HMK Madde 10



  • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    HMK Madde 10

    (1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.




  • HMK Madde 10 Gerekçesi

    1086 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan sözleşmelere ilişkin yetki kuralında, davalının veya vekilinin dava tarihinde orada bulunması hâlinde, sözleşmenin kurulduğu yerde de dava açılmasına imkân verilmekte idi. Ancak, bu yetki kuralının işlerlik kazanabilmesi için dava açılmadan önce, davalı ya da vekilinin sözleşmenin kurulduğu yerde bulunduğunu araştırıp tespit etmek zorunluluğu vardı. Bu durumu tespit etmek de, davacı açısından oldukça zordur. O nedenle, sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin yetkisine, uygulama alanı bulamadığından, bu maddede yer verilmemiştir.

    1086 sayılı Kanunun 10 uncu maddesine paralel bir biçimde, sözleşmenin ifa yeri mahkemesi özel yetkili mahkeme olarak muhafaza edilmiştir.



  • HMK 10 (Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki) Emsal Yargıtay Kararları


    YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
    Esas : 2017/902 Karar : 2018/973
    Tarih : 25.04.2018

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Dava faturaya dayalı başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir.

    Davacı vekili müvekkili tarafından davalıya fatura karşılığında peynir ve tereyağı sattığını, davalı tarafça bir kısım ödemelerde bulunulduğunu ancak dava konusu bakiye 6.929,29 TL bakiye alacağın ödenmediğini, bunun üzerine başlatılan icra takibine davalı tarafça haksız olarak itiraz edildiğini belirterek, takibe yapılan itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

    Davalı vekili yetkili mahkemenin İstanbul mahkemeleri olduğunu, satılan malların bozuk çıkması nedeni ile de bir borcu bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

    Mahkemece icra takibinin dayanağının para alacağı olmadığı, davalı tarafın satıma konu malın ayıplı olduğu iddiasında bulunduğu, dolayısıyla alacak talebinin konusunun mal olduğu ve yapılan yetki itirazının bu nedenle doğru olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

    Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.

    Direnme kararı davacı vekili tarafından, tarafların aralarındaki hukuki ilişkiye itiraz etmedikleri, bozma kararının doğru olduğu, dava konusunun faturaya dayalı alacak nedeni ile açılmış itirazın iptali istemine ilişkin olduğu ve ayıplı mal iddiasının da alacak davası içinde çözülmesi gerektiği gerekçeleri ile temyiz edilmiştir.

    Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın temelini oluşturan icra takibinin para alacağına ilişkin olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre yetkili icra dairesinin ve mahkemenin neresi olduğu noktalarında toplanmaktadır.

    “2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada, borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir (Kuru, B: İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219, 223).

    Yargıtay`ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır ( HGK’nın 28.03.2001 gün ve 2001/19-267 E. 2001/311 K.; 20.03.2002 gün ve 2002/13-241 E.,2002/208 K. ).

    Kaldı ki, itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle, mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi doğaldır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda, mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (Üstündağ, S: İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102)” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 27.11.2013 gün ve 2013/13-372 E., 2013/1606 K. sayılı kararı).

    Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemelere yer verdikten sonra ilâmsız icra takibi ve bu takipteki yetki kurallarının açıklanmasında yarar vardır.

    2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’ nun 42. maddesinde,
    bir paranın ödenmesine veya bir teminatın verilmesine dair olan cebri icralar takip talebi ile başlar ve haciz yolu ile veya rehnin paraya çevrilmesi yahut iflas sureti ile de cereyan edeceği belirtilmiştir.

    Aynı Kanunun 50/1. maddesine göre,
    para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir.

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 6. maddesine göre,
    genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.

    Aynı Yasanın “Sözleşmelerden doğan davalarda yetki” başlıklı 10. maddesinde ise,
    sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği hüküm altına alınmıştır.

    Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’ nun 73. maddesinde borcun ifa edileceği yer düzenlenmiştir.
    Buna göre;
    “Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımni arzusuna göre tayin edilir. Hilafına bir şart mevcut olmadığı surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:
    1 - Borç bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında mukim bulunduğu yerde vuku bulur.
    2 - Borç muayyen bir şeye taalluk ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında bulunduğu yerde teslim olunur.
    3 - Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgâhında tediye edilmesi lazım gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra alacaklının ikametgâhını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgâhında ifa olunabilir.”

    Elinde borçlusuna karşı alınmış olan bir mahkeme kararı bulunan alacaklının, bu kararı icra takibine koyarak başlattığı takip türüne ilâmlı icra takibi denilmektedir.

    “ İİK, ilâmlı icradan başka, yalnız para (ve teminat) alacakları için, ilâmsız icra yollarını kabul etmiştir. İlâmsız icrada, alacaklının alacağının bir mahkeme ilâmı ile tespit edilmiş olması şart değildir. Yani alacaklı, para alacağı hakkında daha önce mahkemede dava açıp bir ilâm (hüküm) elde etmeye mecbur olmaksızın, para alacağına kavuşmak için, doğruca icra dairesine başvurup, bir (ilâmsız) icra takibi yapabilir (m.58).

    İlâmsız icrada, doğruca icra dairesine başvuran alacaklının icra takibi yapabilmesi için elinde bir ilâm bulunmasına gerek olmadığı gibi, alacaklının alacağının bir senede (yazılı belgeye) bağlı olması da gerekli değildir. Alacağı hakkında bir senedi (yazılı belge) bulunmayan alacaklı da, ilâmsız icra yoluna gidebilir; ancak, bu hâlde ilâmsız icra takibinin başarı ile sonuçlanabilmesi için, borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi gerekir. Borçlu ödeme emrine itiraz ederse, alacaklı için mahkemede dava açmaktan (m.67) başka çare yoktur.

    Şu hâlde, konusu para olan alacakların cebri icra yolu ile takip edilebilmesi için, bunların daha önce bir mahkeme ilâmı ile hüküm altına alınmış olmasına gerek yoktur. Para alacakları için de, mahkemede dava açarak alınacak, ilâm ile ilâmlı icra takibi yapmak şüphesiz mümkündür.

    Fakat, İİK, para alacaklarının icrası için bir mahkeme ilâmı alınmasını şart kılmamış, bunlar için "ilâmsız icra" isimli ayrı bir yol kabul etmiştir. Bu yolda alacaklı, elinde bir mahkeme ilâmı olmadan icra dairesine başvurup (m.58), ilâmsız icra usulüne göre alacağına kavuşabilir.

    İlâmsız icra, yalnız para alacakları içindir. Para alacakları dışındaki alacaklar için, bir ilâm olmaksızın icra dairesine başvurulamaz. Fakat İİK, kira bedelinin ödenmemesi ve kira süresinin bitmesi hâllerinde, kiralanan taşınmazların ilâmsız icra yolu ile tahliye edilebileceğini, istisnaî olarak kabul etmiştir. Bu istisna dışında, ilâmsız icra, yalnız para alacakları içindir” (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2017, s:24) .

    Kısaca özetlemek gerekirse, HMK’daki yetki kuralları ilâmsız icra takiplerinde kıyasen uygulanır.

    İtirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlar da öncelikle incelenmelidir. HMK` nın 6. maddesine göre ilâmsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi iken, sözleşmeden doğan para borçlarının takibi için başlatılan takipte sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kılınmıştır. Takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden, ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacaktır. Böyle bir durumda alacaklı kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabilecektir.

    Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı fatura konusu edilen malların teslim edildiği hâlde bedelinin ödenmediğini belirterek iddia ettiği alacağı için takip başlatmıştır. Davalıya ilâmsız icra takibine dayanak Örnek: 7 Ödeme Emri gönderilmiştir.

    İlâmsız icra takibi yalnız para alacakları için geçerli olacağından, davanın dayanağı icra takibinin de para alacağına ilişkin olduğuna kuşku bulunmamaktadır.
    Taraflar arasındaki akdi ilişki inkâr edilmemiş olup, dosya kapsamına göre sözleşmenin ifa edileceği yer de açıkça belirlenmediğinden davacı, yerleşim yeri olan icra dairesinde de takip yapabilecektir.
    Bu nedenle mahkemece, Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

    Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde her alacağın sonuçta bir para ödemesine dayanabileceği, Borçlar Kanunu’nun 73/1. maddesinde getirilen düzenlemenin sadece karz (ödünç) akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğunun kabulünün gerektiği, bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda bu maddeye göre yetkili mahkeme ve icra müdürlüğünün tayini hâlinde; para borçlarıyla ilgi tüm ihtilâfların davacının ikametgâhında takibe ve davaya konu olması sonucunu doğuracağı, HMK ve İİK’da yer alan yetki ile ilgili kuralların da ihlal edilmiş olacağı, alacak talebinin konusunun teslim edilmiş mal olduğundan direnme kararının yerinde olduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

    O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

    SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.04.2018 gününde oy çokluğuyla karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/2138 Karar : 2017/12972
    Tarih : 28.09.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Davacı; ...ilçesi Muratlar köyünde tavukhanesi olup, davalının elektrik abonesi olduğunu, son 10 yıllık elektrik aboneliği boyunca kendisinden haksız olarak kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim ve dağıtım bedeli adı altında haksız ve hukuka aykırı kesintiler yapıldığını belirterek şimdilik 10.000,00 TL`lik alacaklarının her bedelin tahsil edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı; adresinin .../... olduğunu bu nedenle davada ... Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirtmiş, mahkeme aksi kanaatte ise davanın esastan reddini dilemiştir.

    Mahkemece; davalı şirketin adresi ... iken, davacı tüketicinin ... ilçesinde ikamet ettiği gerekçesi ile dava dilekçesinin yetki yönünden reddine, mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiş hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.

    Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re`sen dikkate alınması gerekir.

    Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun,
    Amaç başlıklı 1.maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra;
    kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” hükmüne yer verilmiştir.

    Yasanın 3.maddesinde,
    Mal: Alışverişe konu olan; taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi malları,
    Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, Tüketici: Ticari veya mesleki olmayanamaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi,
    Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, olarak tanımlanmıştır.

    Bir hukuki işlemin 6502 sayılı kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için; kanunun amacı içerisinde, yukarıda tanımları verilen taraflar arasında, mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir.

    Bu açıklamalar ışığında, somut olay incelendiğinde; davacının, işlettiği tavukhanesinin elektrik aboneliği boyunca haksız olarak tahsil edilen kayıp kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim ve dağıtım bedelinin tahsilini talep ettiği anlaşılmakta, ancak dava konusu yerin, abone grubunun mesken niteliğinde olup olmadığı tüm dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

    Öyle ise mahkemece öncelikle, dava konusu yerin aboneliğine ilişkin dosya getirtilerek abone grubunun niteliğinin kesin olarak belirlenmesinden sonra, görevli olduğu kanaatine varılır ise yetki hususunun değerlendirilmesi gerekir iken eksik inceleme ile dava dilekçesinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

    Kabule göre de 6100 sayılı HMK’nın 10.maddesi uyarınca
    “sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir” hükmü uyarınca dava konusu aboneliğin ...ilçesinde bulunan tavukhaneye ilişkin olduğu dikkate alınarak sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi olarak yetkili olunduğu gözetilmeden yetkisizlik kararı verilmesi, doğru değildir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/42122 Karar : 2017/7134
    Tarih : 8.06.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Davacı, mülkiyeti hazineye ait olan ... ili, ... ilçesi, ... Mah. 1521 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde ... tarafından 49 yıl süre ile davalılardan ... lehine tesis kurulması amacıyla irtifak hakkı tesis edildiğini, sonrasında davalı vakıf ile arasında düzenlenen protokol gereği irtifak hakkı tesisine dayanak amacın gerçekleştirilmesi için taşınmazların 10 yıl süre ile üniversiteye devrinin kararlaştırıldığını ve Maliye Bakanlığı'nın olurunun alındığını, 1997 yılından bu yana amacına uygun şekilde işletilen taşınmazlarla ilgili olarak 2010 yılında Maliye Bakanlığı'nın farklı bir tasarrufta bulunma gayreti içine girdiğini, davaya konu kısmın üniversiteye devredilmesinin uygun bulunmadığını yazı ile bildirdiklerini, bu yazıya istinaden protokolün iptal edildiğini, bu fesih işleminin haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu belirterek, sözleşmenin feshinin geçersizliğinin tespitini, sözleşmenin aynen devamına karar verilmesini ve muarazanın menini istemiştir.

    Davalı, davanın reddini dilemiştir

    Mahkemece, davalı ... tarafından çıkarılan muarazada irtifak hakkının irdelenmesi gerektiği, ayni haklardan olan irtifak hakkının devrinin mümkün olup olmadığı, irtifak hakkının sona erip ermediğinin tespit edilmesinin de taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetki yönünden davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

    HMK’nin 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için sözleşmenin ifa edildiği veya davalı ya da vekilinin dava tarihinde orada bulunması kaydıyla, sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu düzenlemeler özel yetkiye ilişkindir. Davacı, davasını özel veya genel yetkili mahkemelerden herhangi birinde açabilir. Uyuşmazlık, ... ile davacı ... arasında imzalanan sözleşmenin feshinin geçersizliğinin tespiti, sözleşmenin aynen devamı,davalılar tarafından yaratılan muarazanın men’i olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık sözleşmeden kaynaklandığına ve davacı genel yetkili mahkeme olan davalının ikametgahı mahkemesi ... 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde elatmanın önlenmesi davası açtığına göre ... mahkemeleri açılan dava yönünden yetkilidir. Bu nedenle mahkemece, işin esasına girilip taraf delilleri toplanarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/111-3 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/06/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/8723 Karar : 2017/2645
    Tarih : 4.05.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Davacı vekili, davacının davaya konu taşıma işini üstlenen dava dışı ... Global Forvarding Taşımacılık A.Ş'nin sigortacısı olduğunu, dava dışı sigortalı ...'nin üstlendiği ... ve ... taşımasında satıcı ...'ye ait ürünlerin yüklendiği konteynırın ...'da bulunan ... fabrikasından ... Limanı'na kadar götürülmesi hususunda sigortalı ile ... Konteynır Taşımacılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti'nin anlaştığını, davalı ...Uluslararası Nak. Otom. İnş. Turz. Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin de fiili taşıyıcı olduğunu, her iki taşımada da taşıma konusu emtiaların gönderici tarafından mühürlenen konteynır içinden boşaltılıp yerine kum dolu torbaların yüklendiğinin tespit edildiğini, davacı tarafından sigortalısına bedelin ödendiğini, alt taşıyıcı ve fiili taşımayı yapan davalıdan rücuen tahsili amacıyla icra takibine girişildiğini, icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz edilmesi nedeniyle takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davaya esas icra dosyasıyla davacı ... şirketinin dava dışı sigortalısına ödediği hasar bedelini alt taşıyıcı ve fiili taşıyıcı olan davalılardan rücuen tahsili amacıyla 460.645,42 USD üzerinden icra takibi yaptığı, davalının süresi içinde icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz ettiği, bu nedenle takibin durdurulduğu, davalı ... Uluslararası Nak. Otom. İnş. Turz. Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti'nin fiili taşıyıcı olduğu, davacının sigortalısı olan dava dışı esas taşıyıcı ... şirketi ile ... Konteynır Taşımacılık İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. arasında 24.01.2011 tarihli alt taşıyıcılık sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşmenin 11. maddesinde, ihtilaf halinde İstanbul Mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğunun kararlaştırıldığı, bu sözleşmede fiili taşıyıcı olan davalının taraf olmadığı, HMK 6. maddesinde genel yetkili mahkemenin davalının ikametgahı mahkemesi olduğunun belirtildiği, davalının ikametgahının ... Büyükçekmece olduğu, sigortalının kurulu olduğu adresin ...'da olduğu ve ...ı'nın da ... İcra Daireleri'ne bağlı olduğu, HMK. 10. maddesinde sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğunun belirtildiği, davalı fiili taşıyıcı bakımından

    sözleşmenin ifa yerinin de ...Limanı olduğu, davalının taşıma işini ...'da bulunan fabrikadan ... Limanı'na kadar yerine getirmeyi üstlendiği, taraflar arasında bir yetki sözleşmesinin olmadığı, alt taşıyıcı ile fiili taşıyıcı olan davalı arasında da zorunlu dava arkadaşlığı olmadığı, ... İcra Daireleri'nin davaya esas alacağın tahsilini teminen yapılan takipte yetkili olmadığı gerekçesiyle, davaya esas icra takibinin yetkisiz icra dairesinde yapılması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

    Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 04/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/5576 Karar : 2017/3032
    Tarih : 10.04.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Dava, alacağın tahsili istemine ilişkindir.

    ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesi; dava konusu ana gayrimenkulün ... ilinde olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

    .... Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından ise; "...davalıların icra takibinde yetki itirazında bulunmayıp ...1. Sulh Hukuk Mahkemesinde kira parası kiraya verenin ayağına götürülüp ödenecek borçlardandır. Bu nedenle davacı alacaklıların ikametgah mahkemesi de yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

    Dosya kapsamından; davacının kira alacaklarının tahsili talebinde bulundukları, kiralanan taşınmazın ... ilinde bulunduğu, davalının "..."da ikamet ettiği, davacı ... Müdürlüğünün ise ... ilinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

    Kira alacağı davalarında hangi mahkemenin yetkili olduğu genel yetki kurallarına göre belirlenir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6. maddesi (HUMK'nın 9. maddesi) hükmü gereğince davalı kiracının ikamet mahkemesi yetkili olduğu gibi aynı Kanunun 10. maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 89. maddesi (BK'nın 73. maddesi) gereğince kira borcu alacaklıya götürülerek ödenmesi gereken borçlardan olması nedeniyle, davacının ikametgah mahkemesi de yetkilidir. Kural olarak davanın konusu sözleşmeden doğan para borcu olup da olayımızda olduğu gibi sözleşmede aksi kararlaştırılmamış ise, bu para borcu alacaklının (davacının) ödeme zamanındaki ikametgahında ödenir. Bir başka anlatımla kira parası kiraya verenin ayağına götürülüp ödenecek borçlardandır. Bu nedenle davacı alacaklıların ikametgah mahkemesi de yetkilidir. Anılan yasal düzenlemelerden kesin yetki düzenlemesinin sözkonusu olmadığı anlaşılmaktadır. Somut olayda davacıların HMK'nın 10. maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 89. maddesi (BK'nın 73. maddesi) uyarınca seçimlik hakkını kullanarak davayı yerleşim yerleri olan ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesinde açtıklarından uyuşmazlığın ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 10/04/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/8195 Karar : 2017/2583
    Tarih : 30.03.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Davacı vekili, davalının müvekkilinin tarlasındaki kavunları 6.500,00 TL bedelle satın aldığını, önceden hazırladığı sahte imzalı senedi satış bedeli olarak verdiğini bu eyleminden dolayı ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/156 E. -15 K.sayılı ilamı ile resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırıldığını, söz konusu alacak için ...1. İcra Müdürlüğü nün 2015/318 E. nolu dosyası ile icra takibi yapıldığını, takibe davalının itiraz ettiğini, itirazın iptaline takip konusu alacağın % 20 sinden az olmamak üzere davalının inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı vekili, müvekkilinin borcunun bulunmadığını, alacağın zaman aşımına uğradığını, müvekkilinin...2. Asliye Hukuk Mahkemesi nin 2008/259 E. sayılı dava dosyasında sözü geçenin senet nedeniyle borçlu olmadığının kesin olarak tespit edildiğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

    Mahkemece, takibe konu alacağa ilişkin olarak ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/156 Esas 2010/15 Karar sayılı ilamı ile belirlenen maddi olguya göre, 2005 yılında davacının tarlasındaki kavunları 6.500,00 TL bedelle davalıya sattığı, davalı tarafından davacıya sahteliği tespit edilen senedin verildiği hususunun sabit olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin kavun satış sözleşmesinden kaynaklandığı, HMK nın 10.maddesine göre sözleşmeden doğan takiplerde sözleşmenin ifa edileceği yer dairesinde de takip yapılabileceği davalının bu nedenle yetki itirazının yersiz olduğu gerekçesiyle davalının itirazının iptaline ve alacağın likit ve borçlunun itirazının haksızlığı karşısında asıl alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 30/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2017/902 Karar : 2017/1731
    Tarih : 22.03.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    İhtiyati hacze itiraz edenler (borçlular) vekili, mahkemenin verdiği kararın yetki yönünden hukuka aykırılık teşkil ettiğini, yapılan yetki sözleşmesinin geçersiz olduğunu, yetkili mahkemenin ... Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu ileri sürerek ihtiyati haciz kararına itiraz etmiştir.

    Alacaklı vekili, alacağın likit ve belirli bir para alacağı olduğunu, HMK.m.10 gereğince sözleşmeden doğan davalarda özel yetki kuralının olduğunu, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili mahkeme olduğunu, BK.m.89 gereğince para alacaklarının alacaklının yerleşim yerinde ifa edilebileceğini, ... mahkemelerinin özel yetkili yer mahkemesi olduğunu, yetki sözleşmesi yapılmadığını savunarak ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesini istemiştir.

    Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, kambiyo senetlerinden doğan alacakların aranacak alacaklardan olduğu, kambiyo senedi alacaklısının kendi ikametgahında takip yapamayacağı, borçlunun ikametgahında takip yapabileceği, takibin girişildiği yerin alacaklının ikametgahı icra müdürlüğü olduğu, borçluların ikametgahının ... olduğu, takibin ... icra dairelerinin yetkisinde olduğu, gerçek kişi tarafların düzenledikleri bonodaki yetki şartının geçerli olmadığı, borçluların yerleşim yeri ile bononun tanzim yerinin ... olmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz kararına yapılan itirazın kabulüne karar verilmiştir.

    Kararı, karşı taraf (alacaklı) vekili temyiz etmiştir.

    Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, karşı taraf (alacaklı) vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, karşı taraf (alacaklı) vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 22,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden karşı taraf (alacaklı)`tan alınmasına, 22/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/923 Karar : 2017/520
    Tarih : 24.01.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıdan abonesi olduğu 2500 abone nolu otel işletmesinde kullandığı elektrik tüketim miktarına göre tahakkuk eden faturalarında hizmet bedeli karşılığı olmayan kayıp kaçak bedeli adı altında bedel tahsil edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik davalı ...'den gizlenmiş kayıp kaçak bedeli, davalı 2.840,00 TL, davalı den 162.530,00 TL olmak üzere toplam 165.370,00 TL nin ödendiği fatura tarihlerinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiş, 21.10.2015 tarihli dilekçesi ile de davalı ... yönünden talebini 74.844,09 TL olarak belirtmiş, davalı yönünden ise talebini 15.844,03 TL`ye yükseltmiştir.

    Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında akdedilen elektrik satış sözleşmesi uyarınca yetkili mahkemenin belirlendiğini, yetkili mahkemenin olduğunu belirtmiş, davanın usul ve esastan reddini talep etmiştir.

    Davalı ... vekili cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.

    Davalıvekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin şirket merkezinin bulunması sebebi ile yetkili mahkemenin olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuş, davanın usul ve esastan reddi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.

    Mahkemece, sözleşmenin ifa yerinin olduğu bundan dolayı mahkemenin mevcut olayda yetkili olduğu belirtilerek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı taraflarca temyiz edilmiştir.

    1-) Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile davacı ile abonelik sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşme ile yetkili mahkemenin olduğunu belirterek yetki itirazında bulunmuştur.

    01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uyuşmazlıkla ilgili “Sözleşmeden doğan davalarda yetki “ başlıklı 10. maddesi "Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir" hükmünü ,“yetki sözleşmesi” başlıklı 17. maddesi ise "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.”hükmünü ihtiva etmektedir.

    HMK m. 17’nin ikinci cümlesine göre, “taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır”. Bu hükme göre, yetki sözleşmesi (veya yetki şartı) yapan taraflar, aksine bir düzenleme yapmamışlarsa, dava sadece yetki sözleşmesinde kararlaştırılmış olan mahkemede açılabilir. Diğer bir deyişle, aksi belirtilmediği sürece, HMK, yetki sözleşmesinde gösterilen mahkemenin münhasır yetkili mahkeme olacağını kabul etmiştir. Bu şekilde yapılmış olan, yetki sözleşmesinin münhasır yetkili olacağı madde gerekçesinde de açıkça belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, taraflar, salt bir münhasır yetki sözleşmesiyle, kanunun öngörmüş olduğu genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldırmış olmaktadırlar. Taraflar, bu sonucun ortaya çıkmasını istemiyorsa, yani genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisinin devam etmesini istiyorlarsa yetki sözleşmesinde bunu ayrıca belirtmek zorundadırlar. Buna göre, münhasır yetki sözleşmesinden kasıt, tarafların yetki sözleşmesi ile kararlaştırılan mahkemeden başka bir mahkemede dava açılamaması üzerinde anlaşmalarıdır.

    Somut uyuşmazlıkta, davacı ile davalılardan arasında düzenlenen Sözleşmesinde sözleşmeden doğabilecek uyuşmazlıkların çözümünde yetkili olacağı belirlenmiştir. Tacir olan taraflar arasında yapılan sözleşmedeki düzenleme dikkate alındığında,yetkisi münhasır yetki olup, davanın da sadece İstanbul Mahkemelerinde görülmesi gerekir.

    Hal böyle olunca mahkemece, davalı yönünden mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesi gerekirken esatan hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

    2-)Dava, elektrik abonelerinden tahsil edilen kayıp-kaçak bedelinin istirdatı istemine ilişkindir.

    Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 2013/7-2454 Esas 2014/679 K. Sayılı kararı ve Dairemiz kararları ile Anayasanın Vergi ödevi Başlıklı 73. maddesindeki “... Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır..." şeklindeki düzenlemeye göre; kayıp-kaçak, sayaç okuma, dağıtım, perakende hizmet ve iletim bedeli uygulamasının Kararları ve tebliğleri çerçevesinde uygulama arz eden kanunlar ve ikincil mevzuat hükümleri çerçevesinde arafından belirlenerek uygulandığı, bu tarihteki mevcut hukuki düzenlemenin sınırsız bir fiyatlandırma ve tarife unsuru belirleme hak ve yetkisi vermediği, özellikle kaçak (elektrik enerjisinin hırsızlanması) bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmenin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmadığı, bu faturalara yansıtılan diğer kalemlere ilişkin bedel miktarlarının şeffaflık ilkesi ile denetlenebilmesi ve hangi hizmetin karşılığında ne bedel ödendiğinin bilinmesininde şeffaf hukuk devletinin vazgeçilmez unsuru olduğu, kararları ile bu bedellerin mevcut mevzuat kapsamında tüketicilerden alınmasının hukuka uygun olmadığı kabul edilmiştir.

    Ne var ki, uyuşmazlığın temyiz yolu ile Dairemize geldiği aşamada 17.06.2016 Tarih 29745 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren geçmişede etkili 6719 sayılı kanunun 21. maddesi ile 6446 Sayılı kanunun 17. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile altıncı fıkrasının (a), (ç), (d) ve (f) bentleri değiştirilmiş ve aynı maddeye eklenen 10. bend ile; "Kurum tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin olarak yapılan başvurularda ve açılan davalarda; tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin yetkisi, bu bedellerin, Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır." hükmü getirilerek Tüketici Hakem Heyetlerinin ve Mahkemelerin bu konularda açılacak davalarda inceleme ve araştırma yetkileri geçmişe de etkili olarak sadece bu dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedellerinin Kurumun bu konulardaki düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlanmış, bu bedellerin alınmasında esas olan ilgili tarifelerin düzenlenmesinde .nun Kanundaki yetkileri genişletilerek yukarıda sözü edilen bedeller maliyet unsuru kapsamına dahil edilmiştir.

    Yine, 6719 sayılı kanunun 26. maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu`na eklenen;

    Geçici madde 19; "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla öngörülen düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar, Kurul tarafından yürürlüğe konulan mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." hükmünü,

    Geçici madde 20; "Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılmış olan her türlü ilamsız icra takibi, dava ve başvurular hakkında 17 nci madde hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.

    Hal böyle olunca, karar tarihinden sonra yürürlüğe girmiş bulunan bu yasa değişikliklerinin, yürürlük tarihi öncesi dönemde geçerli olan kararlarına dayanılarak alınmış olan ve dava konusu yapılan kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili olarak açılan ve halen devam eden davalarda da geçmişe etkili olacak şekilde (bu yasa değişikliği öncesinde açılan ve halen görülmekte olan davalar da) uygulanması gereken hükümler içerdiğinden, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu`nun 17., geçici 19. ile 20. maddelerinin, somut olaya etkisinin bulunup bulunmadığının yerel mahkemece tartışılıp değerlendirildikten sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekmektedir.

    3-) Bozma nedenlerine göre davalı tarafların diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

    SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince birinci bendde açıklanan nedenlerle davalı yararına, ikinci bendde açıklanan nedenlerle davalı ... ve davalı Ayararına BOZULMASINA, üçüncü bendde açıklanan nedenle davalı tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraflar için ayrı ayrı olmak üzere duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.480 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı taraflara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK`nun 440/I maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2016/9026 Karar : 2016/5505
    Tarih : 28.09.2016

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Dava, ödenmeyen kira alacağının tahsili ile taşınmazın tahliyesi istemine ilişkindir. Mahkemece dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ...'ün ... adresinde bulunan taşınmazı 26/08/2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile kiraladığını, Cumhuriyet Savcısı olan davalı ...`ün ... Cumhuriyet Savcılığından ... Cumhuriyet Savcılığına atandığından ATGV Konut Yönetmeliğinin 19. Maddesindeki iki aylık süre dolduktan sonra 06/09/2015 tarihinde lojmanı boşaltması gerekirken bu tarihte lojmanı tahliye etmediğini, görev süresi bitmesine rağmen lojmanların boşaltılmamasının lojman sırası bekleyenler yönünden büyük haksızlıklar meydana getirdiğini ve bu haksız kullanımın da büyük maddi zarar verdiğini belirterek davalının dava konusu taşınmazdan tahliyesini ve 6.466,45 TL kira alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; davalının tacir veya kamu tüzel kişisi olmadığı bu nedenle HMK.17. maddesinin uygulanamayacağı, taraflar arasındaki yetki sözleşmesi HMK.nun yürürlüğe girmesinden önce yapılmışsa da yetki sözleşmesinin geçerli olması ile zaman bakımından uygulanması kavramlarının birbirinden farklı olduğu, maddi hukuk bakımından geçerli olan bir sözleşmenin usul hukuku bakımından uygulanamayabileceği, nitekim HMK’nun 448.maddesinde; kanun hükümlerinin, tamamlanmış işleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağının belirtildiği, HMK yürürlüğe girdikten sonra, taraflar arasında HMK yürürlüğe girmeden önce yapılan yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu, yetkili mahkemenin İstanbul Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle davanın yetki yönünden reddine karar verilmiştir.

    Kira alacağı davalarında hangi mahkemenin yetkili olduğu genel yetki kurallarına göre belirlenir. HMK’nın 6. maddesi hükmü gereğince davalı kiracının ikametgah mahkemesi yetkili olduğu gibi aynı Yasanın 10.maddesi ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanun`unun 89.maddesi gereğince kira borcu alacaklıya götürülerek ödenmesi gereken borçlardan olması nedeniyle davacının ikametgah mahkemesi de yetkilidir. Kural olarak davanın konusu sözleşmeden doğan para borcu olup da olayımızda olduğu gibi sözleşmede aksi kararlaştırılmamış ise, bu para borcu alacaklının (davacının) ödeme zamanındaki ikametgahında ödenir. Bir başka anlatımla kira parası kiraya verenin ayağına götürülüp

    ödenecek borçlardandır. Bu nedenle davacı alacaklının ikametgah mahkemesi olan davaya bakan mahkeme de yetkili olduğundan işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir.

    Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.

    SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 28.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ
    Esas : 2015/3751 Karar : 2015/15621
    Tarih : 25.11.2015

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    İhtiyati haciz kararına itiraz eden vekili alacaklının ve müvekkilinin adresinin Hendek olmadığını, sözleşmede yetkili olarak Hendek Mahkemelerinin yetkili olduğuna dair yetki sözleşmesinin de bulunmadığını, borç kabul ödeme taahhüdü senedinde yer alan imzanın da müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin araçlarının bağlanması ile böyle bir durumdan haberdar olduğunu beyan ederek ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

    İhtiyati haciz isteyen vekili ihtiyati hacze itirazın ayrı bir tespit davası olarak ikame edilmesi gerektiğini, böyle bir dava açılmamakla itirazın yok hükmünde olduğunu, basit bir dilekçe şeklinde ileri sürülen itirazın reddi yada itirazın ayrı bir esasa kaydı yapılarak neticede ihtiyati haczin koşullarının oluştuğu gözetilerek reddi gerektiğini beyan etmiştir.

    Mahkemece taraflar arasında yapılan borç kabul ödeme taahhüdü senedinde yetki hususunun belirtilmediği, borçlunun ikametgahının ‘Akçakoca’ olduğu için yetkili mahkemenin Akçakoca mahkemeleri olduğu gerekçesi ile İİK nun 265. maddesi gereğince yetki itirazının kabulüne ve ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiş, karar ihtiyati haciz isteyen vekilince temyiz edilmiştir.

    İhtiyati hacze konu alacak taraflar arasındaki borç kabul ödeme taahhüdü anlaşmasından kaynaklanmakta olup sözleşmeye göre borcun ifa edileceği yer, ödenmesi taahhüt edilen asıl icra takibinin bulunduğu yer olan Hendek olmakla, HMK 10. maddesi uyarınca borcun ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu gözetilerek yetki itirazının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

    Yukarıda belirtilen nedenlerle hükmün davacı yararına ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, oybirliğiyle karar verildi.



  • YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 2016/2011 Karar: 2017/13716
    Tarih: 11.10.2017

    • HMK 10. Madde

    • Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki

    Davacı; davalının konut dışı su abonesi olduğunu, davalı abone tarafından 2010 yılı 8. aylar ile 2012 yılı 11. ayı su bedellerinin ödenmediğini, bu sebeple borcun tahsili için davalı aleyhine 26. İcra Müdürlüğü'nün 2013/13179 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının icra dairesinin yetkisine ve borca, işlemiş faize, faiz oranına ve ferilerine itiraz ettiğini, bu sebeple itirazın iptali ile ilgili icra takibinin devamına, davalının %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

    Davalı; davacı idareye abonelikle ilgili herhangi bir borcunu olmadığını, alacağın varlığı iddia edilen döneme dair borçların yeni kiracı tarafından abonelik alınırken davacı kuruma ödendiğini ve bu borçların kendisi ile yeni kiracı arasındaki kira alacağından düşüldüğünü, borçtan sorumlu olduğunu kabul etmemekle birlikte bu davada yetkili mahkeme ... icra daireleri ve mahkemeleri olduğunu belirterek davanın esastan ve usulden reddini istemiştir.

    Mahkemece; davalının tacir olmadığı, davalıya ait işyeri olarak kullanılan taşınmaza su aboneliği oluşturulduğu, her iki taraf tacir olmadığından abonelik sözleşmesindeki yetkiye dair düzenlemenin geçersiz olduğu, davalının yerleşim yeri adresinin ..., taşınmazın bulunduğu yerin ... olduğu, aboneliğin ...'da oluşturulduğu, davalı adresi, aboneliğe konu taşınmazın bulunduğu yer dikkate alındığında 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 10. Maddesi uyarınca sözleşmenin ifa yerinin ... olarak kabulünün ve dolayısıyla ... icra daireleri ile mahkemelerinin yetkili olduğunun kabulünün hakkaniyete uygun olmayacağı, kaldı ki belirtilen davalı adreslerinde de sözleşmenin ifası anlamında tahsilat yapıldığı, böylelikle davalı hakkında icra takibinin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığı anlaşıldığından yetkisiz icra dairesinde icra takibi başlatılması sebebiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

    Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkeme, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyebilir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Başka bir ifadeyle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle tetkik mercinin yerine geçerek, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek, kesin olarak sonuçlandırmalıdır. ( H.G.K. 28.03.2001 gün ve 2001/19-267-311 sayılı; H.G.K. 20.11.2002 gün ve 2002/19-900-994 Sayılı kararları ) Kaldı ki; itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle, mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerektiği doğaldır.

    Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda; mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır.

    İcra İflas Kanunu'nun 50.maddesi gereğince; "Para veya teminat borcu için takip hususunda yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur."

    HMK'nın 6.maddesiHMK'nın 6.maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı Kanunun 10.maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de dava açılabilir. Bu da özel yetkiye dair bir düzenlemedir. Öte yandan; yine aynı kanunun 17.maddesinde tarafların yetki sözleşmesi yapmak suretiyle yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri belirtilmiştir.

    Tarafların sözleşmede yetkili mahkemeyi kararlaştırmış olmaları, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6.maddesi uyarınca genel yetkili olan ve 10. maddedeki kural gereğince özel yetkili bulunan mahkemelerin yetkilerini kaldırmaz. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. ( Bkz. HGK. 05.11.2003, 2003/13-640-627 Sayılı kararı ).

    Somut olayda, davanın tarafları arasında abone sözleşmesi bulunmakta olup, davalının konut dışı abone olarak imzaladığı sözleşmede; açıkça ... İcra Dairelerinin yetkisini kabul ettiği, bu yönde anlaştıkları görülmektedir.

    Davacı kurum; 2560 Sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kanunu'nun ek 5, geçici 10. maddeleri uyarınca kurulmuş olup, çalışmaları özel hukuk hükümlerine bağlı bulunmakta ve tacir sıfatını taşımaktadır.

    Öyle ise mahkemece, bu ilkeler gözetilerek, davacı ile konut dışı ( işyeri ) abonesi davalı arasında ... İcra Müdürlüğü'nün yetkili olduğu konusunda sözleşme bulunduğu ve böylelikle de ortada geçerli bir icra takibinin bulunduğu gözetilerek, işin esası hakkında yapılacak yargılama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

    SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 6100 Sayılı geçici madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.