK 17 maddesine aykırı olup, genel kredi sözleşmesindeki yetki hükmüne göre iptalinin gerektiğini ileri sürerek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, davaya konu kredi kartının hesap özetinin aynı bankadan müvekkilinin çektiği kredi ile birleştirilmesinin 6052 sy. kanundaki hakların kullanılımını engellediğinden ve kötüniyet göstergesi olduğundan görev ve yetki itirazları olduğunu, yetkili icra müdürlüğüne usule uygun bir takip olmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, müvekkilin kredi sözleşmesini davacı bankanın hileli fiil ve söylemleri neticesinde imzaladığını, iradesi sakatlanarak sözleşmenin yapıldığından bahisle açılan davanın reddini talep etmiştir.

    Mahkemece, davalının ikametgahının .... olduğu, .... yetki alanında olduğundan icra takibinin yetkisiz icra müdürlüğüne yapılmasından dolayı yetki itirazı yerinde görülmekle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

    İlamsız icra takibine karşı esas ile birlikte yetki itirazında bulunularak takibin durdurulması sonrası açılan itirazın iptali davasında, mahkemenin de yetkisine itiraz edilmesi halinde öncelikle icra takibine yapılan yetki itirazının değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda icra takibinin yetkisiz olduğu mahkemenin gerekçesinde kabul edilmesine rağmen maddi hata sonucu hüküm fıkrasına "Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın reddine" karar verilmiş ise de bu maddi yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmemektedir.

    Diğer yandan dava "dava şartı yokluğu" nedeniyle reddedildiğinden, davalı yararına maktu vekalet ücreti verilmesi gerekirken nispî vekalet ücreti verilmiş olması da hatalı olup bu hususta yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; yerel mahkeme kararının hüküm fıkrasının (1) numaralı bendindeki "Mahkememizin" kelimesinin karardan çıkartılarak yerine "İcra Takibinin" yazılmasına, hüküm fıkrasının (4) numaralı bendinin 2. satırındaki "hesaplanan 2.628,72TL" kelimelerinin karardan çıkartılarak yerine "Maktu 1.500,00 TL" kelimelerinin karara yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/11239 Karar : 2016/13194
    Tarih : 4.05.2016

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    1- Borçlu ....`nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre borçlu ....`nin temyiz itirazlarının ( REDDİNE );

    2- Borçlular ... ve ...`ın temyiz itirazlarının incelenmesinde;

    Alacaklı tarafından keşidecisi ..., avalisti ... ve ...`ın olduğu bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçluların yetkiye itiraz ettiği, mahkemece yetki anlaşmasının geçerli olduğundan bahisle itirazın reddine karar verildiği görülmektedir.

    İİK'nun 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nun yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK 6. md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, TTK`nun 689/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabilir.

    HMK`nun 17. maddesinde; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiş olmakla yetki sözleşmesini düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir.

    Somut olayda takip dayanağı bonoda tanzim yeri ile avalistlerin adreslerinin Kadıköy/İstanbul olduğu, bonoda yer alan İstanbul/Merkeze ilişkin yetki şartı tacir olan keşideci ve lehtar yönünden geçerli ise de; itiraz eden avalistler tacir sıfatına sahip olmadıklarından yetki şartı gerçek kişi avalistleri bağlamaz.

    O halde mahkemece, borçlu avalistler ... ve ... yönünden yetki itirazının kabulü gerekirken reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

    SONUÇ:

    Borçlular ... ve ...`ın temyiz itirazlarının kabulü ile ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/133 Karar : 2015/427
    Tarih : 27.01.2015

    • HMK 17. Madde

    • Yetki Sözleşmesi

    Uyuşmazlık zaman bakımından uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu`nun 355 vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanmaktadır.

    Davada, kamulaştırma haritalarının hazırlanması işine ait 23.8.2011 tarihli eser sözleşmesinin yüklenici temerrüdü sebebiyle haklı sebeple feshedildiği ileri sürülerek sözleşme uyarınca ödenen avansın istirdadı için Ankara 8. İcra Müdürlüğü`nün 2013/605 E. sayılı dosyası ile başlatılan ilamsız icra takibine davalı borçlu tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamı istenmiştir.

    Davalı borçlu
    icra takibine itirazında yetkili icra dairesinin Burdur İcra Müdürlüğü olduğunu belirterek icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz etmiş,
    davaya cevabında da yetkili mahkemenin Burdur Mahkemeleri olduğunu belirterek mahkemenin yetkisine itiraz etmiş, devamla davanın esas yönden de reddini istemiştir.

    Mahkemece, 16.6.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine yönelik itirazı İİK'nın 50, HMK'nın 10 ve TBK'nın 89. maddeleri uyarınca yerinde görülmeyerek reddedilmiş ise de nihai kararda bundan dönülmüş,
    taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 5. maddesinde Konya Mahkemelerinin yetkili olacağına dair yetki şartı bulunduğu, HMK'nın 17. maddesi uyarınca tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda sözleşmeyle yetkili kılınan mahkemenin yetkisinin kesin nitelikte olduğu belirtilerek mahkemenin yetkisizliğine, kararın kesinleşmesi ve talep halinde dosyanın yetkili Konya Asliye Ticaret Mahkemesi`ne gönderilmesine karar verilmiştir.

    Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Uyuşmazlığın kaynaklandığı sözleşme 23.8.2011 tarihinde 1086 Sayılı HUMK'nın yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış,
    dava ise 6100 Sayılı HMK`nın yürürlüğe girmesinden sonra 15.9.2014 tarihinde açılmıştır.

    HMK'nın "Zaman bakımdan uygulama" başlıklı 448. maddesinde
    "... Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır." hükmüne yer verildiğinden HMK'nın yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalarda HMK'nın yetkiye dair hükümlerinin uygulanması gerekir. Ancak HMK`nın yürürlüğe girmesinden önce düzenlenen yetki sözleşmeleri bu kuralın dışındadır.

    Yetki sözleşmeleri usul hukuku bakımından sonuç doğurmakla birlikte kurulmaları ve geçerlilikleri bakımından maddi hukuk ilkelerine tabi olduğundan HMK`nın yürürlüğe girmesinden sonra da geçerliliklerini korur.
    Aksinin kabulü, müktesep hak müessesesine aykırı olacağı gibi sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Kanunun tanımış olduğu seçimlik hakları ortadan kaldırarak hak kaybına yol açacağından ve eşitlik ilkesine aykırı olacağından kabul edilemez.

    Yanlar arasında düzenlenen 23.8.2011 tarihli sözleşmenin 5. maddesinde
    " sözleşmeden doğacak ihtilafların önce tarafların kendi arasında, anlaşma olmadığı takdirde Konya mahkeme ve icra dairelerinde halledileceği " kararlaştırılmıştır.

    Yetki koşulunu içeren sözleşme 1086 Sayılı HMUK'nın yürürlükte olduğu dönemde düzenlendiğinden sözleşmeyle yetkili kılınan Konya Mahkemelerinin yetkisinin seçimlik yetki mi yoksa kesin yetki mi olduğu hususunun sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan HUMK hükümlerine göre belirlenmesi gerekir.
    HUMK'nın 22. maddesine göre yetki sözleşmesi ancak yetkinin kamu düzenine dair olmadığı hallerde yapılabilir, sözleşmeyle yetkili kılınan mahkemenin yetkisi de kesin yetki olmaz. Sözleşmeyle yetkili kılınan mahkemenin yanında kanunen yetkili genel ve özel diğer mahkemelerin yetkisi de devam eder.
    HMUK'nın yürürlükte olduğu dönemde akdedilen sözleşmeyle yetkili kılınan mahkemenin yetkisinin, sözleşme tarihinden sonra yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK`nın 17. maddesine dayanarak kesin yetki olduğu kabul edilemez.

    Eser sözleşmesinden kaynaklanan davalar davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yerinde ( HUMK m.9/1,HMK m.6/1 ), sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde ( HUMK m.10,HMK m.10 ),
    sözleşmeyle yetkili kılınan yer mahkemesinde ( HUMK m.22, HMK m.17 ) açılabilir.

    Davacının seçimlik hakkı mevcut olup, davasını genel ve özel yetkili mahkemelerden herhangi birisinde açabilir.

    Somut olayda icra takibi Ankara'da yapılmış, itirazın iptali davası da Ankara`da açılmıştır. Ancak, davalının yerleşim yeri Burdur, sözleşmenin ifa mahalli Bozkır, Çumra, Ermenek, Karaman ve sözleşmeyle yetkili kılınan mahkeme de Konya olup, Ankara mahkemelerinin yetkisi bulunmamaktadır.

    Eser sözleşmesinden doğan borçlar münhasır para borcuna dair olmadığından 818 Sayılı Borçlar Kanunu`nun 73/1 maddesinin ise olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.

    Davacı yasal süre içinde yetki ilk itirazında bulunduğundan mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi isabetlidir. Ancak davalı yetki ilk itirazında yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Burdur Mahkemeleri olduğunu bildirdiğinden dosyanın Burdur Mahkemeleri yerine kesin yetki kuralının varlığından bahisle sözleşmeyle yetkili kılınan Konya Mahkemelerine gönderilmesi yasaya aykırıdır. Kararın açıklanan sebeple bozulması gerekmiştir.

    Yukarıda açıklanan sebeplerle kararın temyiz eden davacı alacaklı yararına ( BOZULMASINA ), karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, oybirliğiyle karar verildi.